S p
BAfiKENT ÜN‹VERS‹TES‹ KÜLTÜR YAYINI 1 KASIM 2010
192297
SAYI: 2010 /11
FİYATI: 4 TL
2000
Amerikan Cerrahlar Birli¤i’nden
“Atatürk Türkiyesi”ne Büyük Onur Ödülü
9
Prof. Dr. Haberal’a Yurdun Dört Bir Köflesinden Kutlama Mesajlar› Ya¤›yor Cengiz Özak›nc› Yabanc›lar›n Bir Düflünü Dile Getiriyor “Türksüz Dünya”
Prof. Dr. Haberal’›n bu baflar›s›yla Türkiye, ilk kez en üst düzey Onur Ödülü kazand›. Cüneyt Arcayürek ve Oktay Ekfli’nin yorumlar›yla:
Sinan Meydan: Samsun’dan Önceki Vahdettin’i HSYK OLAYI Anlat›yor
R›fat Serdaro¤lu Aç›kça Uyar›yor: “Türkiye’nin Alt›nda ‹ki Bomba Var”
Prof. HABERAL:
GEREKÇES‹Z TUTUKLU “... son y›llarda ülkemiz ‹FT‹RA rejimine do¤ru h›zl› bir flekilde gidiyor. Bunun sonucudur ki 1.5 y›ldan fazla bir süredir hiç bir yasal gerekçe gösterilmeksizin, bütün özgürlüklerim maalesef sivil bir yönetim döneminde gasp edilmifltir. Böyle bir durumu sivil bir yönetim döneminde yaflamam›z› Ülkemize ve Demokrasimize yak›flt›ramad›¤›m›, Yapt›ran ve Yapanlar› k›nad›¤›m›, Aziz Milletimize sayg›yla sunuyorum.” Prof. Dr. Mehmet HABERAL
BAfiKENT ÜN‹VERS‹TES‹ KÜLTÜR YAYINI
Bütün Dünya
1 KASIM 2010
2000
Baflkent Üniversitesi Ad›na Sahibi: Prof. Dr. Mehmet Haberal Yay›n Genel Yönetmeni Mete Akyol Yay›n Genel Yönetmeni Yard›mc›s›: Mehmet Muhsino¤lu Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü: Gülçin Orkut Görsel Yönetmen: Turgut Keskin Teknik Yap›m Yönetmeni: Faruk Güney ‹flletme Genel Yönetmeni: Sina fien Yay›n Dan›flman›: Yaflar Öztürk Türk Dili Dan›flman›: Haydar Göfer Sanat Dan›flman›: Süheyla Dinç Redaksiyon: Fatma Ataman Düzeltme Sorumlusu: Nükhet Aliciko¤lu Baflkent Üniversitesi’nin bir kültür hizmeti olan Bütün Dünya 2000, Baflkent Üniversitesi kurulufllar›ndan Aküm Reklamc›l›k, Dan›flmanl›k ve Yay›nc›l›k Ajans› Sanayi ve Ticaret A. fi.’nin 1. Cadde No: 77, Bahçelievler, Ankara adresinde haz›rlanm›fl, Euromat Entegre Matbaac›l›k A. fi.’nin Sanayi Caddesi No:17, Yenibosna, ‹stanbul adresinde bas›lm›flt›r.
2
Seçiciler Kurulu: Prof. Dr. Nevzat Bilgin (An›sal Baflkan) Prof. Dr. Ahmet Mumcu Prof. Dr. Solmaz Do¤anca Prof. Dr. Sevil Öksüz Prof. Dr. Ender Varinlio¤lu, Prof. Dr. Okay Eroskay Prof. Dr. Fuat Çelebio¤lu, Prof. Dr. Sedefhan O¤uz, Prof. Dr. Levent Peflkircio¤lu, Necmi Tanyolaç, Kaya Karan, Alaettin Giray, Ayhan Erten, ‹lhan Banguo¤lu, Ahmet Aydede, Manuel Bilos,Cengiz Dolunay Sürekli Yazarlar: Yücel Aksoy, Nuray Bartoschek, Cahit Batum, Prof. Dr. Yüksel Bozer, Haluk Cans›n, Ali Murat Erkorkmaz, Konur Ertop, Gürbüz Evren, Metin Gören, ‹lyas Halil, Pelin Hazar, Muzaffer ‹zgü, Mehmet Muhsino¤lu, Filiz Lelo¤lu Oskay, Cengiz Önal, Cengiz Özak›nc›, Saniye Özden, Bekir Özgen, Yaflar Öztürk, Erdo¤an Sakman, Songül Saydam, ‹zlen fien, ‹zmir Tolga, Engin Ünsal, Mehmet Ünver, Dr. Mehmet Uhri, Orhan Velidedeo¤lu, Mustafa Y›ld›z Yönetim Merkezi: 10. Sokak No: 45, Bahçelievler, Ankara Tel: (0312) 212 80 16 (pbx) Faks: (0312) 234 12 16 ‹letiflim Adresi: Sedef Cad. 2446 Ada, 1. Parsel, A Blok, Kat: 3, Da: 16, Ataflehir, 34750 ‹stanbul Tel: (0216) 456 27 27 (pbx) Faks: (0216) 456 27 29 Abone Hizmetleri: (0212) 314 08 88 Da¤›t›m: Yaysat Renk Ay›r›m›: Mat Yap›m Bas›m Tarihi: 25 / 10 / 2010 www.butundunya.com.tr butundunya@butundunya.com.tr
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
BAfiKENT ÜN‹VERS‹TES‹ KÜLTÜR YAYINI
Bütün Dünya 2000
YIL:13 SAYI: 150
‹Ç‹NDEK‹LER
6 Atatürk’e Mektup
36 Mustafa Balbay Duruflmas›
Mete Akyol
8
Amerikal› Cerrahlar Birli¤i
92 Halk› Kand›rmak ‹çin “Büyük Yalan” Tekni¤i Mehmet Muhsino¤lu
96 Atatürk’ün Samsun’a Ç›k›fl› ve Vahdettin
Gürbüz Evren
Ali Murat Erkorkmaz
146 fiirazl› Haf›z ‹lyas Halil
Sinan Meydan
Atilla Sertel
41 Unutturmaya Çal›flanlar da Onu Unutamaz
141 Faydal› Korku Ecele Engel
109 Geçmifl Zaman Olur Ki
39
F›rçalayarak
85
‹lk Dersimiz Türkçe
91
Bilginizi Denetleyin
95
T›p Dünyas›ndan
Metin Gören
112 Akil Adamlar Orhan Velidedeo¤lu
47 Atatürk’ün Kimli¤i Cemal Kutay
51 Atatürk’ü A¤latan Dört Olay
9
Prof. Dr. Haberal’a En Üst Düzey Onur Ödülü
13 Kutlama Mesajlar› 20 Silivri’deki Hocalar›m›z Onurumuzdur Tüm Ö¤retim Üyeleri Derne¤i
27 Çankaya’n›n Balans Ayar› m›?
K›sa K›sa
56 Hakimiyeti Milliye Yaz›lar›
127 Sudoku
Cengiz Önal
134 Ufak Tefek Bilgiler
59 Büyük Millet Meclisi’nin Çal›flmalar› ve ‹lk Ulusal Hükümet’in Kurulmas›
148 Poldi
Cengiz Önal
149 Çözümler Sayfas›
65 On Kas›m ve E¤itim Bekir Özgen
150 Yar›n›n Büyükleri 70 Türksüz Dünya Düflleri Cengiz Özak›nc›
25 HSYK Patlad› Oktay Ekfli
Prof. Dr. Kenan Demirkol
Nezihe Araz
23 HSYK’ye Neden Sald›rd›? Cüneyt Arcayürek
116
Et Yemeli mi Yememeli mi?
152 Kareler ve Rakamlar
77 Müzikteki Yar›fl Faz›l Say
120 Kanserden Vazgeçebiliriz
81 Türkiye’nin Alt›ndaki ‹ki Bomba R›fat Serdaro¤lu
Tufan Türenç
124 Semiha Ö¤retmen Sevcan Ak›nc›
29 Ergenekon: AKP’nin Ad› Konmam›fl S›k›yönetimRejimi Emin Çölaflan
86
Gün Ortas›nda Ankara’n›n Orta Yerinde Konur Ertop
128 Turizmde “ÇekYat” Yöntemi Yay›l›yor Nuray Bartoschek
136 Annemin Yafl Günü Hediyesi 4
153 Mant›k Bilmecesi
Gül Kaynak
Muzaffer ‹zgü
154 Satranç 156 Bulmaca 158 Ay›n Kitaplar› 160 Bir foto¤raf, Bin sözcü¤e Bedeldir 5
BD KASIM 2010
Bütün Dünya ’DAN S‹ZE Mete Akyol
A
Atatürk’e Mektup
ziz Atatürk, Sevgili Atatürk, Velinimetim Atatürk; Yak›n arkadafl›n›z ‹smet ‹nönü'de görüp, size, ondan ö¤rendi¤im bu s›fatlar›n›zla hitap edebilme cesaretimin nedeni ve kayna¤›, engin hoflgörünüze olan güvenimdir. Biraz da, asla fl›mar›kl›k de¤il, fakat size flimdi verece¤im güzel bir haberin kan›m› kaynatan coflkusudur. Kara Kas›m'da olmam›za karfl›n, p›r›l p›r›l Ekim'den güzel bir haberim var size. Hani, Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyeti'ni sonsuza dek korumalar›n› ve savunmalar›n› kendilerine birinci görev olarak verdi¤iniz Türk gençleri var ya... ‹flte, verdi¤iniz bu görevi bir buyru¤unuz olarak "bafl›m, gözüm üstünde" düzeyinde bir sayg›yla özümseyip, yaflam felsefelerinin ve insanl›¤a hizmet arac› mesleklerinin de önünde "birinci" s›rada tutan bu Türk gençlerinden biri, bu buyru¤unuzu yerine getirebilmek için yapt›¤› çal›flmalarla geçen ay Türkiyemize, dünya ölçütünde üst düzey bir bilimsel ödül kazand›rd›.
6
O, bu ödülü, size lay›k bir Türk genci kimli¤iyle, yaflam boyu hedefi olarak belledi¤i "Ça¤dafl uygarl›k düzeyinin de üstüne ç›kacaks›n›z" buyru¤unuzu yerine getirdi¤i için kazand›. O Türk genci, buyru¤unuzda hedef olarak gösterdi¤iniz "ça¤dafl uygarl›k düzeyi"ni ulaflaca¤› sabit bir düzey olarak alg›lamakla yetinmedi. Her y›l ulaflt›¤› yeni düzeylerin üstünde, daha da yükseklerde yeni düzeyler arad› ve bu y›l da bu düzeyin üzerine ç›kt›. Dünyan›n en köklü ve en etkin cerrahlar toplulu¤u olan "Amerikan Cerrahlar Birli¤i", bilgi, bulufl ve deneyimlerinden yararlanmak için onu bu y›l, dünyan›n en seçkin alt› cerrah›ndan biri olarak, 97 y›ll›k bu kurulufla "Onursal Üye" seçti. Önceki y›llarda, Türkiye'de ilk böbrek naklini gerçeklefltiren, gelifltirdi¤i yeni bilimsel yöntemlerle bu alanda dünyadaki tüm meslektafllar›na yeni olanaklar ve kolayl›klar sa¤layan; daha sonra Türkiye'de ilk karaci¤er naklini gerçeklefltirip, ard›ndan bu alanda da dünya t›p tarihine kendi bulufllar›yla katk›lar sa¤layan "sizin ne-
feriniz" o Türk gencinden bir haber daha vereyim size. O, 66 y›ll›k yaflam›n›n ilkokul ö¤rencili¤i döneminde, Cumhuriyet ve Atatürk fliirleri okuyarak; ortaokul ve lise ö¤rencili¤i döneminde, Atatürk ve Cumhuriyet konular›nda araflt›rmalar yap›p, yeni bilgiler ö¤renerek çal›flt›. Üniversite ö¤rencili¤ini ise yürekten benimsedi¤i Atatürk ilkelerine toz kondurmadan sürdürdü. Bu yolda kimi arkadafllar›yla çat›flt›, kimi hocalar›yla tart›flt›... Doktor olduktan sonra da, buyruklar›n›z› yerine getirebilmek için mesle¤inde her geçen gün insanüstü bir u¤rafl verdi...
"Ça¤dafl uygarl›k düzeyinin üstüne ç›kmak" hedefine niflan alan bu çocu¤unuz flimdi, bir buyru¤unuzu daha yine eksiksiz yerine getirebilmek için çal›fl›rken, u¤rafl›na bir süre ara vermek zorunda b›rakt›r›ld›. O; sizin, "Ey Türk Gençli¤i, birinci vazifen" diye bafllay›p, "görevin Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyeti'ni sonsuza dek korumak ve savunmakt›r" diye devam eden buyru¤unuzu yerine getirirken, kimsenin ve hatta yarg›n›n dahi ne oldu¤unu bilmedi¤i bir "eylemi" nedeniyle, u¤rafl alan› d›fl›na al›nd›.... "Size ölmenizi emrediyorum" diyen bir komutana, onun benli¤indeki onur ve gururunun yan›nda, çok ufak kalan böylesi bir " hasardan" sözetmek elbette bize yak›flmaz. ‹çinde bulundu¤umuz "ahval ve flerait"i anlatmak için yazd›m bunlar›, yaln›zca... Mektubuma, arkadafl›n›z ‹smet ‹nönü'nün size yazd›¤› bir mektubundaki sözüyle bafllam›flt›m, yine ayn› mektubundaki sözleriyle bitiriyorum: "...Sizi, kudret ve flan, flerefle aram›zda ve bafl›m›zda görmek ümidim, her zamandan ziyade sa¤lamd›r. Ve can verici yüzünüzden, doyamadan binlerce öperim, Sevgili Atatürk, Aziz Atatürk, Velinimetim Atatürk. Tazim ile..." • 7
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Bir Türk Bilimadamı Türkiye’ye ilk kez bu büyük ödülü kazand›rd›.
merikan Cerrahlar Birli¤i, Dr. Franklin Martin'in öncülü¤ünde 1910 y›l›nda bafllat›lan y›ll›k "Klinik Kongreleri"nden yola ç›k›larak 1913 y›l›nda Chicago'da kurulmufltur. Üyelerinin tümü cerrahlardan oluflan bu derne¤in amac›, cerrahi tedavi yöntemlerinde en yüksek ölçütü yakalayabilmek için üyeleri aras›nda bilgi al›flverifli sa¤lamak, en uygun ve en etik tedavi yöntemlerinin uygulanabilmesini sa¤lamakt›r. Amerika Birleflik Devletleri ve Kanadal› cerrahlar taraf›ndan kurulan derne¤in kap›s› tüm dünya ülkelerinin cerrahlar›na aç›k olmas›na karfl›n, bu kap›dan geçebilecek cerrahlar›n önce, çok titiz bir inceleme ve de¤erlendirme süzgecinden geçebilmeleri gerekmektedir. Amerikan Cerrahlar Birli¤i, kuruldu¤u ilk y›ldan bu yana cerrahi alan›nda uluslararas› ün sahibi ve özellikle t›p alan›nda insanlara yard›m konusunda gerçeklefltirdi¤i baflar›l› çal›flmalar› ile kendine hakl› bir yer edinmifl cerrahlar› "Onursal Üyelik" ünvan› vererek ödüllendirmekte, onlar› bünyesine katarak, bilgi, yetenek ve deneyimlerinden, derne¤in öteki üyelerinin de yararlanmalar›n› sa¤lamaktad›r. 8
"Onursal Üyelik" ödülü, her y›l verilmesi gereken bir kural olmamakla birlikte, y›lda en fazla 6 adaya verilebilmektedir. Derne¤in "Onursal Üye" ödülünü kazanan cerrahlar›n say›s›, 1913 y›l›ndan bu yana 424'e ulaflm›flt›r. Prof. Dr. Mehmet Haberal'›n da bu ödüle lay›k bulunmas›yla Türkiye, derne¤in 97 y›ll›k tarihinde ilk kez, t›p dünyas›n›n en üst düzeyindeki bu ödülüne sahip övünçlü 120 ülke aras›nda yer alm›flt›r. Bu y›l›n övünçlü öteki ülkeleri, ‹ngiltere, Fransa, Brezilya, Hindistan ve Çin olmufltur.•
Prof. Dr. Haberal için gönderilen kutlama masajlar›n›n bir bölümü ilerideki sayfalar›m›zda yer almaktad›r.
Prof. Dr. Haberal’a Amerikan Cerrahlar Birli¤i’nden En Üst Düzey Onur Ödülü "T›p bilimine katk›lar› ve insanl›¤a hizmetleri" nedeniyle Prof. Dr. Mehmet Haberal, geçen ay Amerikan Cerrahlar Birli¤i'nin en üst düzey geleneksel ödülüyle onurland›r›larak, t›p dün-
yas›n›n en büyük ve en sayg›n bu meslek kurulufluna "Onursal Üye" seçildi. Davetli oldu¤u Washington'daki görkemli ödül törenine bilinen nedenle kat›lamayan Prof. Dr. Mehmet Haberal, ilk kez bir Türk ve Müslüman bilim adam›na verilen bu anlaml› ödülünü, tutuklu hasta olarak bulunduruldu¤u Haseki Kardiyoloji Enstitüsü'nde, törene kendi ad›na kat›lan kardefli Prof. Dr. Ali Haberal'›n elin-
Fotografta Harvard Üniversitesi Mass. Gen (MGH) Hastanesi Cerrahi Bölümler Baflkan› Prof. Dr. Andrew L. Warshaw, ödülü vermeden önce Prof. Haberal’›n yaflam öyküsünü okudu ve onu anlatt›
Washington’daki ödül törenine kat›lamayan Prof. Dr. Mehmet Haberal’›n ödülünü, kendisini temsilen kardefli Prof. Dr. Ali Haberal ald›. 9
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Derne¤in kuruldu¤u 1913 y›l›ndan buyana geçen 97 y›lda ilk kez bu y›l, bir Türk bayra¤› da ilk kez di¤er onursal üye ülkelerinin bayraklar› aras›nda övünçlü yerini al›yordu. Ayn› bölümde bulunan alt› bofl sandalyede ise, derne¤in yeni seçilen "Onursal Üye"lerinin adlar› yaz›lm›flt›. Bu sandalyelerden birinin üstündeki "Haberal" sözcü¤ü, o yaz›y› okuyanlar›n yüzlerinde buruk bir görünüm oluflturuyordu.
120 ülkeden 15 bin cerrah›n kat›ld›¤› kongrenin yaln›zca 1500 üyesinin davetli oldu¤u ödül töreninde, Derne¤in kuruldu¤u 1913 y›l›ndan buyana ilk kez bir Türk bayra¤› da, di¤er onursal üye ülkelerinin bayraklar› aras›nda övünçlü yerini alm›fl oldu. den ald›. Ödül töreni, Amerikan Cerrahlar Birli¤i'nin 3-7 Ekim 2010 tarihleri aras›nda Washington'daki y›ll›k kongresinin açılıfl›nda yap›ld›.120 ülkeden 15 bin cerrah›n kat›ld›¤› kongrenin yaln›zca 1500 üyesinin davetli oldu¤u ödül töreninde, derne¤in önceki y›llarda seçilen "Onursal Üye"leri, özel akademik giysileriyle ülke bayraklarının sıralandı¤ı sahnede yer alm›fllard›.
Sahnenin yan bölümündeki kürsü
ise, alt› yeni "Onursal Üye"ye ödüllerini verecek olan derne¤in eski baflkanlar› için ayr›lm›flt›. Prof. Haberal'›n ödülünü vermek görevini, Harvard Üniversitesi Mass.
Derne¤in Kurucu Ülkelerinin Ulusal Marfllar› Dinlenirken
10
Gen.(MGH) Hastanesi Cerrahi Bilimler Bölümü Baflkan› Prof. Dr. Andrew L. Warshaw üstlenmiflti. Amerikan Cerrahlar Birli¤i önceki dönem baflkanlar›ndan ve Amerika'n›n önde gelen cerrahlar›ndan Prof. Dr. Warshaw kürsüde, "yak›n dostu" Prof. Dr. Mehmet Haberal'›n yaflam öyküsünü Prof. Dr. Ali Haberal Türkiye bayra¤›n›n yan›nda okudu, sonra bu ödülün ilk kez bir Türk'e verildi¤ini belirtti ve özel olarak vurgulayarak görmek" temennilerini bildirmesini ayr›ca, ödülün bir Müslüman bilim istedi. Prof. Warshaw, bu özel ilgisinadam›na verildi¤ine de dikkat çekti. den sonra "yak›n dostu"nun ödülünü, Prof. Warshaw, törene Prof. Dr. Meh- "içtenlikli kutlama duygular›yla iletmet Haberal ad›na kat›lan kardefli Prof. mesi için" Prof. Dr. Ali Haberal'a "eDr. Ali Haberal'a önce, a¤abeyinin manet etti." Kuruldu¤u 1913 y›l›ndan buyana sa¤l›k durumunu ve hat›r›n› sordu, töAmerikan Cerrahlar Birli¤i'nin bu gerene kat›lan tüm arkadafl› meslekdafllar›n›n ve kendisinin "dayanma gücü" leneksel ödülü, ülke, din ve ›rk ayr›m› dilekleri yan› s›ra, "geçmifl olsun" ve gözetmeksizin,"T›p bilimine sa¤lad›k"kendisini en k›sa sürede aralar›nda lar› katk›lar› ve insanl›¤a yapt›klar› hizmetleri" nedeni ile her y›l, dünyan›n tüm cerrahlar› aras›ndan seçilen alt› "seçkin cerrah"a verilmektedir. Prof. Dr. Mehmet Haberal'›n d›fl›nda bu y›l›n "Onursal Üye" ödülünü kazanan befl "seçkin cerrah", Fransa'dan Profesör Dr. Launios, ‹ngiltere'den Profesör Dr. Nicholls, Hindistan'11
BD KASIM 2010
Prof. Dr. Ali Haberal, ödül töreni nedeniyle düzenlenen resepsiyonda a¤abeyi Prof. Dr. Mehmet Haberal’›n yak›n dostlar› Washington Üniversitesi, Cerrahi Bölümler Baflkan› Prof. Dr. Carlos A. Pellegrini (solda) ve Amerikan Cerrahlar Birli¤i’nin bir önceki Baflkan› Prof. Dr. LaMar McGinnis (sa¤da) ile. Sa¤daki fotografta Prof. Dr. Ali Haberal, a¤abeyinin onursal üyelik berat›n› gösteriyor. dan Profesör Dr. Udwadia, Brezilya'dan Profesör Dr. Birolini ve Çin'den Profesör Dr.Wei oldu. Amerikan Cerrahlar Birli¤i'nin geleneksel "Onursal Üye" ödülü ilk kez, derne¤in kurulufl y›l› 1913'de, ‹ngiltere
Kraliyet Cerrahlar Birli¤i Baflkan› Sir Rickman Godlee'ye verilmifl, bu y›l›n ödül sahipleriyle birlikte 97 y›l boyunca derne¤in Onursal Üye ödülünü kazanan uluslararas› seçkin cerrahlar›n say›s›, 424'e ulaflm›flt›r. •
Prof. Haberal’a verilen Onur Ödülü Berat› (solda) ve tören günü Prof. Haberal’›n ad› yaz›l› bofl kalan koltu¤u (sa¤da) 12
13
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Say›n Prof. Dr. Mehmet HABERAL
S
evgili Kurucu Rektörümüz,
1913 y›l›nda kurulan ve kuruldu¤u y›ldan bu yana cerrahi alan›nda ulus-
lararas› ün yapm›fl ve özellikle t›p alan›nda insanlara yard›m konusunda gerçeklefltirdi¤i çal›flmalar ile kendine hakl› bir yer edinmifl kiflileri ödüllendiren Amerikan Cerrahlar Birli¤i taraf›ndan "fleref üyeli¤i" ile ödüllendirilmifl olman›z, fazlas›yla hak edilmifl bir payenin taraf›n›za teslimi niteli¤inde bulunsa da, bizleri gururland›rm›fl ve duyguland›rm›flt›r. Tarih, bu k›ymet bilirli¤in nas›l olup da ülkemizde hiçbir biçimde hak edilmemifl bir cezaya dönüfltürülmüfl oldu¤unu incelerken, hiç kuflku yok ki bu durumu, ülkemizin içinden geçti¤i bir cinnet dönemi olarak de¤erlendirecektir. Her ulusun tarihinde karanl›k günler olmufltur. Böylesi günlere yak›ndan tan›k olan ulu önderimiz Atatürk, ak›l ve ilimi bizlere miras olarak b›rak›rken ve ayd›nl›k günlere ç›k›fl için Türk Gençli¤i’ni görevlendirirken, hiç kuflku yok ki o emsalsiz sezgisiyle yaflanabilecekleri görmüfl ve karanl›klardan ç›k›fl yolunu bizlere göstermifltir. Atam›z›n iflaret etti¤i bu çizgiden sizin bir an bile sapmam›fl oluflunuz, bu çekti¤iniz ac›lar›n kuflkusuz bafll›ca nedenidir. Bizler, ellerimizde alev alev yanan, ak›l ve ilim yolunu ayd›nlatan meflalelerimizle, sizi bir önder olarak yeniden aram›zda görece¤imiz günlerin çok yak›n oldu¤una tüm kalbimizle inan›yor, sizi çok özlüyor ve bekliyoruz. Sonsuz sevgi ve sayg›lar›m›zla, Baflkent Üniversitesi Senatosu
Amerikan Cerrahlar Birli¤i Onursal Üyeli¤ine seçildi¤ini mutlulukla ö¤rendim. Ben senin insan ve hekim vasf›nla bu ödülü çoktan hak etti¤ini düflünüyorum. Yaflam›n bizim için neler haz›rlayabilece¤ini düflünecek kadar sürprizi hem kendi yaflam›mdan hem de baflkalar›n›n yaflamlar›ndan görebildim. Senin hekim yaflant›na dönece¤in aktif günleri özlemle bekliyorum. Bu anlaml› ödülle hekimli¤inin ve cerrahl›¤›n›n ve en önemlisi insanl›¤›n›n tespit edildi¤i inanc›yla tekrar tebrik eder, sa¤l›k ve esenlik dilerim. Sayg›lar›mla Prof. Dr. Yücel KANPOLAT Türkiyel Bilimler Akademisi TÜBA Baflkan›
Say›n Prof. Dr. Mehmet HABERAL
“Amerikan Cerrahlar Birli¤i”nin bu y›lki Onursal Üyeli¤i’ne seçilmenizden dolay› sizi içtenlikle kutlar›m. Asl›nda daha önce de uluslararas› birçok ödüller alm›flt›n›z. Bu ödüllerin yaln›z sizi de¤il, Türkiye’yi de onurland›rd›¤›na inan›yorum. Size reva görülenler karfl›s›nda bilim dünyas›n›n gösterdi¤i ilgi ve tepki, her türlü takdirin üzerindedir. Türk bilim dünyas› da, sizin benzeri zor bulunan yüksek hasletlerinizin bilincindedir. Bu vesileyle sizi bir an önce aram›zda görmek dile¤iyle sa¤l›k ve sab›rlar dilerim. Prof. Dr. Ayhan O. ÇAVDAR Türkiye Bilimler Akademisi fieref Üyesi ve Kurucu Baflkan› Türkiye Cerrahlar Derne¤i'nin Bildirisi
Say›n Üyemiz, Amerikan Cerrahlar Koleji, üyemiz Prof. Dr. Say›n Mehmet Haberal'› 'fiEREF ÜYE' li¤ine seçmifltir. Amerikan Cerrahlar Koleji'nin 97 y›ll›k tarihinde bir Türk cerrah›na ilk defa verilen bu de¤erli ödül tüm camiam›z› mutlu etmifltir. Say›n Haberal'i en iyi dileklerimizle kutlar, baflar›l› çal›flmalar›n›n sürmesini dileriz. TCD Yönetim Kurulu 14
15
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Türkiye Bilimler Akademisi'nin De¤erli Üyeleri,
TÜBA Baflkanl›¤›n›n 7.10.2010 günü, Prof. Dr. Mehmet Haberal'a, Amerikan Cerrahlar Birli¤inin verdi¤i "Onursal Üyelik" Ödülü ile ilgili haberi okudu¤unuzu umarak yaz›yorum. Profesör Haberal ile tan›flmad›m. Tutsak durumda hastanede oldu¤unu biliyorum. Böyle dünya cerrahlar›na verilen bir ödülü almak için bilimsel olarak yapt›klar›n› incelemek amac› ile, SCI'deki verilere bakt›m. 1971-2010 y›llar›n› kapsayan 40 y›ll›k dönemde (863) yay›n› var. Birkaç M. Haberal olabilir diyerek yay›nlardaki adresleri incelemeye çal›flt›m. 2008, 2009, 2010 y›llar›nda (118) çal›flma yay›nlam›fl. Hepsinin adresi "Baflkent Üniversitesi". 863 çal›flma için (bugün) 2590 at›f alm›fl. (Non-self) at›f say››s› 1899. h-indisi 18. 2006,2007 y›llar›nda (san›r›m hapishaneye düflmeden önce) her y›l 130 çal›flma yay›nlam›fl. 2008-2009 y›llar›nda her y›l 450 - 425 at›f alm›fl. Bu çal›flmalar› yapan bir bilim adam›n›n her ne maskaral›kla olursa olsun hapse at›lmas› hüzün vericidir. Prof. Dr. Mehmet Haberal'›n bugüne kadar TÜBA üyeli¤ine aday gösterilmemifl olmas›n› da anlayamad›m. Aday gösteren olursa destekleyici (emekli) üye olarak imza atmaya haz›r›m. Bilgilerinize sunuyorum. Sayg›lar›mla. Prof. Dr. Bahattin BAYSAL Bo¤aziçi Üniversitesi Ek-Görevli Ö¤retim Üyesi.
De¤erli (Türkiye Bilimler Akademisi) TÜBA Üyeleri,
Prof. Mehmet Haberal'› ö¤rencili¤inden, Hacettepe cerrahideki asistanl›¤› y›llar›ndan beri iyi tan›r›m. Mehmet Haberal çok çal›flkan, dürüst, ülkesini seven, insan›, insanl›¤› seven, hekimlik ahlak› ilkelerine son derecede sad›k de¤erli bir bilim insan›d›r. Cerrahi alan›nda bu ülkeye birçok yenilikler getirmifltir. Kurdu¤u Baflkent Üniversitesi ülkemizin onur duyaca¤› bir e¤itim kurumudur. Baflkent Üniversitesi T›p Fakültesi ve hastanesi gerçekten üst düzeyde e¤itim ve araflt›rma yapan, üst düzeyde hizmet veren bir kurulufltur. Haberal bu T›p Fakültesini, bu üniversiteyi kurabilmek için gece gündüz büyük bir özveri ile çal›flt›. Kendisine büyük ifl merkezleri kurmad›, büyük kazançlar sa¤lamad›. Prof. Mehmet Haberal toplumun sorunlar›na ilgisiz, duyars›z kalacak bir insan de¤ildi. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra insan haklar› savunucusu olarak epeyce s›k›nt› çekmiflti. Kuflkusuz ülkenin sorunlar›n› daha iyi tan›mak, bu sorunlarla daha iyi mücadele etmek için bir tak›m toplant›lara kat›l›yordu. Ne ac›d›r ki ülkemizde siyasal ç›karlar ya da korkular yüzünden çok de¤erli yazarlar, ozanlar y›llarca tutuklu kalm›fllar, kimileri y›llarca hapis yatm›fl, ço¤u da sonunda aklanm›fllard›r. fiimdi de yazarlar›n yan› s›ra bilim insanlar›m›z da belki y›llarca bitmeyecek bir dava sürecinde tutuklan›yorlar. Ben onun bilimsel yan›n› de¤erlendirebilecek konumda de¤ilim. Ancak, TÜBA'n›n Prof. Dr. Mehmet Haberal'a de¤er verdi¤ini gösteren her türlü giriflimin desteklenmesi gerekti¤ine inan›yorum. Sayg›lar›mla,
Prof. Dr. M. Orhan ÖZTÜRK
16
17
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Say›n Prof. Dr. Mehmet Haberal
Amerikan Cerrahlar Birli¤i’nin size verdi¤i “Onursal Üyelik “ ödülü, ak›l almaz haks›zl›klar›n hüküm sürdü¤ü ülkemde, bunca s›k›nt›lar›n, üzüntülerin aras›nda, karanl›kta yak›lm›fl bir ›fl›k oldu, umutlar›m›z› ayd›nlatt›, içimizi ›s›tt›. Umar›m bu ödül, sizin de içinizi ›s›tm›flt›r. Ayn› meslekte oldu¤unuz ve sizinle ayn› u¤urda ömrünü vermifl bilim adamlar›n›n ödülüdür bu. O nedenle çok özel de¤erde bir anlam da tafl›maktad›r. Çok de¤erli, yüre¤imin parças›, sevgili Prof. Haberal. Sizi sevgiyle, sayg›yla kutluyorum. Bir an önce ameliyathanenize dönmeniz için her an, her saniye bütün inanc›mla dua ediyorum.
Sizle hiç karfl›laflmad›k; hiçbir akademik platformda ve ortamda birlikte bulunmad›k. Bunun benim aç›mdan bir flanss›zl›k oldu¤unu bilmekteyim. Ancak sizin gibi, Türk t›p bilim alan›nda cesurca ilkleri bafllatm›fl, uluslararas› hakl› bir üne sahip bir bilim insan›yla ayn› ülkenin vatandafl› olman›n onur ve gururunu tafl›maktay›m. Size verilen büyük ödül asl›nda Türk t›p adamlar›na ve t›p bilim dünyas›na verilmifl bir meflaledir, bir sancakt›r. Bu türden çok az kifliye lay›k görülen ödüllerin, yaln›zca Bat› dünyas›n›n bilim insanlar›nca de¤il, Türkiye gibi Bat›yla çat›flarak Bat›l› olmay› baflaran bir ülkenin bilim insan› taraf›ndan da al›nabilece¤inin kan›tlanm›fl olmas›, öteki ana karalardaki ülkenin insanlar›na da özendirici, umutland›r›c› örnek oluflturaca¤›na sonsuz inançla, onurla, sayg›lar sunar›m. Erol MÜTERC‹MLER
Haliç Üniversitesi Ö¤retim Üyesi ve Cem TV, Televizyon Programc›s›
Buruk bir seviç yafl›yoruz. Macide TANIR Devlet Sanatç›s›
Pek Say›n Hocam, Hocam›z,
Yeni ald›¤›n›z ödül için sizi candan kutluyorum. Ne yaz›k ki, yabanc›lar›n verdi¤i bu de¤eri anlamayacak kadar cahil, h›rsl›, geri kafal› insanlar da var. Gelecek tehlikeyi fark edemeden onlar› biz yetifltirdik... Onlar da Allah korkusu olmadan, sizler gibi en de¤erli varl›klar›m›z›n, olmayan suçlar yükleyerek, özgürlüklerini ac›madan ald›rd›lar. ‹nan›n, her zaman hat›r›mda ve kalbimdesiniz. Yaln›z benim de¤il, bütün ailem ve dostlar›m›n da... Duam›z, bir an önce oradan ç›kman›z. Allah'›n adaletine inan›yorum. Bunu yapanlar cezalar›n› göreceklerdir. Size sayg› ve selamlar›mla, sa¤l›k ve bir an önce kurtulma temenni ediyorum. Muazzez ‹lmiye ÇI⁄ 18
Amerikan Cerrahlar Birli¤i 100 y›ll›k tarihlerinde, ilk defa bir Türk Cerrah›na, hem de dünya çap›nda bir ödül veriyor. Bu s›radan bir olay de¤il. Öncelikle bu ödülden dolay› Say›n Hocam›z Prof. Dr. Mehmet Haberal'› kutluyoruz. Dünyan›n k›skanarak hayran oldu¤u böyle bir dehay› 500 küsur gündür sorgusuz, mesnetsiz, sudan bahanelerle, yarg›s›z infaz fleklinde, özgürlü¤ünden ve çok sevdi¤i mesle¤inden mahrum b›rak›larak, içerde tutup, cezaland›r›yorlar. Herkes suçsuz oldu¤unu biliyor ve bunu dile getiriyor. Cumhurbaflkan› bile gecikmifl adalet, adalet de¤il diyor ve isyan ediyor. ‹ktidar kanad›ndan da tutuklulu¤un infaza döndü¤ü sesleri yükseliyor. Ama buna ra¤men ne hikmetse Say›n Haberal ve gibilerin ne suçu söyleniyor ne de b›rak›l›yorlar.
Bu ülke ak›l tutulmas›na m› u¤rad›? Kendi kendimizin düflman› m› olduk? Bu kadar duyars›z, umursamaz bir toplum mu olduk, ne? Kendi de¤erlerimizin k›ymetini bilmiyor ve sahip ç›km›yoruz. Okuyanlar›m›z bile düflünebilme yetisini yitirdi mi diye düflünüyorum. Böyle bir durum uygar bir ülkede olsa yer yerinden oynard›. Gerçekleri göremeyecek kadar kör ve duyamayacak kadar sa¤›r bir toplum muyuz? Say›n Haberal içerdeyken bile okyanus ötesinden büyük bir ödül al›yor, bu medya hazretlerinin g›k› ç›km›yor. Bu mu sizin haber anlay›fl›n›z? Bu mu bizim tarafs›z medyam›z? Bu mu adalet, bu mu demokrasi? Merhum ‹smet ‹nönü'nün, meflhur sözü kulaklar›m›zda ç›nl›yor, öfkeyle dudaklar›m›zdan f›rl›yor: "Hadi can›m, sen de..." Orhan KOCADA⁄ Emekli Sa¤l›k Memuru, Yalova 19
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
SAYGIMIZ VAR AMA ZULMED‹L‹YOR Tüm Ö¤retim Üyeleri Derne¤i (TÜMÖD), 2-10-2010 tarihli bildirisi ile gözalt›na al›nan ve tutuklanan akademisyenlere destek aç›klamas›nda bulundu. Geciken adalete vurgu yapan TÜMÖD’ün aç›klamas› flöyle:
S‹L‹VR‹’DEK‹ HOCALARIMIZ ONURUMUZDUR Prof. Dr.
Prof. Dr.
Prof. Dr.
Prof. Dr.
Prof. Dr.
Yücel Aflk›n
Yalç›n Küçük
Kemal Alemdaro¤lu
Mehmet Haberal
Mustafa Yurtkuran
Prof. Dr.
Prof. Dr.
Prof. Dr.
Prof. Dr.
Prof. Dr.
Fatih Hilmio¤lu
Erol Manisal›
Emin Gürses
Ercüment Oval›
Ferit Bernay
Prof. Dr. Yücel Aflk›n, Prof. Dr. Yalç›n Küçük, Prof. Dr. Kemal Alemdaro¤lu, Prof. Dr. Mehmet Haberal, Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, Prof. Dr. Fatih Hilmio¤lu, Prof. Dr. Erol Manisal›, Prof. Dr. Emin Gürses, Prof. Dr. Ercüment Oval›, Prof. Dr. Ferit Bernay, birbirinden de¤erli bütün bu ö¤retim üyeleri, yad›rgat›c› biçimde, bir sabah erken saatte, hanelerine yap›lan bask›nlarla, sanki yüz k›zart›c› suçlardan dolay› aran›p da bulunam›yorlarm›flcas›na, al›n›p götürülmüfllerdir; gözalt›na al›nm›fllard›r; bir k›sm› tutuklanm›flt›r. Birço¤unun, tutukluluk halleri, uzun süre devam etmifltir; bu aflamada y›llar› bulan tutukluluk halleri, söz konusudur. Hemen hepsi, henüz ne ile suçland›klar›n› dahi bilmemektedirler.>> 20
A
dalete, ba¤›ms›z Prof. Haberal’›n bilgisayar yarg›ya, kuflkusuz s›n›rs›z bir sayg› içindeyiz. diskinin, tahsisat yoklu¤u Bu ne kadar böyle ise, ge- nedeniyle hala daha ciken adaletin adil olmaktan ç›k›p, tutukluluk çer- incelenememifl oldu¤una çevesinde tam anlam›yla dair, alayvari beyan; söz bir zulme dönüflmesinden, konusu kayg›m›z›n, bir o kadar ac› duyuyoruz. Ortada yerli yersiz sözde maalesef, kesin bir kan›t› delillerle fliflirilmifl dosya- olarak tezahür etmektedir. lar, ne olduklar› belli olmayan gizli tan›klarla malûl bir resim Adana'ya sevk olunan ve ölüm sebebi, varken, bunun salt, "yarg›n›n ba¤›ms›z t›bben, "gözalt›ndaki sürede yüksek çal›flmas›na sayg›" yönünde samimiyet- tansiyonun yol açt›¤› damar t›kan›kl›siz bir talebiyle tart›lmak istenmesi, ¤›yla böbreklerini kaybetmesi" olarak ne yaz›k ki, bize aç›k ve çirkin, bir si- belirlenen, tansiyon ve böbrek hastas› yasi göz boyama manevras› olarak Rahmetli Prof. Uçkun Geray'in, hayat›na noktay› koyan, hastal›k - yafll›l›k görünmektedir. Prof. Haberal’›n bilgisayar diskinin, dinlemez, ölümcül trajik kurgu, ne katahsisat yoklu¤u nedeniyle hala daha dar siyasi idiyse ve ne denli onar›lamaz incelenememifl oldu¤una dair, alayvari yaralar açt› ise, flu anda Prof. Mehmet beyan; söz konusu kayg›m›z›n, maale- Haberal’›n ve Prof Fatih Hilmio¤lu’nun, sef, kesin bir kan›t› olarak tezahür et- o arada pek çok yazar›n ve masum insan›n, bitmez tutukluluk çileleriyle, mektedir. Biz TÜMÖD olarak, yaflanan›n, yaflad›klar›n›n, tamamen ayn›, kabul salt bir yarg›sal süreç de¤il; siyaseten, edilemez, siyasi bir çizgide seyretti¤ini bilhassa sakatlanm›fl bir yarg› süreci gözlemliyor, büsbütün, üzülüyoruz. Siyaset gerekti¤inde tahsisat ay›r›r, zemininde, hukuk devletiyle ba¤daflmaz, bir siyasi tecziye mekanizmas›n›n gerekti¤inde yarg›ç, savc›, uzman, kime resmini yans›t›yor oldu¤unu düflünü- ne ölçüde ihtiyaç varsa, onlar›n say›s›n› yor, bundan derin bir elem duyuyoruz. art›r›r, gerekti¤inde gizli tan›k ve özel Van 100. Y›l Üniversitesi’nde, Rek- yetkili savc› yasas›ndaki hukuksuzlu¤u tör Yücel Aflk›n’›n ve Üniversite Genel giderir, gerekti¤inde, adalet müfettiflSekreteri'nin, olur olmaz suçlamalar lerini görevlendirip, konunun bunca uzant›s›nda, tutuklanmalar›yla birlikte a¤›rdan ele al›nmas›nda, aksakl›klar yaflananlar... Derken, daha sonra ç›- nelerdir, diye soruflturmalar bafllat›r. Gerekti¤inde, “Yüksek yarg› çizkart›ld›¤› mahkeme taraf›ndan tahliye edilecek olsa da, hasta hasta gözalt›na meyi yine aflt›!” demek yerine, Yarg›al›n›p, ‹stanbul'dan Konya'ya, oradan tay’›n, tutukluluk kararlar›nda yasaya 21
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Tüm ilgilileri, baflta da siyaset mekanizmas›n›, Cumhuriyet Türkiyesi’ne katiyen yak›flmayan, söz konusu çok üzücü garabetten ç›kmak üzere, göreve ça¤›r›yoruz. ayk›r› olarak, biteviye imza tutan yarg›çlar hakk›ndaki tazminat mahkumiyetlerini, inceletir. Gerekti¤inde, dosyalar, belli ellerden al›n›p, gerçek anlamda “tam ba¤›ms›z yarg›” ilkesine bafl koyan, baflka ellere emanet edilir. Bütün bunlar yap›lmadan, bizlerden, "ba¤›ms›z yarg›ya müdahale etmeyin", yaveleriyle, oturup sessiz kalmam›z, beklenemez. A¤ustos 2010’da, Yüksek Askerî fiura tam toplanacakken, 28'i amiral
ve general olmak üzere, 102 asker hakk›nda tutuklama emrinin ç›kart›lmak istenmesine iliflkin yarg›sal ad›mdaki "zamanlaman›n", teti¤e siyaseten bas›lmak suretiyle de¤il de, kendi kendine iflleyen ola¤an yarg›sal çarklar çerçevesinde, tamamen rastsal olarak çal›flt›¤›na inanmak için, "kör" olmak gerekir... Tüm ilgilileri, baflta da siyaset mekanizmas›n›, Cumhuriyet Türkiyesi’ne katiyen yak›flmayan, söz konusu çok üzücü garabetten ç›kmak üzere, göreve ça¤›r›yoruz. At›lmayacak her ad›m, olay›n bir hukuk dram› de¤il, hofla gitmeyen masum insanlar›m›za yönelik, kasden gelifltirilmifl bir siyasi yüklenme oldu¤u yönündeki alg›m›z›, pekifltirecektir.”
ATATÜRK VE ADALET Yasa koyan insanlar birtak›m seçkin özelliklere sahip olmak zorundad›r. O özelliklerden birincisi fludur efendiler: Yasa öneren, yasa yapan, yasa koyan bir insan, insanl›¤›n bütün hislerini bütün ihtiraslar›n› herkesten daha çok sezer ve bilir. Fakat nefsini herkesten çok va tamamen bütünüyle bunlardan ay›rt etmek kudret ve yetene¤ine sahip olmal›d›r. Bu seçkin özelliklere sahip olmayan insanlar insan toplulu¤u için yasa yapmak hak ve yetkisinden men edilmifltir. Efendiler yasalar duygulara dayanarak ve uyularak yap›lmaz. 1. 12. 1921, TBMM. 22
Cüneyt Arcayürek’in 14- 10 - 2010 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde Yay›mlanan Yaz›s›
HSYK’ye Neden Sald›rd›? Hâkimler ve Savc›lar Yüksek Kurulu’ndan baflkanvekili ve kimi üyeler istifa ettiler. Gerekçeleri gayet aç›k ve medyada daha önceki dönemlerde yer alan hukuksal saptamalar› içeriyor:
Y
Yasa gere¤i Kurulun Baflkan› Adalet Bakan› veya onun ad›na toplant›lar›na baflkanl›k eden bakanl›k müsteflar› HSYK’nin çal›flmas›n› engelliyorlar. Önemli, fakat AKP’nin politikalar›na uygun olmayan bir karar ç›kmas› olas› m›? Ya bakan ya da müsteflar› toplant›ya gelmiyor. Kurul çal›flam›yor. Karar alam›yor... Bu nedenle örne¤in hâkimlerle savc›lar›n atamalar›yla ilgili kararname aylarca sürüncemede kal›yor... Kamuoyunda isimleri üzerinde olumsuz tart›flmalar›n yap›ld›¤› kimi hâkim ve savc›lar›n baflka görev yerlerine nakledilmeleriyle ilgili bir kararname söz konusu mu? HSYK toplanam›yor. Bakan da müsteflar› da arazi! Bu örnekler iktidar›n yarg› üzerin-
de kurgulad›¤›, uygulamaya koydu¤u yapt›r›mlara birer örnek. AKP grubunda konuflan Baflbakan’› dinleyince bu örneklere zaten gerek kalm›yor. AKP indinde istifa edenlerin bulundu¤u HSYK’nin ne kadar zararl› bir kurum oldu¤u anlafl›l›yor. *** RTE’nin AKP grubundaki HSYK’ye sald›r› içeren konuflmas›n› RTE’ye söylenmifl gibi okursak; “Bay Baflbakan; HSYK’nin sizinle ifli yok. ‹fli yarg›yla” diye söze bafllayabilir ve flöyle devam edebiliriz: HSYK’ye rahat durmad›n›z, diyorsunuz. Oysa, a¤z›n›z› her aç›fl›n›zda yarg›ya, yarg›n›n en üst kurulu HSYK’yi sald›r›lar›n›z› yan›tlamak zorunda b›rakt›n›z.. 23
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Sald›r›n›zdaki amac›n ne oldu¤u anlafl›l›yor. Askeri k›fllaya, gerçekleri söyleyen ve yazanlar› Silivri’ye hapsettiniz. Bas›n› türlü yollardan sindirdiniz. Devlet kadrolar›n› AKP yandafllar› ile doldurdunuz. Geride kala kala yarg› ba¤›ms›zl›¤› ve ele geçirmeniz gereken yarg›n›n üst kurulu HSYK kalm›flt›. fiimdi ç›k›yorsunuz kürsüye; görevleri sizi alk›fllamak, onaylamak olan AKP grubunda tecahülü arifaneden gelmenin dik âlâs› bir tav›r tak›n›yor, nal›nc› keseri gibi olaylar› kendinize yontarak siyasal demagojiye eflsiz bir örnek veriyorsunuz ve: ”Siyasal aç›klamalar› biz yapmad›k, sald›r›n›za gereken yan›t› vermek zorunda kalan HSYK yapt›” diyebiliyor, HSYK’yi ve kimi üyelerini suçlayabiliyorsunuz. *** Devam edelim: HSYK’ye, ama gerçekte bir türlü sindiremedi¤iniz yarg› ba¤›ms›zl›¤›na sald›rmak, yarg›y› AKP’ye akortlu teksesli konuma getirmek amac›yla -biz de¤il siz- makam›n›z› bir araç gibi kulland›n›z. Siz siyasetçi olarak yetkinizi milletten ald›¤›n›z› söylüyorsunuz; ama, ba¤›ms›z yarg› da millet ad›na karar veriyor. HSYK’de istifalar oldu; -dedi¤iniz gibi- elbette hay›rl›s› neyse o olacak! Bizi istifa ederek dört dörtlük flov yapmakla suçluyorsunuz. Ne ki siz, flovu siyaset dünyas›nda kimlerin meslek haline getirdi¤ini en iyi bilenlerin bafl›nda geliyorsunuz.. ‹stifalar›n geç kald›¤›n› söylüyor24
sunuz. Sizi bu denli mutlu edece¤ini bilseydik; istifalar›m›z› daha önce aç›klayabilirdik. *** Yeni suçlaman›za gelince: “Deyin ki ‘Bizim Yarg›tay’da Dan›fltay’da adaylar›m›z var onun için çal›flaca¤›z’ onu söyleyin” diyorsunuz. Bu aç›klamayla, ay›n 17’sinde Yarg›tay ve Dan›fltay’daki HSYK’ye üye seçiminde kimi adaylar lehine çal›flmak için istifa etti¤imizi söylemek istiyorsunuz.
