S p
BAfiKENT ÜN‹VERS‹TES‹ KÜLTÜR YAYINI
Mehmet Haberal Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi (1960)
K›l›çdaro¤lu CHP Zonguldak mitinginde halka seslendi: Haberal bizim, Zonguldak’›n, Türkiye’nin Onurudur. Sh:10 9. Cumhurbaflkan› Süleyman Demirel:
O¤ullar› Anlat›yor: ‹ranl› Ayd›nlar›n Düfl K›r›kl›¤›:
9
Annemiz 'Olmaz Öyle fiey' Haberal Meselesi Türkan Diye Diye..." Sh:24 Türkiye’nin Saylan Sh:44 Onur Mete Akyol Meselesidir. Sh:8 ‹letiflimcilerin Savc› ve Müsteflar› Büyük Kayb› Atatürk Hiç19 "Jülide Gülizar ‹kna Etti, Tutuklu Adayla May›s Bayram› Abla" Art›k Yok Sh:82 Göremedi Sh:41 Konufltu... Sh:32
Prof. Dr. Mehmet Haberal’›n Zonguldak Albümü’nden
B Ü T Ü N
K ‹ T A P Ç I L A R D A
BAfiKENT ÜN‹VERS‹TES‹ KÜLTÜR YAYINI
Bütün Dünya
1 MAYIS 2011
2000
Baflkent Üniversitesi Ad›na Sahibi: Prof. Dr. Mehmet Haberal Yay›n Genel Yönetmeni Mete Akyol Görsel Yönetmen ve Yay›n Genel Yönetmeni Yard›mc›s› : Turgut Keskin Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü: Gülçin Orkut Teknik Yap›m Yönetmeni: Faruk Güney ‹flletme Genel Yönetmeni: Sina fien Yay›n Dan›flman›: Yaflar Öztürk Türk Dili Dan›flman›: Haydar Göfer Sanat Dan›flman›: Süheyla Dinç Redaksiyon: Fatma Ataman Düzeltme Sorumlusu: Nükhet Aliciko¤lu Baflkent Üniversitesi’nin bir kültür hizmeti olan Bütün Dünya 2000, Baflkent Üniversitesi kurulufllar›ndan 1. Cadde, No: 77, Bahçelievler, Ankara adresindeki Aküm Reklamc›l›k, Dan›flmanl›k ve Yay›nc›l›k Ajans› Sanayi ve Ticaret A. fi.’nin 3. Cadde, No: 2, Yenimahalle, Ankara adresindeki tesislerinde bas›lm›flt›r.
2
Kardefl Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yeniden do¤ufl sürecini, bu süreçte Türkiye-Azerbaycan iliflkilerini, Ankara’da suyun bafl›nda, günü gününe izleyen ve yaflayan Bilâl N. fiimflir’den bir kez daha ola¤anüstü bir çal›flma...
Seçiciler Kurulu: Prof. Dr. Nevzat Bilgin (An›sal Baflkan) Prof. Dr. Ahmet Mumcu Prof. Dr. Solmaz Do¤anca Prof. Dr. Sevil Öksüz Prof. Dr. Ender Varinlio¤lu, Prof. Dr. Okay Eroskay Prof. Dr. Fuat Çelebio¤lu, Prof. Dr. Sedefhan O¤uz, Prof. Dr. Levent Peflkircio¤lu, Necmi Tanyolaç, Kaya Karan, Alaettin Giray, Ayhan Erten, ‹lhan Banguo¤lu, Ahmet Aydede, Manuel Bilos,Cengiz Dolunay Sürekli Yazarlar: Yücel Aksoy, Nuray Bartoschek, Cahit Batum, Haluk Cans›n, Ali Murat Erkorkmaz, Konur Ertop, Gürbüz Evren, Metin Gören, ‹lyas Halil, Pelin Hazar, Çetin ‹mir, Muzaffer ‹zgü, Mehmet Muhsino¤lu, Filiz Lelo¤lu Oskay, Cengiz Önal, Cengiz Özak›nc›, Saniye Özden, Bekir Özgen, Yaflar Öztürk, Erdo¤an Sakman, Songül Saydam, R›fat Serdaro¤lu, ‹zlen fien, ‹zmir Tolga, Suat Türker, Engin Ünsal, Mehmet Ünver, Dr. Mehmet Uhri, Orhan Velidedeo¤lu, Mustafa Y›ld›z Yönetim Merkezi: 10. Sokak No: 45, Bahçelievler, Ankara Tel: (0312) 212 80 16 (pbx) Faks: (0312) 234 12 16 ‹letiflim Adresi: Sedef Cad. 2446 Ada, 1. Parsel, A Blok, Kat: 3, Da: 16, Ataflehir, 34750 ‹stanbul Tel: (0216) 456 27 27 (pbx) Faks: (0216) 456 27 29 Aktif Da¤›t›m: (0532) 111 22 22 Da¤›t›m: Yaysat Renk Ay›r›m›: Mat Yap›m Bas›m Tarihi: 25 / 04 / 2011 www.butundunya.com.tr butundunya@butundunya.com.tr
B Ü T Ü N
K ‹ T A P Ç I L A R D A
BAfiKENT ÜN‹VERS‹TES‹ KÜLTÜR YAYINI
Bütün Dünya 2000
YIL:14 SAYI: 156
6 8 10
15 16
24 Y›l Önce ve... Sonra
Mete Akyol
39
23 24
Haberal Meselesi Türkiye’nin Onur Meselesidir. Kılıçdaro¤lu CHP Zonguldak Mitinginde Halka Seslendi: Haberal Bizim, Zonguldak’›n Türkiye’nin Onurudur. Baflkent Üniversitesinde T›p E¤itimi Uluslararas› Düzeyde Seçimler ve... Büyük Millet Meclisi Milletvekilleri ‹çin Zorunlu Kurallar Bir Zamanlar Milletvekili Seçilebilmek ‹çin... Olmaz Öyle fiey Diye Diye... B.D. Yaz› ‹flleri Bölümü
32
41
Tutuklu Adayla Konufltuk
Atatürk’ün Göremedi¤i Bayram
44 51
Örnek Bir Yaflam Osmanl›’dan Günümüze Tarih ve Tekerrür
61 69 71 74
Orhan Velidedeo¤lu
‹stanbul Barosu Avukatlar› 5 Nisan Avukatlar Günü’nü Bu Y›l Kutlamad›lar
Haberal Bizim, Zonguldak’›n, Türkiye’nin Onurudur.
98
89
Unutmak ‹stemedi¤im Yafl›m Çeviri: Tülay Ertekin
31
F›rçalayarak
60
‹lk Dersimiz Türkçe
86
Bilginizi Denetleyin
94
T›p Dünyas›ndan K›sa K›sa
Alt›n Adamlar› An›msamak Metin Gören
104
Sudoku
109
An›larla Yaflanmaz m›?
142
Ufak Tefek Bilgiler
115
Ça¤lar Boyu Anadolu’da T›p
150
Yar›n›n Büyükleri
Gül Yayla
124
Çocuk Y›ld›zlar Ne Oldu?
152
Çözümler Sayfas›
Atatürk’ün Yan›ndaki O Libyal› Sizi ‹zliyor
130
Çamafl›r Günü
153
Kareler ve Rakamlar
135
Kumpara.com Dünya Ekonomisini Altüst Eder mi?
154
Bulmaca
156
Satranç
158
Ay›n Kitaplar›
160
Bir foto¤raf, Bin Sözcü¤e
Büyük Taarruz Cengiz Önal
Hakimiyeti Milliye Yaz›lar› Çanakkale Savafllar› “Dinler Savafl›” De¤ildir.
Jülide Gülizar’› Tan›man›n Dayan›lmaz Mutlulu¤u Gürbüz Evren
87
Tüm Annelerin Fesle¤en Kokulu Ellerinden Öperim Ersin Köseo¤lu
102
Sinan Meydan
82
Dünden Bugüne
105
Cengiz Özak›nc›
Gürer Aykal Provas› ve Atatürk Rozetleri Faz›l Say
10
4
95
Yaflar Öztürk
Mete Akyol
37
Atatürk Türkiye’dir Yi¤it Eren Güney
Yaflar Öztürk
22
AYLIK BÖLÜMLER
‹Ç‹NDEK‹LER
Haldun Taner’in Çevresindeki Bilim-Sanat ‹nsanlar› Konur Ertop
44
Örnek Bir Yaflam O¤ullar› Türkan Saylan’› fiükran Pakkan’a anlatt›...
Bekir Özgen Çetin ‹mir
Mehmet Ünver Muzaffer ‹zgü
Ali Murat Erkorkmaz
140
Bunlar› Yap›n Hasta Olmay›n
144
Seçim Tiyatrosu
147
Film Bitmiyor
Nuray Bartoschek
Bedeldir
Mehmet Uhri
82
Jülide Gülizar’› Tan›man›n Dayan›lmaz Mutlulu¤u
89
Haldun Taner’in Çevresindeki Bilim-Sanat Konur Ertop
Gürbüz Evren
5
BD MAYIS 2011
24 Y›l Önce ve... Sonra S
izi önce, 32 sayfa ileriye götürece¤im; sonra da oradan, birlikte 24 y›l geriye gidece¤iz. Götürece¤im yeri de söyleyeyim mi? Önce haz›rl›kl› olun: Diyarbak›r Kapal› Cezaevi’ne gidece¤iz. Sonra sakin olun: Fazla de¤il, ya befl, bilemediniz 6 dakika tutaca¤›m sizi orada. fiimdi de sevinin: Birlikte kalk›p, yine buraya, bugünümüze dönece¤iz. Diyarbak›r Kapal› Cezaevi’ne gitmemizin ilginç bir nedeni var: Orada, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temeline dinamit koymuflcas›na” a¤›r bir suçun san›¤›, 10 aydan buyana tutuklu olarak bulunduruluyor. O kifli, ay sonunda önce cezaevinden ç›kacak, sonra da “davullarla, zurnalarla u¤urlanarak”, Ankara’ya, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne do¤ru yola ç›kacak. Biz, onu görmeye, onla konuflmaya gidece¤iz flimdi, Diyarbak›r Kapal› Cezaevi’ne. O neden gidecek Ankara’ya, onu biliyor musunuz? Meclis Dilekçe Komisyonu’na flikayet dilek-
6
çesi vermeye de¤il, elbette… Milletvekili olarak gidecek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne. Neden bu denli kesin konufluyorum, onu da söyleyeyim. Çünkü kendisi, ay sonunda yap›lacak milletvekili seçimlerine, partisinin liste bafl› aday› olarak kat›l›yor. *** ‹flin içine 24 y›l geriyi ve Diyarbak›r Kapal› Cezaevi’ni kar›flt›rmasayd›m, kimbilir kimden söz etti¤imi sanacakt›n›z. Oysa flimdi,1987 y›l›nday›z ve ilerideki y›llarda dillere destan olacak Diyarbak›r Kapal› Cezaevi’ndeyiz. Buraya konuflmaya geldi¤imiz kifli, ad›n› ilerideki y›llarda daha s›k duyaca¤›n›z ünlü milletvekili Ahmet Türk.. O burada, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütünlü¤ünü bozmak girifliminden on aydan buyana tutuklu bulunuyor. Tutuldu¤u ko¤uflta, 117 kifli kal›yor. Onlar, ko¤uflun karfl›l›kl› duvarlar› boyunca s›ral›, birbirlerine bitifltirilmifl üçer katl› demir ranzalarda yat›yorlar. O ranzalar›n aralar›ndaki bofllukta ya-
p›yoruz konuflmam›z› Ahmet Türk’le. “Bizim milletimiz her zaman ma¤durdan yana olmufltur” diyor. “Bu millet, açl›¤a susuzlu¤a dayan›r ama, haks›zl›¤a dayanamaz” diyor. “Mardin’de büyük bir oy patlamas› bekliyorum” diyor. Konu geniflledikçe, görüflleri derinlefliyor: “Ne demek bu dönemde 141. ve 142. maddeler?” diyor. “Komunizm propagandas› yapmak suçu ne demek? Demokrasilerde görüfllerin propagandas›n› yapmak suç olur mu hiç?” diyor. “Bugün serbest b›raksalar, Türkiye’de Komunist Partisi kurulsa, b›rak›n iktidara gelmesini, inan›n, yüzde bir bile oy alamaz. Bu korku nedendir?” diyor. Ve bir türlü ak›l erdiremiyor, niçin burada oldu¤una, burada niçin tutuldu¤una… ***
Y
›l 1987… ‹çinde bulundu¤u-
muz dönemin koflullar›, “12 Eylül” damgal›… Aylardan Kas›m… Bu ay›n 29’unda milletvekili seçimi var. 6 Kas›m 1983 seçiminden sonra 29 Kas›m 1987’de, Türkiye’de “12 Eylül” döneminin ikinci seçimi yap›lacak. “Halk›n›n ma¤durdan yana oldu¤unu” çok iyi biliyor, Ahmet Türk. “Halk›n›n kendisini, fikirlerinden ötürü de destekledi¤ini” çok iyi biliyor. “Kendisinin halk›n› tan›d›¤› kadar, halk›n›n da kendisini tan›d›¤›n›” da çok iyi biliyor. Ve tüm bu nedenlerden, 29 Kas›m seçimlerinde milletvekili seçilece¤ini de çok iyi biliyor. Ve hepsinden, hepsinden önemlisi,
birfleyi daha “çok iyi biliyor” Ahmet Türk.: “Cezaevinden ne zaman ç›kaca¤›n›” da… ***
“Bizim milletimiz her zaman ma¤durdan yana olmufltur” diyor. “Bu millet, açl›¤a susuzlu¤a dayan›r ama, haks›zl›¤a dayanamaz” diyor. Diyarbak›r Kapal› Cezaevi’ne birlikte yapt›¤›m›z gezimiz tamamd›r… 24 y›l geriye gittik, cezaevinde sorgusuz sualsiz on ayd›r tutuklu olan siyaset adam› Ahmet Türk’ü gördük. O, k›sa bir süre sonra cezaevinden ç›kacak, TBMM’ne girecek. Biz de flimdi1987 y›l›ndan ve 12 Eylül döneminin ikliminden ç›kaca¤›z ve bugünümüze geri gelece¤iz. Burada, bir yandan bugünümüzdeki ileri demokrasi döneminin ilk milletvekili seçimine tan›kl›k edece¤iz… Bir yandan da ileri demokrasinin bir erdemine tan›k olaca¤›z: Neden tutukland›klar› gibi, ne zaman ç›kacaklar› da belli olmayan kimi tutuklular›n, bir “ileri demokrasi erdemi” sayesinde, cezaevlerinden ne zaman ç›kacaklar›n›n çok iyi bilinebildi¤ine de tan›k olaca¤›z...• meteakyol@butundunya.com.tr 7
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
9. Cumhurbaşkanı Demirel Vatan Gazetesi Ankara Temsilcisi Bilal Çetin ve Ankara Haber Müdürü Semra Çetin’e konuştu...
9.
Cumhurbaflkan› Süleyman Demirel, Prof. Dr. Mehmet Haberal’›n u¤rad›¤› haks›zl›k karfl›s›nda vicdan›n›n isyan etti¤ini söyledi ve “Prof. Dr. Mehmet Haberal, benim onurumdur, bizim onurumuzdur, Zonguldak’›n onurudur ve Türkiye’nin onurudur. Ayr›ca ’Mehmet Haberal meselesi’ ise, Türkiye için bir onur meselesidir” dedi. 12 Haziran seçimle-
8
rinde Zonguldakl›lar›n tutumunun önemine dikkat çeken Demirel, flöyle dedi: “Türkiye’de halk›n böyle bir haks›zl›k karfl›s›nda vicdan azab› çekmemesi mümkün de¤ildir. ‘Haberal Olay›’ bir milletvekili olma hadisesi de¤il, zindandan kurtulma hadisesi de de¤il, do¤rudan do¤ruya bir haks›zl›¤a milletin ne diyece¤ini anlamam›z meselesidir.”
12 Haziran seçimlerinde Zonguldakl›lar›n “yaln›zca kendilerinin de¤il, bütün milletin sesini duyuracaklar›n›” söyleyen Demirel, “E¤er milletin sesini duymak istiyorsan›z iflte buyurun, bu da milletin sesi. Milli irade diyorsan›z bu da milli irade” dedi. Sözlerini “Suç yok, suçlu var orta yerde. Bunun neresi ileri demokrasi? ” diyerek sürdüren Demirel, “Yapacak idi”, suç olur mu? Suç “Yapt›”d›r. “Yapacak idi”yse yaparken basars›n. Yahut yapaca¤›na dair emare olur. Mehmet Haberal çak› tafl›maz cebinde yahu. Adam›n ifli gençlerledir. ‹nsanlara flifa veren bir sürü cerrah, doktor yetifltirdi.” Süleyman Demirel, aç›klamas›nda flu noktalar› da belirtti: “Bak›n, Zonguldak’ta Kemal K›l›çdaro¤lu ne söyledi, ‘Bu adam›n suçu nedir’ dedi. ‘Üniversite kurmak m› suç, bu ülkenin çocuklar›n› okutmak m› suç? Böyle suç mu olur? ‘Bu adam›n suçu nedir?’ dedi. ‘Haberal bütün varl›¤›n› bu ülkenin çocuklar› okusun diye bir vakfa devretmifltir. Bu suç olur mu? Bu suç olmad›¤›na göre bu adam orada neden duruyor?’ Haberal, dünyaca tan›nm›fl bir cerraht›r. Suçu, bu kadar meflhur olmas›nda herhalde... Orta yerde suç olur, anlad›k, kimse savunmaz onu. Suç bulamad›¤›na göre, b›rak adam›...” Süleyman Demirel, Mehmet Haberal’›n milletvekili adayl›¤› için kendisinin devreye girdi¤i iddialar›na da karfl› ç›kt› ve “Haberal iki y›l› aflk›n süredir cezaevindedir ve hâlâ “Suçum ne?” diye sormaktad›r. Benim isyan halinde oldu¤umu herkes biliyor. Ama
“Haberal Olay› bir milletvekili olma hadisesi de¤il, zindandan kurtulma hadisesi de de¤il, do¤rudan do¤ruya bir haks›zl›¤a milletin ne diyece¤ini anlamam›z meselesidir.” benim tavsiyeme gerek yok. Bak›n›z, CHP Genel Baflkan› Say›n Kemal K›l›çdaro¤lu ne diyor. ‘Birisi bana tavsiye etti de Haberal’› onun için aday yapt›m’ demiyor. ‘Vicdan laz›m’ diyor. Bunu ben dedirtiyor de¤ilim ki! Böyle bir adama ‘Biri sana etki mi yapt›, bunu söylüyorsun?’ denebilir mi? Darbe yapacakm›fl da, yakalanm›fl da, etmifl de... Bunlar›n hepsi laf, laf, laf… Mehmet Haberal çak› tafl›maz cebinde yahu…” Süleyman Demirel, Vatan gazetesi muhabirlerinin sorular›na verdi¤i yan›tlar›nda hükümetin yarg›ya kar›flmad›¤› iddialar› konusunda da flunlar› söyledi: “Hükümet, yarg›n›n ifline kar›flm›yormufl… Bence ‘Hükümet ne yaps›n?’ kalkan›n›n arkas›na s›¤›nmamak laz›m. Bunu hiç kimseye anlatamazs›n›z. Ve neticede ‘bu devir’ diye ilerde de¤erlendirilirken, bu karar› veren hakim veya savc›n›n üstünde kalmaz bu, devir siyasi iktidarlar›n üstünde kal›r. ‘Sizin devrinizde flu oldu’ denir.• 9
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
CHP Genel Baflkan› K›l›çdaro¤lu, Prof. Dr. Mehmet Haberal’›n iki y›l› aflk›n bir süre polisler, savc›lar ve mahkeme kurulu üyesi yarg›çlar taraf›ndan yan›tlanamayan “Suçum Ne?” sorusunu da ayn› mitingde flu dört maddeyle bir ç›rp›da yan›tlad›: "1. Üniversite kurdu, 2. Dünyan›n say›l› cerrahlar›ndan biri oldu, 3. Fakiri, fukaray› düflündü, onlara yard›mc› oldu, 4. Kendi için ‘dünyal›k’ edinmedi, bu ülkenin çocuklar› okusunlar, yetiflsinler diye bütün mal varl›¤›n› üniversiteye ba¤›fllad›."
Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi’nin 1318 numaral› ö¤rencisi Mehmet Haberal, insanl›¤a ve bilim dünyas›na üstün hizmetlerinden sonra dünyan›n 1 numaral› organ nakli uzman› Prof. Dr. Mehmet Haberal kimli¤iyle döndü¤ü “baba oca¤›” Zonguldak’a flimdi, milletvekili olarak hizmet etmeye haz›rlan›yor.
Y
etiflti¤i Zonguldak Gazi ‹lkokulu’nda ve Mehmet Çelikel Lisesi’nde her y›l okul “iftihar listesi”nin ilk s›ras›nda yer alan Prof. Dr. Mehmet Haberal flimdi, Türkiye’nin
10
birinci partisi CHP’nin, Zonguldak aday listesinin birinci s›ras›nda milletvekili seçimlerine giriyor. CHP Genel Baflkan› Kemal K›l›çdaro¤lu’nun geçen ay partisinin Zon-
guldak’taki dev mitinginde kendisini, “Zonguldak’›n onuru, Türkiye’nin onuru” övgüsüyle and›¤› Prof. Dr. Mehmet Haberal, kimsenin bilmedi¤i bir nedenle Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunduruldu¤u için seçim çal›flmalar›nda birlikte olamayaca¤› Zonguldakl›’larla ancak, seçimlerden sonra kucaklaflabilecek, bütünleflebilecek. CHP Genel Baflkan› K›l›çdaro¤lu, Prof. Dr. Mehmet Haberal’›n iki y›l› aflk›n bir süre polisler, savc›lar ve mahkeme kurulu üyesi yarg›çlar taraf›ndan yan›tlanamayan “Suçum Ne?” sorusunu da ayn› mitingde flu dört maddeyle bir ç›rp›da yan›tlad›: 1. Üniversite kurdu, 2. Dünyan›n say›l› cerrahlar›ndan biri oldu, 3. Fakiri, fukaray› düflündü, onlara
yard›mc› oldu, 4. Kendi için ‘dünyal›k’ edinmedi, bu ülkenin çocuklar› okusunlar, yetiflsinler diye bütün mal varl›¤›n› üniversiteye ba¤›fllad›.” K›l›çdaro¤lu’nun, bu yan›t›n›, miting alan›n› dolduran binlerce Zonguldakl›, uzun uzun alk›fllarla ve içtenlikli bir tezahüratla onaylad›. Genel Baflkan K›l›çdaro¤lu kürsüde, Prof. Haberal’la ilgili olarak özel bir bilgi de aç›klad›: “Kendisini, dokunulmazl›k z›rh›na bürünmekle itham edenlere Prof. Haberal, henüz adayl›k baflvurusunda bulunurken bir yan›t verdi ve ilk imzas›n›, dokunulmazl›klar›n kald›r›lmas› için verdi¤i dilekçeye att›.” K›l›çdaro¤lu, “O bir yi¤it adamd›r” dedi¤i Prof. Haberal’›n, tutuklu 11
BD MAYIS 2011
oldu¤u için babas›n›n cenazesine kat›lmas›na izin verilmemesini de elefltirdi ve flöyle dedi: “Babas› Zonguldak’ta öldü¤ü zaman cenazesine bile kat›lamad›. Bu ay›p bile bu iktidara yeter. Ne olacak yani bir insan, babas›n›n cenazesine kat›lsa, babas›na son görevini yapsa?.. Kasket tak›p meydan› h›ncah›nç dolduran coflkulu kalabal›¤a seslenen K›l›çdaro¤lu, Zonguldak birinci s›ra aday› Prof. Dr. Mehmet Haberal için, "Haberal bir yi¤it adam, onurumuz" dedi. Madenci An›t›'n›n bulundu¤u meydanda halka seslenen K›l›çdaro¤lu, alana madenci bareti ile geldi, konuflurken Ecevit kasketi takt›. Seslendi¤i binlerce kifli, Prof. Haberal'›n ismi anons edildi¤inde ›sl›k ve alk›fllarla alan› ç›nlatt›... ”Rahmetli Ecevit’e sa¤l›k hizmeti
Haberal neden Zonguldak’tan aday oldu? Bu soruya Zonguldak CHP örgütü ve genifl Haberal Ailesi'nin üyeleri afla¤›daki yan›tlar› veriyor: •Haberal'›n kökü Rize olabilir ama Zonguldak'ta yetiflti... •‹lkokulu ve liseyi Zonguldak'ta bitirdi. •Babas› Yaflar Haberal CHP teflkilat›n›n çal›flmalar›na hep yard›mc› oldu. Genç yaflta geldi¤i flehirde Çatala¤z› Termik Santralinde çal›flt›, bu süreçte Ticaret Lisesi'ni bitirdi. •Aile 60 y›ld›r Zonguldak'ta. Prof. Dr. Haberal'›n kardefli, annesi ve birçok akrabas› Zonguldak'ta. T›pk› babas›n›n mezar›n›n da Zonguldak'ta oldu¤u gibi...
sundu, yan›ndan ayr›l- Prof. Dr. Haberal neden Zonguldak’mad›. Rahmetli Ecevit onu Cumhurbaflkan› tan aday oldu: adaylar›ndan birisi olarak •Haberal Zonguldak'ta yedüflünüyordu. Bunu bütiflti... tün Türkiye biliyor. ‹ster ç›ks›n ç›kmas›n •‹lkokulu ve liseyi ZongulHaberal bizim, Zonguldak'ta bitirdi. dak’›n, Türkiye’nin onurudur.” •Aile 60 y›ld›r Zonguldak'ta Mitingde Prof. Dr. Haberal'›n hastalar›n›n ve onlar›n kabul etti¤i bilim adam›, sizi Silivri’ailelerinin de bulunmas› dikkat çekti. den selaml›yor” diye anons edildi. Miting alan›nda Haberal’›n savunmaK›l›çdaro¤lu, konuflmas›n› aile sis›n›n yer ald›¤› “Suçum Ne?” isimli gortas›n›n hayata geçti¤i, yarg›n›n bakitap da¤›t›ld›. ¤›ms›z oldu¤u, gazetecilerin hapse Haberal’›n foto¤raflar› onlarca girmedi¤i, tek bir çocu¤un bile yata¤a arac›n üstünde yer ald›. Ayr›ca alanda aç girmedi¤i, yoksullu¤un ve yolsuz“Haberal” yaz›l› pankartlar aç›ld›; lu¤un olmad›¤›, tafleron iflçili¤in tarihe “Haberal nerede biz buraday›z” slo- gömüldü¤ü, askerli¤in 6 aya indi¤i, ganlar› at›ld›. emekli ve esnaf›n desteklendi¤i, s›navMilletvekili adaylar› sahneye ça¤- lar›n ”flifresiz” oldu¤u bir Türkiye r›ld›¤›nda ise Haberal “Tüm dünyan›n vurgusuyla bitirdi. • 13
BD MAYIS 2011
ULUSAL TIP EĞİTİMİ AKREDİTASYON KURULU RESMEN ONAYLADI:
BAfiKENT ÜN‹VERS‹TES‹'NDE TIP E⁄‹T‹M‹ ULUSLARARASI DÜZEYDE
B
B Ü T Ü N
K ‹ T A P Ç I L A R D A
aşkent Üniversitesi'nde tıp eğitiminin uluslararası düzeyde uygulanmakta olduğu,Türkiye'de bu konudaki otorite kuruluş Ulusal Tıp Eğitimi Akreditasyon Kurulu tarafından Akreditasyon Belgesi'yle kanıtlandı. Bir "onursal teşekkür" anlamı da içeren Akreditasyon Belgesi, geçen ay düzenlenen bir törende UTEAK Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek tarafından, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haldun Müderrisoğlu'na teslim edildi. Başkent Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mithat Çoruh, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kenan Araz, Başkent Sağlık Kuruluşları Direktörü Prof. Dr. Ali Haberal'ın yanısıra, üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerinin de katıldıkları törende konuşan Rektör Prof. Dr. Araz, bu gururu yaşamalarının kaynağında Başkent Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın tıp eğitimi ve insana verdiği değerin bulunduğu söyledi ve üniversite adına kendisine şükranları bildirdi. Tıp Fakültesi dekanı Prof. Dr. Haldun Müderrisoğlu da konuşmasında ''Başkent Ünivesitesi'ndeki tıp eğitiminin UTEAK tarafından Akreditasyon Belgesi ile onaylanması, ülkemizin önde gelen sayılı tıp fakülteleri arasında olduğumuzun mesleksel kanıtıdır." dedi. Fotografta UTEAK Başkanı Prof. Dr. İskender Sayek, kuruluşun Akreditasyon Belgesi'ni Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haldun Müderrisoğlu'na verirken görülüyor. 15
YAKIN TAR‹H‹M‹Z Yaflar Öztürk
Seçimler ve...
Büyük Millet Meclisi
Ulusal egemenli¤in kan›t› ve simgesi millet meclisi, yepyeni bir devlet kurmakta olan Mustafa Kemal için, “en vazgeçilmez” önemde ve yücelikteki bir temeldi.
Ç
ünkü meclis, üzerinde ulu-
sun genelinin görüfllerinin dile getirildi¤i sars›lmaz bir temel olmas›n›n yan›s›ra, ulusun egemenli¤ini simgeledi¤i yüce varl›¤›yla, ayr›ca bir “ba¤›ms›zl›k kan›t›” idi. Kurtulu Savafl›’n› bile meclis çat›s› alt›nda yapmaya özel bir özen gösteren Mustafa Kemâl, savafl öncesi ön çal›flmalar›n› da hep kongre çat›lar› alt›nda
16
yürütmüfltür. Sivas Kongresi’ni toplamaya çal›flt›¤› günlerde Mustafa Kemâl, kongrenin amac›n› soran bir gazeteciye, o bafllang›ç günlerinin bafllang›ç toplant›lar›ndan birinin amac›n› özetledi¤i sözleriyle asl›nda, iflin sonunda gerçeklefltirece¤i meclis kurma amac›n› aç›kl›yordu: “Ulusal yazg›m›z konusunda bir tak›m ilkeler benimsiyoruz” diyordu.“Bu ilkeleri
BD MAYIS 2011
savunacak milletvekillerini seçerek, alt›nda ulusu temsil etmek üzere seulusun genelinin görüfllerini saptamak çimlere girmeye haz›rlanan milletveamac›m›z› gerçeklefltirmek istiyoruz.” kili adaylar›na ise, dolayl› olarak, bu Ayn› gazetecinin,“Adayl›¤›n›z› çat› alt›ndaki görevlerini anlat›yordu: koyacak m›s›n›z?” sorusunu ise flöyle “Egemenlik kay›ts›z, koflulsuz yan›tl›yordu: ulusundur. Yönetim düzeni halk›n “Ben s›rf vatan ve ulusuma böyle yazg›s›n› do¤rudan do¤ruya kendisiher an, her dakika bütünüyle bedeni- nin düzenlemesi ilkesine dayal›d›r. mi feda etmek amac›yla kutsal mesle- Ulusun gerçekve tek temsilcisi TB¤imden ayr›l›p ulusun ba¤r›na dön- MM’dir. TBMM d›fl›nda hiçbir birey, düm. Bunu yaparken s›radan bir ulus hiçbir güç ve hiçbir makam ulusal bireyi olarak elimden gelen her türlü yazg›ya egemen olamaz. Bundan dofedakârl›ktan geri kalmamak azmin- lay› tüm yasalar›n düzenlenmesinde, deydim. Bununla birlikte tümüyle her çeflit örgütte, yönetimin genel ayulusumun genel iradesine uydum ve r›nt›lar›nda, genel e¤itim ve ekonomi boyun e¤dim. E¤er ulus beni milletvekili seçme iste¤ini Atatürk Meclisin gösterirse seve seve kabul ilk günlerinde ederim. Fakat kendili¤imkonuşma yaparken den hiçbir giriflimde bulunmayaca¤›m. ”Mustafa Kemâl, büyük düflü Büyük Millet Meclisi’nin önemini, Bursa’da yapt›¤› bir konuflmas›nda flöyle anlat›yordu: “Siyasetimizin temel tafl›, cehaletin yok edilmesidir. Üçbuçuk y›ld›r ulus olarak yafl›yoruz. Bunun somut ve en aç›k tan›¤› hükümet biçimimiz ve hükümetimizin özellikleridir ki, onu kanun ‘TBMM’ konular›nda ulusal egemenlik ilkesi diye adland›r›yor. Bütün dünya bir içinde hareket edilecektir.” gerçe¤i çok iyi bilsin ki,Türkiye devletinin tek ve gerçek temsilcisi yaln›z Mustafa Kemâl, yurt gezilerinden ve ancak, ulusunun egemenli¤inin birinde gitti¤i Eskiflehir’de halka, “yurtta olman›n bir gere¤i olan seçsimgesi TBMM’dir.” Mustafa Kemâl, seçim öncesi ken- menlik görevinin” anlam›n› ve önedi kaleme ald›¤› bir seçim bildirgesin- mini aç›kl›yor ve “Seçmenlik görevi, de, Büyük Millet Meclisi’nin anlam›n› duygusall›¤a göre de¤il, akla göre yeve önemini özetlerken, böylesi bir çat› rine getirilmelidir” diyordu. Seçim 17
BD MAYIS 2011
sonras› oluflan TBMM’de ise, bu kez milletvekillerine sesleniyor ve flu sözlerle onlara Türkiye devletinin anlam›n› veTBMM’nin önemini anlat›yordu: “Muhterem ve aziz arkadafllar›m, yeni Türkiye devletinin ruh yap›s› ulusal egemenliktir. Bir ulusun egemenli¤inin bilincinde olabilmesi, onu güvenle koruyabilmesi birtak›m özel niteliklere ve üstün bir e¤itime sahip olmas›na ba¤l›d›r. Bir ulusun siyasal e¤itiminde, toplumsal e¤itiminde, vatan sevgisinde eksiklik varsa, o ulus egemenli¤ini yeterince güçlü bir biçimde elinde tutamaz. Yüce meclisin bugünkü kararla
BD MAYIS 2011
hakk›ndan yoksun b›rakmak girifliminde bulunuyorlard›. Bu iki, üç kifli, yasalar›n kendilerine verdi¤i yasa yapma hakk›n› kullanarak, seçim yasas›nda de¤ifliklik yapmak istiyorlard›. Onlar›n yasada yapmak istedikleri de¤iflikli¤e göre, do¤um yeri Türkiye s›n›rlar› d›fl›nda kalan kifliler, milletvekili seçme ve seçilme hakk›na sahip olamayacaklard›. Bunun anlam› çok aç›kt›. Türkiye’nin flimdiki s›n›rlar› d›fl›ndaki Selanik’te dünyaya gelen Mustafa Kemâl’in elinden, milletvekili seçme ve seçilme hakk› geri al›nacakt›. Yani Mustafa Kemâl, kendi kur-
Mustafa Kemâl, yurt gezilerinden birinde gitti¤i Eskiflehir’de halka, yurtta olman›n bir gere¤i olan seçmenlik görevinin anlam›n› ve önemini aç›kl›yor ve SEÇMENL‹K GÖREV‹ DUYGUSALLI⁄A GÖRE DE⁄‹L, AKLA GÖRE YER‹NE GET‹R‹LMEL‹D‹R tüm bu nitelikler, üstünlükler, özellikle ulusumuzun erginli¤i bir kat daha yükseltilmifl ve bütün dünyaya, bu gerçe¤i görmek istemeyen dünyaya gösterilmi ve ilan edilmifltir.” Mustafa Kemâl, bir yandan seçmene yurttafll›k görevini, bir yandan milletvekillerine TBMM’nin anlam›n› ve ulusal egemenli¤in önemini anlat›rken, ayn› çat› alt›nda ve ayn› milletvekillerinin karfl›s›nda ayr›ca, kendini de savunmak zorunda kal›yordu. Çünkü onun kurdu¤u meclise, milletin vekilleri olarak girebilmifl iki-üç kifli, yasalar› araç olarak kullanarak kendisini, yani Mustafa Kemâl’i, seçme ve seçilme gibi çokönemli bir yurttafll›k 18
diyordu. du¤u meclise milletvekili olarak da giremeyecekti, oraya girecek milletvekillerinin seçilecekleri seçimde, oy da kullanamayacakt›. Devletin hem de o do¤um günlerinde Mustafa Kemâl, kendi devletinin meclisinde, içlerine s›zabilmifl say›lar› iki-üç de olsa, kendi ulusunun vekilleriyle de “savaflmak” zorunda kal›yordu. Bunlara karfl› mecliste yapt›¤› konuflmas›, yaln›zca flu kadarc›kt›r: “Bu giriflim beni yurttafll›k haklar›mdan yoksun b›rakmaya yönelmifltir. Do¤du¤um yer, ne yaz›k ki, bugünkü s›n›rlar›m›z d›fl›nda kalm›fl bulunuyor. Herhangi bir seçim bölgesinde befl y›l olsun oturup kalm›fl da de¤ilim. E¤er
TBMM Başkanı Atatürk, Meclis balkonunda milletvekilleri ile birlikte düflmanlar amaçlar›na tam ulaflm›fl olsalard›, bu tasar›ya imza koyan baylar›n memleketleri de s›n›r d›fl›nda kalabilirdi. Aral›ks›z befl y›l bir seçim bölgesinde oturup kalmam›flsam, bu da yurda yapt›¤›m yararl›l›klar yüzündendir. Ben san›yordum ki bu yararl›l›klar›mdan dolay› ulusun sevgisini, sayg›s›n› kazand›m ve belki de ‹slam dünyas›n›n gözüne girmifl bulunuyordum. Bütün bu sevgilere karfl› yurttafll›k haklar›m›n elimden al›nmak istenece¤ini hiç düflünmezdim. San›yordum ki yabanc› düflmanlar, can›ma k›ymak yoluyla beni ulusuma yararl› olmaktan al›koymaya çal›flacaklard›r. Ama hiç bir zaman akl›m›n köflesinden geçmedi ki, yüce mecliste bunlarla bir düflünen iki-üç kifli olsun ç›kabilecek!” Bu sözlerin ard›ndan mecliste Mustafa Kemâl’i öven konuflmalar yap›l›yor, ona özel bir ayr›cal›k tan›narak, kendisinin bu yasan›n d›fl›nda tutulmas› öneriliyordu. Mustafa Kemâl, milletvekillerinin böylesi tutumuna da karfl› ç›k›yor ve yeniden söz alarak, bu kez kendini öven milletvekillerine, dünya-
n›n belki de en k›sa, fakat en önemli flu dersini veriyordu: “Hiçbir kifliye ayr›cal›k tan›yan bir yasa olamaz. Bana ayr›cal›k tan›nan bir yasa da olamaz. Ben adalet ve hukuk istiyorum; ama kendim için de¤il, herkes için istiyorum...” Mustafa Kemâl, seçimlere yurttafllar›n gereken önemi ve duyarl›l›¤› göstermesini her zamanistiyor ve bu iste¤ini, hemen her olanak buldu¤unda, kendisini dinleyenlere bir ders verircesine tane tane aç›kl›yordu. Adana’da çiftçilerle yapt›¤› bir söyleflideki flu sözleri de, bu derslerinden biridir: “Say›n çiftçiler, yeni seçimleri çok önemli bir vatan görevi olarak de¤erlendiriniz. Çünkü seçimler sonras›nda oluflacak meclisin ülkeye, ulusa yapmak zorunda oldu¤u görevler çok güç, çok a¤›r ve çok önemlidir. ‹çinizden ülkeyi ve ulusu en çok seven, akl›na, sa¤duyusuna, vicdan›na en çok güvendiklerinizi seçiniz. Meclis bu sayede sizin isteklerinizi gerçeklefltirmeye, hak etti¤iniz refah› sa¤lama gücüne sahip olacakt›r. Bana gelince, ulus 19
BD MAYIS 2011
beni yeniden seçti¤inde bu meclise kat›l›r›m. O zaman görevimi güvenle yerine getirebilmek için bir halk f›rkas› kurmak niyetindeyim. Partinin program›n› gereken zamanda tüm ulusa bildirece¤im. Memnun olursan›z, iyi buldu¤unuz yerler olursa, onlar› kabul edersiniz; memnun olmad›¤›n›z yerler olunca, onlar› da bana bildirirsiniz. Ben de gereken düzeltmeleri yapar›m. ‹stiyorum ki o program kiflisel olmas›n, tüm ulusun program› olsun.” Kurtulu Savafl›, TBMM, Cumhuriyet ve öteki kazan›mlar gerçeklefltikten sonra bu yap›y› gelece¤e tafl›yacak kurumlar›n oluflturulmas›na s›ra geldi¤inde Mustafa Kemâl, “Bir düflünceyi yaflama geçirebilmek için elbette o düflüncenin giriflimcisi ve giriflimcileri olmal›d›r” demifl ve bu giriflimcileri öyle tan›mlam›flt›r: “Ulusumuz çok zamandan beri siyasi partiler yüzünden ve siyasi partilerin ihtiraslar› ve onlar›n çat›flmalar› yüzünden çok büyük zararlara u¤ram›flt›r. Ulusun ç›karlar› unutulmufltur. fiunun bunun ç›kar›n›n hizmetine konmufltur. Gerçekten ulusun çeflitli s›n›flar›ndan bir, ya da iki, ya da üçünü al›p da di¤erlerinin zarar›Atatürk Meclis çıkışında kendisini sevgiyle karşılayan halkla beraber 20
BD MAYIS 2011
na olarak, yaln›z o s›n›f›n yarar›n› sa¤lamakla u¤raflan bir siyasi parti, bizim ulusumuz ve ülkemiz için zararl›d›r. Bizim zorunlu oldu¤umuz, bütün ülke evlatlar›n›n el ele vererek çal›flmas›ndan ve çal›flmas›yla elde edilecek sonuçtan ibarettir. Siyasi örgütler ekonomik amaçlara dayanarak kurulur. Parti kuruluflunda baflka bir kötü niyet yoktur. Baflka kötü niyetle kurulan partiler gerçek partiler de¤ildir. Onlar h›rs, ç›kar ve çapulcu partileridir. O halde biz öyle bir parti yapaca¤›z ki, bundan bütün ulusun, hiç ay›r›m yapmadan herkesin ç›kar›n› ve yaflam nedenlerini, mutlulu¤unu sa¤lamay› görev edinebilsin! Buna olanak var m›d›r? Evet buna olanak vard›r ve bundan baflkas›n› ülkede yapman›n olana¤› yoktur.” Mustafa Kemâl, 1922-1931 y›llar› aras›nda, o günün güç ulafl›m koflular›na karfl›n, ondokuz kezyurt gezisine ç›km›flt›r. Bu gezilerindeki ana ama-
“El birli¤i ile çal›flmal›y›z... Kiflilerle de¤il, ilkelerle meflgul olunmal›d›r. TÜRK ULUSU’NUN ZORBALIK VE BASKI ‹LE YÖNET‹LEB‹LECE⁄‹N‹ SANANLAR TÜRK’Ü ve TÜRK TAR‹H‹N‹ B‹LMEYENLER VE ANLAMAYANLARDIR.” c›,mecliste ulusu temsil edenlerle, ulus aras›nda ba¤lar›n her zaman canl› ve sa¤lam tutulmas›yd›. Bu gezilerinin sonunda milletvekilleriyle görüflmeler yap›yor, onlara gezisine iliflkin gözlemleri anlat›yordu; ama gerçekte milletvekillerine hem ö¤üt veriyor hem de herbirine görevlerini an›msat›yordu: “Ülke y›k›nt› durumundad›r” diyordu. “El birli¤i ile çal›flmal›y›z... Kiflilerle de¤il, ilkelerle meflgul olunmal›d›r. Türk ulusunun zorbal›k ve bask›yla yönetilebilece¤ini sananlar Türk’ü ve Türk tarihini bilmeyenler ve anlamayanlard›r. Evet tekrar yineliyorum, Türk ulusunu demokrasiden baflka bir flekilde yönetme olana¤› yoktur. Harabeler içinde Türk köylüsüne rastgeldim. Depremin zararlar›ndan ben onlar› teselli edece¤ime, onlar beni teselli ettiler. Ulusun maddi yoksunluklar› çoktur. Fakat efendili¤i ezelden beri benimsemifltir. Efendili¤i benimsemek, ona her yenili¤i yapt›racakt›r. Türk halk› tutucu de¤ildir. Her yenili¤e haz›rd›r ve yeteneklidir. ”Mustafa Kemâl, yaln›zca milletvekillerine de¤il, yurt gezilerinde çiftçilere, iflçilere, zenginlere, ayd›nlara da kimi görevlerini an›msatmaktan geri kalm›yordu. Bu amaçla yapt›¤› konuflmalar›ndan birinde flöyle diyordu: “Ayd›n bilim adam› denen insanlar vard›r. Ayd›nlar, okumufllar olsun,
bunlar bafll› bafl›na kendi ç›karlar›n› düflünür bir s›n›f olamaz! E¤er bunlar, ‘Biz ülke içinde özel bir kitleyiz, bizi mecliste bafll› bafl›na temsil edenler bulunsun ve meclis yaln›z bizim ç›karlar›m›z› sa¤layacak yasalar yaps›n’ derlerse umduklar› yarardan yoksun kal›rlar. Ayd›nlara ve okumufllara düflen çok yüksek bir görev vard›r. Halk›n içine girmekve onlara yol göstericilik yapmak, onlara zenginli¤e ve mutlulu¤a kavuflmak için öncülük etmek, onlar› ayd›nlatmak, bilgilendirmek ve baflar›l› k›lmakt›r. San›yorum ki her ülkede bilginlerin en insanc›l ulusal ve vatani görevi yaln›z ve ancak bu olabilir. Ulusun karfl›s›nda namuslu olmak ve namuslu davranmak gerekir. Ulusu aldatmayaca¤›z! Ulusa daima ve daima gerçe¤i söyleyece¤iz. Kendimizi kimsenin üstünde görmeye hakk›m›z yoktur...”• 21
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Mustafa Kemal’in 1927 yılında yayımladığı genelge:
Milletvekilleri ‹çin Zorunlu Kurallar
Damat Ferit Hükümeti döneminde ayan üyeli¤ine atanan Konyal› Mehmet Zeynelabidin Efendi, 100 y›l önce “Mesrik-i ‹rfan” gazetesinde Konya’dan milletvekili olma koflullar›n› aç›klam›flt›. Konya Yusuf A¤a Kütüphanesi katalogunda 9521/2’ say›yla kay›tl› “‹slamiyet ve Meflrutiyet” adl› yap›tta da yer alan ve Konyal› gazeteci Ali Akgül’ün bugünkü Türkçe’ye çevirdi¤i koflullar› afla¤›da okuyucular›m›z›n de¤erlendirmesine sunuyoruz...