Geride kala kala yarg› ba¤›ms›zl›¤› ve ele geçirmeniz gereken yarg›n›n üst kurulu HSYK kalm›flt›. Bu as›ls›z bilgiyi nereden ald›¤›n›z› sormak bile istemiyoruz. Bu, malumu ilan olur. Ancak: Seçimlerde kimileri için etkili olmay› ye¤leseydik, HSYK’den istifa etmez, bu Kurul’un etki alan›n› kullanabilirdik. ‹stifalar›m›z, bizden kurtuldu¤unuzu müjdeledi¤i için, kuflkusuz sizi mutlu etmifl olmal›... Öyleyse bu denli h›rç›n, dolayl› biçimde yarg›n›n tümüne sald›ran bir konuflma yapma gere¤ini neden duydunuz? Yoksa, yoksa?.. “HSYK ile ilgili saptamalar›mdan ders al›n ha” diyerek yeniden oluflacak yüksek yarg› organlar›n› bugünden uyarmak m› amac›n›z? •
Oktay Ekfli’nin 12- 10 - 2010 Tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Yay›nlanan Yaz›s›
HSYK Patlad›
Buna “beklenen” mi oldu demek do¤ru, “beklenmeyen” mi, insan tereddüt ediyor, en kesin ifadeyle söylenebilecek olan var: Hâkimler ve Savc›lar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) Dan›fltay ve Yarg›tay’dan seçilerek bu göreve gelen üyeleri, yarg› ve hukuk tarihimizde unutulmayacak bir eyleme birlikte imza koydular.
K
amuoyunun karfl›s›nda
geçtiler ve “Ald›¤›m›z bireysel kararlar sonucu, görevimizden topluca istifa ediyoruz” dediler. Nam›k Kemal’in sözleri kendi eylemine ne kadar uygundu, tart›fl›labilir ama, onun “Çekildik izzet-i ikbal ile Bab-› hükümetten” sözüne en uygun eylemi yapt›lar. Bu sat›rlar› yazarken oturup hukuk ve yarg› tarihimizin yapraklar›n› tek tek açarak “Yarg›çlar›m›z görevlerinin ve konumlar›n›n haysiyetini korumak için topluca istifa etmifller miydi?” diye bir araflt›rma yapm›fl oldu¤umuzu iddia etmiyoruz. Ama bizzat tan›¤› oldu¤umuz son
60 küsur seneyi, o süre içinde yarg›y› en ba¤›ms›z noktaya tafl›yan düzenlemelerden en ba¤›ml› hale getirici hatta onurlar›yla oynay›c› politikalara kadar tüm bildiklerimizi taray›nca sadece “yarg›” dünyam›zdan de¤il, bütünü itibariyle tüm “hukuk” camiam›zdan bu kadar onurlu, bu kadar yürekli bir baflka eylem an›msamad›¤›m›z› söyleyebiliriz. HSYK üyeleri, bugün geldikleri noktayla ilgili mücadeleyi, siyasi iktidar›n (pratikte Adalet Bakan›’n›n ve emrindeki bürokrasinin) kendilerine tevdi edilen görevle ba¤daflmayan müdahalelerine muhatap olduklar› ilk gün bafllatm›fllard›. 25
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Tufan Türenç’in 06-10-2010 Tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde Yay›mlanan Yaz›s›
Sadece siyasi iktidar›n bask›lar› de¤il, “yandafl” medyan›n sistemli flekilde yürüttü¤ü “itibars›zlaflt›rma” yahut “kiflilik katli” (character assasination) dedi¤imiz kampanya da HSYK üyelerini zor bir s›navdan geçirdi. Sonunda, 12 Eylül 2010 günü yap›lan re-
Sadece siyasi iktidar›n bask›lar› de¤il, “yandafl” medyan›n sistemli flekilde yürüttü¤ü “itibars›zlaflt›rma” yahut “kiflilik katli” (character assasination) dedi¤imiz kampanya da HSYK üyelerini zor bir s›navdan geçirdi. ferandumla yürürlü¤e giren yeni Anayasa hükümleri onlar› “Ya onurumuzla görev yapar›z veya çeker gideriz” fl›klar›ndan birincisinin söz konusu olmad›¤›na karar verdiler ve ikinci fl›kk› uygulad›lar. Bilindi¤i gibi Hâkimler ve Savc›lar Yüksek Kurulu’nun yeni hükümlerin yürürlü¤e girdi¤i tarihe kadar biri Adalet Bakan› (Baflkan), di¤eri Adalet 26
Bakanl›¤› Müsteflar› olmak üzere iki “tayinle” gelen, 5 de (üçü Yarg›tay, ikisi Dan›fltay üyeleri taraf›ndan seçilen) “seçilmifl” üyesi vard›. Buna yeni hükümlerle Birinci s›n›fa ayr›lm›fl yarg›ç ve savc›lar aras›ndan seçilen 10 üye ile Cumhurbaflkan›’n›n tayin edece¤i 4 üye, 1’i Türkiye Adalet Akademisi taraf›ndan seçilen üyeleri eklediler. Böylece üye say›s› 22 oldu. Ama sözde “demokratik” bir yap›ya kavuflturulurken HSYK tart›flmas›z bir flekilde Adalet Bakanl›¤›’na ba¤›ml› hale getirildi. Nitekim dün istifa eden üyeler 17 A¤ustos 2010 tarihinden beri Bakanl›¤›n HSYK’y› çal›flt›rmad›¤›n› aç›klad›lar. fiimdiki üyelerden sadece Ali Suat Ertosun’un “görevde kalaca¤›n› ve inanc› do¤rultusunda mücadeleye devam edece¤ini” yak›nlar›na söyledi¤i biliniyor. Görevden ayr›lanlar Dan›fltay ve Yarg›tay’daki eski görevlerine devam edecekler. Bu da belli. Keza HSYK’n›n yeni üyeleri aras›na giremeyecekleri, çünkü yeni üyelikle ilgili aday olma süresinin bitti¤i de biliniyor. Ama kimse bunlara bakarak, HSYK üyelerinin onur mücadelesine sayg› duymaktan uzak kalamaz. •
Çankaya’n›n Balans Ayar› m›? Cumhurbaflkan› Abdullah Gül’ün gazetecilere aç›klamalar›n›, çeflitli platformlardaki konuflmalar›n› dikkatle izlemek gerekiyor. Gül’ün de¤erlendirmeleri, önerileri demokratik hukuk devletinin gereklili¤ine inanan herkesin kat›laca¤› içerikte. rne¤in hukuk devletinin
iflleyifli üzerindeki uyar›lar› itiraz edilemeyecek kadar gerçekleri yans›t›yor. Cumhurbaflkan› uyar›yla da kalm›yor, bunlar›n düzeltilmesi gerekti¤ini özellikle vurguluyor. Silivri’deki yarg›lamalar›n hukuk normlar›na ayk›r› oldu¤u kan›s›, tutukluluklar›n endifle verici flekilde uzamas› belli ki Cumhurbaflkan›’n› da rahats›z ediyor. Gül son bir y›ld›r gezilerine kat›lan gazeteci arkadafllar›m›za bu tür rahats›zl›klar›n› dile getiren aç›klamalarda bulunuyordu. Bunlar›n bir an önce düzeltilmesi gerekti¤i konusunda iktidara
göndermeler yap›yordu. Ama iktidar›n, son Meclis konuflmas›na kadar bu göndermeleri pek alg›lama niyetinde olmad›¤› bir gerçekti. Ancak tutukluluk durumlar›n›n mahkûmiyete dönüflmesi ve bunun hukuk devletinin iflleyifli konusunda içte ve d›flta duyulan endifleleri art›rmas› hükümette bir hareketlili¤e neden oldu. Ama bu konuda Baflbakan Erdo¤an hâlâ suskun. *** Cumhurbaflkan›’n›n yeni anayasa, Kürt sorunu, seçim baraj›n›n indirilmesi, demokrasinin geniflletilmesi, baflkanl›k sistemi ve 27
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
kendi görev süresinin bofllukta b›rak›lmas›, insan haklar›, düflünce ve ifade özgürlü¤ü konular›nda yapt›¤› elefltiri ve uyar›lara kat›lmamak mümkün de¤il. Ancak... Evet bu “ancak” çok önemli. fiunun için önemli. Cumhurbaflkan›’n›n atamalar› yaparken, önüne gelen yasa ve kararnameleri onaylarken ayn› duyarl›l›¤› göstermemesi söylemlerinin içtenli¤i konusunda ciddi kuflkular yarat›yor. Yani Cumhurbaflkan› Gül’ün söylemleri ile tasarruflar› aras›nda büyük çeliflkiler var. Anayasa Mahkemesi’ne üye, YÖK’e baflkan ve üye, üniversitelere rektör atamalar›nda tarafs›zl›k ve liyakatten çok belli dünya görüflü rol oynuyor. Oysa Çankaya demokratik rejim için bir güvence olmak durumunda. Yani ülkeyi yöneten iktidara karfl› rejimin son freni. Ancak Cumhurbaflkan›’n›n yapt›¤› icraat, özellikle kendisinin “Demokrasilerde çek-balans iflin özüdür” söylemiyle çelifliyor. *** Cumhurbaflkan›’n›n söylem ve konuflmalar›na AKP ve yandafllar›ndan pek destek gelmiyor. Destek, daha çok kendisinin Cumhurbaflkan› seçilmesine karfl› ç›kan kesimlerden. Ancak bu deste¤i veren vatandafllar›n büyük bölümü bu söylemlere temkinli yaklafl›yor. “Acaba bir iyi polis, kötü polis oyunu 28
Cumhurbaflkan›’n›n atamalar› yaparken, önüne gelen yasa ve kararnameleri onaylarken ayn› duyarl›l›¤› göstermemesi söylemlerinin içtenli¤i konusunda ciddi kuflkular yarat›yor. Yani Cumhurbaflkan› Gül’ün söylemleri ile tasarruflar› aras›nda büyük çeliflkiler var. mu?” sorusu kafalara tak›l›p kal›yor. Söylemlerinin inand›r›c› olabilmesi için kuflkusuz Cumhurbaflkan›’n›n yapmas› gerekenler var. Örne¤in atama ve onaylamalarda daha duyarl› davranmal›. Vicdanlar› rahats›z eden Silivri soruflturmalar›, yarg›lamalar› konusunda devreye girmeli ve al›nan önlemleri titizlikle izlemeli. Devlet içindeki tarikat ve cemaat yap›laflmalar›na müdahale etmeli. Aksi takdirde, söylemlerine olumlu bakanlar Cumhurbaflkan›’n›n konuflmalar›n›n “balans ayar›”ndan baflka bir fley olmad›¤›na inanacak. •
Emin Çölaflan’›n 5-10-2010 ve 6-10-2010 Tarihinde Sözcü Gazetesi’nde Yay›nlanan Yaz›lar›
Ergenekon: AKP’nin Ad› Konmam›fl S›k›yönetim Rejimi Sevgili okuyucular›m, ad›na Ergenekon denilen dava Silivri mahkemesinde sürüp gidiyor. Art›k sab›rlar taflt›. Pek çok masum insan, sadece bu iktidar›n karfl›t› oldu¤u için Silivri cezaevinde bofl yere tutuluyor, süründürülüyor, manevi iflkenceye tabi tutuluyor. Baz›lar›n›n tutukluluk süresi üç y›l› geçti. Duruflmalar›n bitece¤i yok. Mahkeme baflkan› tutuklular›n tahliyesi için oy kullan›yor, öteki iki hakim ise ›srarla tutuklulu¤un devam›na karar veriyor! Bu nas›l hukuktur, nas›l adalettir? Davan›n ismine dikkat ediniz: Ergenekon silahl› terör örgütü! Bunlar darbe yapacakt›! Silahl› veya silahs›z Ergenekon örgütü konusunda bugüne kadar hiçbir belge ortaya ç›kmad›. Birbirini tan›mayan, cezaevinde tan›flan insanlar oraya toplan›p örgüt havas› verildi. Her terör örgütünün bir lideri olur. Kim bu lider? Bir numara kim, onun alt›nda kimler var, gizli örgütün hücre
yap›lanmas›n› kimler oluflturuyor? Bunlar›n hiçbiri bugüne kadar yap›lan sorgulama ve duruflmalarda ortaya ç›kar›lmad›. Tamamen tarafs›z bir aç›dan yaz›yorum: O insanlara yaz›k oluyor. ‹çlerinde gazeteciler, yazarlar, PKK’ya karfl› da¤larda vuruflan subay ve astsubaylar, rektörler, üniversite hocalar› ve daha nice masum insan var. Tümünün ortak özelli¤i, yurtsever olmalar›, AKP iktidar›na karfl› ç›kmalar›. Tutukluluk cezaya dönüfltü ve büyük tepki al›yor. Y›llarca sürmesi beklenen duruflmalar dipsiz kuyu gibi. Ne zaman bitece¤ini, karar›n ne zaman aç›klanaca¤›n› mahkeme dahil hiç kimse 29
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
bilemiyor. *** Yaflanan bu dram›n
Ard› ard›na gelen bu operasyonlar Türk toplumunu korkuttu. Evet, itiraf edelim korkuttu. ‹nsanlar sindirildi, ses ç›karamaz duruma getirildi. Operasyonlarla birlikte ortaya bir baflka gerçek daha ç›kt›. Herkesin telefonlar› dinleniyor, e-postalar›, fakslar› izleniyordu. Özel yaflam bitmiflti.
ard›ndaki korkunç gerçe¤i görmezsek, silahl› Ergenekon terör örgütü olay›n›n perde arkas›n› gösteremezsek, bu olay› çözemeyiz. Gerçekten, nedir bu olay? Bu dava, AKP’nin Türkiye’de korku imparatorlu¤u yaratmas›n›n oyunca¤› idi. An›msay›n›z, 2007 y›l›ndan bafllayarak Türkiye’nin seçkin insanlar›, büyük operasyonlarla gözalt›na al›nd›. Evleri polis taraf›ndan bas›ld›, gözalt›nda tutuldular, sonra ço¤u tutukland›. Ard› ard›na gelen bu operasyonlar Türk toplumunu korkuttu. Evet, itiraf edelim korkuttu. ‹nsanlar sindirildi, ses ç›karamaz duruma getirildi. Operasyonlarla birlikte ortaya bir baflka gerçek daha ç›kt›. Herkesin telefonlar› dinleniyor, e-postalar›, fakslar› izleniyordu. Özel yaflam bitmiflti. Bu yolla toplum daha da fazla korkutuldu. Bask›n, izleme-dinleme, gözalt› ve tutuklamalardan sonra, muhalefet yapan kesimler yok edildi. Ancak bu iflin çok baflka bir boyutu daha vard›: AKP medyas›! Polis ve savc›lar taraf›ndan elde edilen her fley, bire bin katarak bu medyaya servis edildi. Bunlar›n gazete, televizyon ve internet siteleri, hadiseleri yalan yanl›fl demeden servis etmeye bafllad›. Kendilerine verilen, uçurulan, üfürülen her fleyi abartarak, yalanlarla donatarak millete yut30
turup yeni bask› unsuru oluflturdular. Bu rezalet, bu hukuksuzluk günümüzde de aynen devam ediyor. *** Size yak›n geçmiflten birkaç örnek vereyim. Yine lütfen an›msay›n, yak›n zamana kadar bunlar›n medyas›, Güneydo¤u’da kaybolan cesetleri, bulunan kemikleri, asit kuyular›n› (!) manfletlere tafl›yordu. Buna göre, Güneydo¤u’da görevli Ergenekoncu (!) askerler yörede yüzlerce günahs›z insan› öldürmüfl, cesetlerini parçalam›fl, gömmüfl, hatta baz› cesetleri Silopi’de BOTAfi’a ait asit kuyular›na yak›p eritmifl ve yok etmiflti! Yap›lan düzmece ihbarlarla çok say›da yer, hatta askeri birliklerin arazileri savc›lar, avukatlar ve ilgili kiflilerin yak›nlar›yla birlikte kaz›ld›. Bir yerde birkaç kemik ç›kmaya görsün, bunlar›n medyas› hemen feryada bafll›yordu: “Askerlerin öldürdü¤ü insanlar›n kemikleri bulundu!” Yap›lan adli t›p incelemelerinde bunlar›n tamam›n›n ölmüfl at, eflek, inek, hatta kufl kemikleri
oldu¤u belgelendi. Yörede asit kuyusu ise hiç olmam›flt›. ‹kinci bir örnek daha vereyim. Bunlar›n medyas›nda aylar boyunca baflka bir tantana daha yap›ld›: “Ergenekoncular Ankara’da Kent Otelde toplan›yor, darbe burada planlan›yordu!” Kent Otel’de ayda bir düzenlenen yemeklerin tamam›na ben de kat›ld›¤›m için iyi biliyorum. Bu yemeklere baz› emekli komutanlar, gazeteciler, üniversite hocalar›, yarg› mensuplar›, belediye baflkanlar› kat›l›r ve orada çeflitli ülke sorunlar› tart›fl›l›r, uzmanlar anlat›rd›. Her ay baflka bir konu: Türkiye-AB iliflkileri, Türk tar›m›n›n durumu, medyan›n durumu, yerel yönetimlerin sorunlar›, CHP’nin durumu gibi…70-80, bazen de 100 kiflinin kat›ld›¤› bir yemek düflünün, konuflan kiflilerin o koca salonda seslerini herkese duyurabilmesi için seyyar mikrofon kullan›l›rd›. Konuflacak herkese garsonlar taraf›ndan mikrofon getirilir, ya da mikrofon elde ele geçerdi. Bu arada belirteyim, o salonda en az 10 garson görevli olur, içki ve yemek servisi yapard›. Bu nas›l darbe ve terör örgütü idi ki, garsonlar›n yan›nda darbe planlard›! Dahas›, yeme¤e kat›lanlar›n bir bölümünün asker ve polis korumalar› vard›. Onlardan baz›lar› salonda, baz›lar› d›flar›da beklerdi. Hele polislerin yan›nda mikrofonla darbe plan› yapmak!.. fiimdi burada soruyorum: Türki-
ye kamuoyu bu yalanlarla aylarca u¤raflt›r›lm›flt›. Peki nerede o ölüm kuyular›, nerede faili meçhul cinayetler ve askerler taraf›ndan yok edilen cesetler?
Nerede kald› Kent Otel toplant›lar›? ‹ktidar medyas› bunlar› niçin unutmak zorunda kald›? Çünkü hepsi yaland›. Kendilerine geçmiflte o do¤rultuda servis yap›l›p direktif verilmifl ve onlar› yaz›p söylemeleri istenmiflti. fiimdi ise elde baflka konular var! Onlar da yine ayn› yerden, tek elden servis yap›l›yor ve hepsi de ayn› fleyleri gündeme getiriyor! ‹ktidar medyas›na bu düzmece, yasa ve hukuk d›fl› bilgi ve belgeleri kimin, kimlerin s›zd›rd›¤› ise bilinmiyor. Muhalefet partileri yasad›fl› dinleme ve izlemeleri önemsemedi¤i gibi, bu konuyu da –ne yaz›k ki- önemsemiyor…Ve bu iflin üzerine gidilemiyor. *** Evet, Ergenekon davas›, toplumu
korkutmak, sindirmek, muhalefeti yok etmek için kullan›lan bir bask› arac› olarak kullan›ld›. ‹fl bununla da kalmad›. Siviller toplan›nca, bu kez oklar askerlere, komutanlara yöneldi, ortaya Balyoz gibi davalar ç›kar›ld›, komutanlar tutukland›. “Ben Ergenekon davas›n›n savc›s›y›m” diyebilen Tayyip, bütün bunlar› ellerini ovuflturarak, zevkten dört köfle olmufl bir biçimde ekibiyle birlikte izledi ve izliyor. Balyoz ve benzerlerinde verilen mesaj aç›kt›: “Devlet benim. Ben Genelkurmay’› çökertirim, onun komutanlar›n› içeri att›r›r›m, pes ettiririm.” Ancak pes eden olmad› çünkü içeri al›nanlar›n hiçbiri boyun e¤medi, onurunu çi¤netmedi. Ama itiraf edelim, TSK’y› had›m etme operasyonu büyük ölçüde baflar›ld›. Küçücük bir örne¤ini 31
BD KASIM 2010
hemen vereyim: Bülent Ar›nç isimli lay tamamen AKP karfl›tlar›n› sindirflahsa suikast yap›laca¤› haberleri med- me operasyonu idi. Bu yolla toplum yaya sürüldü. Olay tamamen düzmece korkutuldu. Gözalt›lar, tutuklamalar, ç›kt› ama Genelkurmay’›n en gizli bilgi izlemeler ve dinlemelerle toplum bask› ve belgelerinin sakland›¤› Ankara’daki alt›na al›nd›. kozmik odalara mahkeme karar›yla giHedefe ulafl›lm›flt›. Ancak iflin çok rilip arama yap›ld›, devletin savafl ha- önemli bir boyutu daha vard›: Medya line iliflkin en gizli bilgi ve belgeleri susturulmal›, AKP’ye tav›r koyma ookundu, baz›lar› mühürlendi. Genelkur- las›l›¤› olan medya patronlar› ve gamay, bunlar›n a盤a ç›kt›¤›n›, bu neden- zetecilerin bafl›na ifl aç›lmal›yd›. le yürürlükten kald›r›ld›¤›n› aç›klamak zorunda Kemal K›l›çdaro¤lu birkaç kald›. Kemal K›l›çdaro¤lu gün önce “Türkiye’de ad› birkaç gün önce “Türki- konmam›fl bir s›k›yönetim” ye’de ad› konmam›fl bir s›k›yönetim” var diyordu. var diyordu. Çok do¤ru Çok do¤ru söylüyordu. söylüyordu. Ancak önemli olan bu Tayyip, medya patronlar›n›n nas›l tesbiti yapmak de¤il, bu iflin üzerine gitmektir. ‹nflallah onu da yaparlar! ürkek, korkak ve paragöz oldu¤unu keflfetmiflti. Hepsinin hükümetle büyük Evet, Ergenekon, Balyoz gibi nice iflleri vard›. Özellikle Ayd›n Do¤an, davalar, 2007 y›l›ndan bu yana toplumu Mehmet Emin Karamehmet, Turgay korkutmak, sindirmek, sesini kesmek Ciner, Ferit fiahenk gibilerin devlet için uygulamaya konuldu…Ve epeyce ve hükümetle milyarlarca dolarl›k iflbaflar›l› oldu. Hukuk çi¤nendi, adalet leri vard›...Ve bunlar 25’den fazla gayok edildi, kurulan polis ve korku dev- zete ve televizyonun sahipleri idi. Bunletinde iktidar bask›s› medyan›n da lara tam saha pres uygulanmal›yd›! üzerine çöktü…Ve toplum sindirildi, ‹lk operasyon benimle bafllad›. 22 ses ç›karamaz duruma getirildi. temmuz 2007 seçimlerini AKP yüzde Kurnazca haz›rlanm›fl bir taktik… 47 oy alarak kazand› ve hemen ard›nVe halen uygulan›yor. dan beni iktidar›n bask›s›yla Hürriyet’ten kovmak zorunda kald›lar. Ayd›n Do¤an beni kovarak bask›lardan kurERGENEKON (2) tulaca¤›n›, ifllerinin aç›laca¤›n› zannetÜç y›ld›r Ergenekon silahl› terör miflti ama yan›ld›¤›n› k›sa sürede görörgütü (!) ile yat›p kalk›yoruz. Gözal- dü. Bu kez üzerine vergiciler gönderilt›lar yap›ld›, Türkiye’nin seçkin insan- di ve milyarlarca dolarl›k haks›z, gadlar› götürüldü, tutukland›. ‹flin özünü darca vergi cezalar› kesildi. En büyük dünkü yaz›mda vurgulam›flt›m. Bu o- patron art›k çökertilmiflti. O kadar ki, 32
BD KASIM 2010
ismini gazetelerinin künyesinden bile ç›karmak zorunda kald›. Ergenekon’la bafllayan bask› ve sindirme süreci devam etti. Belli aflamalarda Necati Do¤ru, Mine K›r›kkanat, Bekir Coflkun ve çok say›da baflka gazeteciler flutland›, baz› gazeteciler tutukland›. Patronlar›n tümü korkutuldu. Bugün onlar›n gazete ve televizyonlar›ndan AKP iktidar›na ya¤ bal daml›yor! Teslim bayra¤›n› hep birlikte çektiler. Elefltiri yok, iktidar› k›zd›racak haber yok! Ergenekon plan› böyle yürüyordu. *** Fakat gelin görün ki, bu bask›lar-
dan y›lmayacak yay›n kurulufllar› da vard›. O halde ilk aflamada onlar›n hesab› görülmeli, defteri dürülmeliydi. fiimdi afla¤›da verece¤im örnekleri dikkatle izleyiniz. Yüzlercesi aras›nda iktidara tav›r koyabilen dört televizyon kanal› vard›: Ulusal Kanal. Bafl›nda ‹flçi Partisi Genel Baflkan› Do¤u Perinçek. ART. Bafl›nda Türk Metal Sendikas› Genel Baflkan› Mustafa Özbek. Kanal B. Bafl›nda Prof. Dr. Mehmet Haberal. Kanaltürk. Sahibi Tuncay Özkan. Bunlar›n dördünün de sahipleri, manevi patronlar› Ergenekon sürecinde tutukland›. fiu anda hepsi tutuklu. Yap›lan çökertme giriflimleri sonucunda Tuncay Özkan, kanal›n› Fethullahç›lara satmak zorunda kald›. ART maddi olarak çökertildi. Önce Dijitürk’ten ç›kar›ld›, çal›flanlar›na para veremez duruma düflürüldü. Ulusal Kanal ve
Kanal B kör topal, befl kuruflsuz yürütülmeye çal›fl›l›yor. Bu örnekleri gören öteki medya patronlar› zaten yelkenleri suya indirmiflti. Art›k onlar›n gazete ve televizyonlar›nda iktidar›n hofluna gitmeyecek haber ve yorum yay›nlanmas› mümkün de¤ildi. ‹nce ince ifllenen, dantel gibi örülen Ergenekon plan› medyan›n üzerine çökertildi, AKP aç›s›ndan olumlu ve hay›rl› sonuçlar›n› iflte böyle verdi! *** Bazen düflünüyorum, bazen birlikte tart›fl›yoruz, yukar›da s›ralad›¤›m dört isim, acaba niçin tutuklu? Onlara bir de Mustafa Balbay’› eklemeliyim. Uzun y›llard›r dost oldu¤um Mustafa ile dört y›l boyunca ART’de her Pazar sabah› program yapt›k ve özel yaflam dahil nice s›rlar›m›z› paylaflt›k. Mustafa’n›n “Silahl› terör örgütü (!)” ile en ufak bir ilgisi olsayd›, herhalde en az›ndan bana ç›tlat›rd›. Do¤u Perinçek!.. Bu hayali örgütün neresinde oldu¤unu bugüne kadar anlayamad›k. Tek suçu Ayd›nl›k dergisinde yazd›¤› yaz›lar ve Ulusal Kanal yay›nlar›! Ateflli ve yürekli bir insan olan dostum Tuncay Özkan’›n suçu, televizyonu ile muhalefet yapmak, Cumhuriyet mitinglerine kat›lmakt›. Prof. Dr. Mehmet Haberal... Y›llard›r tan›d›¤›m dostum, Baflkent Üniversitesi Rektörü. Ankara’da bir üniversiteyi, Türkiye’de nice hastaneleri yoktan var etmifl, hayat›n› insanlar› iyilefltirmeye, ameliyatlara, organ nakillerine ve ö¤renci yetifltirmeye ada33
BD KASIM 2010
m›fl dünya çap›nda bir Dahas› var! Haberal, mahket›p adam›. Sabah 7’de vizite ç›kan, zaman›n› me sorgusunu “Suçum Ne?” hastane ve üniversitede ad› alt›nda kitap yapt›. Sorgugeçiren, gecenin geç sa- nun tutanaklar›n› virgülüne atlerinde ameliyattan ç›bile dokunmadan yay›nlad›. kan bir hoca. Haberal ve terör!.. O kitab› büyük merakla okuHaberal ve örgüt!.. Asla dum. Kafamda hep flu soru yan yana gelmeyecek vard›: “Acaba Haberal bilmekavramlar. Her tutukluda oldu- di¤imiz bir ifl çevirmifl de, o ¤u gibi, tahliye talepleri yüzden mi tutuklu!” Hiçbir konusunda Silivri mahkemesinin baflkan› olum- fley yoktu, sorguda kendisine lu oy kullan›yor, di¤er bir tek suçlama, belge, kan›t iki hakim sürekli karfl› yöneltilmiyordu… ç›k›yor…Ve bu insanlar 1’e karfl› 2 oyla y›llard›r tutuklu kal›- tahliye edilen bir dostum. “Abi” dediyor. Hukuksuzluk o boyuta vard› ki, ¤im bir dost. ‹smini aç›klam›yorum. Yarg›tay 4. Hukuk Dairesi, Haberal’›n Hal hat›r sorduk, birbirimizi özledi¤ihaks›z yere cezaevinde tutulmas›na mizi söyledik. Sonra anlatt›: neden olan hakim ve savc›lar› tazminat “Akci¤er kanseri oldum. Kemateödemeye mahkum etti. ropi görüyorum. fiimdi bütün gücümle Dahas› var! Haberal, mahkeme savunmam› haz›rl›yorum. ‹nflallah sorgusunu “Suçum Ne?” ad› alt›nda bana da s›ra gelir de, u¤rad›¤›m›z bu kitap yapt›. Sorgunun tutanaklar›n› haks›zl›¤›, adaletsizli¤i yarg› önünde virgülüne bile dokunmadan yay›nlad›. dile getirme f›rsat›n› bulurum.” O kitab› büyük merakla okudum. KaAllah’tan sa¤l›k diledim ve o anda famda hep flu soru vard›: “Acaba Ha- akl›ma Kuddusi Okk›r geldi. Ergeneberal bilmedi¤imiz bir ifl çevirmifl de, kon teröristi oldu¤u iddias›yla tutuko yüzden mi tutuklu!” Hiçbir fley yok- land›¤›nda bütün AKP medyas› hiç tu, sorguda kendisine bir tek suçlama, utanmadan, Allah’tan korkup kuldan belge, kan›t yöneltilmiyordu… utanmadan yaygaray› basm›flt›: “Ergenekon’un kasas› yakaland›, VE GELEN B‹R TELEFON tutukland›.” Sevgili okuyucular›m, dün ö¤le Kuddusi Bey aylarca Silivri cezasaatlerinde yaz›m›n tam bu sat›rlar›n› evinde yat›r›ld›. Hastayd›, giderek köyazm›flt›m ki, telefonum çald›. Karfl›m- tülefliyordu, cezaevi yönetimi ve dokda Ergenekon davas›ndan gözalt›na torlar ilgilenmiyordu. Sonuçta mecbual›nan, bir süre tutuklu kald›ktan sonra ren hastaneye kald›r›ld›¤›nda, o 40 34
BD KASIM 2010
kiloya inmifl yaflayan bir ölü idi ve orac›kta can verdi. Ölümünden önce ve sonra yap›lan araflt›rmalarda, b›rak›n Ergenekon’un kasas› olmay› bir yana, emekli maafl›ndan baflka geliri, bir evi d›fl›nda mal› mülkü olmad›¤› ortaya ç›kt›. Ölümü sonras›nda efli Sabriye Okk›r bir kitap yaz›p bu olay› anlatt›...Ve okuyan herkesi a¤latt›. Kitab›n ad› “Cinayeti Gördük” (Cumhuriyet Kitaplar›) fiimdi akci¤er kanseri olan ve Al-
lah’tan bütün içtenli¤imle sa¤l›k diledi¤im “Ergenekon zanl›s›” dostum dün telefonda savunmas›n› haz›rlad›¤›n› belirtiyor ve “‹nflallah savunma s›ras› bana da gelir” diyordu. AKP’nin ad› konmam›fl s›k›yönetimi Ergenekon’da sadece hukuk
çi¤nenmiyor. Nice insanl›k dramlar› yafland› ve yaflan›yor. Gören var m›, duyan var m›!.. •
ADALET ÜZER‹NE AFOR‹ZMALAR Yazan: Av. DURDU GÜNEfi
•Bir tilki adaletten bahsediyorsa, tavuklar buna asla inanmamal›. •Birileri sürekli adalet, bar›fl, özgürlük diyorsa kula¤›n›z› de¤il, gözünüzü kullan›n. •Hakk› bulmak için de¤il hakl› ç›kmak için konufluyorsak, konufla konufla anlaflamay›z. •Bir ülkede adalet bozulmuflsa herkes risk alt›ndad›r. •‹flimize geldi¤i zaman adaleti savunabiliriz. Ama bizi erdemli k›lan iflimize gelmedi¤i zamanda adaleti savunabilmektedir. •Yarg›s›z infaz›n oldu¤u yerde yarg›dan söz edilemez. •Do¤rular› sadece delilerin söyledi¤i bir toplumda ak›l lüzumsuz bir aksesuvard›r. •Bir köpe¤e niçin ›s›rd›¤› sorulmaz. Onun her zaman hakl› bir gerekçesi vard›r. •E¤er bir ülkede ayd›nlar›n yolu hep hapishaneden geçiyorsa, ayd›nlar›n ilk ifli adaletin terazisini düzeltmek olmal›d›r. 35
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Mustafa Balbay Duruflmas› Yazan: AT‹LLA SERTEL ‹zmir Gazeteciler Cemiyeti ve TGF Genel Baflkan›
‹ki ay ara verilmiflti... Duruflma günü 10 A¤ustos'tu ve biz yollara düfltük. ‹zmir'den kalkan otobüste floförler ve muavin dahil 25 kifliydik. Çanakkale yoluyla Silivri'ye sabah›n 9.00'unda ulaflm›fl olmak ve duruflma bafllamadan Balbay ve Tuncay ile el sallayarak da olsa selamlaflmak istemifltik. Yetiflemedik... Biz salona girdi¤imizde duruflma bafllam›flt›... Tuncay Özkan mahkeme baflkan› taraf›ndan cezaland›r›lm›fl ve duruflma d›fl›na ç›kart›lm›fl. Mustafa Balbay salona girdi¤imizi hissetmifl. Oturdu¤u ön s›radan geri dönerek el kald›rd›, bizi selamlad›... Saat 10.00 sular›yd›. Mahkeme heyeti Silivri'den canl› ba¤lant› ile Levent Ersöz'ün yatt›¤› hastaneye ba¤lanm›fl savunmas›n› al›yordu. 36
Bir süre sonra duruflmaya ara verildi... Mustafa Balbay h›zla bize do¤ru geldi. B›raksalar atlayacakt›, b›raksalar kucaklaflacakt›k. Tek tek hatr›m›z› sordu. Biz de sorduk. CUMOK üyeleri sesleniyorlard›: ”Seni bu kez almaya geldik.” Balbay'›n yüzünde gülümseme, muzipli¤i yine üstünde, yan›tlad›: ”Peki, siz bilirsiniz. Burada da rahat›m›z iyi ama çok ›srar ederseniz gelebiliriz.” fiaka bir yana, sorgu ve yarg› aflamas›nda "‹nfaz Yasas›"na göre 8-10 y›ll›k cezan›n peflinen çektirildi¤i gazeteciler, bilim adamlar›, yaflamlar›n›n en verimli, en üretken dönemlerinde özgürlüklerinden yoksun b›rak›l›yorlard›. Mahkeme baflkan›n›n tahliye talepleri di¤er iki hakim taraf›ndan reddedildi¤i için... Biz gazeteciler arkadafllar›m›z›n
‹mam efendi, "Sizin günahlar›n›z›n affedilmesi için Allah'a yalvarabilirim" Balbay, "Sen bizim için de¤il de mahkeme heyetinin günahlar›n›n affedilmesi için yalvarsan daha iyi olur. Bizden çok onlar›n ihtiyac› olacak" diye yan›t verince imam Mustafa Bey ile olan sohbet de böylece noktalanm›fl... özgür b›rak›lmas›n› istiyoruz. Bu ses giderek yükseliyor. Siyasi görüflü ne olursa olsun bu ses kamuoyundan büyük destek görüyor. Vicdan sahibi insanlar bu vicdan d›fl› uygulama karfl›s›nda yüreklerinden gelen isyan› dile getirmeye bafllad›. Balbay ile görüflüyoruz. Cezaevi koflullar› a¤›r... S›ca¤›n 40-50 dereceleri buldu¤u günlerde üç metrekare bahçeye aç›lan demir ko¤ufl kap›s› kilitlendi¤i için dar hücrede soluksuz uyumak mümkün de¤il. Di¤er ko¤ufllarda kalan tutuklularla yasa elverdi¤i halde görüfltürülmüyorlar. Günün 24 saatinde siz kendi bafl›na üç kiflisiniz. Günler, haftalar boyunca bu böyle.
Balbay dilekçe vermifl, demifl ki: ”Cezaevi kurallar› içinde bize tan›nan sosyal haklardan yararlanmak istiyoruz. Bir süre sonra yan›t gelmifl, ”‹mam ister misiniz.” diye... Mustafa düflünmeden yan›t vermifl: “Getirin, isterim.“ demifl. Gülümsüyor anlat›rken. "De¤iflik yüzde ve de¤iflik görüflte bir insanla sohbet etmenin yarar›n› düflündüm" diyor. Silivri Müftülü¤ü'nden imam gelmifl. Onun da ad› Mustafa'ym›fl. ”Selamünaleyküm Mustafa Bey” demifl... Selamlaflm›fllar, tan›flm›fllar. ‹mam sormufl: ”Sizin için ne yapabilirim, Mustafa bey...” Mustafa demifl ki: ”Bizi buradan kurtaracak duay› okuyun lütfen...” ‹mam flafl›rm›fl dudaklar›nda ac› bir gülümseme. "Buna benim gücüm yetmez Balbay Bey," diye yan›tlam›fl. Balbay sormufl, "Peki nas›l bir dua okumak istersiniz?" ‹mam efendi, "Sizin günahlar›n›z›n affedilmesi için Allah'a yalvarabilirim" Balbay, "Sen bizim için de¤il de mahkeme heyetinin günahlar›n›n affedilmesi için yalvarsan daha iyi olur. Bizden çok onlar›n ihtiyac› olacak" diye yan›t verince imam Mustafa Bey ile olan sohbet de böylece noktalanm›fl... Mustafa Balbay hem gülüyor, hem
anlat›yor. Hem düflündürüyor, hem uyand›r›yor. Ko¤ufla çöp almaya gelen genç mahkuma sormufl Mustafa... ”Kardeflim sen nerelisin?” Genç 37
BD KASIM 2010
yan›tlam›fl: ”Vanl›y›m a¤abey.” ”Hangi suçtan yat›yorsun?” ”Uyuflturucudan a¤abey... Peki sizin suçunuz ne a¤abey?” ”Ben de uyand›rmaktan yat›yorum.” Uyuflturucudan yatanla, uyand›rmaktan yatan›n sohbeti de bu kadar... Mustafa ac› ac› güldürüyor insan›... Anlat›yor: ”Can›m çok s›k›l›nca berberi ça¤›yorum. Ko¤ufla geliyor. Saç keserken sohbet de ediyoruz. Her seferinde, ’Aman kardeflim ön taraf önemli de¤il, ense k›sm›n› çok güzel ve hatas›z trafl et’ diyorum. Geçenlerde dayanamad›, sordu, ’Mustafa bey niye ense trafl›na bu kadar önem veriyorsunuz?’ Yan›tlad›m: ’Kardeflim, duruflmalarda herkes bizi ensemizden görüyor. ‹nsanlar 5 - 6 saat ensemizi seyrediyor. Elbette ense trafl›m›za özen göstermeliyiz.” Mustafa Balbay inan›lmaz güzel yaz›yor. ‹nan›lmaz espriler yap›yor. Çok zeki, yaflam dolu. Sevecen, üretken, nitelikli, kaliteli... Bu ülkede kendini çok iyi yetifltiren 5-10 adam gibi adam aras›na girecek yap›da. Birgün gelecek ve Mustafa Balbay Silivri'den ç›kacak. Yine panellerde konuflacak ama bu kez yüzlerce kifliye de¤il binlerce kifliye. Yine ekranlarda olacak, on binler onun konuflmalar›na kilitlenecek. Radyoda sesi duyuldu¤unda baflka bir kanala geçemeyeceksiniz. Onu dinlerken hem gülecek, hem düflünecek, hem de uyanacaks›n›z. Çok yak›nda uyand›rmak suçundan yatan Mustafa Balbay serbest kalacak ve b›rakt›¤› yerden 38
FIRÇALAYARAK Serdar Günbilen
Mustafa Balbay
“Hangi suçtan yat›yorsun?” ”Uyuflturucudan Peki sizin suçunuz ne a¤abey?” “Ben de uyand›rmaktan yat›yorum.” uyand›rmay› sürdürecek... Halk›m›z› uyutarak kendi düzenlerini sürdürmek isteyenlerin korkusu da bu zaten... Mustafa'n›n yat›r›lmas› da bu yüzden. Konuflmas›ndan korkuyorlar. Yaz›lar›ndan korkuyorlar. D›flar›da olmas›ndan korkuyorlar. Bu yüzden uyand›ranlar› içeri at›yorlar, uyutan ve uyuflturanlar› da ödüllendiriyor, yüksek maafllara ba¤l›yorlar. Balbay ile paylaflt›klar›m› zaman zaman siz sevgili dostlar›m›za aktaraca¤›m. Mustafa Babay'›n dedi¤i gibi imbat rüzgar›n›n esti¤i bir akflam üzeri Kordon'da çay yudumlamak dile¤iyle... Sevgiyle... • 39
EVRENSEL BAKIfi AÇISI Gürbüz Evren
Unutturmaya Çal›flanlar da O’nu Unutamaz Her y›l 23 Nisan, 19 May›s, 29 Ekim, 30 A¤ustos gibi önemli günlerde yap›lan resmi konuflmalar›n, radyo ve televizyon programlar›n›n ve yay›mlanan gazetelerin öncelikli konusu Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bu günlerin d›fl›nda belki de Atatürk’ün en çok konufluldu¤u gün ise 10 Kas›m’d›r. Son y›llarda Gazi Mustafa Kemal daha çok konuflulur oldu. Asl›nda elefltirilir oldu diyecektim, ancak art›k elefltiri s›n›rlar›n›n afl›ld›¤›, çarp›tma, iftira ve hakaretlerin aç›kça edilebildi¤i bir süreçte oldu¤umuzu an›msad›m. 41
BD KASIM 2010
M
ustafa Kemal’i küçümseyecek kadar küçülenlerin ne denli nankör olduklar›n› uzun uzun anlatmaya gerek yok. Onlarla Atatürk gibi bir lideri tart›flmay› düflünmek bile hata olur. Ayr›ca hayran olunacak, sayg› duyulacak, örnek al›nacak birçok özelli¤i olan bir lidere ve eserlerine yönelik iftiralara Türk milletinin büyük bir bölümü de zaten inanmayacakt›r.
Bu yaz›da, Atatürk’ün gelece¤i gören, ne yapaca¤›n› bilen, en üst düzeydeki özgüveniyle bir milleti peflinden sürükleyen liderli¤inin kan›tlar› olan örnekler verece¤im.
Mustafa Kemal: “Neden mutlaka padiflah fikrine saplan›yorsun Halil! Cumhuriyet yapar›z.” Önce Cumhuriyet konusuyla bafllayal›m. Cumhuriyet düflüncesi 1923’ten çok uzun y›llar öncesinde Mustafa Kemal’in akl›ndayd›. Osmanl› Ordusu’nun genç bir subay› olarak görev yapt›¤› Suriye’de, 1906 y›l›nda arkadafl› Halil ile aras›nda geçen konuflma bunun kan›t›d›r. Mustafa Kemal: “Padiflah da kim oluyormufl? Padiflahl›k da ne demekmifl? Halil: “Peki memleketi nas›l idare edece¤iz? Sultan Hamid fenad›r, seninle beraberim. Ama o giderse gene bir padiflah laz›m. 42
BD KASIM 2010
Mustafa Kemal: “Neden mutlaka padiflah fikrine saplan›yorsun Halil! Cumhuriyet yapar›z.” Y›l daha 1911’dir. Osmanl› toprak-
lar›nda okuma yazma oran› insan› korkutacak kadar düflüktür. Cehaleti aflmadan ilerlemenin olanaks›z oldu¤unu bilen Mustafa Kemal Bat›l› ülkeleri yakalamak için Latin Alfabesi’ne geçmenin gereklili¤ine inanm›flt›r. ‹flte o y›l Mustafa Kemal flöyle demektedir; “E¤er günün birinde ben söz sahibi olursam Türkiye’de Latin harflerini kabul ettirece¤im.” Ülke topraklar› iflgal alt›ndad›r. Mustafa Kemal ‹stanbul’dan ayr›lmak, Anadolu’ya giderek kurtulufl mücadelesini bafllatmak istemektedir. Ordu müfettiflli¤i görevini de bu nedenle kabul etmifltir. ‹flgal ordular›n›n gücünden, yenilmezli¤inden, silahlar›ndan bahsederek bir direniflin ç›lg›nl›k olaca¤› düflüncesini yayarak y›lg›nl›¤›, teslimiyeti egemen k›lmaya çal›flanlara ders olacak bir özgüvenle May›s 1919, Samsun yolunda flu sözleri dile getirmifltir; “Bu sersem adamlar iflte böyle... Yaln›z demire, çeli¤e ve silah gücüne dayan›rlar. Maddeden baflka bir fley bilmezler. Ba¤›ms›zl›k ve özgürlük u¤runda savafla kararl› bir ulusun kudret ve gücünü anlamaktan acizdirler. Biz silah ve cephane de¤il, ülkü iman dolu kafa götürüyoruz.”
O’nun arkas›nda sadece Türk Halk› vard›
Ulusal Kurtulufl Savafl›’na ve ba-
¤›ms›zl›¤a karfl› ç›kanlara, Amerikan, ‹ngiliz ya da Frans›z mandas› isteyenlere yan›t veren Mustafa Kemal ayn› 43
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
“Art›k bugün, demokrasi fikri, daima yükselen bir denizi and›rmaktad›r. 20. yüzy›l, birçok bask›c› hükümetlerin, bu denizde bo¤uldu¤unu görmüfltür.” Atatürk diktatörlük konusunda belki de en önemli de¤erlendirmesini 1935 y›l›ndaki konuflmas›nda yapm›flt›r; “Bence diktatör, di¤erlerini iradesine boyun e¤direndir. Ben, kalpleri k›rarak de¤il, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.” Mesle¤i askerlik olmas›na karfl›n Mustafa Kemal savafllarda elde edilen baflar›lar›n, silah gücünün tek bafl›na bir anlam ifade etmedi¤ini bilmektedir. ‹flte bu nedenle 1937 y›l›nda önemli bir uyar› yapm›flt›r; “Zaferinin vas›tas› yaln›z k›l›çtan ibaret kalan bir ulus, bir gün girdi¤i yerden kovulur, rezil edilir, sefil ve periflan olur. Öyle uluslar›n sefaleti, periflanl›¤› o kadar büyük ve ac› olur ki, kendi ülkesinde bile mahkûm ve esir kalabilir.”
zamanda ba¤›ms›zl›¤›n tarifini de yapm›flt›r. Mustafa Kemal’in 1922’de ba¤›ms›zl›k için söyledikleri çok anlaml›d›r; “Ba¤›ms›zl›k, yabanc› düflmanl›¤› demek de¤ildir. Bilakis, e¤er yabanc›lar Türklere esir muamelesi etmek arzusunda de¤illerse, gelsinler, hangi millete mensup olurlarsa olsunlar, bunlar çal›flmak istedikleri takdirde Türkiye’de iyi karfl›lanacaklard›r. Fakat Türkleri Avrupal›lardan afla¤› tutan teorinin art›k uygulanmas› zaman› geçmifltir...” Atatürk’e sald›ranlar Mustafa Kemal’in diktatör oldu¤u iftiras›n› her f›rsatta yaym›fllard›r. Mustafa Kemal 1932 y›l›nda genç bir hukukçu ile ko-
“Do¤ru de¤il. E¤er ben diktatör olsayd›m, flimdi sen karfl›mda böyle konuflamazd›n.” nuflmaktad›r. Hukukçu genç, ‹talyan yazarlardan birinin eserlerinden söz açarak, “Bu yazar sizin için diktatör diyor” der. Mustafa Kemal ise gülerek yan›tlar: “Do¤ru de¤il. E¤er ben diktatör olsayd›m, flimdi sen karfl›mda böyle konuflamazd›n.” Mustafa Kemal 1932 y›l›ndaki bir baflka konuflmas›nda yine diktatörlük konusuna de¤erlendirerek flöyle demektedir; “Bir devlet, bir millet dikta ile idare edilemez. Diktatörlerin sonu mutla44
rek hareket ediyorlard›. Atatürk, kendisinden ötesini, 20 - 30 y›l ilerisini görerek hareket ederdi.” Ben yine de yukar›daki sözlerin Ata-
türk’ün öngörülerini anlatma konusunda yeterli olmad›¤›n› düflünürüm. Çünkü Mustafa Kemal sadece 20-30 y›l ilerisini de¤il çok daha uzun y›llar sonras›n› görmektedir. Mustafa Kemal yokluklar içinde verilen Kurtulufl Savafl›’n›n, kazan›lan ba¤›ms›zl›¤›n, kurulun yeni devletin ve cumhuriyet düzeninin düflmanlar›n›n sindikleri köflelerden her f›rsatta bafllar›n› kald›racaklar›n› bilmektedir.
“Bence diktatör, di¤erlerini iradesine boyun e¤direndir. Ben, kalpleri k›rarak de¤il, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.”