Bir Zamanlar Milletvekili Seçilebilmek ‹çin... •
Milletvekili aday›, aday olaca¤› flehirde uzun süreli yaflam›fl olmal›, halk›n mizac›n› iyi bilmeli. Bir flehirde oturmam›fl veya gideli uzun zaman olanlar›n iyi olup olmad›¤› bilinemez. Milletvekillerinin özel yaflamlar›nda ticaret, tar›m, sanayi vb. alanlar›ndaki iktisadi ve mali faaliyetleri devletin yasalar›na ba¤l›d›r... Ancak milletvekilleri milletvekili s›fat›n› özel iktisadi yaflamlar› için kullanmamalar›na özel bir özen gösterecektir. Sermayesinin ço¤unlu¤u devlete ait olan kurulufl ve flirketlerle, genel ç›karlara ait ve özel sözleflmeye ba¤l› ayr›cal›kl› flirketlerde ve tekel idarelerinde, hükümetçe yönetim kurullar›na atanan ve bu kuru22
lufllar› temsile yetkili kimseler partiye ba¤l› milletvekillerinden olmayacakt›r. Öbür kurulufllar›n yönetim kurulu üyelikleri konusunda genel kurallar geçerlidir. TBMM baflkan›, ve baflkan yard›mc›lar›, bakanlar ve parti genel sekreteri, parti grubu baflkan› ve baflkan yard›mc›lar›, parti denetçileri gerek devletle ilgili kurulufllarda, gerek devletin ilgili olmad›¤› özel kurulufllarda müdürlük, yönetim kurulu üyeli¤i, temsilcilik gibi görevlerden kesinlikle kaç›-
n›rlar. Müdürlük ve yönetim kurulu üyeli¤i, temsilcilik gibi bir yöneticilik durumu söz konusu olmaks›z›n özel kurulufllarda pay sahibi olma konusunda genel yasa hükümleri geçerlidir. Milletvekillerinin göreve devam konusundaki durumlar› TBMM’nin özel kanununa tabidir. Partili milletvekillerinin TBMM’ye devamlar› aç›s›ndan durumlar›n› izlemek parti genel baflkanl›¤›nca özel öneme sahip olacakt›r.•
•fiehre yarayacak her türlü kanunu ve o flehir halk›n›n mutlulu¤unu sa¤layacak fleyleri düflünüp be¤enmeye muktedir olmal›d›r. flan ve flerefini düflünmeye•cekDevletin kadar cahil olmamakla birlikte, sefih (zevk ve e¤lenceye düflkün, uçar›) de olmamal›d›r. Çünkü kendi mal› kendine teslim edilemeyen sefih bir adama böyle görevler verilemez. Kanunsuz ve haks›z iflleri dile getir•mek konusunda korkusuz, ölmekten bile kaç›nmaz ve dünya için kimseye müdana etmez olmal›d›r.
için onun bunun önünde e¤ilmifl, kendine haks›zl›k edenlere göz k›rpm›fl, kendisi haks›zl›k etmifl olmamal›d›r.
•
Rüflvet alm›fl, para ile onun bunun hakk›n› satm›fl, mahvetmifllerden de olmamal›d›r. Halka zulüm ve iflkence edenlerden •olmamal›d›r. ‹ki sözlü, ikiyüzlü adamlar da millet•vekili olamaz. ‹nsanlar›n ay›b›n› arayan, ikili iliflki•lerde gizli s›rlar› anlamaya çal›flan, tertip üretenler de aday olmamal›d›r.
Milletvekilli¤i bittikten sonra kendini Paraya boyun e¤ecek kadar zay›f ve • •paray› idare edecek bir ifli veya varl›¤› olmasevenlerden olmamal›d›r. Yoksa millet menfaatini yitirme ihtimali artar ve memleketi aç›kça uçuruma sürükler.
•Memuriyetini ve ç›kar›n› korumak
yanlar da aday gösterilmemeli. Çünkü bu özellikleri olmayanlar hükümetin ay›b›n› örtüp boyun e¤mek zorunda kal›rlar.• Gönderi: AL‹ NALÇACI 23
BD MAYIS 2011
BÜTÜNDÜNYA YAZI ‹fiLER‹
Olmaz öyle fley! Diye diye... Yurt dışında 15 yıl sürgün yaşamı süreci yaşayan Ayetullah Humeyni, 1 Şubat 1979 Perşembe günü Paris’ten İran’a döndüğünde, kendisine özgürlükçü umutlar bağlayan solcular ve uzun etekli mollalar, başkent Tahran caddelerinde zafer turu atıyorlardı.
Ç
ok k›sa bir süre sonra, yere yat›r›l›p
ensesinden kesilen generallerin kanl› bafllar› ve kurfluna dizilen “solcu enteller”in cesetleri üzerinde ayn› mollalar›n uzun etekleri, ‹slam Cumhuriyeti’nin sanca¤› olarak dalgalanacakt›. O güne de¤in ‹ranl› generaller taraf›ndan ne de çok nutuk at›lm›flt›!..
24
Ocak ay›n›n ilk günlerinde ABD büyükelçisinin saraya yapt›¤› son ziyaret, fiah›n da, saltanat›n da sona erdi¤inin, “diplomatik dille” ifadesi olmufltu. ‹ran’› iflgal eden güçlerin petrol u¤runa tahta oturttu¤u fiah Muhammed R›za Pehlevi, günü geldi¤inde ifli bitmifl tüm piyonlar gibi, Washington taraf›ndan bir anda “delikten afla¤› süpürülüvermiflti.” ABD büyükelçisi, Muhammed R›za Pehlevi’yi ziyaretinde Beyaz Saray’›n fiah ve Pehlevi Ailesi’nin ülkeyi terk etmesi tavsiyesini -ya da talimat›n›iletiyordu. fiah›n Tahran’dan ayr›lmas›ndan iki hafta sonra, ‹ran’›n her taraf›nda coflkulu gösteriler yapan solcular, mollalar ve militanlar, Ayetullah Humeyni’nin liderli¤i alt›nda, giderek afl›r›l›k dozunu art›ran tutucu ‹slam hükümetini kurmak için sab›rs›zlan›yorlard›. *** 24 Eylül 1902’de Humeyn kentinde do¤an, 3 Haziran 1989’da Tahran’›n kalp hastanesinde ölen Humeyni, ‹ran’da ço¤unlukta olan fiii mezhebindendi. Gençlik y›llar›nda Kuran’› ezberledikten sonra, Kum kentinde kendini fiii mezhebinin ö¤retisine adad›. Bir din adam› olarak fiii hiyerarflisi içinde sürekli yükseldi ve birçok mürid edindi. 1941 y›l›nda ‹ngiliz ve Sovyet birlikleri ‹ran’› iflgal etti¤inde, Muhammed R›za Pehlevi, ‹ran’›n ikinci “ça¤dafl” fiah› olarak tahta oturtuldu.
fiah R›za Pehlevi Yeni fiah, Bat›’yla yak›n iliflkiler kurdu. 1953 y›l›nda ‹ngiliz ve ABD haberalma servisleri ajanlar›n›n yard›m› ile, önde gelen politik karfl›tlar›n› tasfiye eden ve Bat› dünyas›n›n kimi “idealleri”ni benimseyen fiah, 1963 y›l›nda “Beyaz Devrim”i ilan etti. Bu kapsaml› program, dini kifli ve vak›flara iliflkin topraklar›n yoksul köylülere da¤›t›lmas›n›, kad›nlara eflit haklar tan›nmas›n› ve öteki ça¤dafl reformlar›n gerçeklefltirilmesini öngörüyordu. *** Bu y›llarda fiii mezhebinin Ayetullah unvan›na ulaflan Humeyni, fiah›n Bat›l›laflma program›n› aç›kça k›nayan ilk dini lider oldu. Kum kentindeki dini e¤itim merkezinden yay›mlad›¤› öfkeli mesajlar›nda, fiah›n devrilmesi ve bir ‹slam devleti kurulmas› için halka sürekli ça¤r›lar yapmaya bafllad›. 1963 y›l›nda Ayetullah Humeyni’yi cezaevine att›ran fiah, bu karar›n›n ülke genelinde büyük kargaflaya neden 25
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Ocak 1979 Pazar günü ülkesinden ayr›lmak ya da daha gerçekçi bir tan›mla, kaçmak zorunda kald›. *** 1 fiubat 1979’da 15 y›ll›k sürgünden Tahran’a dönen Ayetullah Humeyni, ‹ran Devrimi’nin lideri olarak büyük sevgi gösterileriyle karfl›lan›yor, kökten dincilik atefli tüm ülkeyi kas›p kavuruyordu. Toplumun genifl katmanlar›n› otoritesi çevresinde birlefltiren Humeyni, ‹ran’› zaman geçirmeden din devletine dönüfltürmeye bafllad›. Humeyni’nin fiah taraf›ndan sürgüne gönderilmesinin 15’inci y›ldönümü
Sürgünden dönen Humeyni’nin Tahran havaalan›nda karfl›lan›fl› (1 fiubat 1979) olmas› üzerine, daha sert bir önleme baflvurdu ve 4 Kas›m 1964 Çarflamba günü, Humeyni’yi ‹ran’dan kovdu, sürgüne gönderdi. Irak’›n baflkenti Ba¤dat’›n 160 km güneyindeki Necef, fiiiler için kutsal bir kent olarak ünlüydü. Humeyni, bu kente yerleflti ve ilerideki y›llarda baflka ülkelerin TV’lerinde örne¤i s›k görülen banda al›nm›fl vaazlar›n› ülkesine göndermeye, ö¤rencilerini ve müridlerini “uzaktan kumandayla” k›flk›rtmaya bafllad›. Humeyni, din adamlar›n›n hükümet ifllerine kar›flmamas›n› öngeren mezhep gelene¤ini bir tarafa b›rak›yor, fiii liderlerini ‹ran’›n yönetimini üstlenmeye ça¤›r›yordu. *** 1970’li y›llarda fiah Pehlevi’nin genel uygulamalar› yan›nda, Pers Krall›¤›’n›n 2.500’üncü y›ldönümünü kutlamak amac›yla düzenledi¤i abart›l› tö26
renler, radikal ‹slamc›lar› daha da öfkelendiriyor, bu öfkenin karfl›s›nda fiah Pehlevi de ülkedeki ‹slam takvimini kald›r›p yerine Farsi takvimi getirerek radikal ‹slamc›lara bir çeflit meydan okuyordu. Bu ve benzeri nedenlerle hoflnutsuzluk yayg›nlafl›rken, fiah bask›c› tutumunu gün geçtikçe sertlefltiriyor, tüm bu geliflmeler halk aras›nda Humeyni’ye yönelik deste¤i güçlendiriyordu. 1978 y›l›nda ‹ran’›n büyük kentlerinde fiah karfl›t› gösteriler patlak verdi. Yaflam standard› ve genel beklentileri aç›s›ndan doyumsuzluk tepkilerini d›fla vuran alt ve orta s›n›f, radikal ö¤renci gruplar›n›n sokak gösterilerini destekliyor, bu ortamda Humeyni, fiah›n zaman yitirilmeden devrilmesi ça¤r›lar›n› yineliyordu. Aral›k 1978’de silahl› kuvvetler de ayaklanmaya kat›l›nca fiah, ABD büyükelçisinin “tavsiyesi”ni yerine getirdi, 14
erkeklerle eflit olarak sahip olduklar› haklar›n› yitirdiler, çarflaf giymeye zorland›lar, Bat› kültüründen esinlenen yaflam tarz›lar›n› tümüyle unutmak zorunda b›rak›ld›lar. fieriat yasalar› ve ac›mas›z cezaland›rma yöntemlerinin uyguland›¤› Humeyni rejiminde bask›c› nitelik, giderek fiah döneminde oldu¤undan daha da a¤›rlafl›yordu. Muhafeletin önce susturulmas›, sonra tümüyle ezilip ortadan kald›r›lmas› amac›yla binlerce kifli idam ediliyor, kimse sesini ç›karam›yor, bu olup bitenlere, kendine dokunulmad›¤› sürece, seyirci kalmay› ye¤liyordu.
Art›k Ayetullah’›n yönetimi alt›na geçen ‹ran’da kad›nlar, erkeklerle eflit olarak sahip olduklar› haklar›n› yitirdiler, çarflaf giymeye zorland›lar, Bat› kültüründen esinlenen yaflam tarz›lar›n› tümüyle unutmak zorunda b›rak›ld›lar. olan 4 Kas›m 1979 Pazar günü, gösterici ö¤renciler ABD’nin Tahran Büyükelçili¤i’ni bas›p diplomatlar› ve elçilik çal›flanlar›n› rehin al›yorlar, Humeyni’nin onaylad›¤› bu eylemi gerçeklefltiren radikal grup, fiah›n ‹ran’a gönderilip kendilerine teslim edilmesini istiyor, bu isteklerini gerçeklefltirmek için Amerikal› 52 diplomat ve görevliyi 444 gün rehin tutuyordu. Muhammed R›za Pehlevi, Temmuz 1980’de M›s›r’da kanserden öldü. *** Aral›k 1979’da ‹ran’›n yeni anayasas› onayland› ve Humeyni, bu anayasaya göre yaflam boyu dini ve politik lider ilan edildi. Art›k Ayetullah’›n yönetimi alt›na geçen ‹ran’da kad›nlar,
1980 sonbahar›nda ‹ran’›n güneybat›s›ndaki petrol bölgesi, Irak diktatörü Saddam Hüseyin’in ordusu taraf›ndan iflgal edildi. Bu iflgal, Ortado¤u’nun en kanl› ve en uzun savafl›n›n bafllamas›na yol açt›. 1982’de kendi r›zas› ile bölgeden çekilen Irak’›n, bar›fl anlaflmas› imzalanmas› önerisini reddeden Humeyni, komflu ülkeyle savafl› sürdürdü. Her iki taraf›n yeni silah alt›na ald›¤› binlerce genç askerin de ölümünden sonra, Humeyni, A¤ustos 1988’de Birleflmifl Milletler’in ateflkes ça¤r›s›n› kabul etmek zorunda kald›. *** Humeyni’nin 3 Haziran 1989 tarihinde ölümü üzerine, 2 milyondan 27
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
fazla taraftar› cenaze törenine kat›ld›. Ülkenin dini liderli¤ine flimdi, Ayetullah Ali Hamaney getirilmiflti. 1990’l› y›llar›n bafl›nda çok yavafl da olsa, demokratikleflme sürecine geçifl yaflanan ‹ran’da, bu sürecin ulaflt›¤› son nokta 1997’de yap›lan özgür seçimler oldu. Il›ml› reformist kimli¤iyle tan›nan Mohammed Khatami devlet baflkan› seçildi. Daha sonraki dönemlerde radikal gruplar›n ve mollalar›n, iç ve d›fl politikadaki a¤›rl›klar› daha da artt›. ***
Bahman Nirumand
fi
imdi de, ‹ranl› gazeteci-yazar
Bahman Nirumand’›n kaleme ald›¤› “‹ran” adl› kitaptan derlenen ve gazeteci Soner Yalç›n’›n 23.10.2007 tarihli ensonhaber.com sitesinde yay›mlanan yaz›s›nda yer alan “komflu ülkede yaflanan dramatik geliflmeler”in k›sa bir özetini okuyal›m birlikte ve dikkatle: “Merhaba... Benim ad›m Bahman Nirumand. ‹ranl› bir gazeteci-yazar›m. fiah›n devrilmesinde aktif rol oynayanlardan›m. Ve ayn› zamanda mollalar›n, demokrasi ve özgürlük getirece¤ine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.
28
Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize... Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüflleri yüzünden tutuklanmayacak, iflkence yap›lmayacak, kad›nlara eflit haklar verilecek, giyim serbest olacakt›. fiah› devirdikten sonra mollalar›n camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek durumda olduklar›na inanm›yorduk. Yan›ld›k. Kitaplardan ezberledi¤imiz cümleleri, içi bofl kavramlar› birbirimize söyleyip duruyorduk. Herfley 14 Ocak 1979 tarihinde de¤iflti. fiah, ‹ran’› terk etti. Ard›ndan Tahran’da, ‹ran tarihinin en büyük yürüyüflü yap›ld›. Sansür, yasak yoktu, istedi¤imiz gibi ba¤›r›yorduk. Fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musadd›k ya da solcu flehitlerin resimlerini tafl›yorsa, mollalarca dövülüyordu. Pek üzerinde durmad›k bu olay›n. ‘Hele bir kurtlar›n› döksünler, sonra sakinleflirler’ diye düflündük. Ertesi gün gazetede, bir h›rs›z›n genç mollalar taraf›ndan yakalan›p, ad›na ‘‹slam Mahkemesi’ denilen bir mahalli heyet taraf›ndan 35 kamç› cezas›na çapt›r›ld›¤› haberini okuduk. Bu haberi de ciddiye almad›k. ‘Üç befl saps›z›n ifli’ dedik. Bu arada bira, flarap fabrikalar›n›n yak›lmas›, sinemalar›n tahrip edilip filmlerin sokaklara at›lmas› gibi olaylar›n üzerinde ise, nedense, hiç durmad›k. ‘Ufak tefek fleylerin’ toplumun demokrasi ve ulusal ba¤›ms›zl›k yolundaki çabalar›n› etkilemesini istemiyorduk. Biz bunlar› söylerken, kad›n ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri, okullarda ayn› s›n›flarda ola-
mayacaklar›, birlikte spor yapamayacaklar› gibi gerici kararlar mollalar taraf›ndan ard› ard›na al›nmaya baflland›. ‘Müslüman kad›nlar›n yan›nda fahiflelerin yeri yoktur’ denilerek kad›nlara örtünme zorunlulu¤u getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çat›flmalar ç›kt›. Bu çat›flmalardan rahats›z olduk. Kad›n sorununun güncelleflip ön plana geçmesini istemiyorduk! ‘As›l mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karfl› verilmelidir’ diyorduk. “Kad›n sorunu bir yan çeliflkiydi, ana çeliflki sömürüydü. Kad›n›n giyim soru-
¤u gerekçesiyle dört kifliyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran’da da gerçeklefliyor, üç fahifle ve üç eflcinsel kurfluna diziliyordu. Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kad›n spikerler televizyondan kovuluyor; uyuflturucu olarak görülen müzik yasaklan›yordu. Alkol içen, k›rbaç cezas›na çapt›r›l›yordu. fiimdi düflnüyorum da, insan zamanla her türlü afla¤›lanmaya al›fl›yor galiba... Hiçbirini görmüyorduk; basmakal›p analizlerimizin do¤ru oldu¤una o kadar inan›yorduk ki!.. Oysa top-
Oysa toplum h›zla dincilefltiriliyordu. Al›nan her kararda ‘Tamam bu sonuncusu’ diyorduk. Ama arkas› hep geliyordu. K›zlar›n evlenme yafl› 18’den 13’e düflürüldü. Parfüm, ruj, saç boyas›, mücevher gibi kad›n malzemelerinin yurda girifli yasakland›. nu, emperyalizme karfl› verilen mücadeleyi baltalamamal›yd›! “Peçesiz, baflörtüsüz soka¤a ç›kan kad›nlar art›k aç›kça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Baz› kad›nlar›n yüzüne kezzap at›l›yordu. Biz ise hâlâ büyük laflar ediyorduk; bu tür olaylar› devrimin kaç›n›lmaz sanc›lar› olarak görüp umursam›yorduk! ‘‹ttifak’, ‘Eylem Birli¤i’ gibi terimlerin peflinden koflup duruyorduk. Humeyni, ‘Bütün sorunlar›m›z›n sebebi, cemiyetimizdeki ahlaks›zl›klard›r. Bunlar›n kökünü kaz›mal›y›z’ diyor, genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri ya¤malan›yor; gazete bayileri atefle veriliyordu. fiiraz’da ‘‹slam Mahkemesi’ eflcinsel ve fahifle oldu-
lum h›zla dincilefltiriliyordu. Al›nan her kararda ‘Tamam bu sonuncusu’ diyorduk. Ama arkas› hep geliyordu. K›zlar›n evlenme yafl› 18’den 13’e düflürüldü. Parfüm, ruj, saç boyas›, mücevher gibi kad›n malzemelerinin yurda girifli yasakland›. Kad›n çamafl›r› satan ma¤azalar›n vitrinlerine sütyen, kombinezon vs. koymas›na bile izin yoktu. Kamu dairelerinde kad›n memurlara tesettüre girme emri ç›kar›ld›. Asl›nda birçok ayd›n kad›n›n üye oldu¤u kad›n dernekleri vard›. Onlar kendi küçük çevrelerinde ‘hamilelik tatilinin uzat›lmas›’, ‘eflit ifle eflit ücret’ gibi talepleri tart›fl›yorlard›. Biz ayd›nlar ise hep ayn› düflüncedeydik: Demokrasi ve özgürlü¤e geçifl 29
BD MAYIS 2011
sanc›lar›yd› bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu. Hepimiz ‘ana çeliflki’ üzerinde duruyorduk; öncelikle d›fla ba¤›ml›l›k ve ekonomik krizden kurtulmal›yd›k. Üç ay önce Humeyni, Paris’te komünistler de dahil olmak üzere her görüflün rahatça örgütlenece¤i bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, flimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri ‹slam düflman› ilan etmiflti. Bu sözler üzerine ilk protestomuzu yapt›k. Mitingimize bir milyonu aflk›n insan geldi. Mollalar›n en iyi taraflar› siyasi stratejileriydi; ifllerine gelmedi¤i zaman hemen gündemi de¤ifltiriyorlard›. Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka soracaklard›: ‘‹slam Cumhuriyeti’ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?’ Kuflkusuz bu bir oyundu; halk›n yüzde 65’inin okuryazar olmad›¤› bir ülkede kim ne anlard› cumhuriyetten? Yap›lan propaganda belliydi; dediler ki: ‘‹slam’a “Evet” mi, “Hay›r” m› diyorsunuz?’ Biz bu oyunu biliyorduk; ama flöy-
le düflünüyorduk: ‘Önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklard›r; özgürlüklerdir. ‹slam Cumhuriyeti bunu sa¤layacaksa neden karfl› ç›kal›m?’ Ancak baz› küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler. Sonuçta, ’Evet’ diyen 20 milyon, ’Hay›r’ diyen ise sadece 140 bindi. Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kulland›lar. Güya tüm ülke yapt›klar›n› onayl›yordu. Art›k televizyondan sonra bas›n da ellerine geçmiflti. Sanki tüm muha30
liflerin say›s› 140 bin kifliymifl gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vard›. Ama art›k bizim sesimizin ç›kmas›na izin verilmiyordu. Mollalar güçlendikçe sald›rganlaflt›lar. Örne¤in, tiraj› bir milyon olan liberal Ayendegan gazetesini kapatt›rd›lar. S›ra sonra Keyhan gazetesine geldi; muhalif yazarlar›n iflten ç›kar›lmas›n› sa¤lad›lar. Tüm bu olanlar› protesto etmek için mitingler düzenlemeye bafllad›k. Ama ifl iflten geçmiflti art›k; insanlar y›lm›flt›, korkuyordu. Özgürlük, demokrasi ve ba¤›ms›zl›k için ayaklanan halk›n, bu kadar k›sa sürede de¤iflece¤ini düflünememifltik. Sanm›flt›k ki, mollalar›n gerici yasalar›na ve kurallar›na halk karfl› ç›kacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalar›ndan gidenlerin say›s› artt›. Örtünmek moda oldu! Tüm bunlara ‘gelip geçici bir f›rt›na’ diye bakmak ne büyük yan›lg›yd›. Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal ‹slamc›lar da zamanla mollalar›n hedefi oldu. fiah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi. Milyonlarca insan can›n› kurtarmak için yurt d›fl›na kaçt›. Kaçanlardan biri de bendim.” ‹ranl› gazeteci-yazar Bahman Nirumand’›n yazd›klar›, flu tümceyle bitiyor: “Dilerim bizim hatalar›m›zdan birileri ders ç›kar›r...” ***
FIRÇALAYARAK Serdar Günbilen
‹ranl› meslektafl›m›z›n bu dile¤ine
biz de kat›l›yoruz, onun bu dile¤ini biz de yank›l›yoruz ve biz de yineliyoruz: “Dileriz öyle olsun...”• 31
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Tutuklu Adayla Konufltuk Yazan: METE AKYOL
Hakl› ya da haks›z, kimbilir kaç kifliyi cezaevine gönderen savc›, önce birkaç kez, sonra befl on kez rica üstüne rica etmeme karfl›n, Nuh dedi, peygamber demedi; cezaevine girmeme bir türlü izin vermedi. "Mümkün de¤il, yapamam" dedi.
"Ortam çok kritik... Dünyan›n gözü üzerimizde... Lütfen anlay›n beni..." Savc› beyin "Dünyan›n gözü üzerimizde" sözüne dört elle sar›ld›m: "‹yi ya, Savc› Bey" dedim. "Mumla arasak böyle bir f›rsat› bir daha ya-
32
kalayamay›z... Dünyan›n gözünün üzerimizde olmas›, özellikle bu günlerde bulunmaz nimet de¤il de nedir?" Savc› bey benim ne demek istedi¤imi, 16.11.1987 tarihli Milliyet Gazetesi cezaevinde yapılan röportajı böyle duyurmuştu.
Mete Akyol, 1987 yılında seçimlere Diyarbakır cezaevinden SHP milletvekili adayı olarak katılan Ahmet Türk ve diğer tutuklularla... ben de onun ne demek istedi¤ini anl›yordum ama, ikimiz de birbirimizi anlamazl›ktan geliyorduk. ‹çerde yapaca¤›m bir röportaj›n, hem de bu kritik ortamda, Türkiye aç›s›ndan bulunmaz bir nimet olaca¤›n› ben söylemekte ›srar ettikçe, Savc› bey de inad›na duymamakta direniyordu. Bir ara öfkelenir gibi bile oldu: "Nas›l bulunmaz bir nimet de¤erinde f›rsat olabilir bu?" dedi. "Bir an için diyelim ki cezaevine girmenize izin verdim... Siz oraya bayram ziyaretine gidiyor de¤ilsiniz ya... Cezaevinde gördüklerinizi tabii ki ayr›nt›lar›yla anlatacaks›n›z, tutuklularla konufltuklar›n›z› tane tane yazacaks›n›z.
Sonra ne olacak? Sonra bunlar› yaln›zca biz okumakla kalmayaca¤›z, bizim yukardakiler de okuyacak; yetmedi, dünyan›n 72 ülkesinin bas›n› alacak, 72 dile çevirecek, onlar da kendi ülkelerinde yay›nlayacak... Gel de ç›k ç›kabilirsen ondan sonra iflin içinden... Neresi bulunmaz nimet bunun, Allahaflk›na?" Y›lmad›m, k›rk dereden su getirdim, sonunda Savc› beyi ikna edebildim. "Valla bu dediklerinize akl›m yatmad› dersem yalan olur." dedi ve ekledi: "‹zin verirseniz Ankara'ya bir telefon edeyim, Say›n Adalet Bakan›'na sorulmaz bu, ay›p olur ama, müsteflar beye soral›m, onun da akl› yatarsa bana bir talimat verir, ben de sizi cezaevine sokar›m..." Savc› Bey Ankara'y› arad›, Adalet 33
BD MAYIS 2011
Bakanl›¤› müsteflar›na benim iste¤imi biraz kekeleyerek de olsa anlat›rken, birden akl›na geldi ve iflin içinden kendini s›y›r›verdi... "Emrederseniz ben kendisine vereyim telefonu, kendi izah etsin efendim" dedi, telefonu bana uzatt›. Ben de müsteflar beye, biraz önce savc› beye anlatt›klar›m› yineledim: "Efendim Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine y›k›c› faaliyette bulundu¤u iddias›yla tutuklanan ve aylard›r cezaevinde tutuklu bulunan bir kifli, önümüzdeki milletvekili seçimlerine aday olarak kat›l›yor. Kendisi, seçime girece¤i ilde, aday listesinin birinci s›ras›nda yer al›yor. Bunu siz de biliyorsunuz elbette..." "Evet, malum" dedi müsteflar. "fiimdi bana hak vermez misiniz say›n Müsteflar›m? Bu kifli bir ay kadar sonra yüzde yüz milletvekili seçilmifl olacak. Ve düflünebiliyor musunuz, seçimin ertesi günü cezaevinden ç›kacak, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne
Mete Akyol, Ahmet Türk ile... 34
BD MAYIS 2011
gidecek..." "Eh, oras› da malum..." "Say›n müsteflar›m, Türkiye'de demokrasi yok diyen bütün Avrupa ülkelerine, Amerika hatta Afrika ülkelerine bile gö¤sümüzü gere gere, '‹flte demokrasi budur. Bizim memleketimizdeki demokraside cezaevinde aylard›r tutuklu kalan bir kifli, ertesi günü cezaevinden ç›kabilir ve parlamentoya girebilir. ‹flte gözlerinizle görünüz' diyebiliriz. Türkiye'deki demokrasinin bundan daha etkili bir propagandas› olabilir mi Say›n Müsteflar›m?" Adalet Bakanl›¤› müsteflar›n›n da akl› yatt› bu ifle. "Üstelik, bir gazeteci de cezaevine girip, bu tutuklu kifliyle görüflme yapabiliyor... Bu da demokrasinin fazileti de¤il mi?" dedi. Ve telefonu Savc› beye vermemi istedi. Savc› bey bir çay daha ›smarlad›ktan sonra cezaevine telefon etti, oradan bir yetkilinin gelmesini istedi. Sonra da beni ve arkadafllar›m› o yetkiliye emanet etti, cezaevinden ç›kmak için içerde sab›rla seçim gününü bekleyen birinci s›radaki milletvekili aday› ile röportaj yapabilmemiz için bizi cezaevine gönderdi. Cezaevinin d›fl kap›s›nda bizi, cezaevi müdürü bekliyordu.
‘Bizim memleketimizdeki demokraside cezaevinde aylardır tutuklu kalan bir kişi, ertesi günü cezaevinden çıkabilir ve parlamentoya girebilir. İşte gözlerinizle görünüz' diyebiliriz. Türkiye'deki demokrasinin bundan daha etkili bir propagandası olabilir mi Sayın Müsteşarım? Onun yol göstericili¤iyle birkaç kap›dan girip geçtikten ve birkaç k›sa merdivenden inip ç›kt›ktan sonra karfl›m›zda boydan boya beliren bir duvar›n önünde durduk. Müdür bey, sanki duvar›n öte yan› görünüyormufl gibi eliyle iflaret etti: "Onlar oradalar." dedi. "Siz orada yapacaks›n›z görüflmenizi..." Müdür bey odas›na giderken ben duvar›n afla¤›s›na bakt›m, ayaklar›mdan dizlerime kadar olan yükseklikte ve galiba ayn› ölçüde genifllikte bir delik gördüm. Arkam›zda bekleyen bir gardiyan, flaflk›nl›¤›m› giderdi: "Oradan geçerek gireceksiniz içeri" dedi. Önce dizlerimizin üstünde yürü-
mek istedik, olmad›. E¤ildik, ellerimizin ve dizlerimizin üzerinde dört ayak sürüne sürüne ve deli¤in bir metre kal›nl›¤›ndaki duvar›na sürtüne sürtüne, duvar›n öte yan›na geçtik. Aya¤a kalkt›¤›m›zda büyükçe bir avlunun bir köflesinde duruyorduk. Avluyu çevreleyen dört duvar›n karfl›l›kl› iki cephesinde, gecekondu kap›lar›na benzer birkaç kap› vard›. Gardiyan kap›y› açt›, bizi içeri ald›. Sordum, söylediler; 30 metre uzunlu¤unda ve 6 metre geniflli¤inde bir
ko¤ufltu buras›. Karfl›l›kl› duvarlara dikey olarak dayat›lm›fl, kat kat demir ranzalar vard›. ‹lk kez görüyordum, ranzalar üçer katl›yd› ve yanyana bitifltirilmifllerdi. "Neden bitiflik bu ranzalar?" Gardiyan ezberinden yan›tlad›: "‹kinci ve üçüncü kattakilerin uyurken düflme tehlikeleri olmuyor bu flekilde..." "Yatacaklar› zaman yata¤a nas›l giriyorlar?" "Ranzalar›n ayak uçlar›ndan t›rmanarak ç›k›yorlar. Mesele de¤il o." Sa¤›m›zdaki ve solumuzdaki üç katl› ranzalar›n aras›nda uzanan iki metre geniflli¤indeki koridorun sonuna kadar yürüdük. Güneydo¤u yöremizde kürsü, Karadeniz bölgesinde sekmen denilen arkal›ks›z alçak iki oturacak yer vard›. ‹ki kürsünün ortas›nda ise, o da alçak denilecek denli yere yak›n bir sehpa duruyordu. Çay ve sigara içerken sehpa, salata do¤rarken mutfak masas›, yemek yerken yemek masas› niyetine kullan›l›yormufl. "Kaç kifli kal›yor bu ko¤uflta?" Gardiyan yine ezberinden yan›tlad›: "Tam mevcudumuz 117'dir müdürüm." Gündüzdü ama, yine de lofltan da koyu bir karanl›k içindeydi içeri. Ko35
BD MAYIS 2011
Arflivindeki bu fotograflar› Bütün Dünya Dergisi ile paylaflan Milliyet Gazetesi’ne Teflekkür ederiz.
ridorun duvar›n›n dibindeki kürsülerden birinde oturan "bugünün liste bafl› milletvekili aday›, bir ay kadar sonran›n milletvekili" bizim geldi¤imizi görünce aya¤a kalkt›, büyük bir flaflk›nl›k ve sevinçle, boynumuza sar›ld›. "Nas›l girebildiniz buraya?" dedi. "Buraya tutuklulardan baflkas›n›n ad›m atmas› bile mümkün de¤ildir..." Biz yerlerimize oturmaya haz›rlan›rken, ko¤ufltaki öteki 116 tutuklu, sa¤›m›zdaki ve solumuzdaki ranzalara t›rmand›lar, bafllar›n› ranzalar›n ayak bölümünden uzatt›lar, bizi dinlemeye haz›rland›lar. Ranzalar›n aras›nda, duvar›n dibindeki iki kürsüden birine ben oturdum, karfl›mdaki kürsüye ise, ko¤ufltaki 117'nci tutuklu "bugünün liste bafl› aday›, bir ay kadar sonran›n milletvekili" oturdu. Ben ses alma ayg›t›m› çal›flt›rmaya bafllad›m, Ertu¤rul Pirinççio¤lu foto¤raf makinesinin ›fl›¤›n› durup durup parlatmaya bafllad›. Ertu¤rul Pirinççio¤lu mu kim? Ba¤›fllay›n, tan›tmay› unuttum. Milliyet gazetesinin Diyarbak›r Bürosu 36
BD MAYIS 2011
Cezaevinden çıktıktan iki gün sonra milletvekili Ahmet Türk, Kasro Kanco’da verdiği 3 bin kişilik yemek davetinde Mete Akyol’la. fiefi ve çok baflar›l› bir fotografç›d›r. Pardon, pardon. Yaln›zca Ertu¤rul'u de¤il, "bugünün liste bafl› aday›, bir ay kadar sonran›n milletvekili"ni de tan›tmay› unuttum. Buraya kendisiile görüflmeye geldi¤im o kifli, Ahmet Türk'tür. Ahmet Türk, önümüzdeki milletvekili seçimine Mardin'de SHP’nin birinci s›radaki aday› olarak kat›l›yor.Önümüzdeki milletvekili seçimi, 29 Kas›m'da yap›lacak. Bu kez de y›l›n› m› unuttum? Y›l, 1987. Dönemin ortam›n› da yazay›m: 12 Eylül 1980'den sonraki ikinci milletvekili seçimi. fiu anda Ahmet Türk'le görüfltü¤üm cezaevinin yerini de yazay›m da, bu ifl tamam olsun: "Diyarbak›r Cezaevi'nde, Kürtler Ko¤uflu'nday›z..." Son bir not daha: Siz de "SHP"nin aç›l›m›n› unutmufl olabilirsiniz. Onu da yazay›m: "Sosyal Demokrat Halkç› Parti". Biraz yabanc› m› geldi? Oysa bir zamanlar, düfltü¤ümüz denizde sar›ld›¤›m›z cankurtaran simidiydi, SHP... •
‹stanbul Barosu Avukatlar› 5 Nisan Avukatlar Günü'nü Bu Y›l Kutlamad›lar ‹flte avukatlar›n gerekçeli karar›: •Savunma hakk› gasbedilmifltir. •Savunmada avukatlar yok say›lmaktad›r. •Yarg› ba¤›ms›zl›¤› yok edilmifltir. •Avukatl›k mesle¤i ve avukat meslektafllar›m›z sald›r›ya u¤ramaktad›r.
BÜTÜNDÜNYA YAZI ‹fiLER‹ BÖLÜMÜ
‹stanbul Barosu avukatlar›, 5 Nisan Avukatlar Günü'nü, "Savunma hakk›n›n
gasbedildi¤i, savunmada avukatlar›n yok say›ld›¤›, mesleklerinin ve meslektafllar›n›n sald›r›ya u¤rad›¤› ve yarg› ba¤›ms›zl›¤›n›n yok edildi¤i" gerekçesiyle kutlamad›lar. Avukatlar o günü, ‹stanbul Barosu binas›na büyük boyda siyah bir bayrak asarak ve bir araya geldikleri Taksim Meydan›'nda Cumhuriyet An›t›'na çelenk koyup, sayg› duruflunda bulunarak and›lar. ‹stanbul Barosu Baflkan› Ümit Kocasakal, bu toplant›da yapt›¤› aç›klamada, "Gönül, bugünün coflkuyla kutlanmas›n› istiyor, ancak bugün geldi¤imiz noktada bunu yapabilmemiz olanaks›zd›r" dedi. Baflkan Kocasakal, son y›llarda mesleklerine ve meslektafllar›na yap›lan sald›r›lar› an›msatt› ve "Yarg›lamalarda savunman›n hiçe say›ld›¤›, yarg› ba37
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
¤›ms›zl›¤›n›n yok edildi¤i bir ortamda ve savunman›n içine düflürüldü¤ü bu durumda kutlayacak bir fley göremiyoruz" dedi. ‹stanbul Barosu binas›na ast›klar› büyük boydaki siyah bayra¤›n anlam›n› da an›msatt›¤› k›sa konuflmas›nda Kocasakal, ‹stanbul adliyelerindeki meslektafllar›na da "Savunmaya yönelik ihlalleri, sald›r›lar› protesto etmek amac›yla" duruflmalara bir hafta süreyle yakalar›nda siyah kurdeleyle kat›lmalar› ça¤r›s›nda bulunduklar›n› aç›klad›. Aç›klaman›n ard›ndan bir gazetecinin, "Ergenekon savc›lar› aras›ndaki görev de¤iflikli¤i” konusundaki sorusunu k›saca, "Mahkeme kad›ya mülk de¤ildir” halk deyifliyle yan›tlayan Baflkan Ümit Kocasakal, “Özel yetkili mahkemelerin art›k ayr› bir hukuk haline geldi¤ini” savundu ve “Derhal kald›r›lmas› gerekti¤ini” söyledi¤i bu mahkemelerle ilgili olarak görüflünü flöyle özetledi: "Savunman›n esas olarak hiçe say›ld›¤›, fazlal›k olarak görüldü¤ü bu mahkemelerin, derhal kald›r›lmas› gerekir. Çünkü bunlar, eski dönem DGM'lerinin de çok ötesinde mahkemeler ve savc›l›klard›r. Bugünkü uygulamada dikkat ediniz ‹stanbul özel yetkili savc›l›¤› kendisini Türkiye savc›l›¤› gibi görmekte, bu mahkemeler de kendisini Türkiye mahkemeleri gibi görmektedir. Ciddi yetki ihlalleri yap›lmaktad›r. Esas olan budur, yoksa kiflilerin de¤iflmesi önemli de¤ildir. Zihniyetin de¤iflmesi gerekiyor ve biz bunun de¤iflmesi için ‹stanbul Barosu olarak sonuna kadar mücadele edece¤iz."
Atatürk Türkiye’dir
‹stanbul Barosu avukatlar› 5 Nisan’da Baro binas›na asat›klar› siyah bayrakla protestolar›n› duyurdular ve ayn› gün Taksim Meydan›’ndaki Cumhuriyet An›t›’na çelenk koyup sayg› duruflunda bulundular Yazan: Y‹⁄‹T EREN GÜNEY
Do¤a sevgisiyle Atatürk sevgisi bir do¤aseverin yüre¤inde ve beyninde bir araya gelince, Bergama’n›n Ba¤yüzü köyünü çevreleyen f›st›k çamlar› aras›nda bir Atatürk an›t› yükseldi. Türkiye’deki Atatürk an›tlar›n›n
tümünden de¤iflik bir yorumla yap›lan Ba¤yüzü Köyü’nün gururu bu an›tta Atatürk, golf pantolonlu spor tak›m giysisi, bafl›ndaki kasketiyle bir kayan›n üstünde oturmufl, elini üstüste dizilmifl befl kitaba dayam›fl olarak dinlenirken görülüyor. Adlar› “Milli Mücadele”, “Cumhu-
riyet”, “Devrimler”, “Bilim Sanat” ve “Nutuk” olan bu kitaplar›n adlar›, uzaktan okunabilecek büyüklükteki harflerle kitap s›rtlar›nda yer al›yor. Atatürk’ü, bir köy yaylas›nda, f›st›k çamlar› aras›ndaki yüksek bir kayan›n üzerine oturmufl, dinlenirken gösteren an›t›n kendi “güzelli¤i” denli, yap›l›fl öyküsü de ayr› bir güzellik oluflturu39
BD MAYIS 2011
yor. Yaflam›n› Almanya’da sürdüren 30 y›ll›k e¤itimci ve do¤a sever Sühan fien, Bergama, Ayval›k ve Burhaniye üçgeni aras›ndaki Kozak yaylas›nda f›st›k çamlar› alt›nda yürüyüfl yaparken, bir heykel kaidesi görünümünde iri bir kaya görmüfl ve… Köye giderek muhtara, bu kayan›n bulundu¤u araziyi sat›n almak istedi¤ini bil-
BD MAYIS 2011
dirmifl. Arazinin sahibi Ba¤yüzü Köyü’nden Yücel Koray, Sühan fien’e bu araziyi ne amaçla sat›n almak istedi¤ini sormufl. Sühan fien’in, “Bu kayan›n üstüne bir Atatürk an›t› yapt›rmak istiyorum.” yan›t›n› al›nca “Bu amaçla almak istedi¤in araziyi parayla satmam; çaml›¤›mda s›n›r›n› sen çiz, istedi¤in kadar araziyi benim arma¤an›m olarak kabul et” demifl. Ünlü heykeltrafl Prof. Dr. Tankut Öktem de önce Kozak Yaylas›’na gelmifl, f›st›k çaml›¤›n› gezmifl, kayay› incelemifl, sonra da Atatürk’ü, bu do¤a güzelli¤inin içine, bafl köfleye oturtmufl. “Bu güzel giriflimde benim de katk›m olsun” diyen ve an›t› hiçbir ücret almadan yapan Prof. Dr. Tankut Öktem, bu eserini tamamlad›ktan k›sa bir süre sonra bir trafik kazas›nda yaflam›n› yitirdi. Türkiye’de 18 ilde “Atatürk” ve “Cumhuriyet” konulu heykelleri, 90 flehitlikte de çeflitli heykelleri bulunan Marmara Üniversitesi ö¤retim üyesi Prof. Dr. Tankut Öktem, 1940 y›l›nda Konya’da do¤mufltu. •
Prof. Dr. Tankut Öktem'den geriye kalanlar: An›tlar›nda Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluflu ve Milli Mücadele y›llar›n› konu edinen Prof. Öktem'in eserleri aras›nda, dünyan›n en yüksek üçüncü an›t› olan Kuvayi Milliye ve Atatürk An›t›, Atatürk ve Harbiyeli An›t›, Çanakkale fiehitli¤i'nde yer alan Yaral› Asker An›t›, Amasya Tamimi An›t›, Zonguldak Maden ‹flçileri An›t›, Kastamonu Türk Kad›nlar› An›t›, Balkan Savafl› An›t›, Magosa Büyük Özgürlük An›t›, Atatürk-‹nönü-Fevzi Çakmak An›t›, Naz›m Hikmet Heykeli, U¤ur Mumcu An›t›, Deniz K›z› Heykeli, Piyade Atatürk An›t› ve Seul'de bulunan Sevgi An›t› da bulunuyor. 40
Yazar›m›z Yaflar Öztürk ço¤umuzun ay›rd›nda bile olmad›¤› bir gerçe¤e dikkatimizi çekiyor: 19 May›s ulusal bir bayram olarak 1939’dan sonra kutlanmaya bafllam›fl ve Ata’m›z yarat›c›s› oldu¤u 19 May›s’›n resmi bir bayram olarak kutlanmas›n› görememifltir. Afla¤›da 19 May›s’›n ulusal bayram olma sürecini okuyacaks›n›z. May›s 2003 tarihli Bütün Dünya dergimizde yay›mlanan bu yaz›y› ordu birliklerimiz, ö¤retmen ve ö¤rencilerimizin dikkatine yeniden sunuyoruz.
Atatürk’ün göremedi¤i bayram:
19 May›s Haziran 1935 tarihinde kabul edilen 2739 say›l› yasa ile ulusal bayramlar ve genel tatiller belirlenmiflti. Bunlar aras›nda, Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bast›¤›, 19 May›s günü yoktu. Yazan: YAfiAR ÖZTÜRK Çünkü, 1938 Haziran›’na de¤in, 19
May›s yaln›zca Samsun’da, Gazi’nin Samsun’a geliflinden ötürü, yerel anlamda “Gazi Günü” olarak kutlan›yordu. Asl›nda, her y›l may›s ay›n›n üçün-
cü haftas› geleneksel olarak jimnastik flenli¤i, Mektepliler Bayram›, ‹dman Bayram› ad› alt›nda etkinliklere sahne oluyordu. Bu etkinliklerin geçmifli ise 12 May›s 1916’da, Erkek Ö¤41
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
ler yapt›. Ve ayn› okulda Türkçe ö¤Ben birgün, Türk retmeni olarak görev ufuklar›nda kesinlikle bir yapan flair Ali Ulvi Elöve’nin, kareli bir günefl do¤aca¤›na, bunun defter ka¤›d›na yazhareket ve gücünün bizi d›¤› güfte, 12 May›s ›s›taca¤›na, bundan bize bir 1916 tarihinde ilk kez bir beden e¤itimi güç ulaflaca¤›na öylesine gösterisi s›ras›nda inanm›flt›m ki, bunu adeta söylendi. 1937 y›l›yd›. Atagözlerimle görüyordum. türk Ankara Halkevi’nde bir konuflma retmen Okullar› ö¤rencilerinin, ö¤ret- yapacakt›. Bursal› gençler, kendimenleri Selim S›rr› Tarcan gözetimin- sinden önce, “Da¤ Bafl›n› Duman Alde Kad›köy’de ‹ttihad Spor çay›r›nda m›fl”› söylediler. Daha sonra kürsüye (bugünkü Fenerbahçe Stad›’n›n yeri) gelen Atatürk, konuflmas›na flöyle yapt›¤› Beden E¤itimi Gösterisi’ne bafllad›: dayan›yordu. Bu geleneksel gösteri, daha sonra 1927 y›l›nda Milli E¤itim “Ben 1919 y›l›n›n May›s ay›nda Bakanl›¤›’n›n üstlenmesi ile Türki- Samsun’a ç›kt›¤›mda elimde hiçbir maddi güç yoktu. Sadece Türk ulusuye’ye yay›ld›. nun soylulu¤undan kaynaklanan ve Beden E¤itimi Gösterileri’nden bi- benim vicdan›m› dolduran yüksek bir rinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün, ar- manevi güç vard›. ‹flte ben bu ulusal kadafllar› ile ulusal mücadeleye ad›m güce, Türk ulusuna güvenerek ifle baflatt›¤› Samsun’dan bafllayarak s›k s›k lad›m... Samsun’dan Anadolu içlerine söyledi¤i “Da¤ Bafl›n› Duman Alm›fl” k›r›k dökük bir otomobille gidiyormarfl› da do¤mufltu. Spor tarihimizin dum. Yan›mda, öteden beri yaverli¤iunutulmaz adlar›ndan biri olan Selim mi yapan Salih ya da Cevat Abbas’tan S›rr› Tarcan, yüksek beden e¤itimi al- biri vard›. O k›r›k otomobille Anadolu mak için gitti¤i ‹sveç’ten döndü¤ünde, yollar›nda ilerlerken hep düflünür ve yan›nda jimnastik çal›flmalar› s›ras›nda yaverime, sizin az önce söyledi¤iniz çal›nmak üzere çeflitli müzik parçalar›- flark›y› söyletirdim. Ben birgün, Türk n›n notalar›n› da getirmiflti. Bunlar ufuklar›nda kesinlikle bir günefl do¤aaras›nda bulunan, ‹sveçli besteci Felix ca¤›na, bunun hareket ve gücünün biKorbig’in “Tre Tralanda Jamtör” (Tra- zi ›s›taca¤›na, bundan bize bir güç lalla Diyen Üç K›z) adl› bir ormanc› ulaflaca¤›na öylesine inanm›flt›m ki, flark›s› vard›. Selim S›rr› Tarcan bu bunu adeta gözlerimle görüyordum. O flark›y› okuyup, yineletmekteki parçay› flütle çalarak küçük de¤ifliklik42
amac›m, Türk’ün bu günefli do¤unca baflar›ya ulaflaca¤›n› anlatmakt›. Bu nedenledir ki, biraz önce söylenen flark› benim onsekiz y›ll›k bir an›m› tazeledi. Sizlere teflekkür ederim.” 19 May›s 1938 günü, Ankara 19
May›s Stadyumu’nda gençlik ve spor gösterisi yap›l›yordu. Atatürk hasta hasta stadyuma gelmifl ve gençleri izlemiflti. Ancak o s›ralarda Hatay’›n anavatana kat›lmas› sorunu vard›. Ve uyar› niteli¤inde bir askeri geçit törenine kat›lmak üzere hemen Mersin’e hareket etmek zorunda kalm›flt›. Bu tarih, Ata’n›n bu dünyada geçirdi¤i son 19 May›s olacakt›. Oniki gün sonra, 1 Haziran 1938’de, 19 May›s’›n ulusal bayram olarak kabul edilmesi için TBMM’ye, bir yasa önergesi verildi. Önergenin gerekçesi flöyleydi: “19 May›s günü yurdun her buca¤›nda Türk gençleri, sporcular› ve Türk halk›n›n toplu ve birlikte, sonsuz ve evrensel bir tarihin dönüm günlerinden en büyü¤ünü kutlamaktad›r. Bugün tarihin, insanl›k ve uygarl›k yarar›na olarak gidiflini de¤ifltirdi¤i gündür. Onun içindir ki, en büyü¤ümüz Atatürk, bu gelece¤in güçlü zemini olan Türk gençli¤ine ve Türk sporculu¤una bugünün ayr›lmas›n› uygun görmüfllerdir.” Bundan sonra, 20 Haziran 1938’de, 3455 say›l› yasa ile 2739 say›l› yasan›n “G” maddesine bir ek yap›larak, 19 May›s, “Gençlik ve Spor Bayram›” olarak belirlendi. “Da¤ Bafl›n› Duman Alm›fl” marfl› da bu bayram›n dolayl› bir simgesi olarak kabul edildi. Sevgili Atam›z’›n dünyadaki son
günleriydi. 1 Kas›m 1938 tarihinde, hasta yata¤›nda yan›ndakilere flu notu yazd›rm›flt›: “Türk gençli¤inin, kültürde oldu¤u gibi spor alanlar›nda da idealine ulaflmas› için Yüksek Kamutay’›n kabul etti¤i Beden Terbiyesi Yasas›’n›n uygulamaya geçirildi¤ini görmekle memnunum.” Atatürk, 19 May›s’›n, yasalaflarak ulusal bayram olarak kabul edilmesini görmüfl ve çok mutlu olmufltu ama ne yaz›k ki, bir 19 May›s Gençlik ve Spor Bayram›’na kat›lmaya ömrü yetmeyecekti. Bu arada dünya spor bas›n› da Türkiye’deki bu geliflmeleri dikkatle izliyordu. O günlerde dünyan›n
Dünyada ilk kez beden e¤itimini zorunlu k›lan devlet adam› Mustafa Kemal Atatürk oldu en yüksek tirajl› spor gazetesi “L’Auto”da flöyle bir yaz› yay›mlanm›flt›: “Dünyada ilk kez beden e¤itimini zorunlu k›lan devlet adam› Mustafa Kemal Atatürk oldu. Yaln›zca ka¤›t üzerinde ve nutuklarla de¤il bunu gerçekten yerine getirdi. Stadyumlar ve spor merkezleri oluflturdu. Halkevlerinin spor kollar›n› kendi denetledi ve ulusunun kaderine egemen oldu¤u günden itibaren Türkiye’de spor gittikçe artan bir de¤er kazand›.” • 43
BD MAYIS 2011
Bir doktorun tek arzusu, hastas›n› sa¤l›¤›na kavuflturmak, yaflam›n› uzatmakt›r. Ben bundan fazlas›n› yapt›m; hastalar›ma yaflam flartlar›n› da haz›rlad›m, Onlara ifl ve afl buldum. Çocuklar›na kanat gerdim. Yoksul olmalar›, çaresiz olmalar› kofluluyla, hiç ay›r›m yapmadan...
Örnek Bir Yaflam
T
ürk, Kürt, Süryani, v.s demeden,
k›rsal›n evlere hapsedilmifl k›zlar›na kap›lar› aralad›m, ›fl›k tuttum yollar›na. Beni h›rpalad›lar, yerden yere vurdular, ne gâvurlu¤um kald›, ne kürtçülü¤üm, ne de komünistli¤im. fiu son aramayla da darbeci yerine kondum. Umurumda bile olmad›. Çünkü ben, gâvur, Kürtçü, komünist veya darbeci de¤ilim. Ben sadece, yüre¤i insan sevgisiyle dolu bir hekimim. Ülkemi, insan haklar›na ve hukuka sayg›l›, demokrasiye inanan hükümetlerin idare etmesini isteyen bir vatanseverim.” Türkan Saylan (Ayfle Kulin- ‘Türkan’ kitab›ndan)
44
BD MAYIS 2011
Ayd›nl›¤›ndan yararlanabilme talihine sahip olan ö¤rencilerinin “De¤erli Hocam” diyerek, sa¤l›klar›na kavuflturdu¤u binlerce hastas›n›n “Melek doktor han›m” ve okula gitme olana¤› sa¤lad›¤› binlerce k›z çocu¤un “Türkan anne” diyerek minnet ve flükran duygular›yla and›klar› örnek ö¤retim üyesi, ayd›nlanmac› Türk ayd›n› Prof. Dr. Türkan Saylan, iki o¤lunun beyinlerinde ve yüreklerinde ise “Anne, Anneci¤im” idi. Anne Türkan Saylan’›n “Çok ihmal ettim” dedi¤i o¤ullar›ndan Almanya’da yaflayan doktor Ç›nar Örge ve iki yafl büyük a¤abeyi grafik sanatç›s› Ça¤layan Örge, fiükran Pakkan’a “Anne Türkan Saylan”› anlat›yorlar: Milliyet Gazetesi’nden Şükran Pakkan, Çınar ve Çağlayan Örge ile
Ç›nar Örge: “Bizim çocuklu¤umuz
Ka¤›thane Köyü’nde geçti. Bahçede ç›narlar varm›fl, yukar›dan ça¤layanlar akarm›fl. ‹simlerimiz oradan geliyor. Tafltan bir evimiz vard›, annem ve babam sürekli çal›fl›rd›, çok meflgul insanlard›. Bize babaannem bakard›. Horozlar, tavuklar, inekler... Ça¤layan Örge: “Manda sütü...” Ç›nar Ö.: “Evet ya. Annem beni do¤urduktan sonra belkemi¤i tüberkülozu geçirmifl ve bana süt verememifl.
‹nek sütü içmek zorunda kalm›fl›m. Ben inek sütüyle büyümüflüm. Ama gördü¤ünüz gibi fark yok. Biberon yok, eski flurup fliflelerinden annem biberon yapm›fl, babam da mand›raya gidip manda seçermifl, ‘Bugün Ç›nar’a flu mandan›n sütünü verelim’ diye gösterirmifl mand›rac›ya.” Ça¤layan Ö.: “Asl›nda çocuklukta en çok dedem ve babaannemi hat›rl›yoruz, tam bir köy hayat› yafl›yorduk.” Ç›nar Ö.: “Bu hayat›n zor yanlar› vard› da, biz bilemezdik çocuk akl›m›zla. Bir gün bana çay içirmek istemifller, difllerimi kapat›nca bardak a¤z›mda k›r›lm›fl. Beni uyutmam›fllar, 45
BD MAYIS 2011
kufllarla ay›k tutmaya çal›flm›fllar, annemle babam gelsin gösterecekler. Korkmufllar. Böyle fleyler oluyordu.” Sonra boflan›yorlar, çocuklar›n velayeti babaya veriliyor. Ça¤layan Ö.: “Kar›fl›kl›klar yaflan›yor. Ayr›lmay› annem istiyor, babam gururuna yediremiyor. Bizi kendine çekiyor, annemi cezaland›rmak istiyor kendince. Fakat bir süre sonra ikinci evlili¤ini yap›yor.” Ç›nar Ö.: “Boflanmadan sonra Niflantafl›’nda Vali Kona¤› Caddesi’nde oturuyoruz. Caddenin bafl›nda babam, sonunda annem oturuyor, ortas›nda da okulumuz var. Okuldan ç›kar›z, bir sa¤a bakar›z, bir sola, nereye gidece¤imize karar veremezdik. Mütemadiyen yanl›fl yere giderdik.” Anne ve baba aras›ndaki gerginlik çocuklara yans›r m›yd›? Ç›nar Ö.: “Babam yans›t›rd› ama annem asla. Annem ile anneannemler, teyzemler, day›mlar›n yaflad›¤› evde imece usulü çok güzel bir hayat yafl›yorduk.” Ça¤layan Ö.: “Babam ise annemi bende görüp beni cezaland›r›r, y›prat›rd›, “Annesinin o¤lu” diye. Beni bu durum isyankar olmaya itti. Ben baflkald›ran bir çocuk oldum o yüzden. Daha sokak hayat› içinde yer ald›m. fiu anda babam bir mele¤e dönmüfl vaziyette tabii ama.” Ça¤layan Ö.: “Babam iki çocuk sahibi daha oldu, tam bir ev hayat› vard› orada. Di¤er yanda annemin evi bambaflkayd›. Anneannem, teyzemler, annem birlikte yafl›yorlar, herkes ifle gi46
BD MAYIS 2011
diyor, ba¤›ms›zl›¤›m›z var, daha özgür geliyor. Öbür tarafta ise pek ifle yaramayan sürekli bir disiplin var.” Ç›nar Ö.: “Yat›l› okula gitmek zorunda kald›¤›m bir dönem var. Babam ikinci han›m›yla evlendi, Nurten anne ile, babam anne dememizi isterdi. Çocuklar› oldu. Evde de yer darl›¤› oldu. Öyle diyeyim ben size. Babam organize etti, böyle oldu.” Ç›nar Ö.: “Liseyi bitirinceye kadar okuduk yat›l› okulda.” Ça¤layan Ö.: “Ben çok okul de¤ifltirdim. Babam benim adam olmayaca¤›ma karar vermifl olmal› ki beni meslek lisesine verdi. Protesto ettim, derse girmedim, sokaklarda dolaflt›m. Resim yetene¤imi bulunca kendimi buldum, toparland›m. Babam›n beni çok rahat b›rakmad›¤› bir dönemdi. Annemizle güzel günler geçiriyoruz, oradan babam›n yan›na gidince ö¤rendi¤imiz rahatl›klar›n tümünü anlams›z buluyor, disipline etmeye çal›fl›yor, huzursuz oluyoruz, annemin yan›na kaç›yoruz. Kendi bafl›na olan hayat, insana baflka fleyler ö¤retiyor. Normal bir ailede olsayd›m kendi kendime karar vermek zorunda kalmayacakt›m, bu tecrübelerden geçmemifl olacakt›m.”
ö¤ün yemek yapmad›. Ama annelik çocu¤unun ufkunu açmaksa, gelece¤ini yönlendirmekse, bir insan›n insan olmas›n› sa¤lamaksa yüzde yüz yapt›. Ama ben zaten annemden günde üç ö¤ün yemek yapmas›n› hiçbir zaman istemedim. Çocukken de çok ba¤›ms›zd›k, oturur peynir ekmek yerdik. O da formüller buluyordu. ‹lkokulda oldu¤umuz y›llar, okullara un, ya¤, peynir gönderilir, her gün bir kifli bu malzemeleri al›r, evde annesine yemek yapt›r›p getirirdi. Ö¤retmenim annem doktor diye bana bu görevi hiç vermezdi. Ben de bunu hiç hazmedemezdim. Bir gün malzemeleri depodan araklad›m, eve getirdim.
Annenizle ne zaman düzenli olarak yaflamaya bafllad›n›z? Ç›nar Ö.: “Annem Cevdet (Bilgin) abiyle evlenince, biz de annemizle evde düzenli yaflamaya bafllad›k. Annem ikinci evlili¤ini bir heykelt›raflla yapt›. Onun, ‘Ben çocuklar›m› ihmal ettim’ sözü, klasik bir Türk annesi anlam›nda söylenmifltir. Evet, bize üç
Annem akflam geldi, yorgun, görünce ‘Bu ne Ç›nar?’ dedi. ‘S›ra bizde’ dedim. Sabaha kadar uyumad›, elde hamur açt›, posta posta puf böre¤i piflirdi, çok da güzel yapard›, ben ertesi gün gururla okula götürdüm. Tabii ö¤retmenim azarlad› ama neyse.” Ça¤layan Ö.: “Annemin pratik çözümleri vard›. Sigara böre¤ini tek tek
kesip yapmazd›. Yufkalar› üst üste koyup rulo haline getirir, buzlu¤a atard›. Can›m›z çekince dolaptan ç›kar›r, keser, k›zart›p yerdik.” Ç›nar Ö.: “H›mm, çok da güzel olurdu. Bir de kalan ekmekleri yumurtalay›p k›zart›rd›. fieker döküp yerdik.” Ça¤layan Ö.: “Üniversite y›llar›m›zda evimiz yurt gibiydi, de¤il mi? Arkadafllar›m›z vard› hep.” Ç›nar Ö.: “Dur o hikaye öyle de¤il. Ben t›p fakültesinde okuyorum. Bülent Gönül diye ‹zmirli bir arkadafl›m var bölümde. Babas› memur, havaliman›nda bir pansiyon bulmufl, yollarda bitap oluyor. Anneme ‘Bülent bizimle kalabilir mi?’ diye sordum, ‘Hay hay’ dedi.” Ça¤layan Ö.:
Türkan Saylan oğulları ile birlikte
“Sonra bana sordu, ‘Sizin bölümden ihtiyac› olan biri varsa, o da gelebilir’ dedi. Hocalara sordum, iki arkadafl da bize geldi. Arnavutköy’e tafl›nd›k o s›rada. Üç güzel sanatl›, iki t›pl› ö¤renci ve annem, birlikte yaflamaya bafllad›k.” Anneleri hiç tan›mad›klar›, görmedikleri binlerce çocu¤un yaflam›n› de¤ifltirirken, onlar› hiç k›skanmam›fllar m›yd›? Ç›nar Ö.: “Biz onlara hep ortakt›k. Hiç böyle bir duygu içerisinde olmad›k. K›skançl›k ancak eriflilemeyecek bir fley oldu¤u zaman duyulur. Annemiz hep bizimleydi.” 47
BD MAYIS 2011
Türkan Saylan’ın hayatının son dönemini geçirdiği küçük orda Ça¤layan Ö.: “Belki baflkas› k›skan›r
ama biz biyolojik olarak annemiz oldu¤unu bile hissetmezdik. Yani, arkadafl gibiydik, di¤er ‘çocuklar›’ gibiydik, onlar› hiçbir zaman ay›rmad› bizlerden.” Ç›nar Ö.: “Yani biz onun çocuklar›y›z diye hiçbir zaman bize gizliden bir kepçe fazla yemek koymad›. Biz de istemezdik zaten.” Türkan Saylan’›n o¤ullar› olman›n anlam›… Ç›nar Ö.: “Ben annemle ayn› okuldayken bile kimse bilmezdi. Hiçbir zaman onun unvan›ndan yararlanmad›k. Kendi de istemezdi bunu.” Ça¤layan Ö.: “Benim arkadafllar›m annemin Türkan Saylan oldu¤unu cenaze töreninde ö¤rendiler. Ben lisede grafik okurken annem bana bir staj ayarlad›. Patronlar biliyor ama birlikte çal›flt›¤›m insanlar bilmiyordu. Güzel 48
BD MAYIS 2011
dan galiba bask›nlar› duyduk. ‘Herhalde bize de gelirler’ dedi¤imiz anda kameradan kap›da birkaç kifli gördük. Kap› çal›nmadan afla¤›ya indim, açt›m. Gelenler, gayet naziktiler.” Ergenekon olay›n›n hastal›k üzerinde elbette olumsuz bir etkisi oldu… Ç›nar Ö.: “Fiziksel olarak mutlaka. Mental olarak ise daha çok tetikledi. Son zamanlar›nda birçok fleyi rezervlerinden harcad›. Dört-befl saat uyurdu eskiden, o dönem ifl tersine döndü. Günün büyük bir k›sm›n› uyuyarak geçirip güç topluyordu.” Ça¤layan Ö.: “O ara kan de¤erleri çok düfltü, kemoterapi yapamad›lar.” fleyler yapt›m ama üç-dört ay sonra ayr›ld›m oradan. ‘A niye bafltan söylemedin?’ dediler ö¤renince. Annemin ad› orada olsayd› rahat olamazd›m. Kendi çabamla bir fleyler baflaraca¤›m› gördüm. Kas›tl› saklamad›k ama bir flekilde ö¤renildi¤inde de sorun olmuyordu.” Ç›nar Ö.: “Normali bu de¤il mi?” Annem hiçbir zaman telefonda ‘Ben profesör Türkan Saylan’ demedi. ‘Ben doktor Türkan Saylan’ derdi. Bu, bizim ö¤rendi¤imiz tecrübedir. ÇYDD olsun, t›p olsun, lepra olsun, hiçbir zaman bize bir telkinde bulunmam›flt›r.” Ça¤layan Ö.: “Annem kahramanl›k yapm›yordu kendine göre. Rutin, do¤al ifller gibi görüyordu, bizim de böyle düflünmemize f›rsat vermezdi.” Ça¤layan Örge, “Ergenekon sabah›”n› anlat›yor… Ça¤layan Ö.: “Sabah erken saatlerde annemin kan› al›n›yordu. Televizyon-
Çocuklar, anneye bir suikast korkusu yaflad›lar m›? Ç›nar Ö.: “Baz› dönemlerde yaflad›k. Özellikle Ahmet Taner K›fllal›’n›n öldürülmesinden sonra çok korktum.” Ça¤layan Örge: “12 Eylül döneminde de profesörler öldürülüyordu, o dönemde de korkular›m›z oldu. Ama annem hiç takmazd› öyle fleyleri. Evde Türkan Saylan’ın evinden bir başka köşe
de, pencerenin kenar›nda otururdu. Herhangi bir korkusu yoktu. Bense tam tersi bir duygu içindeydim. Hep, bir fley olacak diye korkard›m.” Ç›nar Ö.: “Annem son 12-24 saat aras›nda bilincini kaybetti. Ama o ana kadar çok yorgun olsa da sürekli tepki veriyordu, dinliyordu. En son flunu hat›rl›yorum, gazetenin bafll›klar›n› okumam› rica etti. Büyük sohbetler olamad›. Hayat arkadafl›m Mine hastaneye geldi, annem art›k çok yorgundu, seslenerek dikkatini çekiyorduk art›k. Mine anneme yaklaflt›, ‘Saçlar›m› kestirdim’ dedi. Annem gözünü açt›, Mine’ye bakt›, Mine hemen aradan çekilip benim annemle göz konta¤›m› sa¤lamaya çal›flt›. Yine annem gözleriyle Mine’yi takip etti. Mine ‘Güzel olmufl mu?’ diye sordu. ‘Evet’ anlam›nda bafl›n› sallad›. Hemen yan›na yaklaflt›k, ‘Anne a¤r›n var m›?’ diye sorduk. Bu kez ‘Yok’ anlam›nda bafl›n› yukar› sallad›. Son reaksiyonu buydu.” Bir fley vasiyet etmifl miydi? Ça¤layan Ö.: “Yok, yok. O bizim kendi ba¤›ms›zl›¤›m›z içerisinde gitmemizi istedi herhalde. Hiçbir fley istemedi. Son zamanlara kadar ayn› evin içerisinde yaflamam›za ra¤men çok az bir araya gelebiliyorduk. ‹kimiz de kendi ifllerimizle ilgileniyorduk. Karfl›laflt›¤›m›zda görüflürdük. Fazla diyalog onu s›49
BD MAYIS 2011
OTOPS‹
Türkan Saylan
Cengiz Özak›nc›
Osmanl›’dan Günümüze kard›, yapmas› gereken çok ifl vard›.” Ç›nar Ö.: “Annemle çok nadir saatlerce tart›flt›k. Hemen çözüm üretirdi.” Hastal›k dönemi çocuklara nas›l yans›m›flt›? Ç›nar Ö.: “Tüm yaflant›s›na normal devam etti. Hiçbir fleyin kesintiye u¤ramas›na izin vermedi.Bize hastal›kla ilgili hiçbir zaman ac›, kederle konuflmad›.” Çocuklar, annelerinin ölümünü nas›l karfl›lad›lar? Ça¤layan Ö.: “fiu anda ne hissetti¤imi ben de bilmiyorum. Sanki hiçbir fley olmam›fl gibi. Bu evin aranmas›, bütün bu olaylar bir çeflit film gibi. Gerçek de¤ilmifl gibi. Birtak›m garip fleyler oluyor ama annem yafl›yor, yapmas› gereken fleyleri yap›yor. Hastal›kla bana hiç hissettirmeden mücadeleye devam ediyor gibi geliyor. fiimdiden sonra hissedece¤im yoklu¤unu.” 50
Cenazesinde on binlerce kifliyi görünce çocuklar ne düflündüler? Ç›nar Ö.: Ben hayat›m boyunca bu kadar temiz yüzlü insan› bir arada görmedim. Orada a¤layan bir sürü insan vard› ama onlar gururlar›ndan a¤l›yorlard›. Hüngür hüngür de¤il ama bir yafl düflüyordu gözlerinden. Ve orada gençler vard›. ‹çi dolu bir kalabal›kt›. Çok tatl› bir vedayd›. Hüzünlü ama çok tatl› bir veda. ‹nsanlar ‘Bizim ufkumuzu açt›n, teflekkür ederiz, biz senin yolundan devam edece¤iz, iyi ki vard›n’ diyorlard›.” Ça¤layan Ö.: “Yorum yapam›yorum ben, halen neler oldu¤unu anlamaya çal›fl›yorum.” Ç›nar Ö.: “Bu cenaze töreni organize edilmedi, kimse otobüslerle toplanmad›, zaten saatine bile son anda karar verilip duyuruldu. Oraya gelen herkes kendi r›zas› ve ekonomik flartlar›yla, isteyerek geldi. Bu beni çok duyguland›rd›.” • 24.5.2009 / Milliyet Gazetesi
Müslüman-Türk’ün erdem ve onur anıtı olarak doğan Osmanlı İmparatorluğu, her imparatorluk gibi, doğuş, yükseliş, duraklama ve çöküş evrelerinden geçerek, doksan yıla yakın bir süre önce ortadan kalkmış bulunuyor.
O
smanl› ‹mparatorlu¤u’nun
siyasal çöküfl ve parçalanma sürecinde bafl›na gelenler ile, bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin karfl›laflt›¤› sorunlar, çok büyük bir benzerlik göstermektedir. Osmanl› ‹mparatorlu¤u 1830’da Amerika ile bir “Ticaret ve Seyrüsefer Antlaflmas›” imzalad›ktan sonra, ‹ngilizlerle Gümrük Birli¤i benzeri 1838 Balta Liman› Antlaflmas›’n› imzalayarak yar›-sömürgeleflme sürecine ‘resmen’ girmifl; Avrupa Uyum Yasalar› benzeri 1839 Tanzimat
Ferman›'yla çürüme h›zlanm›fl, 1854’te yabanc› devletlerden borç almaya bafllayan Osmanl›, k›sa sürede yabanc› güdümünde bir yar›-sömürge devlet konumuna düflmüfltü. 1945 sonrasını çok and›ran bu çözülüfl ve çöküfl sürecini daha iyi kavrayabilmek için, 1789 Frans›z Devrimi’nden sonra Avrupa ve Rusya’da olup bitenleri Osmanl›yla iliflkisi içerisinde de¤erlendirmemiz gerekiyor. Bafllang›çta Osmanl› ‹mparatorlu¤u 1789 Frans›z Devrimi’ni umursa51
BD MAYIS 2011
mam›flt›. Fakat, daha sonra Fransa’n›n cumhuriyetçi düflünceler yayarak krall›klar› devirmeye, Avrupa’ya ve dünyaya egemen olmaya kalk›flmas›n› kayg›yla izleyecekti. Dönemin D›fliflleri Bakan› (Reisül-küttap) Ahmet At›f Efendi, Frans›z Devrimi ve Cumhuriyetçilik üzerine 1798 bahar›nda yazd›¤› “Avrupa Politika Dengesi” bafll›kl› raporunda, flöyle diyordu: Osmanl›, Frans›z Cumhuriyeti’ne bafllang›çta dostluk göstermifltir. Devrim günlerinde yiyecek s›k›nt›s› ve kitlesel açl›k bafl gösterdi¤inde, Osmanl› ülkesi bol yiyecek göndererek Frans›zlar› açl›ktan ölmekten kurtarm›flt›r. Buna karfl›l›k Fransa Cumhuriyeti ve Frans›z Generalleri, Osmanl›’n›n H›ristiyan uyruklar›n› ayartmaya çal›flmaktan geri durmad›lar. Fransa “dinsizli¤i yayan”, “halk› hayvan düzeyine indirgeyen”, “‹nsan Haklar› diye bir bafl›bozukluk bildirisi yay›nlay›p bütün dillere çevirterek yeryüzündeki bütün Frans›z ordusu M›s›r’da (Anne-Louis Girodet)
52
BD MAYIS 2011
halklar› uyru¤u olduklar› hükümdarlara karfl› ayakland›rmaya k›flk›rtan” bir ülke olup ç›kt›. Osmanl› devleti öteki devletlerin karfl› karfl›ya bulunduklar› tehlikenin içinde midir, de¤il midir, sorusu düflünülmeye de¤er. Bütün devletlerin Fransa’ya karfl› birleflmeleri gerçekleflirse, bu ittifak›n as›l amac›, Fransa devletini savafltan önceki durumuna getirmek ve zorla ald›¤› bütün topraklar› eski sahibi olan devletlere geri vermek ve böylece devletler aras› dengeyi sa¤lamak olmal›d›r. Osmanl› Devleti, Frans›z Devrimi ve onu izleyen benzeri hareketlerin ezilmesine var gücüyle çal›flmal›d›r.”
R
eis-ül-Küttap Ahmet At›f
Efendi’nin bu de¤erlendirmesi, Bakanlar Kurulu’nda görüflülmüfl, tart›fl›lm›fl; ve sonunda, bir yandan Fransa’ya dost görünürken öte yandan Frans›z yay›lmac›l›¤›ndan zarar gören devletlerle güç birli¤i yapmaya karar verilmiflti. (‘Tarih-i Cev-
det, Üçdal y. cilt 3, sf. 1645) iflgal etti¤i bütün topraklar› önceki Bundan bir kaç ay sonra Napolyon sahipleri olan krallara geri vermek; komutas›ndaki Frans›z ordusu Osman- krall›klar›n, monarflilerin, toprak bül› topra¤› M›s›r’› iflgal edecek; bunun tünlü¤ü ve egemenlik haklarını üzerine Osmanl›, ‘eski dost’ Fransa’ya antlaflmalarla güvence alt›na almakt›. karfl›, ‘eski düflman’ ‹ngiltere’yle ittiFransa’ya sald›r›p cumhuriyet yöfak yaparak, Fransa’y› M›s›r’dan ko- netimini devirerek yeniden Krall›k düvacakt›. 1815’tet toplanan Viyana Kongresi Osmanl› D›fliflleri Baka(Jean Baptiste Isabey, n› Ahmet At›f Efendi’nin Louvre Müzesi,Paris) 16 y›l önceki öngörüsü do¤rulanm›fl; tüm krall›klar› devirip kendisine yandafl cumhuriyetler kurdurarak Fransa önderli¤inde bir “Avrupa Federasyonu” kurmaya yönelen Napolyon; Avrupa’y› kan ve atefle bo¤mufl; Avrupa’daki krall›klar, cumhuriyetçilik propagandas›yla yay›lan Fransa’ya karfl›, krall›k düzenlerini korumak amac›yla bir zenine döndüren ‘Dörtlü ‹ttifak’ (‹ngilbirleflik cephe kurmaya yönelmifllerdi. tere, Avusturya, Prusya ve Rusya); Cumhuriyetçili¤e karfl› Kralc›l›k dü- krall›klar› cumhuriyetçi ayaklanmazenini savunan ‹ngiltere, Avusturya, larla y›k›lmaktan korumak; toprak büPrusya ve Rusya; yanlar›na küçük tünlüklerini güvence alt›na almak amakrall›klar› da alarak hep birlikte Fran- c›yla toplad›klar› Viyana Kongresi’ne sa’ya sald›rm›fl; Frans›z Cumhuriye- ortak düflman Fransa’y› bile ça¤›rmati’ni ortadan kald›r›p, 18. Luis’i tahta lar›na karfl›n, Avrupa’da topraklar› ç›kartarak, Fransa Krall›¤›’n› yeniden bulunan monarflist Osmanl› Devleti’ni, kurmufl; 1814’te Avusturya Prensi bir tak›m diplomatik dalaverelerle, bu Metternich’in ça¤›r›s›yla Viyana Kon- monarflist Avrupa Birli¤i’ne katmagresi düzenlemifl; ve bu kongrede, da- m›fllard›. Monarflist Avrupa Birli¤i’nin ha sonra ‘Kongre Düzeni’ ve ‘Euro- temellerini atan Viyana Kongresi’ne, pean Concert’ (Avrupa Uyumu) ad›y- yaln›zca Mart 1814’te Fransa’y› iflgal la an›lacak olan “Avrupa Devletler (= eden ülkelerin temsilcileri ça¤›r›lm›fl; Monarfliler, Krall›klar) Birli¤i”ni olufl- böylelikle ad› geçen savafla kat›lmayan turmaya karar vermifllerdi. Amaç, Osmanl›, resmen kongre d›fl›nda b›raFransa’n›n cumhuriyet döneminde k›lm›flt›. 1814’te örgülenmeye baflla53
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Gerek Fransa, gerekse Rusya, flunun fluras›nda çok de¤il daha 15 y›l önce 1800 y›l›nda Osmanl›’y› aralar›nda paylaflmak üzere gizli yaz›flmalar yap›yordu. nan Monarflist “Avrupa Birli¤i”nin baflkan› Avusturya Prensi Metternich, çok de¤il 6 y›l önce 1808’de Osmanl› ‹mparatorlu¤unu ölüm döfle¤inde bir bir devlet olarak görüp paylafl›lmas› için çaba gösterdi¤inden dolay›d›r ki onu Monarflist Avrupa Birli¤i’ne resmen ça¤›rmam›fl; Osmanl›’n›n toprak bütünlü¤ünü Avusturya’n›n himayesi alt›na sokmaya yeltenmifl; bu amaçla, kendi ajan› olan fiövalye Gentz’i, Osmanl› ajan› Yanko Karacabey’le gayr›-resmi yaz›flmalar yapmakla görevlendirmifl; buna karfl›l›k Osmanl›, Monarflist Avrupa Birli¤i ile gayr› resmi iliflkilerini, birli¤in görünüflteki baflkan› Avusturya Prensi Metternich yerine, Metternich’i bir kukla olarak kullanan ‹ngiltere temsilcisi Castlereagh arac›l›-
¤›yla yürütmeyi ye¤lemiflti. O y›llarda Avrupa bas›n›nda yay›mlanan –ve Türkiye Avrupa Birli¤i iliflkilerinin bugününü ça¤r›flt›ran- bir karikatürde 1815’lerde örgütlenen ve Frans›zca ad› “Le Concert Europeen” Türkçesi “Avrupal›lar Dinletisi, Konseri, Uyumu” olan bu ilk monarflist Avrupa Birli¤i’nde; Osmanl› kör, topal, sakat bir zavall› olarak ortaya al›nm›fl; Avrupal› devletlerse onu çevresinde davul, trompet, gayda çalarak oynat›yor ve çocuklar›n e¤lencesi olarak gösteriyorlard›. Gerek Fransa, gerekse Rusya, flunun fluras›nda çok de¤il daha 15 y›l 1815’te yay›nlanan bu karikatür, Avrupa’n›n o tarihte Osmanl›’y› nas›l gördü¤ünü anlat›yor.