Birçok yabanc› devlet adam› Musta-
ka felaketle biter ve milletlerin en büyük hücumlar›na maruz kal›rlar. Fakat bir muazzam idare, temelli bir idare, medeni bir idare demokrasidir... Onun için Türkiye Cumhuriyeti demokrasi yolunda, demokratik bir sistem içinde geliflecektir.” Diktatörlü¤ü yerden yere vuran
Mustafa Kemal için önemli olan demokrasidir. Bu konu hakk›nda 1930 y›l›nda yapt›¤› konuflmada demokrasiyi flöyle yüceltmektedir;
fa Kemal’in gelece¤i görme özelli¤ini takdir eden konuflmalar yapm›flt›r. Bu konuda en çok be¤endi¤im konuflma ise 1960 y›l›nda ‹ngiliz Devlet Adam› Lord Kinross taraf›ndan yap›lm›flt›r. fiöyle demektedir Lord Kinross; “Atatürk, tarih boyunca gelip geçmifl en büyük devlet adamlar›ndan biridir. Hiçbir zaman yaflad›¤› zaman›n üzerinde durmam›fl, ileriyi görerek ona göre ifl yapm›flt›r. Atatürk'ü Mussolini ve Hitler gibi yöneticilerden ay›ran nokta iflte bu niteliktir. Onlar her yapt›klar›nda kendilerini düflüne-
Bunun için daha 1927 y›l›nda, belki de bugün yaflad›klar›m›z› öngörerek gelecek kuflaklar› flu sözlerle uyarm›flt›r; “Gelecek kuflaklar›n, Türkiye’de cumhuriyetin ilan› günü ona hiç ac›madan sald›ranlar›n bafl›nda cumhuriyetçiyim diyenlerin yer ald›¤›n› gördükleri zaman flaflacaklar›n› hiç sanmay›n›z! Tersine, Türkiye’nin ayd›n ve cumhuriyetçi çocuklar› böyle cumhuriyetçi geçinmifl olanlar›n gerçek inan›fllar›n› irdeleyip saptamakta hiç de güçlük çekmeyeceklerdir.” 45
BD KASIM 2010
olsun diye bahsedenlerden de¤il o büyük insana yürekten inanan milyonlardan biri olarak, birbirinden anlaml› ve ö¤retici sözlerini s›ralaman›n Mustafa kemal’i anlatmaya yetmeyece¤ini biliyorum. Bir köfleye kaydetti¤im, ama hangi kitaptan ald›¤›m› unuttu¤um için yazar›ndan özür diledi¤im flu ifadeleri siz de¤erli okuyucularla paylaflmaktan büyük mutluluk duyuyorum.
Ortaokula gelene kadar Mustafa’yd›. Atatürk 1927 y›l›ndaki uyar›lar› ile bugün yaflad›klar›m›z› öngörmesi yani 80 y›l sonras›n› görmesi farkl›l›¤›n›n, büyüklü¤ünün kan›tlar›ndan biridir. En az yukar›daki öngörü kadar önemli olan bir baflka örnek daha var. Mustafa Kemal A¤ustos 1920’de Afyon’da yapt›¤› konuflmada Türk milletinin gözbebe¤i olan Türk Silahl› Kuvvetleri’ne yönelik sald›r›lar› de¤erlendirmifltir. O konuflmadan aktaraca¤›m kimi ifadelerin bugün yaflananlar için de bir uyar› oldu¤unu göreceksiniz. “Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kayna¤›, ba¤›ms›zl›¤› takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdan› imad›r... Her halde ordu düflmanlar›m›z›n birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subaylar› mahvetmek afla¤›lamak laz›md›r. Buna da teflebbüs ettiler... Allah göstermesin milletin ba¤›ms›zl›¤› ihlal edilirse bunun vebal› subaylara ait olacakt›r.” Her Kas›m ay›nda Atatürk’ten laf 46
Matematik yetene¤iyle Mustafa Kemal oldu. Emperyalizmi dize getirdi, Gazi Mustafa Kemal oldu.
Atatürk’ün Kimli¤i
Yüzlerce y›l›n kökleflmifl al›flkanl›k ve geleneklerini y›kt›, ad› Gazi Mustafa Kemal Atatürk oldu... Türk halk› ona k›saca “Atatürk” dedi.
LaikAtatürk
Kaynaklar: Fikrimizin Rehberi, Erol Mütercimler, Alfa Yay›nlar› Atatürk’ün Gizli Kurtulufl Planlar›, Sinan Meydan, ‹nk›lap yay›nlar› Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Y›l, Turgut Gürer, Gürer Yay›nlar› Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay, Alev Coflkun, Cumhuriyet Kitaplar› Mustafa Kemal’den Atatürk’e, Yurdakul Yurdakul, Truva Yay›nlar› Atatürk’ün ‹zinde Bir Arpa Boyu, Bahriye Üçok, Cem Yay›nevi Mustafa Kemal Atatürk Kendine Özgü Bir Yaflam ve Kiflilik, fierafettin Turan, Bilgi Yay›nevi Atatürk, Yakup Kadri Karaosmano¤lu, Birikim Yay›nlar›
•
•
•
•
•
•
Cemal Kutay-Millet Dergisi
•
Atatürk laikti. Kurdu¤u Cumhuri-
yetin özelliklerinden birini de laiklik oluflturuyordu. Din ve dünya ifllerini birbirinden ay›rmas›n› dinsizlik fleklinde anlayanlar çoktu. Fakat, flahsen, tan›k oldu¤um bir an›y› burada aktarmak isterim. Halkevinin büyük salonunda benden övgüyle söz etti¤i bir akflamd›. Haz›r bulunanlardan biri: ”Efendim namaz da k›lar.” dedi. ‹yiniyetli olmayanlar bu sözün söylenmesinin beni gözden düflürme amac›
tafl›d›¤›n› sanabilirlerdi. Ben bile bu endifleyi tafl›d›m. Atatürk: ”Do¤ru mu?” dedi. Rahmetli Necip Ali at›ld›: ”Do¤rudur, paflam.” dedi. ”Ben namaz k›ld›¤›n› gördüm. Hem namaz k›larken kendini kaybeder, sapsar› olur. Ama onun namaz› da kendine özgüdür. Akl›na esti¤i zaman k›lar. Bu ibadeti de bir nevi sanatt›r.” Atatürk gene bana döndü: ”Niçin namaz k›l›yorsun?” dedi. Yan›t vermek zorundayd›m: ”Namaz k›ld›¤›m zaman bir huzur duyar›m. Bu huzura gerek duydukça 47
BD KASIM 2010
devrimleri baflaracakt›r. Ve böylece sürüp gidecektir.” fiahsen düzeltme yapmak gere¤ini duydu¤u bir piyesin üzerinde iyiye, do¤ruya, güzele do¤ru, tümcesine bir de “daima, yeniye do¤ru” sözcüklerini eklemiflti. Kendilerine uyak düzeninin bozulmas› olas›l›¤›n› söyledi¤imde: ”Zarar yok uyak bozulsun, fakat yenilik özlemi kals›n. Bu da bir yenilik olur.” Cevab›n› vermifllerdi.
MilliyetçiAtatürk da namaz k›lar›m.” dedim. Atatürk sadece: ”Hakl›s›n.” dedi. Bu sözü ne tonda söyledi¤ini bilemeyece¤im. Yaln›z biraz önce beni namaz k›l›yor diye gündeme getiren kiflinin mosmor oldu¤unu hala an›ms›yorum.
DevrimciAtatürk Atatürk’ün en büyük özelli¤i devrimciliktir:
“Duran düfler”, O’nun bir atasözüdür. Kendisine, tasarlad›¤› devrimleri ne zaman tamamlayaca¤›n› soran bir yabanc› gazeteciye flu aç›klamay› yapm›flt›: ”Devrimler bir insan›n ömrüne s›¤maz. Bazan, milletin ömrü bile buna yetiflmez. Türk milleti gibi tarihi tarihle bafllayan bir milletin devrimcilik özelli¤i sonsuzdur. Ben ancak kendi ömrüme s›¤anlar› baflaraca¤›m. Beni izleyenler zamanlar›n›n gerektirdi¤i 48
Bugün Türk milleti bir defa daha Ebedi Atas›n›n ayr›l›k y›l›na katlan›yor. O vefakar insan›n Türk milletinden bekledi¤i vefa kendisine milli arma¤an›m›zd›r. Cumhuriyetin onuncu y›ldönümünü kutlama haz›rl›klar› yap›l›yordu. Bir dizi özdeyifller haz›rlanm›flt›. Bunlardan birinde: “Atatürk bizim en büyü¤ümüz, en bütünümüzdür.” yaz›l› idi. Özdeyifl listesi kendisine sunuldu¤unda, O flöyle bir düzeltme yapt›: “Atatürk, bizden biridir.”, ”Atatürk Türklü¤ü ile övünürdü.”, ”Büyük Türk milletinin bir ferdi.”... Böyle alçakgönüllü sözler kendi hakk›nda gururla kulland›¤› tümcelerdi. “Ne Mutlu Türküm diyene!” özdeyifli onun her gün yineledi¤imiz Ata sözüdür. Buna karfl›n Atatürk asla ›rkç› de¤ildi. Daha devrimin ilk günlerinde
“Papa Eftim”i Türk ortodoks kilisesinin Ankara’daki önderi sayd›¤› zaman-
dan beri, ›rk ve din fark› olmaks›z›n Türkiye’de yaflayan herkesi Türk sayar ve bunun haricindeki her türlü yorumu reddederdi. ”Ba¤nazl›k ve yobazl›k bizimle beraber bu topra¤›n ürünü olan yurt kardefllerimizi baflka mezhep ve dinlerin inançl›lar› olduklar› için y›llar boyu kendimizden ayr› sayd›rm›flt›r. Yanl›fl fikirler nedeniyle onlarda da sanki baflka bir ulusun bireyi imifller gibi yanl›fl bir izlenim uyanm›flt›r. Bu düflünceyle iki yönlü savafl›m verilmelidir. Bir yönden yanl›fl olarak “az›nl›k” dedi¤imiz vatandafllar›m›z, Türk dilinin ve Türk kültürünün kendi mallar› oldu¤unu hissetmelidirler. Di¤er yandan da biz onlara bu yolda, rehber olmay›z.” Bu sözler, Atatürk’ün “milliyet” ölçülerini anlatan dikkate de¤er tümcelerdir. Rahmetli Reflit Galib’in bir çal›flmas› üzerindeki el yaz›l› düzeltmelerinde flu tümceler de çok dikkat çeki-
cidir: “Türk soyu iflgal ve di¤er yollarla iliflki kurdu¤u kavim ve soylarla genifl ölçüde kad›n al›fl verifli yapm›flt›r. Bu al›fl verifl bir anda soyu bozmufl gibi görünür. Fakat, Türk milletinin as›rlar boyunca soyca dejenere olmamas›nda genifl çevre de¤ifliklikleri, yolculuklar, savafllar da büyük rol aynam›flt›r. Çevre, uyumsuz karfl›t özellikler milletleri daima yozlaflt›rm›flt›r. Amerikan milleti gibi, Türk soyunun baflka soylarla bu flekilde kar›flmas›n› iyi karfl›lamak gerekir. Soyculuk kötü, yanl›fl ve geri bir zihniyettir. fiu halde Atatük’ün anlad›¤› “milliyetçi” anlay›fl en ileri anlamdaki bir milliyetçiliktir.
‹nsanAtatürk Atatük’ün en büyük özelli¤i insanl›¤›d›r. “‹nsan” olabilmenin zev49
BD KASIM 2010
kini tadan ve yaflayabilen bu büyük adam›n Mark Twain niflan› hikayesini burada anmak isterim. Bilindi¤i gibi Amerika’n›n mizah dehas› olan Mark Twain tüm Anglosakson dünyas›n›n mutluluk ve insanl›k simgesi olmufltur. Onun ölümünden sonra da ad›na bir dernek kurulmufltur. Bu derne¤in, insanl›¤a önemli hizmetlerde bulunmufl büyük sanat ve devlet adamlar›na verdi¤i bir niflan› da vard›r. Son y›llar›nda bu dernek Atatürk’e, Mark Twain niflan›n› önermek istemiflti. Gönderilen mektup: “Kederli bir millete umudu ve gülmeyi ö¤reten büyük önder.” sözleri ile bafll›yordu. Atatürk bu niflan› büyük bir mutlulukla kabul etmiflti. Öldü¤ünde büyük Amerikal› devlet adam› Roosevelt’in, söyledi¤i flu tümceleri an›msamam›z yerinde olur: “Atatürk sultanlar›n saraylar›na
BD KASIM 2010
sahip olabilirdi. Orada diledi¤ince haremler kurar ve diledi¤ince yaflayabilirdi. Oysa o, halk›n aras›nda halkla beraber yaflamay› ye¤liyordu.” Böylelikle bütün milletine bir yaflam rehberi olmay› istemiflti. Onun plajlardaki resimlerini gördü¤ümde özendim. ‹lk f›rsatta, Hudson’daki plajlara giderek resim çektirip gazetelere da¤›tt›m.” Roosevelt’in flu ünlü sözü herkesçe bilinir: “Ne yaz›k ki, onu yak›ndan görme f›rsat›n› sonsuza kadar yitirdim. Cumhurbaflkanl›¤› sürem biter bitmez Türkiye’ye gitmek ve kendisini görmek istiyordum.” • Millet Dergisi, Kas›m 1947
Atatürk’ü A¤latan Dört Olay
Yay›n Genel Yönetmen’in notu: Yaz›ld›¤› dönemde kullan›lan yaz› biçimi ve dili özüne sad›k kal›narak günümüze uyarlanm›flt›r.
Ben insan de¤il miyim?
Yazan: NEZ‹HE ARAZ
Y›l 1922. 14 Ocak gece yar›s›. Mustafa Kemal’in özel treni Eskiflehir’e do¤ru gidiyor. Bu yolculuk bir kamuoyu yolculu¤u olacak ve Gazi, savafl sonras› Anadolu’sunda baz› flehirlerin nabz›n› yoklaya yoklaya ‹zmir’e gidip annesini görecek.Ve Latife’yi... Ama o gece çok s›k›nt›s› var Mustafa Kemal’in ve bir türlü uyku tutturam›yor. 50
51
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Ali Çavufl kompart›man›n kap›s›
rinden s›çram›fl. ‹çeriden bir ses geliyor. Mustafa Kemal sesleniyor. Çavufl kompart›man kap›s›n› aç›p selam duruyor: “Emret Paflam”. Mustafa Kemal yata¤a oturmufl soruyor telafl ile: “Ne demeye kap›da bekliyorsun sen?” “Uyku tutturamad›m da Paflam” “Annemden bir haber var m›?” “Az önce bir telgraf geldi dediler, flifreyi çözünce size sunacaklar.” “Bofluna k›vranma Ali, “Az önce dalm›fl›m, rüyam- benden de saklamaya çal›flma. Ben haberi ald›m.” da yeflil bir ovada anamla el Ali Çavufl bir fley yokmufl ele geziniyorduk. Hep oldu- gibi durmaya çal›fl›yor ¤u gibi bana birfleyler anlat›- ve merakla soruyor: “Nedir olan, ne haber yordu. Birden bir f›rt›na ç›k- ald›n ki paflam? Hay›r haber inflallah.” t›. Bir sel bast›rd›...” Mustafa Kemal usul usul anlat›yor. Hep söyler. Vatan› kurtarmakla anas›“Az önce dalm›fl›m, rüyamda yeflil n› kurtarmak ayn› anlama gelir onun için. Kap›y› açsam, telgraf› uzatsam, bir ovada anamla el ele geziniyorduk. ‘Paflam sen sa¤ ol’ desem ‘Eyvah de- Hep oldu¤u gibi bana birfleyler anlat›mez mi?’ ‘Koca vatan› kurtard›m ama yordu. Birden bir f›rt›na ç›kt›. Bir sel anam› kurtaramad›m demez mi?’” bast›rd›, anam›z› ald› götürdü. Hiç bir Ali Çavufl, anlatt›¤›na göre birden ye- fley yapamad›m. Hiç, hiç!..” önünde sigara üstüne sigara içiyor. Kap›ya dayanm›fl karanl›¤› seyrederken bir yandan da kendi kendine m›r›ldan›p duruyor. “Bu iflin bu kadar çabuk oluverece¤ini hiç düflünmedim. ‹flte, sonunda flifreli telgraf geldi. Zübeyde anam›z› yitirdik. Peki, ne duruyorum. ‹çeri girip onu uyand›rmal›y›m. Ama ifle bak, giremiyorum. K›yam›yorum Paflama. Nas›l derim ki: ‘Anam›z öldü Paflam!’ diyemem. Onun yüre¤i anas› için atar.
Nezihe Araz (11.5.1920 / 26.7.2009) Konya’da dünyaya geldi. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Co¤rafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. fiiirlerini 1950’de “Benim Dünyam” adl› kitapta yay›mlayan Nezihe Araz, gazetecili¤e ayn› y›l Resimli Hayat dergisinde bafllad› ve bu mesle¤i 57 y›l sürdürdü. Çeflitli gazetelerinde f›kra yazarl›¤› yapt›. Röportajlar› ve araflt›rmalar› yay›nland›. Anadolu halk törelerini, özellikle kad›n giyim ve süs eflyas›n›n özelliklerini ve anekdotlar› derledi. 1993’te Mustafa Kemal ile Latife Han›m’›n iliflkisini anlatan “Mustafa Kemal’le 1000 Gün” adl› kitab› yazd›. An›lar›ndan yola ç›karak yazd›¤› “Mustafa Kemal’in Ankara’s›” (1994), ‹smet ‹nünü’yü anlatt›¤› “Mustafa Kemal’in Devlet Paflas›”, "Bir Zamanlar O da Çocuktu: Ad› Mustafa" Atatürk hayranl›¤› ile yazd›¤› eserlerdendir. 52
Çavuflu bir titremedir alm›flt›. Derken.. Mustafa Kemal emri verdi: “Çocuk! Al getir flu telgraf›, hemen!” Ali Çavufl kompart›mandan ç›kar ç›kmaz, çözümü getiren görevliyle karfl›laflt›. “Ver onu” dedi. “Paflam›z bekliyor.” Ka¤›d› ald›, içeri girdi, selam durdu ve: “Sen sa¤ol Paflam” dedi. “Millet sa¤ olsun.” Gözünden iri bir damla göz yafl› ak›vermiflti. Çavufl “A¤lama Paflam” diye yalvard›. “Neden? Ben insan de¤il miyim? Anam öldü. Ben buna a¤lar›m. Ama, Anavatan kurtuldu. Bununla da teselli bulurum. Benim için ikisi bir. ‹flte ben bunun için: ‘Bulunur kurtaracak baht› kara maderini’ diye cevap vermedim mi Nam›k Kemal’e?” Birden Mustafa Kemal ile Ali Çavufl birbirlerine sar›ld›lar ve aç›k aç›k, h›çk›r›klarla, içli içli a¤l›yorlard›. Bir dehan›n annesine!•
‹¤de a¤acı
2
Y›l 1925. Bu senenin en mühim olay›. Mustafa Kemal’in milletimizin bafl›ndaki fesi at›p flapka giydirmesi ve k›yafeti medeniyet aleminin k›yafetine benzetmesi oldu. En üzücü olay da Latife Han›m’dan ayr›lmas›. Bu ayr›lı¤ın onu çok üzdü¤ü, fakat bunu kimseye hissettirmemeye çal›flt›¤› biliniyor-
du. Odas›ndaki gramofonuna “Ba¤r› yan›k bülbüle döndüm” türküsünü çald›rarak a¤lad›¤›n› duymufltuk. Bin dokuzyüz yirmiikilerin Ankara’s›. Mustafa Kemal büyük özveri ile çal›fl›yor. Her sabah Çankaya Köflkü’nden ç›k›p Büyük Millet Meclisi’ne giderken o yolda sadece tek bir i¤de a¤ac› var. Bir tek! Mustafa Kemal o a¤ac›n önünden geçerken her sabah... Ve dönüflte hemen hemen her akflam... Yan›nda kim
varsa ona, ne konufluyorlarsa sözü kesip; “Bak, diyor bak bu benim i¤de a¤ac›m!” Sonra bir gün, yine beraber oldu¤u bir dostuna a¤ac› göstermek için otomobilin pencerisine uzand›¤›nda Mustafa Kemal gözlerine inanam›yor. Çünkü i¤de a¤ac› yerinde yok. Hemen otomobili durdurup iniyor yol üstünde çal›flan iflçilere do¤ru h›zla yürüyor ve: “Çocuklar” diyor. “Buradaki a¤aca ne yapt›n›z?” ‹flçilerden biri; “Kestik efendim” 53
BD KASIM 2010
diyor. “Yolu geniflletmek için. Mühendis beyler emretti.” Mustafa Kemal hüzünlü bir yüzle arabas›na dönüyor, yüzünü elleriyle kapat›yor ve çocuklar gibi içtenlikle a¤l›yor. “Ama o benim a¤ac›md›...” Biz bu ibretli ve hikmetli olay› (eskiler böyle söylerdi) bir 10 Kas›m günü televizyonda anlatt›rmak istedik ve olay› program›m›z içine ald›k. Program›m›z›n metni her zaman yap›ld›¤› gibi gitti. Bize geri geldi¤i zaman hepimiz hayretler içinde kald›k. Çünkü i¤de a¤ac›n›n o görkemli hikayesi kocaman bir çarp› iflaretiyle gösteriden kald›r›l›yordu. Sayfan›n alt›na bu kal›rman›n nedeni iki sözcükle yaz›lm›flt›: “Mustafa Kemaller a¤lamaz!” Neden ki? Onun s›k s›k kendine sordu¤u bir soruyu bu kez biz birbirimize soruyorduk. “Ama o bir insan de¤il mi?”•
Gökkubbe baflıma yıkılsın Kocatepe’de gün do¤umu. Son-
suz bir sessizlik ve bekleyifl. Mustafa Kemal bir tafl›n üstünde oturuyor. Arkas›nda, ayakta Kolordu Komutan› Bekir Sami, Fevzi ve ‹smet Paflalar. Mustafa Kemal konuflmuyor, düflünüyor. Birden gökleri yaran, sessizli¤i paramparça eden topçu baraj› atefli bafll›yor. Kocatepe ara ara ›fl›¤a bo¤uluyor. Sonra Mustafa Kemal aya¤a kalk›yor, dediklerini kimse iflitmiyormufl 54
BD KASIM 2010
gibi sesleniyor. “Rabbim! Yunanl›lar›n kazand›¤›n› gösterme bana. Onlar kazanacaksa flu gök kubbe benim bafl›na y›k›ls›n, daha iyi. Anaca¤›m bize dua et!” Ve gözlerinde p›r›l p›r›l gözyafl› taneleri...•
Ey Türk Gençli¤i!
4
Büyük Nutuk’un (Söylev’in) yaz›l-
mas› s›ras›nda Kâtib-i Umumi (Genel Sekreter) Soyak’›n çok büyük eme¤i geçmifltir. Hasan R›za Soyak kendisinden önceki ve kendisinden sonraki Kâtib-i Umumilerden farkl› idi. Bu fark›, insanl›¤›n›n güzelli¤inden geliyordu. Atatürk’ü seviyor, say›yordu, bilinçli bir duyarl›l›¤› vard›. Atatürk’ün insan sevgisini ve insana sayg›s›n› çok iyi bilir, bu nedenle de her yapt›¤› iflte Atatürk’ün gönlünü kazan›rd›. Tabii ki öteki Kâtib-i Umumiler iyi niyetli, dürüst, Atatürkçü insanlard›. Zaten öyle olmasa Atatürk onlarla çal›flmazd›. Ben burada duyarl›l›k ve insana bak›fl aç›s›ndan onlar›n çaplar›n› k›yaslad›¤›m için böyle söylüyorum. Bu nedenle Hasan R›za Soyak, Atatürk’ü çok rahat ettirdi. Elbette kendisi de çok mutlu oluyordu. Yukar›da da yazd›¤›m gibi Nutuk’un kaleme al›nd›¤› günlerde Atatürk sofrada imkan buldukça okurdu bizlere, okudu¤u yerlerde zaman zaman heyecanlan›r, coflard›. Tabii hepsini tek bafl›na sonuna kadar okumas›na imkan yoktu. Birkaç gün sonra Kâtib-i Umumi’sine, köflk mensuplar›na ve yak›nlar›na okutuyordu. Günlerce sürdü bu okuma. Sonuna do¤ru gelirken Kâtib-i
Umumi’sine “Ver buralar› ben okuyaca¤›m” dedi. Sanki bir yere yaklafl›r gibi gö¤sü artan bir heyecanla kalk›p iniyordu. O nereye gelece¤ini biliyordu. Sofrada olanlar adeta soluk alm›yor, O’nun o görülesi halini heyecanla izliyordu. Bir anda sesi de¤iflti, yüzü k›pk›rm›z› oldu. Coflkulu ama fliirsel bir ifade ile ba¤›rarak, “Ey Türk Gençli¤i Birinci Vazifen” diye bafllamas› ile gözlerinin dolmas› ve yafllar›n damla damla süzülmesi bir oldu. Bir yandan o vakur sesiyle okuyor, bir yandan da a¤l›yordu. Tabii oradakilerin hepsi de, hepimiz de a¤lamaya bafllad›k.•
“A be Hemflerim!” Nefleli bir toplantının oldukça ilerlemifl bir saatinde bir vatandafl, “A be Paflam,” diye söze baflladı; “Ne vakittir merak ederiz; Millî Mücadele’nin sonuna do¤ru, ‘Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!..’ emrini vermifltiniz. Aradan bunca zaman geçti. Ordulara son ya da ikinci hedefi göstermediniz. Akdeniz ilk hedef oldu¤una göre, ikinci hedef neresidir?”
Atatürk kendisine teklifsizce “A be Paflam” deyiflinden Rumelili oldu¤u anlafl›lan bu vatandafla dikkatle ve yumuflak bir gülümsemeyle baktıktan sonra, masadaki kadehini alarak kaldırdı: ”A be hemflerim” dedi. ”Hele flimdilik ilk hedefin flerefine içelim...” 55
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Y A Z I L A R I
11
Mustafa Kemal Yaz›yor ‹STANBUL’UN Z‹HN‹YET‹ ‹stanbul’da gerek Padiflahl›k Maka-
m›’nda, gerekse de Sadrazam Ferit Pafla ve Kabinesi’nde -Anadolu ile Anlaflmak- diye bir düflünce oldu¤unu görüyoruz. Bu dünün ve bugünün düflüncesi de¤ildi. Hatta son vekiller de¤iflikli¤inden evvel de bu düflünce vard›. Anlad›¤›m›z kadar›yla; Damat Ferit’in zihni de böyle bir düflünceyle meflguldü. Konunun daha garip bir yan› var: Sadrazam Damat Ferit bir aral›k, Anadolu ile anlaflmak üzere bir de genel af ilan etme konusunu düflünmüfltü... Yeni gelen kabine, flimdiye kadar anlafl›lan hususlara göre, bu düflüncenin özellikle taraftar›yd›. Tevfik Pafla etraf›nda toplanan zevat da Anadolu ile anlaflma olana¤› hayal ediyorlar, hatta bunu bütün kabinenin anlam ve varl›¤› ile birlefltirmifl görünüyorlard›. Yani, “Ke-semedi¤in eli öp de bafl›na koy!” atasözünün tamamen tatbik edilebilece¤i bir hal... Öyle bir hal ki, bizim için iki tarafl› bir anlamdan baflka bir anlam ifade etmez. Bir taraftan ‹stanbul, dolays›yla onun 56
arkas›ndakilerin, art›k Anadolu’yu zorla elde etmenin olanaks›zl›¤›n› anlam›fl olmalar›... Di¤er taraftan da; ‹stanbul’un ne garip bir anlay›fl ve ruh yap›s› içinde bulundu¤u anlamlar›! ‹stanbul’un anlay›fl› gayet dikkat çekici ve hayret vericidir. ‹stanbul halen Anadolu’yu affetmek konusuyla meflguldür. Demek oluyor ki, ‹stanbul, ortada duran bütün gerçeklere karfl›n hala hayal ve rüya görmektedir... Öyle anl›yoruz ki, ‹stanbul henüz durumu anlayabilmifl de¤ildir.
Sözde Sevr Bar›fl Antlaflmas›’n›n, bütün fliddetiyle, Türkiye’yi ezmek istedi¤i bir s›rada, ‹stanbul’un Anadolu ile anlaflmak düflüncesinin pefline düflmesi, Anadolu’nun halen pek fena bir durumda bulunmas›na ba¤l›d›r. Hatta bir baflka noktadan bak›l›rsa, Anadolu için böyle bir durumda bulunmak bile, sözde Sevr Bar›fl Antlaflmas›’n›n kabul edilmesi fleklindeki bir anlaflmaya yanaflmas›na ihtimal dahi verdirmez!
‹stanbul bize karfl› dürüst oldu¤u, Anadolu davas›n›n anlam›n› anlad›¤› sürece; biz de onu kurtarmak için çal›fl›r›z. Fakat ‹stanbul ‹ngilizlerin elinde oyuncak olarak, Anadolu’ya karfl› düflmanl›k etmek istedikçe, bizim de aç›k bir düflman›m›zd›r. Anadolu manen bozulmufl,
maddeten dayanma gücünü yitirmifl, korku ve eziyet içinde akl›n› kaybetmifl olsayd›; belki bir an içinde gelen bir flaflk›nl›k aras›nda Sevr Antlaflmas›’na boyun e¤meyi hat›r›ndan geçirebilirdi. Fakat Anadolu bugün, düne k›yaslanamayacak derecede güçlüdür. Anadolu, siyasetini, düflüncesini, amac›n› belirlemifl, ‹stanbul’a karfl› olan durumunu kararlaflt›rm›fl, teflkilat›n› günden güne geniflleterek, her gün
her sahada gücünü art›rmaya bafllam›fl, kendi gelece¤ine do¤ru yürüyor… Anadolu düflüncesi, Bat› Cephesi’nin do¤usunda oldu¤u kadar, bat›s›nda da anlafl›lm›flt›r. Anadolu, kendi varl›¤›n› korumak için ‹stanbul’un dar anlay›fl›n›n anlayamayaca¤› derecelerin çok üstünde güçlüdür. Ayasofya’da söyledi¤i yalanlara Sultanahmet’te kendisi de inanan ‹stanbul, belki de o düflüncededir ki, Anadolu art›k dayanma gücünün son s›n›r›na gelmifl oldu¤u için, Sevr Antlaflmas›’n›n kabulü esnas›nda ‹stanbul’la uzlaflmaya haz›r bulunuyor... Hâlbuki Anadolu, davas›na karfl› olan durumunda, bu ifle bafllad›¤› zamana nazaran flimdi pek çok güçlü ve pek emin bir durumda bulundu¤una ve sözde Sevr Bar›fl Antlaflmas›’ndan Türkiye’yi kurtaraca¤›na tamamen inanm›flt›r. Bunun için ‹stanbul’un böylesi bir hülyaya düflmesine asla gerek yoktur. Sevr Antlaflmas› ortada durdukça, Anadolu elindeki silah› b›rakamaz! Bu silah sade kendi silah› de¤ildir. Kendisiyle beraber Avrupa ve Asya’da Sevr Antlaflmas›’ndaki hâkim olan ruha karfl› isyan etmifl birçok milletler vard›r. ‹stanbul’a haber verelim ki, Anadolu kendisini kurtarmak için bu ayaklanma gücünün yeterlili¤inden emin bulunuyor. ‹stanbul bize karfl› dürüst oldu¤u, Anadolu davas›n›n anlam›n› anlad›¤› sürece; biz de onu kurtarmak için çal›fl›r›z. Fakat ‹stanbul ‹ngilizlerin elinde oyuncak olarak, Anadolu’ya karfl› düflmanl›k etmek istedikçe, bizim de aç›k bir düflman›m›zd›r. Onunla görü57
BD KASIM 2010
lecek pek çok hesaplar›m›z mevcut olmakla beraber, bunlar›n görülmesini gelece¤e b›rak›yoruz. Önce bütün gücümüzle sözde Sevr Bar›fl Antlaflmas›’n›n hesab›n› temizleyece¤iz, sonra da ‹stanbul-Anadolu davas›n› kökünden çözece¤iz. ‹stanbul’u böyle düflüncelere sevk eden garip anlay›fl›n ortaya ç›k›fl›nda bir rastlant›n›n da etkisi oldu¤unu görerek, makalemizi bitirmezden evvel ona da temas etmek istiyoruz.
Ankara’da oluflmufl Ulus Hükümetinin flubeleri kurulurken, ‹stanbul’da “nezaret” ad›yla ifade edilen makamlara burada “vekâlet” denmiflti. Bu vekâletin buradaki manas›, milletin ve onun temsilcisi olan Millet Meclisi’nin vekâletidir. Frans›zca karfl›l›¤› “senter” de¤il, “manda”d›r. Hâlbuki ‹stanbul hep hülya içinde bu vekâletleri, nezaretlerin vekâleti zannediyor ve galiba en ziyade kendisini aldatan fley de bu oluyor. Oysa iki mana aras›ndaki fark, do¤u ile bat› kadar uzakt›r! •
ATATÜRK HAKKINDA SÖYLENEN SÖZLER
Vladimir ‹liç Lenin (Rus ‹htilali Lideri, 1921)
ATATÜRK’ÜN DÜNYASI Cengiz Önal
A
d›mlar›n›, att›¤›m›z uygarl›k ve yenilik ad›mlar›na uydurmak istemeyenler ne talihsizdirler! Bu gibiler hâlâ milleti aldatacaklar›n› ümit ediyorlarsa bu ümitleri, kendilerinin zarara u¤ramalar›ndan baflka bir sonuç vermeyece¤ine flimdiden emin olabilirler. Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Büyük Millet Meclisi’nin Çal›flmalar› ve ‹lk Ulusal Hükümet’in Kurulmas›
11
Mustafa Kemal sosyalist de¤ildi. Fakat görülüyor ki iyi bir teflkilatç›, yüksek anlay›fll›, ilerici, iyi düflünceli ve ak›ll› bir önderdir. O, soygunculara karfl› bir kurtulufl savafl› yap›yor. Emperyalistlerin gururunu k›raca¤›na ve Sultan› da yaran›yla birlikte alt edece¤ine inan›yorum. Ernest Hemingway (Amerikal› Romanc›, Yazar, 1922) Marmara k›y›s›ndaki s›cak, toz toprak içinde, ecifl bücüfl yollu ikinci s›n›f k›y› kasabas› Mudanya’da, Bat› ile Do¤u karfl› karfl›ya geldiler. ‹smet Pafla’yla görüflecek Müttefik generallerini tafl›yan ‹ngiliz sancak gemisi “Iron Duke”›n kül rengi öldürücü kulelerine karfl›n , Bat›l›lar buraya bar›fl dilenmeye geliyordu; yoksa bar›fl istemeye, ya da flartlar›n› dikte ettirmeye de¤il… Bu görüflmeler, Avrupa’n›n Asya üzerindeki egemenli¤inin sonunu gösteriyor. Çünkü Mustafa Kemal, herkesin bildi¤i gibi, Yunanl›lar› silip süpürmüfltü. Sir Charles Townshend (‹ngiliz Generali, 1922) Ben flimdiye kadar on befl hükümdar ve cumhurbaflkan› ile özel ve resmi konuflmalar yapt›m. Bu geceki kadar ezildi¤imi hat›rlam›yorum. Mustafa Kemal’de büyük bir ruh gücünün gizemi var. 58
M
eclis’in, 24 Nisan 1920 günü yapt›¤› ikinci toplant›da Mustafa Kemal bir önerge verdi. Bu önergede; Meclis’teki Ulusal ‹rade’nin temel ilke oldu¤u ve Meclis’in üstünde bir güç olmad›¤›, Yasama ve Yürütme Yetkileri’nin Meclis’te topland›¤› özellikle vurgulan›yordu. Ayr›ca, Ulusal Hükümet’in bir an önce kurulmas› gerekti¤i ve Meclis Baflkan›’n›n ayn› zamanda Hükümet’in de baflkan› olaca¤›, Padiflah’a bir vekil tayininin uygun olmad›¤› ve Ha-
Mustafa Kemal ve ilk Meclis’in aç›l›fl›
lifelik ve Padiflahl›k Makam›’n›n bask›dan kurtulmas›ndan sonra Meclis’in gerekli kanuni düzenlemeyi yapmas› gerekti¤i... hususlar› da belirtilerek, bu esaslar›n Meclis’çe kabul edilmesi isteniyordu. 59
BD KASIM 2010
Yap›lan oylama sonucunda önerge kabul edildi. S›ra gündemdeki di¤er konulara geldi. Gündemin bafl›nda da Meclis Baflkanl›¤› seçimi vard›. Seçim yap›ld› ve Mustafa Kemal, oybirli¤iyle, Meclis Baflkanl›¤›’na seçildi. O’nun bu görevi Cumhurbaflkan› seçildi¤i 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdü. ***
1919 tarihinde ‹stanbul’un düflmanlarca iflgal edildi¤i güne kadar olan dönemi kapsayanlar ve •‹stanbul’un iflgalinden bugüne kadar olan durumla ilgili olanlar fleklinde safhalara ay›rarak anlatmak istiyorum...” diyerek bafllad›. Aç›klamalar›n› sürdürdü ve olaylar hakk›nda belgeleri de aç›kça belirterek, milletvekillerine ayr›nt›l› bilgi verdi. ustafa Kemal Meclis BaflkanKonuflmas›n›n devam›nda; Vatan l›¤›’na seçilmesinden sonra s›n›r›n›n, Mondros Ateflkes Antlaflmaalk›fllar aras›nda kürsüye ge- s›’n›n imzaland›¤› 30 Ekim 1918 talerek uzun bir konuflma yapt›. rihinde kararlaflt›r›lan ve ulusal s›n›r›m›z olarak kabul edilen s›n›rlar oldu¤unu bir kez daha alt›n› çizerek belirttikten sonra, bu s›n›rlar içinde Türk, Çerkez, Laz, Kürt, Tatar vb di¤er ‹slam unsurlar oldu¤u tespitini yapt›. Böylesine iç içe ve Ulusal Egemenlik esaslar›na dayal› olarak yaflayan insanlar›n, amaçlar›n› birlefltirmifl kardefller odu¤unu ifade ederek, bugün için bile büyük önemi haiz hususlara dikkat çekti... ‹lerleyen bölümlerde; Az›nl›klar hususu ve onlara Müslümanlara verilen haklar›n ayn›s›n›n verilece¤i, Ulusun Ba¤›ms›zl›¤›’ndan Mustafa Kemal, Meclis’in aç›l›fl›ndan sonra konuflmalar›ndan birini yaparken asla vazgeçilmeyece¤i gibi konular da yer ald›. ‹laveten, Sivas Kongresi Sözlerine; “Muhterem Efendiler! ve ayr›nt›lar›, ‹stanbul Hükümeti’nin Baz› aç›klamalarda bulunmak istiyo- yapt›klar›, Mebuslar Meclisi ve seçimrum. Bunlar›; lerin yap›lmas›, ‹stanbul Yönetimi’yle •Ateflkes’ten Erzurum Kongresi’ne ka- uzun uzad›ya yap›lan yaz›flmalar ve dar geçen süre içindeki durumla ilgili kurulmaya çal›fl›lan iyimser içerikli olanlar, temaslar› da anlatt›. •Erzurum Kongresi’nden 16 Mart ‹stanbul’un iflgali ve Ankara’da
M
60
BD KASIM 2010
Büyük Millet Meclisi’nin toplanma- alman›n zorunlu oldu¤u inanc›yla, as›l s›na kadar olan bütün gerçekleri s›ra- amac› nispeten sakl› tutan yaz›l› önes›yla aç›klayan Mustafa Kemal konufl- risini Meclis’e sundu. Öneri, üzerine mas›n›; “…Uzun y›llar boyunca onur- bir k›s›m tart›flmalar yap›lm›fl olsa bilu ve yüce bir yaflam sürdükten sonra le, sonunda kabul edildi. Ulusal Egeyok olma uçurumunun kenar›nda an- menli¤i esas alan Meclis, Mustafa Kecak ayakta durabilen Ulusumuz gele- mal’in önerisini kabul ettikten sonra ce¤inin sorumlulu¤u, Say›n Meclisini- buna göre benimseyip, savundu¤u ilzin çal›flma gücünü art›ran bir neden keleri aç›klad›. olacakt›r. Davam›z›n yasalara uygunBu ilkeler; lu¤u ve bütün millet ve uluslar›n, in- •Vatan’› iflgalden kurtarmak için bütün sanl›k hak ve hukukundan paylar›n› Ulusal Güçleri birlefltirmek, alm›fl oldu¤una inand›¤›m›z yürekle- •Ulusal Hükümet’i bir an önce kurmak, rinin, bizimle birlik ve bize daima yard›mc› ve destek ”Baflar›, ümitlerimizin kalpoldu¤una güvenimiz tam- lerimizde bir an bile karamd›r. Baflar›, ümitlerimizin sarl›¤a düflmemesini sa¤lakalplerimizde bir an bile karamsarl›¤a düflmemesini yacak olan sonsuz gücümüzsa¤layacak olan sonsuz gü- dür. Özellikle Büyük Tanr› cümüzdür. Özellikle Bü- her zaman bizimledir.” yük Tanr› her zaman bizimledir.” ifadeleriyle tamamlad›. Bu tarihi •Meclis’in her türlü yetkiyi üstlenmesi konuflma dakikalarca ayakta alk›fllan- ve üzerinde baflka bir güç olmamas›... d›. olarak s›ralanabilir. *** ‹flte, bugünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle do¤du. Türk Ulusu ustafa Kemal’in baflkanl›¤›n- sars›lmaz azmi, kararl›l›¤›, birlik ve da çal›flmalar›na bafllayan Bü- beraberlik içindeki topyekûn savafl›m yük Millet Meclisi yasama (mücadele) inanc›yla kan› ve can› pave yürütmeyle birlikte zamanla da; has›na Laik Cumhuriyetimizin bugüne dönemin flartlar› gere¤i, yarg› yetkisini kadar ulaflabilmifl kazan›mlar›n› elde elinde toplad›. Ulusun tek temsilcisi etmeye bafllad›. Mustafa Kemal de; s›fat›yla da Kuvvetler Birli¤i sistemini “Efendiler! Büyük Millet Meclisi benimsedi. S›ra, en k›sa sürede Ulusal Hükümeti, Türkiye ve Türk Ulusu’nun Egemenli¤e dayal› hükümetin kurul- beka ve istiklalini temine çal›fl›yor. mas›na gelmiflti. Hükümetin nas›l ku- Çünkü Türkiye’nin as›l sahibi, yasal rulaca¤› konusunda görüflleri haz›r o- ve gerçek sahibi olan Türk Ulusu’nun lan Mustafa Kemal, bir öneride bulun- kati arzu ve iradesi bu yoldad›r.” sözmadan önce, milletvekilleri içinde o- leriyle yaflananlar› tespit etmifl ve taluflabilecek farkl› görüflleri de dikkate rihteki hak etti¤i yere oturtmufltu.
M
61
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
M
eclis, çal›flmalar›n› s›k› tuttu. Kurulmas›n›n hemen ard›ndan, 29 Nisan 1920 tarihinde H›yanet-i Vataniye Kanunu(Vatan Hainli¤i Yasas›)’nu ç›kard›. 11 Eylül 1920 tarihinde de; özel nitelikli ‹stiklal Mahkemeleri’ni kurdu. Devrimlerin do¤al olarak gereklerini yerine getirme aflamas› bafllam›flt›… Mustafa Kemal, bir yandan Meclis Baflkanl›¤› görevinin a¤›r sorumlulu¤unu yerine getirirken, bir yandan da; geliflmelerden d›fl dünyay› da haberdar etmek ve böylelikle de kamuoyu yaratmak çabalar›n› sürdürmekteydi. Meclis’çe oluflturulacak Bakanlar Kurulu da önemli bir zaman harcamay›
‹smet ‹nönü
Refet Bele
gerektiriyordu. Bakan olarak atanacaklar konusunda fikir birli¤i henüz oluflmam›flt›. Ayr›ca, Genelkurmay iflleri de Bakanlar Kurulu’nca yürütülece¤inden; Mustafa Kemal’in bu görev için uygun gördü¤ü ‹smet (‹nönü) Pafla konusunda, yak›n çal›flma arkadafllar› içinde bile karfl› düflüncede olanlar vard›. fiartlar›n zorlamas› gere¤i, sonradan Bakan olarak görevlendirilecek olanlardan bir k›sm›, önceden göreve bafllam›fllard›. Özellikle Refet (Bele) Pafla ile Bat› Cephesi Komutan› Ali 62
Fuat (Cebesoy) Pafla, ‹smet Pafla’n›n Genelkurmay Baflkanl›¤› görevine getirilmesine muhalefet ediyordu. Oysa Mustafa Kemal, yak›n çal›flma arkadafl› olarak ‹smet Pafla’y› çok önceden düflünmüfl ve ‹stanbul Yönetimi’nin Genel Kurmay Baflkanl›¤›’nda görev almas›n› bilhassa istemifl ve onu ‹stanbul’da görevlendirmiflti. ‹smet Pafla’ya muhalif olanlar›n gözden kaç›rd›klar› böylesi de bir gerçek vard›... *** Meclis, hükümetin kurulmas› için 2 May›s 1920 tarihinde k›sa bir yasa ç›kard›. Bu yasaya göre; Hükümet’e ‹cra Vekilleri denilecek ve 11 kifliden oluflacakt›, ‹cra Vekilleri Meclis’te salt ço¤unlukla seçilecekti ve anlaflmazl›klar Meclis’çe çözülecekti.Yasaya göre 35 May›s 1920 tarihlerinde yap›lan seçimler sonucunda Büyük Ali Fuat Cebesoy Millet Meclisi ‹lk Ulusal Hükümeti kurdu. Hükümet Üyeleri; • Mustafa Fehmi (Gerçeker) Efendi (fieriye Vekili-Din ‹flleri Bakan›-Bursa Milletvekili), • Fevzi (Çakmak) Pafla (Müdafaa-i Milliye Vekili-Milli Savunma Bakan›Kozan Milletvekili), • Bekir Sami (Kunduh) Bey (Hariciye Vekili-D›fliflleri Bakan›-Tokat Milletvekili), • Hakk› Behiç (Bay›ç) Bey (Maliye Bakan›-Denizli Milletvekili), • ‹smail Faz›l Pafla (Naf›a Vekili-
Bay›nd›rl›k Bakan›-Yozgat Milletvekili), • Yusuf Kemal (Tengirflenk) Bey (‹ktisat Vekili-Ekonomi Bakan›-Kastamonu Milletvekili), • Celalettin Arif Bey (Adliye VekiliAdalet Bakan›-Erzurum Milletvekili), • Cami (Baykurt) Bey (Dâhiliye Vekili-‹çiflleri Bakan›-Ayd›n Milletvekili), • Dr. R›za Nur Bey (Maarif VekiliMilli E¤itim Bakan›-Sinop Milletvekili), • Dr. Adnan (Ad›var) Bey (S›hhat ve ‹çtima-i Muavenet Vekili-Sa¤l›k ve Sosy. Yard. Bakan›-‹stanbul Milletvekili), • ‹smet (‹nönü) Pafla (Erkan-› Harbiye Umumiye VekiliGenelkurmay Baflkan›-Edirne Milletvekili) olarak belirlendi. ***
A
rt›k Meclis Hükümeti dönemi bafllad›. ‹lk ifl- Adnan Ad›var lerden birisi olarak da; Anadolu’nun çeflitli yerlerinde meydana gelen asayiflsizli¤i bertaraf etme konusu ele al›nd›. Bununla birlikte; Meclis, önceden her ne kadar Padiflah’a ba¤l›l›k telgraf› göndermifl olsa da; hemen ard›ndan ç›kar›lm›fl olan Vatana ‹hanet Yasas›, Padiflah’›n, Ankara’daki bu Meclis’ten kendisi için olumlu herhangi bir karar›n ç›kmayaca¤›na inanmas›na sebep oldu. Sadrazam Damat Ferit için herhangi bir hususu belirtmeye zaten gerek yok... Öteden beri Ulusal Savafl›m (Milli Mücadele)’a ve Mustafa Kemal’e kar-
fl› tav›r ve tutumu belliydi. Sonuçta her ikisi de tamamen ‹tilaf Devletleri’nin himayesine girip, teslimiyetçili¤i seçtiler ve onlar›n güdümünde olmay› kabullendiler... Ankara Hükümeti’nin D›fl Siyasetleri’ni belirlemeye bafllad›¤› ve ilk etapta da Rusya ile iliflkiye geçmesi esnas›nda, ‹stanbul Yönetimi’nin S›k›yönetim Mahkemesi, baflta Mustafa Kemal olmak üzere Ali Fuat Pafla, Kara Vas›f, Rüstem Bey, Adnan Bey ve Halide Edip Han›m’›n haklar›nda, “…her türlü resmi unvanlar›n›n kald›r›lmas›na ve idamlar›na…” karar verdi. Karar›n gerekçesi, “Ulusal Güçler ad›yla fitne ve fesat ç›karmak, anaya-
Fevzi Çakmak
Kara Vas›f
saya ayk›r› olarak halktan zorla para toplamak ve vermeyenlere iflkence yapmak ile flehirleri yak›p-y›kmak...” gibi asl› astar› olmayan saçma ifadelerle doluydu. Padiflah’›n, halen dini makam olarak gücünü ve varl›¤›n› koruyor olmas› münasebetiyle, ‹stanbul Yönetimi’nce ç›kar›lan fetvalar›n bir k›sm›n›n halk üzerinde, ne yaz›k ki, inand›r›c› ve etkili olmas› kaç›n›lmazd›. Ankara Hükümeti de bu geliflmeler karfl›s›nda kay›ts›z kalmad› ve bir tak›m kararlar almak zorunda kald›. Damat Ferit Va63
BD KASIM 2010
ANADOLU’NUN DÜNYASI
Bey’in önderli¤inde ve 83 müftünün imzalad›¤› bir karfl› fetva yay›nlanarak; Ulusal Savafl›m’›n dini yönden desteklenmesi gereken bir mahiyette oldu¤u özellikle vurguland›. Sonunda, ‹stanbul Yönetimi’nin ‹tilaf Devletleri’nin güdümüne girmifl olmas› itibariyle, Türk Ulusu’nun, Vatan’›n iflgalden kurtar›lmas› ve bu nedenle de Ulusal Savafl›m’›n baflar›ya ulaflt›r›lmas› konusunda Mustafa Kemal’in Baflkan› oldu¤u Büyük Millet Meclisi’nin ‹lk Ulusal Hükümeti’ne deste¤i daha da bir artt›. •
‹stanbul Yönetimi’nce ç›kar›lm›fl olan fetvalar›n etkisini bertaraf edebilmek için 83 müftünün imzalad›¤› bir karfl› fetva yay›nlanarak; Ulusal Savafl›m’›n dini yönden desteklenmesi gereken bir mahiyette oldu¤u vurguland›. tana ‹hanet’le suçland› ve Meclis, öncelikle 24 May›s 1920’de ald›¤› bir kararla, ‹stanbul Yönetimi’nin hiçbir karar›n› kabul etmeyece¤ini aç›klad›. Bu karar, 7 Haziran 1920 tarihinde kanunlaflt›r›ld›. Ayr›ca, ‹stanbul Yönetimi’nce ç›kar›lm›fl olan fetvalar›n etkisini bertaraf edebilmek için çareler düflünülmeye baflland›. Sonunda, dönemin Ankara Müftüsü Mehmet R›fat (Börekçi)
(Gelecek Ay: Büyük Millet Meclisi’ne karfl› Anadolu’da Ç›kar›lan Ayaklanmalar)
ATATÜRK D‹YOR K‹
Arkadafllar benden iltimas beklememelidir. Hepiniz benim gözümde de¤erli, önemli kardefllerimsiniz. Ama, hepinize gösterdi¤im hedef yüce, kutsal bir hedeftir... Hanginiz daha güzel yöntemle, baflar›yla oraya ulafl›rsan›z onu, ellerimi çatlat›ncaya kadar ç›rparak alk›fllayacak, takdir edece¤im. Benden iltimas ve taraf tutma beklemeyiniz arkadafllar. Adam olanlar, insan olanlar, yüksek ideali olanlar de¤erlerini göstersinler. Benim size kardeflçe söyleyece¤im fley budur. Tüm arkadafllar›m›za söylemek zorunday›m ki, ben o milli hedefe tüm millet kitlesini yürütmek için, do¤al olarak ahlaki bir unsurum, bunu isterim. (1922, Prof. Dr. Afet ‹nan’›n yay›mlad›¤› belgeden) 64
Bekir Özgen
On Kas›m ve E¤itim On Kas›ma on gün kala, bir düfl gördüm. Bir yol açmaz›na düfltü¤ümüz kan›s›na varan e¤itime kafa yormufl üç yurttafl, “Müslim -Tan-Bar›fl”, bir araya gelmifller, bu soruna ortak bir tan› koymaya çal›fl›yorlar. Bunun için de, e¤itimin amac›n› netlefltirmeyi düflünüyorlar.
V
Ve “E¤itim süreci, iyi (nitelikli) insan, nitelikli yurttafl, nitelikli meslek erbab› yetifltirmeye çal›flan bir eylemler bütünüdür,” tan›m›nda bulufluyorlar. Ancak, “nitelikli insan” kavram›n›n aç›l›m›nda sorunlar yaflan›yor. Örne¤in Müslim, “Bir kiflinin iyi
insan olmas› için, ruhunu kötülüklerden temizlemesi gerekir. Bu kutsal görevi, ister aile, ister okul üstlensin, baflvuru kayna¤› kaç›n›lmaz olarak din olacakt›r. ‹flte bu nedenle ö¤retim, dinsel inançça farz olan bir ibadet olup; ayn› zamanda bireyin varl›¤›na 65
BD KASIM 2010
de¤er katan bir eylemdir,” sav›n› ileri sürüyor. Bar›fl, bu yaklafl›m› yetersiz buluyor. “Din a¤›rl›kl› bir e¤itim, a¤›rl›kl› olarak cennet ödülü ve cehennem cezas›na dayan›r. Bunlar, somut veriler olmad›¤› için, çevreye uyum yönünden görece kabul gören insan tipleri yetifltirse de, bireyin beynini gelifltirmede yavan kal›r. Kendi eksiklerini kendisinin giderebilece¤i becerileri, kazand›ramaz. Neyi bilip neyi bilmedi¤ini ayr›mlamas›na yard›mc› olamaz. Dahas›, bireyi özgür de¤il, ba¤›ml› olmaya zorlar. Bence, bireysel ba¤lamda e¤itimin amac›, karar verme ve uygulama yetene¤ini gelifltirmek olmal›d›r,” diyor. Onlar› dinleyen Tan, “Bak›n!” diye giriyor konuflmas›na. “‹leri ülkelerde, bireyin bilisizli¤i bilimsel olarak ele al›n›yor. E¤itim, kiflinin bilmedi¤ini bilir yap›yor. Ö¤rencinin ezberci
E¤itim, kiflinin bilmedi¤ini bilir yap›yor. Ö¤rencinin ezberci olmas›na de¤il, araflt›rmac› olmas›na; diktatör olmas›na de¤il, önder olmas›na yard›mc› oluyor.
66
BD KASIM 2010
olmas›na de¤il, araflt›rmac› olmas›na; diktatör olmas›na de¤il, önder olmas›na yard›mc› oluyor. Önüne liberal bir dizge koyuyor. ‘Birey, iflte bu!’ diyor. B›rak›n yaps›n, b›rak›n geçsin. O, kendini kurtar›rsa, toplum kendili¤inden kurtulur. Müslim, duyduklar›ndan hoflnut de¤il. “Görüyorum ki, ikiniz de, e¤itimin ö¤retim aya¤›na yap›fl›p kalm›fls›n›z. Bence, e¤itimsiz ö¤retim zehirli bala, ö¤retimsiz e¤itim ise meyvesiz a¤aca benzer. ‹nsan›n ilerlemesi aç›s›ndan ö¤retim, ancak iyi bir e¤itimle beraber de¤er kazan›r. Ahlak› temel almayan kiflilerin elinde bilim, insanl›¤a fayda yerine zarar getirir. Taklitçi ve içi kof bilim, hayat› daha yaflan›l›r k›lmaz, tersine insan› yok etmeye yarar. E¤itim özünde, ö¤rendiklerimizin harmanlanmas›, içsellefltirilmesi ve davran›fl biçimlerine dönüflmesidir.
Baflka bir deyiflle, ö¤renim daha çok akla dayanan bir edim olmas›na karfl›n; e¤itim, a¤›rl›kl› olarak insan›n ruhsal doyumuyla ilgilidir.” Bu tan›m› do¤ru bulmuyor Bar›fl.
“Bireyin e¤itimi, bilimsel bilgiden yoksun olursa, girdi¤i yer ç›kmaz bir sokak olur. Ancak ak›lc›l›¤› ve bilimselli¤i öne ç›karan bir e¤itimle, birey, kul olmaktan kurtulabilir. Sürekli sorarak, sorgulayarak, düflünerek kendini aflmaya çal›flabilir. Özgür karar alma mekanizmalar› gelifltirebilir. Ve ça¤›n ak›fl›na ayak uydurabilir. Böyle bir süreçten geçen halk› kölelefltirmek de olanaks›zd›r,“ diye say›p döküyor. ‹flin bu boyuta varmas›, Tan’› flafl›rtm›fla benziyor. Durdu¤u yerde duram›yor. “Bak›n›z sizlere ne diyece¤im?” diye giriyor söze. “Genel kan›ya göre e¤itimin son hedefi nitelikli insan yetifltirmektir. E¤itim, ilkesel olarak, bireyi ele alarak onun do¤as›na uygun yöntemleri uygulamaya geçirmeyi hedefler. Ça¤dafl insan bilimleri de bu yönde u¤rafllar ortaya koyar. Ça¤›m›z, küreselleflme ça¤›d›r. Yükselen de¤erlere arka ç›kma ça¤›d›r. Paran›n temel de¤er say›ld›¤› bir ça¤d›r. Bunun temel dire¤i de yetiflkin ve giriflken bireydir. Bireyin de¤erlere de¤er katmas› için desteklenmesi gerekir. Önünün aç›k tutulmas› gerekir. Bunun için en temel gereksinme de e¤itimdir. Hem de s›radan de¤il, ayr›cal›kl› bir e¤itim. Bunu yoksul devlet tek bafl›na sa¤layamayaca¤›na göre, duruma özel teflebbüs el atmal›d›r.” Tan’›n e¤itimin psiko-toplumsal yan›na de¤inmesi Müslim’i yüreklen-
diriyor. Bafll›yor anlatmaya. “‹nsan, ruh ve bedenden oluflur. Bu oluflum, evreni temsil eden bir özelli¤e ve dünyay› etkileyecek bir güce sahiptir. Evrenin en mükemmel sentezi de insan oldu¤una göre, e¤itim, insan› insan yapma yolunda zaman› iyi de¤erlendirmelidir. Bedenin ve ruhun gereksinmelerini sa¤l›kl› saptamal›d›r. Bunu gerçeklefltirebilecek olan da dini bir e¤itim anlay›fl›d›r. Kiflinin birbirine karfl›t çeflitli arzular›yla toplumsal istek ve idealler aras›nda iyi bir ilgi kurmas›, ancak bu yolla sa¤lanabilir. Baflka türlü, yetiflen kuflaklar›n, dün ile bugününü iliflkilendirmesi; bunu yaparken de uyumlu ve dengeli olabilmesi olas› de¤ildir.”
B
Bar›fl, e¤itimin amac›n›n sapt›r›ld›¤›n› düflünüyor. “E¤itimin kap›lar› yaln›zca eskimifl düflüncelere aç›k b›rak›l›rsa, orada yobazl›k hortlar. Birey, hem kendisi, hem de toplumu için de¤er yaratacak aflamaya ulaflamaz. Dar kafas›n› hurafelerle geniflletip, karanl›ktan ayd›nl›¤a tafl›namaz. Gelece¤e emin ad›mlarla yürüyemez. Unutmamal›y›z ki, yaln›zca iyiyi kötüden ay›rmam›za de¤il; en iyi ile iye aras›ndaki fark› anlamam›za da, akl› öne ç›karan bir e¤itim arac›l›¤›yla ulafl›r›z,” diyor. Sonra da, “Bireyin güzellikleri görüp, yaflayabilmesi, uygun bir sanat e¤itiminden geçmesine ba¤l›d›r. Ne ki, dinsel tabular›n gölgesinde, sanata güler yüzle bak›labilir mi? Sanat›n gücünden yararlanmayan insan, insanlaflabilir mi hiç?” diye soruyor. Bu arada Tan, bir kez daha devre67
BD KASIM 2010
ye giriyor. “E¤itim, insan›n geliflmesine pek çok alanda yard›m eder. Fark›nda olmadan toplumun etkilerini benli¤imizde tafl›d›¤›m›za göre, toplumun bizzat kendisi bir e¤itimcidir diye düflünebiliriz. Do¤ufltan, örf, adet, dil benzeri sosyal ve kültürel kurumlar› haz›r buldu¤umuza göre, bireyin ilk y›llardaki e¤itimi bu de¤iflkenlerle oluflmaktad›r. Bunlar, kiflili¤in oluflmas›nda olmazsa olmaz de¤erler bütünü olarak varl›¤›n› sürdürmektedir. Ne var ki, günümüzde dünya küçülmüfltür. E¤itimli insan, yurttafll›ktan ç›km›fl, dünya vatandafl› olmufltur. Ana dili yerine, ‹ngilizce konuflmaktad›r. Herkes Mersin’e giderken, biz niçin tersine gidelim ki?” Bu sözleri be¤enmeyen Müslim, “U-
nutmamal›y›z ki, e¤itimin en yaflamsal amac›, bir ulusun geçmifli ile gelece¤i aras›nda köprü kurmakt›r. Yoksa toplum kimliksiz, kifliliksiz, bilinçsiz kal›r ve darmada¤›n olur. Ortak de¤erler dizgesinden yoksun bir kuru kalabal›¤a dönüflür. E¤itim, her bireye geçmiflinin bilincini vermezse, paray› ve gü68
cü elinde bulunduran uluslar›n oyunca¤› olmaktan kurtulamaz. E¤itimin, ‘kendini bilmek’ oldu¤unu unutmamal›y›z,“ diyor. Tan ile Müslim’in, birey e¤itiminden toplumsal e¤itime kayd›¤›n› gören Bar›fl, flaflk›nl›¤›n› gizlemeye çal›flarak, “Arkadafllar!” diyor. “Gördü¤üm kadar›nca, üçümüz de e¤itimin, toplumsal bilinçlenmeye ve ayd›nlanmaya yak›lan bir meflale konumuna getirilemedi¤i için, her kap›y› açmaya yarayan bir anahtar olmaktan ç›kt›¤›n› kabulleniyoruz.
“E¤itim, insan›n geliflmesine pek çok alanda yard›m eder. Fark›nda olmadan toplumun etkilerini benli¤imizde tafl›d›¤›m›za göre, toplumun bizzat kendisi bir e¤itimcidir diye düflünebiliriz. Gençlerimizin, ilgi, yönseme ve yeteneklerini sa¤l›kl› olarak gelifltiremedikleri ve de gerekli bilgi, beceri, davran›fllar edinemedikleri noktas›nda birlefliyoruz birleflmesinde de, e¤itimin öncelikli amac›n›n ne oldu¤u, ya da ne olmas› gerekti¤i noktas›nda ortak bir paydada buluflam›yoruz. Bu durumda, bireylerin beden, zihin, ahlâk, ruh
ve duygu yönlerinden dengeli ve sa¤l›kl› bir biçimde geliflmifl bir kiflili¤e eriflmelerini nas›l bekleyebiliriz? Gençlerimizin, özgür ve bilimsel düflünme gücüyle genifl bir dünya görüflüne sahip, insan haklar›na sayg›l›, kiflilik ve at›l›ma de¤er veren, topluma karfl› sorumluluk duyan; yap›c›, yarat›c› ve verimli kifliler olarak yetiflmelerini nas›l bekleyebiliriz?”
Ü
Üç e¤itimcinin de e¤itimin amaçlar› üzerindeki düflünceleri farkl›. Bu nedenle belli bir görüfl birli¤i sa¤layam›yorlar. Uzlaflam›yorlar bir türlü. Onlar›n bafllar› önde ayr›lmalar›na yüre¤i dayanmayan Atatürk, “Hele el s›k›fl›n bakay›m. Siz, üçünüz de, Cumhuriyet çocu¤usunuz. Hepinize de birbirinizi anlamak kadar, birbirinizi sevmek düfler,” diyor. “Cumhuriyet e¤itiminin temel de¤iflkenlerini benim ilke ve düflüncelerimde niçin aram›yorsunuz? Ben sizlere ak›lc›l›k ve bilimselli¤i önerme-
dim mi?” diye sormaya dili varm›yor nedense. On Kas›ma on gün kala, gödü¤üm düflten, Atatürk’ün bu ›l›k sözleriyle uyand›m. Görüp duyduklar›m› ise, On Kas›m günü, torunlar›ma anlatmaya karar verdim.• bekirozgen@butundunya.com.tr
ATATÜRK VE Ö⁄RETMENLER • Bahçesinde çiçek yetifltiren adam çiçekten bir fley bekler mi? Adam yetifltiren adam da, çiçek yetifltirendeki hislerle hareket edebilmelidir. Ancak bu flekilde düflünen ve çal›flan adamlard›r ki memleketlerine ve milletlerine ve bunlar›n geleceklerine faydal› olabilirler. Bir adam ki, memleketin ve milletin saadetini düflünmekten daha fazla kendini düflünür, o adam›n de¤eri ikinci derecededir. 69
BD KASIM 2010
OTOPS‹
kaç kez kaç›rmak gerek yan›t› dostum, yel ald› gitti; yan›t rüzgarda savruluyor...”
Cengiz Özak›nc›
Türksüz
bilmiyordum. Bildi¤im; Amerika 1962’de Vietnam’› bombalarken, Bat›’da bu vahfleti protesto eden yüzbinlerce gencin kolkola girip hep bir a¤›zdan Dylan’›n “Freewheelin” adl› ikinci albümünde yer alan bu flark›s›n› söyleyerek yürüdükleriydi.
Dünya Düflleri May›s 2003’te yay›mlanan “Dolmakalem Savafllar›” kitab›m›n “Euro-Dolar Savafl›” bafll›kl› bölümünde, ABD’nin Irak iflgalini canl› yay›nda nas›l izledi¤imi flöyle anlat›yordum: Mart 2003... Saat 04:40. Az önce Amerikan uçaklar› Ba¤dat’› bombalamaya bafllad›. Bütün televizyon kanallar›, bombalama görüntülerini an›nda aktar›yor. (...) Televizyonun sesini kapat›p; Joan Baez’in, Bob Dylan’la birlikte söyledi¤i “Rüzgârda Savruluyor”u koydum müzikçalara: Blowin’ in the wind..[i] Gece sessiz, duvarlar ince, komflular duyabilir, uyanabilir, umurumda de¤il; açt›m sesini. Amerikan solcular›n›n bu devrimci halk flark›s›, Ba¤dat halk›n› öldüren Amerikan bombalar›n›n ekrandaki görüntüsüne efllik ediyor flimdi: kifli adam denmek için; kaç yol geçmesi gerek mart› kuma konmak için; 70
kaç deniz aflmas› gerek bomba yasaklanmak için; kaç can almas› gerek yan›t› dostum, yel ald› gitti; yan›t rüzgarda savruluyor... *** kifli gö¤ü görmek için; kaç kez bakmas› gerek 盤l›klar› duymak için; daha kaç kulak gerek savafl dursun demek için; daha kaç ölü gerek yan›t› dostum, yel ald› gitti; yan›t rüzgarda savruluyor... *** deniz da¤› delmek için; kaç y›l dövmesi gerek halk özgür olmak için; kaç y›l tutsakl›k gerek görmemek için gözleri
Bob Dylan’›n “Blowin’ in the wind” flark›s›n›n notalar›. 2003’te yay›mlanan “Dolmakalem Savafllar›” kitab›m piyasaya ç›kar ç›kmaz savc›l›k -Atatürk’e hakaret etti¤im iddias›yla- soruflturma bafllat›nca; kitab›n yukar›da küçük bir kesitini aktard›¤›m “Euro-Dolar Savafl›” bölümünü, -Dylan’›n sözlerini m›r›ldana m›r›ldana- ayr› kitap olarak yay›mlamak zorunda kalm›flt›m. 1941 do¤umlu Bob Dylan’›n 1962’de, 21 yafl›nda yaz›p besteledi¤i ve pek çok dile çevrilip söylenen “Blowin’ in the wind” flark›s›n›n sözlerini 2003 y›l›nda -belki de Türkiye’de ilk kez- dilimize çevirirken; onun özyaflam öyküsünü
Bob Dylan, 1964’te “The Times They Are A-Changin” ad›yla yay›mlanan üçüncü albümünün kapa¤›nda.
Sevgilisi Joan Baez’le birlikte 1960’larda Bat›’dan tüm dünyaya yay›lan gençlik hareketlerinin simge adlar›ndan biri olacakt› Bob Dylan. Yazd›¤› sözler ve yapt›¤› besteler 68 Gençlik Hareketi’ne damgas›n› vuracak ve Time Dergisi, 1998’de onu Lenin ve Mao ile birlikte “Yüzy›l›n En Önemli 100 Kiflisi” aras›nda gösterecekti. Çünkü o, Amerika’n›n yaflayan en büyük ozan›yd›. Yaln›zca besteleriyle de¤il, yazd›¤› dizelerle de Amerikan edebiyat›n›n en namuslu kalemleri, en yetkin flairleri aras›na girmiflti. Ezene karfl›, ezilenden yana; öldürene karfl›, öldürülenden yana; 71
BD KASIM 2010
h›rs›za karfl›, soyulandan yana; paraya karfl›, emekten yanayd›. Bob Dylan üç cilt olarak tasarlay›p
yazd›¤› özyaflam öyküsünün ilk cildini 5 Ekim 2004’te “Chronicles: Volume One” ad›yla yay›mlad›¤›nda, bu kitap 19 hafta boyunca New York Times’›n çok satanlar listesinden inmeyecek ve Amerikan Kitap Elefltirmenleri Örgütü, en iyi 5 kitaptan biri olarak ödüllendirecekti.
Amerikal›lar, Amerika’n›n yaflayan en büyük halk ozan› ve “Dünyan›n En Önemli 100 Kiflisi”nden biri olan Bob Dylan’›n özyaflam öyküsünü okurken; o güne dek bilmedikleri flafl›rt›c› bir gerçekle karfl›laflacakt›. Dylan, ailesinin köklerini flöyle aç›kl›yordu kitab›nda: “Annemin annesi, köken olarak Türkiye’dendir; Trabzon liman›ndan gemiyle, Karadeniz’i geçmifller; anneannemin aile ad› “K›rg›z”d›r; Ka¤›zmanl›d›rlar; dedemin annesi ve babas› da ayn› yerde ayakkab›c›l›k ve deri iflçili¤i yaparlarm›fl. On yafllar›mdayken Ritchie Valens’in “La Bamba”[ii] 72
BD KASIM 2010
flark›s› herkesin dilindeydi; ama ben Ritchie’nin “Bir Türk Kasabas›nda” (In A Turkish Town)[iii] flark›s›n› söylerdim; “gizemli Türkler ve yukar›da y›ld›zlar”… Bu flark› bana Ritchie’nin “La Bamba”s›ndan daha uygun görünüyordu ama nedenini kesinlikle bilmiyordum.”[iv] 2004 y›l›nda kökenlerinin Türkiye’ye
ve K›rg›zlara dayand›¤›n› aç›klayan Dylan’›n hayranlar›; onun foto¤raflar›na bakacak ve kimli¤indeki ad› Robert Allen Zimmerman olup tüm dünyada Yahudi olarak bilinen Bob Dylan’›n yüzünde, çizgilerinde, Türkiye ve K›rg›z belirtileri arayacaklar; fakat bugüne dek; “Hay›r, Bob Dylan’›n kökleri Türkiye’de, Ka¤›zman’da, K›rg›zistan’da olamaz!” diyen kimse ç›kmayacakt›.
Bir K›rg›z halk ozan›, “Manas” destan›n› çal›p söylerken (solda) ve Bob Dylan sahnede (sa¤da)
“Dünyan›n En Önemli 100 Kiflisi” aras›nda say›lan, dünya siyasi tarihine “1968 Gençlik Hareketleri”nin simge-
si ve ruhu olarak geçen Bob Dylan; köklerinin Türkiye’ye, Ka¤›zman’a, K›rg›zistan’a uzand›¤›n› aç›klad›ktan 6 y›l sonra, 31 May›s 2010 günü bir konser vermek üzere Türkiye’ye geldi; Harbiye Cemil Topuzlu Aç›k Hava Sahnesi’nde bir konser verdi; ve gitti… Belki ço¤umuz bunu duymad›k bile… ‹zleyiciler Cemil Topuzlu’nun kap›s› önünde uzun kuyruklar oluflturmufl; “genel yay›n kurmaylar›”m›z, köfle yazarlar›m›z, magazin muhabirlerimiz bu konsere gitmifller; fakat “Türk” bas›n, radyo ve televizyonlar›, Bob Dylan’›n 2004’te aç›klad›¤› Türkiye, Ka¤›zman, K›rg›z köklerinden tek sözcükle olsun sözetmemifl; kimi haberlerde onu “Yahudi flark›c› Bob Dylan” olarak anm›fllar ve konser haberleri bir kaç sat›rla geçifltirilmiflti.[v] Bob Dylan gittikten 4 ay sonra, Eylül’de U2 Grubu geldi Türkiye’ye… Bu grup, geçmiflte PKK’ya yard›m ve yatakl›ktan 9 y›l ceza al›p ç›kt›ktan bir süre sonra kaybolan Fehmi Tosun’u unutmay›n yaz›s›n› basm›flt› 1997’de yay›mlanan albümlerinin kapa¤›na… Ve yine bu grup “‹brahimi Dinler” denilen H›ristiyanl›¤›, Müslümanl›¤›, Musevili¤i; “‹brahimi Olmayan” bir potada eritip, küreselci sömürgen para babalar›n›n küresel sömürü ç›karlar› do¤rultusunda kullanabilece¤i bir kal›ba dökme tasar›s›n›n misyonerli¤ini yürütüyordu.
Dört ay önce Bob Dylan’› sessiz sedas›z u¤urlayan “Türk” medyas›; ‹stanbul’u üç dinin merkezi yapmak misyonuyla Türkiye’ye gelen U2 grubunu neredeyse bir hafta boyunca manfletlerinden indirmeyecekti. Konser verirken, sahnede; kay›p Fehmi Tosun’un ad›n› anarak tezahürata bafllayan U2 grubuna, Tosun’un efli ve yak›nlar› “sar›-k›rm›z›-yeflil” egaller hediye etmiflti. “Türk” medyas›n›n Türkiye, Ka¤›zman, K›rg›z kökenini aç›klam›fl “Dünyan›n ön önemli 100 kiflisi”nden biri olan Bob Dylan’›n konserine karfl› ilgisiz tutumuyla; özkardeflimiz olan kürtler aras›nda etnik siyasi ayr›mc›l›¤› körükleyen U2 grubunun konserine karfl› tutumu, karfl›1968 Dünya Gençlik Hareketinin öncülerinden Bob Dylan konserine giden halk ve yazar Ertu¤rul Özkök, yönetmen Sinan Çetin
73
BD KASIM 2010
laflt›rmal› olarak irdelenirse, “Türk” medyas›n›n Türk toplumuna hangi yabanc› tasar›lar› benimsetmenin arac› oldu¤u apaç›k görülecektir. E¤er, Bob Dylan, 2004’te yay›mlanan özyaflam öyküsünde dedelerinin ninelerinin kökenlerini aç›klarken Türkiye, Ka¤›zman, U2 grubunun “‹brahimi Dinler”i Küreselci potada K›rg›z demek yerine “An- birlefltirme misyonunu simgeleyen posterleri neannem Kürttür, biz Kürt Kökenliyiz” demifl olsayd›, “Türk” medyas›, Dylan’› “dünya çap›nda büyük Kürt ozan›m›z” diye ilk sayfadan sürmanflet haber yapar; “Türk” muhabirler kameralar›yla Dylan’›n çevresine doluflup bafl›na zorla “pofli”dolayarak boynuna “sar›-k›rm›z›-yeflil fular” ba¤lay›p foto¤raflamak için y›rt›n›rlar; haz›r gelmiflken ‹mral›’da Öcalan’la görüflmek isteyip istemedi¤i ya da ona bir iletisi olup olmad›¤›n› sorup haber yapard›. “Türk” gazete ve televizyoncular›, “Türk” medya patronlar›n›n buyru¤uyla, “Kürt ayr›mc›l›¤›”n› mutlu edecek ve etnik ay›r›mc›lara özgüven afl›layacak bir iki demeç al›p bir kaç gün manfletleri bu demeçlerle dalgaland›rmadan Bob Dylan’›n peflini b›rakmazlard›. “Türk” medyas›nda, küreselci U2’ye gösterilen ola74
BD KASIM 2010
¤anüstü ilginin k›r›nt›s›n›n dahi, köklerini Türkiye, Ka¤›zman, K›rg›z olarak aç›klayan Bob Dylan’a gösterilmemifl olmas›n›n nedeni, “Türk” medyas›n›n profesyonelce yürüttü¤ü Bat›’n›n “Türksüz Dünya Düflleri”ni gerçeklefltirme misyonudur. Bat›,1917’de tasarlad›¤› “Leninsiz, Sovyetsiz
“Türk” medyas›nda, küreselci U2’ye gösterilen ola¤anüstü ilginin k›r›nt›s›n›n dahi, köklerini Türkiye, Ka¤›zman, K›rg›z olarak aç›klayan Bob Dylan’a gösterilmemifl olmas›n›n nedeni, “Türk” medyas›n›n profesyonelce yürüttü¤ü Bat›’n›n “Türksüz Dünya Düflleri”ni gerçeklefltirme misyonudur.
Dünya Düflleri”ni 1990’da gerçeklefltirir gerçeklefltirmez; hiç ara vermeksizin, derhal “Atatürksüz, Türksüz Dünya Düflleri” tasar›s›n› gerçeklefltirmeye koyulmufltur. Bu tasar›; Türkleri bizzat “Türk” “ayd›n”lar› arac›l›¤›yla “Türk” sözünden, “Türk” olan her fleyden ve Türklü¤ünden utand›rma, i¤rendirme, uzaklaflt›rma, koparma tasar›s›d›r. Bu tasar›n›n ilk “Türk” uygulay›c›lar›, 1990’lar›n ilk y›llar›nda, “Türkler genetik olarak göçebedirler, barbard›rlar” diye yaygaraya bafllam›fl; ve hemen ard›ndan, “Türkler aptald›r, Türklerin beyni domuz eti yemedikleri için geliflmemifltir”, “Atatürk kendi imzas›n› kendisi atmaktan aciz, imzan›n kiflilik demek oldu¤unu bilmeyen, kendi imzas›n› bir Ermeni kaligrafa siparifl eden biriydi” yaygaras› koparm›fllard›r. Atatürk’e ve Türklü¤e yönelik afla¤›lamalar› bafllatan bu “sol” maskeli “öncü” ç›k›fllardan sonra, ard›llar› da öncülerin açt›¤› bu kap›dan geçerek, Türk toplumunda yurtkardeflli¤i ve özgüven duygusunu y›k›p etnik ayr›flmay› gerçekleflmeyi
amaçlayan bu tasar›da profesyonelce görev alm›fllard›r. 1990’lardan bu yana son yirmi y›ld›r Türkiye’de Atatürk’ü ve Türklü¤ü afla¤›lay›p, yüz k›zart›c› yalanlar› sanki gerçekmifl gibi duyuran “Türk” medyas›, geldi¤imiz aflamada, art›k “Türk” sözcü¤ünü elinden geldi¤ince hiç kullanmamak; flayet bu olam›yorsa “Türk” sözcü¤ünün önüne ya da ard›na mutlaka olumsuz bir tak›m nitemler ekleyerek kullanmak noktas›ndad›r. Ka¤›zman, K›rg›z, Türkiye kökenlerini aç›klayan Bob Dylan’›n Türk medyas› taraf›ndan bunlardan hiç söz edilmeksizin ve kendisiyle bir söylefli dahi yap›lmaks›z›n bir kaç sat›r haberle u¤urlanmas›; buna karfl›l›k etnik ayr›l›kç›lara sempati da¤›tarakdinleri küreselci kal›ba dökme misyonerli¤i yapan U2 grubunun “Türk” medyas› taraf›ndan el üstünde tutulmas›; 1990’da dü¤mesine bas›lan “Türksüz Dünya Düflleri”nin gerçeklefltirilmesi do¤rultusunda yirmi y›lda ne kadar yol 75
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
al›nd›¤›n› ve “Türk” medyas›n›n üstlendi¤i “Türksüzlefltirme” görevini hangi ölçüde baflard›¤›n› göstermesi bak›m›ndan anlaml›d›r. Bat›’n›n “Türksüz Dünya Düflleri”
tasar›s›n›n medya aya¤›nda etkinlik gösteren “sol” maskeli “ayd›n”lara ve “ayd›n” maskeli “küresel diktatörlük misyonerleri”ne karfl› polemik yaz›lar›m, 1993-1995 y›llar› aras›nda “Kitap Gazetesi”nde yay›mlanm›flt›. fiimdi bu yaz›lar›m› güncelleyip geniflleterek “Kalemin Namusu: Türksüz Dünya Düflleri” ad›yla kitaplaflt›rmaya çal›fl›yorum. Türk toplumunun özgüveninin hangi “ayd›n”larca, hangi amaçlarla, nas›l y›k›lmaya çal›fl›ld›¤›n›; Türkiye’nin nereden, nereye, nas›l ve niçin savruldu¤unu do¤ru biçimde kavramazsak; ülkemiz ve toplumumuz için tasarlanan kötü sondan kurtulmam›z olanaks›zd›r. • cengizozakinci@butundunya.com.tr
[i] http://video.mynet.com/loverocknroll/bob- dylanblowin-in-the-wind-5-11-2009/402288/ [ii] http://www.dailymotion.com/video/x70zzk_ ritchie-valens-la-bamba_music [iii] http://vimeo.com/10023147 [iv] “Originally, [my grandmother had] come from Turkey, sailed from Trabzon, a port town, across the Black Sea-the sea that the ancient Greeks called the Euxine-the one that Lord Byron wrote about in Don Juan. Her family was from Kagizman, a town in Turkey near the Armenian border, and the family name had been Kirghiz. My grandfather's parents had also come from that same area, where they had been mostly shoemakers and leatherworkers. My grandmother's ancestors had been from Constantinople. As a teenager, I used to sing the Ritchie Valens song "In a Turkish Town" with the lines in it about the "mystery Turks and the stars above," and it seemed to suit me more than "La Bamba," the song of Ritchie's that everybody else sang and I never knew why.” [v] Taraf gazetesi, 8.6.2010: “Bob Dylan Yahudi bir müzisyen. Anlad›m ki kimi dinleyiciler, ondan gündemdeki olayla (Mavi Marmara) ilgili birkaç söz etmesini beklemifller.” - Zaman gazetesi: “U-zun laf›n k›sas›, efsane sanatç›, 1 saat 40 dakika kald›¤› sahneden arkadafllar›n› tan›t›p, haval› bir el selam› gönderip gitti. Ama herkesin akl›nda flu soru kald›: Sadece müzisyenli¤iyle de¤il, flairli¤iyle de ün salm›fl bir sanatç›, yard›m gemisi ‹srail'in sal-d›r›s›na maruz kalm›fl, vatandafllar› öldürülmüfl bir ülkede konser verir de bir geçmifl olsun dilemez mi?”
"ÜZÜLME"...der MEVLANA ve devam eder; "Bir yandan korkun, bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun, Tek kanatla uçulmaz zaten. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek de¤il, Kilimin tozunu almaktır. Tanr› sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Tafl tafllıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmak dileyen tafl, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır." 76
Müzikteki
Yar›fl
Yazan: FAZIL SAY
Bu sabah çok sevdi¤im bir dostumun Almanya'daki ola¤anüstü baflar›s›n› ö¤rendim. Piyanist Elif fiahin, dünyan›n en büyük yar›flmalar›ndan biri olan Hugo Wolf yar›flmas›nda, soprano partneri ile birlikte dünya birincisi oldu. Elif fiahin
Bu y›l özellikle Türkiye, klasik müzikte bir
ata¤a kalkm›fl gibi.13 yafl›ndaki harika kemanc› Berfin Aksu, Romanya'da Enescu yar›flmas›'nda birinci oldu. Birkaç ay sonra da Çek Cumhuriyeti'nde yine birinci oldu. Bu ismi unutmay›n: Berfin Aksu. Borusan Orkestras› Salzburg Festivali'nin aç›l›fl kutlamas› konserini çald›. Bu bir ilktir. 77
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Berfin Aksu
Benim ad›ma Dortmund, Paris, Baden Baden, Hamburg, Meran gibi mühim merkezlerde festivaller düzenlendi. Beni bir icrac› olarak iyi bilen bu mekanlarda, birkaç gece boyunca bestelerimi ve memleketimin kültürünü, halk sanatç›lar›m›z›, köklü müzi¤imizi tan›tma flans›m oldu. May›s ay›nda, Borusan Yayl› sazlar Dörtlüsü New York'ta bir yar›flmada, 90 grup aras›ndan dünya birincisi oldu. Ve son olarak, Hugo Wolf yar›flmas›nda birinci olan dostum Elif fiahin.
York flehrinde, dile kolay "10.000 profesyonel piyanist" yaflamaktayd›. Nefes kesici mücadeleyi düflünün. 10.000 piyanist! Ayn› flehirde... Onlar›n aras›ndan s›yr›l›p ilk yüze girmenin ne kadar zor oldu¤unu, ya da dahas›, çok çok çok özel bir yerlere, "ilk ona girme"nin zorluklar›n› düflünün... Ne kadar iyi olmak laz›m. Kusursuz olmak laz›m. Ne kadar içsel olmak laz›m. Her tür haks›zl›kta y›lmamak için ne kadar güçlü olmak laz›m. Bu yar›flmalarda kimi zaman haks›zl›klar da yap›lmakta. Ö¤rencisini kay›ran jüri üyeleri olmuyor de¤il... Zordur yar›flmalar. 2-3 saatlik bir repertuvar haz›rlar tüm yar›flmac›lar. Kaset-CD ile olan yüzlerce baflvurudan seçilen 120 kadar yar›flmac› ilk elemeye kat›l›r. Sonra ikinci eleme, sonra son 15
Klasik müzikçilerin ba-
flar› basamaklar›ndan t›rman›fl›nda en önemli faktör yar›flmalard›r. Düflünün, bugün dünyada milyonlarca piyanist yaflamakta. Hangisi iyi? Hangisi daha iyi? Milyonlarca kemanc›. Sopranolar. Tenorlar...7 y›l yaflad›¤›m New 78
Borusan Yayl› Sazlar Dörtlüsü
kiflinin kald›¤› yar› final. Sonra son 6 kiflinin kald›¤› final gibi... Benim kat›ld›¤›m yar›flmada, 1995 y›l›nda finalde bir kural vard›.15 jüri üyesinin hepsinin "Evet" demesi laz›md›. 14'ü "evet" 1'i "hay›r" bile dese o yar›flmay› kazanmak mümkün de¤ildi. Art›k Türkiye ve Türkler için de de¤iflti durumlar. Türk sanatç›lar› da bu yar›fl›n içindedir. Benden 12 y›l sonra çellist Efe Baltac›gil, 2007 y›l›nda Young Concert Artists yar›flmas›n› kazanan ikinci Türk sanatç› oldu. Bu sanatç›lar› Türk halk› tan›yor mu? Medya ilgi gösteriyor mu? Sizler konserlerine gidiyor musunuz? Hiç gazetelerde gördünüz mü? Yani Sezen Aksu'nun yurtd›fl›na al›flverifle gitti¤ini bile detayl›ca okuyoruz. Sorun yok. Peki sizler, Berfin'in, Ege Baltac›gil'in ya da Borusan Dörtlüsü'nün baflar›lar›n› bas›n›m›zda okudunuz mu?
Ankara'da, tüm dünya müzikologlar›n›n ilgisini çeken, enteresan bir "makamsal armoni sistemi" yaratm›fl olan Kemal ‹lerici için herhangi bir sokak var m›? Daha farkl› sorular da yöneltebilirim: ‹zmir'de bir Ulvi Cemal Erkin Soka¤› var m›d›r mesela? Kemal ‹lerici ismini bilen var m›? Türkiye'de 4-5 orkestra'n›n ve 2-3 koronun kuruculu¤unu yapm›fl, (burada
Kemal ‹lerici
1500 kifliye ifl imkan› sa¤lam›fl diye eklemek isterim) bir Hikmet fiimflek an›l›yor mu? Hikmet fiimflek, ça¤dafl Türk bestecilerinin Avrupa'da tan›t›lmas› için hayat› boyunca çok u¤raflt›. Pazar akflam› Almanya'da birinci olan Elif, yaklafl›k 12 y›ld›r Almanya'da yafl›yor. Özellikle son 8 y›l Lied (alm. flark›) üzerine çok yo¤unlaflt›. Alman lied kültürü çok ileridir. Mozart'la, Beethoven'la (klasik dönem) bafllar besteciler flark› bestelemeye. Özellikle 600 lied bestelemifl olan Schubert ile ilk doru¤a ulafl›l›r. Bu besteciler, Goethe, Schiller, Heine, Hölderlin, Eichendorf gibi dönemin en büyük flairlerini bestelerlerdi. 250 lied bestelemifl olan Schumann sonra Brahms ve Hugo Wolf gibi lied bestecileri var. Mahler... Fransa'da Debussy, Ravel, Faure... Ve günümüz bestecilerin besteledi¤i ça¤dafl flark›lar... Ne güzel bir kültür. 79
BD KASIM 2010
Bizde de olmas› laz›m. Bestecilerin, Metin Alt›ok, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Ece Ayhan, Can Yücel, Naz›m Hikmet, Orhan Veli, Pir Sultan, Yunus Emre ve daha nice büyük flairimizi bestelemesi laz›m. Mümkün mertebe çok "fliir-müzik birleflmesi" yarat›lmas› bir kültür için iyidir. Dil için iyidir. Müzik ve ses için iyidir. Kalite için iyi-dir. (Hakk› Bulut, "Müzikte niye kalite arans›n ki?" demiflti televizyonda. Donakalm›flt›m. Herhalde kendisi NewYork'daki 10.000 piyanistden biri olsayd› bu soruyu sormazd› diyelim!) Sokaklara popçu isimleri verildi. Bir itiraz›m yok. Hatta soka¤›n ismini siyasi neden-
KADER‹M‹Z Kemanc› Menuhin konser turnesi s›ras›nda küçük bir kente gitmiflti. Konserden bir kaç saat önce berbere trafl olmaya indi. Berber sordu: -Yabanc› m›s›n›z siz? -Evet.. ‹lk kez geliyorum kentinize. -Tam zaman›nda gelmiflsiniz. Çünkü bu 80
lerle de¤ifltirmeye kalkfl›malara itiraz›m bile var. Ama, sorun bir, kültür insanlar›na ne kadar önem verdik? Hep AfiKIM AfiKIM, YAR‹M YAR‹M diye süregelen flark› sözlerinden s›k›lmad›k m›? Bize biraz gerçek kültürümüze yo¤unlaflmak düflmez mi? • akflam Yehudi Menuhin burada bir resital verecek. Siz de gidersiniz de¤il mi? -Giderim herhalde. -Bilet ald›n›z m›? -Hay›r daha almad›m. -Yaz›k biletlerin hepsi sat›ld›. Ayakta kalacaks›n›z zannederim. -Farketmez. O konserlerde ben zaten hep ayakta dururum... YETMEZ Johannes Brahms, bindi¤i arabadan inerken sürücüye bahflifl verdi: -Al›n da sa¤l›¤›ma bir bardak flarap için. Sürücü bir bahflifle, bir de besteciye bakt›: -Sa¤l›k durumunuzu be¤enmedim efendim. Bir bardakla halledilmez!
Türkiye’nin alt›ndaki iki bomba Yazan: RIFAT SERDARO⁄LU
Güzel ülkemizin birli¤ini beraberli¤ini kalk›nmas›n› büyümesini zenginleflmesini istemeyen ve Atatürk’ün kurdu¤u Lâik Cumhuriyetten nefret eden ve y›k›lmas› için elinden geleni yapan iç ve d›fl nifak yuvalar›, Türkiye’nin alt›na iki adet bomba yerlefltirdiler. asum görünüfllü bu iki bombay› Türk
Milletine yutturmak için s›¤›nd›klar› tez, “Kifli hak ve özgürlükleri-kiflisel haklarkiflisel özgürlükler” idi. Bunlar, “Ana dilde e¤itim ve ö¤retim” ve “Türban” olay›d›r. Bölücü ve Kürtçüler, “neden korkuyorsunuz, biz bölünmek istemiyoruz, bu talebimiz sadece kifli hak ve özgürlükleri kapsam›ndad›r. Biz bölünmek istemiyoruz, bizim istedi¤imiz Demokratik Özerkliktir” derler. fieriat ve ‹slam Cumhuriyetini isteyenler ise türban için; “neden korkuyorsunuz, bu talebimiz sadece kifli hak ve özgürlükleri kapsam›ndad›r. Biz bu 79 y›ll›k zulüm döneminde devaml› ezildik, inanc›m›z gere¤i yaflamak istiyoruz” derler. (AKP, hep 79 y›l der. Cumhuriyetin kuruldu¤u tarihten, AKP’nin
TÜRBAN XXX ANAD‹LDE E⁄‹T‹M
81
BD KASIM 2010
iktidar oldu¤u 2002 aras› tam 79 y›ld›r. Bu döneme zulüm dönemi derler. 9 y›la giren kendi dönemleri “‹slami Dönem” olarak kabul edilir.) Bu iki kesim, tarih boyunca “Bir-
likte” hareket etmifllerdir. Cumhuriyet kuruldu¤undan bu yana ülkemizin maruz kald›¤› silahl› kalk›flmalar›n tamam›nda bu iki kesim vard›r. Bu yüzden kimse kendini aldatmas›n.Kürtçü-Bölücü kesimin gitmek istedi¤i yer; Bölünme ve Ba¤›ms›z Kürdistan’d›r. S›kmabafl-Türban’›n gitmek istedi¤i yer, Kara çarflaf ve ‹ran tipi bir ‹slam Cumhuriyetidir. Bu rejimde kad›nlar›n bafl›n› açmas› kesinlikle yasak-
BD KASIM 2010
Her birinin ayr› ayr› yapt›r›m gücü vard›r. Kifli bunlara uymak zorundad›r. Dünyan›n her yerinde doktorlar›n, yarg›çlar›n ve askerlerin özel k›yafetleri vard›r. Görev s›ras›nda bu özel k›yafetleri giymek zorundad›rlar. Hiç kimse mecburi askerlik görevini sivil elbiseleriyle yapamaz ve bunu bireysel özgürlü¤üne yap›lan bir bask› arac› olarak düflünemez. Bu evrensel gerçe¤e uygun olarak, ülkemizde tüm kamu kurum ve kurulufllar›ndaki görevliler ile ö¤rencilerin k›l›k ve k›yafetlerinin usul ve esaslar› kanunlarda yer alan genel nitelikli hükümlerle, yönetmelik ve genelgelerle yasal yönden düzenlenmifltir.
E⁄ER TÜRK‹YE CUMHUR‹YET‹ DEVLET‹ BU ‹K‹ KES‹ME MA⁄LUP OLURSA B‹LEL‹M K‹, TÜRK‹YE’N‹N B‹R KISMI KÜRT DEVLET‹, D‹⁄ER KISMI ‹SE TÜRK‹YE ‹SLAM CUMHUR‹YET‹ OLACAKTIR t›r. E¤er Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu iki flirret kesime ma¤lup olursa bilelim ki, Türkiye’nin bir k›sm› Kürt Devleti di¤er k›sm› ise Türkiye ‹slam Cumhuriyeti olacakt›r!... Bugün gençlere Türban konusundaki gerçekleri anlatmak istiyorum, di¤er konuyu ise baflka bir yaz›da ele al›r›z; K›l›k k›yafet, kifli e¤er bir da¤ bafl›nda münzevi hayat› yafl›yor ise do¤rudan kifliyi ilgilendiren bir konudur. Ancak, toplum içinde yaflayan insanlar›n uymaya zorunlu olduklar› baz› kurallar vard›r. Bu kurallar›n baz›lar›n› moda, baz›lar›n› örf ve adet, baz›lar›n› da kanun ve yönetmelikler belirler. 82
Resmi kurumlarda ve ö¤retim kurumlar›nda bay ve bayanlar›n bafllar›n›n aç›k olaca¤›na dair iki adet Anayasa Mahkemesi karar›, Avrupa ‹nsan Haklar› Mahkemesi karar›, Dan›fltay , Yarg›tay’›n kararlar› ve çok say›da genelge mevcuttur. Türkiye Cumhuriyetinin k›l›k k›yafetle ilgili kurallar› sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandafllar›n› ba¤lamaz. 2596 S.K 1. Ve 3. Maddeleri incelendi¤inde, Yabanc›lar›nda ruhani k›yafetleri veya siyaset, askerlik ve milis teflekkülleri ile iliflkili k›yafet ve alametleri Türkiye’de tafl›yamayacaklar› görülecektir. Benim burada de¤inmek istedi¤im esas konu, ‹slamiyet teki tesettür ku-
ral›n›n do¤ru yorumlan›p yorumlanmad›¤› hususudur.
adetinde idiler. Bu adetin ‹slamiyet sonras› da devam etti¤ini cariyelerle ilgili kurallardan ö¤reniyoruz. Hepinizin bildi¤i gibi Kur-an › KeHanefi, fiafi, Maliki ve Hanbeli rim’de tesettürle ilgili iki sure vard›r; mezheplerine göre, cariye kad›nlar›n Biri do¤rudan Peygamber Efendimi- avret yerleri yani örtünmeleri gereken zin ailesini ilgilendiren “Ahzap Sure- yerleri diz ve göbek aras› k›s›mlard›r. si”, di¤eri de “Nur Suresidir”. Baflka bir deyiflle, Müslüman cariye Nur Suresinin 31. Ayetinde baflör- kad›nlar belden yukar› aç›k olarak natüsü diye tercüme edilen kelime “Hu- maz k›labilmekte, sofraya oturabilmur” ve onun tekili “H›mar” baflörtü- mekte ve soka¤a ç›kabilmektedirler. süne verilen özel bir isim de¤ildir. A- Din, Müslüman bir cariye kad›n›n bu rapçada baflörtüsünün ad› “Mikna” ve- flekilde dolaflmas›na cevaz vermekteya “Nas›yf”t›r. H›mar ise genel anlam- dir. ‹klim nedeniyle ‹slamiyet’e kadar da örtü demektir. tüm kad›nlar›n bu flekilde dolaflmas› toplumun al›fl›k oldu¤u bir giyim Kur-an’› Kerim’de tesettürle ilgili tarz› idi. surelerde bafl›n ve yüzün örtülmesine yönelik bir ifade yoktur. Bu tarihi gerçe¤i ve o günkü Arap toplumunun yaflant›s›n› göz önüne ald›¤›n›zda Nur Suresi; “kad›nlar›n vücutlar›n› makul ölçüde örtmeleri, yani bu günkü gibi medeni bir flekilde giyinerek örtünmeleri olarak yorumlan›r.” Ancak bu flekilde düflünmeyenler türban konusunda 16-17 Hadis oldu¤unu ileri sürmektedirler. Hz. Peygamberin sözleri Abdullah Yusuf Ali taraf›ndan ‹n- olarak ileri sürülen hadisler konusunda gilizceye tercüme edilen ve Kuveyt’te en önemli husus; Hz. Peygamberin habas›lan orijinal ‹ngilizce metinde de; yatta iken hiçbir hadis yazd›rtmamas›, “Draw their veils over their bossoms” yazanlara engel olmas› ve yakt›rmaifadesi yer almaktad›r. Bu da örtülerini s›d›r. Dört Halife zaman›nda da hiçbir gö¤üslerine örtsünler anlam›na gelmektedir. Bu düflüncemizi destekleyen di- hadis kaleme al›nmam›flt›r. Bunda a¤er bir husus da ‹slamiyet öncesi dö- maç, dinimizin tek kayna¤›n›n Kurnemdeki Arap yaflam›d›r. Arap Yar›- an › Kerim olarak kalmas› ve dinimizin madas›n›n iklim koflullar› bellidir. ‹s- sahte din adamlar› taraf›ndan çarp›t›llamiyet öncesinde yöre halk› kad›n, mas›n› önlemektir. Hadis Furyas›, Hz. Peygamberin erkek belden yukar›s› ç›plak dolaflma 83
BD KASIM 2010
vefat›ndan 200 y›l sonra bafllad›. Hicri 215 y›l›nda Buhari 700 bin hadis toplad›¤›n› yazmaktad›r! Bir insan›n bütün ömrü boyunca bu kadar konuflmas› maddeten mümkün de¤ildir. Çok kifli taraf›ndan rivayet edilen hadislerin(Mütevat›r Hadisler) say›s› 17 ile 60 aras›nda de¤iflmektedir ve hiçbirinde örtünme ile tek sat›r yoktur. Bugün piyasada dolaflan binlerce uydurma hadis vard›r. Bunlar› inceledi¤inizde, esas amac›n her Müslüman’› Araplaflt›rma politikas›n›n bir eseri oldu¤unu aç›kça göreceksiniz. Müslüman olmak, Arap kültürüyle özdeflleflmek de¤ildir. Hiçbir Türk genci din ad›na Türklü¤ünü unutmak tuza¤›na
kararlar› uydurma hadislerle de¤ifltirilemez… Bu yolu bir defa açarsan›z, yar›n kad›nlarla erkeklerin kapal› yerlerde bir arada bulunamayacaklar›, beraberce seyahat edemeyecekleri, k›z ve erkek ö¤rencilerin ayr› e¤itim görmeleri, televizyonun ve bilgisayar kullanman›n yasak oldu¤u yönünde binlerce hadisi burnunuza dayarlar. Afganistan’da, Suudi Arabistan’da, ‹ran’da bunlara benzer ak›l d›fl› uygulamalar› görebilirsiniz. Yaz›n›n bafl›nda söyledi¤im gibi, “Kifli hak ve Özgürlükleri- E¤itim Hakk›” gibi evrensel de¤erlere s›¤›narak, ülkemizi ça¤dafl dünyadan koparmak,
H‹ÇB‹R TÜRK GENC‹ D‹N ADINA TÜRKLÜ⁄ÜNÜ UNUTMAK TUZA⁄INA DÜfiMEMEL‹D‹R. DAHA ÖNEML‹S‹ BU ARAPLAfiMA SEVDASIYLA DEVLETE KARfiI ÇIKILIP BÜYÜK GÜNAH ‹fiLENMES‹D‹R. düflmemelidir. Hepsinden önemlisi bu Araplaflma sevdas›yla Devlete karfl› ç›k›l›p en büyük günah›n ifllenmesidir. Zira Kur-an › Kerim’in Nisa Suresinin 59. Ayeti, “Allah’a itaat edin. Peygambere ve içinizden ç›kan Devlet’e itaat edin” demektedir. Gördü¤ünüz gibi Kur-an › Kerim’de Allah’tan ve Peygamber’den sonra Devlete itaat ediniz diye bir ayet vard›r, ama Hocalara, Mezhep ‹mamlar›na, fi›hlara, Cemaat ve Tarikatlar›n bafl›ndaki cambazlara itaat edin diye bir ayet yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ça-
¤›n gereklerine uygun Lâik, Demokrat, ve Sosyal bir Hukuk Devletidir. Bu devletin düzeni, yasalar› ve yarg› 84
parçalamak isteyenlere karfl› çok dikkatli olmak zorunday›z. Hem demokrasi içinde kalaca¤›z hem de demokrasinin nimetlerinden yararlan›p, ülkemize ‹slam Cumhuriyeti gibi ça¤d›fl› rejimi getirmek isteyenlerle mücadele edece¤iz. ‹ktidarda bu kafada olanlar olsa da mücadelemiz devam edecektir. ‹flimiz çok mu zor? Zor olabilir ama imkans›z de¤il!... •
Cumhuriyeti yaflatmak en kutsal görevimizdir.