önce 1800 y›l›nda Osmanl›’y› aralar›nda paylaflmak üzere gizli yaz›flmalar yap›yordu. Napolyon, 1800 Y›l› May›s’›nda D›fliflleri Bakan› Topal fieytan Talleyrand’a yazd›¤› mektupta: “Osmanl› ‹mparatorlu¤u uzun süre yaflamayacakt›r. Rus Çar› I. Po54
l’ün dikkatini bu yöne çekiniz, Osmanl›’y› paylafl›lmakta ortak ç›karlar›m›z vard›r,” diyordu. Napolyon, Avusturya’n›n da kat›l›-
m›yla bir tak›m tasar›lar haz›rlam›flt›. Üzerinde karara var›lan proje flöyleydi: General Masena komutas›nda bir Frans›z ordusu Ruslara kat›ld›ktan sonra Orenburg’dan Buhara’ya kadar olan bölgeyi iflgal edecek, sonra Afganistan ve ‹ran’› alarak Hind’e kadar uzanacak ve ‹ngilizleri oradan kovarak Rus Çar›’na bir Büyük Do¤u ‹mparatorlu¤u kazand›racak, buna karfl›l›k Çar, Frans›zlar›n Akdeniz’le M›s›r’a kal›c› olarak yerleflmelerine ses ç›kartmayacakt›. Fransa ve Rusya’n›n Osmanl›’y› kendi aralar›nda paylaflma tasar›lar› ‹stanbul’un ve Bo¤azlar’›n kimin pay›na düflece¤i konusunda dü¤ümleniyordu: Napolyon ile Çar Alexandr 12 Ekim 1808’de Rusya’n›n Osmanl› ‹mparatorlu¤u üzerindeki isteklerini görüflmek üzere Erfurt’ta yeniden bir araya gelmifllerdi. Bu görüflmede Napolyon, Eflak-Bo¤dan konusundaki görüfllerini yineledikten sonra, Bo¤azlar ve ‹stanbul’u Rusya’ya b›rakamayaca¤›n› bildirdi. Gerçekten de daha sonra 1817’de Sainte Helene’de Napolyon flunlar› söyleyecekti: Rusya ile Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nu paylaflabilirdim. Bu konu bir kaç kez Alexandr ile aram›zda söz konusu olmufltu. Ama ‹stanbul her zaman Türkiye’yi kurtarm›flt›r. Bu baflkent büyük bir engeldi. Onu Ruslar istiyordu. Oysa bu çok de¤erli bir anahtard›r. Tek bafl›na bir imparatorlu¤a be-
deldir. Ona sahip olan dünyaya egemen olabilir.
G
örülece¤i üzere 1814 y›l›nda
toplanan Viyana Kongresi’ne kat›larak Avrupa Devletler Konseyi’ni oluflturan devletlerden en az ikisi, Fransa ve Rusya, en az 15 y›ld›r Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nu kendi aralar›nda paylaflma görüflmeleri yürütüyordu. Osmanl› Devleti’nin bu kongreye ça¤r›lmamas›n›n nedeni, Avrupa Devletler Konseyi’ne kat›lan tüm devletlerin Osmanl›’y› bölüp paylaflma amac›n› güdüyor olmalar› olabilirdi. Osmanl›’n›n toprak bütünlü¤ünü savunur görünen ‹ngiltere ile onu parçalamaktan yana olan Fransa ve Rusya’n›n bir Avrupa Federasyonu çat›s› alt›nda birleflmeleri gerçekleflti¤inde, Osmanl›’n›n varl›¤›n› ve toprak bütünlü¤ünü korumas› olanaks›zlaflacakt›. Nitekim, 1814’te bir yandan Avrupa Birli¤i’ni kurmak üzere Osmanl›’n›n d›flar›da b›rak›ld›¤› bu Viyana Kongresi toplan›rken, öte yandan ayn› y›l ayr›l›kç› Yunan Filiki Eterya örgütü kurularak, Osmanl›’y› bölme çal›flmalar›na bafllanm›fl; ‹ngiliz, Frans›z ve Rus ayd›nlar› Yunanistan’›n Osmanl› ‹mparatorlu¤u’ndan ayr›lmas› için yay›nlar yap›yordu. Demek ki, Osmanl›’y› d›flar›da b›rakan bir Avrupa Birli¤i, Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nun bu birli¤i oluflturan ülkelerce parçalanmas› anlam›na geliyordu.
ASILACAKSAN S‹C‹M‹YLE ASIL!
‹NG‹L‹Z
Gelgelelim Fransa’n›n ve Rusya’n›n Osmanl›’y› parçalama tasar›lar› ‹ngil55
BD MAYIS 2011
tere’nin o anki ç›karlar›na ters düflüyordu. Rusya’n›n ele geçirmeyi düflledi¤i Afganistan, ‹ran ve Hindistan ‹ngiliz egemenli¤i alt›ndayd› ve ‹ngiltere buralar› Rusya’ya b›rakamazd›. Fransa’n›n ele geçirmeyi düflledi¤i Akdeniz, M›s›r ve Süveyfl ise ‹ngiltere’nin Fransa’ya b›rakamayaca¤›, yaflamsal ç›karlar› olan bölgelerdi. Fransa, ‹ngiltere ile savaflmaks›z›n buralarda egemenlik kuramazd›. ‹stanbul ise monarflist Avrupa Birli¤i üyelerinin hepsinin göz koydu¤u, hiç birinin di¤erine b›rakmay› düflünmeyece¤i de¤erdeydi. Rusya ile Fransa’n›n Osmanl›’y› paylafl›m tasar›lar› ‹ngiltere’nin ç›karlar›na taban tabana ayk›r› düfltü¤ünden, Osmanl›’n›n devlet olarak varl›¤›n› ve toprak olarak bütünlü¤ünü sürdürebilmesi için yapabilece¤i tek fley ‹ngiltere’nin bir dedi¤ini ikiletmeyerek onun arac›l›¤›yla monarflist Avrupa Devletler Birli¤i’nde haklar›n›n savunulmas›n› sa¤lamakt›. Monarflist Avrupa Devletler Birli¤i’ne girmek, bölünüp paylafl›lacak ülke konumundan ç›kmak demekti. Öyleyse Osmanl› ne yap›p etmeli, ‹ngiltere’yle iflbirli¤ini, ‹ngiltere taraf›ndan Avrupa Devletler Konseyi’ne üye edilece¤i düzeye ç›kartmal›yd›. ‹flte Avrupa Devletleri ve Rusya’n›n 1814’te Viyana Kongresi’nde bir araya gelip monarflilerin yasall›¤›n› ve toprak bütünlü¤ünü güvence alt›na alacak Avrupa Devletler Birli¤i kurmaya yöneldikleri II. Mahmud döneminde; Osmanl› Devleti’56
BD MAYIS 2011
ne egemen olan anlay›fl, buydu: As›lacaksan ‹ngiliz sicimiyle as›l! BÖLÜNECEKSEN ‹NG‹L‹Z BIÇA⁄IYLA BÖLÜN
Rusya, Yunanistan’› Osmanl› ‹mparatorlu¤u’ndan kopartmak üzere 1814’te Odessa’da kurulan Filiki Eterya örgütünün bafl›na Rus Çar›’n›n ‹mparatorluk Muhaf›z› General Alexandr Ypsilanti’yi getirerek 1821’de ayr›l›kç› Yunan ayaklanmas›n› bafllat›nca, Osmanl› yöneticileri, ç›karlar› Rusya ile uyuflmaz olan ‹ngiltere’nin buna kesinlikle engel olaca¤›n› düflünüyordu. Ancak böyle olmad›. George Finlay 1861’de yay›mlanan Yunan Ayak-
lanmas›n›n Tarihi adl› kitab›nda 1821 ayaklanmas›n› flöyle anlatacakt›: 1821 Nisan›’nda, 20000’e yak›n bir Müslüman nüfus, Yunanistan’da da¤›n›k olarak yafl›yor ve tar›mda çal›fl›yordu. [Ayaklanma ç›kmas›n›n üzerinden] Daha iki ay geçmeden bunlar›n ço¤u k›y›mdan geçirildiler; adamlar, kad›nlar, çocuklar, hiç ac›madan ve sonra da piflmanl›k duyulmadan öldürüldüler. Yafll› Yunanl›lar, hâlâ, tafl y›¤›nlar›n› parmakla gösterip, gezginlere, "‹flte flurada Ali A¤a'n›n pyrgos'u, kulesi, vard›; burada hem onu, hem efllerini ve hizmetkârlar›n› öldürdük" diye anlat›rlar.
1821 ayr›l›kç› Yunan Ayaklanmas›’nda Müslüman Osmanl›lar Yunanlarca öldürülmüfl olmas›na karfl›n, Avrupal›lar bir örne¤i afla¤›da görülen gravürlerle olay› ters yüz ederek yans›t›yor ve Bat› kamuoyunu Osmanl›’ya karfl› Yunanl›lar›n yan›nda yer almaya ça¤›r›yorlard›.
‹ngiltere’nin Akdeniz’deki egemenli¤ini sarsaca¤›n›; bu nedenle ‹ngiltere’nin Rus güdümlü Yunan ayr›l›kç›l›¤›na engel olmas› gerekti¤ini savunan Osmanl› yöneticileri, ‹ngiltere’den flu yan›t› alacaklard›: Yunan ayr›l›kç›l›¤›n›n ard›nda Rusya’n›n oldu¤unu biliyoruz. Ruslar›n amac›n›n Yunanistan üzerinden Akdeniz’e aç›lmak ve Akdeniz’deki ‹ngiliz etkisini k›rmak oldu¤unu da biliyoruz. Gelgelelim bu ayr›l›kç› hareketi bast›rmaya çal›fl›p Yunanlar›n düflmanl›¤›n› kazanmak yerine onu Ruslardan daha çok destekleyerek, kurulacak olan Yunanistan’› Rus güdümünden kurtar›p ‹ngiliz güdümüne alaca¤›z. Böyle olunca Yunanistan bir Rus uydu devleti de¤il, bir ‹ngiliz uydu devleti olacak ve Rusya’n›n Akdeniz’e aç›lmas›na engel olacakt›r. Siz de kurulacak olan Yunanistan’da Rusya’n›n egemenli¤i yerine ‹ngiltere’nin egemenli¤i olmas›n› destekleyin ki Rusya Osmanl› topraklar›nda daha çok yay›lamas›n... Gerçekte Osmanl› ordusu Yunan
Filiki Eterya ayr›l›kç› Yunan örgütüne komuta eden Rus Çar›’n›n ‹mparatorluk Muhaf›z› General Alexandr Ypsilanti. Rusya’n›n salt kendi gücünü Akde-
niz’e yaymak için Yunanistan’› Osmanl›’dan ay›r›p kendi güdümünde bir uydu devlet yapmak istedi¤ini; Yunanlar› bu nedenle ayakland›rd›¤›n›; Osmanl›’dan kopup Rusya’n›n güdümüne girecek bir Yunanistan’›n Rusya’y› Akdeniz’e ç›kartmaktan baflka bir ifle yaramayaca¤›n›; bunun da
Ayaklanmas›’n› ezecek güçteydi. 1827 y›l›nda M›s›r Valisi Mehmet Ali Pafla’n›n o¤lu ‹brahim Pafla askerleriyle Mora’ya ç›karak ayaklanmay› bast›r›nca, monarflist Avrupa Birli¤i ifle kar›flacak, ‹ngiltere, Fransa ve Rusya, Yunanistan’a ba¤›ms›zl›k verilmesini isteyeceklerdi. Osmanl›, tam ayr›l›kç› ayaklanmay› bast›rm›flken Yunanistan’a ba¤›ms›zl›k vermeye yanaflmayacakt› kuflkusuz. Mora’da Osmanl› egemenli¤i yeniden kurulmuflken, Osmanl› askerlerinin derhal Mora’dan ç›kmas›n› istemek yak›fl›k almaz bir 57
BD MAYIS 2011
tutumdu. Osmanl›, askerini Mora’dan çekmedi. Bunun üzerine ‹ngiltere Osmanl› devletine bir ültimatom vererek ayr›l›kç›lara karfl› yürüttü¤ü harekat› durdurmas›n› ve Mora’dan ç›kmas›n› isteyecekti. Ayaklanmay› ç›kartan ve Yunanistan’› Osmanl›’dan kopart›p uydulaflt›rmak isteyen, düflman›m›z Rusya’yd›; ayaklanman›n bast›r›lmas›na karfl› ç›kan ise dostumuz ‹ngiltere!.. Osmanl› bu ültimatomu da reddedince, ‹ngiliz, Frans›z ve Rus savafl gemileri, Mora aç›klar›nda bulunan Osmanl›-M›s›r donanmas›n› ani bir bask›nla yok edecekti. Navarin Savafl› (1827). Carneray’›n ya¤l› boya tablosu.
‹ngiliz amiral Codrington kumanda-
s›ndaki Frans›z, ‹ngiliz, Rus birleflik donanmas›, Navarin liman›nda demirli Osmanl›-M›s›r gemilerini “amac›m›z savaflmak de¤il” diye diye kuflatm›fl ve Amiral Codrington’un Osmanl› ve M›s›r askerlerinin Yunanistan’dan çekilmesi iste¤i reddedilince, donanmam›z top atefline tutulmufl; 50’yi aflk›n gemimiz bat›r›lm›fl, 6000 dolay›nda 58
askerimiz flehit olmufltu. Osmanl› Devleti, varl›¤›n› ve birli¤ini ‹ngiliz deste¤ine ba¤lad›¤› için; “dost”(!) ‹ngiltere’nin “Mora’y› terkedin” buyru¤una boyun e¤erek askerlerini geri çekmifl; ve bu olay, ‹ngiltere’yi ayr›l›kç› Yunan ayaklanmac›lar›n bir numaral› sevgilisi konumuna yükseltmiflti. ‹ngiltere’nin bu davran›fl›, 1822’den sonra izledi¤i politikayla ilgiliydi. O tarihte iflbafl›na geçen Baflbakan Cannig’e göre, Yunanl›lar er-geç ba¤›ms›z olacaklard›. Ba¤›ms›z bir Yunanistan ise Rusya’n›n de¤il, ‹ngiltere’nin etkisi alt›na girmeliydi. Böylece Rusya’n›n güneye inmesine engel olunur, Osmanl› devletinin toprak bütünlü¤ü de korunmufl olurdu. Öyleyse Yunanistan’›n ba¤›ms›z olmas›na Rusya’n›n de¤il de ‹ngiltere’nin yard›m etmesi, ayn› zamanda ‹ngiltere’nin Osmanl› devletine de bir yard›m› olmufl oluyordu. Dikkatli bir okuyucu, Osmanl› ‹mparatorlu¤u’nda bafl gösteren Filiki Eterya önderli¤indeki ilk ayr›l›kç› Yunan ayaklanmas›nda olup bitenlerle, Türkiye Cumhuriyeti’nde bafl gösteren PKK önderli¤indeki son ayr›l›kç› Kürt ayaklanmas›nda olup bitenlerin ne denli birbirine benzedi¤ini hemen görece¤i için, burada uzun uzun karfl›laflt›rmalara girmeyece¤im.
1827 Navarin bask›n›ndan sonra Rus sald›r›s›na u¤rayan Osmanl› 1829’da Yunanistan’a özerklik vermek zorunda b›rak›lm›fl; özerklikten çok de¤il 5 ay sonra ‹ngiltere, Fransa ve Rusya yeni bir “Londra Protokolü” imzalayarak ba¤›ms›z Yunanistan Devleti'nin kuruldu¤unu ilan etmifller; Osmanl› Devleti de 24 Nisan 1830’da Yunanistan'›n ba¤›ms›zl›¤›n› kabul etmek zorunda kalm›flt›. ‹lk Yunan Kral› Otto, bir Yunanl› de¤il Bavyera Kral› Ludwig I’in o¤luydu ve Bavyera Prensi idi. 18 yafl›ndaki Bavyera Prensi, Avrupa Devletler Birli¤i taraf›ndan Yunanlar›n bafl›na Kral olarak atanacakt›.
Ö
zetle, 1814’te toplan›p 1815’-
te sonuçlanan Viyana Kongresi’nde oluflturulan monarflist Avrupa Birli¤i, onbefl y›ll›k bir çal›flma sonunda Yunanistan’› Osmanl›’dan koparmay› baflarm›fl; birli¤in baflkan› Metternich, bafllang›çta birli¤in ilkelerine ayk›r› sayd›¤› bu ayr›l›¤›, daha sonra çeflitli argümanlar uydurarak onaylam›flt›. Osmanl›’n›n tek avuntusu, Yunanistan’›n “düflman” Rusya’n›n güdümüne b›rak›lmay›p, “dost” (!) ‹ngiltere’nin güdümünde olmas›yd›. ‹ngiltere dostumuzdu, çünkü o Rusya’n›n yay›lmas›n› durdurmak için Osmanl›’n›n devlet olarak varl›¤›n› sürdürmesine gereksinim duyan, toprak bütünlü¤ünü -Yunanistan’› kopartmas›na karfl›n(!)-savunan biricik ülke idi. Osmanl› topraklar›nda ayr›l›kç›l›¤› k›flk›rtm›yordu ‹ngiltere; fakat Rusya’n›n ya da Fransa’n›n k›flk›rtt›¤› bir ayr›l›kç›l›k bafl gösterdi¤inde, ayr›l›kç›lar› hemen kendi güdümüne alarak
Sultan II. Mahmut. Osmanl›’dan kopacak parçan›n Rusya’n›n ya da Fransa’n›n uydusu olmas›n› önlüyordu. Eh, bu da Osmanl› için ‘kötünün iyisi’ydi. As›lacaksan ‹ngiliz sicimiyle as›lacak, bölüneceksen ‹ngiliz b›ça¤›yla bölünecektin. ‹ngiltere’nin her dedi¤ini yaparak Avrupa Devletler Birli¤i’ne girmek, böylece bölünmekten kurtulmak gibi bir umudumuz da vard› üstelik... II. Mahmud bu umutla yaflam›fl, bu umutla ölmüfltü. Mehmet Akif Ersoy der ki: Geçmiflten adam hisse kaparm›fl... / Ne masal fley! / Befl bin senelik k›ssa yar›m hisse mi verdi? / 'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar; / Hiç ibret al›nsayd›, tekerrür mü ederdi? • cengizozakinci@butundunya.com.tr 59
ATATÜRK’ÜN DÜNYASI
Haz›rlayan: SAN‹YE ÖZDEN
Cengiz Önal
H
Bu ay köflemizi dilimizde yer etmifl yabanc› sözcüklerin karfl›l›klar›na ay›rd›k. Bilginizi s›nay›n.
1 Akonit (Fr.)
a-Dizgi makinesi b-Bo¤anotu c-Tekdüze d-Din adam› 2 Egoizm (Fr.)
a-Kurguculuk b-Montajc›l›k c-Moralizmcilik d-Bencillik 3 Kadril (Fr.)
a-Bir salon dans› b-Nötr durumda atom c-Sinir hastas› d-Etkisiz
6 Kadro (‹ta.)
a-En üst balkon b-Düflünme kal›b› c-Bir ifli yürütenler d-Ayk›r› olmayan 7 Palamar (Yun.)
a-Bal›k oltas› b-Dik dal›fl c-Gemi ba¤lama ipi d-Asit 8 Akonitin (Fr.)
a-Azman midye b-Cam boru c-Küspe d-A¤›l› bir madde
11 Lake (‹ta.)
a-Buzul b-Akci¤er zar› c-Laka ile cilalanm›fl d-Ak›lc› 12 Kadük (Fr.)
a-‹shal kesici b-Yeteneksiz c-Bir bitki d-De¤erini yitiren 13 Maket (Fr.)
a-Boru a¤z› b-Nesnenin küçük örne¤i c-Tepkime d-Gerçeklik
9 Palanga (‹ta.) 4 Janr (Fr.)
a-Yass› kirifl b-Çat› kirifli c-Ç›¤›r, tür d-Bir bal›k 5 Makak (Fr.)
a-Rezalet b-Küçük maymun c-Üçk⤛tç› d-Uyuflturucu satan
60
a-Halatl›, iki makaral› donan›m b-Hamur yeme¤i c-Kemikli et d-Katolik din adam› 10 Janjan (Fr.)
a-Yanardöner b-Pazarlamac› c-Koruyucu gö¤üslük d-Bir element Yan›tlar: 152. sayfada
14 Labros (Lat.)
a-‹ri lapina b-Sigorta c-Erkek ceketi d-Tiyatroda son söz 15 Egosantrik (Fr.)
a-A¤tabaka b-Yönünden sapt›ran c-Otsu bir bitki d-Benmerkezci
(Fr.) Frans›zca, (‹ta.) ‹talyanca, (Yun.) Yunanca, (Lat.) Latince
er büyük meydan muharebesinden, her büyük zaferin kazan›lmas›ndan sonra yeni bir âlem do¤mal›d›r, do¤ar. Yoksa bafll› bafl›na bir zafer, bofla gitmifl bir gayret olur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Büyük17 Taarruz S
akarya Meydan Muharebesi’nin getirdi¤i
hakl› Zafer’den sonra Meclis içindeki ve d›fl›ndaki muhalif olsun olmas›n herkes, k›sacas› Türk Ulusu’nun tamam› Mareflal Gazi Mustafa Kemal’in çevresinde adeta kenetlenmiflti. O’na karfl› olanlar bile, Sakarya Zaferi’nden sonra, kesin sonuç getirebilecek bir Büyük Zaferi ancak Mustafa Kemal’in sa¤layabilece¤ine olan inanc›n› ifade ediyor ve bu konudaki düflünce ve arzular›n› dile getiriyordu… Baflkomutan Mustafa Kemal, Ulusal Savafl›- Baflkomutan m’›n bafllad›¤› günden buyana, tam ba¤›ms›z Mustafa Kemal Türk Devleti’ni yaratman›n, “Düflman› Vatan’›n ba¤r›nda bo¤mak...” ile mümkün olabilece¤ini, bunun ise ancak bask›n tarz›nda bir taarruzla gerçekleflebilece¤ini biliyordu. Ancak, taarruzun yüksek atefl gücü ve asker say›s› bak›m›ndan üstünlük, seri hareket ve manevra kabiliyeti gerektirdi¤i aç›k bir gerçekti. Oysa Türk Ordusu, bu nitelikleri bak›m›ndan, istilac› Yunan Ordusu’nun yar› gücüne bile sahip de¤ildi. Onun için bir taar61
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Büyük Taaruza haz›rlanan topçular ruza giriflmeden önce yap›lacak ilk ifl Ordu’nun Sakarya Meydan Muharebesi esnas›nda yitirdi¤i malzemelerini tamamlamak ve yeterli asker say›s›n› temin etmekti. Aksi halde bir taarruza kalk›flman›n baflar›s›zl›kla sonuçlanmas› kaç›n›lmazd›. Mustafa Kemal ve karargâh›ndaki yak›n çal›flma arkadafllar› böyle düflünüyor ve hiç zaman kaybetmeden dikkatli ve h›zl› bir flekilde bütün eksiklikleri gidermeye ve bunu yaparken de düflmanda en küçük bir flüphe uyand›rmamaya gayret ediliyordu. Düflman› Anadolu Topraklar›’ndan söküp atmak as›l amaçt›. Bir taarruz mutlaka yap›lacakt›. Ama zamanlama ve bilgi s›zd›rmama konusu çok önemliydi. Hatta TBMM’ne bile ne zaman ve nerede, nas›l bir taarruz yap›laca¤› konusunda henüz bilgi verilmemiflti. *** Haz›rl›k Dönemi Gazi Mustafa Kemal, bir yandan bir an evvel taarruza geçilmesi konusundaki yo¤un bask›lara direnirken, di¤er taraftan da, öncelikle Do¤u ve Güney Cepheleri’ndeki birliklerin önemli bir 62
k›sm› ile gerekli araç ve donan›mlar›n›, büyük bir düzen içinde ve sessizli¤e özen gösterilerek Bat›’ya kayd›r›lmas›n› sa¤lad›. Ayr›ca, ordunun silah eksikli¤i, ‹stanbul askeri depolar›ndaki çok miktarda silah ve cephanenin, deniz yoluyla ve büyük gizlilik içinde Anadolu’ya kaç›r›lmas›yla giderildi. Baflkomutan, 1921 senesinin güz aylar›ndan Haziran-1922 ortalar›na kadar, Anadolu’nun ve Türk Ulusu’nun bütün imkânlar›n›, topyekûn bir savafl stratejisi içinde de¤erlendirerek, Türk Ordusu’nu, hiç de¤ilse, Yunan Ordusu’na denk bir duruma getirdi. Yaklafl›k on ayl›k bu süre içinde ordu sürekli e¤itime tabi tutularak, kesin sonuç al›nabilecek bir taarruz için haz›rland›.
B
at› Cephesi’nin haz›rl›¤› ol-
dukça umut verici bir flekilde ilerliyordu. Mustafa Kemal, Büyük Taarruz karar›n› Haziran 1922’de vermiflti. Karargâha zamanla yapt›¤› ziyaretlerde, taarruzun yak›n bir zamanda gerçekleflebilece¤ini ve haz›rl›klar›n buna göre tamamlanmas›n› ordu ileri gelenlerine aç›klad›. Son
Ancak, buras› Yunan cephesinin olarak 28-29 Temmuz 1922 tarihlerinde, Bat› Cephesi’nin Akflehir’deki en iyi berkitilen yerlerinden biriydi… karargâh›na yapt›¤› ziyarette Cephe Komutan› ‹smet (‹nönü) Pafla ve fut- Baflkomutan, Bar›fl Kap›s›’n› bol maç› seyretmek bahanesiyle topla- Açmaya Çal›fl›yor Cephelerde durum böyle seyrederken; d›¤› komutanlarla görüfltü. Büyük Taarruz haz›rl›klar› tamam- Baflkomutan Mustafa Kemal planlad›land›ktan sonra, son dakikaya kadar ¤› savafl›m stratejisine uygun olarak, d›flar›ya hiçbir flekilde bilgi s›zd›r›lma- bir yandan ordunun haz›rlanmas›n› mas›na ve Yunan Ordusu’nun ise hiç- sa¤larken, di¤er taraftan da ‹tilaf Devbir fleyden flüphelenmemesine özen letleri kamuoyunu etkilemek ve Türk gösterilmesini istedi. Yap›lacak hare- Ulusu’nun hakl› savafl›m›n› dünyan›n ketin tam bir bask›n tarz›nda olaca¤›n› da Büyük Taaruz öncesi makineli ayr›ca belirtti. Bu dötüfekle at›fl e¤itimi nemde Yunan taraf› Anadolu’daki geliflmeleri ö¤renme flans›ndan yoksun oldu¤u için nispeten rahat bir durumda bulunuyordu. Yunan Ordusu’nun esas a¤›rl›¤› Eskiflehir ile Afyon aras›nda toplanm›flt›. Di¤er iki kolordu da birisi ‹zmir, öbürü de Bursa yolunu kapatacak flekilde yerlefltirilmiflti. Kolordulardan birisi Afyon’un güney ve do¤usunu korumak amac›yla dikkatine sunmak için diplomatik yolAfyon’da, bir di¤eri Seyitgazi’den lar› da kullan›yordu. Bar›fl Kap›s›’n› Sakarya’ya uzanan bölgede ve güya son bir kez daha açmaya çal›flmak Eskiflehir’i korumakta ve üçüncüsü için arkadafl› Fethi (Okyar) Bey’i, geise, her iki kolordunun ortas›nda ve rekli temaslarda bulunmak için Fransa Dö¤er-‹hsaniye bölgesinde konufllan- ve ‹ngiltere’ye gönderdi. Her iki devlet, bar›fl için uzat›lan eli s›kmam›flt›. d›r›lm›flt›. Her iki taraf›n bildi¤i bir gerçek Hatta ‹ngiltere D›fliflleri Bakan› Fethi vard› ki; o da, cephenin en hassas ye- Bey’le görüflmemiflti bile… Bu durinin Afyon’dan güneyindeki Ah›r rumda nihai bar›fl giriflimden de olumlu bir sonuç ç›kmad›. Bunun üzerine Da¤lar›’na kadar olan bölgeydi. 63
BD MAYIS 2011
Özellikle ‹ngiltere, Do¤u’da bar›fl için arzulu görünmüyordu. Gazi Mustafa Kemal’in bar›fl için uzanan eli bir kez daha havada kalm›flt›… Fethi Bey’in Londra’dan Mustafa Kemal’e gönderdi¤i mesaj, “Ulusal amaçlar›m›z›n sa¤lanmas› ancak askeri faaliyetlerle mümkün olabilecektir...” ifadesini içeriyordu. Özellikle ‹ngiltere, Do¤u’da bar›fl için arzulu görünmüyordu. Gazi Mustafa Kemal’in bar›fl için uzanan eli bir kez daha havada kalm›flt›… Mustafa Kemal de yurt gezilerini ihmal etmiyor ve böylelikle bir yandan, bizzat kurdu¤u temaslarla, Türk Ulusu’nu hakl› savafl›m›na ve sonras›nda yap›lacak olanlara haz›rlamaya çal›fl›yor, bir yandan da hem bas›n yoBaflkomutan denetlemede
64
BD MAYIS 2011
luyla ve hem de halkla do¤rudan temas kurarak, Ulusun bilgilenmesine gayret ediyordu. *** Büyük Taarruz (26 A¤ustos 1922) Ulusal Savafl›m Tarihimizde, “Tam ba¤›ms›z Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve bu devletin ilk ve yegâne Lideri’ne hayat veren muharebe” olarak da adland›r›lan Büyük Taarruz, tam bir bask›n tarz›nda gerçekleflmesiyle tan›mlanan, ”büyük zafer”le sonuçlanan ve emperyalist güçlerin maflas› ve tetikçisi konumundaki Yunan Ordusu’nu bertaraf ederek, Anadolu’yu istilac›lardan kurtaran dünya yüzündeki ender muharebelerden biridir. Baflkomutan Mustafa Kemal, önce 6 A¤ustos 1922’de Büyük Taarruz’a haz›rl›k için gizli emri verdi. Gerekli haz›rl›klar›n tamamlanmas›n›n ard›ndan 20 A¤ustos günü ise, 26 A¤ustos 1922’de sabah›n erken saatlerinde taarruz edilece¤inin komutanlara bildirilmesini istedi. Bu arada, gizlili¤e verilen önem gere¤i, haber henüz Hükümet ve Meclis’e duyurulmam›flt›. Mustafa Kemal’in en çok üzerinde durdu¤u konular gizlilik ve d›flar›ya haber s›zmamas›yd›. Hatta düflman›n haber almas›n› önlemek nedeni ile, kendini Ankara’da gibi göstermek için yabanc›
diplomatlara yemek verece¤ini duyurmufl, ama yeme¤e kat›lmayarak, büyük bir gizlilik içinde Konya üzerinden Bat› Cephesi Karargâh›’n›n bulundu¤u Akflehir’e gitmiflti. K›sa bir süre sonra da, 24 A¤ustos günü, Bat› Cephesi Karargâh›’n› Akflehir’den taarruz cephesinin hemen gerisindeki fiuhut’a, bir gün sonra da muharebenin idare edildi¤i Kocatepe’nin güney bat›s›ndaki çad›rl› ordugâha naklettirmiflti. Birlik nakillerinin gece yap›lmas›n› ve askerin gündüzleri yak›n köylere ve ormanl›k alana da¤›larak farkl› ifllerle meflgulmüfl gibi gösterilmesini bilhassa emretmiflti. Zaman gelmiflti. Baflkomutan Mustafa Kemal, Genelkurmay Baflkan› Fevzi Pafla, Bat› Cephesi Komutan› ‹smet Pafla ve karargâhlar›n›n savafl kademeleri, 26 A¤ustos 1922 günü sabah›n 03.30’nda atlar›na bindiler ve Kocatepe’ye do¤ru yola koyuldular. Kocatepe’ye ulaflt›klar›nda, Baflkomutan beklemeksizin da¤›n doru¤una gelip, afla¤›ya bakt›. Her yan sis içinde olmas›na karfl›n, görebildi¤i kadar›yla etraf›n› izledi... Bir süre sonra sis da¤›lmaya, Afyon Kalesi ve yüksek tepeler belirmeye bafllam›flt› ki, Baflkomutan ‹smet Pafla’ya, beklenen emri bafl›yla iflaret etti. Büyük Taarruz 26 A¤ustos 1922 günü ve saat 05.30 sular›nda, komutanlar›n, sanki bir top gürlemesini and›ran “Atefl!” talimat›yla ve Türk Topçusu’nun tanzim (düzenleme) at›fl›yla bafllad›. Yer gök zang›rd›yordu sanki... Yunan mevzilerine, direnek merkezlerine, makineli tüfek yuvalar›na, yerleri önceden tespit edilebilen topçu batar-
Baflkomutan Kocatepe’de
yalar›na ve tel örgülere düflen top mermilerinin gö¤e savurdu¤u toprak uzaktan bile görülebiliyordu. Gök toprak olmufl da yere ya¤›yor gibiydi… Yunanl›lar böylesi bir ateflle hiç karfl›laflmam›fl olacaklar ki, Birliklerinde bafllayan büyük panik uzaklardan bile görülebiliyordu. Tepeler sanki alev alm›fl yan›yordu. Toplar yaklafl›k 30 dakika kadar hedeflerini dövdüler. Yunan siperleri ve gözetleme yerleri dahi yerle bir oldu. Topçular›m›z›n büyük isabet kaydettikleri atefller Yunanl›lara göz açt›rm›yordu. Top at›fllar›n›n ard›ndan bafllayan piyade hücumu ise tan›mlanacak gibi de¤ildi. 65
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Askerlerimizin sald›r›s› Gö¤üs gö¤se çok fliddetli çarp›flmalar bafllad›.
‹
lk gün, Yunan Ordusu’nun çok iyi berkitti¤i bilinen cephenin kilit noktalar›ndan baz› yerler ele geçirildi. Bir k›s›m kilit noktalarda da önemli geliflmeler sa¤land›. Hatta ilk günün gecesinde Fahrettin (Altay) Pafla komutas›ndaki Süvari Kolordusu, çok güç flartlar alt›nda ve geçilmesi imkân-s›z gibi görünen sarp Ah›r Da¤lar›’n›n uçurumlarla dolu yamaçlar›ndaki çizgi gibi patika yoldan, yöreden bir köylü gencin rehberli¤inde geçerek, Sincanl› Ovas›’na indi ve düflman gerisinde büyük panik yaflanmas›na neden oldu. Düflman, tam anlam›yla olmasa bile k›smen sarmala al›nm›flt›... ‹kinci gün Yunan cephesi yar›ld› ve düflman birlikleri Afyon ve Sincanl› Ovalar›’na dökülmeye bafllad›. Yaflanan bu yo¤un çarp›flmalar›n ard›ndan 27 A¤ustos 1922 günü Afyon istilac›lar›n elinden kurtar›ld›. Baflkomutan, düflman cephesinin çökertilmesinden sonra, Ordusu’na, 66
düflman›n ‹zmir ve Kütahya yönlerine çekilmesini önleyecek tedbirleri ald›rd›. Baflkumandanl›k Meydan Muharebesi (30 A¤ustos 1922) Baflkomutan Mustafa Kemal’in Türk Ordusu’na yapt›rd›¤› muhteflem manevralarla Yunan Kuvvetleri’ni, 28 A¤ustos 1922 tarihinde, Dumlup›nar’›n kuzeyinde kuflatt›rd›. Yunan Ordusu Baflkomutanl›¤›’na henüz getirilmifl olan ve karargâhlar›yla haberleflme olanaklar› kalmad›¤›ndan bundan haberi bile olmayan General Trikopis kumandas›ndaki befl tümenlik düflman kuvvetinin, Asl›hanlar mevkiinde çembere al›nmas›n› sa¤lad›. Düflman askerleri, kendi içindeki koordinasyonun kopmas›, emir-komuta zincirinin ifllememesi ve Türk Ordusu Süvari Birlikleri’nin dört bir yandan amans›z bask›nlar› neticesinde flaflk›na dönmüfl, ne yapaca¤›n› bilemez duruma düflmüfl ve Türk Birlikleri’ne s›¤›nma noktas›na kadar gelmiflti. Buna karfl›n, bir k›s›m komutanlar›n halen çarp›fl-
maya devam emriyle yo¤un ve kanl› nin bütün gereklerini yerine getiriyorçarp›flmalar da yaflan›yordu. Bu kopuk du. Çembere al›nm›fl düflman kuvvetve da¤›n›k konumda yaflanan ve 28- leri çok kay›plar verdi. Çarp›flmalara 29 A¤ustos tarihlerinde, iki gün süren halen devam ediliyor olmas› nedeniyle kanl› çarp›flmalar Yunan taraf›n›n bü- Yunan Ordusu’nun o bölgeye s›k›flm›fl yük kay›plar›yla sonuçland›. Önemli kuvvetlerinin büyük ço¤unlu¤u bertasay›da düflman askeri de esir al›nd›... raf edildi. Di¤erlerinin de zaten teslim Ancak al›nan bütün tedbirlere karfl›n, olmaktan baflka çareleri kalmam›flt›. çarp›flma ortam›n›n do¤al gere¤i olaSonunda, çarp›flmalardan sa¤ karak, Asl›hanlar Mevkii’ndeki çember- lanlar esir al›nd›lar. ‹ki gün sonra da, den kurtulabilen ve say›lar› yaklafl›k 2 Eylül 1922 günü General Trikopis befl bin kifliye ulaflabilen ve o bölgede- ve beraberindeki karargâh subaylar› ki Yunan Birli¤i’nin merkezi gücünü teslim oldu. Trikopis ve yak›n kurmay oluflturan bir Birli¤in Uflak istikameti- heyeti Baflkomutan Mustafa Kemal’in ne do¤ru çekildi¤i istihbarat› al›nd›. huzuruna ç›kar›ld›. ‹flin baflka bir önemli yan› da Yunan Mustafa Kemal Yunan Ordusu Ordusu Baflkomutan› ve karargâh›n›n Baflkomutan› General Trikopis’i, Türk bu birli¤in bafl›nda bulunmas›yd›. Ordusu Baflkomutan›’na yak›fl›r bir Baflkomutan Mareflal Gazi Mustafa Kemal, cepTopçular Yunan mevzilerini henin en ön saflar›na geçti döverken, piyade ve 30 A¤ustos 1922 günkü birliklerimiz hücum çarp›flmalar› bizzat yönetti. için siperde bekliyor Düflman askerleriyle karfl›laflma Uflak’›n Çal Köyü mevkiinde oldu. Yunan Kuvvetleri’yle kanl› çarp›flmalar bafllad›. Baflkomutan, bütün ihtimalleri de¤erlendiriyor, düflman kuvvetlerin çemberi yarmalar›n› engellemek için gereken her tedbiri ald›r›yor ve düflman›n, bulundu¤u yerdeki Türk Köyleri’ne ve dolays›yla Vatandafllar›m›za daha fazla zarar vermesini engellemek için çabucak bertaraf edilmesi ve çarp›flmalar›n bir an evvel sonuçland›r›lmas› için askerlik mesle¤i67
BD MAYIS 2011
tav›rla, bir esir gibi de¤il aksine bir misafir gibi kabul etti. Yunan haberleflmesinden edilen bilgilere göre, General Hacianesti yerine Baflkomutanl›¤a atanm›fl oldu¤u haberini verdi ve k›sa konuflmalardan sonra bir arzular› olup-olmad›¤›n› sordu. General Trikopis ise, eflinin ‹stanbul’da oldu¤unu belirterek, hayatta
BD MAYIS 2011
oldu¤unun bildirilmesini istedi... Baflkomutan ‹smet Pafla’ya, “Gerekeni yap›n...” dedi… Esir komutanlar aya¤a kalkarak, Gazi Mustafa Kemal’i büyük bir sayg›yla ve bir asker gibi selamlay›p, ayr›ld›lar. • (Gelecek Ay: “Ordular! ‹lk Hedefiniz Akdeniz’dir. ‹leri!”)
cengizonal@butundunya.com.tr
YAZILARI
YANILTMA
HIRSIZLAR KASABASI Bir kasabada her gün hava karar›nca, insanlar maymuncuklar›n› ve fenerlerini yanlar›na al›r, komflular›n›n evlerini soymaya giderlermifl. Fakat, geri döndükleri her seferinde kendi evlerini de soyulmufl durumda bulurlarm›fl. Ülkede kimse kaybetmezmifl, çünkü herkes birbirinden çalarm›fl. Bir gün, nas›l olmuflsa, dürüst bir adam ortaya ç›km›fl. Geceleri, di¤erleri gibi h›rs›zl›¤a ç›kmaktansa, evinde kal›p çal›flmay› tercih edermifl bu adam. H›rs›zlar da onun evinde ›fl›k yand›¤›n› görünce döner giderlermifl. Bu durum böyle bir süre devam edince, ahali ona k›zmaya bafllam›fl: "Çalmadan yaflamak senin tercihin, ama baflkalar›n› engellemeye hakk›n yok" demifller. Bunun üzerine dürüst adam, geceleri ›fl›¤›n› söndürüp d›flar› ç›kmaya bafllam›fl. Her gece, h›rs›zl›k yapmadan dolafl›r durur, sonunda evine dönermifl. Ama her döndü¤ünde evini soyulmufl bulurmufl. Sonuçta memleketini terketmek zorunda kalm›fl. Kasabada h›rs›zl›kta ustalafl›p zenginleflenler kendileri için maafll› h›rs›zlar tutmaya bafllam›fllar. Zamanla, zengin fakir ayr›m› ço¤alm›fl. Zenginler mallar›n› korumak için, hapishaneler kurup, mallar›n›n çal›nmas›n› da yasa d›fl› ilan etmifller! Ancak yoksullar›n mallar›n› çalmak hala serbestmifl! Bir süre sonra, art›k kimse h›rs›zl›ktan söz etmez olmufl. Çünkü, yoksullar ya açl›ktan ölmüfl ya da oralar› terketip gitmifller. Zenginler ve maafll› soyguncular ise ortada soyacaklar› kimse kalmad›¤›ndan servetlerini yavafl yavafl yitirmeye bafllam›fllar. Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sa¤lamak için oralar› ilk terkeden dürüst adam› bafla getirmeye karar vermifller. Sora sora nerede yaflad›¤›n› ö¤renmifller. Evine gittiklerinde kap›da yaz›l› bir ka¤›t görmüfller. Ka¤›tta flunlar yaz›yormufl: "Bir insan sadece dürüst oldu¤u için aran›yorsa, her fley için çok geç olmufl demektir..." Indra Ghandi 68
Ne garip bir kaderdir: Türkiye’ye ait en basit bir gerçek, Bat› bas›n›na intikal edince fleklini, mahiyetini büsbütün de¤ifltiriyor. Yaz›k ki bundan en çok zarar görenler, aç›k yalan› bir gerçek olarak alan Avrupa kamuoyu de¤il, bizzat Türklerdir.
Ç
ünkü hakk›m›zda verilen
yanl›fl hükümler, asl› büsbütün bozulmufl olan bu gibi haberlere dayand›r›l›yor. Necati (*) merhumun vefat› münasebetiyle Meclis’te ve bas›nda aç›lan tart›flman›n da böyle makûs bir talihi oldu. “Temps” gazetesi bu münasebetle yay›mlad›¤› bir makalede Türkiye’de kamuoyu ve bas›n›n Türk doktorlar›n›n kabiliyeti hakk›nda flüpheye düfltüklerinden bahsettikten sonra diyor ki: “Bu hal, Mustafa Kemal idaresinin takip etti¤i yabanc› düflmanl›¤› politikas›n›n do¤al bir sonucudur. Lozan görüflmeleri esnas›nda, Türkler, yabanc› doktorlar› kovmak için çok ›srar etmifllerdi; bu talepleri kabul edildi. fiimdi adedi bir düzineyi geçmeyen yabanc› doktor, yaln›z ‹stanbul’da bulunuyorlar. Ankara ise yabanc› doktorlardan büsbütün yoksundur. Necati
Bey’in ölümü, ayd›n Türklere dar ve uyuflmaz bir milliyetçili¤in ne kadar zararl› oldu¤unu gösterdi!” Avrupal›larda, bir türlü ölmeyen bir zihniyet, bu tür yay›nlara sebep oluyor. Bunu sömürgeci zihniyet ile ifade etmek mümkündür. On sene oldu, çal›fl›yoruz, yeni Türkiye’yi ve Türk ifllerini inceleyip araflt›r›rken, bu zihniyetten büsbütün s›yr›lmak, soyutlanmak laz›m geldi¤ini anlatam›yoruz. Bat›’da, Osmanl› imparatorlu¤u ile temas halinde yaflam›fl, Türkler üzerinde bask› kurmaya ve otorite sa¤lamaya al›flm›fl bir nesil var ki, bugünkü duruma bir türlü al›flam›yor. Türk Heyeti baflkan› olarak ‹smet Pafla’n›n, ba¤›ms›zl›¤›m›z için Lozan’daki ›srar›n›, kararl›l›¤›n› ve inand›klar›n› inatla savunmas›n›, sonuçta baflar›s›n› bir türlü affetmiyor. 69
BD MAYIS 2011
Bu efendiler unutuyorlar Bat›’da, Osmanl› imparatorlu¤u ile temas ki, yabanc› düflmanl›¤› halinde yaflam›fl, Türkler üzerinde bask› baflkad›r, memlekette yabanc› bask›s›n›, yani ka- kurmaya ve otorite sa¤lamaya al›flm›fl pitülasyonlar› istememek bir nesil var ki, bugünkü duruma bir türbüsbütün baflkad›r. lü al›flam›yor. Türk Heyeti baflTemps Gazetesi aç›k kan› olarak ‹smet Pafla’n›n, bir yan›ltma yap›yor: Türk bas›n› ve ka- ba¤›ms›zl›¤›m›z için Lozan’muoyunun u¤raflt›¤› medaki ›srar›n›, kararl›l›¤›n› sele, doktorlar›m›z›n uzmanl›k ve mesleki düzey- ve inand›klar›n› inatla salerine ait de¤ildi. vunmas›n›, sonuçta baflar›Türk doktorlu¤u, Türk askerli¤i gibi, bizde s›n› bir türlü affetmiyor. her meslekten daha çok ileri gitmifl Onlar›n memleketten uzaklaflmalar›n› bir sanatt›r. Doktorlar›m›z›n içinde, asla bir kay›p olarak görmüyoruz. memleket ad›na fleref teflkil edenler Anlafl›l›yor ki, bu yay›n› gerektivard›r. Bundan kimse flüphe etmedi. ren düflünce, bas›n›m›zda aç›lan tarTart›flman›n konusu, bu ani ve t›flma de¤ildir. Belki Lozan’› ve Türfeci ölüm hadisesinde bir dikkatsizlik, k’ün ba¤›ms›zl›¤›n› bir türlü affetmebir ihmal olup olmad›¤›n› aramaktan yen gizli h›rslar›n böyle nedenlerle ibaretti. Sa¤l›k Bakan›’n›n kan›tlara haddini aflmas›d›r... dayal› aç›klamas›, bu noktay› da ayd›nGerçekleri kamuoyunu yan›ltarak latm›flt›. bo¤maya çal›flmak, davas› ve delili Türkiye’nin uzmanl›¤a gösterdi¤i zay›f olanlar›n iflidir. • sayg› ve de¤er ispata muhtaç de¤ildir. Hâkimiyeti Milliye Gazetesi Her idare flubemizde oldu¤u gibi, t›p 9 fiubat 1929 alan›nda da uzmanl›ktan yararlanmay› (*) Mustafa Necati Bey, Ulusal Savafl›m hiçbir zaman ihmal etmedik. ‹htiyaç (Milli Mücadele) döneminde Kuvay-› halinde, Avrupa’n›n büyük uzmanlar›Milliye içinde yer alm›fl, birçok cephede n› memlekete davet etmekten geri bulunmufl ve çarp›flmalara kat›lm›flt›r. kalmad›k. Gelecekte de ayn› yolu ta- ‹stiklal Mahkemesi Üyeli¤i ve Baflkanl›¤› kip etmeyece¤imizi iddiaya kimsenin görevlerinde bulunmufl, birkaç bakanl›k hakk› yoktur. görevini baflar›yla yerine getirmifltir. “Temps” in Türkiye’de çal›flt›kla- Nihai olarak da; 1925 y›l›nda atand›¤› r›ndan bahsetti¤i yabanc› doktorlar, Milli E¤itim Bakanl›¤› görevini, e¤itimözellikle “Türk T›bbiyesi’nin Çekir- de birçok yeniliklere imza atarak, 1 Ode¤i” olarak ifade etti¤i Rum doktor- cak 1929 tarihinde bir apandisit krizi lar, ne sanat, ne de kabiliyet aç›s›ndan sonucu hayata veda edinceye kadar sürhiçbir k›ymete sahip de¤ildiler. dürmüfltür. 70
BD MAYIS 2011
Bu konuflma metni ‹stanbul Lisesi Tarih Ö¤retmeni GÜL YAYLA taraf›ndan 18 Mart 2011 tarihinde yap›lm›flt›r...
"Çanakkale Savafllar› 'Dinler Savafl›' De¤ildir." Say›n misafirlerimiz, Sar›-Siyahl› camian›n de¤erli mensuplar›, sevgili arkadafllar›m ve sevgili ö¤rencilerim, Bir 18 Mart töreninde; nedense ad› son zamanlarda "fiehitleri Anma Günü" olarak de¤ifltirilmifl olan "Çanakkale Zaferi"ni kutlad›¤›m›z günde beraberiz.
B
ugün 18 Mart 2011. Yani 18 Mart, 96 y›l sonra bugün; Çanakkale Zaferleri'nin simgesel kutlama günüdür. Simgesel diyorum çünkü Çanakkale Savafllar› 1916'ya kadar devam etmifltir. Elbette Deniz Savafllar›'n›n kazan›ld›¤› gündür 18
Mart. Ancak kara savafllar› bütün h›z› ile aylarca devam eder. Tarihin en kanl› savafllar›ndand›r Çanakkale Kara Savafllar›. Gelibolu gibi ufac›k bir kara parças›nda; deyim yerindeyse avuç içi kadar bir toprakta yaflan›r. Öyle ki; 71
BD MAYIS 2011
ölen insanlar aya¤a kalkacak olsa, savaflt›klar› alana s›¤maz. Çanakkale Kara Savafllar›'ndan söz etmeden; böyle bir günü yaln›zca "anma" gününe çevirenlerin zihniyetleri, gerçeklere, tarihe ve bize uzakt›r. Bu savafllar›n bafl so-
BD MAYIS 2011
Bir baflka komutan, Çanakkale Savafllar›'ndaki baflar›lar›ndan dolay› Nisan 1916'da Tümgeneralli¤e yükseltilmifltir. Tümgenerallik rütbesini getiren Ar›burnu, Anafartalar, Conkbay›r›, Kireçtepe isimleriyle özetlenebilecek zaferleridir. Biz O'na Atatürk dedik.
rumlusu ‹ngiliz Bahriye Naz›r›, yani Denizcilik Bakan› Churchill flöyle diyor: "Yenilmez armadam›z›n üçte biri sulara gömüldü. Üçte biri kullan›lamaz hale geldi. Baflar›s›zl›¤›m›z savafl› 2,5 y›l uzatt›. 8,5 milyon Avrupal›n›n ölümüne neden oldu. Rusya'da komünistler yönetimi ele geçirdi. Bu olaylar vuku bulurken 30 milyon insan öldü. Biz Bo¤az› geçemeyince; Müslümanlar, di¤er Asyal›lar, Avrupa'n›n ihtiflam›ndan flüphe etmeye bafllad›lar. Biz Hindistan, Pakistan, Bengladefl'teki gücümüzü kaybettik; di¤er Avrupal›lar da sömürgelerindeki güçlerini..." Evet! Churchill'in kendi ifadesidir. Çanakkale Savafllar›'ndan 6 ay sonra, kendinin ifade etti¤i baflar›s›zl›¤›ndan dolay› rütbeleri tenzil edilmifl, ‹ngiliz Bahriye Naz›rl›¤›'ndan istifa etmek zorunda kalm›fl, savafl konseyinden uzaklaflt›r›lm›flt›r. Çanakkale Zaferimiz üzerine bir savafl lideri olarak görev yapmas›na imkân kalmay›nca, bir asker olarak ülkesine hizmet etmek istemifl, o zaman da kendisine tenzili rütbe ile ancak binbafl› rütbesine karfl›l›k gelen tabur komutanl›¤› görevi verilmifltir. 72
Tarihin garip tecellilerindendir. Bir baflka komutan Çanakkale Savafllar›'ndaki baflar›lar›ndan dolay› Nisan 1916'da Tümgeneralli¤e yükseltilmifltir. Tümgenerallik rütbesini getiren Ar›burnu, Anafartalar, Conkbay›r›, Kireçtepe isimleriyle özetlenebilecek zaferleridir. Biz O'na Atatürk dedik. Çanakkale Savafllar›, gökten saf saf inen sakall›, sar›kl›, yeflil cüppeli ruhanî varl›klar taraf›ndan kazan›lmad›. Çanakkale Savafllar›, aniden bast›ran sisler, 3'ler 7'ler 40'lar nedeniyle de kazan›lmad›. Çanakkale Savafllar› "dinlerin savafl›"d›r diyenler ne büyük hata içindedirler... Siz haz›rl›ktayken birlikte görmedik mi ‹ngiliz mezarl›klar›ndaki Müslüman ‹ngiliz askerlerinin isimlerini? Bundan daha vahimdir, Çanakkale'de k›ran k›rana bir mücadele yaflan›yorken, güneyde Müslüman Araplar'›n, ‹ngilizler'le ittifak yaparak, yine Müslüman olan Türkler'e sald›rmas›... Bunlar› mutlaka bilmelisiniz... Çanakkale dinlerin savaflt›¤› yer de¤ildir. Devletini ve baflkentini kurtarmaya çal›flan Türkler'in, emperyalist Ba-
t› ile yüz yüze geldi¤i yerdir. Çok dar bo¤azd›r. Çok da zor... "Çanakkale Zaferi"nden ya da "fiehitleri Anma Günü"nden söz ederken, Mustafa Kemal ad›n› söylemekten çekinenler; ya da bilinçli olarak söylemeyenler hakk›nda verilecek hükmü size b›rak›yorum... Diyor ki Mustafa Kemal Atatürk;
kolay yönetilecek halk›n›, vatandafll›k bilincine ve birey olma özelliklerine kavuflturarak, derin de¤ifliklikler yapt› milletinin hayat›nda. Bu dev adam, 300 y›ld›r ihmâl edilmifl, cehâlete terk ve teslim edilmifl Anadolu bozk›r›ndan büyük bir vaha yaratt›. Bunlar› okuyup-üfleyerek, dini siyasete alet ederek, yüzy›llard›r olageldi¤i gibi gücünü art›rabilmek için s›rt›n› din adamlar›na dayayarak yapmad›... Ülkemin umudu, yafllanaca¤›m günlerin sigortas› olan gençler; siz
"Millet bofluna ölmez, kan bofluna dökülmez. E¤er zaferler o milletin hayat›nda derin de¤ifliklikler yapmazsa ve de ona millî güven sa¤lamazsa, baz› budalalar›n, onunla böbürlenmesinden fiayak kalpakl›, mavi gözlü baflka bir ifle yaradev, milletinin hayat›nda derin de¤imaz." Çanakkale Savafllar› ve Zaferleri fliklikler yapt›. Hem de padiflah olmaTürkler'in hayat›nda dan, halifeli¤i kabul etmeden, fleyhderin de¤ifliklikler fl›h-hoca-dervifl-evliya s›fatlar›n›n aryapt›. Öncelikle; Mus- kas›na s›¤›nmadan, insanlar›, ümmeti tafa Kemal ad› bayolarak de¤il, milleti olarak arkas›ndan rak bayrak dalgaland› Anadolu'da, Bu zafer- sürükleyerek derin de¤ifliklikler yapt›, ler, flayak kalpakl›, çakmak gözlü devin millî liderli¤ini ‹stanbul Liseliler bunlar› mutlaka bilhaz›rlad›, 19 May›s 1919'da Samsun'- melisiniz. Unutmamal›s›n›z. Bilgi sada Türk Kurtulufl Savafl›'n› bafllat›yor- hibi olmadan, fikir sahibi olunamaz. ken, O'nu Çanakkale'deki zaferleri Bu görüfl ve anlay›flla; iyi düflünen nedeniyle tan›yan bir Anadolu halk› ve düflündüklerini uygulayan, Hiçbir ile kucaklaflt›, fiayak kalpakl›, mavi kurum, kifli ya da cemaatin siz ve dügözlü dev, milletinin hayat›nda derin flüncelerinize hükmedemedi¤i, özgürde¤ifliklikler yapt›. Hem de padiflah lü¤ün bedelini çok a¤›r ödemifl bir olmadan, halifeli¤i kabul etmeden, milletin mensubu olarak, özgürlü¤ün fleyh-fl›h-hoca-dervifl-evliya s›fatlar›- de¤erini iyi bilen, hiçbir bedel karfl›l›n›n arkas›na s›¤›nmadan; insanlar›, ¤›nda düflüncelerini ve kimli¤ini saümmeti olarak de¤il, milleti olarak t›l›¤a ç›karmayan, bilgilerini dogmaarkas›ndan sürükleyerek derin de¤iflik- lardan de¤il, bilimden kaynakland›ran likler yapt›, Ümmet ve kul iken daha bireyler olaca¤›n›za inan›yorum. • 73
SAKLI TAR‹H Sinan Meydan
L ‹ BY A , EM P ER Y AL‹ZM V E K AP‹TA L ‹ S T A H L A K
Atatürk’ün Yan›ndaki O Libyal› Sizi ‹zliyor
BD MAYIS 2011
ya sald›r›s›nda, bugün Bat› emperya- ya halk›na ne olacak, oradaki insanlar›n canlar›, mallar› nas›l korunacak, lizminin yan›nda yer alm›flt›r. Benim asl›nda Türkiye-Libya ilifl- oradaki çocuklar›n, hastalar›n, yafll›kisinde alt›n› çizmek istedi¤im baflka lar›n, sakatlar›n ihtiyaçlar› nas›l karfl›labir nokta var. Libya’daki olaylar›n nacak, en zor zamanlar›m›zda, örne¤in patlak vermesinden beYüz y›l önceki 1911 Libya ri Türkiye-Libya iliflkileri tart›fl›l›rken, nesald›r›s›nda Bat› dense hep tarihsel arka emperyalizmine direnen plandan yoksun, sadece bugünkü ve yar›nki Türkiye, tam yüz y›l sonraki “ekonomik ç›karlara” 2011 Libya sald›r›s›nda, bugün odakl› olarak tart›fl›l- Bat› emperyalizminin yan›nda maktad›r. yer alm›flt›r. Neymifl efendim! Türkiye’nin Libya’yla ifl yapan müte- Kurtulufl Savafl›’nda bize destek olan ahhit firmalar› varm›fl, Libya’daki Libya’ya ve Libyal›lara nas›l yard›m Türk yat›r›mlar›n›n ak›beti ne olacak- edebiliriz? diye sormay› akl›ndan gem›fl, Türkiye büyük paralar kaybede- çirmiyor. Türkiye-Libya iliflkisine bu “kapicekmifl, vs. vs… Kimse de ç›k›p, “Lib-
24 Mart 2011 tarihinde, TBMM’den ç›kan “tezkere” yle Türkiye, NATO kapsam›ndaki Libya operasyonuna “askeri güçle” kat›lmay› kabul etti. 911’de ‹ngiltere ve Fransa’n›n da onay›n› alan ‹talya, Osmanl› topra¤› olan Libya’ya (Trablusgarp) sald›rm›flt›. ‹talyanlar›n sald›r› gerekçesi, “Osmanl›’n›n Libya’y› iyi yönetemedi¤i ve Libya’da özgürlüklerin k›s›tland›¤›” biçimindeydi. ‹talya’n›n as›l amac› ise Libya’y› sömürmekti: 1911’de Libya’ya yap›lan emperyalist bir sald›r›yd›. Aradan tam yüz y›l geçti. 2011 y›74
l›nda ABD, ‹ngiltere, Fransa ve ‹talya yine Libya’ya sald›rd›. Bu seferki sald›r› gerekçesi, “Libya lideri Kaddafi’nin halk›n› öldürmesi ve Libya’da özgürlüklerin k›s›tlanmas›yd›.” Müttefiklerin as›l amac› ise yine Libya’y› sömürmekti: 2011’de Libya’ya yap›lan yine emperyalist bir sald›r›yd›. Yüz y›l önceki 1911 Libya sald›r›s›nda Bat› emperyalizmine direnen Türkiye, tam yüz y›l sonraki 2011 Lib-
Atatürk Kurtulufl Savafl›’nda Türkiye’ye destek veren Libyal› fieyh Ahmet Sünusi ile birlikte 75
BD MAYIS 2011
talist” bak›fllar› gördükçe hep akl›ma, Atatürk’ün Birinci Meclis’te söyledi¤i, “Bizi mahvetmeye çal›flan emperyalizme ve bizi yutmaya çal›flan kapitalizme karfl› mücadele ediyoruz” sözleri geliyor. Ve maalesef geldi¤imiz noktada bugün, emperyalizmin bizi mahvetti¤ini ve kapitalizmin de bizi yuttu¤unu görüyorum… Gelelim as›l meseleye… Ben, Libya tezkeresine “evet” oyu veren bütün milletvekillerine, bugün ad› unutulmufl bir Libyal›dan söz etmek istiyorum. 1920’de Atatürk’ün ça¤r›s›yla Ankara’ya gelip Türk Kurtulufl Savafl›’na destek olan gerçek Türkiye dostu bir Libyal›’dan; fieyh Ahmet Sünusi’den söz etmek istiyorum… fiEYH AHMET SÜNUS‹’N‹N KURTULUfi SAVAfiI’NDAK‹ M‹SYONU
Atatürk’ün Kurtulufl Savafl› foto¤raflar›ndan birinde, üniformalar› içindeki Atatürk’ün biraz arkas›nda, boydan boya beyaz bir örtüye bürünmüfl, beyaz sakall›, güzel yüzlü bir adam vard›r. O adam, Anadolu’ya gelip Kurtulufl Savafl›’na kat›lan Libyal› fieyh Ahmet Sünusi’dir. Atatürk, ‹ngiltere’nin, Fransa’n›n ve ABD’nin “ayr›l›kç› Kürtleri” Milli harekete karfl› k›flk›rtmak için her yolu denedikleri Kurtulufl Savafl› günlerinde, Kürtleri Milli harekete kazanmak için Kürtlerin yo¤un olarak yaflad›klar› Güneydo¤u Anadolu bölgesine ve Kuzey Irak’a, Kürt-Arap-‹slam dünyas›nda çok iyi tan›nan fieyh Ahmet Sünusi’yi göndermifltir. [1] 76
BD MAYIS 2011
fieyh Ahmet Sünusi, Libya’daki Sünusiye tarikat›n›n fleyhidir. Bu tarikat 1837 y›l›nda Libyal› Muhammed Bin Ali Sünusi taraf›ndan kurulmufltur. Aktivizmi ve Sufizmi savunan Sünusiye tarikat›, Bat›l› güçlerin istilas›na karfl› ç›kan “antiemperyalist” bir çizgiye sahiptir. Sünusiler, 1911’de ‹talya’n›n Trablusgarp’› (Libya’y›) iflgal etmesi üzerine, oradaki Osmanl› ordusunda ‹talyanlara karfl› savaflm›fllard›r. 1911’de ‹talya Trablusgarp’a (Libya’ya) sald›r›nca Atatürk, Enver Pafla, Yakup Cemil, Kuflçubafl› Eflref, Ali Fethi (Okyar) gibi baz› gönüllüler, gizli yollarla Libya’ya giderek orada bölge halk›n› ‹talyanlara karfl› örgütleyerek “gerilla savafl›” vermifllerdir.[2] Atatürk, Libya’da oldu¤u günlerde, daha sonra milli bir kahraman olacak olan Libyal› Ömer Muhtar’la ve daha sonra Anadolu’ya gelip Kurtulufl Savafl›’na kat›lacak olan Libyal› fieyh Ahmet Sünusi’yle tan›fl›p dost olmufltur.
fi
eyh Ahmet Sünusi, ilk ola-
rak I. Dünya Savafl› s›ras›nda Sultan Mehmet Reflat’›n davetini kabul ederek, 1918’de bir Alman denizalt›s›yla gizlice ‹stanbul’a gelmifltir. Enver Pafla, Afrikal› fleyhlerle birlikte ‹stanbul’a gelen fieyh Ahmet Sünusi’yi, Halife’nin “cihat fetvas›n›” ‹slam dünyas›na duyurmas› ve ‹slam dünyas›n› Türklerin yan›nda olmaya ça¤›rmas› amac›yla Arap-‹slam ülkelerine göndermek istemifltir. Ancak bu s›rada Vahdettin’in padiflah olmas›yla bu planlar bozul-
mufltur. Enver Pafla’dan hiç hazzetme- muhakkak görülece¤i bir halin meydayen Vahdettin, ‹ngiltere’ye ve Fransa’- na ç›kmas› üzerine Müslümanlar›n ya karfl› ‹slam dünyas›n› k›flk›rt›p on- ümitleri kesildi¤i bir s›rada Mustafa lar›n düflmanl›¤›n› kazanmaktansa, bu Kemal Pafla Hazretleri, arkadafllar›yla ülkelerle anlafl›p birlikte hareket etmek beraber din u¤runa savaflmaya bafllagerekti¤ini belirterek, Enver Pafla’n›n d›lar. Ve siz de beraber savaflt›n›z, “fieyh Ahmet Sünusi’nin Arap-‹slam cihat ettiniz. Bu hizmet bütün ‹slam dünyas›na gönderilmesi” görüflüne aleminin devam›na, ‹slam aleminin karfl› ç›km›flt›r.[3] Ahmet Sünusi’nin kurtulufluna ait mukaddes bir vazife‹ngiliz karfl›tl›¤›ndan çok rahats›z olan dir” demifltir. [6] Atatürk, cevabi konuflmas›nda Vahdettin, ‹ttihatç›lar›n, kendisinin yerine fieyh Ahmet Sünusi’yi Halife Sünusilerden ve fieyh Ahmet Sünusi’yapacaklar›ndan kuflkulanm›flt›r. [4] den flu övgü dolu sözlerle söz etmifltir: Kurtulufl Savafl› bafllad›¤› s›rada Bursa’da bulu- “‹slamiyetin yok olmas›n›n nan Ahmet Sünusi, Bemuhakkak görülece¤i bir kir Sami Bey arac›l›¤›yla halin meydana ç›kmas› Atatürk’e haber göndereüzerine Müslümanlar›n rek Milli harekete kat›lmak istedi¤ini bildirmifl- ümitleri kesildi¤i bir s›rada tir. Bunun üzerine Atatürk, Mustafa Kemal Pafla Ahmet Sünusi’ye bir mekHazretleri, arkadafllar›yla tup yazarak onu Ankara’ya davet etmifltir: beraber din u¤runa “fieyh Sünusi Hazretlesavaflmaya bafllad›lar...” rinin milli mücahadelere “Sünusi teflkilat› di¤er teflkilatlar yard›m hususunda gösterdikleri hissiyata flükran arz eyleriz. Hilafet maka- gibi sadece bir tarikat de¤ildir; bu tam›n›n fiilen iflgali karfl›s›nda fieyh rikat insanl›¤› ‹slamiyetin saadet yoHazretlerinin duyduklar› infial hissinin lunda yürütmeye yönelik esasl› bir ‹slam alemine tebli¤i pek ziyade laz›m teflkilatt›r. Bu gece huzurlar›yla müflerve faydal› olacakt›r. Bu konuda icab ref oldu¤umuz zat, ‹slam aleminde eden görüflünüzü ayr›ca arz ederiz. büyük bir esasa dayanan mukaddes fieyh Hazretlerinin Ankara’da bulun- bir teflkilat›n bafl›nda bulunan yüce bir zatt›r. (…) Dolay›s›yla bundan malar›n› arz ederiz...” [5] 15 Kas›m 1920’de Ankara’ya gelen sonra kendilerinin ‹slam alemine yafieyh Ahmet Sünusi onuruna Atatürk, pacaklar› hizmetler, flimdiye kadar 23 Kas›m’da Meclis’te bir yemek ver- olan hizmetlerini taçland›racakt›r. Ve mifltir. bu sayede Türkiye devletinin, bütün Ahmet Sünusi, burada yapt›¤› ko- ‹slam cihan›n›n dayanak merkezi olan nuflmada: “‹slamiyetin yok olmas›n›n Türkiye devletinin de sa¤lamlaflt›r›l77
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Ahmet Sünusi rüyas›nda Hz. Muhammed’i görür. Hz. Muhammed, Ahmet Sünusi’nin elini sol eliyle s›k›nca, Ahmet Sünusi, Hz. Muhammed’e, “Ey Allah’›n Resulü, neden sa¤ elini uzatmad›n?” diye sorar. Hz. Muhammed, bu soruya “Sa¤ elimi Anadolu’da Mustafa Kemal’e uzatt›m” diye cevap verir… mas›na hizmet etmifl olacaklard›r. Seyid Ahmet fierif Sünusi Hazretlerinin gelecekteki hizmetlerine flimdiden gerek flahs›m ve gerek TBMM nam›na teflekkür arz eylerim.”[7] Atatürk, fieyh Ahmet Sünusi’ye, ayn› amaca hizmet eden üç farkl› görev vermifltir: 1. ‹slam dünyas›ndaki antiemperyalist hareketleri Ankara’n›n etkisi alt›na almak. 2. Arap-‹slam dünyas›nda, özellikle de Irak ve Suriye’de Hilafet propagandas› yaparak bölgedeki Müslüman Araplar› ‹ngiltere ve Fransa’ya karfl› harekete geçirmek. 3.Türkiye içinde, özellikle Kürtlerin yo¤un olarak yaflad›¤› Do¤u ve Güneydo¤u’da, Milli harekete kat›l›m› art›rmak ve ayr›l›kç› Kürtçü propagandas›na, karfl› propagandayla yan›t vermek.[8] fieyh Ahmet Sünusi, Atatürk’ün kendisine verdi¤i bu üç görevi yerine 78
getirmek için hemen harekete geçmifltir. ‹stanbul’daki Amerikan temsilcisi, 26 Ocak 1922 tarihli raporunda, fieyh Ahmet Sünusi’nin, muhtemel bir Kürt ayaklanmas›n› önlemek için Kürtlerin yo¤un olarak yaflad›klar› bölgeye gönderildi¤ini bildirmifltir. [9]
Atatürk, fieyh Ahmet Sünusi’nin do¤udaki ününden yararlanmak istemifltir. Bu öyle bir ündür ki, o günlerde Antep’te, “fieyh Sünusi Hazretlerinin geçti¤i topra¤› düflman istila etmezmifl!” gibi söylentiler dolaflmaya bafllam›flt›r. [10]
***
fi
eyh Ahmet Sünusi ile Ata-
türk aras›nda çok yak›n bir iliflki oldu¤u anlafl›lmaktad›r. fieyh’in gördü¤ü rüyalar› s›k s›k Atatürk’e anlatmas›, bu yak›n iliflkinin kan›tlar›ndan sadece biridir. Örne¤in, bir keresinde Ahmet Sünusi rüyas›nda Hz. Muhammed’i görür. Hz. Muhammed, Ahmet Sünusi’nin elini sol eliyle s›k›nca, Ahmet Sünusi, Hz. Muhammed’e, “Ey Allah’›n Resulü, neden sa¤ elini uzatmad›n?” diye sorar. Hz. Muhammed, bu soruya “Sa¤ elimi Anadolu’da Mustafa Kemal’e uzatt›m” diye cevap verir… *** Atatürk, Ahmet Sünusi’yi, “genel vaiz” olarak görevlendirmifltir. Ahmet Sünusi’nin görevi, Do¤u ve Güneydo-
¤u Anadolu’da il il gezerek camilerde rat›, Sünusi’nin ad›m ad›m Anadolu’verece¤i vaazlarla Kürtleri Milli hare- yu gezdi¤ini belirterek, onun etkisinin kete kat›lmaya ça¤›rmakt›r. Ahmet Irak, Suriye ve Hicaz’a kadar yay›lmaSünusi görevini eksiksiz yapm›flt›r. s›ndan endiflelendi¤ini Londra’ya raHer gitti¤i yerde verdi¤i vaazlar ve por etmifltir. [14] hutbeler çok etkili olmufltur. Sivas’ta Ahmet Sünusi, her gitti¤i yerden ve Urfa’da birer kongre düzenleyen Atatürk’e telgraf çekerek “Halka gefieyh Ahmet Sünusi, Güneydo¤u Ana- rekli dini ö¤ütleri verdi¤ini” belirtmifldolu’daki propaganda çal›flmalar›yla tir. Ahmet Sünusi’nin sözünü etti¤i bir çok Kürt afliret reisini Milli hare- “dini ö¤ütler”, Milli hareketin bir “cikete kat›lmaya ikna etmifltir.[11] hat” oldu¤u ve bu hareketi destekleAhmet Sünusi, Diyarbak›r’a gitti- menin her Müslümana farz oldu¤u, ¤inde büyük bir coflkuyla karfl›lanm›fl- fleklindeki ö¤ütlerdir. t›r. Hakimiyet-i Milliye, Ö¤üt ve AnaAhmet Sünusi, Mardin’de bir cadolu’da Yeni Gün gazeteleri bu coflku- mide yapt›¤› konuflmada Sultan Vahlu karfl›lamay› haber yapm›fllard›r.[12] dettin’le Atatürk’ün tam bir ittifak Diyarbak›rl›lar›n ilgisinden çok mem- içinde olduklar›n› belirterek, “Atanun olan fieyh Ahmet Sünusi, Atatürk’e türk’ün, Halife-Sultan›n sözünü dinletelgrafla teflekkür etmifltir. medi¤ini” fleklindeki zararl› propaganBir süre Diyarbak›r’da kalan Ahmet Sünusi, Atatürk’ün ramazan bayram›n› kutlamak için tebrik göndermifltir. Atatürk, bu nazik kutlamaya, 12 Haziran 1921 tarihli bir telgrafla yan›t vermifltir. Atatürk’ün, Ahmet Sünusi’ye gönderdi¤i bayram tebri¤i, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yay›mlanm›flt›r. [13] fieyh Ahmet Sünusi, Ankara, Konya, Sivas, Elaz›¤ üzerinden, Urfa ve Diyarbak›r’a, sonra Mardin’e, oraAtatürk dan da Musul’a kadar gitfieyh Ahmet mifltir. Sünusi’yi genel fieyh Ahmet Sünusi’nin vaiz olarak Anadolu’daki çal›flmalar› görevlendirmifltir ‹ngiliz istihbarat›n›n dikkatini çekmifltir. ‹ngiliz istihba79
BD MAYIS 2011
Milli harekete kazanmaya çal›flan fieyh Ahmet Sünusi gibi “ba¤›ms›zl›kç›” din adamlar›n›n olumlu propagandalar›yla etkisiz hale getirmifltir. “Büyük savafl ustas›”, her zaman yapt›¤› gibi yine düflman›n› düflman›n silah›yla vurmufltur. Burada as›l üzerinde durulmas› gereken nokta, Said-i Nursi gibi “büyük din alimlerinin!” Kurtulufl Savafl› günlerinde Çaml›ca’daki konaklar›nda ikamet ettikleri günlerde, elin Libyal›s›, fieyh Ahmet Sünusi’nin Anadolu’da Kurtulufl Savafl›’n›n baflar›s› için canla baflla mücadele etti¤i gerçe¤idir. Ancak ne gariptir ki, Kurtulufl Savafl›’na kat›lmayan (Ankara’ya 1922’de gelmifltir), Said-i Nursi, kimi Cumhuriyet tarihi yalanc›lar›nca “Kurtulufl Savafl› kahraman›” ilan edilirken, Kurtulufl Savafl›’na kat›larak baflar›yla mücadele eden fieyh Ahmet Sünusi nerdeyse unutulmufltur… *** Libya’ya sadece “yat›r›m, ifl, para” diye bakan kapitalist ayd›nlar›m›za; BOP’un Eflbaflkan› oldu¤unu belirten Baflbakan›m›za, Küdüs’te namaz k›lma hayalleri içindeki D›fliflleri bakan›m›za ve “tezkereci” milletvekillerimize, Atatürk’ün yan›nda Türk Kurtulufl Savafl›’na “manevi destek” veren Libyal› fieyh Ahmet Sünusi’yi hat›rlatmak istedim, hepsi bu!... •
Burada as›l üzerinde durulmas› gereken nokta, Said-i Nursi gibi "büyük din alimlerinin!" Kurtulufl Savafl› günlerinde Çaml›ca’daki konaklar›nda ikamet ettikleri günlerde, elin Libyal›s›, fieyh Ahmet Sünusi’nin Anadolu’da Kurtulufl Savafl›’n›n baflar›s› için canla baflla mücadele etti¤i gerçe¤idir. day› etkisiz hale getirmeye çal›flm›flt›r. [15]
‹ngiliz istihbarat›, Atatürk’ün fieyh Ahmet Sünusi’yi Mardin’e gönderdi¤ini ve Sünusi’nin görevinin bölgedeki Kürtleri Milli harekete kat›lmaya ça¤›rmak oldu¤unu Londra’ya bildirmifltir. [16] fieyh Ahmet Sünusi, Konya ‹syan›’n›n bast›r›lmas›nda da etkili olmufltur. Bu isyan›n, “‹slam düflmanlar›n›n ifli” oldu¤unu belirten Ahmet Sünusi, isyanc›lar›n Alaattin tepesini savunan askerleri b›rakmalar›n› sa¤lam›flt›r. [17] Atatürk’ün Kurtulufl Savafl› s›ras›ndaki Kürt politikas›n›n en önemli ayaklar›ndan birini oluflturan “Kürtlere yönelik propagandalar”, fieyh Ahmet Sünusi taraf›ndan büyük bir baflar›yla uygulanm›flt›r. Atatürk, Kürtleri Milli harekete karfl› ayakland›rmaya çal›flan Binbafl› Noel gibi ‹ngiliz ajanlar›n›n olumsuz propagandalar›n›, Kürtleri 80
Çocuk yaz›n›n›n iki önemli ismi Mavisel Yener ve Aytül Akal yine çok güzel bir çal›flmaya imza att›lar: fiAfiKIN fi‹‹RLER…
sinanmeydan@butundunya.com.tr Kaynakça bilgilerine butundunya.com.tr adresimizden ulaflabilirsiniz
BÜTÜN K‹TAPÇILARDA
EVRENSEL BAKIfi AÇISI Gürbüz Evren
Jülide Gülizar'›
tan›man›n dayan›lmaz mutlulu¤u ‹nsanlar›n yaflam›nda iz b›rakan kifliler vard›r. Jülide Gülizar da yaflam›mda iz b›rakan birkaç kifliden biridir. Özellikle televizyon programc›l›¤› ve sunuculu¤u konusunda bugün geldi¤im olumlu bir seviye varsa, bunu o büyük insana borçluyum.