Haz›rlayan: Saniye ÖZDEN
Bu ay köflemizi dilimizde yer etmifl yabanc› sözcüklerin karfl›l›klar›na ay›rd›k. Bilginizi s›nay›n.
1 Bandrol (Fr.)
6 Uskumru (Fr.)
2 Zikzak (Fr.)
7 Banket (Fr.)
a-Otsu bir bitki b-Pakavra c-fierit, etiket d-Gösteri flark›s› a-K›r›k çizgi b-Gebreotu c-Pey akças› d-Zorla al›nan para
3 Voltaj (Fr.)
a-Gemi dümeni b-Lahana yeme¤i c-Bir bal›k türü d-Asker paltosu
a-Do¤al bak›r sülfürü b-Karayolunun çak›l döfleli yan› c-Gevrek kil d-Kargafla
11 Daktilotekni (Fr.)
a-At arabas› b-Parmak izi belirleme yöntemi c-Yaz› tak›m› d-Mürekkepli flerit
12 Dalavere (‹ta.)
a-Hile, düzen b-Nakarat c-Kesilmifl yaz› d-Bir element
8 Tüyo (Fr.)
13 fiambriyel (Fr.)
4 Üterus (Fr.)
9 Centilmen (‹ng.)
14 Saka (Yun.)
5 Agrandisör (Fr.)
10 Çetele (Yun.)
15 Iskala (‹ta.)
a-Elektrikte gerilim b-Elektrik y›¤ma s›n›r› c-Rublenin yüzde biri d-Anapara
a-Sömürge b-Dölyata¤› c-Alüminyum fosfat d-Bir gezegen a-Bir sicim türü b-‹kiçenekli bitki tak›m› c-Kürek kay›fl› çubu¤u d-Negatiften görüntü büyüten
a-Rak› sürahisi b-Kiflilik bozuklu¤u c-fiekerleme d-Gizlice verilen ipucu a-Serseri b-Kopuk c-Kabaday› d-Çok efendi
a-Zincir düzeni b-Dinsel tören c-Oyularak, çizilerek aç›lan kertik d-Çin dövüflü
Mustafa Kemal ATATÜRK (Fr.) Frans›zca, (‹ta.) ‹talyanca, (Yun.) Yunanca, (‹ng.) ‹ngilizce
Yan›tlar: 149. sayfada
a-‹ç lâstik b-Parlak k⤛t c-Esnek örgü d-Kal›n tahta
a-Direnci az olan b-Bir kufl türü c-G›rtlak yang›s› d-Kurtçuk a-fians oyunu b-Ayakkab› boyanan yer c-Efl türden sesler kümesi d-Bir bitki türü
85
BÜYÜK YAPITLARIMIZ Konur Ertop
Romanc›n›n Gözüyle 1970’lerin Türkiyesi:
Gün ortas›nda, Ankara’n›n orta yerinde... 1960 sonras›nda toplumsal ve siyasal yaflant›m›zda görülen geliflmeler edebiyat›m›z› da besledi. Sevgi Soysal bu ortamda bask›lara karfl› ç›kan, toplumcu düflünce do¤rultusunda savafl›m veren bir yazard›. Bafllang›çta öncelikle kad›n sorununu üzerinde durarak
özgürlük, cinsellik gibi konulara cesaretli yaklafl›m›yla dikkat çekmiflti. Toplumsal-siyasal sorunlar›n gündemde çok genifl biçimde yer ald›¤› 12 Mart öncesinde, Sevgi Soysal da baflka meslektafllar› gibi yap›tlar›nda bu sorunlar› konu edindi. Yazd›klar› yüzünden hüküm giydi. “Y›ld›r›m Bölge Kad›nlar Ko¤uflu” kitab›, onun darbe döneminde cezaevindeki gözlemlerini yans›t›r. “Yeniflehir’de Bir Ö¤le Vakti” roman›n› cezaevinde kaleme alm›flt›, “fiafak” roman›n›n kayna¤› da sürgün gönderildi¤i Adana’daki yaflam›d›r. 86
BD KASIM 2010
“Yeniflehir’de Bir Ö¤le Vakti” roman›nda, 1970’ler Ankara’s›ndan kiflilikler, yaflant›lar sergilenir. Romanc› bizi anlat›lan yerde, belirtilen zamanda olup bitenlerin birkaç gün öncesinden birkaç on y›l öncesine do¤ru da götürür. Gerektikçe Baflkent’in farkl› semtlerini, oralardaki yaflamlar› konu edinmifltir. Yap›t, 1970’lerde bir ö¤le vakti, Ankara’n›n Yeniflehir semtinde onbefl kadar roman kiflisinin yer ald›¤› görüntüler üzerine kurulmufltur. Bir apartman›n bahçesinde sallan›p duran yafll› bir kavak a¤ac› neredeyse y›k›lacakt›r. ‹tfaiye arac› gelmifl, a¤ac› tehlikesizce devirme¤e çal›flmaktad›r. Çevrede birikmifl merakl› kalabal›¤›n aras›na birer ikifler kar›flan roman kiflilerinin yaflamlar›n› konu edinen, kifliliklerini tan›tan, birbirleriyle uzak-yak›n iliflkilerini aç›klayan öykücükler birbirini izler. Ancak as›l kahraman, romana ad›n› vermifl Yeniflehir, daha genifl bir çerçeve olarak da Baflkent’in kendisidir.
Y
Yazar bu çevrenin 1970’lerdeki yaflam biçimine, al›flkanl›klara, do¤up batan modalara tan›kl›k eder. Kentin de¤iflen yüzü türlü ayr›nt›lar›yla gösterilir: K›z›lay semtinin “en civcivli” u¤rak yeri, “Piknik” ad›n› tafl›yan doyumevidir. Çevredeki ma¤azalardan mal almak, belli bir sayg›nl›k ölçütüne dönüflmüfltür. K›z›lay geliflirken kentin eski merkezi Ulus, gündemden düfl-
As›l kahraman, romana ad›n› vermifl Yeniflehir, daha genifl bir çerçeve olarak da Baflkent’in kendisidir. müfltür. Özentili giyim kuflam modalar›yla kiflilikler, gelir düzeyini gösterecek belirtiler ortadan silinmifltir: “Art›k Samanpazar›’nda bile, düflük kalite de olsa böyle orijinal fleyler giyme¤e merakl› delikanl›lar türemiflti” Marka düflkünlü¤ü yüzünden, her s›n›f insan, K›z›lay’daki ma¤azalardan mal almaya can atar. Ayaküstü at›flt›rarak karn›n› doyurman›n o dönemdeki masum ilk ad›mlar›n› sandviç ve tost düflkünlü¤ü oluflturmufltur: “Sandviç yemek kendi bafl›na bir de¤ifliklik, yenilikti çoklar›nca.”, “Ans›z›n, bütün kente yay›ld› 87
BD KASIM 2010
¤› eflyay› -halk›n yabanc› hayranl›¤›ndan yararlanarak- pazarlamaya bafllar: “Meflrutiyet’in köflesine ilk Amerikan pazarlar›ndan birini açt›. (...) Sonunda, Çankaya tepesindeki, sadece Avrupa mal› eflYenileflen yaflama biçimi ya satan dükkân› açt›. yeni al›flanl›klar yarat›rken ”Ekonomi dar bo¤azyurtd›fl›ndaki cin fikirliler köfleyi dönmek dayken pazarlardan al›flverifl için olanaklardan yararneredeyse olanaks›zd›r. “Permi” denilen lanmay› baflarm›flt›r. mal getirme yetkisi kolayca elden ele geçsandviççiler. K›z›lay’daki, Yenifle- mekteydi: “Baz› tüccarlardan sat›n hir’deki, baflka ifle yaramayacak bütün ald›¤› “çeyiz permisiyle” Avrupa’dan dükkân boflluklar›, apartman dehlizleri, getirtti¤i ev eflyalar›n› sat›yordu. (...) Baz› ticaret adamlar›, baz› milletvekilkömürlük art›klar› sandviççi oldu.” Yenileflen yaflama biçimi yeni a- leri k›zlar›n› evlendirecekleri gerekçel›flanl›klar yarat›rken cin fikirliler kö- siyle maliyeden çeyiz permisi al›yorfleyi dönmek için olanaklardan yarar- lard›. Bu permiyi de Güngör onlardan devral›yordu.” lanmay› baflarm›flt›r. Köfleyi dönmekte roman›n bütün kahramanlar› Güngör kadar flansl› olaÖrne¤in çocuklu¤unda Amerikal›mam›flt›r. Örne¤in “Tezkan” ma¤azalara paskalya yumurtas› satmaya koyulan Güngör, böyle ad›m ad›m ifli iler- s›nda tezgâhtar Ahmet, gecekonduda oturmaktad›r ama giyimkuflam›yla letmeyi becerenlerdendir: “Daha Kavakl›dere semti flimdiki sayg›nl›k kazanmaya çal›fl›r: “Tezkan gibi geliflmemiflken ve ilk Amerikl›lar ma¤azas›ndan ald›¤› ayl›¤›n büyük Ankara’ya sökün etmemiflken, daha bir k›sm›n› bofluna m› ‘Amado’ ma¤akimseler bunlar›n ne kadar kalacakla- zas›na yat›r›yordu.” (...) Ahmet için r›n›, ne getireceklerini bile bilmezken, Ulus’an al›nm›fl bir mal›n hiç bir debu yenilikten kendince bir ç›kar sa¤- ¤eri yoktur. Ald›¤› her fley için ‘K›z›lamay› bilmifl ve iflte o zamanlar Ko- lay’dan al›nd›’ cümlesini eklemek iscatepe’de oturan Amerikal›lara paskal- terdi daha çocukken.” Ahmet, ö¤le tatillerinde Spor-Toya yumurtas› boyay›p satmay› ak›l eto’da çal›flan sevgilisi fiükran’la Bütmiflti.” yük Ma¤aza’n›n bodrumunda kaçaGüngör, Amerikal›lardan sa¤lad›88
BD KASIM 2010
mak aflk saatleri yaflamaya çal›fl›r. fiükran’›n, arkadafl› ö¤retmen Günseli’den dinledikleri, “Öteki Türkiye”nin gerçeklerini gözler önüne serer. Günseli görev yapt›¤› köyde ona hep uzak durduklar›n›, kendisini yabanc› sayd›klar›n› anlat›r. Köydeki insan iliflkileri so¤uk, yabans›d›r: “Bir dü¤ünler olurdu, diye anlatm›flt› Günseli, cenaze gibi. Kimsenin a¤z›n› b›çak açmazm›fl. Ne çalg›, ne flark›, ölü tafl›r gibi tafl›rlarm›fl gelini damad›n evine. Köyün birinde, taflk›nl›k edeni, fazlaca gülüvereni cezaland›r›rlarm›fl hemen.” Köydeki Döndü k›z›n serüveni Do¤uda ortaça¤ karanl›¤›n›n sürüp gitti¤ini gösterir: “A¤abeyi Döndü’yü samanl›kta yakalam›fl. Hem de kayn›yla. (...) K›z› köy meydan›nda, köycek tafllad›lar. Öyle heyet karar›yla.” Yeniflehir’de y›k›lmak üzere olan kava¤›n karfl›s›nda bir araya gelmifl kifliler aras›nda okumufl-yazm›fl, seçkin kimseler, varl›kl› insanlar yok de¤ildir. Romanc› onlar›n kofluklar›n›, eksik yanlar›n› göstermekten geri kalmaz. Örne¤in emekli ö¤retmen Hatice
Uzgören kendisine sayg› gösterilmesini bekler. Çevresindekilerin davran›fllar›n› a¤›r bir dille elefltirir: “‹flte hep bu, yolda adama çarp›p özür bile dilemeden geçip gidiverenler, bu dolmuflta cigara içenler, büyüklerin karfl›s›nda bacak bacak üstüne atanlar, uluorta yerde elele yürüyüp fuhufl yapanlar, gâvur o¤lanlar› gibi saç uzat›p hamal gibi b›y›k b›rakanlar, yüksek sesle kahkaha atanlar, her yanlar›n› gösteren dar pantolon giyenler, sonra boyun
damarlar›n› fliflire fliflire, iyi, do¤ru, adam gibi ne varsa hepsinin aleyhine ileri geri konuflanlar, iflte hep bu kendileri bafl›bozuk olduklar› için her bi fleyin bafl›n› sonunu bozma¤a kalkan, sözde gençlerdi bütün s›k›nt›lar›n bafl› ve sonu. (...) Soka¤a ç›k›lmaz oldu art›k. Her yerde haks›zl›k. Her yerde edepsizlik. (...) ‘Ankara caddelerinde p›rt›l insan görünmezdi bir zamanlar’ dedi kendi kendine, düzen vard› eskiden, otorite vard›, asayifl vard›.”
A
Ancak al›flverifl yapt›¤› ma¤azada
onun da elefltirdi¤i insanlardan fark› olmad›¤› görülür: “Ans›z›n uzatt› elini. Say›s›n› bilmedi¤i, ama bir düzineye yak›n oldu¤unu tahmin etti¤i çay kafl›klar›n› avuçlay›p mantosunun cebine at›verdi. Çabuk ad›mlarla uzaklaflt› oradan” Selanik eflraf›ndan mirasyedi Necip Bey yar›m yamalak Frans›z e¤itimi alm›flt›r. Toplumsal geliflmeleri kafas›ndaki haz›r kal›plara göre yarg›lar: “Liberal bir adamd› Necip Bey, öyle sayard› kendisini, her sabah ‹sviçre gazetesi okumay› ihmal etmezdi. Komünizmin ne oldu¤unu bildi¤ini iddia ederdi. Bu, modas› geçmifl bir amele diniydi, bir zamanlar Avrupa’da f›rt›nalar koparm›flt› ama, Avrupal›lar gereken tedbirleri alm›fllar, açgözlü ameleyi doyurarak haset beyinlerini dogmatizmin karanl›¤›ndan kurtarm›fllard›. fiimdi da baz› fl›mar›k gençler yeniden bu moday› keflfetmifllerdi, ama önemi yoktu bunun, sonunda babalar›n›n paralar› kendilerine kal›nca, ya da çal›flmaya bafllad›klar›nda bu gençlik ç›lg›nl›¤›ndan kurtulacaklard› 89
BD KASIM 2010
Haz›rlayan: B‹RSEN ERKUTUN
Salih Bey, “genifl boyutlu, ba¤lant› ve çeliflBahçesindeki kava¤›n kileri kavray›c›, topary›k›lmak üzere oldu¤u lay›c› düflünmeyi” ö¤renememifltir: “Kitap apartman›n sahibi okumak, tiyatroya gitMevhibe Han›m, Atatürk mek gibi al›flkanl›klar› da yoktu. (...) Bir vekil döneminde bakanl›k k›z›yla evlenmiflti, kayapm›fl bir r›s›na babas›ndan kalan miras›n da yard›m›yla politikac›n›n mali durumu da, en ak›z›d›r. z›ndan sosyal mevkii kadar sa¤lamd›.” Bu ailenin k›z› üniversite ö¤rencisi Olcay, “s›k›nt›l›, sevgisiz” bir çocukluk yaflam›flt›r. Olcay’›n a¤abeyi Fransa’daki ö¤renimini yar›m b›rak›p geri dönmutlaka.” Bahçesindeki kava¤›n y›k›l- müfltür. Halktan kopuk bir ayd›nd›r. mak üzere oldu¤u apartman›n sahibi Do¤an›n arkadafl›, Olcay’›n sevgilisi Mevhibe Han›m, Atatürk döneminde Ali ise, gecekonduda oturan bir iflçi bakanl›k yapm›fl bir politikac›n›n k›- çocu¤udur. Sevgi Soysal olumlu tip z›d›r. “Cumhuriyet k›z›” olmakla övü- olarak yaln›zca onu gösterir. Çürünür. Cumhuriyetin de¤erlerine sahip müfl kavak, roman›n son sayfas›nda ç›kt›¤› kabul edilen partinin kad›n kol- kap›c› Mevlut’un üzerine devrilerek lar›nda çal›fl›r, bu kollara ba¤l› bir yar- ölmesine neden olur. Böylece upuzun d›m derne¤inin yöneticisidir. Ancak bir dönem, sözde kapanm›flt›r... halka yaklafl›m›nda ne kadar ça¤d›fl› Sevgi Soysal’›n “Yeniflehir’de Bir kald›¤› görülür: “Halk dedi¤in çocuk Ö¤le Vakti” roman›, k›rk y›l önceki gibidir, derdi. Sana güvenecekler, se- Türkiye’nin bir görünümünü vermeknin onlar› kollad›¤›n› bilecekler. Ama tedir. O dönemden bugüne yaflanan onlar› disiplin alt›nda tutmaz, pençeni toplumsal yozlaflman›n kökleri bu angevfletirsen de ne yapacaklar›n› flafl›- lat›lanlardad›r. Bugün olup bitenlere r›rlar.” duyars›z kalmayanlar, Soysal’›n gördü¤ü gibi günümüzü do¤ru bir biçimMevhibe Han›m, ceza hukuku pro- de görüp de¤erlendirenler, gelece¤i fesörü Salih Bey’le evlidir. Samanpa- kurmakta onlar baflar›l› olacakt›r. • zar›’nda yoksul bir çevreden yetiflmifl konurertop@butundunya.com.tr
3-Bir ulusun kuruluflunu ya da ba¤›ms›zl›¤›n› anlatan öykü türüne ne denir? a-Destan b-Hiciv c-Fantezi d-Bilim kurgu
90
Yan›tlar: 149. sayfada
1-Roma ‹mparatorlu¤u'nun baflkenti hangi tarihte ‹stanbul'a tafl›nm›flt›r? a-MS 529 b-MS 43 c-MS 180 d-MS 330 2-Fransa ve ‹spanya'da bölgesel dil kabul edilen hangisidir? a-Esperanto b-Baskça c-Bretonca d-‹branice
4-Modern makroekonominin temellerini kim atm›flt›r? a-Friedman b-Lucas c-Keynes d-Marx 5-“Blow Up” ve “Yolcu” filmlerinin yönetmeni kimdir? a-Ingmar Bergman b-Michalengelo Antonioni c-Bernardo Bertolucci d-Frank Capra 6-Seul'de 1988 y›l›nda kaç›nc› Olimpiyatlar yap›lm›flt›r? a-21. b-22. c-23. d-24.
7-Galya Seferleri'nde baflar› kazanan Romal› asker kimdir? a-Octavianus Augustus b-Julius Caesar c-Büyük Constantinus d-Marcus Antonius
13-Yunan filozofu Heraklitus'un ünlü eseri hangisidir? a-Tanr› fiehri b-Etik c-Metod üzerine Söylefli d-Tabiat Üzerine
8-ABD Anayasas›'nda tam pratik ifadesini bulan kavram nedir? a-Güçlerin ayr›lmas› b-Meflruluk c-Otorite d-Özellefltirme
14-Beynin anlama sürecini hangi bilim inceler? a-Fizyolojik psikoloji b-Geliflim psikolojisi c-Klinik psikoloji d-Mesleki psikoloji
9-Johann Sebastian Bach'›n do¤um yeri neresidir? a-Almanya/Eiseach b-Macaristan/Mare c-Almanya/Hamburg d-Bratislava/Rohraw
15-Do¤ada herfleyin canl› oldu¤una inanan din hangisidir? a-K›z›lderili dini b-Budizm c-Hinduizm d-Hristiyanl›k
10-Çiftçilere devlet kredisi veren ilk hükümdar kimdir? a-Yavuz Sultan Selim b-fiah ‹smail c-Marcus Coccelius d-Ramses
16-Tohumlar› sert kabuk içerisinde bulunan yemifllerin genel ad› nedir? a-Ya¤ bitkileri b-Baklagiller c-Kabuklu yemifller d-Yem bitkileri
11-“Spagetti Western” türü filmlerle ün kazanan erkek oyuncu kimdir? a-Henry Fonda b-Clint Eastwood c-Errol Flynn d-Clark Gable 12-Birinci Dünya Savafl› hangi y›llarda olmufltur? a-1913-1917 b-1914-1918 c-1915-1919 d-1916-1920
17-Gerçekleri sübjektif ve göreli kabul eden felsefi görüfl hangisidir? a-Pozitivizm b-Fenomenoloji c-Etnometodoloji ç-‹fllevselcilik 18-‹lkokullara zorunlu kat›l›m ilk kez 18.yüzy›lda hangi ülkede olmufltur? a-Fransa b-Hollanda c-Prusya d-‹zlanda 91
BD KASIM 2010
KÖfiEDEN BUCAKTAN Mehmet Muhsino¤lu
HALKI KANDIRMAK ‹Ç‹N “BÜYÜK YALAN” TEKN‹⁄‹
Joseph Goebbels
Radyo ve gazeteler üzerinde totaliter bir bask› kuran Hitler’in propaganda bakan› Dr. Paul Joseph Goebbels, Nazilerin halk› kand›rmak için baflvurdu¤u “Büyük Yalan” tekni¤ini, çok baflar›l› biçimde uyguluyordu. Bu teknik, “E¤er bir yalan yeteri kadar cüretkârsa ve yeterince tekrarlan›rsa, kitleler kolayca inan›r” temel ilkesine dayan›yordu.
Naziler kürsülere, balkonlara ç›k›p, -Hitler gibi- histerik biçimde ba¤›rarak konuflman›n, e¤itimsiz halk kitlelerini etkiledi¤ini biliyorlard›. Goebbels 18 A¤ustos 1933’te, bir radyo sergisinin aç›l›fl›nda yapt›¤› ko92
nuflmada, Alman radyosunun yay›nlar›nda “olmas› gereken yön” konusunda düflüncelerini aç›kl›yordu. Goebbels’in verdi¤i müjdeye göre, ortalama gelir düzeyindeki her vatandafl, yak›nda ucuz bir “Volksempfanger-halk
radyosu” sahibi olabilecekti. sunda yazm›flt›. Hitler ve adamlar› böylece tek taÜniversiteden sonra gazeteci ve rafl›, yalana dayal› “beyin y›kama” bir dönem bankada memur, borsa göhedefine ulaflacaklard›! revlisi olarak çal›flt›. Roman ve oyun *** yazarl›¤›n› denedi, ancak “eserleri” Bu arada Goebbels, “Bir Hatip O- yay›nevleri taraf›ndan geri çevrildi. larak Führer” bafll›kl› yaz›s›nda flu göFrans›zlar›n 1923’de Ruhr bölgerüflü savunuyordu: sini iflgali s›ras›nda Nazi Partisiyle ilifl“Esas olarak iki tür hatip vard›r. ki kuran Goebbels, 1924 y›l›nda üye Biri ak›l yürütür, di¤eri yürekten konu- oldu¤u partinin Berlin bölge baflkanl›flur. Onlar böylece iki farkl› tür halka ¤›na getirildi. Propaganda konusunda ulafl›rlar. Bir grup neden ve gerekçe- sahip oldu¤u yetene¤i, bu görevi s›ralerle anlarken, di¤erleri yürekleriyle s›nda tam anlam›yla kan›tlad›. kavrar. Neden ve gerekçelere yönelen Yerel sosyalist ve komünistlere hatipler, genellikle parlamentolarda karfl› giriflti¤i mücadelede, Nazilerden bulunurlar. Yürekleriyle konuflan hatip- “Esas olarak iki tür hatip varler ise, do¤rudan hal- d›r. Biri ak›l yürütür, di¤eri yüka seslenirler.” rekten konuflur. Onlar böyleDr. Paul Joseph Goebbels, 1933-19- ce iki farkl› tür halka ulafl›rlar. 45 döneminde Nazi Bir grup neden ve gerekçelerle rejiminin propagananlarken, di¤erleri yürekleriyle da bakan› olarak görev yapt›. Alman dik- kavrar. tatörü Adolf Hitler’in yak›n yard›mc›s› ve sad›k hayran›yd›. Ateflli bir hatip ve Yahudi aleyhtar› olarak tan›n›yordu. Yahudilerin ve kurumlar›n›n sald›r›ya u¤rad›¤› 1938 “Kristallnacht Katliam›”n›n planlay›c›lar›ndan biri oldu¤u biliniyor. Tarihçiler bu sald›r›n›n, Yahudi soyk›r›m›yla sonuçlanan sistematik uygulaman›n bafllang›c› oldu¤u görüflünü savunuyor. 29 Ekim 1897’de Prusya’da do¤an Goebbels, 1921’de Heidelberg Üniversitesi’nde e¤itimini felsefe doktoru Goebbels bir propaganda olarak tamamlad›. Doktora tezini “18’konuflmas› yaparken inci yüzy›lda romantik drama” konu-
BD KASIM 2010
“gerekli” belgeleri sa¤lam›fl ve “kahverengi gömlekliler”den oluflan paramiliter SA örgütünün deste¤ini kazanm›flt›. 1928 y›l›na gelindi¤inde, parti kademelerinde h›zla yükseliyor ve en seçkin üyeler aras›nda yer al›yordu. *** 1933’te Hitler ve Nazi Partisiyle birlikte iktidara gelen Dr. Goebbels, propaganda bakanl›¤›na atand›¤›nda, ilk “icraat” olarak Naziler’in karfl› ç›kt›¤› tüm kitaplar› yakt›rd›, daha sonra Yahudilere karfl› sald›r›lar› organize ederek 1933 boykotunu bafllatt›, tüm Almanya’da sinagoglar›n yak›lmas› ve yüzlerce Yahudi’nin öldürülmesi eylemlerine yeflil ›fl›k yakt›. Goebbels, kulland›¤› propaganda teknikleriyle Alman halk›n›, büyük bir sald›r› savafl›na psikolojik olarak haz›rlam›flt›. Ülkede bulunan Polonyal›, Yahudi ve Frans›z gibi etnik gruplar› ve az›nl›klar› boy hedefi olarak kullanm›fl, Almanya’n›n bunlara karfl› giriflti¤i mücadelenin “meflru savunma” oldu¤unu öne sürmüfltü. Goebbels, II. Dünya Savafl› s›ras›nda di¤er Nazi liderleri aras›nda kiflisel gücünü giderek art›rm›fl, 1943 sonunda savafl›n gidiflat› mihver devletleri aleyhine dönmeye bafllad›¤›nda bile, propagandaya h›z vererek, Alman halk›n›n “topyekün savafl ve seferberlik” fikrini benimsemesi için psikolojik bask› yöntemi uygulam›flt›. Goebbels’e göre “‹ki bin y›ll›k Bat› tarihi tehlikede” idi ve Almanya’n›n yok olmas›yla sonuçlanacak olan bu durumun suçlular› ise, Yahudilerdi. 94
TIP DÜNYASINDAN KISA KISA Goebbels ailesi ile birlikte
Prof. Dr.
Bel a¤r›s› ve kuflak Bel a¤r›s›n› önlemek için belin sar›lmas› incinmeyi önlemez. Bel civar›ndaki kaslar› zay›flat›p bel a¤r›lar›n›n s›klaflmas›na neden olur.
II. Dünya Savafl› içinde bulan Almanya, savafl›n aleyhine sonuçlanmak üzere oldu¤u günlerde bile, “Goebbels propagandas›”n›n etkisiyle, savafl›n “Almanya zaferi”yle noktalanaca¤›n› san›yor, dünyan›n alaca¤› yeni durum hakk›nda ‘kehanette’ bulunan” Goebbels’e inanmay› sürdürüyordu. *** Kaç›n›lmaz sonuçla burun buruna gelindi¤inde ise, bir dönemin ma¤rur Goebbels’i, “23 Nisan konuflmas›”nda Berlin halk›na bu kez yalvar›yordu: “Sizleri kentiniz için dövüflmeye ça¤›r›yorum. Eflleriniz, çocuklar›n›z, ebeveynleriniz u¤runa, sahip oldu¤unuz herfleyle dövüflün. Silahlar›n›z herfleyi, sevdiklerimizi ve bizden sonra gelecek olan kuflaklar› savunacakt›r. Onurlu ve cesur olun!” 30 Nisan’da Sovyet askerleri Hitler’in yeralt› s›¤›na¤›na do¤ru ilerlerken, ma¤lup diktatör vasiyetini yazd›r›yordu. Sonuna kadar Hitler’in yan›nda kalan Goebbels, 1 May›s 1945’te 47 yafl›nda, Berlin’de 6 çocu¤unu öldürdükten sonra, efli Magda ile birlikte intihar ediyordu. • mehmetmuhsinoglu@butundunya.com.tr
Yürük ‹yriboz
Sigaradaki mikroplar Sigaran›n tafl›d›¤› say›s›z toksik maddenin yan›s›ra, zararl› bir çok mikrop tafl›d›¤› da saptanm›flt›r. Bu madde ve mikroplar sigara duman› ile çevrede bulunanlara da bulafl›r.
TUZ Günde bir tatl› kafl›¤›ndan fazla (5 gr.) tuz yemek tansiyonu yükseltir; inme ve kalp hastal›¤› riskini çok art›r›r. Günlük tuz ihtiyac›n› yedi¤imiz meyve, sebze ve etlerde do¤al olarak bulunan tuz pekala karfl›lar. Tuz yemek bir al›flkanl›kt›r. Bir ay hiç tuz kullan›lmazsa bu al›flkanl›k kaybolur.
At›flt›rmak ‹nsanlar genellikle 4 saatte bir ac›k›rlar. Ö¤le yeme¤ini daha erkene al›p 3-4 saat sonra bir fleyler at›flt›rmak akflam yeme¤indeki açl›k duygusunu bast›r›r ve daha az yemenizi sa¤lar
Difl eti iltihab›
Burnu temizlemek için kuvvetle sümkürmek iltihab› sinüslere iter. Buruna tuzlu su çekmek solunum yollar›n› açar ve nefes almay› kolaylaflt›r›r.
Dis eti iltihabi tek bafl›na kalp damarlar›n›n kireçlenmesine ve t›kanmas›na nedenolup ve fleker hastal›¤›na yol açabilir.
KAHVE
Günde bir iki fincan kahve bronfllar› açar, nefes almay› kolaylaflt›r›r.‹ki buçuk fincan kahvedeki kafein, 5 bardak çay ve iki kola fliflesindeki kafeine eflittir. 95
BD KASIM 2010
SAKLI TAR‹H Sinan Meydan
Vahdettin Dosyası
7
Atatürk’ün Samsun’a ç›k›fl› ve Vahdettin Kurtulufl Savafl›’n›n büyük onurunu Atatürk’e lay›k görmeyen flaflk›nlar, 1929 y›l›ndan beri tarihi “e¤ip bükerek”, belgeleri çarp›tarak ve beyinleri y›kayarak “Kurtulufl Savafl›’n› Vahdettin’in bafllatt›¤›n›” iddia etmifllerdir. er fley asl›nda tescilli bir Atatürk düflman› olan Mevlanzade R›fat’›n bafl›n›n alt›ndan ç›km›flt›r. 1929 y›l›nda kaleme ald›¤› Türkiye ‹nk›lab›’n›n ‹ç Yüzü adl› kitab›nda, “VI. Mehmet Vahdettin Han, Anadolu’da Milli bir kuvvet haz›rlamay› düflünmüfl ve bu kuvveti meydana getirmek için 96
yak›n›nda bulunanlar›n telkini ile yaverlerinden Mustafa Kemal Pafla’y› genifl bir yetki ve özel bir talimatla galip devletlerin ‹stanbul’da bulunan temsilcilerinin bilgisi d›fl›nda gizlice Anadolu’ya göndermifltir.” demifltir.[1] Turgut Özakman’›n hakl› olarak “yalan, yanl›fl ve martaval y›¤›n›” o-
larak adland›rd›¤› bu kitab› kaynak olarak kullanan Necip Faz›l, Kadir M›s›ro¤lu, Nihal Ats›z, Hasan Hüseyin Ceylan, Vehbi Vakkaso¤lu gibi Vahdettinci yazarlar, Türk toplumunun gözünün içine baka baka yalan söylemifllerdir. Tarihi yeniden yazan Vahdettinci yazarlar, “Kurtulufl Savafl›’n› Vahdettin bafllatt›” diyebilmek için Vahdettin’in sözüm ona gizli bir plan› oldu¤unu ileri sürmüfllerdir. K. M›s›ro¤lu bu plan› flöyle aç›klam›flt›r: “‹stanbul ve Ankara iki has›m (düflman) pozunda, karfl› karfl›ya olacakt›r. Bu oyun düflmana karfl› Anadolu ile el ele, bir siyasi komplo, bir ince politika olarak bafllat›lm›fl, Padiflah ve ‹stanbul Hükümeti, bu oyunu büyük bir ciddiyet ve teatral bir kudretle oynam›fllard›r.” [2] M›s›ro¤lu’nun bu iddias›na Turgut
Özkman flu soruyla karfl›l›k vermifltir: “Ama o fetvalar, o isyanlar, o Anzavur, o milliyetçileri tepelemek için ‹ngilizlere türlü türlü önerilerde bulunmalar, bunlarla ilgili binlerce belge, tan›k, Vahdettin’in kendi itiraflar› filan nedir? E¤er bu oyunsa buna olsa olsa Kanl› Nigar oyunu denilebilir.”[3] Mevlanzade R›fat, K. M›s›ro¤lu, H. Hüseyin Ceylan, N. Faz›l K›sakürek gibi Vahdettinci yazarlara göre Padiflah Vahdettin, Kurtulufl Savafl›’n› bafllatmas› için “göstermelik” bir görevle ve genifl yetkilerle Musta-
Vahdettinci yazarlara göre Kurtulufl Savafl›’n› bafllatmas› için Padiflah Vahdettin ”göstermelik bir görevle Mustafa Kemal Atatürk’ü Anadolu’ya göndermifltir.
fa Kemal Atatürk’ü Anadolu’ya göndermifltir. Bu Vahdettinci yazarlar›n, hiçbir somut belgeye dayanmadan, üstelik de Padiflah Vahdettin’in, Damat Ferit ve ‹ngilizlerle birlikte Milli hareketi yok etmek için yap›p ettikleri ortadayken böyle bir tez ileri sürebilmeleri cidden “komik” bir durumdur. ‹flte bu komikli¤in fark›nda olan bu Vahdettinci yazarlar, söz konusu “güdük” tezlerini kan›tlamak için birtak›m tan›kl›klara, an›lara dayanm›fllard›r. Bu tan›klar flunlard›r: Mütareke dönemi polislerinden Radi Azmi Ye¤en, Fevzi Çakmak’›n efli F›tnat Çakmak, Erzurum Kongresi Sivas Delegesi Fazlullah Moran, Atatürk’ün silah arkadafllar›ndan Refet Bele, Abdülaziz’in torunlar›ndan fiehzade Mahmut fievket Efendi, Çankaya Köflkü garsonlar›ndan Cemal Granda. Ayr›ca Nihal Ats›z ve Necip Faz›l’›n “öteden beriden duyduklar›n›” iddia ettikleri 97
BD KASIM 2010
bir tak›m dedikodular... Bu an›lar› tek tek analiz eden Turgut Özakman, bir k›sm›n›n uydurma, bir k›sm›n›n çarp›tma, bir k›sm›n›n da mant›k hatalar›yla dolu yak›flt›rmalardan ibaret oldu¤unu bütün delilleriyle gözler önüne sermifltir.[4] fiimdi bu “komik” ve “güdük” ya-
lan› deflifre edelim. “Vahdettin, Kurtulufl Savafl›’n› bafllatmak için Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderdi!” diyen Vahdettinci yazarlar› yine bizzat Vahdettin yalanla-
“Vahdettin, Kurtulufl Savafl›’n› bafllatmak için Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderdi!” diyen Vahdettinci yazarlar› yine bizzat Vahdettin yalanlam›flt›r. m›flt›r. fiöyle ki, Vahdettin, 1923’te Mekke’de yay›nlad›¤› beyannamede Atatürk’ü, Kurtulufl Savafl›’n› bafllatmas› için seçerek Anadolu’ya göndermedi¤ini, “Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderen kabineye uydum” diyerek itiraf etmifltir.[5] Ayr›ca Vahdettin’e çok yak›n olan Baflkatip Ali Fuat Bey de an›lar›nda Vahdettin’in Kurtulufl Savafl›’n› planlad›¤›na yönelik en ufak bir bilgi k›r›nt›s›na bile yer vermemifltir.[6] An›lar›nda Vahdettin’le ilgili çok küçük ayr›nt›lara bile yer veren Ali 98
BD KASIM 2010
Fuat Bey’in böyle önemli bir noktay› kaç›rmas› imkans›zd›r. Son zamanlarda “resmi tarih elefltirisi” ad› alt›nda baz› tarihçiler ve yazarlar yeniden bu “güdük tezi” dillendirmeye bafllam›fllard›r. Örne¤in Murat Bardakç›, Vahdettin’i anlatt›¤› “fiahbaba” adl› kitab›nda “Atatürk’ü, Vahdettin’in Anadolu’ya gönderdi¤ini” kan›tlamak için birçok belge yay›nlam›flt›r. Bardakç›’n›n “yeni bir fley keflfetmifl gibi” davranmas› çok anlams›zd›r; çünkü Atatürk’ü, Vahdettin’in Anadolu’ya gönderdi¤i zaten bilinen bir gerçektir. Bu gerçe¤i 1926 y›l›nda bizzat Atatürk, Falih R›fk› Atay’a aç›klam›flt›r. Atatürk, Damat Ferit Hükümeti’nin, Padiflah Vahdettin’in ve ‹ngilizlerin bilgisi dahilinde hatta “‹ngiliz vizesiyle” Anadolu’ya geçmifltir. Evet! Atatürk’ü Padiflah Vahdettin Anadolu’ya göndermifltir! Burada kilit soru fludur? Peki ama niye göndermifltir? Git Kurtulufl Savafl›’n› bafllat, düflmanla savafl diye mi? Yoksa git, bölgedeki kar›fl›kl›klar› önle, asayifli sa¤la diye mi? Cevap bulunmas› gereken soru
“Atatürk’ü kim gönderdi?” sorusu de¤il, “Atatürk niye gönderildi?” sorusudur Vahdettin, Atatürk’ün Anadolu’ya gönderilmesindeki son halkad›r. Her fley ‹ngilizlerin iste¤iyle bafllam›flt›r. Atatürk, kabinedeki ve genelkurmaydaki nüfuzlu arkadafllar›n› devreye sokarak atamas›n› yapt›rm›fl, yetkilerini geniflletmifl, Damat Ferit’i ikna ederek ve stratejik hamlelerle ‹ngilizleri “uyu-
tarak”, Anadolu’ya geçmeyi baflarm›flt›r. Vahdettin, sonradan bizzat itiraf etti¤i gibi, hükümetin yapt›¤› atamay› sadece onaylam›flt›r; hepsi bu! fiimdi bütün bu süreci ad›m ad›m izleyelim:
‹ngilizlerin iste¤i Mondros Ateflkes Antlaflmas›’n›n 7. Maddesi’ne göre, “Kar›fl›kl›k ç›kan yerler ‹tilaf devletleri taraf›ndan iflgal edilecektir”. Bu maddeye dayanarak Anadolu’da birçok yeri iflgal eden ‹tilaf devletleri, “kar›fl›kl›k ç›kmamas›” konusunda birçok kere a¤›r bir dille hükümeti uyarm›flt›r. ‹ngilizlerin emperyalist emelleri aç›s›ndan Karadeniz bölgesi ve Kafkaslar çok önemlidir; çünkü Kafkaslardaki do¤al kaynaklar› ve Hindistan ticaret yolunu kontrol etmenin biricik yolu bu bölgeyi kontrol etmektir. Kafkaslara ve Güney Asya’ya aç›lan bir koridor durumundaki Karadeniz bölgesi ve Karadeniz limanlar› ‹ngilizleri çok fazla ilgilendirmektedir. Bu nedenle ‹ngilizler, 26 Aral›k 1919’da Batum’u iflgal etmifller ve o bölgedeki 9. Ordu’nun terhisi ve silahlar›n teslimi ifllerinin yavafl gitti¤i gerekçesiyle bu ordunun komutan› Yakup fievki Pafla’n›n görevinden uzaklaflt›r›l›p, yerine emirleri uygulayacak birinin getirilmesini istemifllerdir.[7] ‹stanbul hükümeti hiç zaman kaybetmeden ‹ngilizlerin bu iste¤ini yerine getirmifltir. ‹ngilizler, Ermenilerin yaflad›¤› do¤udaki alt› ille de özel olarak ilgilenmifllerdir; çünkü Mondros Ateflkes Ant-
laflmas›’n›n 24. maddesine göre bir kar›fl›kl›k durumunda oralar iflgal edilebilecektir. ‹ngilizler, Mondros Ateflkes Ant-
laflmas›’ndan hemen sonra Kafkaslardan, Do¤u illerinden ve Karadeniz’de özellikle Samsun’dan flikayet etmeye bafllam›fllard›r. Mütareke döneminin en huzursuz ve kar›fl›k yerlerinden biri Samsun’dur. Bu kar›fl›kl›¤›n temel nedeni bölgenin etnik yap›s› ve Pontus Rum çetelerinin faaliyetleridir. Rum çetelerine karfl› kurulan Türk çetelerinin çat›flmalar›, mütarekenin bafl›ndan beri ‹ngilizlerin dikkatini çekmifltir.[8] ‹ngiliz Calthorpe ve Amet 1918 Kas›m sonlar›nda, “Samsun’da mütareke hükümlerinin henüz uygulanmam›fl oldu¤unu ve H›ristiyanlar› toptan öldürmek için Müslüman ahalinin silahland›r›ld›¤›n›” iddia etmifllerdir. [9] Ocak’ta Amerikan Tobacco Company, Londra’ya gönderdi¤i bir raporda “Bütün Müslümanlar›n ve özellikle köylülerin silahland›r›ld›¤›n›” bildirmifltir. Bunun üzerine Forcign Office, “Bu durumun gemi veya silah gönderilerek düzeltilmesi için gerekli tedbirin al›n›p al›namayaca¤›n›” sormufltur.Bu soruya Webb, 13 Ocak’ta, “Normal flartlara dönüfl için bütün bölgenin tamam›yla silahs›zland›r›lmas› gereklidir. Bu da ancak büyük bir askeri kuvvetle yap›labilir” fleklinde cevap vermifltir.[10] Bunun üzerine ‹ngilizler, 9 Mart 1919’da Samsun’a 200 kiflilik küçük bir askeri birlik ç›karm›fllar, 50 kiflilik bir müfrezeyi de Merzifon’a göndermifllerdir.[11] Ayr›ca Te¤men Perring ve Yüzbafl› Hurst de 99
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
etmektedir. 4.Bu geliflmeler, Ermenistan hakk›nda verilecek karara karfl› koymak için ‹ttihatç›-Jön Türklerce örgütlenmektedir.[14] Bu ‹ngiliz notas›n›n sonunda Amiral Calthorp’e, “Gereken her türlü önlemin derhal al›nmas›n›, ilgililere emir ve talimat verilmesini, yoksa iflin ciddiyet kazanaca¤›n›” bildirmifltir. Te¤men Hamdi Bey.