Y
etifltirdi¤i belki de yüzlerce ö¤renciden kimileri Jülide Gülizar hakk›nda çok güzel fleyler söyledi, birbirinden ilginç an›lar›n› anlatt›. Benim de kendime göre söyleyeceklerim var... Uzun y›llar yaflad›¤›m Paris’ten Türkiye’ye döndü¤ümde, baflta Frans›zca olmak üzere farkl› yabanc› dilleri sürekli kullanman›n Türkçemi olum-
82
suz yönde etkiledi¤ini anlad›m. Kanal B’de çal›flmaya bafllad›¤›m 2004 y›l› Ekim ay›ndan itibaren de, yapt›¤›m ifl gere¤i do¤ru, düzgün ve ak›c› konuflman›n ne denli önemli oldu¤unun fark›na vard›m. Eksiklerim ve yanl›fllar›m konusunda yard›m istemek gerekti¤inde hiçbir kompleks duymam. Bilgi neredeyse, kimdeyse gider sorar ve bulu-
BD MAYIS 2011
rum. Kanal B’de çal›flman›n avantajlar›ndan biri de Türkçe konusunda kimseyi aramaya gerek olmamas›yd›. Çünkü ayn› kurumda çal›flan Jülide Gülizar gibi gerçek bir dil ustas› vard›. "Bak evlad›m, yapt›¤›n programlar› be¤enerek izliyorum. Seni baflar›l› buluyorum, ancak birçok eksi¤in var. ‹stersen sana yard›mc› olurum" dedi¤inde ayaklar›m yerden kesildi, dünyalar benim oldu. "Büyük onur duyar›m... Ne olur beni yetifltirin. Hatta s›f›rdan bafllayal›m." dedi¤imde, bu kez ‘Jülide Hoca’
dan ne denli mutlu oldu¤unu tekrar tekrar dile getirmifl, "Dil söz konusu olunca akan su durur" demiflti. Geçti¤imiz 2010 y›l›nda, Aral›k ay›n›n son günlerinde, odas›na gidip; "Spikerim diye ortada dolaflanlara bakt›kça üzülüyorum. Daha iyisini yapabilece¤ime inan›yorum. Beni de spiker olarak yetifltirir misiniz?" dedi¤imde, önce flafl›rm›fl, sonra kap›y› kapat, otur karfl›ma yan›t›n› vermiflti. Masas›n›n üstündeki kal›nca bir kitab› uzat›p, üçüncü bölümden itibaren yüksek sesle okumam› istemifl,
Türkçe’nin doğru kullanılması için çalıştı, örnek oldu... mutlu olmufltu. Art›k her hafta program› izledikten sonra odama geliyor, not etti¤i yanl›fllar› ve di¤er olumsuzluklar› tek tek anlat›p, do¤rular› ve yap›lmas› gerekenleri s›ral›yordu. Sadece programda de¤il haber merkezinde de çal›flt›¤›m için yazd›¤›m haberleri Jülide Hoca ile tart›fl›yor, oradaki yanl›fllar›m› da göstermesini istiyordum. Okurken, yazarken ya da konuflurken karars›z kald›¤›m sözcükleri, ifadeleri, deyimleri hemen Jülide Gülizar’a sorabilme flans›na sahiptim. Birçok kez gecenin geç saatlerinde telefonla arayarak akl›ma tak›lanlar› sordu¤umda, tek bir olumsuz tepki vermemifl, aksine bun-
böylece ilk dersimize bafllam›flt›k. Birkaç ders daha yapt›k, ancak Jülide Hoca hastaland›. "Ara verelim. ‹yileflince seni her gün 2 saat çal›flt›raca¤›m. A盤› kapataca¤›z. En iyi spikerlerden biri olaca¤›na inand›¤›m için böyle söylüyorum" sözleri, son konuflmam›zdan akl›mdan kalanlar oldu. Kanal B’de sadece spikerlerin de¤il muhabirlerin de yetiflmesi, mesleklerinde en iyilerin aras›nda yer almas› için gecesini gündüzüne katt›. ‹lk kez ekrana ç›kan spikerleri yaln›z b›rakmamak için gece yar›s›ndan sabaha kadar haber merkezinde, bir sandalyenin üzerinde oturup, uyumamaya çal›83
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
flarak yay›nlar› izledi. "Ayda hiç olmasa bir kez, sadece 15 dakikan›z› ay›r›n da not etti¤im yanl›fllar›n›z› anlatay›m." diyerek muhabirlere yalvard›¤›na flahit oldum. Çok k›zd›¤› ö¤rencileri için de, "Birkaç ay ekrana ç›k›nca, oldum diye düflünüyorlar."’ diyerek tepkisini gösterir, kendisi hakk›nda ileri geri konufltuklar›n› bildi¤i kiflilere k›zmas›na ra¤men, "Haberal Hoca, beni bu tele-
Jülide Gülizar Kimdir? "1929 y›l›nda Adana'da do¤an Gülizar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1956 y›l›nda bitirdi; avukatl›k staj›n›n ard›ndan ayn› y›l Ankara Radyosu'na girdi. 1968 y›l›nda bafllayan televizyon yay›nlar›yla TRT'de haber spikeri olarak ekranlara ç›kan Gülizar, radyo ve televizyonda kad›n olarak 'ilk aç›k havada haber okuma', 'ilk naklen yay›n' ve 'ilk röportaj' gibi birçok yenili¤e imza att›. 30 y›l çal›flt›¤› TRT'den 1982 y›l›nda emekliye ayr›lan Gülizar, daha sonra da çok say›da ajans ve yay›n kuruluflunda yazar, muhabir ve e¤itmen olarak görev yapt›. 1997 y›l›nda kurulan Baflkent Üniversitesi ‹letiflim Fakültesi’nde dersler veren Gülizar, Kanal B televizyonunda da çeflitli programlar yap›p, söylefliler haz›rlad›. 14 Mart 2011 tarihinde tedavi gördü¤ü Hacettepe Üniversitesi T›p Fakültesi Hastanesi’nde yaflama gözlerini yumdu. Çok say›da kitab› bulunan Jülide Gülizar, pek çok ödülün de sahibiydi." 84
vizyonda insan yetifltir diye görevlendirdi. Söylenenler umurumda de¤il" diyerek onlara bir kelime daha ö¤retme çabas›ndan asla vazgeçmezdi. Bilgiye aç, sürekli do¤runun peflinde olan ö¤rencileri Jülide Gülizar’› hiç rahat b›rakmad›. O da, "Beni rahat b›rakmay›n, aksine hep rahats›z edin. Yeter ki sorun ve ö¤renin" derdi. Mesleki yaflamlar›na katk› sa¤lad›¤› insanlar›n ve yetifltirmeye çal›flt›¤› ö¤rencilerin aras›nda bulunan birkaç kendini bilmez, o küçücük ak›llar› s›ra Jülide Gülizar’›n sürekli an›msatt›¤› yanl›fllarla, meslek yaflam›ndan verdi¤i somut örneklerle hatta yafl›yla alay ettiklerini sanarak, sadece daha çok küçüldüler. Yetifltirdi¤i spikerlerden birinin, "Jülide Hoca’n›n modas› geçti. Tarihin tozlu raflar›nda yerini ald›. Ö¤retecek bir fleyi kalmad›" sözleri kula¤›na geldi¤inde çok üzülmüfltü. Bunlar› anlat›rken gözyafllar›n› tutamam›fl, "Besle kargay› oysun gözünü" demifl ve eklemiflti, "Ne yapay›m ben kargalar› da kufltan say›p beslerim..." Yazl›k evinin bulundu¤u Mersin’de, tatil aylar›nda bile Türkçe dili için ç›rp›n›rd›. Evinin bulundu¤u sitenin yöneticilerinin ricas› üzerine, 3 ayl›k tatil süresince sitenin çocuklar›na günde 1 saat Türkçe dersi verirdi. "Deniz kenar›nda, tatil atmosferinde yaflayan çocuklar›n bir disiplin içinde her gün derse gelmelerini sa¤lamak hiç kolay de¤il, bunu nas›l sa¤lad›n›z?" diye sordu¤umda, "Çocuklar art niyetsizdir. Yetiflkinler gibi de¤iller. Yeter ki onlar›n konufltu¤u dilden anlayal›m" yan›t›n› vermiflti.
Belki de en çok sevdiği insanların başında gelen Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın durumu Jülide Hoca için sürekli kanayan bir yaraydı. Çok uzun yıllara dayanan dostluklarını anlatırken, "Haberal Hoca için canımı veririm. Dünyanın saygı duyduğu bu büyük bilim adamına yapılanları düşündükçe uykularım kaçıyor. Haberal’ın yerine beni alın diyeceğim, kabul etmeyecekler(...) Sadece çok yak›ndan tan›yanlar›n bildi¤i bir gerçe¤i de paylaflmak isterim. Jülide Gülizar’›n son 2 y›ld›r çok ama çok derinden yaflad›¤› bir üzüntüsü vard›. Bu üzüntü yüzünden de okunuyordu. Belki de en çok sevdi¤i insanlar›n bafl›nda gelen Prof. Dr. Mehmet Haberal’›n durumu Jülide Hoca için sürekli kanayan bir yarayd›. Çok uzun y›llara dayanan dostluklar›n› anlat›rken, "Haberal Hoca için can›m› veririm. Dünyan›n sayg› duydu¤u bu büyük bilim adam›na yap›lanlar› düflündükçe uykular›m kaç›yor. Haberal’›n yerine beni al›n diyece¤im, kabul etmeyecekler. O her gün hayat kurtar›yordu hayat. Haberal özgürlü¤ünden mahrumken, sa¤l›k sorunlar›yla bo¤uflurken, ne içti¤im suyun ne de yedi¤im lokman›n tad›n› alam›yorum" dedi¤inde duydu¤u ac›y› hissetmemek mümkün de¤ildi. Jülide Gülizar’›n ard›ndan yay›nlanan haberlerde, kaleme al›nan yaz›larda ve yap›lan konuflmalarda nedense sadece Türkçe diline sahiplenmesi öne ç›kar›ld›. Oysa Jülide Hoca örnek bir insand›. ‹lerlemifl yafl›na ra¤men gençleri k›skand›racak enerji ile durmaks›z›n çal›flmas›, sürekli üretmesi, yeniliklere imza atmas›, ihtiyac› olan
herkese karfl›l›k beklemeksizin yard›ma koflmas›, küçüklere sayg› ve sevgisini asla ihmal etmemesi gibi her insanda kolay kolay bulunmayan özelliklere de sahipti. O eli gerçekten içten gelerek öpülen bir büyüktü. Birlikte çal›flt›¤›m›z 6 y›l boyunca her gördü¤ümde elini öpmekten büyük mutluluk duydu¤um Jülide Gülizar’›n yanaklar›ma kondurdu¤u o evlat sevgisi kokan öpücüklerini bir miras gibi saklayaca¤›m. Benim için Jülide Hoca yaflam›m›n sonuna kadar var olacak. Bu büyük insan› hep yan›mda hissedece¤im. Programlar›m›, konuflmalar›m› izleyecek, yaz›lar›m›, kitaplar›m› okuyacak, gelip yanl›fllar›m›, eksiklerimi anlatacak düflüncesini hiç kaybetmeyece¤im. Jülide Gülizar’a lay›k olmak için Türkçeyi daha iyi kullanmaya çal›flaca¤›m. Jülide Gülizar ö¤reterek, yetifltirerek ve durmaks›z›n çal›flarak en büyük ibadeti yapt›. Allah nezdinde kabul gördü¤üne inand›¤›m bu bilge insan, lay›k oldu¤u yerde, cennette bizleri izlemeye devam edecek. Bana ö¤rettikleri ve katt›klar› için Allah Jülide Gülizar’dan raz› olsun. • gurbuzevren@butundunya.com.tr 85
BD N‹SAN 2011
Haz›rlayan: B‹RSEN ERKUTUN
1-Kr.Maud Arazisi nerededir? a-Avustralya b-Afrika c-Kuzey Amerika d-Güney Kutbu 2-“Enginde Yavafl Yavafl” hangi bestecimizin yap›t›d›r? a-Sadettin Kaynak b-Alâeddin Yavaflça c-Arif Sami Toker d-Y›ld›r›m Gürses 3-Budizm inanc›na göre Buda tekrar ne zaman canlanacak? a-MS 4500 b-MS 3000 c-MS 3500 d-MS 5000 4-Günümüz yazarlar›ndan Stephen King hangi tür yap›tlar›yla ünlüdür? a-Fantezi b-Hiciv c-Biyografi d-Korku 5-Büyük Okyanus’taki Samoa Adas› hangi ülkeye aittir? a-Portekiz b-Amerika c-Hollanda d-‹ngiltere 86
6-Gotik tarz mimari hangi ülkede geliflti? a-‹ngiltere b-Almanya c-Belçika d-Fransa
12-Peleponnes Savafl›’n›n sonucu nedir? a-Isparta ma¤lup oldu b-Atina siyasi gücünü yitirdi c-Bar›fl imzaland› d-Perikles intihar etti
7-Çok çeflitli ve fazla say›da kuklas› olan oyun hangisidir? a-Fluck b-Japon Jaruri c-Melodram d-Mim
13-Ünlü besteci Franz Liszt’in milliyeti nedir? a-Frans›z b-Alman c-Rus d-Macar
8-Eski M›s›r devletinin kurucusu kimdir? a-Menes b-‹mhotep c-Ramses d-Kleopatra 9-H›ristiyanl›k ile Eflatun ve Aristo ö¤retisini birlefltirmeye çal›flan felsefe hangisidir? a-Eksistansiyalizm b-Strüktüralizm c-Skolastisizm d-Pragmatizm 10-Büyük Çin Seddi’ni kim yapt›rd›? a-Buda b-Konfüçyüs c-fihi Huangdi d-Ashurbanipal 11-Hegemonya eski Yunancada hangi anlama gelirdi? a-Liderlik b-Yerleflmifl düzen c-Otorite d-Disiplin
GÜRER AYKAL PROVASI VE ATATÜRK ROZETLER‹
14-Kelkit Irma¤› hangi ilimizin s›n›rlar› içindedir? a-Bal›kesir b-Amasya c-Bilecik d-Antalya 15-“Paris’te Son Tango” filminin yönetmeni kimdir? a-Bernardo Bertolucci b-John Boulting c-Michael Cimino d-John Cassavetes 16-‹talyan devlet adam› Machiavelli’nin ad› nedir? a-Jacques b-Thomas c-Wilhelm d-Niccolo 17-Kendi ad›yla an›lan kanuna göre, gelir eflitsizli¤ini bulan ekonomist kimdir? a-Vilfredo Pareto b-Leon Walras c-John Keynes d-Robert Lucas 18-Picasso hangi y›llar aras›nda yaflad›? a-1879-1940 b-1912-1956 c-1880-1959 d-1881-1973 Yan›tlar: 152. sayfada
Yazan: FAZIL SAY
G
ürer Aykal ‹stanbul Senfonisi’ni Borusan Orkestras›na çal›flt›r›rken, provalar› ben de takip ettim. Çok ilginç bir olay yafland›; Paylaflmak isterim.
Gürer Hoca çok titizdir. “Hijyen” mertebesinde titizdir müzik konusunda. Lütfi K›rdar Kongre Merkezi yan balkonu Orkestraya en hakim oldu¤um yerdir. Ben genelde oradan dinlerim hep. Genel provadayd›k, konserden 4-5 saat kadar önce,
(Prova da 18 kamera ile kaydediliyordu. Stresli ve s›k›nt›l› anlard›r.) Çok kal›c› bir kay›t b›rakmak istiyorduk. Hem konseri hem provalar› bu yüzden çektik. Konserdeki en ufak bir hata olursa, o hatay› bile provadan telafi etmek için. Dünya ile yar›87
BD MAYIS 2011
fl›yoruz. fiaka de¤il. Bafllad› Genel Prova. Her fley ayn› konserdeki gibi, konser k›yafetleri, oturufl düzeni, her fley, her fley. Sadece bizim bildi¤imiz bir “konser” var as›l konserden saatler önce, as›l konserde olabilecek ufak hatalar› telafi etmek u¤runa. Gürer Hoca “Nostalji” bölümüne 6 defa bafllad›. Her seferinde küçük bir detay yüzünden memnun kalm›yordu. Sonra “Tarikat”, sonra “Sultan Ahmet Camii” sonra “Hofl giyimli genç k›zlar adalar vapurunda” bölümleri, her biri için 30-40 dakika u¤raflt› genel provada. En küçük hatay› duyuyordu. Eserin bestecisi, onu en iyi tan›yan benim bile duymad›¤›m hatalar› duyuyordu. Her fley mükemmel gidiyordu. “Haydarpafla” bölümünün provala-
r› tam bafllamadan Gürer hoca durdu, uzun bir müddet Orkestray› süzmeye bafllad›, yan›ndaki Viyola grup flefi Efdal Altun’a dedi ki; “Benim Atatürk rozetim seninkinden daha parlak!” Sonra yine uzunca bir sessizlik... Konuflmaya devam etti; “Çocuklar, nerede sizin Atatürk rozetleriniz?” Provada niye takmad›n›z? Siz takmazsan›z kim takacak? TV çekiyor evlad›m taksan›za? Bak›n, bak›n, burada Atatürk sayesinde yetiflmifl çocu¤un eserini çal›yorsunuz! Tak›n flu rozeti evlad›m, utanmay›n, hadi, hadi, korkmay›n, tak›n!” Hoflumuza gitti balkondan seyrederken. Dostlar›mla birbirimize bak›p göz k›rpt›k. Sonra daha alçak sesle tam önünde kudüm çalan Aykut Kö88
selerli’ye “Beni art›k Silivri’de ziyaret edersin evlad›m” demifl, biz onu balkondan duymad›k. Sonra sinirlendi bir anda; “Yakan›za Atatürk batm›yordur inflallah! O rozet bat›yorsa, Atatürk’den rahats›zsan›z, benimle sorununuz olur ona göre! Beflinci bölüm! Haydarpafla! Çal›n!!” Ve Orkestra mum gibi çalmaya bafllad›. Göz yaflart›c›yd›. O an ben de düflündüm, “rozet-rozet” “rozet nerede?” diye. Bilmiyorum geçmiflimizi mi savu-
naca¤›z gelece¤imizi mi? ‹kisini birden! En ufak sataflmaya art›k cevaplar veriyoruz. Bir kifliydik, 3 olduk, 10 olduk, 100 olduk, bir milyon olduk 20 milyon olduk. Pisli¤e izin vermeyece¤iz. Kirlenmeye!! ‹zin vermeyece¤iz yavflakl›¤›n gülünç galibiyetine. Bazen baz› yaz›lar›m› yazarken, yalan suçlamalar›, haks›zl›klar› yan›tlarken, nefesim daral›yor art›k. Ne ac› bir durumdur kendimizi savunmak zorunda b›rak›lmam›z düflünsenize. Ve “çamur atanlar- takla atanlar-kafadan atanlar- rantç›lar- yeteneksizlerbizim s›rt›m›zdan yükselmeye çal›flanlar!” Göreceksiniz. Siz göreceksiniz. Belki büyümüfl çocuklar›z. Ve elimizden oyunca¤›m›z al›nm›fl gibidir belki. Ve belki de o oyunca¤›n ad› “hayat” idi. Geri alaca¤›m oyunca¤›m›!!!! Halk adalete inanmaz bir hale geldiyse o rejim mahkûm olmufltur. Montesquieu
BÜYÜK YAPITLARIMIZ Konur Ertop
Haldun Taner’in Çevresindeki
Bilim-Sanat ‹nsanlar› Haldun Taner'in yaflam› seçkinler çevresinde, ayd›nlar aras›nda geçti. Öykülerinde de yak›ndan tan›d›¤› bu insanlar, onlar›n yaflamlar› genifl yer tutar.
E
Elbette küçük insanlar›, toplumda ezilmifl kimseleri, hak ettikleri yerlere ulaflamayanlar› da konu edinmifltir. "Fasarya", "Konçinalar" gibi öyküleri, "Keflanl› Ali Destan›" oyunu bu çevrelerden izler yans›t›r. Ötekiler, istedikleri yaflam düzeyini yakalam›fl görünenler, öykülerde daha genifl yer tutar. Taner onlar›n zay›f yanlar›n›, ç›kar düflkünlüklerini sergilmifltir: Örne¤in, "Salt ‹nsana Yönelifl" öyküsünün kahramanlar›, ç›karacaklar› derginin e¤ilimini belirleme¤e çal›fl›rlarken bir ar-
Taner eserlerinde kahramanlar›n›n zay›f yanlar›n›, ç›kar düflkünlüklerini sergilmifltir... 89
BD MAYIS 2011
kadafllar›, "En iyi renk polise sa¤c›, okurlara solcu görünmektir." diyordu. Üniversite hocalar›ysa çeviri kitaplardan aktarma tümcelerle caka sat›yor, profesörler kurulunda birbirlerinden oy koparabilmeye çabal›yorlard›. Ç›kar düflkünlü¤ü, görgüsüzlük bütün yaflamlar›n› kuflatm›flt›.
Onun "Ölür ise ten ölür, canlar ölesi de¤il" kitab›nda ise aralar›nda yaflad›¤›, kendileriyle türlü yak›nl›klar› olmufl edebiyat, tiyatro, sanat, bas›n, politika, bilim, düflünce... dünyas›ndan gerçek insanlar konu edinilir. Taner, niçin bu kiflileri anlatm›flt›?
Onlarda hangi özellikleri görmüfltü? Yazar›n hoflgörü flemsiyesi alt›ndaki bütün bu insanlar› o sayfalarda tan›yan okur da, onlara sevecen gözlerle 90
BD MAYIS 2011
bakmaya bafllamaktad›r. Acaba bütün o insanlar gerçekte o kadar içi-d›fl› bir, özverili, dost canl›s›, ç›kar gözetmeyen kimseler miydi? Haldun Taner, Tanp›nar'›n ölümünden birkaç gün önce onunla Hachette kitabevinde karfl›laflmas›n› anlat›yor. "Ayaküstü son roman›ndan 'Dün gece sizinkilerde idim' dedi. 'Bezik oynad›k, Tevfik Sa¤lam Pafla, Osman Horasanl›, Fahri Arel, Hamit Nafiz, ‹lhami Bey... Yedi buçuk liralar›n› ald›m.' 'Üzülmüfllerdir.' dedim. Güldü. Bafl›n› sallad›. Sonra yine eli elimde, 'Yahu ne temiz, ne pürüzsüz, ne berrak insanlar' dedi. 'Onlar›n yan›nda kendime bak›yorum da ne fiarkl› oldu¤umu anl›yorum. Biz çok g›ll›g›fll›y›z (artniyetliyiz) yahu, onlara k›yasla." ‹flte artniyetsiz, iyi isanlarla dolu kitaptaki bölümlerden biri bize Mütareke'de ‹stanbul Darülfünunu'nda Hukuk Fakültesi dekan›, Devletler Hukuku profesörü Ahmet Salahattin Bey’i tan›tmaktad›r. 1. Dünya Savafl›nda yenilen, silahlar› al›nan yurdun ço¤u ayd›nlar› "manda ve himaye" yolunu çözüm diye görürken Ahmet Selahattin Bey ba¤›ms›zl›k davas›n›n ilk bilimsel ve hukuki savunmas›n› yapar. Padiflah›n sarayda toplayaca¤› "fiûra-y› Saltanat"a Üniversite temsilcisi olarak kat›lmas› istenince, "fiûra-y› Saltanat zaman› geçmifltir. fiimdi zaman fiûra-y› Millet toplama zaman›d›r!" yan›t›n› verir. Haldun Taner'in kitab›nda onunla ilgili sayfalar, flöyle sona eriyor: "Ahmet Selahattin, Kurtulufl Sa-
vafl›n› ve zaferi göremeden gözlerini dünyaya kapar. Öldü¤ünde 42 yafl›ndad›r ve cebinden yaln›z yetmifl befl kurufl ç›km›flt›r. Bütün bu ayr›nt›lar› nereden mi biliyorum? Kendisi babamd›r da ondan..." Ca¤alo¤lu'nda "Hamit Matbaas›"n›n sahibi olan büyük babas›, 5 yafl›nda babas›z kalm›fl küçük Haldun'a ilerde kendi iflini devretmek istermifl. Bas›mevine götürüp getirdi¤i çocuk, ünlü yazarlar› orada görüp tan›m›fl. "Ahmet Rasim Amca"s› da gelip gidenler aras›ndaym›fl. En çok ondan hofllan›rm›fl. Neden mi? fiundan: "Bence iyi yazar böyle biraz k›l›ks›z olmal› idi. Halktan olmal› idi. Dünyaya biraz bofl vermeli idi. Konuflunca herkes gibi konuflmal›, ama tonunda, t›n›s›nda, herkesten daha s›cak, daha candan, daha içten fleyler olmal› idi. Çocukla çocuk, büyükle büyük, yafll› ile yafll› olabilmeli idi. Karfl›s›ndakinin bam telini bulabilmeli idi. Atatürk fl›mar›¤›, yeni ve varl›kl› bir statünün adam›, öbür üdeba-y› kiramdan baflkal›¤› iflte buradan geliyordu." "Ahmet Rasim Amca"s› çocuk Haldun'u yazmaya özendirmek için ona bir gün bir kalem arma¤an etmifl. "Ölür ‹se Ten Ölür Canlar Ölesi De¤il" yazar›, neredeyse yar›m yüzy›l sonra bu eski ustaya hesap verirken yaz›n anlay›fl›n› da aç›klam›fl oluyor: "Ald›k elimize kalemi yazd›k durduk. (Bu arada yirmi üç daktilo eskitti¤ini de hesap etmifl.) ... Uyarmak için yazd›k, ö¤retmek için yazd›k, anlatmak için yazd›k, güldürmek için yazd›k, yüreklendirmek için yazd›k.
"Bence iyi yazar böyle biraz kılıksız olmalı idi. Halktan olmalı idi. Dünyaya biraz boş vermeli idi. Konuşunca herkes gibi konuşmalı, ama tonunda, tınısında, herkesten daha sıcak, daha candan, daha içten şeyler olmalı idi." Bunlar›n hepsini bir arada yapmay› deneyerek yazd›k. Bir gedi¤i doldurdu¤umuz kuruntusu ile, bizden önce söylenmeyeni yakalamak hevesiyle yazd›k. ‹nsan gerçe¤ini ayr› bir aç›dan verdi¤imiz umuduyla yazd›k. Yararl› olmak duygusu ile yazd›k. Yaz›yoruz da.Yazaca¤›z da. Ölüm bir gün elimizi tutuncaya kadar." Kitapta en genifl yer, edebiyatç›lar›n. Onlar›n dünyas›nda ise neredeyse herkes kendisini öteki meslekdafllar›ndan üstün sayar. Taner'in bu konuda anlatt›klar›ndan biri, A. fi. Hisar'la ilgili: "1944'te CHP'nin düzenledi¤i roman yar›flmas›nda 'Fahim Bey ve Biz' roman›n›n, "Sinekli Bakkal" ve "Yaban"dan sonra üçüncü oluflunu onuruna yedirememiflti. (...) Jüriyi etkileyip kendisinin kazanmamas› için çal›flt›¤›n› sand›¤› Hasan Âli Yücel'e uzun zaman öç beslemifl, ça¤r›l› oldu¤u bir mecliste onun da bulundu¤unu kap›y› açan uflaktan ö¤renice hemen verdi¤i 91
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
paltosu ve flapkas›n› geri al›p oradan uzaklaflm›flt›. Oysa Hasan Âli Yücel'in ustaya da eserine de sayg›s› büyüktü. (....) Bunu iflitince çok üzülmüfltü ama üstad› bu saplant›s›ndan kurtarmak kolay olmam›flt›." Edebiyat Fakültesinde genç bir asistanken Haldun Taner, ‹ngiliz Filolojisinin bafl›nda bulunan Halide Edib'in kiflilik özelliklerini, kendine güvenli, bask›c› yan›n› yak›ndan tan›ma olana¤›n› bulmufltur. Anlat›yor: "‹lk tan›flt›¤›m›zda siga-
aras›nda Orhan Kemal'e özel bir yer verir. Ancak as›l ayr›cal›kl› yer Sait Faik'indir: "‹nsan sevgisi dolu, do¤a sevgisi dolu bir yüre¤i vard›. Neye baksa bu sevgi ile ›s›n›yor, ›fl›klan›yordu. Biz ancak o el att›ktan sonrad›r ki, en önemsiz görünen insanlar›n ve fleylerin zevkine erifltik."
E
Halide Edip Ad›var ra içmedi¤im dikkatini çekmiflti. -Hiç mi içmezsiniz? Diye sordu. -Hiç içmem, dedim. Sigaran›n birini yak›p birini söndüren ünlü yazar: -Ya içki? Dedi. -Onu da içmem, dedim, bu perhizkârl›¤›mla budalaca övünerek. Tepkisi flöyle oldu: -Sigara ve içki içmeden nas›l yazabiliyorsunuz hayret! Ekledi: -Eflinize söyleyeyim sizi al›flt›rs›n. Bunu flaka yollu söylemiyordu. Baflkalar›na direktif vermeye, yaflam program› çizmeye al›fl›k oldu¤u için yap›yordu." Taner, kendi kufla¤›ndan yazarlar 92
Edebiyatç›lardan sonra Taner'in kitab›nda en genifl yer tiyatrocular›nd›r. Onun, "Sersem Kocan›n Kurnaz Kar›s›" oyununda Ahmet Vefik Pafla'y›, "Do¤ru yol ne Bat›y› taklit, ne de uyarlama. Do¤ru yol galiba, Türk insan›ndan, Türk flartlar›ndan, Türk konular›ndan hareket edip hem öz, hem biçim bak›m›ndan bir Türk tiyatrosuna varmak." diye konuflturdu¤u hat›rlan›rsa, kitab›nda bir araya gelen sahne ustalar›n›n sanat anlay›fllar› kestirilecektir. Örne¤in ‹smail Dümbüllü, onun bafl tac› etti¤i "tipik Türk komi¤i"dir: "Dümbüllü ‹smail, olaylar›n gidifli içinde yaln›z b›rak›lmam›fl, bilinçli ve sorumlu makamlardan -nerde o makamlar- uyar›lm›fl, maddi destek görmüfl, donat›lm›fl, olanaklara ulaflt›r›lm›fl olsayd› halk tiyatromuz bugün içinde bulundu¤u bu sahipsiz ve yozlaflm›fl durumundan muhakkak ki kurtulmufl olurdu." Kitapta, Naci Sadullah gibi eski, Abdi ‹pekçi gibi daha sonraki kuflaktan bas›n mensuplar› karfl›m›zdad›r. Vâ-Nû anlat›l›rken, "bas›n"›n art›k "medya" diye an›ld›¤› sonraki dönemin eksiklerinin ne oldu¤unu da alg›lar›z: "Köklü bir ‹stanbul terbiye ve görgüsünden gelen çelebili¤i, Galata-
sarayl›l›¤›n verdi¤i ince bir esprisi, çok sevdi¤i Viyana'n›n hayat üslubundan edindi¤i zarif bir Avrupal› gustosu ve nihayet Moskova günlerinin an›s› bir diyalektikten örülme, kendine özgü, çok ilginç bir kültürü vard›. Düflüncelerindeki aç›k seçiklik, düzenlilik ve çok tarafl›l›k buna dayan›rd›. Ama okuyucular›na ve dostlar›na cömertçe açt›¤› bu hazinenin s›cakl›¤›n› baflka bir fley sa¤l›yordu: Bu bilginin kitabi, ikinci elden bir bilgi olmay›fl›... Yaflam tecrübesi içinde denenmifl olmas›! Taner'in alt›n› çizdi¤i bu özellikler onun bize tan›tt›¤› bilim adamlar›nda da kendini gösterir. Aralar›nda tarih, arkeoloji, hukuk, psikoloji, pedagoji bilginleri bulunmaktad›r. Eski kültür gelene¤i içinden yetiflenleri de yabanc› ülkelerde ö¤renim görmüfl olanlar› da türlü yönlerden birbirini and›r›r. Hepsini ortak bir sevgiyle kucaklar. Örne¤in kendisi gibi Galatasaray Lisesi mezunu olan Ortaça¤ Türk tarihi Ordinaryüs Profesörü M. H. Yinanç'› de¤erlendirdi¤i sayfalarda, flu yarg› yer al›r: "Do¤ulu olmas›na karfl›l›k bir gün iki yüzlülü¤ü, içinden pazarl›¤› görülmemiflti. Öylesine saf ve temizdi. Çünkü karakteri, örne¤ini Do¤unun henüz yozlaflmad›¤› devirlerden al›yordu." Bambaflka ortamlarda, baflka kaynaklardan beslenmifl daha genç bilim adamlar› sonraki kuflaklara tan›t›l›r. Örne¤in bilim dünyas›n›n çok erken yitirdi¤i Suat Yakup Baydur için flöyle der: "Latince, Grekçe, Almanca ve Frans›zcaya hakk›yla vak›f, tam anlam›yla Bat› çap›nda bir ilim adam› idi. Ald›¤› bu Bat› kültürüyle Türk efendili¤ini, Türk vekar›n›, Türk candanl›-
¤›n› ve Türk zekâs›n› çok mesut bir flekilde kaynaflt›rm›flt›." S›ralanan bütün bu güzel, iyi, özverili, üretken insanlar›n yan› s›ra Taner'in kitab›nda toplumsal-kültürel yaflama iz b›rakm›fl "Ankara" gibi bir yolcu gemisi, "Akbaba" gibi bir gülmece dergisi, "Çiçek Pasaj›" gibi -içki yasa¤› gibi bir k›s›tlaman›n hiç akla gelmedi¤i bir dönemde- kentin çarpan kalbi olmufl civcivli bir mekân da söz konusu edinilmifltir. Haldun Taner'in kitab›nda, dostlar›n›, yaflam›n›n yar›m yüzy›ll›k bölümünde tan›d›¤› iyi insanlar› buluyoruz. Bu yap›t›n bugünkü okurlar›, o zaman-
Onun okuyucular›na ve dostlar›na cömertçe açt›¤› bu hazinenin s›cakl›¤›n› baflka bir fley sa¤l›yordu: Bu bilginin kitabi, ikinci elden bir bilgi olmay›fl›... Yaflam tecrübesi içinde denenmifl olmas›! larda hiç mi ç›karc› bilim adamlar›, kitap çalan yazarlar, yalan söyleyenler, birbirinin kuyusunu kazanlar yok muydu diye sorabilir. Olmaz olur mu! Ama Haldun Taner, iyinin iyisi biriydi. Gönlünün aynas›nda yans›yanlar, bu anlatt›klar›ndan baflka türlü olamazd›. • konurertop@butundunya.com.tr 93
TIP DÜNYASINDAN KISA KISA Prof. Dr.
TÜRK D‹L‹
Yürük ‹yriboz
Orhan Velidedeo¤lu
KOLESTEROL
‹laçlar›
Koruyucu Potasyum Zengin potasyum içeren muz , meyve çeflitleri, sebze ve bal›k gibi g›dalar inme ve kalp hastal›¤› riskini %20 azaltmaktad›r.
Kolesterol düflürücü ilaçlar kalp kaslar›n› zay›flatarak karaci¤er ve böbrek yetmezli¤inin yan›s›ra katarakta da neden olabilmektedir.
Nikotin kan flekerini Uykusuzluk, afl›r› iyimser art›r›r. düflünceler yaratan bir ruh
Uykusuzluk
hali oluflturarak yanl›fl yönde kararlar vermenize yol açabilir.
Koyu renkli çikolata
Saç kayb›na karfl› kul-
Çikolata, kan bas›nc›n› ve kolesterolü düflürür. fieker hastal›¤›n›n oluflumunu önleyebilir ve damar sa¤l›¤›n› korumam›za yard›mc›d›r.
Protein ve kan bas›nc› Etteki proteinler kan bas›nc›n› art›r›r; bitki proteinleri ise düflürür. 94
lan›lan ilaçlar uzun süreli cinsel isteksizli¤e ve depresyona neden olur.
S‹GARA içilen evlerde duvarlara ve eflyalara sinen nikotin, tekrar havaya kar›flarak evde yaflayan çocuklar›n kan bas›nçlar›n›n yükselmesine ve C vitamini düzeylerinin düflmesine neden olur.
STRES Barsaklardaki bakteri dengesini bozar ve ba¤›fl›kl›¤› azalt›r.
Dünden Bugüne 1950 sonras› y›llar›n›n gözde gazetecisi Bedii Faik’in "Önsöz" ünde; ... Bana kalsayd› gazeteci hapsetmenin pek basit bir olay say›lma¤a baflland›¤› devrimizde, bu geçmifl hâdisenin gazete sayfalar›n›n genifl koynunda uyumas›n› tercih ederdim...
A
ma istediler ve ›srar ettiler; ben de onlar› uykular›ndan kald›r›p isteyenlerin huzuruna ç›kard›m, dedi¤i yap›t›nda yer alan ilk an›s›, 1954 y›l›nda neyle suçland›¤›n› bilmeden tutuklanmas›yla ilgilidir: KOVAD‹S? 23 Kas›m gecesi a¤z›na kadar dolan Yeni Melek sinemas› salonunda yaln›z 6’nc› s›ran›n 19 ve 21 numaral› koltuklar› bofltu. Ifl›klar karard›, film bafllad›, dakikalar, saatler geçti; koltuklar bofl kald›. Zira bu iki koltuktan birinin sa-
hibi o saatte Sultanahmet hapishanesinin 5’inci k›sm›ndaki 9 nolu hücrede oturmufl, pis pis düflünüyordu. Di¤er koltuk ise kar›s›na aitti. Genç kad›n da ayn› saatte, sabahleyin t›rafl›n› dahi tamamlamas›na meydan verilmeden götürülen kocas›n›n ard›ndan, sessiz sessiz a¤l›yordu. Filmin ad›: Kovadis? idi. Ertesi sabah, gazetelerini okuyan pek çok kimse, t›pk› bu filmin ad› gibi, m›r›ldanmaktan kendilerini alamad›lar: Kovadis?.. (N e r e y e ?) 95
BD MAYIS 2011
Genç adam, akflama do¤ru ancak gelebilen yatak denginin bafl›nda bir müddet, flaflk›n düflündü. Yerleflece¤i hücreye ürkek nazarlarla bakt›. Buras› iki metre geniflli¤i, üç buçuk metre uzunlu¤u olan, zemini tafl bir odac›kt›. Altl› üstlü dört ranzas› vard›. Ona alttaki ranzalardan birini verdiler. ‹ki mahkûm hemen seyirtip yata¤› kucaklad›lar. Denk aç›ld›... Ve iflte o zaman ‘yeni gelen’ ilk defa gözlerinde iki damlac›¤›n belirmesini önleyemedi: Kar›s›, evlendikleri zaman örtündükleri yorgan› göndermiflti; su barda¤› olarak da yavrusunun, üzeri resimli porselen barda¤›n›... Yata¤›n yay›lmas›na yard›m edenlerden birinin: “Haydi abi sen ç›k, biz haz›rlar›z. Merak etme!” Demesi üzerine, hücresinden, niçin geldi¤ini ve ne kadar kalaca¤›n› bilmedi¤i hücresinden, ç›kt› ve 5’inci k›sm›n yüz kûsur mevcudu aras›na dald›... (Bedii Faik, “O Biçim”, 1958) ***
H
arp Akademileri Komutan› Org. Recep O. Ergun, 1985 y›l› diploma töreni konuflmas›n›n bir yerinde flöyle diyordu: Komutanl›k, ilmî esaslara dayal› serbest ve icatkâr bir sanatt›r. ‹lim do¤ruyu, san’at güzeli bulmakt›r. Komutan ikisini de buland›r... Komutan devaml› uygulayan, kurmay subay devaml› araflt›rand›r. Araflt›rmalar›nda görüntüleri flüphe ile karfl›layand›r. fiüphe, akl›n yar›s›d›r... Komutan mazeretleri yenen, kur-
96
BD MAYIS 2011
may subay sebepleri bilendir. Bilmek yenmenin yar›s›d›r... Kurmay subay uzun düflünen, k›sa konufland›r. Kurmay subay ne dedi¤ini bilen, bilmedi¤ini demeyendir... *** Oktay Akbal’›n Cumhuriyet’teki yaz›s›ndan (22 Mart 2011). “Büyük Hizmet Kime, Neye?” Necmettin Erbakan 85 y›l yaflad›. (...) Ama tuttu¤u yol yanl›flt›! Mustafa Kemal Atatürk’ün kurdu¤u bir devlet anlay›fl›na karfl›yd›. Din a¤›rl›kl› bir Türkiye’yi gerçeklefltirmekti amac›! Üst üste kurdu¤u ve üst üste kapat›lan partilerle hep bu politikay› sürdürdü. Baflbakan yard›mc›s›, sonra da baflbakan olarak her f›rsatta irtica ad› verilen, toplumu ilkelliklere, geri anlay›fllara sürüklemek isteyen bir tutumdayd›. Türkiye’de günden güne kabaran irtican›n kayna¤›, daha do¤rusu öncüsüydü. Bunu da saklam›yor, aç›k aç›k belirtiyordu.... (...) Herkes bir fleyler söyledi. Liderler, politikac›lar, gazeteciler... Bunlar beni flafl›rtmad›. Genelkurmay Baflkan› Say›n Koflaner’in, De¤erli bilim ve siyaset adam› olarak ülkemize yapt›¤› büyük hizmetleri daima hat›rlanacakt›r, demesi ve bunu, flahs› ve Türk Silahl› Kuvvetleri ad›na yapt›¤›n› söylemesi, beni çok flafl›rtt›. Bir ölünün ard›ndan kötü söz edilmez, ama yaflam› boyunca Türk askerini, Atatürk devrimlerine ba¤l› bir ulusu, ters bir yola ça¤›rmaya kalk›fl-
m›fl biri için böylesine övücü bir söz de söylenmemeliydi. Eski Genelkurmay baflkanlar›ndan Orgeneral K›vr›ko¤lu’nun 28 fiubat’taki sözünü an›msayal›m: ‹rtica bin y›l sürse biz de bin y›l onunla savafl›r›z... Bu savafl, Türk ulusunun uygarl›k savafl›d›r. Hepimizin savafl›!.. *** Bedri Baykam’dan... (Cumhuriyet, 22 Mart 2011) “TSK’nin Büyük Gaf› ve (...) ” Atütürk’ün, o koca yürekli büyük kahraman devrimcinin Kara Harp Okulu’na giriflinin kutland›¤› törende, Harp Okulu ö¤rencileri Gençli¤e Hitabe’yi, o muhteflem metni, içi bofl bir çuvala çevirircesine, tarihe damgas›n› vuran flu en kritik sözlerini keserek [atlayarak] okudular; “...‹stikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahlar›n olacakt›r...” “...Cebren ve hile ile aziz vatan›n bütün kaleleri zaptedilmifl, bütün tersanelerine girilmifl, bütün ordular› da¤›t›lm›fl ve memleketin her köflesi bilfiil iflgal edilmifl olabilir. Bütün bu fleraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta h›yanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri flahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.” Bu konuyu ilk Emin Çölaflan gündeme tafl›d›. TSK’nin tavr›n›n anlafl›lmazl›¤›n› elefltirip ordunun nereye gitti¤ini sordu (...) ***
Bas›n haberi... Yüzlerce kifliyi öldürdü¤ünü itiraf eden Susurluk davas› hükümlüsü, eski özel harekâtç› Ayhan Çark›n, tutuksuz yarg›lanmak üzere mahkemece serbest b›rak›ld›... (Cumhuriyet, 29 Mart 2011). Yüzlerce kiflinin hayat›n› kurtaran Baflkent Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, hiçbir yasal gerekçe gösterilmeden, suçunun ne oldu¤u aç›klanmadan, mahkemece iki y›ld›r (17 Nisan 2009-17 Nisan 2011) tutuklu... (Bütün Dünya) K o v a d i s ?.. • orhanvelidedeoglu@butundunya.com.tr (*)Gazeteci / yazar Hüseyin Cahit Yalç›n [1874-1957] da ayn› günlerde -seksen yafl›nda- Demokrat Parti’ye yöneltti¤i elefltiriler nedeniyle tutuklanm›fl; fakat Cumhurbaflkan› Celal Bayar’›n aff›yla hapisten kurtulmufltu.
“Bugün ulaflt›¤›m›z sonuç as›rlardan beri çekilen milli felaketlerden al›nan derslerin ve bu aziz vatan›n her köflesini sulayan kanlar›n bedelidir. Bu sonucu Türk Gençli¤ine emanet ediyorum.” M. Kemal ATATÜRK 97
BD MAYIS 2011
"Y›llar y›llara, bedenler bilinmeyene kar›fl›r ama, anneler ölümsüz bir nefestir evlatlar›n›n yan›nda."
BD MAYIS 2011
Tüm Annelerin Fesleğen Kokulu Ellerinden Öperim Yazan: ERS‹N KÖSEO⁄LU
M
May›s, bir baflka güzeldir; çiçek kokar
ortal›k, bahar kokar, sevda kokar, ama en çok da anne kokar…Bilir misiniz? Kufllar c›v›ldafl›r a¤açlarda, “ana, baba, evlat, torun”, bir lokmac›k canlar›yla kocaman bir sevgiyi paylafl›rlar... Gözlerini açt›klar› andan itibaren en çok anne arar, anneyi koklamak ister, anne için c›v›ldafl›rlar... Bilir misiniz? Bir sokak aras›ndan geçerken, pencere içine konmufl toprak saks›daki yemyeflil fesle¤enin mis kokusu gelir burnunuza, t›pk› anneniz kokar... Annenizin fesle¤en kokulu elleri kokar. Bilir misiniz? Yafl›n›z k›rk olsun, elli olsun; solu¤u, solu¤unuzdad›r hep... Sofraya oturursunuz; “Aaa! Yüzün kafl›k kadar kalm›fl, benim hat›r›m için bir lokma daha ye k›z›m!” tümcesini arars›n›z, tabaklar›n, kafl›k çatallar›n yan›nda... Pazara gider-
98
99
BD MAYIS 2011
siniz, ”Belki bir ahbaba rastlar›m k›z›m, ben de geleyim! Hem sana yard›m ederim” deyifli ç›nlar hep kulaklar›n›zda… Her durumda yan›n›zda olmak için bir k›l›f uydurur kendince. Yorgun arg›n iflten gelirsiniz ki evde yemek kokular›, “Evlad›m yorgundur” diye piflirmifltir iki kap yeme¤inizi, hiç k›yamaz size... Akflam vakti, sizin içiniz geçer, dalars›n›z anl›k uykulara; uyan›r bir bakars›n›z ki anneniz kolunu dayam›fl bangoya yafl› yetmifl-seksen de olsa, bir gayret bulafl›klar›n›z› y›kamaktad›r... Yok can›yla yine can olmaktad›r size... Sofraya tafl›rken elinizden kayar tabaklar, k›r›l›r büyük bir flang›rt›yla ”U¤urdur k›z›m! U¤urdur, can›n sa¤ olsun!” tesellisi yan› bafl›n›zdad›r. Çay saatleriniz vard›r tatl› sohbetlerle yudumlanan, ne zaman çay içseniz “Zahmet olmazsa aç›k olarak alay›m k›z›m!” deyifli yank›lan›r kulaklar›n›zda, oysa bir ömür, her durumda o, sizi s›rt›nda tafl›m›flt›r da bir kez “Oof!” dememifltir. “Hangi zahmet?” dersiniz içinizden, derinden gülümsersiniz… Yolda yürürken onun içtenlikli seslenifli kula¤›n›zdad›r cam silenlere, kap› önünde dantel örenlere: “Kolay gelsin kardeflim! Aaa! Ne güzel olmufl! Ellerinize sa¤l›k!” Ne kadar da sevgi doludur; içten, yal›n paylafl›r duygular›n› tan›mad›klar›yla da !
G
Geçmifl y›llara uzanan bir görüntüye bak›p dalars›n›z; anne baban›z sizinle alabildi¤ine gururludur o foto¤rafta. Siz üç k›z kardefl el ele tutuflmufl, üzerinizde de el örgüsü bir örnek giysiler. Ne mutlu bir and›r o! Bayram sabah›
100
BD MAYIS 2011
yeni bir fleyler giymeniz u¤runa annenizin uykusundan çal›p ördü¤ü, nice göz nuru döktü¤ü güzel giysilerinizle gülümseyen siz… Bakar, bakars›n›z, burnunuzun dire¤i s›zlar… Tek maafll› baban›z›n hepinize birden bir fleyleri “yeni alma” flans› yoktur ki!! Ama anneniz, sizin özlemlerinizi günler öncesinden görmüfltür mutlaka. Ç›rp›n›r sessizce, didinir durur hep sizler için… Gülerken bir olaya, bir filme, hemencecik o ses; “Benim gülüflü güzel k›z›m! Ne de güzel güler benim gamzeli k›z›m!” Oysa öyle belirgin bir gamzeniz filan da yoktur hani! Ama anne gözü, öyle görür iflte! S›k›nt›l›, k›zg›n anlar›n›z olur, iflte o zaman da bir anlay›fl bulutu sar›p sarmalar sizi “Yavrum! Kara gün karar›p kalmaz, üzme can›n›! Bak bu da geçecek mutlaka!” Hele bir keresinde siz, bir ameliyata gireceksinizdir; yapayaln›zs›n›zd›r, aç›lan kap›lardan uzan›p gelir bir s›cakl›k, bir sevgi ve var gücüyle seslenir: “Sak›n korkma! Yan›nday›m k›z›m!” Güçlenirsiniz bir anda, bilirsiniz ki anneniz asla izin vermez size en ufak bir zarar gelmesine... Annenizle ilgili an›larla çiçeklenir belle¤iniz... Örnek olmufltur anneniz size hep... Bir gün birlikte bir parka gitmiflsinizdir... Siz geçip giderken masalarda oturan insanlar›n önünden, bir an duraklar; zihinsel ve bedensel engelli bir çocuk ile annesini görünce üzülür, görmezden gelir hemen bafl›n›z› çevirir, ad›mlar›n›z› h›zland›r›r, uzaklaflmaya çal›fl›rs›n›z oradan... Sonra yavafl ad›mlarla arkan›zdan gelen
annenizin sesini duyar, flafl›r›rs›n›z, dönüp bak›nca o tekerlekli sandalyedeki k›z›n elini tuttu¤unu, ona “Güzel k›z›m merhaba! Nas›ls›n? Anneci¤inle parka m› geldin? Aferin sana üzüm gözlü k›z›m.Bak çiçekleri gördün mü? Renk renk açm›fllar, pek güzel de¤il mi?” dedi¤ini duyars›n›z. O karfl›l›kl› paylafl›m› görürsünüz, o çocu¤un annesinin gözyafllar›n› görürsünüz, o bir fleyden anlamaz zannetti¤iniz yavrunun annenize sevinçle el sallad›¤›n› görürsünüz… fiaflar kal›rs›n›z! Sizin göremediklerinizi yine anneniz görmüfl, öylesine geçip gitmemifl, yüre¤iyle dokunmufltur o insanlara. Gurur duyars›n›z annenizle, gözleriniz dolar. Bir baflka güzeldir anneniz; özveri-
lidir, sevgi doludur, s›cac›kt›r… Yard›mseverdir, anlay›fll›d›r, paylafl›mc›d›r anneniz, yüre¤i evlat sevgisiyle doludur. Cesurdur; evlad› için, da¤lar› bile devirir... En güzel yollar› çizer yavrusuna, en mutlu yar›nlar› resmeder evlad› için.Ve kuzusu k›rk yafl›nda da olsa hiiiç büyümez ki gözünde. Yeme¤ini az yiyince yüzü kafl›k kadar kalan yavrusu hep miniciktir gözünde, hep korumas› gerekir onu kötülüklerden, yanl›fllardan. O ise yafll› da olsa, ufak tefek de olsa, hasta da olsa hep dev gibi bir gölgedir yavrusunun yan› bafl›nda. Bir gün yo¤un bak›mda bitkin, ac›lar içinde yatmaktad›r, el eder
ça¤›r›r sizi yan›na, koflar gidersiniz ki eliyle, gözüyle anlat›r “Yorulma k›z›m, otur!” diye. Her haliyle hep der ki: “Anal› kuzu, k›nal› kuzu…” Koklar sizi doyas›ya, içine çeker b›rakmamacas›na, yavrusundan ayr›lmay› bir an bile düflünemez. Özneler de¤iflir ama anneler hep bir örnektir. Y›llar y›llara, bedenler bilinmeyene kar›fl›r ama anneler ölümsüz bir nefestir evlatlar›n›n yan›nda. Ve evlatlar, att›klar› her ad›mda annelerinin kokusunu duyarlar. Bir ömür hep yan›nda olaca¤›n›, kendisini koruyaca¤›n› zannettikleri melek annelerinin fesle¤en kokulu ellerini öperler düfllerinde. May›s, bir baflka güzeldir; çiçek kokar ortal›k, bahar kokar, sevda kokar, ama en çok da anne kokar. Bilirsiniz, de¤il mi? Yaflam› renk renk solurken, illaki her H›drellez’de gül a¤ac›n›n dal›na yazars›n›z çocukça saf dile¤inizi: “Ne olur, ne olur bana annemi geri getir!” • 101
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Unutmak ‹stemedi¤im Yafl›m...
lik günlerinde bir yandan üzerindeki çeflitli bask›larla u¤rafl›rken, bir yandan deneyimsizli¤in girdab›nda dönüp dururken, yaflam›n bu lezzetini duyumsamadan elinden kaç›rd›¤›n›n ay›rd›nda bile olam›yor. fiimdi günlük yaflam›m, yo¤un bir tatl›l›ktaki olaylar içinde geçiyor. Zaman› sanki sonsuzmufl gibi, kendimi ise sanki ölümsüzmüflüm gibi sand›¤›m ça¤lar›mda yakalayamad›¤›m tatlar, lezzetler içindeyim flimdi. Örne¤in sonbaharda a¤açlar›n yap-
Yazan: FRANCIS PROSE Çeviri: TÜLAY ERTEK‹N
Şimdi 64 yaşımdayım ve “24’ümde sahip olduğumdan çok daha fazla şeye sahibim” diye düşünüyorum.
B
ununla yaln›zca, yafla-
m›mda bugün geldi¤im yeri, yani iflimi, evlenmifl olmam›, o¤ullar›m› okutup ifl güç sahibi etmifl olmam›, onlar›n bizim yak›n›m›zda mutlu olduklar›n› görmenin mutlulu¤unu; hatta y›llard›r sahip olmak isteyip de ancak sahip olabildi¤im maddesel kazançlar› kastetmiyorum. Yüzümdeki k›r›fl›kl›klar› ya da belle¤imdeki ufak tefek ar›zalar› ise, de¤il kastetmek, akl›ma bile getirmiyorum.
Bugün burada vurgulamak istedi¤im
en önemli konu, bu y›l anaokuluna bafllayan k›z torunumla geçirdi¤im tad›na doyulmaz günlerim. 102
Birçok büyükanne gibi, benim de torunumla aramda o kadar tatl›, yo¤un ve huzur verici bir iliflki var ki, lüksün böylesini, çocuklar›m› büyütürken bile yaflayamam›fl›m me¤er. ‹nsan genç-
raklar›n›n önce sar›ya, daha sonra k›rm›z›ya döndüklerini, bahçemdeki çiçeklerin ilk bahar›n ilk günlerini görür görmez aniden coflup f›flk›rd›klar›n› art›k görebiliyor, onlar›n tüm güzelliklerini doya doya içime sindirebiliyorum. Bahçemde yetifltirdi¤im sebzelerden arkadafllar›ma yapt›¤›m yemekler, onlar kadar bana da yepyeni tadlar veriyor, bana da çok özel bir mutluluk duyumsatabiliyor. 36 y›l›n› geride b›rakt›¤›m›z Howie’yle evlili¤imiz, yafllar›m›z ilerledikçe daha da tatl›lafl›yor. Bir zamanlar birbirimize anlatt›¤›m›z eski f›kralar flimdi bizi daha çok güldürüyor, gece yar›s› sohbetlerimiz giderek daha bir anlaml› geliyor bize. fiimdi çok daha rahat anlaflabiliyoruz birbirimizle; birlikte geçirdi¤imiz her saatin de¤erinin ve yaflam›n ne denli k›r›lgan oldu¤unun ay›rd›na varabiliyoruz. ‹ncir çekirde¤ini doldurmayacak denli basit konularda, örne¤in ev iflleri, para, çocuklarla ilgili ufak sorunlar konular›nda, bir zamanlar nas›l da aptalca tart›flm›fl›z oldu¤umuza flimdi bir türlü
inanam›yorum. Bu gezegende (aman tahtaya vurun) sa¤ ve sa¤l›kl› oldu¤umuza flükretmek yerine, o güzel gençlik günlerimizi bofla harcayarak me¤er ne büyük aptall›k etmifl oldu¤umuzu ancak flimdi anlayabiliyorum. Yaflamda ac› da vard›r ama tatl› da vard›r. Bunu söylerken 64’ümde bildiklerimi ve duyumsad›klar›m› keflke 24’ümde bilebilseydim, duyumsayabilseydim demek istiyorum ama... Bunun ne denli olanaks›z oldu¤unu da bilmiyor de¤ilim. Bu fark›ndal›¤›n ad›na “bilgelik” deniyorsa, övündü¤ümü sanmay›n, ben de kendimi bir bilge olarak görebilirim. • (Francis Prose, 64, yazar. Roman ve bilimkurgu dal›nda 20’den fazla kitab› var. En son kitab› “My New American Life” Nisan 2011de yay›mland›.)
BAfiARININ PÜF NOKTASI Adam kap› kap› dolaflarak çeflitli eflyalar sat›yordu. ‹fle yeni bafllamas›na karfl›n k›sa zamanda baflar› sa¤lam›fl, büyük kazanç edinmiflti. Meslektafllar› "Baflar›n›n püf noktas› nedir bize de söyler misin?" diye sordular. "Oldukça basit " dedi adam. "Çald›¤›m her kap›da, karfl›ma ne denli yafll› insan ç›karsa ç›ks›n, önce 'anneniz nerede?' diye sorar›m..." 103
BD MAYIS 2011
SPORUN DÜNYASI Metin Gören
1 3 5 6 2 4 8 3 9 8 2 2 5 9 2 1 7 2
9 3 5 2 6 7 4 8 3 2 1
Sudoku Yapamayanlar ‹çin
2
6 5 3 4 5 2 4 1 8 7 3 4 5 3 8 1 6 1 9 4 5 8 7 1 7 Sudokusuz Yapamayanlar ‹çin
104
A
lt›n Adamlar› An›msamak Öykülerle büyüdük. Öykülerle büyüttüler bizi anlamlı...Ve öykülerle büyütüyoruz, bizden sonra gelen kuşakları; garip, ilginç, gerçek olmayan ve kurgu söylemlerle... ayal dünyas›nda gezinerek ve ço¤u zaman kuyruklu yalanlar› gerçekmifl gibi gösterebilme komikliyle. Nereye dek bilinmez. Ne yaz›k ki; günümüzün dünyas›na egemen olan bir tak›m güçler, öykü keyfimizi kaç›rd›. Oysa ki; ben bugün büyüyen ve çocuk sahibi olan sevgili yavrular›m Meltem ile Burak'a, Türk Gürefli'nin kuvvet ilah› ‹smet Atl›'n›n 1960 Roma Olimpiyat Oyunlar›'nda ‹ran'›n devrik hükümdar› R›za fiah Pehlevi'nin güreflcisi olarak ünlenen Tahti'yi nas›l yendi¤ini anlat›rd›m y›llar öncesinde. Karfl›laflma sonras›nda ‹ranl› güreflçinin, Atl›'n›n boyuna sar›larak hüngür hüngür a¤lad›¤›n› söylerdim. Tahti'nin Farsça söylemlerinin tercüme edilmesi sonras›nda, güreflçimizin hayretler içinde kald›¤›n› öykülerdim 105
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
piflirdi¤i afl yeter." ‹smet Atl› flimdi seksenli yafllarda. An›larla yafl›yor. Bazen saz›n›n teline, ço¤u zamanda yüre¤inin sesine yön veriyor, söylüyor: "Bu vatan için ne yapt›ysak helal olsun...”
kimli¤i bir onurdu. Ancak o her karfl›laflt›¤›m›zda flunlar› söylerdi: "Benim için ülkeme en yüce hizmet, bayra¤›m›z göndere çekilirken izleyebilmek ve birincilik kürsüsünde ulusal marfl›m›z› söylemektir..."
Çocuklar›m› s›nav stresine sokard›m
Efsanevi güreşçimiz İsmet Atlı çocuklar›ma... "Ah pehlivan ah yakt›n beni! fiah'›m›n bana verece¤i petrol kuyular›, portakal bahçeleri, Hazar Denizi k›y›s›ndaki lüks villa ve servet flimdi yok art›k. Çünkü sen bana beklemedi¤im bir yenilgiyi tatt›rd›n." dedi¤ini anlat›rd›m. Ve; adam gibi adam pehlivan ‹smet Atl›'n›n tüylerimizi diken diken eden aç›klamas›n›:
"Ah pehlivan ah yakt›n beni! fiah'›m›n bana verece¤i petrol kuyular›, portakal bahçeleri, Hazar Denizi k›y›s›ndaki lüks villa ve servet flimdi yok art›k. Çünkü sen bana beklemedi¤im bir yenilgiyi tatt›rd›n." "fiampiyonlu¤um ulusumun yüce insan›na arma¤an olsun. Bana, anam›n 106
zaman zaman. Sorular›ma, beklemeden yan›tlar al›rd›m; "Türk güreflinin s›rt› yere gelmeyen, yenilgi almayan sporcusu kimdir?" diye sordu¤umda bir yan›t 盤l›¤› kopard› evimizde. Sesler odalarda yank›lan›rd›. Mustafa Da¤›stanl› evimizin konu¤u olurdu, bir süreli¤ine. 1957 y›l›nda dünya flampiyonu Japon Sasahara'y› ülkesinde minderi dar etti¤ini anlat›rd›m Meltem ile Burak'a. A¤z›mdan dökülen her tümceyi dikkatle dinler ve bir daha unutmamak için belleklerine ›fl›nlarlard›. Onlar büyüdüklerinde Alt›n Adamlar› an›msayacaklar kuflkusuz. Da¤›stanl› Ankara'dan ‹stanbul'a tafl›nd› birkaç y›l önce. Memleketi Samsun'dan milletvekili seçildi, iki dönem parlamentoya girdi. Büyük flampiyon Da¤›stanl› için parlamenter
Sırtı yere gelmeyen güreşçimiz, Mustafa Dağıstanlı
Dünya ve olimpiyat şampiyonu güreşçimiz Mahmut Atalay Bir büyük flampiyon vard›: Mahmut
Atalay... Geçti¤imiz y›llarda yitirdi¤imiz Atalay'›n otuziki yafl›nda dünya, otuzdört yafl›nda olimpiyat flampiyonu oldu¤unu bilir misiniz. fians›zl›¤›n› y›llarca boynunda bir kolye gibi tafl›yan ac› kuvvetin simgesi ünlü pehlivan›n bir ders nitele¤indeki azmi, günümüz gençli¤ine sürekli anlat›lmal›d›r. Y›l 1966. Amerika'n›n Toledo kentindeyiz. Güreflçimiz Frans›zlar›n dünya flampiyonu ünlü güreflcisi Daniel Robin ile Olimpiyat flampiyonlu¤u için mücadele edecek. Robin, Amerika'ya gelmeden önce ülkesinde yapt›¤› aç›klamalarda, Atalay'›n karfl›s›na
ç›kmas› halinde onu tuflla yenece¤ini ve flampiyon olaca¤›n› aç›klamas› güreflçimizi daha da h›rsland›rm›flt›. Nur içinde yats›n, sevgili Atalay kafilemizin her bireyine, "Bu u¤urda ölmek var, dönmek yok." diyordu. Sonunda flampiyon oldu o s›r›m gibi pehlivan. Frans›z sporcu Daniel Robin'in üç kaburga kemi¤ini k›rarak ve rakibinin "‹mdat!.. Al›n bu adam› üzerimden. Bunun gözü dönmüfl, beni öldürecek!" 盤l›klar› aras›nda... Mahmut Atalay y›llarca söylenmesi gerekli bir öykünün, gerçek kahramanlar›ndan biriydi. Atalay'›n yaflatt›¤› ve flimdilerde çocuklar›n›n yaflatmaya çal›flt›¤› bir kebapç› dükkan› var Ankara’da. Ad› da ilginç; Aspava. Aç›l›m›; "Allah- Sa¤l›k- Para-AfiyetVersin-Amin." fleklinde. Kazand›klar›n› sporcu arkadafllar›yla ve kazand›klar›n› yetifltirdi¤i sporcularla paylaflan bu ünlü flampiyon, ne yaz›k ki bir kalp krizi sonucunda ekmek teknem dedi¤i dükkan›nda as›l›, ismi dikkat çekici tabelan›n alt›nda son nefesini verdi... Ve Ahmet Ay›k... Seri flampiyon-
luklar kazanan Alt›n Adamlar kufla¤›n›n en son pehlivan›. 1965 y›l›nda, ‹ngiltere'nin futbol kenti Manchester’de, o zamanki ad›yla Sovyetler Birli¤i olan ülkenin flampiyonlar flampiyonu unvanl› ünlü sporcusu Medved'i yenerek dünya flampiyonu olan Sivasl› Ahmet Ay›k'tan söz ediyorum. Y›l 1972. Yaflar Do¤u'nun ad›n› yaflatabilmek için ö¤rencileri taraf›ndan kurulan Ankara Gürefl Kulübü ile Almanya’ya gittim. Ülkenin çeflitli 107
BD MAYIS 2011
Altın Adamlar kuşağının son pehlivanı Ahmet Ayık kentlerinde ikili karfl›laflmalar yap›ld›. Türk as›ll› güreflçilerin bir ço¤unun Alman tak›mlar› ad›na yar›flt›¤› o günlerde, flampiyon Ahmet Ay›k'a okunan bir gazete haberi flampiyonun can›n› s›km›flt›. Almanlar›n dünya flampiyonu güreflcisi Hans Ritten, Ay›k'a adeta meydan okuyordu. Ankara Gürefl Kulübü’nün son karfl›laflmas› da Ritten'in formas›n› giydi¤i Mainz tak›m›yla idi. Karfl›laflmalar o zamanki s›kletler üzerinden yap›ld›. S›ra Ahmet Ay›k'›n karfl›laflmas›na gelmiflti. O ana dek durum 4-4 berabere idi. Almanlar›n ilgisi nedeniyle salonda oturacak yer kalmam›fl, minderin bir metre gerisine çepeçevre sandalye konarak has›lat art›r›m›na gidilmiflti. Ay›k ile Hans Ritten mindere ç›kt›¤›nda yer yerinden oynuyordu. ‹lk devrede savunmada kalan Ay›k'›n pasif gürefli Türk seyircileri bir hayli üzüyordu. ‹kinci yar› da da de¤iflen bir fley yoktu. Ritten alk›fllarla, Ay›k'a 108
üstünlü¤ünü sürdürüyor, bizler de endifleyle Ay›k'› izliyorduk. Müsabakan›n bitmesine yaklafl›k iki dakika vard›. Pasif güreflerek umutlar›m›z› söndürmeye bafllayan alt›n adam›m›z birden Alman güreflciyi kavrad›, kendi kilosuna eflde¤er rakibini kuca¤›na al›p minderin bir köflesinden ötekine gitti... Türklerin "tufl- tufl" 盤l›klar› aras›nda rakibini mindere yak›n oturan fl›k bir bayan›n önüne bir külçe gibi att›. fiampiyonumuz sonunda rakibini tuflla yenmifl, tak›m›m›z›n da genel s›ralamada birincili¤e ç›kmas›n› sa¤lam›flt›... Almanya’da son gecemizdi. Onurumuza verilen akflam yeme¤inde Ahmet Ay›k'la yan yana oturuyordum. Gürefli niye uzatt›¤›n› sordum. Gülümsedi ve anlatmaya bafllad›: "Benim hakk›mda ahkâm kesen Ritten'e unutamayaca¤› bir ders vermek istedim. Onu ilk devrede de tufl edebilirdim. S›ras›n› bekledim. Önünde tufl yapt›¤›m izleyiciler aras›ndaki bayan kimdi biliyor musun?" dedi. Bilmiyordum. " Ritten’in kar›s›yd›." diye konuflmas›n› sürdürdü. "Mahçup olmas› için böyle bir yöntem denedim. Umar›m bundan sonra benim ve vatandafllar›m hakk›nda konuflurken, sözcüklerini seçerken biraz daha dikkatli olur..." Alt›n Adamlar›m›z bize zaferlerle dolu unutulmayacak bir miras b›rakt›lar. Onlar› hakettikleri flekilde an›msamak, belleklerimize kaz›mak ve bu miras› yeni nesillere aktarmak bizler için en kutsal görevlerden biri olmal›.• metingoren@butundunya.com.tr
ANADOLU’NUN DÜNYASI Bekir Özgen
An›larla yaflanmaz m›? Bir elim lacivert kabanımın cebinde arabadan indiğimde, buluşma yerimizin adı göz kamaştıran ışıklarla karşımda duruyordu. Lokantanın merdivenlerine tırmanmadan önce mutlu, neşeli, iyimser ama bir o kadar da heyecanlıydım. ürücü, üzerimdeki tedirginli¤i gözlemlemifl olmal› ki, “Ne o Amca bey?” diye sordu. “Önemli bir buluflman›z m› var?” bildin!” Dile kolay, tam› tam›na elli bir y›l geçmiflti aradan. Neredeyse bir ömür… S›n›f arkadafl›m Gülseren’in sesini telefonumda duydu¤umda, belli etmemeye çal›flsam da, bir tuhaf olmufltum. “O da kimdi? S›n›f›m›zdaki k›rk iki k›zdan hangisiydi? Nas›l birisine benziyordu?” diye kendi kendimi sorgularken, o, elli y›l öncesinin içtenli¤iyle, “Bekir!” diye seslendi. “On gün sonra, Piyano Restoran’da, akflam saat 109
BD MAYIS 2011
yirmide, s›n›fça toplan›yoruz. Birlikte bir yemek yiyece¤iz.” “fiaka m› bu?” diye sormuflum ayr›m›nda olmadan. “Hay›r, de¤il. Do¤runun da do¤rusu,” dedi arkadafl›m. “On befl, yirmi kifli kadar olaca¤›z.” “Tamam,” dedim. “‹ki elim kanda bile olsa, gelirim.” “Bekliyoruz,” diye yüre¤ime gül serperek telefonunu kapatt› Gülseren. Kapatmas›yla da, beni ald› m› derin bir düflünce?.. Bir yandan sevinçten içim içime s›¤mazken, öte yandan, “Ya!” diyordum bin bir çekince içinde, “Fakültede dört y›l ayn› s›n›fta birlikte okudu¤um arkadafllar›m›n birini olsun tan›yamazsam? Ya ikisine üçüne olsun ad›yla seslenemezsem? Ay›p olmaz m›? Rezilli¤im ortaya dökülüp saç›lmaz m›? Saç›l›r elbet. Çirkinli¤in ta kendisi olur hem de,” sözcükleri döküldü dudaklar›mdan. Bafllad›m düne dönük ne varsa kar›flt›rmaya, evdeki tüm gençlik resimlerimi bir bir elden geçirmeye. Ne ki, toplu çekilmifl bir foto¤rafa bile ulaflamad›m. Bir süre kendi kendimle savaflt›ktan sonra duygular›m yavafl yavafl dinginleflti. “Ay›p olacaksa olacak. Utanaca¤›m diye, böyle bir öneriyi geri çeviremezdim ya,” diyerek buluflaca¤›m›z günü iple çekmeye bafllad›m. *** O akflam, taksi sürücüsüne yol ücretini ödeyip ürkek ad›mlarla girdi¤im lokantada uzunca bir masada karfl›l›kla otururlarken buldum onlar›. Tam yanlar›na yaklaflm›flt›m ki, “Aaaa Bekir geldi,” diye sevinçle hayk›rd› içlerin110
BD MAYIS 2011
den biri. Sonra hepsi birden aya¤a dikildiler. ‹çlerinde benden baflka erkek yoktu. Hepsiyle teker teker sar›l›p öpüfltük. Elli y›l öncesinin kokusunu arad›k birbirlerimizin kollar›nda. Sonras›nda an›lar an›lara el verdi, kimi yaflanm›fll›klar bir tespihin taneleri gibi yan yana dizilmeye bafllad›. Anlatt›kça ar›nd›k, ar›nd›kça anlafl›p anlafl›lmaya durduk. An›msayabildi¤imiz ne varsa birbirine eklendi, yorulmaya yüz tutmufl belleklerimize koltuk de¤ne¤i olup ç›kt›. Bizlere de, geçmiflimizin ortak izdüflümlerini, üstümüze flemsiye yap›p yürümek düfltü bu an› sa¤ana¤›n›n alt›nda. ‹lk sözü alan da Bülbün oldu. “Daha düne kadar, geçmifl öldü,” deyip duruyordum. Oysa flu anda görüyorum ki o kalk›p yan›m›za gelmifl, önümüzde dipdiri duruyor. Dünümüze, bugünün gözlü¤üyle bakamasak bile, o varl›¤›n› olabildi¤ince sürdürüyor besbelli. Hepimizin içinde derin bir sayg› uyand›r›yor. Onunla daha bir diri, daha bir vars›l oldu¤umuzu duyumsat›yor. Heyecan kas›rgas› estiren bu an›m›zda, içimizden biri olsun bozguna u¤ramad›¤›na göre, demek ki A’dan Z’ye tümümüz, geçmiflimizle bar›fl›¤›z ve orada bizi ayakta tutan nice güzellikler sakl›. Bu gece, belki de ilk kez, uzak geçmiflimizle böylesine yak›n ve baflbafla olmaktay›z. Bafllang›c›, bafllad›¤› yerden geriye sarabilmenin u¤rafl› içindeyiz. Dibe çöken o bulan›k tortuyu kar›flt›r›nca kim bilir neler bulaca¤›z neler!..” Sözün ucunu, onun b›rakt›¤› yerden, Nursel tuttu. Sesine sevincin ›fl›¤› vurmufl olarak, bafllad› duygular›n›
s›ralamaya. “Bunca y›l sonra, ah›m›z gitmifl vah›m›z kalm›fl da olsa, flu an hep birlikteyiz ya!.. ‹flte bu, dünyalara de¤er. Görüyorum ki içimizde ünlü profesörler, yazarlar, ifl kad›nlar›, e¤itimciler var. Tümü de ülkemizin gururu say›labilecek ö¤renciler, evlatlar ve torunlar yetifltirmifl. Onun verdi¤i onur ve gururla geçmifl y›llarda yüzlerimizden eksik olmayan gülücükleri yan›m›za alarak bu güne tafl›may› baflarm›fl›z. fiu anda bir masal›n içindeymifl gibiyiz. Yüre¤imizde gür bir p›nar kayn›yor. Sevinç dolup tafl›yor dört bir yan›m›za. ‹çimiz içimize s›¤m›yor. Yerimizde duram›yoruz. De¤il mi ki bir araya gelmeyi baflard›k, öyleyse bu bulunmaz an, b›rakal›m da bafl›m›zda taçlans›n. Tad› dama¤›m›zda kals›n.” “Bundan öte söylenecek ne kald›?” derken, konuflman›n bir ucundan da yan›m›za befl on dakika gecikmeyle kat›lan Mete tuttu. Belli ki o da çok
etkilenmiflti bu birliktelikten. “Eski defterleri kar›flt›rmaya kalksak, elimizde kalsa kalsa ‘Ah!’lar›m›z ve ‘Keflke!’lerimizden baflka bir fley kalmaz,” diye yak›n›r dururdum. Me¤er öyle de¤ilmifl. fiu bayram sevincimize bak›n hele çocuklar. Bu görkemli birlikteli¤e kim paha biçebilir ki?” Hepimiz, “Aman ne güzel. An›lar›n
do¤ru adresini bulduk. Art›k, yar›m yüzy›l›n gerisinde kalan dostlu¤umuzun yollar›n› geriye sar›p nice k›y›lara yelken açabiliriz,” derken Piyano Restoran’da kulaklar›m›z› ödünç alan gür sesli piyano oldu. Ve Alpay, eskimeyen eski flark›lar›yla, bizlere seslenmeye bafllad›. “Mazi Kalbimde Bir Yara” derken, o ana dek uzan›p yetiflemedi¤imiz, yetiflip dokunamad›¤›m›z, dokunsak da vazgeçemedi¤imiz nice an› varsa tümünü tuttu yan›m›za getirdi, önümüze koydu. “Sensizli¤in fiark›s›” ile de düfllerimizi kanatland›r›p uçurtmay› baflard›.
111
BD MAYIS 2011
Müzi¤e verilen k›sa arada, “Görüyorsunuz ya!..” dedi içimizdeki en çok düflünen ve en az konuflan Ülkü arkadafl›m›z, “Ayr›l›k küçük tutkular› unuttururken, büyüklerini güçlendiriyor. Önemsiz anlaflmazl›k yaralar›n›n merhemi, iyilikbilirli¤in s›¤›na¤› oluyor. Doyuma u¤ramayan dostluklar› tetikliyor. Birbirimize olan hayranl›¤›m›z› perçinliyor. Ve bu efli bulunmaz buluflmaya neden oluyor.” Onu, coflkuyla alk›fllamak da, zaman›n damarlar›m›zda koflmaya bafllad›¤›n› ayr›msayan bizlere düfltü.
dercesine yaflam› zamandan, zaman› yaflamdan soyutlayabilmenin yollar›n› arad›k. Ve bir de bakt›k ki, o, tart›ya ölçüye girmeyen dört-befl saat göz aç›p kapay›ncaya kadar uçmufl gitmifl. “Bitmesin!” dedi¤imiz ne varsa tümünü bir bir yan›na al›p götürmeye durmufl. Kalmam›z için öylesine çok neden varken, ayr›l›¤a durmak da neyin nesiydi? Alpay bile: Durdurun geçmesin flu zaman› Durdurun geçmesin bu saatler, O kadar h›zl› ak›p gitmifl Rüzgâr gibi saatler… “Ayr›l›k küçük tutkular› unuttururken, derken baflkabüyüklerini güçlendiriyor. Önemsiz lar›ndan çok anlaflmazl›k yaralar›n›n merhemi, bizlere sesleniyor gibiydi. iyilikbilirli¤in s›¤›na¤› oluyor...” Ne var ki, içiHani do¤rusu ya keyfimize diye- mizden birinin olsun ötekileri durducek yoktu. Bakt›k bak›flt›k. Güldük rup “Durun, gitmeyin!” diyecek gücü gülüfltük. E¤lenip e¤lefltik. Bir telden yoktu, kalmam›flt› o anda besbelli. bin türküye efllik ettik. Birikmifl yal- Yorulmufl muyduk, sarhofl muyduk, n›zl›klar›n, özlemlerin, savsaklama- kendimizden mi geçmifltik, kim bilir? lar›n küllerini defleleye defleleye üstü Bundan sonra toplanacak bir yer bile örtülü kalm›fl nice an›lar›n yüzünü aç- saptayamadan sar›l›p öpüfltük. Üstünü mak güç olmad›. ‹ç dünyam›z›n zen- açmay› baflard›¤›m›z an›lar›n ço¤unu ginli¤i ortaya ç›kt›kça, yüre¤imizin yar›da kesip kalanlar›n› yüreklerimize kabuk tutmufl damarlar› gevfledi, kar- gömerek evlerimizin yolunu tuttuk. lar› erimeye yüz tuttu. Biz de, eski Bir daha hiç olmayacak yerlerde, bekgünlerle bugünü bir araya getiren bu lenmedik zamanlarda bir araya gelip eflsiz kesitleri görüntülemek için kol gelemeyece¤imizi bile ayr›mlayamakola, omuz omuza verdik. Gülüp gü- dan hem de. Gömüle gömüle içimize, lüflerek, bak›p bak›flarak bol bol foto¤- hüzünle burukluk aras› bir duygu içinde yiterek, el sallad›k birbirimize. raflar çektik. Adresler, telefon numaralar› ald›k. Gitmenin, geride ayr›l›k b›rakmak olHep bir a¤›zdan flark›lar m›r›ldand›k. du¤unu bilerek, bilmeyerek; düflüneGeçmifle inat geçmifle gönderme yap- rek, düflünmeyerek… Kulaklar›m›z, t›k. “Yaflaman›n saati mi olurmufl?” notalardan süzülüp gelen; 112
BD MAYIS 2011
Bekletme ne olur / Gelme zaman› gel Gitme, gitme gel / Eylülde gel... sözlerinde; dudaklar›m›zda o s›ms›cak “Hoflça kal!” seslenifliyle ayr›ld›k birbirimizden. Söylenen flark›lar m›yd› an›lar›m›z›n üstüne sinen, yoksa bizim an›lar›m›z m›yd› o flark›lara anlam yükleyen, onu bile bilmeyerek… *** Can›m›n yar›s›n› orac›kta b›rak›p taksiye bindi¤imde, tepemde küskün bir ay dolafl›yordu. Bir yan›mda tatl› bir sevinç kal›b›na s›¤maz dururken, öte yan›mda boynu bükük bir burukluk ayaklar›ma dolana dolana evimin yolunu tuttum. Dille difl aras›ndan, “Bir y›ld›z kaysa da, içimden bir dilek tutsam; hemen yar›n bir daha onlarla buluflsam. Ve bir kez daha ellerimde sevgi büyütsem; beynimde masallar olufltursam; olan› olmayan› içime katsam, ba¤r›ma bassam, öpüp bafl›ma koysam,” tümcelerini m›r›ldan›yormufl olmal›y›m ki: “Bir fley mi söylediniz beyefendi?” diye içimde açan hüzün çiçekli
bahara son verdi sürücü. Gecenin bir yar›s›nda yaln›zl›¤›m, yata¤›ma kurulmufl beni a¤›rlarken, beynimden, “Dünyada bitmeyen ne var? Hangi güzelli¤in sonu gelmemifl ki?” sorular› geçiyordu. • bekirozgen@butundunya.com.tr
CENNETL‹K HAKEM Adam›n biri ölüp cennetin kap›s›na geldi¤inde cennetin baflmele¤i durdurur. ”Önce sorular›ma cevap vermelisin? Hayat›n boyunca tam anlam›yla iyi bir ifl yapt›n m›?” Adamca¤›z düflünür, haf›zas›n› zorlar, ama yapt›¤› iyi bir fleyi hat›rlayamaz. Melek tekrar sorar. ”Peki, hiç cesaret gerektiren bir fley yapt›n m›, hayat›nda?” Adam hemen at›l›r: ”Yapt›m, tabii!” der anlatmaya bafllar: ”Ben futbol hakemiydim. ‹stanbul'da iki büyük tak›m aras›nda bir maç
yönetiyordum. Maç›n son dakikas›nda ev sahibi tak›m aleyhine penalt› verdim. ”Vay can›na, gerçekten cesurmuflsun, hadi geç bakal›m! Cennetin kap›lar› aç›l›r. Bizim hakem tam geçecekken, melek merak eder: ”Ne zaman olmufltu bu maç?” ”Afla¤› yukar› üç dakika oluyor...” 113
BELGESELC‹N‹N GÖZÜYLE Çetin ‹mir 2.BÖLÜM
Ça¤lar Boyu Anadolu’da T›p itolojide konular›na göre, diflili erkekli birçok tanr› vard›r. ‹flte bunlardan biri de Asklepeion veya Eskülap ismiyle an›lan sa¤l›k tanr›s›d›r. (Üstteki resim) Bu Tanr›lardan baz›lar› dönemlerinin ünlü he-
kimleridir. Fakat, içlerinden en tan›nm›fl olan› Eskülap’ d›r. Efsaneye göre Eskülap; günefl tanr›s› Apollon ile Koronis isimli bir kad›n›n o¤ludur.
115
BD MAYIS 2011
Koronis, Zeus’un o¤lu Apollon’dan
hamile iken ‹skhys’e gönül verir. Fakat baflka bir erke¤e gönlünü kapt›ran, Koronis’in sadakatsizli¤ini bir karga Apollon’a bildirir. T›p, fliir, güzel sanatlar ve günefl tanr›s› Apollon, bu ac› haberi getiren kargay› u¤ursuz sayar ve o güne kadar beyaz olan kargan›n rengini siyaha dönüfltürür. Apollon’un k›z kardefli Artemis de, oklar›yla sevdal›lar› öldürerek, kardeflinin intikam›n› al›r. Bunun üzerine Apollon ölü kar›s›n›n karn›ndaki bebe¤i ç›kar›r. Bu çocuk, Asklepios’dur. Efsaneye göre oradan geçen bir çoban, olanlar› görünce bundan korkup kaçarken flu sesleri duyar. “Bu çocuk büyüdü¤ünde, ölüleri bile diriltecek, flifalar› bulacakt›r.” Asklepios’ un çocuklar› olan k›z› Hygia temizlik, o¤lu Telesphoros ise nekahet (iyileflme) tanr›s›d›r.
BD MAYIS 2011
Hygia, ad›na yap›lan heykellerde genellikle ayakta betimlenmifltir. ‹nce zarif bir k›zd›r. Yan›nda da bir y›lan bulunur. O Asklepios’un kutsal y›lan›n›n, süt anas› gibi görünür. Asklepeion kültünde; Asklepios, Telesphoros ve Hygia ayr›lmaz bir üçlüyü oluflturmufllard›r. Anadolu’da o ça¤larda kabul edilen büyük bir sa¤l›k tanr›s› vard›. Sa¤l›k tanr›s› olarak; eski Yunan Eskülap’›, M›s›rl›lar ‹mhotep’i, bir t›p bilgini olarak da Araplar ‹dris Peygamber’i, Türkler de Lokman Hekim’i tan›m›fllard›r. ‹lk t›bbi belge de, Teb kentinde yap›lan kaz›lar sonucunda, arkeolog George Ebers taraf›ndan bulunmufltur. Tedavi yöntemleri ve ilaç tertibi reçetelerini içeren bu belge, Ebers Papirüsü olarak bilinir.
Asklepios ve k›z› Hegia
Bulunan ilk t›bbi belge Ebers Papirüsü Asklepeion; ‹zmir’den Bergama’ya gelen yolun, flehir giriflinin yaklafl›k 1,5 km. solunda ve Bergama’n›n bat›s›nda kal›r. M.Ö. 4 yy. da Mora yar›madas›ndaki Epi116
Bergama Akropolü dauros kutsal alan›n›n bir benzeri olarak Bergama’da yap›lm›fl olan Asklepeion’da, bugün görülen yap›lar, büyük ölçüde Roma ‹mparatoru Hadrian taraf›ndan onar›lm›fl döneme aittir. Bergamal› büyük hekim Galen; Asklepeion’ un, Geyikli da¤lar›n›n eteklerinde, hava ak›mlar›ndan korunmufl temiz suyu ve temiz havas› olan uygun bir yerde kuruldu¤unu belirtir. Asklepeion’da flifa tanr›s›na giden kutsal yol, flimdiki Virankap›’dan bafllay›p, küçük meydanda son bulur. Arka planda, Bergama akropolü heybetiyle bu alan› korur gibidir. Meydan›n ortas›nda üzerinde çok güzel kabartma y›lan, çiçek ve defne motifleri ile süslenmifl ve mermerden yap›lm›fl bir sunak tafl› yer al›r. Bu sunak üzerinde bulunan iki adet y›lan, sanki Hygia’n›n tas›ndan süt içmektedir. O dönemde veya daha sonralar› yap›lm›fl olan Eskülap heykellerinde,
Asklepeion 2 y›lan ve süt tas› / T›p amblemi y›lanl› asa, iyi ve kötü ruhlar›n birleflmesinin sembolüdür. Tas ise, iyilefltirici ilaçlar› y›landan sa¤›p, elde edilen flifan›n sembolüdür. Ayn› zamanda y›lan, eski M›s›r baflkentlerinden Teb flehrinin sembolüydü. T›p sözcü¤ü de Teb kentinin isim kökünden gelir. ‹flte bu nedenle y›lan, t›bb›n simgesi olarak betimlenmifltir. O dönem hastalar›n›n, Asklepeion’a
ilk kabul edildi¤i yer buras›d›r. Küçük 117
BD MAYIS 2011
meydan›n girifl yerinin karfl›s›na düflen, 4 Korynthos sütun üzerinde yükselen muhteflem Propylon olarak an›lan mermer kap›, gelenleri karfl›lar. Kaynak sular›, Asklepeion için en baflta gelen kutsal varl›klard›. Sular›n bollu¤u buran›n kutsall›¤› ve hayat› için önemliydi. Burada bir kaynak ve çeflmesi, bir su kuyusu ve üç havuz bulunur. Kurtar›c› tanr›n›n ayaklar› dibinden ç›kt›¤›na inan›lan bu kutsal su, hastalara flifa verirdi. Bu kaynak suyu hâlâ, bir çeflmeyle bir havuza akar. O dönemlerde böbrek ve mesane tafllar›na iyi geldi¤ine inan›l›rd›. Banyo tedavileri için yap›ld›¤› san›lan bu ha-
BD MAYIS 2011
vuz da; zemin, mermer döfleli olup, içine 4 basamakla inilir. Çat›s› olmayan bu havuzda, hastalar hem flifal› suyla banyo yap›yor, hem de güneflin ›fl›nlar›ndan yararlan›rlard›. Suyun fazlas›, gizlenmifl bir kanalla, kutsal tünelin alt›ndaki baflka bir su yoluna dökülmekteydi.
tip bir yap› tarz›yla, “Rüyanda tanr›, senin nas›l iyileflece¤ini söyleyecek, bunlar› uyan›nca hekimine anlatacaks›n ve sa¤l›¤›na kavuflacaks›n.” gibi telkinlerle hastalar›n uyumalar› ve rüya görmeleri amaçlanm›flt›. Tap›na¤›n güneyinde, içten ve d›fltan iki merdiven ile yukar› ç›k›l›r.