[15]
incelemelerde bulunmak için bölgeye gönderilmifltir.[12] ‹ngilizlerin Samsun’a asker ç›karmalar› bölge halk›n›n tepkisini çekmifl, 17/18 Mart 1919 gecesi Makineli Tüfek Bölü¤ü’ne ba¤l› Te¤men Hamdi Bey, askerleriyle birlikte da¤a ç›km›flt›r.[13] Te¤men Hamdi Bey’in mücadele etmek için da¤a ç›kmas› ‹ngilizler aç›s›ndan barda¤› tafl›ran son damla olmufl, ‹ngiliz yetkililer, hükümetin bir an önce bölgede asayifli sa¤lamas›n›, aksi halde meydana gelecek olaylar›n sonucuna katlanmas› gerekece¤ini belirtmifltir. ‹ngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919’da Osmanl› Harbiye Naz›rl›¤›’na bir nota vermifltir. Notan›n içeri¤i flöyledir: 1. Erzurum, Erzincan, Bayburt ve Sivas yörelerindeki ordunun terhis ve silahlar›n›n toplanmas› ifli çok yavafl gitmektedir. 2. Bu yörelerde, Kars’ta oldu¤u gibi bafltan bafla fluralar kurulmufltur. 3. Bu fluralar, ordunun denetimi alt›nda asker toplamaktad›r. Bu geliflmeler o bölgede yaflayan halk› rahats›z
Amiral Calthorpe, Sadrazam Damat
100
Ferit’e gönderdi¤i resmi yaz›yla yetinmemifl, Padiflah Vahdettin’le de görüflerek, “Karadeniz’deki kar›fl›klar›n bast›r›lmas› konusunda” ona da kesin uyar›larda bulunmufltur. Calthorpe, Vahdettin’e, “Yüksek yetkiler sahip askeri bir kurulun, bafllar›nda yetenekli bir generalle derhal görev yerine giderek, o bölgedeki 9. Ordu’yu disiplin alt›na almas›n›” söylemifltir.[16] Ayn› hafta içinde, 25 Nisan 1919 Cuma günü, ‹ngiliz Komiser Vekili Amiral Webb de Sadrazam Damat Ferit’i ziyaret ederek ayn› istekleri tekrarlam›flt›r. [17] Damat Ferit, ‹ngiliz yetkililere, bu sorunun en k›sa zamanda çözülece¤ini bildirmifltir. [18] O günlerde Osmanl› yönetiminin en çok dikkat etti¤i nokta Paris Bar›fl Konferans›’nda Osmanl›n›n aleyhine kullan›labilecek bir durumun oluflmamas›d›r. Bu bak›mdan özellikle ‹ngilizlerin memnun olmas› çok önemlidir. Bu amaçla ‹ngilizlerin 21 Nisan tarihli notas›na uygun olarak Karadeniz ve Do¤u Anadolu bölgelerinde asayifli sa¤layacak önlemler al›nmal›d›r. Zaman kaybetmeden güçlü bir komutan
bölgeye gönderilerek, asayifl sa¤lanmal› ve Paris Bar›fl Konferans› öncesinde ‹ngilizler memnun edilmelidir. Sadrazam Damat Ferit ve Padiflah Vahdettin iflte bu düflünceler içinde Atatürk’ü 9. Ordu Müfettifli olarak Anadolu’ya göndermifllerdir. Atatürk’e verilen görev ve yetkiler flunlard›r: 1. Bölgedeki asayiflin düzeltilmesi, asayiflsizlik sebeplerinin saptanmas›. 2. Silah ve cephanenin biran önce toplatt›r›l›p koruma alt›na al›nmas›. 3. fiuralar varsa ve asker topluyorsa, bunun kesinlikle engellenmesi. 4. fiuralar›n kapat›lmas›. Görüldü¤ü gibi Padiflah Vahdettin,
Vahdettinci yazarlar›n iddia etti¤i gibi “durup dururken bir görev icat edip Atatürk’ü Anadolu’ya göndermifl” de¤ildir; Vahdettin do¤rudan do¤ruya ‹ngilizlerin “notas›” ve “iste¤i” üzerine harekete geçmifltir. Görev ve yetkilerden de anlafl›laca¤› gibi Atatürk’ten istenen ve beklenen Anadolu’da bir direnifl bafllatmak de¤il, tam tersine bafllam›fl olan direniflleri etkisiz hale getirmektir. Atatürk’e genifl yetkiler verildi¤i do¤rudur. Ancak Vahdettinci yazarlar›n, Vahdettin’in, Atatürk’e bu genifl yetkileri, “gizlice bütün yurtta direnifli örgütlemesi” amac›yla verdi¤i iddialar› yaland›r. Çünkü bu yetkilerin genifl olmas›n›n iki nedeni vard›r. Birincisi, 21 Nisan 1919 tarihli ‹ngiliz notas›nda sadece Karadeniz bölgesinden de¤il do¤u illerinden de söz edilmektedir. Yani yetkilerin genifl tutulmas›n›n birinci nedeni, do¤udan
‹ngiliz notas›d›r. ‹kincisi de bu yetkileri Genelkurmay ‹kinci Baflkan› Kaz›m ‹nanç Pafla’yla yapt›¤› görüflme sonunda bizzat Atatürk geniflletmifltir. [19]
Atatürk’e mülki (idari) yetkiler verilmesinin nedeni ise, yine ‹ngiliz notas›nda belirtilen “fluralara” son verebilmesi içindir. Atatürk’ün, bu sivil örgütlere son verebilmesi için, askerler d›fl›nda sivillere de emir verebilmesi gerekir. Ayr›ca Atatürk’ün Bat›’ya ya da ‹ç bölgelere de¤il de Karadeniz’e, do¤uya gönderilmesi, onu gönderenlerin tamamen ‹ngiliz istekleri do¤rultusunda hareket ettiklerini kan›tlamaktad›r. [20]
Vahdettin do¤rudan do¤ruya ‹ngilizlerin “notas›” ve “iste¤i” üzerine harekete geçmifltir. Görev ve yetkilerden de anlafl›laca¤› gibi Atatürk’ten istenen ve beklenen Anadolu’da bir direnifl bafllatmak de¤il, tam tersine bafllam›fl olan direniflleri etkisiz hale getirmektir. Peki ama Vahdettin neden bu görev için Atatürk’ü seçmifltir? Neden Atatürk gönderilmifltir? Öncelikle Atatürk’ü seçen Vahdet101
BD KASIM 2010
tin de¤ildir, kendisinin de bizzat itiraf etti¤i gibi, Atatürk’ü hükümet bu göreve getirmifl, Vahdettin sadece bu atamay› onaylam›flt›r. Vahdettin bu atamay› neden onaylad›? sorusuna cevap vermeden önce, Damat Ferit Hükümeti neden bu göreve Atatürk’ü seçti? sorusuna cevap verelim. Bu konuda Atatürk’ün çabalar› belirleyici olmufltur. ‹flgal ‹stanbul’unda bulundu¤u 6 ayl›k sürede Atatürk’ün kafas›n›n bir köflesinde hep Anadolu’ya geçerek “direnifl” bafllatma düflüncesi vard›r. Bu amaçla ‹ttihatç› yeralt›
Yahya Kaptan
örgütleriyle temas kurarak “Anadolu’ya gizli geçifl plan›” üzerinde çal›flm›flt›r. Mim Mim Grubu’ndan Topkap›l› Cambaz Mehmet, Karakol Cemiyeti’nden Yenibahçeli fiükrü Bey ve Yahya Kaptan gibi kiflilerle ‹stanbul’da gizli görüflmeler yaparak “Gebze Kocaeli yolunun” kontrol edilmesini istemifltir. Yaveri Cevat Abbas Gürer, Atatürk’ün Gebze-Koacaeli yolu üze102
BD KASIM 2010
rinden gizlice Anadolu’ya geçmeyi düflündü¤ünü, bu konuda her türlü haz›rl›¤› yapt›¤›n› belirtmifltir.[21] Bir taraftan Anadolu’ya “gizli geçifl plan›” üzerinde çal›flan Atatürk, di¤er taraftan güvendi¤i arkadafllar›yla fiiflli’deki evde görüflmeler yaparak bir “kurtulufl plan›” haz›rlam›flt›r. ‹flte bu görüflmeler s›ras›nda hükümetteki ve genelkurmaydaki nüfuzlu arkadafllar›n› devreye sokarak müfettifllik görevini almay› baflarm›flt›r. fiöyle ki, Atatürk yak›n arkadafllar›ndan Ali Fuat Cebesoy’un babas› ‹smail Faz›l Pafla arac›l›¤›yla Dahiliye Naz›r› (‹çiflleri Bakan›) Mehmet Ali Bey’le tan›flm›fl, ve birkaç kere fiiflli’deki evde Mehmet Ali Bey’le görüflüp nabz›n› yoklam›flt›r. Daha sonra da Bahriye Naz›r› (Denizcilik Bakan›) Avni Pafla’yla diyalog kurmufltur. Sonra da yaveri Cevat Abbas arac›l›¤›yla Harbiye Naz›r› fiakir Pafla’yla temas kurmufltur. Ayr›ca daha önce de¤iflik cephelerde birlikte mücadele etti¤i Genelkurmay ‹kinci Baflkan› Kaz›m ‹nanç Pafla’yla irtibata geçmifltir. ‹flte Atatürk, hükümetteki bu tan›d›klar›n› kullanarak Damat Ferit’e ulaflm›flt›r. ‹ngilizlerin hükümete ültimatom verdi¤i günlerde Damat Ferit, “Acaba Anadolu’ya kimi göndersek?” diye düflünürken devreye giren Mehmet Ali Bey’in, Damat Ferit’e telkinleri sonras›nda ve Avni Pafla, fiakir Pafla ve Kaz›m ‹nanç Pafla’n›n onay›yla, görev Atatürk’e verilmifltir. Ancak Damat Ferit çok temkinlidir, önce Atatürk’le birkaç görüflme yapm›fl, hatta onu ‹ngilizlere bile sormufl, hükümete ve padiflaha
Kaz›m ‹nanç Pafla
ba¤l›l›¤›na kanaat getirince Atatürk’ü 9. Ordu Müfettiflli¤i görevine getirmifltir.[22] Bu s›rada Atatürk, genelkurmay-
daki güvendi¤i arkadafllar› Kaz›m Pafla ve Fevzi Pafla’dan yard›m istemifltir. Örne¤in Fevzi Pafla, ‹ngilizlere, bu kar›fl›klar› ancak Atatürk’ün önleyebilece¤i konusunda telkinlerde bulunmufltur.[23] Atatürk’ün ‹stanbul’da kald›¤› 6 ay boyunca izledi¤i “stratejik ‹ngiliz politikas›” da buna eklenince, Atatürk’ün Anadolu’ya gönderilmesine ‹ngilizler de itiraz etmemifl, hatta ona vize bile vermifllerdir. Atatürk bu arada genelkurmayda Fevzi Pafla ve Cevat Pafla’yla gizli bir “üçlü görüflme” yaparak, Anadolu direnifli konusunda onlarla anlaflm›flt›r. 29 Nisan 1919 Sal› günü Atatürk’e 9. Ordu Müfettiflli¤i görevi verilmifltir. Atatürk genelkurmaya ça¤r›ld›¤›nda görevin detaylar›n› ö¤renmek için Genelkurmay ‹kinci Baflkan› Kaz›m ‹nanç Pafla’yla görüflerek yetkilerini
biraz daha geniflletmeyi baflarm›flt›r. Yetki belgesini cebine koyup Kaz›m ‹nanç Pafla’n›n yan›ndan ç›karkenki duygular›n› 1926 y›l›nda Falih R›fk› Atay’a, “Tarih bana öyle müsait flartlar haz›rlam›fl ki, kendimi onlar›n kuca¤›nda hissetti¤im zaman ne kadar bahtiyarl›k duydum, tarif edemem. Bakanl›ktan ç›karken, heyecan›mdan dudaklar›m› ›s›rd›¤›m› hat›rl›yorum. Kafes aç›lm›fl, önümde genifl bir alem, kanatlar›n› ç›rparak uçmaya haz›rlanan bir kufl gibi idim” diyerek anlatm›flt›r.[24] Harbiye Bakanl›¤›, Atatürk’ün Anadolu’ya atanmas› karar›n› 30 Nisan 1919’da Padiflah Vahdettin’e arz etmifltir.[25] “Atatürk’ün 9. Ordu Müfettiflli¤i’ne Tayini Hakk›ndaki ‹rade” ayn› gün saraydan ç›km›flt›r.[26] Atatürk’ün Samsun’a gönderilmesiyle ilgili kararname 4 May›s 1919 Pazar günü Meclisi Vükela (Bakanlar Kurlu)’da görüflülüp kabul edilmifltir. fiimdi de “Vahdettin Atatürk’ün bu göreve getirilmesini neden kabul etti?” sorusuna cevap verelim. Bu durumun belli bafll› nedenlerini flöyle s›ralamak mümkündür: 1. ‹ngilizlerin çok önemsedikleri bu zor görevi Atatürk’ün yerine getirebilece¤ini düflünmesi: Vahdettin, askerlik geçmiflindeki baflar›lardan dolay› Anadolu’da tan›nan Atatürk’ün bu görevi kolayca yerine getirece¤ini düflünmüfltür. Paris Bar›fl Konferans› arifesinde iflini flansa b›rakmak istemeyen Vahdettin, ‹ngilizlerin çok önem verdikleri bu görevi Atatürk’e vermeyi do¤ru bulmufltur. 2. Atatürk’ü tan›mas› ve ona güvenmesi: 103
BD KASIM 2010
Vahdettin, 1917 Almanya gezisinden beri Atatürk’ü tan›maktad›r. Atatürk o tarihten itibaren hep bir flekilde Vahdettin’in yan›nda olmufltur. Bir ara Padiflah›n “Fahri yaverli¤ini” yapm›flt›r. “Bir fahri yaveri hazreti flehriyarinin efendisine karfl› isyan edebilmesi her ikisi için de (Va-dettin ve Damat Ferit) tasavvur edilmeyecek bir fleydi”. [27] Ayr›ca, Atatürk, 13 Kas›m 1918’de ‹stanbul’a geldikten sonra tam 8 kere Padiflah Vahdettin’le görüflmüfltür. Hatta bir ara Vahdettin’in k›z› Sabiha Sultan’la evlenmesi gündeme gelmifltir. [28] Bu nedenle az çok padiflah›n güvenini kazanm›flt›r.
Atatürk, 1926 y›l›nda Falih R›fk› Atay’a, Anadolu’ya gönderilmesinin nedenlerinden birinin de ‹stanbul’dan uzaklaflt›r›lmak oldu¤unu belirtmifltir 3. Atatürk’ün ‹ttihatç› Olmamas›: 21 Nisan tarihli ‹ngiliz ültimatomunda, do¤udaki Ermeni karfl›t› olaylar›n, Ermeni karfl›t› ‹ttihatç› Jön Türklerce örgütlendi¤i belirtilmifltir. Bu nedenle bu göreve getirilecek kiflinin ‹ttihatç› olmamas› gereklidir. Ayr›ca Padiflah Vahdettin de ‹ttihatç›lara ve Enver Pafla’ya düflmand›r. ‹flte bu noktada Atatürk’ün ‹ttihatç› olmamas› ve Enver Pafla’ya karfl› olmas›, bu göreve getirilmesinde etkili olmufltur. 4. Alman karfl›tl›¤›: Bir Alman 104
BD KASIM 2010
karfl›t› olan Padiflah Vahdettin, Atatürk’ün de Almanya’ya s›cak bakmad›¤›n› bilmektedir. Özellikle kat›ks›z bir ‹ngiliz yanl›s› olan Damat Ferit aç›s›ndan Atatürk’ün Alman karfl›tl›¤› çok önemli bir durumdur. [29] 5. Atatürk’ün ‹stanbul’dan uzaklaflt›r›lmak istenmesi: Atatürk, 1926 y›l›nda Falih R›fk› Atay’a, Anadolu’ya gönderilmesinin nedenlerinden birinin de ‹stanbul’dan uzaklaflt›r›lmak oldu¤unu belirtmifltir: “Vahdettin kabinlerinde benim için iki z›t fikir vard›: Biri beni lehlerine kazanmaya çal›flanlar, di¤eri hiçbir surette güvenilmemesi gerekti¤ini iddia edenler! Aylarca münakaflalardan sonra hangi fikir hak kazanm›fl bilir misiniz: Mustafa Kemal’e güvenilmez! ‹stanbul’da birtak›m menfi telkinler, belki haz›rl›klar yap›yor. Bu adam› ‹stanbul’dan uzaklaflt›rmak laz›md›r. Mustafa Kemal’i Anadolu da¤lar›na atmal› ve orada çürütmeli! Nihayet bu karar üzerinde mutab›k kalm›fllar. Bunu ifliten yak›n arkadafllar›m, beni tebrik ettiler. Beni ‹stanbul’dan ç›karmakla a¤›r bir yükten kurtulacaklar›n› zannedenler, makul bir sebep aramakla meflgul idiler. Nihayet bu sebep, iflgal kuvvetleri zabitlerinin raporlar› ile dolu bir dosya halinde ellerine geldi.” [30] Atatürk’ün iflgal ‹stanbul’undaki alt› ayl›k dönemdeki yo¤un temaslar› ve gizli çal›flmalar›, hatta hükümete ve padiflaha karfl› “darbe” haz›rl›klar›, birtak›m çevreleri rahats›z etmifl olabilir. Bu durumda ‹stanbul Hükümeti’nin ve ‹ngilizlerin Atatürk’ü tutuklayacaklar› düflünülebilir. Ancak, kamuoyunca tan›n›p çok sevilen Çanakkale
kahraman› bir subay› tutuklaman›n hem ‹ngilizlerin hem de ‹stanbul Hükümeti’nin bafl›n› a¤r›taca¤› muhakkakt›r. Bu durumda yap›labilecek en ak›ll›ca ifl onu ‹stanbul’dan uzaklaflt›rmakt›r. [31] Padiflah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit, Atatürk’ü Anadolu’ya göndererek bir taflla iki kufl vurmay› planlam›fllard›r. fiöyle ki; Padiflah ve Sadrazam, hem ‹ngilizlerin verdi¤i ültimatom do¤rultusunda bir an önce Anadolu’daki kar›fl›kl›klar› önlemek, (Burada Atatürk’ün askerlikteki flöhretinden yararlanmak istemifllerdir) hem de ‹stanbul’da “her ifle burnunu sokan” bu pafladan kurtulmak istemifllerdir. [32]
6. Damat Ferit’in sözünden ç›kmamas›: Vahdettin’in bu görevlendirmeyi kabul etmesinin gözden kaçan nedenlerinden biri de, Padiflah›n adeta Damat Ferit’in kuklas› durumuna gelmifl olmas›, onun her dedi¤ini kabul etmesidir. Dolay›s›yla Damat Ferit, Atatürk’ü bu göreve atay›nca Vahdettin buna itiraz etmeyi düflünmemifltir. Atatürk Nutuk’ta bu “Samsun’a gidifl” konusuna flöyle aç›kl›k getirmifltir: “Onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler, ne pahas›na olursa olsun benim ‹stanbul’dan uzaklaflmam› isteyenlerin bulduklar› gerekçe ‘Samsun ve dolaylar›ndaki güvenlik olaylar›n› yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun’a kadar gitmem idi. Ben bu görevin yerine getirilmesinin bir makam ve yetki sahibi olmaya ba¤l› bulundu¤unu ileri sürdüm. Bunda hiçbir sak›nca görmediler. O tarihte genelkurmayda bulunan ve benim mak-
sad›m› bir dereceye kadar sezmifl olan kimselerle görüfltüm. Müfettifllik görevini buldular. Yetki konusu ile ilgili emri de ben kendim yazd›rd›m. Hatta Harbiye Naz›r› olan fiakir Pafla, bu talimat› okuduktan sonra imzalamaya çekinmifl, anlafl›l›r, anlafl›lmaz bir biçimde mührünü basm›flt›r.” Görüldü¤ü gibi önce ‹ngilizler, bir notayla Hükümetten ve Padiflahtan Karadeniz’deki ve Do¤u Anadolu’daki kar›fl›kl›klar›n bir an önce önlenmesi istemifller, Sonra Sadrazam Damat Ferit bu do¤rultuda bir müfettifl ararken, Atatürk’ün kiflisel giriflimleri sonras›nda iletiflim kurdu¤u ‹çiflleri Bakan› Mehmet Ali Bey gibi baz› hükümet üyeleri devreye girerek bu müfettiflin Atatürk olabilece¤ini belirtip Damat Ferit’i ikna etmifller ve böylece bu görev Atatürk’e verilmifltir. Ve son olarak da bu görevlendirmeyi, yukar›daki nedenlerden dolay›, Padiflah Vahdettin de onaylam›flt›r.
Pafla, Pafla Devleti kurtarabilirsin “Vahdettin, Atatürk’ü Kurtulufl
Savafl›’n› bafllatmak için Anadolu’ya gönderdi” diyen Vahdettinci yazarlar›n kendilerince en güçlü kan›t›, Atatürk’ün Vahdettin’le yapt›¤› son görüflmede, Vahdettin’in Atatürk’e,“Pafla Pafla devleti kurtarabilirisin!” demifl olmas›d›r. ‹stanbul’da kald›¤› alt› ay boyunca birçok kere Padiflah Vahdettin’le görüflen Atatürk, Samsun’a hareket etmeden bir gün önce, 15 May›s 1919 ta105
BD KASIM 2010
rihinde Y›ld›z Saray›’na giderek Padiflah Vahdettin’le görüflmüfltür. Atatürk, bu görüflmenin detaylar›n› 1926 y›l›nda Falih R›fk› Atay’a anlatm›flt›r: fiimdi Atatürk’e kulak verelim: “Y›ld›z Saray›’n›n ufak bir salonunda Vahdettin’le adeta diz dize denecek kadar yak›n oturduk. Sa¤›na dirse¤ini dayam›fl oldu¤u bir masa, üstünde bir kitap var. Salonun Bo¤aziçi’ne do¤ru aç›lan penceresinden gördü¤ümüz manzara flu: Birbirine paralel hatlar üzerinde düflman z›rhl›lar›! Bordolar›ndaki toplar sanki Y›ld›z Saray›’na do¤rulmufl! Manzaray› görmek için bafl›m›z sa¤a sola çevirmek yeterliydi. Vahdettin, unutamayaca¤›m flu sözlerle konuflmaya bafllad›: ‘Pafla, Pafla! fiimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunlar›n hepsi art›k bu kitaba girmifltir. (Elini demin bahsetti¤im kitab›n üstüne bast› ve ilave etti.) tarihe geçmifltir.’ (O zaman bunun bir tarih kitab› oldu¤unu anlad›m. Dikkatle ve sükunla dinliyordum). ’Bunlar› unutun’ dedi. ‘As›l flimdi yapaca¤›n hizmet hepsinden önemli olabilir; Pafla Pafla, devleti kurtarabilirsin!” [33] ‹flte, Vahdettin’in, a¤z›ndan dökülen, “Pafla Pafla devleti kurtarabilirsin” cümlesini, “Vahdettin’in Atatürk’ü gizli bir planla Kurtulufl Savafl›’n› bafllatmas› için Anadolu’ya gönderdi¤i” biçiminde yorumlayanlar vard›r. Evet, asl›nda Vahdettin’i tan›masam ve Kurtulufl Savafl› s›ras›nda Anadolu’daki Milli hareketi yok etmek için yapt›klar›n›, ayr›ca ‹ngilizlerle nas›l gizlice anlaflt›¤›n› bilmesem, ben de bu sözleri 106
BD KASIM 2010
“Vahdettin’in, Atatürk’ü, Kurtulufl Savafl›’n› bafllatmas› için Anadolu’ya gönderdi¤i” biçiminde yorumlayabilirdim. Ancak bütün bu gerçekleri bilen biri olarak bu kadar iyi niyetli olamayaca¤›m. Vahdettin’in bu sözlerini, Vah-
dettin’i “Kurtulufl Savafl› kahraman›” ilan etmek için kullananlar, Atatürk’ün, Vahdettin’in bu sözleri hakk›ndaki yorumunu nedense görmezden gelmifllerdir. Atatürk’ün, Vahdettin’in bu sözleri hakk›ndaki yorumunu ve görüflmenin sonraki aflamalar›n› yine Atatürk’ün an›lar›ndan takip edelim: “Bu son sözlerden hayrete düfltüm. Acaba Vahdettin benimle samimi mi konufluyor? O Vahdettin ki, ecnebi hükümetlerin yüzüncü derece aletleri ile temas arayarak devletini ve saltanat›n› kurtarmaya çal›fl›yordu. Bütün yapt›klar›ndan piflman m›yd›? Aldat›ld›¤›n› m› anlam›flt›? Fakat böyle bir tahminle baflka bahislere giriflmeyi tehlikeli buldum. Kendisine basit cevaplar verdim: ‘Hakk›mdaki teveccüh ve itimada arz-› teflekkür ederim.Elimden gelen hizmette kusur etmeyece¤ime emniyet buyurunuz.’ Söylerken kafamdaki bulmacay› da halletmeye u¤rafl›yordum. Çok iyi anlad›¤›m, veliahtl›¤›nda, padiflahl›¤›nda bütün his ve fikirlerini, e¤ilimlerini, sahtekarl›klar›n› tan›d›¤›m adamdan nas›l yüksek ve asil bir hareket bekleyebilirdim? Memleketi kurtarmak laz›md›r. ‹stersem bunu yapabilirmiflim! Nas›l
hemen hüküm veririm: Vahdettin demek istiyordu ki, hiçbir kuvvetimiz yoktur. Tek dayanak noktam›z, ‹stanbul’a hakim olanlar›n siyasetine uymakt›r. Benim memuriyetim, onlar›n flikayet ettikleri meseleleri halletmektir. E¤er onlar› memnun edebilirsem, memleketi ve halk› bu siyasetin do¤ru oldu¤una inand›rabilirsem ve bu siyasete karfl› gelen Türkleri tutuklarsam Vahdettin’in arzular›n› yerine getirmifl olacakt›m. ‘Merak buyurmay›n efendimiz! Nokta-i nazar- flahanenizi anlad›m. ‹rade-i seniyeniz olursa hemen hareket edece¤im ve bana emir buyurduklar›n›z› bir an unutmayaca¤›m! ‘Muvaffak ol!’ hitab-› flahanesine mazhar olduktan sonra huzurundan ç›kt›m. Naci Pafla, Padiflah›n yaveri, fakat benim hocam, derhal benimle bulufltu. Elinde ufak muhafaza içinde bir fley tutuyordu. ‘Zat-› fiahane’nin ufak bir hat›ras›’ dedi. Kapa¤›n üzerinde Vahdettin’in inisiyalleri ifllenmifl bir saatti. ‘Peki, teflekkür ederim’ dedim, yaverim ald›. Sonra sanki Y›ld›z Saray›’ndan ç›kt›¤›m›z› ve hareket etmek üzere oldu¤umuzu gizlemek, saklamak ister gibi ihtiyatla, ayaklar›m›z›n p›t›rt›s›n› iflittirmekten korkarak saraydan uzaklaflt›k.” [34] Bafl›ndan beri anlatt›¤›m gibi Vah-
dettin’in kurtulufl plan›, “düflmana karfl› silahl› direnifl” de¤il, “düflman›n merhametine s›¤›nmakt›r.” Vahdettin, özellikle Paris Bar›fl Konferans›’n›n arifesinde, ‹zmir’deki kanl› olaylardan
dolay› Bat› kamuoyu da Türkiye’nin lehine dönmüflken, ‹ngilizleri memnun ederek, onlar›n bir dedi¤ini iki etmeyerek ‹ngiliz deste¤ini arkas›na ald›¤› takdirde iflgallerin sona erece¤ini ve devletin kurtulaca¤›n› düflünmektedir. Yani Vahdettin’e göre “devletin kurtuluflu” ‹ngilizleri memnun etmekle mümkündür. O s›rada ‹ngilizleri memnun etmenin biricik yolu ise, ‹ngilizlerin 21 Nisan tarihli notas› do¤rultusunda Anadolu’daki kar›fl›kl›klar› önlemektir. Dolay›s›yla Padiflah Vahdettin’in, bu kar›fl›klar› önleyecek paflaya, Y›ld›z
“Devlet tehlikede ve ‹stanbul sallant›da idi. fiahsen müstakil bir siyasetim yoktu, ama kurtuluflumuz için babam Abdülmecit Han’dan miras ald›¤›m ‹tilaf devletlerine yak›nl›k politikas›n›, ‹ngilizlerin z›dd›na hareket etmemek ve Frans›zlarla ‹ngilizleri gücendirmemek fleklinde, uyuflmac› bir siyaseti seçmifltim. Saray›’nda “Pafla Pafla devleti kurtarabilirsin” derken kastetti¤i fley, ‹ngilizlerin notas› do¤rultusunda Anadolu’daki kar›fl›kl›klar›n önlenmesi ve asayiflin sa¤lanmas›d›r. Ayr›ca Vahdettin 107
BD KASIM 2010
tek “kurtulufl plan›n›n” ‹tilaf devletlerine güvenmek oldu¤unu an›lar›nda aç›kça itiraf etmifltir: “Devlet tehlikede ve ‹stanbul sallant›da idi. fiahsen müstakil bir siyasetim yoktu, ama kurtuluflumuz için babam Abdülmecit Han’dan miras ald›¤›m ‹tilaf devletlerine yak›nl›k politikas›n›, ‹ngilizlerin z›dd›na hareket etmemek ve Frans›zlarla ‹ngilizleri gücendirmemek fleklinde, uyuflmac› bir siyaseti seçmifltim. Böylelikle anlaflma olmasa bile hiç olmazsa husumetlerini (düflmanl›klar›n›), fliddet ve nefretlerini azaltmaya çal›fl›yordum” [35]
Vahdettin ile Atatürk’ün “devletin kurtuluflundan” anlad›klar› çok farkl› fleylerdir. Vahdettin’in “devletin kurtuluflu” yöntemi, ‹ngilizleri memnun etmek ve onlar›n deste¤ini almak biçimindeyken; Atatürk’ün “devletin kurtuluflu” yöntemi, bütün düflmanlara karfl› mücadele ederek tam ba¤›ms›zl›¤› elde etmek biçimindedir. Ayr›ca, Vahdettin, “devletin kurtuluflu” derken ayn› zamanda kendi taht› ve tac›n› kastederken, Atatürk, “devletin kurtuluflu” derken, ulusun egemenli¤ini kastetmektedir. [36] “Müttefiklerin, bitip tükenmeyen isteklerini yerine getirmekten b›kt›¤›n› söyleyen Padiflah›n özlemini çekti¤i kurtulufl, onlar›n flikayetlerinin giderilerek Osmanl› taç ve taht›n› koruyacak olabildi¤ince ›l›ml› bir bar›fla bir an önce kavuflmak olmal›d›r. Mustafa Kemal ise bafl›ndan beri bireysel ya da hanedana s›n›rl› bir kurtulufl de¤il, yurdu ve ulusu içeren bütünsel bir kurtulufl amaçlamaktad›r.” [37] 108
Atatürk, Samsun’a ç›k›p, kafas›ndaki “kurtulufl plan›” do¤rultusunda direnifl haz›rl›klar›na bafllay›nca ‹ngilizler, Sadrazam Damat Ferit ve Padiflah Vahdettin’den “Atatürk’ü bir an önce ‹stanbul’a geri ça¤›rmalar›n› istemifller”, bu do¤rultuda hemen harekete geçen Damat Ferit ve Padiflah Vahdettin, birkaç defa Atatürk’ü ‹stanbul’a geri ça¤›rm›fllar, ancak Atatürk bütün bu ça¤r›lara olumsuz cevap vererek, gerekirse “sine-i millette bir ferdi mücahit olarak” mücadelesini sürdürece¤ini bildirmifl ve istifa etmifltir. Bunun üzerine Padiflah Vahdettin, 8 Temmuz 1919’da Atatürk’ün müfettifllik görevine son vermifltir. [38] •
SPORUN DÜNYASI Metin Gören
Geçmifl zaman
olur ki
sinanmeydan@butundunya.com.tr Kaynakça: [1] R›fat, age, s.209.[2] M›s›ro¤lu, Osmano¤ullar›n›n Dram›, s.80. [3] Özakman, age, s.234. [4] Bkz. Özakman, age, s.236-246. [5] Bu beyannameyi yay›nlayanlardan biri olan K. M›s›ro¤lu bu beyannamedeki ifadeleri dikkate almam›flt›r. Kadir M›s›ro¤lu, Geçmifli ve Gelece¤i ‹le Hilafet, ‹stanbul, 1993, s.194, vd; Özakman, age, s.246. [6] Özakman, age, s.234. [7] Jaeschke, ‹ngiliz Belgeleri, s.102. [8] Sabahattin Selek, Anadolu ‹htilali, 11. bs. ‹stanbul, 2004, s.216. [9] Jaeschke, age, s.102. [10] age, s.103. [11] Akflin, ‹stanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, s.243; Selek, age, s.216. [12] Jaeschke, age, s.103. [13] Selek, age, s. 216. [14] Özakman, age, s.252. [15] Jaeschke, age, s.104. [16] Sir Andrew Ryan, The Last of the Dragomans, Londra, 1951, s.129-131’den aktaran Osman Özsoy, Kurtulufl Savafl›’n›n Perde Arkas›, ‹stanbul, 1999, s.133; Meydan, age, s.483. [17] Jaeschke, age, s. 107. [18] Akflin, age, s.247,248.[19] Bkz. Meydan, age, s.489-492. [20] Özakman, age, s.253,254. [21] Ayr›nt›lar için bkz. Meydan, age, s.344 vd. [22] Bu sürecin bütün ayr›nt›lar› için bkz. Meydan, age, s. 463 vd. [23] Ak›n gazetesi, 20 May›s 1948. [24] Atay, Atatürk’ün Bana Anlatt›klar›, s.129.[25] Selek, age, s.219,221. [26] Jaeschke, age, s.109. [27] age, s.114. [28] Akflin, age, s.291-294. [29] age, s.287[30] Atay, age, s.124. [31] Bayur, age, s.292. [32] Meydan, age, s.535.[33] Atay, age, s.139. [34] age, s. 139,140.[35] Murat Bardakç›, “Birinci Cumhuriyetçilere Dev Bir Hizmet”, Hürriyet, 12 May›s 1996. [36] Meydan, age, s.521.[37] Turan, Mustafa Kemal Atatürk, s.214. [38] Saime Yücer, “Mustafa Kemal Pafla’n›n Samsun’a Ç›k›fl› ve Geri Ça¤r›lmas› Üzerine Bir ‹nceleme”, Askeri Tarih Bülteni, Ankara, 2001, S.51, s.141.
N
ereden nereye. Kap›ld›k gidiyoruz, teknolojinin rüzgar›na. Dakikalar, saatler, günler, haftalar, aylar ve de y›llar. Bir varm›fl bir yokmufl misali. fiimdi ”meflin küre”nin ad› de¤iflti. Futbol topu yap›m›nda kullan›lan maddelerin aç›l›m› yeterince bilinmedi¤i için spor yazarlar›n›n katk›lar› ve gayretleri sonucunda art›k ona ”sihirli küre” diyoruz. Teknoloji rüzgar› yaz›m ve söylem dilimizi de
de¤ifltirdi. Üç direkten oluflun kalelerin ad› ”çerçeve” oldu. Futbol ayakkab›s›na ”krampon” diyorlar. Taban›ndaki sivri uçlu maddeler ayakkab› tan›m›n› y›kt›, yeflil alanlar›n zeminine adeta gömdü. 1963 y›l›nda A‹PS'e (Uluslararas› Spor Yazarlar› Birli¤i) üye olmam›zla birlikte bafllayan evrim süreci, gazeteleri spor sayfas› yo¤unlu¤una tafl›d›. Özcesi, ”spor yazarl›¤› kimli¤i” olufltu. 109
BD KASIM 2010
Sporu sevmeyen bir toplum, sporun bir dal› futbolu belleklerine çizdi¤i taraftar kimlikleriyle sevinç ve hüzün aray›fl› içinde, bu denli sayfalar›n vazgeçilmez müflterileri yapt›. Rüzgar modern yay›nc›l›¤a olanak sa¤lay›nca, "an›nda görüntü; an›nda haber" teknolojisi devreye girdi. Bilgisayarlar bir virüs gibi düflünmek ve de uygulamak fleklindeki evrensel bir olguyu yok etti tüketti. Tüm bunlar günümüz Türkiye’sinin bafl döndürücü bir h›zla koflan teknolojiye ayak uydurmas› ise sözün bitti¤i yerde olmal›y›z. Ancak, geçmifl zaman›n dilimizden düflmeyen öyküleri, söze yeniden bafllama olana¤›n› sa¤l›yorsa devam etmeliyiz. K›rk y›l önce gazeteler aras›nda büyük bir yar›fl vard›. Erken bask›ya girebilme ve Anadolu'nun tüm kentle-
Rüzgar modern yay›nc›l›¤a olanak sa¤lay›nca, "an›nda görüntü; an›nda haber" teknolojisi devreye girdi.
110
BD KASIM 2010
rine diger gazetelerden önce gidebilme yar›fl›yd› bunun ad›. Bu nedenle ‹stanbul merkez, Ankara A s›n›f büro niteli¤inde ola¤anüstü çaban›n içinde olurdu. En büyük s›k›nt› futbol karfl›laflmalar›n›n geç saatlere dek sürmesiydi. O günlerde futbolculara y›ld›z verilerek de¤erlendirmeleri Anadoluda yaflayan futbol severleri bir hayli ilgilendirirdi. T›pk› günümüzdeki gibi. Gazetelerin spor sayfalar›n› haz›rlayan editörlerde, eski ad›yla sekreterler bu sorumlulu¤u en s›cak bir flekilde hissederlerdi. Patron talimat› y›ld›z tablolar›n›n, maç bitmeden önce bir kaç eksi¤iyle bask›ya haz›r hale getirilmesi için görevli spor yazarlar›ndan karfl›laflman›n ilk onbefl dakikas›ndan itibaren de¤erlendirme yap›lmas› istenirdi. Karfl›laflman›n yirminci dakikas›nda bitirilen y›ld›z verme ifllemi kuflkusuz sa¤l›k olmazd›. Bu sa¤l›ks›zl›k spor yazarlar›n› zor durumda b›rak›rd›. Maça iyi bafllayan ve üç y›ld›z› yirmi dakika içinde sundu¤u futbolla hak eden bir oyuncunun, geride kalan yetmifl dakikada düflüflü kuflkusuz y›ld›z›n› da eksiltirdi. Böylesine bir kargafla, spor yazarlar› tribünlerinden iginç telefon konuflmalar› yans›t›rd›: ”Ali'den bir al, Mustafa'ya ver. Nuri'den iki al, Mehmet'i üçle. Muhlis'e üç vermifltim, ikisini sil.”
Taflra bask›lar›n›n bir çok hatt›, bu ilginç y›ld›zlama nedeniyle kaçard›. K›rk y›l önce bir gazeteci için en büyük iletiflim ayg›t› telefon günümüzdeki gibi sa¤l›kl› de¤ildi. Geleneksel söylem "Acele bas›n ödemeli" yi genç nesil an›msayamaz. Tekni¤in ilkelli¤i, ahizelerden hiç ç›kmayan hat kar›fl›mlar› gürültülü sesler armonisi içinde spor yazarlar›n›n meslek yaflam›ndaki en büyük ›zd›rab› olurdu. Anlafl›lamayan sesler, y›ld›z tablosu ile yorumlar› iletmeyi ömür törpüleyen bir sürece de¤in tafl›rd›. Bu kargafla içinde komik konuflmalarda geçerdi, merkez ile görevli spor yazar› aras›nda: ”Apti abi Apti. Abdi de¤il abi Apti.” Telefonun öte ucundan anlafl›lamad›¤›n› belirtir konuflmalar duyulur... ”‹smi kodla kardeflim...” ”Kodluyorum; Adana. Adana'n›n A's›.” Spor yazar› ikinci harfte tak›l›r. Uzun süren bir çaba sonucu gazetesiyle konuflma olana¤›n› zorlukla elde edebilen görevli, sinirsel katsay›lar›n›n tavan yapt›¤› bir s›rada, kodlaman›n ikinci harfi için kahkahalar att›ran bir örnekleme sunar: ”K›ymal› pide'nin P'si!...” Anadolu’dan merkeze ya da en büyük ana büroya telefonla verilen haberleri al›rken böyle komik fleyler olurdu. Muhabir, maç›n y›ld›z tablosunu
verdikten sonra golü atan oyuncunun kim oldu¤unu belirtmeden telefonu kapatm›flt›. Yeniden arand›, golü hangi oyuncunun att›¤›n› bildirmesi istendi.
Muhabirin yan›t› ilginçti; "Abi kale önünde bir kargafla vard› göremedim. Sen gol için karambol yaz!" Sayfada Anadolu’nun ücra köflesinde oynanan bir karfl›laflman›n sonucu eksikti. Sürekli aranmas›na karfl›n görevli muhabir bulunamad›. Ajanslardan gelen haber biraz daha geniflleterek verildi. Ertesi gün maçla ilgili bilgileri vermeyen muhabir arand›. Spor Müdürü öfke dolu bir sesle konufltu: "Kardeflim dün maç› neden vermedin." Yan›t, o y›llar›n en büyük esprisi olarak belleklerimize kaz›nm›flt›: "Abi dün ifliniz çok diye vermedim. Maç› bugüne saklad›m. Vermeye haz›rlan›yordum ki, siz arad›n›z." Nereden nereye. Kap›ld›k gidiyoruz teknoloji rüzgar›na... Ama zaman zaman can›m›z çekiyor, eskilere özgü gazetecilik yaflam›na. Daktilonun tufllar›na dokunmak; ya da "Han›mefendi lütfen acele bas›n." diyebilmek gibi. Ak saçlar› umursamadan, yüz hatlar›na isyan etmeden, aynalarla dostluk kurabilme arzusu bu. Bir ismi kahkahalar att›racak denli kodlama iste¤i. Y›ld›z tablosunu verebilmek; Ali'den bir al Nuri'ye ver. Mehmet'in iki y›ld›z›n› sil." diyebilmek gibi bir istek bu. Garip olsa da özlem iflte... • metingoren@butundunya.com.tr 111
BD KASIM 2010
TÜRK D‹L‹
Bu gibi elefltiriler daha önceleri de
Orhan Velidedeo¤lu
Akil Adamlar Eylül 2010 tarihli Cumhuriyet gazetesinin ön yüzünde, “Cumhuriyet” ad›n›n hemen alt›nda -çok önemli bir haber olsa gerek (?)- kal›n / iri harflerle bir bafll›k: “’Akil adamlar’ Diyarbak›r’da” Haberin iç sayfadaki bafll›¤› yine
kal›n ama biraz daha küçük harflerle verilmifl. “Haber Türk” gazetesinin iç sayfas›nda verilen ayn› haberin bafll›¤› da kal›n harflerle yaz›lm›fl: “‘Akil adam’dan AB yolunda adalet sözü.” Haber metninde de “‘AB’nin akil adamlar›’ olarak an›lan ‘Ba¤›ms›z Türkiye Komisyonu’ üyeleri...” deniyor. Bir parti lideri meydan okuyor: “Âkil adam›z, akl› bafl›nda insan›z. Sorun varsa buyursunlar, otural›m çözelim!..” (Cumhuriyet, 8 Ekim 2010) Haber Türk gazetesi bir yana, Özellikle Cumhuriyet gazetesinin birinci sayfas›n›n tepesine, içinde “inkilap” sözü geçen böyle iri bir bafll›k at›lsa, pek çok âkil adam, “yamyaml›k dürtüleri” kabar›p gazeteye, ileri/geri sözcüklerle sald›r›rd›: “Efendim “inki112
lap”, “köpekleflme” demektir; “ink›lab” yazmak ve böyle seslendirmek gerekirken bu ne cahilliktir!..” Ve daha neler neler... 1980’lerin bafllar›nda, Milli Kütüp-
hane’nin konferans salonunda Prof. Dr. ‹smay›l Hakk› Baltac›o¤lu’nu, k›z› Fadime Baltac›o¤lu’nun da kat›l›m›yla düzenlenen anma toplant›s›nday›z. Baltac›o¤lu’na iliflkin bilgi sunan bir genç doçentin sözünü bitirip kürsüden inmesinin ard›ndan Köy Enstitüsü ö¤retmenlerinden yafll› bir han›m kürsüye ç›k›p “Konuflmac›, ‘ink›lab’ sözcü¤ünü birkaç kez ‘inkilâp’ biçiminde telaffuz etti ki bu çok yanl›flt›r; ‘inkilâp’›n ‘köpekleflme’ demek oldu¤unu bilmiyor herhalde...” dedi¤i anda salondan güçlü bir tepki sesi yükseldi: “Aaaa!..” Elefltiri hofl karfl›lanmam›flt›.
Zorlama bir Arapça hayranl›¤›yla yap›l›rd›; günümüzde de yap›lmakta- “inkilâp”a “köpekleflme” denecekse, d›r. Oysa, geçen bunca zamana karfl›n do¤rusunun “köpekler-leflme” olmas› Arapça sözlüklerde ‘köpekleflme’ kar- gerekmez mi?.. fl›l›¤› “inkilâp” sözcü¤ünün bulundu2001 y›l›nda Ankara’da Nam›k Ke¤unu kan›tlayan bir kaynak gösterile- mal Lisesinin konferans salonunu dolmedi. Çünkü, Arapçada böyle bir söz- duran ve daha çok son s›n›f ö¤rencicük yoktu; “var” diyen, kayna¤›yla or- lerinden oluflan bir gruba yapt›¤›m taya koymal›yd›. “Türk Devrimi” konulu konuflmada Edebiyatç›, flair, müzisyen Rüfltü bir ara ink›lab/inkilâp konusuna da fiarda¤ (1915-1994) ‘rüzgâr’ tart›flma- de¤inmifl ve ‘kelb’ sözcü¤ünü bilen s› için flöyle diyordu: “Osmanl› Türk- var m›, diye sormufltum. Salonunu dolleri birçok Arapça ve Farsça sözcü¤ü duran onca ö¤renciden tek bir genç ‹stanbul söyleyiflinin bileyi tafl›nda k›- parmak kald›rm›fl, Nef’î’nin “Tahir vanç ve fleker döküp inceltti. Farsça efendi bana kelb demifl...” fliirinden rûz-gaar sözcü¤ünü de rüzgâr’laflt›r- an›msad›¤›n› söylemiflti. d›.” Bugünün genci de halk› da ‘kelb’i Dil zevkimize ve g›rtlak yap›m›za bilmiyor, bilen kullanm›yor ki, ‘inkiuymayan Arapça “‹nk›lab” sözcü¤ü- lâp’›n köpekleflme olup olmad›¤›n› nün de yine o zarif ‹stanbul söyleyifliyle inceltilip Türkçe- Bugünün genci de halk› lefltirilerek “inkilâp”a dönüflda ‘kelb’i bilmiyor, bilen türüldü¤ü kesin.. Köpek sözcü¤ü Arapçada kullanm›yor ki, ‘inkilâp’›n “kelb”dir (son harfi “b”). Bir köpekleflme olup olmaahlâki ö¤reti olan ve do¤asal d›¤›n› düflünebilsin. yaflay›fl› benimseyen Yunan kökenli (kyon=köpek> kinik-hos=köpeksi) “kinizm”, Arapçada da “köpek düflünebilsin. Arapça “ink›lab” sözcü¤ü yine Agibi, köpeksi” anlam›nda “kelbiyye” rapça “kalb = bir durumu baflka bir diye adland›r›l›r. Türkçede “kelb”den gelip galat- duruma çevirmek, döndürmek” eylelaflm›fl olsa da hâlâ kullan›mda olan minden (fiilinden) türetilmifl bir add›r tek sözcük Arapça Kelbeteyn (iki difli ki “bir durumdan baflka bir duruma köpek)’den dönüflen “kerpeten” dir. dönüflüm” demektir. Arapçada eylemlerin bafl›na gelen “in”, o eylemi ada dönüfltürüyor. ÖrBurada tart›flmaya neden olan da “inkilâp” sözcü¤ünün “kilâp” bölümü- ne¤in: Dönmek, yönelmek, sapmak dür ki Arapçada “kilâp” da yoktur; “ki- anlam›ndaki “harf’ eyleminden türelab” vard›r; “kelb”in ço¤ulu, “köpek- tilen “inhiraf”, dönme, sapma anlam›nda ad. Hiçbir Arap onu “sapmaler” demektir. 113
BD KASIM 2010
laflma” diye kullanm›yor. Sözlük ve ansiklopedilerde bunun pek çok örne¤ini görmek olas›. ‹nkilâp (in-kilap) sözcü¤ündeki ‘kilap: köpekler’ ise “eylem/fiil” de¤il “ad”d›r. Ancak... Bügün bile baz› sözlüklerde, söyleyifl ve yaz›l›fl› Türkçenin büyük ses uyumuna uygun olarak inceltilmifl “inkilâp” sözcü¤ünün, madde bafl›nda “ink›lap” olarak (yaln›zca sondaki ‘b’, ‘p’ye dönüfltürülerek) verilmesi de düflündürücüdür. Sözcük, madde bafl› olarak önce Türkçede kullan›m›, sonra Arapças› “inkilâp- ink›lab” biçiminde verilebilirdi ki bunu uygulayan sözlük ve ansiklopediler de var. Türk siyaset ve düflün adam›, devrimci Ali Suavi (1839-1878), ne diyordu: “Yabanc› dillerden sözcük al›nabilir, kural de¤il. Dile giren yabanc› sözcük Türkçenin kurallar›na uygun biçime dönüfltürülerek kullan›l›r; yani Türkçelefltirilir.” “Devrim” sözcü¤ünün tan›m› da -ne yaz›k ki- baz› sözlük ve ansiklopedilerde, “Devrim: devirmek’ten devirim>devrim, ihtilal” biçiminde verilmektedir. Oysa “devrim” çevrilme, bükülme, dönüflme anlamlar›nda öz Türkçe bir sözcük olup “ihtilal” de¤il, inkilâp” karfl›l›¤›d›r. 1982 ihtilalinden sonra “devrim”, “ihtilal” karfl›l›¤› san›l›p korkularak yasaklanm›fl, “Devrim Tarihi” kitaplar›n›n ad› bile de¤ifltirilmiflti. Gerçekte ‘ink›lab’a da “inkilap”a da karfl›y›m: Çok güzel bir Türkçe karfl›l›¤› ‘devrim’ varken, b›rak›n “ink›lab” Arab’›n ,“devrim” bizim olsun! 114
BD EYLÜL 2010
Gerçekte ‘ink›lab’a da “inkilap”a da karfl›y›m: Çok güzel bir Türkçe karfl›l›¤› ‘devrim’ varken, b›rak›n “ink›lab” Arab’›n ,“devrim” bizim olsun! *** Evet, “inkilap” yaz›nca ayaklanan-
lar, ‘akil’ yaz›nca niye suspus olurlar? “Haber Türk” yeni bir gazete. Haberci ve yazar kadrosu tam oturmad› belki. Türkçe yaz›l›m yanl›fll›klar› çok; san›yorum do¤ru yazmaya de¤il, h›zl› yazmaya önem veriyorlar. Ancak: Cumhuriyet gazetesinde “ak›ll› adam” anlam›ndaki “âk›l adam” yerine “yeyici” anlam›ndaki “âkil” sözcü¤ünün hem de manfletten verilmesini yad›rgad›m ve Cumhuriyet’e yak›flt›ramad›m. Sözcü¤ü, yanl›fl yazma bir yana, “akil adamlar” yerine, herkesin anlayaca¤› biçimde “ak›ll› adamlar” diye yazsalar düzey kayb›na m› u¤rarlard›? Her iki sözcü¤ün yaz›l›fl›: “ak›l” de¤il, “âk›l” (ak›ll›); “akil” de¤il “âkil”dir. Âkil (Ar. ekl ‘yemek’ten âkil) Yiyen, yiyici. Eskiden hayvan biliminde beslenme biçimlerine göre hayvanlar üçe ayr›l›rd›: Âkilü’l-lahm: et yiyenler / etoburlar; âkilü’n-nebat: ot yiyenler / otoburlar; âkilü’l-kül: hem et, hem ot yiyenler / hepçiller. Bir sözcük -haks›z yere- yerden ye-
re vurulurken, yanl›fl kullan›lan bir baflka sözcü¤ün bafl tac› edilmesi anlafl›l›r gibi de¤il. • orhanvelidedeo¤lu@butundunya.com.tr NOT: Dergimizin Eylül say›s›nda “Uygarl›k” bafll›kl› yaz›mda, Türkiye’nin gecekondusu bulunmayan tek ilinin Çorum oldu¤undan, cadde ve sokaklar›n›n temizli¤inden söz etmifltim. Okuyucular›mdan merak edip bu “uygar” belediye baflkan›n›n kim oldu¤unu soranlar oldu. Ben de, yaflam›n› Çorum’da sürdüren Dr. Turgut Velidedeo¤lu’ ndan sorup ö¤rendim:
Dr. Turan K›l›çç›o¤lu (1931-1994), 1973 seçimlerinde CHP’den Çorum Belediye Baflkanl›¤›na seçilir ve bu görevini aral›ks›z1984’e kadar sürdürür. Bir dönem sonra, 1989’da ikinci kez Belediye Baflkanl›¤›na seçilen K›l›çç›o¤lu, 1994’de kalbine yenik düfler... Sonradan seçilen belediye baflkanlar›n›n da K›l›çç›o¤lu’nun izinden ayr›lmamalar› ve Çorumlular›n kentlerine sahip ç›kmalar› sonucu bugün de ayn› temizlik sürdürülür, gecekondulaflmaya izin verilmez. Çorumlular, bu de¤erli Belediye Baflkan› Dr. Turan K›l›çç›o¤lu’nu unutmamakta ve minnetle anmaktad›rlar.
bu nitelik ve kabiliyette yetifltirmek sizin elinizdedir. (1924) Ö¤retmenler Birli¤i Kongresi Üyelerine.
• Ö¤retmenler; Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr ö¤retmen ve e¤itimcilerini, sizler yetifltireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacakt›r… (1924) Ö¤retmenler Birli¤i Kongresi Üyelerine.
ATATÜRK’ÜN Ö⁄RETMENLERLE ‹LG‹L‹ SÖZLER‹
• Dünyan›n her taraf›nda ö¤retmenler insan toplulu¤unun en özverili ve sayg›de¤er unsurlar›d›r. (1923) • Yeni kuflak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bu günkü ö¤retmenler toplulu¤undan ve onlar›n yetifltirecekleri ö¤retmenlerden alacakt›r.(1924) • Ö¤retmenler!... Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhaf›zlar ister. Yeni nesli
• Ö¤retmenler! Erkek ve k›z çocuklar›m›z›n, ayn› suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin pratik olmas› mühimdir. Memleket evlâd›, her ö¤renim aflamas›nda ekonomik hayatta verimli, etkili ve baflar›l› olacak surette donat›lmal›d›r. (1924) Ö¤retmenler Birli¤i Kongresi Üyelerine.
• Cumhuriyet sizden "fikri hür, vicdan› hür, irfan› hür" nesiller ister. 25.081924, Ö¤retmenler Birli¤i Kongresi Üyelerine. • Milletleri kurtaranlar yaln›z ve ancak ö¤retmenlerdir. Ö¤retmenden, e¤iticiden mahrum bir millet henüz millet nam›n› almak yetene¤ini elde edememifltir. Ona basit bir kütle denir, millet denmez. (1925) ‹zmir Erkek Ö¤retmen Okulunda. 115
AKILLA BESLENMEK Prof. Dr.
Kenan Demirkol
Et
yemeli mi yememeli mi Bafll›kta sözü edilen dana ve kuzu-koyun etidir yani k›rm›z› et. 20 y›l› aflk›n süredir hekimlerin önerisine kulak verirsek, k›rm›z› etten uzak durmal›y›z. Fakat neden uzak durmal›y›z? K›rm›z› etin insan sa¤l›¤›na zarar› nedir? emen söyleyeyim. Hiçbir zarar›
yoktur. Zararl› olan k›rm›z› etin etraf›ndaki ya¤d›r. Ya¤ etten ay›klan›rsa herhangi bir zarar kalmamaktad›r. Örne¤in çi¤ köftelik k›yma ya¤dan tümüyle ar›nd›r›lm›fl etten haz›rlan›r. Bu etin ya¤ içeri¤i sadece %2,54 dolay›ndad›r. En ya¤s›z peynirin (light beyaz peynir) ya¤ oran› %8 dolay›ndad›r. Bu durumda hangisi daha zararl›d›r? Elbette ki peynir. Hem ya¤ oran› iki kat fazla (bu light peynir için geçerli, tam ya¤l› beyaz peynirin ya¤ oran› ise %20 dolay›ndad›r, yani ya¤s›z etin en az 5 kat› kadar) hem de ya¤ asitleri farkl›d›r. 116
BD KASIM 2010
Tüm ya¤lar (iç ya¤, tereya¤›, zeytinya¤›, ayçiçek ya¤ v.d.) de¤iflik ya¤ asitlerinden oluflur. Ya¤ asitleri ya¤lar›n temel tafllar›d›r. Nas›l proteinlerin yap› tafllar› amino asitlerse ya¤lar›n da yap› tafllar› ya¤ asitleridir. Çok say›da farkl› ya¤ asitleri vard›r. Bunlar›n hem kimyasal hem de biyolojik etkileri farkl›d›r. Tüm ya¤ asitleri 3 ana grup içinde incelenir: Doymufl ya¤ asitleri, Tekli doymam›fl ya¤ asitleri, Çoklu doymam›fl ya¤ asitleri. Çoklu doymam›fl ya¤ asitleri omega-3 ve omega-6 ya¤ asitleri diye ikiye ayr›l›r. Bilindi¤i gibi insan sa¤l›¤› aç›s›ndan en çok suçlanan doymufl ya¤ asitleridir. Bu suçlama k›smen hakl›d›r. Do¤ada 40’a yak›n doymufl ya¤ asidi vard›r fakat bunlar›n sadece 3 tanesi kolesterolü oksitleyerek damar sertli¤ine yol açmaktad›r. Bunlar laurik asit, miristik asit ve palmitik asittir. En belal›s› olan palmitik asit örne¤in kahvelere konulan süt tozlar›n›n birço¤unun ham maddesidir. Hani bitkisel ve sa¤l›kl›yd›? Hayvanlar m›s›r silaj›, pancar küs-
pesi, tah›l gibi niflasta ve fleker içeri¤i yo¤un yemlerle besledi¤inde iç ya¤›ndaki hakim ya¤ asidi palmitik asittir, yani damar sertli¤ine neden olan ya¤ asididir. Halbuki hayvan %100 merada beslendi¤inde iç ya¤›ndaki hakim ya¤ asidi stearik asittir. Stearik asit de doymufl ya¤ asitlerinden biridir, 37,5 derece ›s›da eridi¤inden yendikten sonra ba¤›rsakta erimedi¤i için emilememektedir. Ateflimiz yüksekse ne olacak? O zaman eriyecek ve emilecek. Yine de korkmay›n çünkü stearik asit ba¤›rsaktan emildikten k›sa süre sonra oleik aside dönüflür. Oleik asit zeytinya¤›n›n ham maddesi olan tekli doymam›fl ya¤ asitlerinden biridir. Atalar›m›z iç ya¤ ya da kuyruk ya¤› yedi¤inde demek ki asl›nda zeytinya¤› yiyorlarm›fl. 50 y›l önce Adana kebap yendi¤inde hiçbir sorun oluflmazken flimdi kalp hastas› olunuyor. Gelelim ya¤s›z çi¤köftelik k›ymaya ya da kuzu fliflteki ya¤s›z ete veya bonfileye, yani çevre ya¤› tümüyle al›nm›fl saf k›rm›z› ete. Bunda da hücre içi ya¤ mevcut. K›rm›z› etin hücre içi ya¤›n›n da hakim ya¤ asidi damar sertli¤ine neden olmayan, insan sa¤l›¤›na
Atalar›m›z iç ya¤ ya da kuyruk ya¤› yedi¤inde demek ki asl›nda zeytinya¤› yiyorlarm›fl.
117
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
d›r. Demir sadece kans›zl›k aç›s›ndan önemli de¤ildir. Beynin entelektüel etkinli¤i için de demir son derece önemlidir. Y›llar önce bir biliflim flirketi Türkiye’ye yat›r›m yapmaktan son anda vaz geçmifltir. Gerekçe olarak yeterli matematikçinin olmamas› ileri sürülmüfltür. Gençlerinde bu kadar demir eksikli¤i olan bir toplumdan yeterli matematikçi yetiflemez. Demek ki insan sa¤l›¤› aç›s›ndan k›rm›z› et vaz geçilmez bir besin maddesi-
O halde et yemeli mi sorusununun yan›t›; evet, ama ya¤s›z et.
hiçbir zarar› olamayan stearik asittir. O halde doktorlar›n k›rm›z› et yemeyin uyar›s› yanl›fl bir uyar›. Günümüzde hayvanlar ne yaz›k ki merada beslenmedi¤i ve iç ya¤lar› sak›ncal› oldu¤u için hayvansal ya¤ yenmemesi gerekiyor. Bu tereya¤› için de geçerli fakat süt, peynir ve tereya¤› konusunu baflka bir sefer ele alaca¤›z. O halde et yemeli mi sorusununun yan›t›; evet, ama ya¤s›z et. t önemli bir protein kayna-
¤›d›r fakat yumurta daha ucuz bir protein kayna¤›d›r. Ama ette baflka hiçbir besinden al›namayacak kalitede baflka bir madde var: Demir. Sebzelerde de demir vard›r fakat biyolojik yararl›l›¤› asla k›rm›z etteki demir gibi de¤ildir. Türkiye’de çocuk ve gençlik ça¤›ndakilerin yar›ns›nda demir eksikli¤ine ba¤l› kans›zl›k var118
dir. Gönül rahatl›¤› ile et tüketebilir miyiz? Tüketmeli miyiz sorusuna yan›t evet de, yukar›daki sorunun yan›t› evet mi? Ne yaz›k ki hay›r. Hayvan ne yerse odur. 1. Ülkemize 10 y›l› aflk›n süredir GDO’lu m›s›r ve soya fasulyesi girmektedir. Bu sürenin son bir y›l› ç›kan yeni yasa ve yönetmelikler nedeniyle resmî. Bu ürünler a¤›rl›kl› olarak hayvan yemi olarak kullan›lmaktad›r. GDO’lu yemle beslenen bir hayvan›n etini gönül rahatl›¤› ile yiyebilirsiniz denemez çünkü yap›lan yeni çal›flmalarda bitkideki yapay oluflturulmufl genlerin ete geçti¤i saptanm›flt›r. Bu yapay genlerin insan sa¤l›¤› üzerine etkileri ise henüz çok az incelenmifltir. Ancak ilk bilimsel ip uçlar› ürkütücü boyuttad›r. 2. Ah›rda tutulan hayvanlarda
infeksiyon hastal›klar› yo¤un bir flekilde görülür. Özellikle sütteki mikrop say›s› çok yüksek ç›kmaktad›r. Bunu önlemek için hayvanlara çok yüksek dozlarda antibiyotik verilmektedir. Bazen antibiyotik miktar› o kadar yüksektir ki süt maya bile tutmamakta yani peynir veya yo¤urt yap›lamamaktad›r. Meralar› yok ederseniz sa¤l›kl› ol-
ma hakk›n›z› da yok edersiniz. En ucuz hayvan beslenmesi hayvanlar›n merada beslenmesidir. Birkaç ony›ld›r (IMF, Dünya Bankas›, AB bask›lar›yla) sürdürülen hayvanc›l›k politikalar› ülkemizde hayvanc›l›¤› yok olma noktas›na getirdi. Et ve Bal›k Kurumu eritildi, Süt Endüstri Kurumu özellefltirme yoluyla kapat›ld›, Yemsen yok edildi. 1980 y›l›nda ülkemizde
Bazen antibiyotik miktar› o kadar yüksektir ki süt maya tutmamakta peynir veya yo¤urt yap›lamamaktad›r. yaflayan herbir nüfusa 2 büyük ya da küçük bafl hayvan düflerken günümüzde sadece yar›m havyan düflmektedir. 30 y›lda hayvan varl›¤› %75 erimifl oldu (elbette nüfus da artt› ama hayvan varl›¤›n› nüfusa orant›l› olarak art›rmak olas›yd›). Merada besleyemedi¤iniz hayvan› ah›rda tutup sanayi yemlerle beslenmek zorunda kal›rs›n›z. Sebest dolaflmayan hayvanda hastal›klar›n daha fazla olmas› sonucu zorunlu olan teda-
vi masraflar›, sanayi yeme ödenen paralar girdi maliyetinin çok yükseltmifl, süt sat›fllar› ile hayvan›n maliyetini karfl›lamak olanaks›z hale gelmifltir. Çiftçiler sütten kazanamay›nca hayvan›n› besleyemez hale düflmüfl, hayvanlar› kesmek zorunda kalm›flt›r. Meralar›n yok edilmesi baflta sa¤l›kl› hayvansal ürünlerin yok olmas› sonra da hayvan varl›¤›n›n tümüyle yok olmas›d›r. Çare et ithal etmek midir? Yap›labilecek en büyük hata budur. Ancak hükümet insanlar›m›z›n ucuz et elde edebilmesi için ithalat yoluna gitmemifltir. AB bask›lar› nedeniyle ithalata izin vermifltir. Avrupa Birli¤i’ne girme sürecinde flu s›ra müzakere edilen dosya Tar›m Dosyas›d›r. Dünyan›n en büyük süt üreticisi dolay›s›yla k›rm›z› et üreticisi AB’dir. AB y›llard›r elinde fazlaca bulunan et ve süt ürünlerine yeni pazar aramakta ve bu çerçevede gözünü 75 milyonluk Türkiye’ye dikmifltir. Tansu Çiller döneminde imzalanm›fl Gümrük Birli¤i’nin koflullar›ndan biri Türkiye’nin her y›l AB’den 19 bin ton k›rm›z› et, 3 bin ton besi hayvan› almas›d›r. Avrupa’da ortaya ç›kan deli dana hastal›¤› nedeniyle et ithalat›n› yasaklayan Türkiye flimdi müzakere masas›na oturunca eski yükümlülükleri hat›rlat›ld›. AB’den et ithal etmezsen biz masadan kalkar›z dendi. Avrupa’l› çiftçileri kalk›nd›rmay› kendine vazife sayan hükümet Anadolu çiftçisini ne zaman görecek? Çiftçisi olmayan bir toplum varl›¤›n› sürdüremez. • kenandemirkol@butundunya.com.tr 119
BD KASIM 2010
Geçen ay Türkiye’yi ziyaret eden kanser doktoru dostumuz flöyle dedi: “Olacak m›y›z de¤il, ne zaman olaca¤›z?"
Kanserden hem de bugün
vazgeçebiliriz Yazan: GÜL KAYNAK
Kanser, ne yafla bak›yor, ne statüye... Peki yaflam
tarz›m›za ve seçimlerimize de bakm›yor diyebilir miyiz? Neyi do¤ru ve o do¤runun ne kadar›n› do¤ru yap›yoruz? Gerçekten ne kadar do¤al yafl›yoruz? n basitinden her gün egzoz duman› soluyor, elektronik kirlili¤e maruz kal›yor, büyük metal kutularda ifle gidip geliyor ve kanatlar›m›z olmasa da devaml› uçmuyor muyuz? Hadi, yukar›dakileri de¤ifltirmek çok zor, modern hayat›m›z› b›rak›p da¤ bafl›nda yaflamay› seçmiyoruz. Peki; seçebilece¤imiz bir çok fleyin ne kadar›n› do¤ru seçiyoruz? Çok zorlanmadan de¤ifltirebilece¤imiz fleyleri... Örne¤in, siz plastik flifleden su içmiyor musunuz; flifle ›s›n›nca ve/veya so¤uyunca içine kar›flan plastikle birlikte... Gerçekten plastik tad› hiç a¤z›120
n›za gelmedi mi? Plastik yer miydiniz... Ama içiyorsunuz, çocuklar›n›za da içiriyorsunuz. Hücre bozuklu¤u nas›l bafll›yor zannediyoruz? Piflirince 6 gün sonra yemeyece¤iniz fleyi, üzerinde 6 ay raf ömrü yazan paketten ç›kar›p yemediniz mi hiç? Nas›l o kadar ay sonra ilk günkü lezzetle, renkle, kokuyla, k›t›rl›kla kalabilir o cips? Raf ömrü uzunsa, sizin ömrünüzü k›salt›r diye hiç düflünmediniz mi?
fleyin yutmaktan daha h›zl› kana kar›flt›¤›n› hiç duymad›n›z m›? O zaman nas›l floridli, boyal›, kimyasall› difl macunu kullanmaya devam ediyorsunuz ailecek, her gün ömrünüz boyunca? Günlük ald›¤›n›z ilac›n toksik bir madde oldu¤unu gerçekten bilmiyor musunuz? O ilac› almadan önce, onu kullanman›za sebep olan probleminizi baflka bir yolla çözmeyi denediniz mi? Hayat tarzı de¤iflikli¤i, daha sa¤l›kl› beslenmek, düzenli egzersiz yapmak,
Çocu¤unuzun yedi¤i yiyeceklerdeki çeflit çeflit renklerin boya oldu¤unu fark etmiyor musunuz? Üreticilere bu ne güven bu, üzerinde “öldürür” yazan fleylerin sat›labildi¤i bir dünyada yaflam›yor muyuz? Söz oraya gelmiflken hâlâ sigara içiyor musunuz? Tamam kendi bafl›n›za b›rakam›yorsunuz, peki çok etkili yöntemler var, muhakkak duymuflsunuzdur, hiç denediniz mi? Üzerinde “seni öldürür” yazm›fllar, daha neyi bekliyorsunuz, bunu kan›tlamay› m›? Hayvansal protein ve fleker tüketiminizin afl›r›ya kaçt›¤›n›n fark›nda de¤il misiniz, en son ne zaman do¤adan gelen gerçek yiyecekler yediniz bütün bir gün boyunca? Paketsiz, piflmeden, dal›ndan kopar›ld›¤› gibi... Raf ömrü yüksek kârl› bir mala dönüflmeden... Ba¤›rsaklar›n›z, mideniz gerçekten size baz› sinyalleri vermiyor mu? “Sindiremiyorum yedi¤in fleyleri iflte, fliflip duruyorum” diye. Bu kadar m› fark›nda de¤iliz vücudumuzun verdi¤i sinyallerden? Dil alt›ndaki bölgeye konan her
Bo¤aziçi Üniversitesi Uluslararas› iliflkiler Bölümü’nden mezun olan Gül Kaynak, ayn› üniversitenin Turizm-Otel ‹flletmecili¤i Bölümü’nden de diploma ald›. Dreamlands Spa Boutiques Türkiye'nin kuruluflunGül Kaynak da Genel Müdür olarak Türkiye’deki flubelerini açt› ve bu merkezleri yönetti; özel Detoks programlar› düzenledi. 2005 y›l›ndan buyana The LifeCo Well-Being Sa¤l›kl› Yaflam fiirketi’nin bünyesinde olan Gül Kaynak, firmanın ‹stanbul ve Bodrum’daki tesislerinin Koordinatörü ve Detoks Uzman›. Tayland, Almanya ve Amerika’daki çeflitli Detoks merkezlerinde incelemelerde bulunan Gül Kaynak insanlara daha sa¤l›kl› ve mutlu bir ömür sürmeleri için, beden ve yaflamlarından en üst düzeyde verim alabilecekleri yaflam biçimini göstermeye kendini adam›fl sa¤l›kl› yaflam koçu ve Detoks uzman›dır. 121
BD KASIM 2010
kilo vermek, detoks yapmak vs gibi. Kolay›n›za geldi¤i için ald›¤›n›z ilac›n yan etkileri ve bedenimizde yaratt›¤› birikim ne olacak? Daha kaç sene alacaks›n›z o ilac›? Yoksa ömür boyu mu? Kök sebebe inip çözmek yerine semptomlar› kapatman›n bede-lini ödemeye haz›r m›y›z? n son ne zaman ayakkab›lar›n›z› ç›kar›p topra¤a bast›n›z? Misafir kanser doktoru ne dedi geçen ayki seminerde “Her gün 45 dakika ç›plak ayak topra¤a, çimene basmal› kanser hastalar›”. ‹lla hasta olmay› m› beklemeliyiz, flimdiden yapsak? Ö¤le molas›n› illa kapal› mekânda m› geçirmeliyiz, arada bir piknik yapmay› denesek...Veya bir telefon görüflmemizi yal›nayak d›flar›da bir yerde yapsak…
Yiyecek ve içeceklerimizde plastik kaplar› kullanmaktan uzak dursak?
122
BD KASIM 2010
Yiyecek ve içeceklerimizde plastik kullanmaktan uzak dursak? Vücut bak›m ürünlerini do¤al olanlar› ile de¤ifltirsek. Bulafl›k makinesi deterjan›n› kimyasals›z olandan seçsek de her yemekle, içecekle tabakta, bardakta kalan deterjan›n art›klar›n› da bedenimize almasak. Cep telefonlar›n›n, kab losuz internet dalgalar›n›n vs zararlar› için koruyucular kullansak. Güneflten ald›¤› iyilefltirici enerjiyi vücudumuza verecek olan do¤al rengindeki organik sebzelerden bolca yesek, do¤an›n piflirdi¤i hâlleri ile, atefl içindeki sa¤l›kl› ve gerekli mineral, vitamin ve enzimlerini öldürmeden... “So¤anla, biberi ateflte öldür...” tarifi g›dalara ne yapt›¤›m›z› göstermek ad›na yeterince aç›k de¤il mi sizce de? Kibir için, baflkalar›na güzel görünmek için, kapal›, havas›z salonlarda haftada bir-iki vücut gelifltirmeyi sa¤l›kl› spor zannetmek yerine, gerçekten sa¤l›kl› olmak için oksijeni bol yerlerde, bir parkta mesela, en az›ndan yürüsek. Yoga ve meditasyonu haftada 2 kere bir saat de olsa hayat›m›za soksak da fark›n› fark etsek. Rahatlaman›n yollar›n› bulma ve uygulama konu-
Rahatlaman›n yollar›n› bulma ve uygulama konusunda biraz daha ›srarc› olsak.
sunda biraz daha ›srarc› olsak. Midemizin asit salg›lamas›ndan, %100 stres kaynakl› s›rt a¤r›lar›na, gece difl g›c›rdatmaya uzanan bedenimizi hasta eden ifllerimize biraz daha “bu da geçer” felsefesi ile bakabilmeyi baflarsak... Daha çok gülsek, daha çok bofl versek, daha çok affetsek, daha çok sevsek… 3 yafl›nda bir çocu¤un kanser olmak için çok da bir fley yapacak vakti olmad›¤›n› fark edip, anne ve baba olmaya karar verdiysek, böyle bir karar öncesi daha sa¤l›kl› olmam›z gerekti¤ini, çünkü dünyaya getirdi¤imiz varl›¤›n bizim bedenimizden hayat buldu¤unu anlasak. Vücudumuzun sadece d›fl›n› de¤il içini de periyodik olarak temizlesek, ar›nsak. 30 yafl›n›n kolesterol ve fleker düzenleyici kullanmak için çok erken oldu¤unu görsek. 40 yafl›n›n kansere teslim olmak için fazlas›yla genç bir yafl oldu¤unu
ve bunu de¤ifltirmek için kontrolü ele alabilece¤imizi ö¤renmeye bugün bafllasak… 5 sene sonra doktorumuzun sevdi¤imiz bir insana veya bize “Kanser” tan›s› koymamas› için hemen flimdi bir fleyler yapmaya bafllasak ve...
Kanser olmaktan bugün vazgeçsek olmaz m›?
123
DÜNYAMDAN DÜNYAYA Sevcan Ak›nc›
Semiha Ö¤retmen O benim ilkokul ö¤retmenimdi. Her 24 kas›mda
oldu¤u gibi bu kez de zaman bulup ziyaretine gidebilmifltim. Bunca y›l onu unutmadan arada telefonla hat›r›n› sormam›n ve her ö¤retmenler gününde ziyaretlerimi aksatmay›fl›m›n nedenini bir tek sözcükle aç›klayabilirdim: Sevgi 124
O
nda do¤ufltan varm›fl gibi görünen, ö¤retmenlikten baflka bir mesle¤i yak›flt›ramad›¤›m›z sevgi dolu yap›s› belki de annesinden devrald›¤› bir özellikti. S›n›f›m›zdaki her ö¤renci onu ”okuldaki annesi” gibi görürdü. Yard›ma gerek duydu¤umuz anda akl›m›za gelen ilk isim Semiha Ö¤retmen olur, k›z›p kafllar›n› çatarak konuflmaya bafllad›¤›nda bile yan›m›zda olaca¤›n›, sorunumuzu çözece¤ini bilirdik. Annesi de onun gibi bu mesle¤e ömrünü vermifl, s›n›f›nda bulunan her çocu¤a kendi yavrusuymufl gibi zaman ay›rmaya çal›flm›fl ve mesle¤ini miras olarak k›z›na devredip bu dünyadan ayr›lm›flt›. Aradan onca y›l geçtikten sonra bile benli¤imde hiç eskimeyip canl› kalan ve sonradan bir çeflit dostlu¤a dönüflerek devam eden, bu kas›m günü yine yan›nda olmam› sa¤layan fleyin tan›m› yine sevgiden baflka ne olabilirdi ki ... Evi biraz serinceydi. Üflüyen ayak-
lar›n› bataniyeyle sarm›fl, yan taraf›na ald›¤› bir kaç albümdeki, foto¤raflara bak›yor, bir yandan da benim mutfa¤›nda demleyip getirdi¤im çaylar›m›z› yudumluyorduk. ‹nce parmaklar›n› albüm sayfalar›ndaki siyah-beyaz foto¤raflar›n üzerinde minik yavrular›n›n saçlar›n› okflarcas›na dolaflt›r›yordu. ‹flaret parma¤›yla gösterdi¤i yüzler
BD KASIM 2010
hakk›nda tek tek konuflurken ince, titrek sesinde engel olamad›¤› bir hüzün hissediliyordu. "Bu ö¤rencimin ad› Mehmet, son ald›¤›m duyumlara göre Almanya'da uçak fabrikas›nda çal›fl›yormufl. Nihâl de ö¤retmen olmufl... Bu sizden sonraki dönemden; Selahattin. Teknik Üniversite’yi bitirdi. Elektronik mühendisi oldu....” Foto¤raflar›n aras›nda s›n›fta dolafl›r gibi dolafl›yor, her biri hakk›nda bildiklerini anlat›yordu. Bir ara sessiz kald›k. O gün yan›n-
da sadece ben oldu¤um gerçe¤inin ay›rd›na varm›fl ve sanki akl›mdaki soruyu alg›lam›fl gibi gözlerini albümden kald›rmadan yan›t verdi: "Hayat bu, yollar›m›z ayr›ld›. Hepsi iyi çocuklard›, çal›flkand› ö¤rencilerim. Gelmelerini, onlar› görmeyi çok isterdim; ama dedim ya, dünya telaflesi, gelemez çocuklar›m... Bafl›n› kald›r›p gülümseyerek yüzüme bakt›. ”Biliyor musun bir kiflinin gelip hat›r›m› sormas› yeterli. Sen burada tüm ö¤rencilerimin ad›na buradas›n. Onlar› temsil ediyorsun. Düflündü¤ün gibi de¤il; hiçbiri ’ikmale kalmad›.’ Sadece mazeretliler.” Ne söyleyece¤imi bilemeden bardaklar› al›p mutfa¤a yöneldim. Çaylar› m›z› yeniden doldururken süreyi biraz uzat›p bo¤az›mda dü¤ümlenen duygu125
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
Benim üzerimden herkese sevgisini tek tek da¤›tm›fl, tüm ö¤rencilerini benim varl›¤›mda yeniden ba¤r›na basm›flt› lar›m›n yat›flmas›n› bekledim. Sesimin normal tonda ç›kaca¤›ndan emin olduktan sonra mutfaktan seslenerek öylesine bir kaç soru yönelttim ö¤retmenime... Çay tepsisiyle tekrar yan›na döndü¤ümde konu de¤iflmiflti. O benle konuflmaya dalm›fl geçmifl günleri anlat›rken zihnimde yükselen iç sesimin onun konuflmas›n› bast›rd›¤›n› duyumsad›m. Bu nas›l bir yürekti?.. ‹stese pekala
”Eskiden ö¤retmenlik mesle¤ine bak›fl çok farkl›yd›..." diye konuflmaya bafllayabilir, art›k mesle¤e sayg›n›n kalmad›¤›n›, insanlar›n vefa duygusunu yitirdiklerini söyleyip s›zlanabilir; yak›nm›fl olmakta haks›z da say›l›yor olmazd›... Bunu hiç olmazsa bugün yapmas›, yaflam› boyunca hiç yak›nmam›fl olmas›n›n bir karfl›l›¤› olabilirdi. Yine Semiha Ö¤retmen’li¤inden vazgeçmemifl, s›zlanmam›fl; çok kiflinin yapabilece¤i yolu seçip di¤erlerini suçlama kolayc›l›¤›na kap›lmam›flt›. Bugün benden baflka ziyaretine hiç kimse gelmemiflti. Buna karfl›n be126
2 3 4 8 9 3 4 2 7 1 5 2 7 9 8 4 9 3 1 8 3 5 2 7 6 4
5 8 7 6 9 3
Sudoku Yapamayanlar ‹çin
nim üzerimden herkese sevgisini tek tek da¤›tm›fl, tüm ö¤rencilerini benim varl›¤›mda yeniden ba¤r›na basm›flt›. Yaflam› sevgiyle onurland›rman›n yollar›ndan birini y›llar sonra yine ilkokul ö¤retmenimden ö¤reniyordum. Semiha Ö¤retmen’in ö¤retmenli¤i hiç bitmeyecekti... ‹nan›yorum ki içimizden birileri zaman ay›r›p bu günde ö¤retmenlerinden birini ziyaret ettiler. Veya onlara hat›rland›klar›n›, nas›l olduklar›n› soran bir mektup yazd›lar. Bunu ”ikmale kalmam›fl” ve, ”mazeretli” olan tüm arkadafllar› ad›na yapt›lar. • sevcanakinci@butundunya.com.tr
8
6 7 2 4
1 6
8
7 3 2
2 7 9 8 5 7 3 2 9 1 7 8 5 2 3 9
6
7 Sudokusuz Yapamayanlar ‹çin
127
YAfiAMDAN YANSIMALAR Nuray Bartoschek
Aman Otelciler Duymas›n
Turizmde “ÇekYat” Yöntemi Yay›l›yor
COUCH SURFING NED‹R? Couchsurfing, bugün 230 ülkeden yaklafl›k bir buçuk milyon insan›n kulland›¤›, ücretsiz bir konukseverlik a¤›. Birbirinden farkl› yaflam biçimlerine, kültürlere sahip belki de hiçbir zaman bir araya gelip paylafl›mda bulunmayacak insanlar› bir çat› alt›nda toplayan bir oluflum. Sitenin öncelikli amac› farkl› kültürlerden insanlar› bir araya getirmek, paylafl›mda bulunmalar›n›, kaynaflmalar›n› sa¤layarak çekyat gezileriyle dünyay› daha bar›flç›, yaflan›l›r bir gezegen k›lmak. Baflkalar›n›n evine konuk olarak gidebildi¤iniz gibi, siz de evinize konuk alabiliyor ya da yat›l› konuk almak istemezseniz yaln›zca bir kahve içimi farkl› ülkelerden insanlarla tan›flabiliyorsunuz. Üyelerin ayr›nt›l› bilgileri sayfalar›nda yer al›yor ve istedi¤inizi onayl›yor, istemedi¤inize kibarca istenilen tarihlerde uygun çekyat›n›z olmad›¤›n› bildirebiliyorsunuz. Sizler de bu genifl aileye kat›lmak isterseniz www.couchsurfing.org adresinden CS ile daha ayr›nt›l› bilgi alabilirsiniz.
Arkadafllar›ma “Yar›n akflam hiç tan›mad›¤›m bir Polonyal› çifti bizim evde konuk edece¤iz, ertesi gün de Alman bir çift gelecek.” dedi¤imde flaka yap›yorum sand›lar.
fi
aka yapmad›¤›m› anlay›nca
merakla “Nas›l yani?” diye sordular. “Hiç tan›mad›¤›n insanlara nas›l güvenip evini açars›n? ” Onlara dilim döndü¤ünce “CouchSurfing (CS)” oluflumundan söz etmeye çal›flt›ysam da endiflelerini yok edemedim. fiimdi sizler de merak ediyor olmal›s›n›z nedir bu CouchSurfing oluflumu diye. Yan sütunlar›m›zda ayr›nt›l› olarak tan›taca¤›m›z CouchSurfing bugün 230 ülkeden yaklafl›k 1.5 milyon insan›n kulland›¤›, kâr amac› gütmeyen bir konukseverlik a¤›... CouchSurfing sözcü¤ünü dilimizde” Çekyat Sörfü” belki de en iyi ”Çekyat Gezisi” diye tan›mlayabiliriz. Çantas› her an yollara düflmeye haz›r bir gezgin olarak y›llard›r duydu¤um, gördü¤üm tüm gezi sitelerine 128
üye olurum. Di¤er gezginlerin öykülerini okurken, en ekonomik olarak nereye nas›l gidilir, gezilecek, görülecek ilginç yerleri araflt›r›rken sanki ertesi gün yola ç›kacakm›fl›m gibi heyecanlan›r›m. CouchSurfing oluflumu ile ilk kez Ömürden Sezgin, Onur ‹nal ve Engin Kaban’›n kurdu¤u, üyeleri aras›nda yazar-gezgin Buket Uzuner’in de bulundu¤u, s›rt çantal›lar e-posta grubunda tan›flt›m. Bu arada s›rt çantal›lar deyince akl›n›za saç› sakal› birbirine kar›flm›fl, ifli gücü olmayan insanlar gelmesin. Üyelerinin büyük ço¤unlu¤u okullar›n› bitirmifl, diplomalar›n› alm›fl, gezmeyi bir yaflam biçimine dönüfltürmüfl insanlardan olufluyor. CouchSurfing ile ilgili yaz›flmalar› okudukça heyecanland›m, heyecanland›kça araflt›rd›m, araflt›rd›kça ö¤rendim ve sadece Türkiye’de otuz129
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
befl binin üzerinde üyesi oldu¤unu ve dünya s›ralamas›nda onüçüncü s›rada oldu¤umuzu okuyunca flaflk›nl›¤›m bir kat daha artt›. Gruptaki yaz›flmalardan Barcelo-
na’da gezide oldu¤unu okudu¤um Özlem Güzelharcan’a bir ileti göndererek bana bu konudaki deneyimlerini anlatmas›n› rica ettim. Özlem, yirmi yedi yafl›nda, Edirne’de ‹ngilizce ö¤retme-
t› flöyle: “Hiç olumsuz deneyimim olmad›. Ama çekyat gezileriyle y›llard›r birbirinden güzel insanlar tan›d›m. Bisikletiyle Çin’den yola ç›kan insanlarla karfl›laflt›m, iflinden ayr›l›p kendini dünyay› gezmeye adam›fl kad›nlar ve adamlar›n ilginç yol öykülerini dinledim. Yepyeni yemekler yapmay›, hiç bilmedi¤im dillerde flark› söylemeyi ö¤rendim. Dünyan›n en içten, en yaflam dolu, en bar›flç› insanlar›n› tan›-
Alman Marian Brehner ve k›z arkadafl› Maren Schulz evimizde iki gecelik misafirimiz oldular
‹kisi de öylesine do¤al, s›cakkanl›, ince düflünceliydiler ki, birlikte geçirdi¤imiz dört günde ailemizin bireyleri oldular. ni. 2006 y›l›ndan buyana CS ailesinde. fiu ana dek evinde farkl› ülkelerden yirmiden fazla kifliyi konuk etmifl ve yurtd›fl›nda gitti¤i her ülkede de çekyat gezilerine devam etmifl. Hollanda’dan otostopla gelen ilk konu¤unu çal›flt›¤› okula götürüp ö¤rencileri ile tan›flt›rm›fl. Polonyal› Eric Rheims ve Karolina Wilczynska evimizde a¤›rlad›¤›m›z ilk ”ÇekYat” konuklar›m›zd›.
“Hiç olumsuz deneyimin oldu mu?” soruma Özlem ö¤retmenin yan›d›m. Birbirleri ile geçinemedi¤i söylenen halklar›n insanlar›n›n hep birlikte yürekten güldüklerine, a¤lad›klar›na, insanlar›n birbirlerine din ve ›rk ayr›m› yapmadan koflulsuz yard›m ettiklerine ve bundan mutluluk duymalar›na tan›k oldum.” Tüm bu bilgilerden sonra k›z›m
Lara ile konuflarak siteye üye oldum ve konuk a¤›rlamak için evimizde yeterli çek-yat›m›z oldu¤unu belirttik. Üye oluflumuzun ertesi günü on dokuz yafl›ndaki Alman Marian Brehmer ve k›z arkadafl› Maren 130
Schulz’tan evimizde iki gece kal›p kalamayacaklar›n› soran mesaj al›nca heyecanland›k. Onlara onay verdi¤imizin akflam› bu kez Polonyal›, otuz yafl›ndaki Eric Rheims ve 29 yafl›ndaki k›z arkadafl› Karolina Wilczynska’dan evimizde konuk olarak kal›p bizi ve yaflad›¤›m›z yöreyi yak›ndan tan›mak istediklerini bildiren bir ileti ald›k. Salonda çekyatta kalabileceklerini ama dersim oldu¤u için erken kalkmalar› gerekti¤ini bildirdim. ‹lk konuklar›m›z Eric ve Karolina ile otogarda buluflmaya giderken oldukça heyecanl›yd›k. Eric avukat, Karoline ise bir yay›nevinde pazarlama müdürü. ‹kisi de öylesine do¤al, s›cakkanl›, ince düflünceliler ki, birlikte geçirdi¤imiz dört günde ailemizin bireyi oldular bizim için. Karolina k›s›r yapmak için yeflillikleri do¤rarken, Eric
eline tornaviday› al›p k›r›k, bozuk kap›lar›m›, dolaplar›m› onard›. Ben yemek yapt›m, Karolina bulafl›klar› y›kad›. Balkonda yeme¤imizi yerken bize ilk CS deneyimlerini anlatt›lar. Eric “Hindistan’da bilmedi¤imiz
bir ilde kaybolmufltuk.“ dedi. “Otel bulmam›za yard›mc› olan bir adamla tan›flt›k. Otel bulman›n ötesinde bize yaflad›¤› ili tan›tt›, müzeleri gezdirdi ve kendisine para vermeyi önerdi¤imizde CS’den söz etti ve bunun kendisini incitece¤ini, kendisinin konu¤u oldu¤umuzu söyledi. Biz de, ancak ayn› biçimde konukseverli¤imizi göstererek hem ülkemizi daha iyi tan›tabilece¤imizi, hem de daha iyi bir dünya için destek olabilece¤imizi düflündük. Geçen y›l, yan›nda yedi yafl›nda k›z› olan, Rusça’dan baflka dil bilme131
BD KASIM 2010
yen bir Rus bayan› iki gün konuk ettik evimizde. El iflaretleri ve telefonla Rusça destek ald›¤›m›z arkadafllar›m›z›n yard›m›yla iletiflim kurduk. Konuk olarak ilk deneyimimizi ise istanbul’da veteriner olan Fatma ile yaflad›k. Polonya’da yar›m saat süren kahvalt›, Fatma’n›n bizi götürdü¤ü Bo¤az’da tam üç saat keyifle sürdü. Sonras›nda Bursa, Kufladas› ve derken Fethiye’de sizi tan›yarak kendimizi gerçekten bir aile ortam›nda bulduk.” Eric ve Karolina’yla balkonumuzda
gece üçlere dek tad›na doyulmaz sohbetler ettik. Karolina “Birkaç gün için yaflant›n›z› paylaflarak, Türkiye ve Türk kültürü ile ilgili gezi kitaplar›nda yaz›lanlardan çok daha fazlas›n› ö¤rendik. Çekyat gezileri farkl› kültürlerin birbirlerini tan›malar›, anlamalar›, insanlar ve uluslar aras›nda dostluklar
Maren, yola ç›kmadan önce bize küçük bir piyano konseri verdi. 132
BD KASIM 2010
kurulmas›n› sa¤l›yor.” derken, Eric devam etti söze “Seyahat insan›n kiflili¤inin geliflmesine, daha aç›k fikirli ve baflkalar›na karfl› daha hoflgörülü olmas›na yard›mc› oluyor. Bizim görüflümüze göre politik sorunlar›n ço¤u baflkalar›na karfl› hoflgörüsüzlü¤ün ve yanl›fl anlafl›lmalar›n sonucu, keflke politikac›lar› da çekyat gezilerine gönderebilsek! ‹nsanlarla karfl›l›kl› konuflmak, tart›flmak onlar› ve sorunlar›n› anlayabilmenin en iyi yolu. Böylece önyarg›lar›m›zdan da kurtuluyoruz. Befl y›ld›zl› otellerde kalarak o ülkenin tarihini ve kültürünü ö¤renemezsiniz, daha önemlisi insanlar›n› tan›yamazs›n›z, böyle yerlerde ço¤u kez kald›¤›n›z yerin kap›lar›n›n d›fl›na bile ç›kmazs›n›z. “ Evimde hiç tan›mad›¤›m insanlar›
konuk edece¤imi söyledi¤imde bana “Sen deli misin, nas›l güvenebilirsin?” diyen arkadafllar›m, Eric ve Karolina ile tan›flt›ktan sonra onlar› kendi evlerine de davet ettiler ve çekyat gezileri ile ilgili düflüncelerini de¤ifltirdiler. Eric ve Karolina’y› tan›madan önce gezi rotamda olmayan Polonya, flimdi bir anda liste bafl›na yükseldi. Onlardan ayr›lmak gerçekten çok zor oldu. Giderken “Bir gün çocu¤umuz olursa onunda çekyat gezgini olmas›n› destekleriz. K›z›n Lara’n›n ilk çekyat gezisini Polonya’ya yapmas›n› umuyoruz. Polonya’da bir eviniz oldu¤unu unutmay›n” dediler. Bu dostluk bizim için üç günlük de¤il, ömürlük olacak biliyorum. Eric ve Karolina’n›n geldi¤inin ertesi günü aram›za kat›lan Marian
ve k›z arkadafl› Maren’de bizi oldukça flafl›rtt›. Henüz on dokuz yafl›nda olan Marian’›n pek çok ülke dolaflt›¤›n›, tam on bir kez Hindistan’a gitti¤ini, dinlerle ilgili yapt›¤› araflt›rma için Suriye’de camide sekiz gece yatt›¤›n›, flimdi de Hindistan’a gitmek için Almanya’dan otostopla yola ç›k›fllar›n›n öykülerini ilgiyle dinledik. Birlikte foto¤raf, gazetecilik, geziler üzerine sohbetler yapt›k. Son akflam “Bugün biz size yemek yapal›m” diyerek bir-
d›fl›nda bizde çekyat gezilerine bafllayaca¤›z. Evimizde konuk olmak için s›rada bekleyen ‹ranl›, Kanadal›, ‹talyan, Çinli, ‹ngiliz, Amerikal› yeni dostlarla sevgi ve bar›fl filizleri yeflersin diye çekyat›m›zdan kök salaca¤›z dünyan›n her yerine. San›r›m en güzeli deneyimli çekyat gezgini özlem Güzelharcan ö¤retmenin sözleriyle noktalamak: “B›rak›n sizin de içinizdeki gezgin ruh ortaya ç›ks›n, flöyle derin bir nefes
...keflke politikac›lar› da çekyat gezilerine gönderebilsek! ‹nsanlarla konuflmak, tart›flmak onlar› ve sorunlar›n› anlayabilmenin en iyi yolu. likte mutfa¤a girdiler. Maren makarna piflirirken, Marian salatay› haz›rlad›. ‹kisi de annelerinden gizlice mutfa¤a girip ilk yemeklerini yapmaya çal›flan sevimli çocuklar gibiydiler. Maren yola ç›kmadan önce bize küçük bir piyano konseri verdi ve bana birkaç al›flt›rma gösterdi. Onlar “Almanya’da bir eviniz oldu¤unu unutmay›n” diyerek yollara düflerken biz de “Seneye yine bekleriz, sa¤l›cakla gidin, sa¤l›cakla gelin” dedik. En k›sa zamanda yurt içi ve yurt als›n, üzerinde k›sac›k bir süreli¤ine Bir gazeteci, ülkenin en zengin ifladam›yla röportaj yapmaktayd›: “Efendim, bize bu serveti nas›l yapt›¤›n›z› anlat›r m›s›n›z?” ”Zevkle... 1920'lerin bafllar›ndayd›k. 1. Dünya Savafl›'n›n etkileri yeni yeni siliniyordu, benimse cebimde birkaç kurufltan baflka bir fley yoktu.
bulundu¤u yerküreyi ve onun gizemli insanlar›n› tan›s›n. B›rak›n çekyat›n›z eskisin, y›prans›n. Siz yenilenin.” Kimbilir, belki sizler de çekyat ge-
zileriyle yeni ufuklara do¤ru yol al›p, deneyimlerinizi bizlerle paylafl›rs›n›z. Ya da gönüllü turizm elçileri olarak, salonunuzda bofl duran bir çekyatla farkl› kültürlere konukseverli¤imizi gösterebilir, edinece¤iniz deneyimlerle, kuraca¤›n›z dostluklarla yaflam›n›z› zenginlefltirebilirsiniz. Yollar›m›z hiç tükenmesin... nuraybartoschek@butundunya.com.tr Cebimdeki 5 kuruflla bir elma ald›m. Onu parlat›p, 10 kurufla satt›m. Ertesi sabah, 10 kuruflumla 2 elma ald›m ve onlar› da satt›m. Böyle çal›flarak, bir ay sonunda, 10 Liradan fazla para kazanm›fl oldum. Ertesi ay›n bafl›nda, amcam öldü ve bana 500 milyar Lira miras b›rakt›...” 133
BD KASIM 2010
UFAK TEFEK B‹LG‹LER BD EYLÜL 2010
Derleyen: GÜLÇ‹N ORKUT
•5500 YILLIK AYAKKABI •ALTININ ‹LG‹NÇ ÖZELL‹⁄‹
Kibrit kutusu büyüklü¤ündeki bir alt›n külçe yufka gibi aç›larak bir tenis kortu büyüklü¤ü kadar plaka elde edilebilir.
Arkeologlar taraf›ndan Ermenistan’da bir ma¤arada bulunan bu deri ayakkab›n›n 5500 y›ll›k Bir kilo limonda oldu¤u söyleniyor. bir kilo çilekten Bitkisel ifllemlerle daha fazla tabaklanm›fl inek fleker vard›r. derisinden yap›lan çapraz ba¤c›kl› ayakkab›, bilinen en eski kapal› model. Rol de¤il gerçek: Tarantulalar iki buçuk y›l yiyeceksiz yaflayabilirler.
Gözleri aç›k tutarak hapfl›rmak imkans›zd›r.
•
KOYUNLAR TANIYOR VE HATIRLIYOR Primatlar gibi koyunlar da araflt›rmalarda farkl› yüzleri tan›yor ve iki y›l sonra hâlâ hat›rl›yorlar. (yaklafl›k 50 koyun ve 10 insan) Tan›d›k yüzler onlar› sakinlefltiriyor, ayr›ca mutlu ve k›zg›n yüz ifadelerini de ay›rt edebiliyorlar (tercihleri, mutlu ifade). 134
Amerikal› komedyen Dick Shawn bir gösterisinde ”‹flim için asla yerlere kapanmam” derken yere kapakland›? Aral›ks›z süren alk›fllardan sonra yerden kalkmay›nca, yan›na gelen görevliler Shawn’›n öldü¤ünü farketti.
Ünlü basketbol oyuncusu Michel Jordan bir spor ayakkab› markas›n›n reklam yüzüydü; ve y›ll›k kazanc› Malezya’daki üretici fabrikan›n tüm çal›flanlar›n›n kazanc›ndan fazlayd›
•ÇOK HÜCREL‹
YAfiAMIN BAfiLANGICI
Nature dergisinde yay›nlanan bir araflt›rmada bahsedilen fosiller, çok hücreli yaflam›n bafllang›c›n› 1.5 milyar y›l daha önceye çekiyor. fiimdiye de¤in, geleneksel bilgilerimiz bize, yaklafl›k 600 milyon y›l evvel gerçekleflen büyük bir biyolojik çeflitlilik dalgas› olan Kambriyen patlamas›na kadar gezegenimize tek hücreli yaflam›n hakim oldu¤unu söylüyordu. KARAC‹⁄ER
‹nsan uzun süre bir böbrek, bir akci¤erle veya midesiz, dalaks›z yaflayabilir, ama karaci¤ersiz bir dakika bile yaflayamaz. KELEBEKLER ayaklar›yla tat al›r.
1 saat süreyle kulakl›kla bir fley dinlemenin kulaktaki bakteri say›s›n› %700 artt›rd›¤›n› biliyor muydunuz?
Sait Faik
Kas›m do¤umlu Yazar›m›z
23
Kas›m1906’da Adapazar›’nda do¤du. ‹stanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre e¤itim gördü. Ekonomi ö¤renimi için ‹sviçre Lozan'a gitti. 3 y›l Fransa’da Grenoble'da yaflad›. E¤itimini yar›m b›rakarak 1933'te ‹stanbul'a döndü. Geçimini babas›ndan kalan mirasla sürdürdü. Yaflam›n› fiiflli’de apartman ve Burgaz Ada’daki köflklerinde annesiyle geçirdi. 11 May›s 1954’de öldü Sait Faik ilk öyküleriyle gözlemci bir yazar olarak belirdi. Ona göre her fley insan› sevmekle bafllar. "edebi eserler insan› iyi güzel bir dünyaya götürmüyorsa ne ifle yarar" diyen Sait Faik toplumsal düzenin çirkinlikleri, sahtelikler, adaletsizlikler karfl›s›nda direnen insan›n yaln›zl›¤›n› keflfeder. Sürekli kulland›¤› ana tema yaflama sevinci oldu. S›radan insanlar, iflsizler, hamallar, bal›kç›lar, sokak kad›nlar›, kimsesiz çocuklar, emekçiler ve küçük burjuvalar onun insanlar›d›r. O bu insanlarda evrensel insan› yakalam›flt›r. Ça¤dafl edebiyata katk›lar›ndan dolay› Amerika’daki Uluslararas› Mark Twain Derne¤i’nin onur üyeli¤ine seçilmifltir. 135
YAZAR DEDE VE TORUNLARI Muzaffer ‹zgü
Annemin yaflgünü hediyesi enim annem çok yoruluyor. Akflam iflten geliyor, hemen mutfa¤a giriyor, yeme¤imizi yap›yor. Sabahleyin biz kalk›nca bir bak›yoruz, kahvalt›m›z› haz›rlam›fl, masan›n üzerinde duruyor. Uyan›nca, kardeflim Can’› uyand›r›yorum, yüzlerimizi y›k›yoruz, sonra kahvalt›m›z› yap›yoruz. Ben hemen önlü¤ümü giyiyor, kardeflimi teyzeme b›rak›yor, okulumun yolunu tutuyorum. 136
BD KASIM 2010
¤leyin okuldan gelince
Can’› teyzemin evinden al›yorum, kendi evimize geliyoruz. Bu kez bir bak›yoruz ki ö¤le yeme¤imizi teyzem masaya koymufl. Teyzemlerin evi çok yak›n, hemen iki ev ötede. Bizim evimiz de iki oda, teyzemlerin evi de iki oda. Onlar›n çocuklar› yok. Bilmem ki niye yok? Bize, “Siz, bizim de çocu¤umuzsunuz...” diyor. Ama Can, “Ben annemin çocu¤uyum” diyor. Elbette teyzeme söylemiyor, bana söylüyor. Gelecek y›l Can da okula gidecek. Oh ne güzel, kardeflimin elinden tutar›m, ben ikinci s›n›fta, o birinci s›n›fta okuruz. Hem ben ona ders de çal›flt›r›r›m. Rakamlar› biliyorum, okuma yazmay› biliyorum. Teyzem çal›flm›yor, arada ö¤leden sonralar› bize geliyor, masallar anlat›yor, m›s›r patlat›yor, tatl› yap›yor. O da bilmiyor. “Bilmem Filiz” diyor. Benim babam yok. Okulda bir arkadafl›m, “Belki annen, baban boflanm›fllard›r. Benim halam bofland›” diyor. Bir arkadafl›m da, “Belki de ölmüfltür” diyor. Olsun. Annem var ya. Annem bir iflyerinde çal›fl›yormufl.
Oradaki çal›flanlara çay kahve pifliriyormufl, iflyerini siliyor, süpürüyormufl. Akflama dek hep ayaktaym›fl... Ne zaman flöyle otursam, uzansam, annemi düflünüyorum. “Çok mu yoruldu acaba anneci¤im?” diyorum. Anneci¤im hergün bana küçücük bir harç-
l›k veriyor. Ama ben onu harcam›yorum, biriktiriyorum. Bazen Can’a fleker al›yorum. O zaman öyle çok seviliyor ki. fiekeri sap›ndan tutuyor, bir yal›yor, bir bana teflekkür ediyor. Evde ne ifller mi yap›yorum? Bir kez ben de, kardeflim de evi hiç da¤›tm›yoruz. Sonra iki odam›z› da süpürgeyle süpürüyorum. Süpürürken de flark›lar söylüyorum. Can soruyor, “Bu flark›y› yeni mi ö¤rendiniz abla?”
“Evet, ö¤retmenim ö¤retti...” Bardaklar›, tabaklar› y›k›yorum. B›çak m›? Yoo, hay›r, ona elimi sürmüyorum. Elmam›z› y›kay›p yiyoruz, ayvam›z› y›kay›p yiyoruz, hat›r hat›r ›s›rarak. “Haydi bakal›m Can, hangimiz a¤z›m›z› daha çok açaca¤›z?...” Ohooo, Can’›n a¤z› bir aç›l›yor, bir aç›l›yor. Ekmek kutusunun kapa¤› gibi. O zaman öyle çok gülüyoruz ki. Ama annem çok az gülüyor. Biliyorum, yoruluyor, yorgun insan hiç gülemez ki. Ama yine de bazen gözlerinin içi gülüyor. Ne zaman m›? Bir ba137
BD KASIM 2010
ca¤›na beni, bir baca¤›na da kardeflimi oturtup, saçlar›m›z› okflad›¤› zaman. Anneme kimse hediye de alm›yor. Teyzem de alm›yor. Art›k okuyorum ya, rakamlar› biliyorum ya, annemin kimli¤ine bakt›m, oradaki rakamlar› yazd›m. Sonra ö¤retmenime gösterdim. Ö¤retmenim, “Evet annen, May›s ay›n›n ikisinde do¤mufl...” dedi. “Yani annemim yafl günü o gün de¤il mi, ö¤retmenim?” “Evet Filiz... Yoksa annene yafl günü hediyesi mi almak istiyorsun?” “Evet ö¤retmenim...” ar daha, 2 May›s’a onbefl gün var. Kime söylesem, kime söylesem? Acaba Can’a söylesem anneme söyler mi? Desem, “Hani Can, annem o denli iflinin içinde unutmuyor, bize pasta al›yor, üzerine de mum dikiyor, yafl günümüzü kutluyoruz ya, iflte bu y›l biz annemin yafl gününü kutlayaca¤›z. Anneme sürpriz yapaca¤›z. Ona çok güzel bir de hediye alaca¤›z...” Gözleri p›r›l p›r›l beni dinler, Can kardeflim. Ya sonra? Bakars›n ki bir sabah erken uyanm›fl, annesi onu öperken, “Anneci¤im, biz senin yafl gününü kutlayaca¤›z” deyivermifl. C›k, olmaz. Zaten ben gidip anneme hediye alamam ki. Teyzeme söylesem? Elbette ya... “Can bak, sen bu ka¤›tlara resim yapadur, ben teyzeme dek gidip gelece¤im...” Biliyorum, Can hiç yaramazl›k yapmaz. Kofltum teyzemin yan›na. Teyzem sordu: 138
BD KASIM 2010
Koflarak evimize geldim. Öyle
kald›. Annemin yafl gününne 8 gün kald›. Annemin yafl gününe 4 gün kald›. Yar›n annemim yafl günü! Okulda arkadafllar›ma anlatt›m, ö¤retmenime anlatt›m. Çok heyecanl›yd›m, yerimde duram›yordum. Pastay›, mumlar›, hediyeyi görünce annemin nas›l mutlu olaca¤›n› düflünüyordum. Belki de annem o an kahkahalar atacakt›. Biz de onun kahkahalar›na kat›lacakt›k. Can, ben, annem, kahkaha denizinde yüzecektik... Kofltum teyzemin yan›na... “Yar›n teyzeci¤im, yar›n.” “Biliyorum Filiz... Annenin hediyesini ald›m bile...” Ba¤›rd›m: “Aaaa bakabilir miyim?” “Ama hediye paketi aç›lmaz ki... Hadi senin için de sürpriz olsun. Annenin sevece¤ini çok iyi biliyorum. Sevinçten uçarak eve geldim. Peki bu gece nas›l bitecek, yar›n okul nas›l bitecek, akflam nas›l olacak? Oldu... Mumlar› görünce Can, gözlerini iri iri açt›. “Teyzeci¤im onlar da ne?” diye sordu. “Filiz annene yafl günü yapacak...” “Aaaa pasta da var m›?” “Elbette, birazdan onu da getirece¤im.”
mutluydum ki. Kardeflimi kucaklad›m. I-››h, kald›ramad›m. ‹ki yana¤›ndan öp-tüm. Sonra divana oturduk, ne flark›lar söyledik, ne flark›lar... Art›k hergün okulda takvime bak›yorum. Annemin yafl gününe 12 gün
an sevinçten oynamaya bafllad›. “Akflama pasta var, pastaa... Nah böyle bir dilim yiyece¤im. Sonra annemi öpece¤im, onu
“Ne oldu, Filiz? Ödevini mi yapamad›n?” “Hay›r teyzeci¤im, senden baflka birfley isteyece¤im...” Teyzem ellerimi tuttu, gözlerimin içine bakt›. “Anneme yafl günü yapmak isitiyorum teyzeci¤im... Anneme hiç kimse hediye alm›yor...” Teyzemin gözleri yaflard›. Biriktirdi¤im paray› teyzeme uzatt›m. “Ben annemin yafl gününü ö¤rendim, 2 May›s. Kimli¤ine bakt›m. Ö¤retmenime sordum.” Teyzem, “Bilmem ki, biz köyde do¤duk, acaba günü gününe ifllemimiz yap›ld› m›?” “Ama ö¤retmenim 2 May›s dedi.” “Yani, bu y›l 2 May›s’ta, dur bakal›m, onbefl gün sonra annene yafl günü yapacaks›n, öyle mi?” “Evet. Yaln›z anneme sürpriz yapmak istiyorum. Can’a da söylemedim. Can söyleyiverir anneme.” “Anl›yorum Filiz... Yani flimdi ben bu parayla mum alaca¤›m, pasta alaca¤›m ve annene hediye alaca¤›m.” Bafl›m› sallad›m, “Ama lütfen onu hediye paketi yaps›nlar. Üzerine de (‹yi ki do¤dun) yaz›s› yap›flt›rs›nlar.” “Olur Filiz... Çok duygulusun. Gel seni bir öpeyim...”
kutlayaca¤›m.” Pasta haz›r, üzeerinde mumlar dikili, Can sokak kap›s›n›n önünde, teyzemle ben limonata bardaklar›n› haz›rl›yoruz. Biliyorum annem çok heyecanlanacak, ama ben ondan daha çok heyecanl›y›m... Can ba¤›rarak sokak kap›s›ndan girdi. Öyle bir ba¤›r›yor ki... “Anem geliyooooor, annem geliyooooor...” Haydi, çabuk çabuk, kap›n›n bir
yan›nda ben, bir yan›nda Can duruyoruz. Kap›n›n t›k t›k etmesini bekliyoruz. Elim kap›n›n kolunda... Kap› t›k der demez... “‹yi ki do¤dun anneeee, iyi ki do¤dun anneee, iyi ki do¤dun anneee!...” Annem kap›dan girdi, gözlerini
iri iri açt›. Masada bir pasta, üzerinde yanan mumlar, ben gülüyorum, Can gülüyor, teyzem gülüyor... Teyzem, “Kofl kofl Elif, haydi mumlar› söndür...” Annem ne yapaca¤›n› bilmiyor, flaflk›n flaflk›n bir bana, bir Can’a, bir 139
BD KASIM 2010
de teyzeme bak›yor. Sonra çantas›n› f›rlat›p at›yor. üüüüf, püüüüüf, püüüüffff...
Alk›fllar... B›ça¤› uzat›yorum anneme. Daha çok alk›fllar... Annem kocaman bir parça kesiyor, Can’a uzat›yor, bir parça bana, bir parça teyzeme, bir parça kendisine. Bu arada hediye paketini uzat›yorum anneme... Ay, ben annemden daha çok heyecanl›y›m... Acaba teyzem anneme hediye olarak ne ald›? Hediye paketi küçücük. Küpe mi, yoksa bir kolye mi, yoksa ruj mu? Annem hedi-
ye paketinin kapa¤›n› aç›yor... O da ben de: “Aaaa, aaaaa” diye ba¤›r›yoruz... Teyzem anneme ipod alm›fl... “O ne, o ne?” diye Can soruyor. “‹pod Can, ipod...” Ah Can ah, “O nas›l top?” diyor. Can›m anneci¤im çok mutlu. Hepimizi bir bir öpüyor. ‹pod’un kulakl›¤›n› tak›yor. “fiimdi ben iflyerinde çok yoruldu¤umda bir çay içimi bunu kula¤›ma takar, dinlerim, bütün yorgunlu¤um ç›kar” diyor. • muzafferizgu@butundunya.com.tr
BULUTLAR Ö¤retmen derste bulutlar›n yeryüzündeki sular›n buharlaflmas›ndan olufltu¤unu uzun uzun anlatt›ktan sonra ö¤rencilerden birini kald›rarak sordu: “Söyle bakal›m o¤lum, kara bulutlar neden olur? “ Çocuk düflündü, yutkundu, bir fley diyemedi. Arkadafl› olan küçük k›z heyecanla kalkarak “Ben biliyorum ö¤retmenim” dedi “Kirli sulardan olur!..” S‹Z BABAMI B‹LM‹YORSUNUZ Ö¤retmen, matematik sözlüsünde O¤uz`u tahtaya kald›r›p sordu “ O¤uz, babandan yüzde 10 faizle 200 lira borç para alsam, y›l sonunda kendisine kaç para vermem gerekir?” O¤uz hemen yan›tlad› “ 1000 lira.” Ö¤retmen “ Nas›l olur o¤lum “ dedi “Sen hiç hesap bilmiyor musun?” O¤uz “ Bilmesine biliyorum ö¤retmenim ama... Siz benim babam›n nas›l bir ifl adam› oldu¤unu bilmiyorsunuz!” 140
HER YAfiTAK‹ ÇOCUKLAR ‹Ç‹N Ali Murat Erkorkmaz
Faydal› Korku Ecele Engel Y›llar y›llar önce, Kad›köy Maarif Koleji’nde okurken, ve de lise 2’ye geçmiflken, yapt›¤›m›z her türlü haylazl›¤a bir de film çekme marifeti eklemeye kalkm›flt›k. O zamanlar b›rak›n insanlar›n cep telefonlar› ile video çekmelerini, neredeyse her evde telefon bile yoktu. Sinemalar›n ço¤u SiyahBeyaz denilen ama her türlü grinin de yer ald›¤› yap›tlarla doluydu. >>
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
R
Renkli filmlerin afiflinde kocaman
bir “Renkli” yaz›s› yer al›rd›. Kopyalar› burada gerçeklefltirilmifl filmlerin ço¤unun da renkli mi yoksa renksiz mi oldu¤u tart›fl›lacak durumda olurdu. Ama Engin’in babas›n›n küçük bir 8 mm film kameras› vard› ve bu çok ola¤anüstü bir fleydi. Biz de bu kameray› yürütüp film çekmeye karar vermifltik. Ne filmi? Tabii ki korku filmi. Korku filmleri, flimdi de oldu¤u gibi çok modayd› o zamanlar da. Nedense insanlar korkmaya bay›l›rlard› ve bu nedenle sinemalara tonla para ödeyip korkarlard›. Bir Frankenstein vard› ki çocuklar›n rüyalar›na girerdi. fiimdiki Elm Soka¤›, Testere gibi i¤renç yap›tlar›n yan›nda ilkokul müsameresi gibi kalmas›na ra¤men o günlerin iyi korku filmlerindendi. Konu oldukça basitti. Hepimiz yat›l› okuyorduk. Haz›rl›k s›n›flar›na yeni gelen ufakl›klar› ruh ça¤›raca¤›z diye bofl bir s›n›fa toplayacakt›k. Ortal›¤› iyice karart›p, bir mum yak›p mistik bir havaya soktuktan sonra abuk sabuk ayin z›rvalar› m›r›ldanacak, b›zd›klar› saz teli gibi gerecektik. Ortam istedi¤imiz k›vama gelince de daha önceden kap›n›n üst taraf›na yerlefltirdi¤imiz onlarca kap kaçak ve tencereyi büyük bir gürültüyle masan›n üstüne devirip ufakl›klar›n ak›llar›n› kaç›rmalar›n› filme alacakt›k.
Alt›yol’da bir pasaj içindeki bir
foto¤rafç›dan Kodak marka 8 mm.lik renkli filmi ald›k ve haz›rl›klara bafllad›k. Ama gelin görün ki Engin’in babas›n›n makinesini ele geçiremeyince 142
bizim Oscar da suya düflüverdi. ‹yi ki de düflmüfl. fiimdi düflünüyorum da çocuklar›n yaflayacaklar› travma, onlar› yafll›l›klar›na kadar idare ederdi eminim. Peki de nedir bu korku dalgas›? Neden korkar canl›lar? Geçenlerde çok önemli bir randevuya yetiflmeye çal›fl›yorum ve E5 karayolunda köprüye do¤ru yol al›yorum. Al›yorum dedi¤ime bakmay›n, trafik kitlenmifl, Sultanahmet meydan›na gitmem gerekiyor, randevu saatime sadece birkaç dakika kalm›fl, b›rak›n köprüyü, daha ben Altunizade kavfla¤›na bile gelememiflim. Buluflaca¤›m adam çok ünlü bir yabanc› ve s›rf bu toplant› için özel uça¤›yla sabah›n köründe ‹stanbul’a geliyor, toplant›dan sonra uçup gitmesi gerek.
Ve tam o s›rada, otoban›n tam ortas›nda, arabalar›n tekerlekleri aras›nda kaçmaya çal›flan dört minik pati ve bir minik kuyruk görmez miyim? Yan›mda Deniz gözlerini kapam›fl, hem kendi hem benim sinirimi yat›flt›rmaya çal›fl›yor. Veryans›n ediyoruz flehir yaflam›na. Ve tam o s›rada, otoban›n tam ortas›nda, arabalar›n tekerlekleri aras›nda kaçmaya çal›flan dört minik pati ve bir minik kuyruk görmez miyim? “Kedi yavrusu” diye ba¤›rmamla Deniz kendini arabadan d›flar› at›verdi. Zaten yavafl akan trafi¤i komple dur-
durup arabalar›n altlar›na yatarak kediyi bulmaya çal›flt›. Ben de konta¤› kapat›p yan›na geldim. Kedicik korkudan d›flar› f›rlam›fl gözlerle arkam›zdaki araban›n sol ön tekerle¤inin üzerindeki amortisör yay›n›n içine girmez mi? Girer. Spiralin alt› kapal›, üstü kapal›,
ortas› helezon yay, nas›l girdi anlamad›m. Kollar›m› sokup ç›kartmaya çal›fl›yorum ama hayvan korkudan delirmifl gibi ellerimi sürekli ›s›r›p parçalamaya çal›fl›yor. Onu oradan ç›kartabilmek için ezdim, büzdüm, zorlad›m, zorlad›m Can› yanan hayvan art›k difllerini tamamen geçirmifl paso ›s›r›yordu ellerimi. Ben de ”ahh!, offf!” diye diye onbefl dakikal›k bir mücadele sonunda onu o darac›k yerden ç›kartmay› baflard›m; koflup bizim araban›n bagaj›na att›m. Koltu¤a oturdum, arabay› çal›flt›rd›m ve kaza¤›ma pantalonuma, saatime k›sacas› her yan›ma bulaflm›fl kedi d›flk›s›n› gördüm. Gülsem mi a¤lasam m› bilemeyece¤im bir durumda toplant›ya 2 saat
kadar geç ve kedi d›flk›s›na s›vanm›fl bir vaziyette gittim. O gün s›nand›¤›m› düflündüm. Bir ifl mi önemliydi benim için yoksa küçük bir kedinin hayat›n› kurtarmak m›? Tabii ki küçük kedi a¤›r bast›. Önce veterinere sonra eve geldi ve bizim Ç›tç›t Kafe’nin yeni, onuncu kedi üyesi olarak hayat›na burada devam etmeye bafllad›. Ama hâlâ korkunun travmas›n› yaflamakta. Bu nedenle kendine yard›m edenle henüz aras› hofl de¤il. Bugün yine ellerimi paramparça etti. Abartm›yorum, iki elim de kan revan içinde kald›. Yüzlerce ›s›r›k ve t›rnak yaras› var ellerimde. Pekala, neden korkuyor bu hayvan
benden hâlâ? Ona yemek, su, sevgi ve s›cak bir yuva veriyorum; oysa o hâlâ korkmufl durumda t›sl›yor. Yan›t basit. Otoyol kenar›nda do¤up büyümeye çal›fl›rken ald›k onu; hiç bilmedi¤i bir ortama getirdik. Bilemedi¤i sesler, kokular, yaklafl›mlar ve çevre içinde fele¤ini flafl›rm›fl durumda. ‹flte olan bu. Canl›lar bilemedikleri zaman korkarlar. Bilmeyince sorunlarla bafledemeyeceklerini düflünüp pani¤e kap›l›rlar. Hayaletlerden korkan insanlar› düflünün. Hiç bilmedikleri birfleyden korkmalar› biraz saçma de¤il mi? Acaba birkaç defa görseler al›fl›rlar m›? Do¤al olarak korkuyu sadece bilinmeze ba¤lamak do¤ru olmaz. Karfl›lafl›lmas› hofl olmayan birçok fley de korkuyu tetiklemez mi? Örne¤in 143
BD KASIM 2010
afl› olmak, dayak yemek gibi. Üstelik insan›n tüm fiziksel dengesi ister istemez bozulur. Örne¤in, yüksek bir binan›n çat›s›-
n›n kenar›nda ayakta durmaya kalksan›z al›fl›k de¤ilseniz dengenizi kuramazs›n›z. Oysa yerde duran incecik ç›tan›n üzerinde gayet güzel dengede kalabilirsiniz. Gelin ayn› fleyi yerden 30 metre yukarda duran genifl bir tahtan›n üstünde deneyin. Pattadanak düflersiniz. ‹çinizi bir korku kaplar ki o da sizin dengelerinizi allak bullak eder. Dik duramazs›n›z. ‹flte böyle birfleydir korku. S›nav korkusu da birçok insan için benzer bir fleydir. Ne kadar çal›fl›rsan›z çal›fl›n küçük bir korku içinizi kaplar. Ya yapamazsan›z? Bu korku, zaman zaman bildiklerinizi unutman›za bile sebep olabilir.
Korkusuz insanlar vard›r. Elde yal›n k›l›ç düflman üstüne yürürler. Onlar› hiç anlamam do¤rusu. Nas›l olur da insan korkmaz? Karfl›nda sana do¤ru, seni ve arkadafllar›n› öldürmeye gelen binlerce düflman var. Ba¤›ra ça¤›ra geliyorlar. Sen en ön s›radas›n, büyük bir ihtimalle papaz› bulacaks›n. 144
BD KASIM 2010
O yafla, o güne gelene kadar gördü¤ün, duydu¤un, yedi¤in, içti¤in, aflklar›n, s›k›nt›lar›n, hepsi, karfl›ndaki abuk adam›n elindeki keskin demirin senin surat›n›, boynunu, kulaklar›n› ve omzunun yar›s›n› kesmesiyle yok olacak. Bofla yaflam›fl olacaks›n onca zaman. Gel de korkma bu duruma. Bence ak›ll› insan korkar ve korkunun dürtüsüyle ölmemek için tedbirler al›r. Al›r ki yaflas›n ve gerekirse daha savaflabilsin. Mevlam böyle istedi diye kendini koyverirsen ne kellen kal›r ne gövden. Korkmaktan korkmak da ayr› bir anlafl›lmaz durum. Korkmak bizi birtak›m kötü durumlara karfl› haz›rlamak için geliflmifl duygu ise bundan korkman›n ne anlam› olabilir ki? Tüm canl›lar korkarlar. Kedilerin gözbebekleri büyür, s›rtlar› kambur olup a¤›zlar›ndan gacur gucur miyavlamalar ç›kar. Köpekler kuyruklar›n› bacaklar›n›n aras›na s›k›flt›r›p difl gösterir, h›rlarlar. Atlar kulaklar›n› geriye yat›r›p yay gibi olurlar. Sineklerin ve pirelerin bile korktuklar›na eminim. Bir sine¤e yaklaflt›¤›n›zda sizden kaçmas› sizi sevdi¤i için olamaz. Y›llar önce bir belgesel seyretmifltim ve hatta yaz›lar›mdan birinde buna yer vermifltim. Mikroskop alt›nda çekilmifl bir video idi. Hani flu tek hücreli canl›lar var ya, onlar›n aras›nda geçen bir olayd›. Üç adet amip, bir terliksi hücreye tuzak kuruyorlard›. Terliksinin etraf›n› çevirip birden sald›r›p yiyip bitiriyorlard›. Tek hücreli canl›lar. Ne a¤›zlar›
diyen insan yalan söylemez mi sizce? Hiç mi korunmaya gereksinimi olmaz? Yoksa çok mu aptald›r? Polisten de korkar insanlar. Hatta hiç bir suçlar› olmasa bile, yanl›fl anlamaya, polisin yanl›fl kullan›labilecek yetkisine kurban gitmekten korkarlar. Devlet korkusu da ayn› nedendendir. Elinde yetki olan birtak›m insanlar seni parmaklar›n›n ucunda istedikleri gibi oynatabilirler. vard› ne kollar›. Garibimi ortalar›nda s›k›flt›r›p kendi hücrelerine dahil ediyorlard›. ‹flin en ilginç yan› da onlar tuza¤› olufltururken terliksi korkuyor ve kaçmaya çal›fl›yordu. Hareketlerinden içinde bulundu¤u panik görünüyordu. Amipler ise, üç kifli olman›n verdi¤i güven ve cesaretle kahramanca sald›rarak terliksiyi imha ediyorlard›. Nas›l oluyordu da tek hücreli bir canl›n›n bile korku duygusu olabiliyordu? Acaba bu canl›lar›n di¤er duygular› da var m›? Neden olmas›n? Korkular› varsa, sevmeleri de olamaz m› yani? Do¤a, tüm canl›lara bu korku duygusunu bofluna vermemifl. Bir nevi korunma mekanizmas›. Böyle bir fley nas›l reddedilir ki? “Ben hiçbirfleyden korkmam”
“Ben hiçbirfleyden korkmam” diyen insan yalan söylemez mi sizce? Hiç mi korunmaya gereksinimi olmaz? Yoksa çok mu aptald›r? Tabii bütün korkular›n en korkulas› olan› Tanr› korkusudur. Herfleyi içinde bar›nd›r›r; mutlak güç, tart›fl›lmas› yasak ve öbür dünya’da hesap. Gel de korkma. Bu nedenle herfleyden korkar haldeyiz. Fakat çok ilginçtir ki son zamanlarda do¤al tehlikelerden daha çok di¤er insanlardan geleceklerden daha çok korkar olduk. Sa¤ soldan, sol sa¤dan korkmakta. Herkes politikac›lardan korkmakta. Politikac›lar bir üstlerinden korkmakta. Korkmak faydal› bir duygudur. Nerede ne kadar korkulaca¤›n› kimse bilemez ama kesin olan birfley var ki ço¤u zaman korkunun ecele faydas› var. Eee, n’apal›m, her atasözü her zaman do¤ru olamayabiliyor. • alimuraterkorkmaz@butundunya.com 145
BD KASIM 2010
MEMLEKET ÖZLEM‹ ‹lyas Halil
Hava gel dedi. Geldi. Havva gül. Koklad›m. Hayat göl. Island›k. Deniz, gök, yer yumurta sar›s›.. Abu Dhabi. 1992 y›l›. Mart bafl›. Çöl kor olmufl yak›yordu. * Dostum ‹ranli Amin “Haftaya ‹sfan’da fiirazli Haf›z festivali var” dedi. “Rubailer gazeller Farsça ve iki Avrupa dilinde ut eflli¤inde okunacak; gitmek ister misin?..” fiirazli Haf›z’›n fliirlerine lise y›llar›mda tutulmufltum. Edebiyat hocam›z Haydar bey, “Haf›z’›n fliirlerinde kifli aflk›n enini boyunu bulur” demiflti. Mart ay›n›n limon kokular› gibi sevgili her daldad›r. Her nefeste. Kifli burnu ile sevginin derinli¤ini, a¤›rl›¤›n› duyar. Sabah nefesidir güzelli¤i . Kan›nda, kula¤›nda rüyada derin bir iz b›rak›r. Ve öyle oldu. 146
Aysel liseli k›z ile Haf›z’›n fliirlerine aç›lan ilk pencerem. Aysel ile ilk ayd›n karanl›¤› tatt›m. ‹lk ateflimdi komflu Aysel. Üflüyünce ›s›nacak oca¤›m oldu Aysel. Susay›nca serin kaynak. Da¤ bafl›nda. Ellerim yüzüm ›slak Su Aysel Hala izi an›mda. * Arife günü Abu Dhabi’den Tahran’a, oradan N›sf›- cihana uçtuk. Gecenin bahar serinli¤inde ‹sfahan’a vard›k. Uçakta , ya¤mur alt›nda elma a¤ac› sevinci içimde. Her elmada ya¤mur suyunu hissediyordum. Dal›mda. * Otelin lobisinde. Festivalin yap›laca¤› park› sorduk. Otele yak›n oldu¤unu söylediler. Festival benim icin geçmifle at›lm›fl zaman füzesi. Parka bir haftal›¤›na. Gençlik y›llar›ma döndüm.. ‹çimde özlemi kalm›fl Aysel’e, mahallemize, an›lar›ma döndüm. Yüzü sivilceli y›llar›m› a¤›r aheste bafltan yaflad›m.
Parkta Amin Haf›z’dan dört dizelik bir fliir okudu. “Sevginin insan yüre¤ine getirdi¤i çeliflkiyi görmeni isterim” dedi. Arad›¤›m yalan sen. Buldu¤um gerçek sen. Mecalsizli¤im sen. Mecal sen. Sana adad›m can›m›, can sen iken Suç sen. Af senden. Bir hafta boyu. Haf›z nisyan ülkesinde kalm›fl günlerime ›fl›k tuttu. * Y›llar boyu vuruldu¤um her kad›n parktayd›. Büyüleyici kara gözlü Sevil. Ellerimde yan›k izi b›rakan iri memeli Necla.Ad› hala dilimin ucunda yürüyüflünü unutamad›m Suna. Parktayd›. * Parkta yirmi yafl›m›n flaflk›nl›¤›n› buldum. * “Amin” dedim. “‹sfahan’da oldu¤umuzdan emin misin? Eski mahallemin k›zlar›n› görüyorum. Farsça konufluyorlar. Bitiremedi¤im bir rüya sanki.” * “fiimdi Hafi›z’›n dilini anlad›n” dedi. “Farsça bilseydin aflk› daha kolay çözerdin. Aflk› bilseydin (Isfehan’›n) Nevruz dili ile konuflurdun. ‹sfahan’da genç k›z k›r çiçe¤i koklay›nca ana olaca¤›n›, gülünce
güle benzeyece¤ini, Haf›z’›n gazelinden ö¤renir. Mangala sürülmüfl cezvenin kokusundan kahve oldu¤unu bilirsin. Genç k›z kad›n oldu¤unu bildi¤i gibi. “Haf›z ülkesi” dedi. “Buras›”. Haf›z, toprakta ya¤murdan sonra bafl veren yeflil ot Haf›z Laleden yana¤a solan lal, Haf›z gülden ar›ya gel diyen rayiha . * ‹nanmazsan güzelli¤ine Suna’n›n Aysel’in. Ayaklar›n basacak yol bulmaz yar’e varacak. Burada Haf›z rüzgar. De¤di¤i dalda yasemin sevgili kokar. Haf›z’›n nefesi. Kar buldu¤u yerde ak gül biter. Amin “Sana Haf›z’›n dilini anlatay›m” dedi. Dilimiz çocuk kula¤›mda ninni. Uykuyu ö¤rendim. Dilimize da¤ anlam›n› getirmek için da¤lar›n kayas›n› yük ettik. Ovalara tafl›d›k. Da¤› gördük da¤› ö¤rendik. Da¤lardan f›rt›nalar› ça¤›rd›k. Aflk›m›z› anlatt›k. Mevsimlerden Nevruz’u, Güz’ü bulduk. Garam dedik. Körün gözüne yasemin. Kad›ns›n dedik. Sevdik. Sevgiyi ö¤rendik. * Seviyorum deyince Acem k›z bildi. ‹ran ovalar›n›n yelidir saçlar›n› okflayan. Delikanl›, “Canum sen, Cananum sen” deyince bir Suna, bir Sevil bildi delikanl›n›n hangi köyden geldi¤ini. ilyashalil@butundunya.com.tr 147
BD KASIM 2010
BD KASIM 2010
KASIM AYI ÇÖZÜMLER SAYFASI
Mankafa Poldi
“Sudokunun Yan›tlar›”
2 7 5 1 6 8 9 3 4
3 1 9 2 7 4 5 6 8
4 6 8 3 9 5 2 7 1
8 3 6 9 1 2 7 4 5
7 4 2 5 8 6 3 1 9
9 5 1 4 3 7 6 8 2
6 2 3 8 5 1 4 9 7
1 9 4 7 2 3 8 5 6
Satranç Çözümleri
5 8 7 6 4 9 1 2 3
– Nerede kald›n›z?... – Affedersiniz Poldi, merdivenden düfltüm de... – Merdivenden düflmek te üç saat sürmez ki.
– Diflim befl saatlik tren yolculu¤u müddetince a¤r›d›. – O halde niçin yar›m saatlik uçakla gelmedin.
5 9 8 4 7 2 1 6 3
1 7 4 9 3 6 5 8 2
3 2 5 6 9 1 7 4 8
7 4 1 2 8 3 6 5 9
9 8 6 7 5 4 3 2 1
2 1 9 5 6 7 8 3 4
4 6 7 3 2 8 9 1 5
OYUN SONU: 1…e5+! 2.dxe5 Vd2+# (2.fixe5 Vxg3+ 0-1) Kareler ve Rakamlar 420 431
313 = 733 207 = 224
395 270
334 = 729 135 = 135
851
106 = 957
665
199 = 864
‹lk dersimiz Türkçe
Sudoku yapamayanlar için
6 3 2 8 1 5 4 9 7
PROBLEM: 1.Ac8 Tehdit: 2.Ab6+# 1…a)1...fid5 2.Vxf7# b)1...Axc8 2.Vxf7# c)1...Ad5 2.Ve2#
8 5 3 1 4 9 2 7 6
1-(c) 2-(a) 3-(a) 4-(b) 5-(d) 6-(c)- 7-(b) 8-(d) 9-(d) 10-(c) 11-(b) 12-(a) 13-(a) 14-(b) 15-(c)
Mant›k Bilmecesi Ad›
Vas›ta
fiehir
Restaurant
Aykut Dilek Hatice Faruk Güngör
Otomobil Tren Bisiklet Motosiklet Otobüs
Antalya ‹nebolu Aksaray Konya Ayval›k
Gezi Irmak fiahin Diyar Elo¤lu
Sudokusuz yapamayanlar için “Bilginizi Denetleyin”
– ‹ki kilo kaybetmiflim. – Hiç görünmüyor, Poldi.. – Kaybedilen fley görünmez ki. 148
– Onun gazete okudu¤una inan›yor musun?
1-(d) MS 330
10-(c) Marcus Coccelius
2-(b) Baskça
11-(b) Clint Eastwood
3-(a) Destan
12-(b) 1914-1918
4-(c) Keynes
13-(d) Tabiat Üzerine
5-(b) Michalengelo Antonioni
14-(a) Fizyolojik psikoloji
6-(d) 24
15-(a) K›z›lderili Dini
7-(d) Marcus Antonius 16-(c) Kabuklu Yemifller 8-(a) Güçlerin Ayr›lmas› 17-(b) Fenomenoloji 9-(a) Almanya/Eiseach 18-(c) Prusya
149
BD KASIM 2010 BD KASIM 2010
YARININ BÜYÜKLER‹ Gönderi adresi: Sedef Cad. 2446 Ada, 1. Parsel, A Blok, Kat: 3, Da: 16, Ataflehir, 34750 ‹stanbul e-posta: butundunya@butundunya.com.tr (e-posta ile gönderece¤iniz fotograflar›n 150 KB’den fazla olmamas›na lütfen özen gösteriniz.) Neslihan Parlak, Mersin
Simge ve Sanem Çal›flkan, ‹stanbul
S›la Yüce, ‹zmir Alp Talay, Ankara
Semih Y›ld›r›m, Gaziantep
Simay Batum, Ankara
Ali ve ‹layda Aslan, K›rflehir 150
Bestenur ve Alperen Alsoy, Samsun
Selen Batum, Ankara
Deniz Akyol, Adana
Meymune Köseo¤lu, Rize
Hazal Günal, K›r›kkale
Efe Baran Türker, ‹stanbul
Samir Güler, Bulgaristan
Kaz›m Bozda¤ ve Emel Özensoy, Adana
Umut Vural ve Duygu Dartanel, Denizli 151
MANTIK B‹LMECES‹
KARELER VE RAKAMLAR
Prof. Dr. Yüksel Bozer
fiahin
Irmak
Gezi
Elo¤lu
Diyar
Konya
‹nebolu
Ayval›k
3- Dilek ‹nebolu’ya gidiyordu. Ne Dilek ne de Elo¤lu restaurantta yemek yiyen Gün¤ör otomobille seyahat etmediler. 4- Motosiklete binen adam yeme¤ini Diyar restaurantta yemiflti. 5- Faruk Antalya’ya gitmiyordu. 6- Erkeklerden hiçbiri ve Gezi restauranta gitmeyen Hatice tren yolculu¤unu tercih etmemiflti ve bu restaurant Konya yolunda de¤ildi ve bulundu¤u yerden demiryolu da geçmiyordu. Aksaray
Tren
Motosiklet
Otomobil
Bisiklet
1
Bu yaz befl genç ayn› gün de¤iflik flehirlere gitmek üzere Ankara’dan yola ç›kt›lar. Afla¤›daki ipuçlar›na dayanarak bu gençlerin ad›n›, hangi vas›tayla hangi flehre gitti¤ini ve hangi restaurantta yemek yedi¤ini bulunuz. ‹PUÇLARI: 1- Otobüs Ayval›k’a gitmek üzere yola ç›km›flt›. 2- fiahin restorantta yemek yiyen gencin gidece¤i yer Aksaray’d› ve iki tekerlekli vas›ta ile yola ç›kt›. Otobüs
•S›f›rdan, dokuza kadar olan rakamlar› kullanarak afla¤›daki ifllemleri çözünüz. •Her farkl› flekil bir rakam› göstermektedir. •0-9 aras›ndaki rakamlar her iki grupta farkl› flekillerle simgelenmektedir.
Antalya
Cahit Batum
Aykut Dilek Hatice Faruk
2
Güngör Diyar Elo¤lu Gezi Irmak fiahin Aksaray Antalya Ayval›k ‹nebolu Konya
Ad›
Vas›ta
fiehir
Restaurant
Çözümler 149. sayfadad›r. yukselbozer@butundunya.com.tr 152
Çözümler 149. sayfadad›r. 153
SATRANÇ
BD KASIM 2010
Mustafa Y›ld›z ÜNLÜ SATRANÇ USTALARI:
16
Satranç Dünyas›n›n Ünlü Vikingi: Bent LARSEN 04.03.1935'te Tilste' de, Danimarka'da do¤du. 7 yafl›nda satranç oynamay› ö¤rendi, 12 yafl›nda ciddi teorik çal›flmalara bafllad›. Birçok Dünya fiampiyonlu¤u turnuvas›na kat›ld›. Sovyet ustalara karfl› çok baflar›l› oldu. 1971'de Dünya fiampiyonlu¤u eleme maçlar›nda Fischer'e 6-0 kaybettikten sonra bir iki önemli turnuva kazanmas›na karfl›n eski oyun gücüne ulaflamad›. Larsen 09.09.2010'da Arjantin'de öldü. Bent Larsen (1935-2010)
Gipslis-Larsen, Sousse, 1967 1.e4 Af6 2.e5! Ad5 3.d4 d6 4.c4 Ab6 5.exd6 exd6 6.Ac3 Fe7 7.Fe3 O-O 8.Fe2 Ac6 9.Af3 Fg4 10.b3 Ff6 11.O-O d5 12.c5 Ac8 13.b4? 13.h3! 13...A8e7 14.b5 Aa5 15.h3 Fxf3 16.Fxf3 c6 Siyah›n zay›fl›klar› yok. 17.Vd3 Ac4 18.Ff4? zaman kayb›. 18...Ag6 19.Fh2 Fg5! Siyah vezire yer aç›yor ve flah kanad›nda alan kazan›yor, g6'daki at f4'e yerleflmeye haz›r. 20.bxc6 bxc6 21.Fd1!? Ff4 22.Fc2(D) 22.Fb3! Ad2 23.Kfd1 (23.Fxf4? Axf4 24.Vxd2 Vg5 Vezir kazan›r) 23...Fxh2+ 24.fixh2 Axb3 25.axb3 Vb8+ 26.g3 Vxb3 27.Kab1 Vc4 28.Vxc4 dxc4 29.Kb4 Berabere. 22...Fxh2+ 23.fixh2 Vf6 24.g3 Kfe8 25.fig2? 25.Fb3!? 25...Vg5! 26.fih2? 26.f4 Ve7! daha iyi. 26...Ab2! 27.Vf3 Vd2 d4 piyonu kaybediliyor. 28.Fxg6 hxg6 29.Ad1 Ac4! 30.Vc3 Kab8 31.Kc1 Ke4 32.Kc2 Vxd4 33.Vxd4 Kxd4 34.Ke1 a5! (D) Piyon fazlas› ve kuvvetli atla zafer siyah›n.
39. SATRANÇ OL‹MP‹YATINDAN SEÇME KONUMLAR Flaquer (Dominik Cum.) -Stellwagen (Hollanda) Oyunun 26. hamlesinde Siyah, c8 karesindeki kalesini c3'e getirmifl. Bu kale burada ne yapar? Birinci yataydaki kaleyi ba¤lar. Ama Beyaz, aceleyle 27.Ka3?? oynad› ve Siyah'›n 27…Kxe3 darbesiyle sars›l›p oyunu terk etti. Çünkü bu kale al›namaz. (28.fxe3 Vf1+#)
Ghaem (‹ran) - Navara (Çek) Siyah'›n üstünlü¤ü çok aç›k. Vezir Kanad›nda piyon üstünlü¤ünün yan› s›ra çok etkili bir flah ata¤› da bafllatm›fl. Beyaz, e1 karesindeki at› da b›rak›p g7'den mat istemek amac›yla flöyle oynad›: 41.Kd7 Siyah, bu tehdide pabuç b›rakacak bir oyuncu de¤il. 41… Kh1+!! 42.fixh1 Fxg2+ 43.Axg2 Vxe5 Operasyon tamamland›. 44.Kxb7 Vd5 45.Kb6 Vc4 46.Kb7 g5 47. fih2 a4 48.fig3 Vc6 49. Kb8+ fig7 50.fif2 Vc2+ 51.fig1 Vc1+ 0-1 a piyonunun ilerleyifli durdurulamaz. PROBLEM Mustafa Olgun Ekfli
OYUN SONU Matokhin-Kuzman, 1970
35.fig2 a4 36.Ac3 a3 37.Aa4 g5 Beyaz›n yapabilece¤i yararl› hamle yok. 38.Ke7 Kb4 39.Ab6 Kb2 40.Kc3 Kxa2 41.Axc4 dxc4 42.Kc7 Kdd2 43.Kf3 c3 Beyaz terk etti. 154
2#
Siyah Kazan›r
mustafayildiz@butundunya.com.tr
Çözümler 149. sayfadad›r.
155
BD KASIM 2010
BULMACA Filiz Lelo¤lu Oskay
SOLDAN SA⁄A: 1- Fotografta görülen ney sanatç›m›z… Bir ba¤laç. 2-Mu¤la'n›n bir ilçesi… Din ifllerini devlet ifllerine kar›flt›rmayan…Yönetim. 3- Afrika'da bir baflkent… Bitkilerde topraktan gelen suyu yapraklara ileten kanallar…Rusça'da evet. 4- Soylu… Yank›… Ölüm cezas›. 5- Asya'da bir ›rmak… Para olarak de¤il, madde olarak verilen…Gönderi. 6- ”….. Eastwood” ( ABD'li sinema oyuncusu)… Deniz seviyesinin alt›nda bir göl. 7- Saf, kat›fl›ks›z…Bir cetvel türü…A¤›r yenilgi. 8- Holmiyumun simgesi… ‹nfilak…‹laç. 9- ‹ri taneli bir bezelye türü… Basit flekerlere verilen genel ad... Yunanistan'da bir liman kenti. 10- Acemi… Saç taramaya yarayan gereç… Libya'da bir kent. 11- Küçük ma¤ara…Sarhofl ba¤›rmas›. 12- ‹skambille oynanan bir oyun… ‹lgi eki… Bir flaflma ünlemi. 13- Ortalama…Telli bir çalg›. 14Asya'da bir baflkent…Franz Kafka'n›n bir yap›t›. 15- Do¤u Anadolu'da bir ›rmak… ‹skambilde bir ka¤›t… Avrupa'da bir ›rk. 16- Uçurum… Kriptonun simgesi… Akdeniz'de Toroslar'›n uzant›s› olan s›rada¤lar. 17- Anadolu'da kurulmufl eski bir uygarl›k… Antalya'da ünlü bir plaj. 18- Bir seslenme ünlemi…”Lale …..” ( Ülkemizin ilk kad›n futbol hakemi). 19- At›n bir yürüyüfl flekli… San›. 20- Köpek… Satrançta bir tafl… ‹fller vaziyette olan. Bulmacan›n çözümü 149. sayfadadır. 156
YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1- 1898 -1957 y›llar› aras›nda yaflam›fl elefltirmenimiz… Bir ilimiz. 2- Bir göz rengi…Bir tür deniz tafl›mac›l›¤›… Geminin limanda ba¤l› olarak durmas›… Gezinti teknesi. 3- El…Dinsel tören…Sivas'›n bir ilçesi. 4- Salt bire ve kendine bölünebilen say›lar… Pakistan'›n plaka imi…Topra¤› bir süreli¤ine dinlenmeye b›rakma…Bir burç ad›. 5- ‹ki erkek kardeflin efllerinin birbirlerine göre durumu…Kurallara uyma… Alafl›mlarda alt›n›n safl›¤›n› gösteren birim. 6- Sodyumun simgesi…Tanr›'n›n sevgisinden yoksun olma…. fiikar… Akademik bir unvan›n k›sa yaz›l›fl›…Tunus'un plaka imi. 7- Suya dayan›kl›, sert bir a¤aç… ‹terbiyumun simgesi…Tuzsuz bir peynir türü…Korlar› kar›flt›rmaya yarayan araç…Bir nota. 8- Üzerinde bir pozitif yön varsay›lan sonsuz do¤ru… Sonbahar… Güney Amerika kökenli bir dans türü…Güney Afrika Cumhuriyeti'nin plaka imi. 9- Çeliflki…Kufllarda uçmay› sa¤layan organ…Tokat'›n bir ilçesi. 10- Bir arada bulunan gemilerin ya da uçaklar›n tümü…Nuri Bilge Ceylan'›n ödüllü bir filmi… Kastamonu'nun bir ilçesi…Hollanda'n›n plaka imi. 11- Fikir…‹tici güç…Belli bir temele dayanmayan. 12- Olgun, yetkin…Bir renk… Bir nota. 13- Bir binek hayvan›…Üye. 14- “…….. Türkali” (Yazar›m›z)…Giysinin dik durmas›n› sa¤layan kolal› bez…Kanun. 15- Emreden… Hayvanlar›n burunlar›n›n ucundaki tüysüz yer. filizoskay@butundunya.com.tr 157
B‹ZE GÖNDER‹LEN K‹TAPLARDAN
Ça¤r›fl›mlar Tan›kl›klar Dostluklar fiakir Eczac›bafl›
Remzi Kitabevi
T
ürkiye'de “kendini de¤il kentini” düflünen, “ben de¤il biz diyen”, “Param› kazan›r›m keyfime bakar›m yerine bilim, sanat, kültür ve spor için tafl›n alt›na elini de¤il yaflam›n› koyan” bir ayd›n›n öyküsü. Geçti¤imiz y›l aram›zdan ayr›lan fiakir Eczac›bafl› Bernard Shaw'dan Gülen Düflünceler, Oscar Wilde'dan Ac›lar, Tutkular, Gülümseyen Deyifller adl› derlemeleri, zaman› dondurdu¤u fotograflar› yan›na bir de an›lar›n› toplad›¤› kitapla ölümsüzlü¤e ad›m at›p gökyüzünde bizi ayd›nlatan y›ld›zlardan biri oldu. ‹zmir'de bafllayan ‹stanbul'da noktalanan yaflam yolculu¤u s›ras›nda foto¤raflanmas› gereken anlar› aktard›¤› yap›t›nda, Osmanl›n›n son dönemi, Cumhuriyet'in ilk y›llar›, Türk Eczac›l›¤›n›n geliflimi, ‹kinci Dünya Savafl› y›llar›, Türki-
158
ye'de o dönem görev yapan yerli yabanc› e¤itim, bilim insanlar›, Londra y›llar›, Unesco toplant›s› ve Unesco baflkan›n›n “Köy Enstitülerini niye kapatt›n›z?” sorusu, Ahmet Emin Yalman, Vatan Gazetesi, Sanat Yapra¤›, Sabahattin Eyubo¤lu, “Önce Ekmekler Bozuldu” diye Oktay Akbal, Atilla ‹lhan, Bülent Ecevit, Behçet Necatigil, Sait Faik, Muhsin Ertu¤rul, Haldun Taner, Bedri Rahmi, 6-7 Eylül Olaylar›, Kör Agop, Eczac›bafl›'nda Grafik Tasar›m Atölyesi, Temizlik Ka¤›d› Üretimi, Eczac›bafl› Spor Kulübü, Bilgi Yar›flmalar›, T›p ile Sanat› Ba¤daflt›ran Dergi: T›pta Yenilikler, 27 May›s Öncesi ve Sonras›, Foto¤raf Sanat›, Belgesel Filmler, Bir Düfl Dünyas›: Sinematek, Da¤larca, Cimcozlar, Ecevit, ‹pekçi ve Milliyet Sanat Dergisi, fiakir Pafla Ailesi, 12 Eylül, Özal ve Mayonezin bile d›flar›dan getirildi¤i günler...•
Benlik Aile ve ‹nsan Geliflimi Kültürel Psikoloji Koç Üniversitesi Yay›nlar›
BD KASIM 2010
S
osyal psikolojinin kurucular›ndan olan “kültürel psikoloji” denince önce onun ad› akla gelen uluslararas› üne sahip bilim insan›m›z Çi¤dem Ka¤›tç›bafl›'n›n birey, aile ve toplum geliflimi aç›s›ndan önemli bilgiler sunan yap›t› önce ‹ngilizce yay›mlanm›fl ve büyük ilgi görmüfltü. Geniflletilmifl ve gözden geçirilmifl Türkçe bask›s› raflarda yerini ald›. Çok genifl bir kaynakça ›fl›¤›nda “kifli, aile toplum iliflkileri, kültür kavram›, benzerlikler ve farkl›l›klar, benlik ve insan geliflimi, ana-baba flefkati ve kontrolü, geliflim ortam›, sosyalleflme, yoksunluk, Çocu¤un De¤eri ve aile, modernleflme karfl›s›nda aile, ana-babal›k, özerklik ve iliflkisellik, erken çocukluk geliflimi, psikolojinin rolü, psikoloji ifle yarayacak m›?, göç, kültürleflme, benlik ve aile de¤iflimi, politika, psikoloji ve sosyal politika”ya uzanan günümüzde hemen hemen herkesi ilgilendiren konularda uluslararas› çal›flmalar ›fl›¤›nda aç›klamalar getiriyor. “Sa¤l›kl› ‹nsan Modeli” için bireysel düzeyde özerk-iliflkisel benli¤i savunan Ka¤›tç›bafl› “göç ba¤lam›nda e¤itim ve sosyal destek politikalar›, hem bireysel düzeyde hem ailesel düzeyde sa¤l›kl› insan modelini desteklemek amac›yla formüle edilebilir. Bireyci toplumlarda da politikalar›n bu sa¤l›kl› benlik/aile modelini teflvik etmesi çok yararl› olabilir... •
Eski Yunan ve Roma Tarihine Girifl O¤uz Tekin ‹letiflim Yay›nlar›
N
umismatik alan›nda uluslararas› üne sahip Eski Ça¤ uzman› O¤uz Tekin'in kaleminden bugüne ders veren ç›kar›mlar›n oldu¤u özgün bir çal›flma. Eski Yunan ve Roma dünyas› siyaset, hukuk, askerlik, mimarl›k, sanat, düflünce ve tarih yaz›c›l›¤› alanlar›nda günümüz Bat› uygarl›¤› üzerinde çok önemli etkiler b›rakm›flt›r. 3500 y›ll›k bir dönemin tarihinin ele al›nd›¤› kitapta: “poli” denen kent-devletlerinin kurulmaya bafllamas›, kolonizasyon, do¤a filozoflar›, demokrasi ve demokratik yönetim biçiminin ortaya ç›k›fl›, Heredotos ve Thukydides ile tarihçili¤in geliflimi, edebiyat, felsefe, Sokrates'in idam›, Büyük ‹skender ve Helenistik krall›klar, Roma'da krall›k, Cumhuriyet ve ‹mparatorluk dönemleri, s›n›f mücadeleri, Hanibal ve Kartaca Savafllar›, iç savafl ve Ceasar, Augstus ve Roma Bar›fl›, H›ristiyanl›¤a geçifl, imparatorlu¤un ikiye bölünmesi ve Bat› Roma'n›n y›k›lmas› gibi olaylar ve kifliler ayr›nt›l› biçimde sunuluyor” • 159
B‹R FOTOGRAF B‹N SÖZCÜ⁄E BEDELD‹R Gönderi: ‹lyas fiahbaz, ‹stanbul
Prof.
HABERAL:
GEREKÇES‹Z TUTUKLU Son y›llarda ülkemiz ‹FT‹RA rejimine do¤ru h›zl› bir flekilde gidiyor. Bunun sonucudur ki 1.5 y›ldan fazla bir süredir hiç bir yasal gerekçe gösterilmeksizin Prof. Dr. Mehmet Haberal’›n bütün özgürlükleri maalesef sivil bir yönetim döneminde gasp edilmifltir. Böyle bir durumu sivil bir yönetim döneminde yaflamam›z› Ülkemize ve Demokrasimize yak›flt›ramad›¤›m›z›, Yapt›ran ve Yapanlar› k›nad›¤›m›z›, Aziz Milletimize sayg›yla sunuyoruz.
160
S p
TÜRK RESSAMLARI: Kübra GÖREN
9
SEVG‹ TOMURCUKLARI Ankara’da do¤du. Ö¤reniminden sonra bir süre ö¤retmenlik yapt›. ‹mar Bakanl›¤›’n›n çeflitli birimlerinde görev ald›. Sosyal Güvenlik Bakanl›¤› Bas›n ve Halkla iliflkiler ünitesinin kuruluflunda hizmet verdi. Gören’in sanatla ilgisi küçük yafllarda bafllad›. Ad›na kurdu¤u ifl yerinde tasar›mc› olarak be¤eni kazanan modeller üretti. ‹lk f›rça darbelerine Azerbaycanl› ünlü ressam Teymur A¤al›o¤lu’nun galerilerinde bafllayan sanatç›, flimdiye dek 24 kiflisel ve karma sergi açt›. Do¤a afl›¤› Kübra Gören, yans›tmak istedi¤i güzelliklerin tümünü bir renk armonisi içinde tablolar›na özenle iflliyor. Ankaral› sanatç› 9 Kas›m’da Vak›fbank’›n 1.Levent’teki Fuayesinde açaca¤› sergi ile ‹stanbullu sanatseverlerle buluflacak.