Büyük meydan›n ortas›nda ve yeralt›nda yap›lm›fl olan kutsal tünel, hastalar›, ikinci yuvarlak yap›ya, yani Telesphoros mabedine ulaflt›rmaktayd›. Bu tonozlu tünelin, 80 m uzunlu¤u,
Asklepeion’ un kap›s›nda flu yaz›
yaz›l›yd›: “Bütün tanr›lar›n ululu¤u için, kutsal yere ölümün girmesi yasakt›r.”
geçirilerek dairesel binaya götürülürdü. Hekimler hastaya, “Burada yat, uyuyuncaya kadar dua et, tanr› senin derdinin devas›n› verecektir, ne duyarsan ne görürsen uyan›nca bize anlat” gibi, telkinlerde bulunur ve rüyan›n önemine göre tedavi yöntemi saptarlard›. Kaz›larda bulunan kitabelerden al›nan bilgiye göre: “Hasta içeri girsin, on gün geçsin, y›kans›n ve haz›rlans›n, günlük elbiselerini ç›kars›n ve beyaz ehrama sar›ns›n, tekrar y›kans›n haz›rlans›n ve tanr› huzuruna ç›ks›n. Kutsal
Telesphoros mabedi
Kutsal tünel
Kutsal havuz
118
2,70 m yüksekli¤i ve 2,5 m geniflli¤i vard›r. Dolgu bir kemerle kapat›lm›fl, üstünde hava ve ›fl›k almas› için düflünülmüfl 12 adet kare pencere yer al›r. Tünel taban› iyi ifllenmifl büyük tafllarla kaplanm›flt›r. Kutsal tünel, yuvarlak yap›ya yani, Telesphoros mabedine ulafl›r. Mabet; sa¤l›k tanr›s›n›n o¤lu, hekimlik s›rr›n›n bilgini ve rüyalar› yorumlayan tanr› Telesphoros ad›na yap›lm›flt›. Lofl olan alt kat, hastalar›n rüya görmesi için düflünülmüfltü. Bu
Dolay›s›yla a¤›r hastalar, do¤um yapacak kad›nlar, uzak yerden gelen bitkin insanlar, büyük kap›da muayene edilir, tedavisi olanaks›z ise içeriye al›nmazlard›. Bergamal› büyük hekim, Galen’de asl›nda Asklepios t›bb›na inanmayan birisi oldu¤u halde, aya¤›nda oluflan tedavisi imkâns›z bir yara ac›s›n›n, Bergama Asklepeion’unda iyileflti¤ini bildirmifltir. Temizli¤ini yapan, ada¤›n› veren hasta mabede girer, tanr›lar›n heykelleri önünde dua ederdi. Sonra kutsal sudan içen hasta, kutsal tünelden
zeytin dallar› ile süslenmifl kurbanl›k koyunlar› adak versin. Büyük yatakhaneye rüya görmek için gitsin. Yüzük, kemer ve ba¤lar›n› ç›kars›n, yal›nayak yürüsün” denirdi. Temizlik, ibadet, rüya ve telkin üzerine kurulu bu tedavi yöntemi, günümüzün pozitif yaklafl›mlar› ve teknik olana¤›yla belki k›yaslanamayacak yaklafl›mlard›. Fakat kendi döneminde en önemli flifa merkeziydi ve o dönemlerde yaflam›fl birçok insan›n, tek yaflama umuduydu. M.Ö. 600 y›llar›ndan itibaren, antik 119
BD MAYIS 2011
ça¤ hekimleri flu teoriyi gelifltirdiler. Do¤ada her fley dengelidir. Fazla veya az, dengenin bozulmas›na neden olur. Bu durum hastal›kla sonuçlan›r. Dengesizli¤e u¤rayabilecek gerçek vücut ö¤eleri dört s›v› yani “humor” olarak adland›r›l›r. Bunlar; kan, balgam, sar› safra ve kara safra’ d›r. Bütün bu “humorlar”, dengede oldu¤u zaman vücut sa¤l›kl› olur. Hastal›¤›n üç evresi vard›. D›fl veya iç faktörlerin yol açt›¤› humoral oranlardaki de¤ifliklik; vücudun buna, atefl veya kanama ile tepki göstermesidir. Afl›r› derecede humor boflalmas›yla yaflam ölümle sonuçlan›r. Tedaviye gelince, bugün savunulmas› güç olan flu üç ifllem yap›l›yordu: 1. Kötü s›v›lardan korunmak için, kanatma, 2. Yeni kötü s›v›lar›n oluflmas›n› önlemek için perhiz, 3. Kalan fazla s›v›dan kurtulmak için, boflaltma, yani kusturma veya lavman. Fakat kötü s›v›larla birlikte iyi s›v›lar›n da kaybedilece¤i bilincinden yoksundular. Y›llar geçtikçe filozof ve bilim a-
damlar›, evrendeki din d›fl› eylemleri desteklemifl ve tedavi için mant›¤a dayal› teoriler ve metotlar gelifltirmifltir. Yunanistan’›n, Kos adas›’ndan bir t›p bilginini, dünya’da gelmifl geçmifl tüm doktorlar›n hocas› olarak bilinen büyük hekim Hipokrat’tan söz etmeden geçemeyiz. M.Ö. 5. yüzy›lda antik Ege t›bb›n›n geliflimi “Hipokrat“ ile yakalanm›fl ve örnek hale gelmifltir. Hipokrat, M.Ö. 460’ da Kos’da do¤du. M.Ö. 370 y›l›nda Teselya’da öldü. 120
BD MAYIS 2011
Genç yafllar›nda ad› ve mesleki kariyeri hakl› olarak gittikçe parlayan Hipokrat‘›n ad›na efsaneler yarat›lm›flt›.
Hipokrat Hipokrat’›n “Hipokrat Koleksiyonu veya Corpus Hipokratikum” ad› alt›nda derlenen çal›flmalar›; büyük bir olas›l›kla Kos, Knidos, Sicilya ve baflka yerlerdeki hekimlerin metinlerini de içermektedir. Koleksiyon, M.Ö.4. yüzy›lda ‹skenderiye’ deki büyük kütüphanede bir araya getirilmifltir. Koleksiyonda bulunan birkaç genel inanc› ay›r›p, kategorize edebiliriz. Anatomi, Fizyoloji, Genel Patoloji, Tedavi, Teflhis, Gidiflat, Cerrahi, Jinekoloji, Ak›l Hastal›klar›, Etik, iflte Hipokrat’›n tüm kitaplar› bu konu
bafll›klar› alt›nda topHipokrat hastanede lanabilir. Günümüz Dünya t›bb›nda, her t›p doktorunun mezuniyeti sonras›nda, mesle¤e bafllarken etti¤i, bir Hipokrat yemini vard›r. Bu ünlü yemin, "Tanr›lara, ö¤retmenlere ve gelecekteki ö¤rencilere teminatlarla bafllar. Yasaklamalar, hastaya zarar vermeyi önlemek içindir. Ölümcül ilaçlar, dü- içerir. Aç›kças›, Hipokratç›lar›n o zaflük, cerrahi, hasta veya ev halk›yla manlarda hastal›k ve yaralanma olarak cinsel iliflkiye girilmemesi, hastaya bilinen vakalarla u¤raflmaya yetecek yard›m ederken ortaya ç›kar›lan s›rla- kadar bilgileri vard›. r›n aç›klanmamas› safl›k ve kutsall›kla Hekim kökenli olmayan fakat bayerine getirilmesi" gereken konulard›r. ¤›fl›kl›k bilimine öncülük eden ve M.Din ve mant›¤›n birbirine çok ya- Ö.132’de Anadolu’ da do¤mufl Kral k›n oldu¤u M›s›r gibi ülkelerde bile Mitridates’in t›p tarihinde önemli bir tamamen din d›fl›, deneye dayal› t›bbi yeri vard›r. Haz›rlad›¤› Mitridaticum sistemler uygulan›yordu. Yine de Hi- adl› kitab›n›n içinde, 70 türlü madde pokratç› yazarlar ve onlardan önceki olan ve vahfli hayvanlar›n ›s›rmas›na filozof - bilim adamlar›n›n gösterdi¤i karfl› kullan›lan panzehir formülü yer mant›ksal yaklafl›mlar›n içeri¤i de ola- al›r. ¤anüstüdür. Bu anlamda Hipokratç› prensiple- Anadolu kökenli hekimlerden biri rin bafll›klar› da flöyle olmal›yd›: de, M.Ö. 124’ de Bursa’ da do¤an 1. Her fleyi gözlemle, Marcus Aurelius Asklepiades’dir. 2. Hastal›ktan ziyade hastay› çal›fl, Asklepiades, Atina ve ‹skenderiye’ 3. Dürüstçe de¤erlendir, de t›p ö¤renimini tamamlayarak Ro4. Do¤aya yard›m et. ma’ya yerleflmifl, zekâs› ve kuvvetli Hipokratç› metotlarda birçok za- flahsiyeti ile zaman›n›n en önemli hey›fl›klar olabilir. Bunun nedeni anato- kimi olmufltur. Asklepiades, Hipokrami bilgilerinin azl›¤› ve sistematik ol- t’›n aksine, do¤an›n flifa verici özellimamas›yd›. Yine de metinler, yaralar, ¤ini inkâr etmifl ve perhiz, fizik tedavi ç›k›klar, k›r›klar ve rektal (d›flk›lama ve ilaçla olan tedavi yöntemini önerbölgesi) hastal›k ameliyatlar›nda oldu- miflti. ¤u gibi flafl›rt›c›, anatomik detaylar Roma ça¤›n›n önemli bir hekimi 121
BD MAYIS 2011
de M.S.98 Efes’te do¤an Soranus’du. Roma’ da hekimlik yapan Soranus, iyi bir klinisyendi. Jinekoloji ve çocuk hastal›klar› ile ilgili eseri 14 as›r, tek kaynak kitap olarak kullan›lm›flt›r.
BD MAYIS 2011
müllerini, yazd›¤› kitab›nda flekillerle anlatm›flt›r. Ayn› zamanda t›p bilim adamlar› da bu de¤erli yap›tta yer alm›flt›r. Büyük olas›l›kla sistematik olarak yaz›lm›fl ilk eser olan, “de materia medica”y› kitaplaflt›ran hekimdir.
Soranus T›bba katk›da bulunanlar›n, t›p ya-
zarlar› ve ö¤retmenlerinin aras›ndan dev bir kiflilik “Claudius Cassimus Galenus” hepsinin üstüne ç›kt›. Sadece kendi zaman›nda de¤il, daha sonraki yüzy›llarda da, t›p için önder olan büyük bir hekimdir. MS.130’da iyi e¤itimli ve mevki sahibi mimar bir baban›n o¤lu olarak Bergama’da do¤mufltur. Babas› Nikon’un, Bergama Asklepionu’nda tedavi oldu¤u bir esnada gördü¤ü rüya üzerine, o¤lunun hekim olmas›n› istedi¤i söylenir.15 yafl›nda
Soranus’un ça¤dafl› olan Efesli Rufus’un, göz hastal›klar› konusunda, devrim niteli¤inde say›lacak bulufllar› vard›. Optik göz sinirlerin do¤ru seyrini ve lens kapsülü de dahil olmak üzere göz k›s›mlar›n› aç›kça tan›mlad›. Pedanius Dioscorides M.S.1. Yüzy›l-
da yaflam›fl eczac›l›kta hocalar›n hocas› say›lacak, askeri bir hekimdir. Orduyla birlikte birçok yer dolaflm›fl, savafllarda askerlerin tedavisini üstlenmifltir. T›pta yüzlerce bitkinin ilaç olarak kullan›m› konusunda çal›flmalar yapm›flt›r. Dioscorides, her türlü hastal›¤a karfl› tatbik edilecek ilaç terkipleri ile zehirli hayvanlara karfl› kullan›lacak panzehirler ve tiryaklar›n for122
Galenius hekim olmay› akl›na koyan Galen, Atina’da felsefe, ‹skenderiye’de t›p e¤itimi ald›. 22 yafl›nda Bergama’ya dönerek bir gladyatör okulunda, cerrah hekim olarak görev ald›. Yaralanan gladyatörler ve savaflan yaral› askerlere tatbik etti¤i kanama tedavisini dört yöntemle yap›yordu:
1. Parmak bas›nc›, 2. ‹laç tatbiki, 3. Çengelle burma ve 4. Pensetle (k›skaç) tutup dikifl atma. Yaln›z iyi bir klinikçi de¤il, ayn› zamanda t›pta temel bilimlerin önemini de kavram›fl deneyimci bir hekimdi. Anatomi bilmeyen bir hekimi t›pk› plan› olmayan mimara benzetmifltir. Ne yaz›k ki etik nedenler ile, yaflad›¤› dönemde insan kadavras› üzerinde anatomi çal›flmalar› yap›lam›yordu. Bu nedenle maymun ve domuzlar üzerinde çal›flmalar yapt›¤› bilinir. Avrupa’ da; Cebelitar›k maymunlar› üzerinde yapt›¤› çal›flmalarda, hayvanlar›n kas sistemini mükemmel bir biçimde tarif etmifltir. Beynin d›fl yap›s›n› tan›mlam›fl, görme siniri, yüz kulak sinirleri ile kranial sinirleri bulmufltu. Romal›lar›n sahip oldu¤u çok çeflitli cerrahi aletler olan; bisturi, makas, forseps, aç›k bat›nda (ameliyatla aç›lan beden) retraktürlerin kullan›m› ile akla uygun öneriler verdi. Aç›lacak bat›nda nas›l hareket edilece¤ini, apselerin drenaj› için ilgili önerileri zekiceydi. Tümörleri ve enfekte kemikleri cesurca ç›kard› ama bunu pervas›zca yapmad›. Galen, pragmatik (faydac›-yararc›) ve becerikli bir cerraht›. Duygu sinirleri ile motor sinirlerini birbirinden ay›rt etmifl ve ilk defa sempatik sinir sistemini keflfetmifltir. Arterlerin o zamana kadar san›ld›¤› gibi hava ile de¤il kanla dolu oldu¤unu bulmufl-
Galen-Avicena (‹bni Sina)-Hipokrat tu. Kan dolafl›m sisteminin varl›¤›n› ortaya koyan da Galen’di. Onun etkisiyle; kalbin sa¤ ve solu aras›nda gözenek oluflu ve dolafl›m hakk›ndaki di¤er kanaatleri yüzy›llarca gözü kapal› tart›flmas›z kabul edilmiflti. ‹yi bir yazard›. 500 kadar olan çal›flmalar›ndan sadece 80 kadar eseri günümüze kadar ulaflm›fl ve bunlar bat› dillerine çevrilmifltir. Daha sonra hekimli¤ini Roma’da sürdürmüfl ve 70 yafl›ndayken Bergama’da ölmüfltür. Bu dönemin t›p doktrinleri, do¤ru ya da yanl›fl, insanl›¤›n yarar› için gösterilmifl bir çaban›n örne¤idir. Antik ça¤ hekimleri, ortaya koyduklar› çal›flmalar› ile gelecek bilim adamlar›na öncülük ettiler. Yaflad›klar› dönemin ba¤naz düflünce yap›s›na, dinsel ve etik, tüm engellere ra¤men, gelifltirdikleri t›p bilimini insanl›¤›n hizmetine sundular.• cetinimir@butundunya.com.tr Kaynakça: 1-Prof.Dr. ‹lter Uzel (Difl Hekimi -T›p Tarihçisi) 2-Di¤er t›p tarihi verileri 123
BD N‹SAN 2011
‹NSANLAR YAfiADIKÇA Mehmet Ünver
Çocuk Y›ld›zlar Ne Oldu?
Hep merak etmişimdir: Çocukluklarını doğru düzgün yaşayamadan bir anda kendilerini milyonlarca seyircinin gözü önünde bulan bir zamanların çocuk yıldızları, bu ilgi ve şöhretin ellerinden gittiği sonraki yıllarda neler hissettiler? >> 124
BD MAYIS 2011
U
nutulmuflluklar›n› nas›l kabullendiler? Sinema tarihi göstermifltir ki, o sempatik görüntüleri, masum yüzleri ve büyümüfl de küçülmüfl halleriyle seyirciyi avuçlar›n›n içine al›p, a¤lad›klar›nda milyonlar› a¤latan, güldüklerindeyse ayn› milyonlar› güldüren çocuk y›ld›zlar›n çok büyük bir bölümünün oyunculuk kariyeri de çocukluklar›ndan öteye geçememifltir. Shirley Temple, Zeynep De¤irmencio¤lu, Ömercik, Jack Wild, Mark Lester, Melissa Gilbert gibi çocuk y›ld›zlar o flirin yüzleri ve beyaz perdeden yans›yan boylar›ndan büyük laflar›yla milyonlar› kendilerine hayran b›rakm›fllar, dönemlerinin sinema seyircisi, onlar› evlatlar›, kardeflleri, hatta oyun arkadafllar› gibi sevip, ba¤›rlar›na basm›flt›r. Onlar› görmek Oysa zaman onlar için son için salonlar› derece h›zl› ve ac›mas›z dolduran davranm›fl, ne olduklar›n› hayranlar›, anlayamadan ergenlik ça¤lar›na girdikleri günlerde ne yaz›k ki tüm bu ilgi ve buna ba¤l› çocukluktan olarak sinema kariyerleri ilk gençli¤e sonlanm›flt›r. Onlar› görgeçifllerinin mek için salonlar› dolduran hayranlar›, ne yaz›k ki çoard›ndan, ayn› cukluktan ilk gençli¤e gesevgiyi çifllerinin ard›ndan ayn› kendilerinden sevgiyi kendilerinden esiresirgemifllerdir. gemifllerdir. Çünkü art›k eskisi gibi flirin, mini mini, masum yüzlü yavrucuklar de¤il, herkes gibi birer yetiflkindirler ve önemli bir seyirci kitlesi bu yeni görünümlerine katlanamamaktad›r. Ayr›ca y›llar geçip giderken eski hayranlar› da zaman›n yükünün alt›nda ezilmeye bafllam›fllar, yaflam›n so¤uk yüzü ve yeni sorumluluklarla bafl bafla kalm›fllard›r.
Shirley Temple
Yetiflkinli¤e geçtikten sonra flöhretleri sönen çocuk y›ld›zlara en ac› örnek; Shirley Temple’d›r. O, kabar›k dantelli elbiseler içindeki ç›t› p›t›, 125
BD MAYIS 2011
Nathalie Wood
Liz Taylor dünya tatl›s› görünümü ve lüle lüle saçlar›yla sevilmifl, ergenlik efli¤ini geçtikten sonraki genç k›zl›k görünümüyse u¤runa salonlar› dolduran seyirciye pek de s›cak gelmemifltir. S›radan bir genç k›zd›r art›k. Oysa sevenleri onu, o ele avuca s›¤maz flirin çocuk haliyle an›msamak istemifllerdir. Kald› ki, bir zamanlar onca sevilerek izlenen çocuk y›ld›zlar, flanslar› yard›m edip, yetiflkin yafllar›nda da sinema kariyerlerini sürdürseler bile, yeni kuflak seyirciler için pek bir önem arz etmeyen s›radan oyunculard›r art›k. Çünkü farkl› zaman dilimlerinde büyümüfllerdir. Geçmifllerinde onlarla 126
BD MAYIS 2011
paylaflt›klar› hiçbir ortak an›lar› yoktur. Sinema tarihinde Nathalie Wood ve Liz Taylor d›fl›nda çocuk y›ld›zl›ktan yetiflkin y›ld›zl›¤a geçifl yapabilen oyuncu yok gibidir. Nathalie de, çok küçük yafllardan itibaren sürekli milyonlar›n gözleri önünde olmay› kald›ramam›fl, k›sa ömründe genelde mutsuz bir yaflam sürmüfl, genç say›lacak bir yaflta hazin bir sonla aram›zdan ayr›lm›flt›r. Benim en çok merak etti¤im konuysa; yaflamlar›na neredeyse parlak ›fl›klar ve kameralar›n önünde bafllam›fl olan çocuk y›ld›zlar›n eski hayranlar› taraf›ndan unutulduklar›nda nas›l bir ruh halinin içine düfltükleri, bir tür y›k›m olan bu yeni duruma nas›l katland›klar›d›r. Çok zor oldu¤unu tahmin ediyorum. Çünkü aralar›nda sonradan kendilerini alkole verenler, hiç bitmeyen bunal›mlar yüzünden yaflamlar›n›n geri kalan›n› mutsuzluklarla bo¤uflarak geçirenler ço¤unluktad›r. Çünkü kendilerini bildikleri anlardan itibaren içinde olduklar› o renkli yaflam art›k bitmifl, gittikleri her yerde gördükleri ak›l almaz ilgi sona ermifl, perde inivermifltir. Ço¤u yetiflkinlik yaflamlar›n› bir daha geri gelmeyecek olan o parlak günleri özlemle anarak geçirir ve ne yaz›k ki ço¤u da hüzünler içinde savrulup giderler.
B
u zor dönemle bafl edebi-
len ve oyunculuk kariyeri bittikten sonra da mutlu bir yaflam sürebilen çocuk y›ld›z hiç yok mudur? Elbette vard›r. Türk sinema tarihinde bu konudaki en güzel örnek; Zeynep De¤irmencio¤lu, yani sevgili ‘Ayflecik’tir’. Benim
gibi ellili yafllara gelmifl olanlar içinde kime sorarsan›z sorun. ‘Ayflecik’ denildi¤inde yüzlerine hofl bir gülümseme yerleflir, eski güzel an›lara dal›p giderler. Hatta ço¤u: “Sahi Ayflecik flimdi nerelerde?”, “Acaba neler yap›yor?” diye saklayamad›klar› bir özlem ifadesiyle sorarlar. Bu soruyu ben de çok sormufltum. Çünkü Ayflecik, bizim çocuklu¤umuzun ve ilk gençli¤imizin en güzel, en unutulmaz günlerinde beyaz perdeden uzan›p, yüreklerimizi avucunun içine alan masals› bir güzellikti. O küçük yafllarda gözümüzü aç›p da görebildi¤imiz en masum, en tatl›, en ç›t› p›t›, en muz›r, en cimcime, en çokbilmifl ve en flirin yüzdü. Filmlerini izlerken onunla a¤lar, onunla gülerdik. E¤er Ayflecik perdede babas›n› kaybetmifl, fakir bir k›zca¤›z› canland›r›yorsa, sanki bütün bunlar gerçekmifl gibi onun için yüre¤imiz s›zlar, gözyafllar› dökerdik. Öte yandan, hali vakti yerinde bir ailenin mutlu k›z›n› canland›r›yorsa, bu kez de onun ad›na sevinir, içimiz rahatlard›. Çünkü o, mahallemizin cimcimesi, soka¤›m›z› birbirine katan sevimli fleytan çekici, masum yüzünü üzgün görmeye dayanamad›¤›m›z komflunun yetim k›z›yd›. Biz de babam›z› çok erken yaflta kaybetmifltik, bizler de fakirdik. Buna karfl›n kendimize de¤il, beyaz perdede yoksul bir yetimi canland›ran Ayflecik’e ac›r, onun için a¤lard›k. Dedim ya; o bizim kardeflimiz, sabahtan akflama kadar sokaklarda birlikte yaramazl›k yap›p,
ortal›¤› birbirine katt›¤›m›z oyun arkadafl›m›zd›. Bir kez bile karfl›laflmam›fl olsak da, o bizim mahallenin k›z›yd›. Aktör Cüneyt Ark›n, Ayflecik’le
ilgili bir an›s›n› flöyle nakleder: “Bir filmin galas›na gidiyorduk. Zeynep De¤irmencio¤lu’nun bindi¤i araba önümüzdeydi. Galan›n yap›laca¤› sinemaya yaklafl›rken onu görebilmek için yol kenarlar›nda birikmifl olan kalabal›k sürekli art›yordu. Sonra içinde oldu¤u araban›n dört tekerle¤inin de yerden kesildi¤ini fark ettik. Saatlerdir bekleyen hayranlar› arabay› hep birlikte havaya kald›rm›fllard›. O Zeynep De¤irmencio¤lu
flekilde binan›n önüne kadar götürdüler. fiafl›p kalm›flt›k. Çok az insana nasip olabilecek denli büyük bir sevgiydi ona gösterilen. Bunu fazlas›yla hak ediyordu bence” Kardeflimle birlikte yazl›k sinemam›zda Çal›kuflu filmini izledi¤imiz y›llar öncesini an›ms›yorum. Zeynep De¤irmencio¤lu talihsiz Munise’yi canland›r›yordu. Rolü gere¤i hastalan›p, bir yavru kufl gibi öldü¤ü sahnede 127
BD MAYIS 2011
bizimle birlikte sinemadaki tüm seyirci h›çk›r›klara bo¤ulmufltu. Hiç beklemiyorduk. Günlerce etkisinden kurtulamam›flt›k o sahnenin.
Z
eynep De¤irmencio¤lu ço-
cukluktan ç›k›p, genç k›zl›¤a do¤ru geliflip, serpilerek ilerlerken beklenenin tam tersi hayranlar›n›n ilgisi hiç azalmad›. Art›k sevimli bir çocuk y›ld›z de¤il, yetiflkin bir oyuncuydu ve bu yafl›na uygun olarak yaz›lan rollerin de hakk›n› vererek hayranlar›n› sinema salonlar›na çekmeye devam ediyordu. O dönem kimi filmlerde sempatik, kimilerinde
Zeynep De¤irmencio¤lu 1975 y›l›nda Fenerbahçeli futbolcu Serkan Acar ile evlendi ve bu evlilikten iki çocu¤u oldu ise burnu bir kar›fl havada kendini be¤enmifl genç k›z rollerinde oynayarak her türlü karakteri perdede rahatl›kla canland›rabilece¤ini ispat etmiflti. Sonra hiç beklenmedik bir fley oldu:
Ayflecik bir anda ortadan yok oluverdi. Henüz bir bebekken bafllad›¤› sinema 128
kariyeri yirmi yafl›nda sona ermiflti. ‹flin kötüsü di¤er sinema sanatç›lar› gibi sa¤da solda da görünmüyor, magazinlere konu olmuyor, hiç bir söylefli önerisini kabul etmiyor, gazetelerde foto¤raflar› ç›km›yordu. Adeta inzivaya çekilmiflti. Aç›kça söylemek gerekirse benim gibi pek çok kifli, bir zamanlar spotlar›n alt›nda sürdürdü¤ü flaflaal› yaflam›n›n özlemiyle bunal›mlara girdi¤ini, bu yüzden de ortal›klarda görünmedi¤ini düflünüyorduk. Sonralar› bunun hiç de böyle olmad›¤›n› ö¤rendik. O, en do¤ru karar› verip, zirvedeyken sinemay› b›rakm›flt›. Geri kalan yaflam›n› kendisi için yeni bir sayfa açmaya ve ailesine adam›flt›. Belki de çok küçük yafllarda bafllayan sinema kariyeri yüzünden çocuklu¤unu do¤ru düzgün yaflayamad›¤› için o eski günlerden bahsedilmesinden hiç hofllanm›yor, film ve söylefli tekliflerini reddediyordu. Mutluydu. ‹ki çocuk annesi olmufltu. Geçmiflle avunmak yerine, kendini ailesine ve gelece¤ine adam›flt›. Son y›llarda h›zla geliflen iletiflim olanaklar› sayesinde onun hiç de öyle inzivaya çekilmedi¤ini, tam tersi geçmifle ait sayfalar› kapat›p, sakin ve huzurlu bir yaflam sürdü¤ünü ö¤renince Ayflecik hayranlar› olarak çok sevinmifltik. ‹yi ki de bu yolu seçmifl ve dimdik ayakta kalm›fl. En son geçti¤imiz günlerde Fenerbahçe Stadyumu önünde görüntülendi gazeteciler taraf›ndan. Aradan
neredeyse otuz alt› y›l geçtikten sonra onun foto¤raf›n› gazetelerde gören hayranlar› tatl› bir heyecana kap›ld›lar. Sevilmek, unutulmamak, bunu baflarabilmek ne güzel bir fley. Gelelim bunu baflaramayanlarla,
flans›z olanlara: Türk sinemas›n›n bir di¤er unutulmaz çocuk y›ld›z› sevgili Ömercik ne yaz›k ki pek flansl› olamad›. O da bir kuflak için evlat, kardefl, komflu çocu¤u, arkadafl olmufltu. Milyonlarca hayran› vard›. Hala da onu an›ms›yor, seviyor ve günümüzün iletiflim olanaklar› sayesinde haberlefliyoruz. Ömercik ne yaz›k ki pek flansl› olamad›. Çocuk yaflta bafllad›¤› sinema kariyerinde zirvede oldu¤u günlerde talihsiz bir kaza geçirdi ve bu parlak, ›fl›kl› dünyadan koptu. fiimdilerde çok daha sakin ve huzurlu bir yaflam sürüyor. O da, Zeynep ablas› gibi geçmifle pek öyle bir özlem duymadan, gelece¤e bakarak ilerliyor. Ona da sevgilerimi yolluyorum. Peki ya baflaramayanlar? O eski flaflaal› günlerini bir türlü unutamay›p yetiflkin dönemlerinde ayn› ilgiyi göremeyince bunal›ma giren, teselliyi alkolde arayan, bir zamanlar›n çocuk y›ld›zlar›na ne demeli? Onlara en yak›n örnek; henüz on alt› yafl›ndayken Oskar ödülüne aday gösterilen Jack Wild’d›r. O, beyaz perdede ›fl›l ›fl›l parlad›¤› günlerin geri gelmesini bekledi hep. Bu beklentisi gerçekleflmeyince de alkole dadand›. Bir söyleflisinde kendisini her an patlayacak bir saatli bomba gibi hissetti¤ini söylemiflti. Ve öyle de oldu ne yaz›k ki. Sinema dünyas›n›n gelmifl geçmifl en parlak
Sinema dünyas›n›n en parlak çocuk y›ld›zlar›ndan Jack Wild, erken yaflta bu dünyadan göçtü. çocuk y›ld›zlar›ndan Jack Wild, erken bir yaflta bu dünyadan göçtü. Kaybedenlere bir baflka hüzünlü örnekse; büyük yönetmen Visconti’nin, unutulmaz ‘Venedik’te Ölüm’ filmindeki ‘Tadzio’ rolü için binlerce çocuk aras›ndan seçti¤i Björn Andersen’dir. Çocuk yaflta sinemada canland›r›labilecek en önemli rollerden birini kapan Björn, ne yaz›k ki bu rolün ve erken gelen flöhretin alt›nda ezildi ve o da kaybederlerden biri olarak geçmiflte kald›. Parla fienol’dan, Sezercik’e, Fatma Karanfil’den, Mine Çay›ro¤lu’na kadar bir zamanlar sinemada parlam›fl çocuk y›ld›zlarla ayn› baflar›y› tiyatro sahnelerinde göstermifl olan Hayrettin Arslano¤lu ve Nilgün Özhan’a sevgilerimi yolluyor, unuttuklar›m›n beni ba¤›fllamalar›n› diliyorum. • mehmetunver@butundunya.com.tr 129
BD MAYIS 2011
YAZAR DEDE VE TORUNLARI Muzaffer ‹zgü
Çamaşır Günü
Mine Ozan’›, Ozan da Mine’yi çok seviyordu. ‹kisi de ayn› yafltayd›lar. Anneleri babalar› da görüflüyorlard›. Karfl›l›kl› iki dairede oturuyorlard›. Ozan bugün Mine’lere gelecekti.
Z
aten ya Mine Ozan’lara gi-
der, ya da Ozan Mine’lere gelirdi. Birlikte oynarlad›. ‹kisinin de annesi, çocuklar›n›n sokakta fazla oynamalar›n› istemiyorlard›. Anneler de babalar da Mine’yle Ozan’›n sanki kardefl olduklar›n› söylerlerdi. Mine buna içinden gülerdi. Çünkü altlar›ndaki dairede oturan ailenin iki çocu¤u durmadan kavga ederler, ya Sergün, ya da fiahin “Anneeee” diye ba¤›r›rd›. Bugün ikisinin annesi birlikte hastaneye gideceklerdi. Ozan’›n annesi giyinmifl, gelmifllerdi. Ozan oyuncaklar›n› da getirmiflti. Onun bir traktörü, bir kepçesi, bir de kamyonu vard›. Mine’nin annesi de giyinmifl, uyar›lar›n› s›ral›yordu: “Kap›y› kimseye açmay›n, sak›n elinize b›çak almay›n, balkona ç›k›nca afla¤›ya sarkmay›n...” >>
130
Sonra kocaman bir tasla su getirdi, kab›n içine döktü. “Ay bu bebekler de çok yaramazlar. Durmadan üstlerini bafllar›n› kirletiyorlar” dedi.
131
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Mine’nin annesi de, Ozan’›n annesi de çocuklar› öptüler, gittiler. Ozan gülmeye bafllad›. “Annem makas› unuttu” dedi. “Benim annem ‘Ben yokken eline makas almayacaks›n’ diyor.” Ozan hemen hal›n›n üzerinde “D›rrrrnnn, d›rrrnnn, d›rrrrrnnn...” “V›nnnnn, v››››nnnn, v››››nnn...”, “Daaaattt, daaattt, daaattt...” diye oyuncaklar›yla oynamaya bafllad›. Bafl›n› hiç kald›rmadan Mine’ye sordu: “Sen de bebeklerinle mi oynayacaks›n, Mine?” Mine, “Yooo hay›r” dedi. “Bugün benim çamafl›r günüm.” “O da ne?” “Bebeklerimin giysilerini y›kayaca¤›m.” “Çamafl›r makinesinde mi y›kayacaks›n?” “Hay›r, bana anneannem anlatt›. Eskiden çamafl›r makineleri yokmufl. ‹nsanlar çamafl›rlar›n› le¤enin içinde, ellerinde y›karlarm›fl. Ben de annemin sebze y›kad›¤› kab›n içinde y›kayaca¤›m. Ama sen de bana yard›m edeceksin.” ”Ben çamafl›r y›kamas›n› bilmem ki.” ine, annesinin sebze y›-
M
kad›¤› kab› alm›fl gelmiflti. Onu, hal›n›n serili olmad›¤› yere koydu. Sonra kocaman bir tasla su getirdi, kab›n içine döktü. “Ay bu bebekler de çok yaramazlar. Durmadan üstlerini bafllar›n› kirletiyorlar” dedi. Ozan güldü. “Biz de kirletiyoruz” dedi. “Ben flimdi bebeklerimle konufluyorum Ozan. Lütfen onlar› fl›martma.
132
Bak flu Barbie’nin giysisini daha dün giydirdim. Görüyor musun, nas›l kirletmifl...” Sonra Ozan’a, “fiunu ayaklar›ndan tut da giysisini ç›karay›m” dedi. Ç›kar›rken söyleniyordu: “Ah Gülçiçek, ah Gülçiçek, giysilerini çabuk kirletiyorsun.” Ozan sordu: “Gülçiçek kim?” “Bu Barbie’nin ad›...” “Haa... Gülçiçek niçin giysini kirletiyorsun? Bak seni sonra ö¤retmenine söylerim...” dedi Ozan. ‹kisi birden gülmeye bafllad›lar. Mine, ç›kard›¤› giysiyi su kab›n›n içine att›. Kofltu, lavabodan sabunu ald›, geldi. Ç›kard›¤› giysileri sabunlamaya bafllad›. ”Haydi, mutfa¤a kofl Ozan... Oradan iki sandalye al gel...” Ozan sordu: “Saldalyede mi oturaca¤›z?” “Ay sen de hiçbir fley bilmiyorsun. Çamafl›r› nerede kurutaca¤›z?” Ozan iki kez mutfa¤a kofltu, iki tane sandalye getirdi. Mine yine buyruk verdi: “fiimdi kofl, mutfaktaki masan›n çekmecesinde bir ip var, onu al gel...” Ozan ipi getirdi ama ip atlaya atlaya geldi. “Ay ne güzel. ‹p atlayaca¤›z, de¤il mi?” diye sordu. “Hay›r, evde ip atlanmaz. Sonra afla¤›daki komflumuz rahats›z olur... O ipe çamafl›r asacaks›n...” Mine, sandalyeleri ayr› ayr› koydu, ipi Ozan’a uzatt›. “fiimdi flu iki sandalyenin aras›na ipi ba¤la Ozanc›¤›m...” Ozan ipi ba¤lad›ktan sonra, “Yooo, çok yüksek oldu, ben bunun üzerinden atlayamam” dedi.
Mine kahkahalarla güldü. “Az önce söyledim ya Ozan, evde hoplanmaz, z›planmaz diye. Bu ipin üzerine çamafl›r asaca¤›z...” “Ben asay›m m›?” Mine, Barbie’nin ete¤ini uzatt›. Sonra elinde suyunu s›kt›¤› Barbie bluzunu. Bu iki giysiyi Ozan, özenerek ast›. Sonra Mine’ye sordu: “Nas›l asm›fl›m Mine?” “Ay çok güzel. Evde annene yard›m ediyorsun galiba?” “Hay›r, annem kendisi as›yor...” “Ay çok teflekkür ederim Ozanc›¤›m. Bu çamafl›r gününde fazla yorulmayaca¤›m galiba. Bundan sonra her çamafl›r gününde seni ça¤›ray›m.” Mine, odas›na gitti, öteki bebeklerini getirdi. Kaç tane bebekti o öyle. Ozan da kendini kapt›rm›fl, bebeklerin üzerindeki giysileri ç›kar›yorlard›. Mine, kocaman kafal›, kocaman burunlu, kocaman kulakl› bir erkek bebe¤i göstererek: ”En çok giysisini kirleten bu” dedi.
“Onun ad› ne?” “Memofl...” Ozan, Memofl’u eline ald›. “Sen ne güzel bir bebekmiflsin böyle...” dedi. “Bak, üstünü kirletme, söz, Mine seni bana gönderecek. Ben de seni kamyonumla, traktörümle, kepçemle oynataca¤›m... H››, söz veriyor musun?” Mine tekrar çamafl›r y›kamaya bafllam›flt›. “O söz vermez. Çünkü bebeklerin içinde en yaramaz› o...” dedi. Ozan, Memofl’un bafl›n› sall›yor, burnunu tutuyor, ikide bir, “Duyuyorum seni Memofl, duyuyorum seni Memofl” diyordu. Mine sordu: “Sana ne diyormufl bakal›m yaramaz Memofl?...”,”Senin onu çok az sevdi¤ini, onunla hiç ilgilenmedi¤ini söylüyor...” Mine, bafl›n› çamafl›rdan kald›rd›: “Aaaaa, aaa, ben mi onu az seviyormuflum? Ver bana flunu bana.” Memofl’un yüzüne bir öpücük kondurdu:
133
BD MAYIS 2011
“Sen benim bebeklerimin en güzelisin, Memofl” dedi. “Bak söz veriyorum, biraz sonra en önce seni y›kayaca¤›m... Haydi flimdi sevin...” “Hi hi hi, çok sevindim Mine abla, çok sevindim Mine abla...” Mine, Ozan’a bakt›. Ozan, Memofl’un yerine yan›t vermiflti. “Sonra bak Memofl, sana bu y›l beslenme çantas› alaca¤›m, çantan› s›rt›na asaca¤›m... Çantan›n içine neler neler koyaca¤›m... Sandviç, su, kuru erik, kuru kay›s›...” “Teflekkür ederim Mine ablac›¤›m. Ben de bundan sonra hiç giysilerimi kirletmeyece¤im...” “Pekiyi, okula gidince en önce hangi yiyece¤ini yiyeceksin bakal›m Minofl?” Mine birden aya¤a kalkt›. “Ay annem bize sandviç yapm›flt›” dedi. Uça uça mutfa¤a gitti, sandviçleri kapt› geldi, birini Ozan’a uzatt›. Sandvicini ›s›rd›: “Huuu muuu iiiss mmmuuuu vvvva vaaa...” A¤z› sandviçle dolmufltu. Ozan gülüyordu. Mine a¤z›ndakileri yuttu. “Meyve suyu istersen masan›n üzerinde, haydi al da gel” dedi. Ozan mutfa¤a kofltu, meyve sular›n› ald› geldi. ‹fltahla sadviçlerini yiyorlard›. Telefon çald›. Mine telefona kofltu. Annesiydi. “Ne yap›yorsunuz Mine k›z›m?” “Çamafl›r y›k›yoruz anne...” “Çamafl›r ipini de ast›n›z m›?” “Ast›k anneci¤im... Memofl bana küsmüfl...” “Ay o da hemen küser. Ben ona gelirken bir oyuncak al›r›m... Sandviçlerinizi yiyin k›z›m...” “Yedik bile anneci¤im...” Mine 134
su kab›n›n bafl›na geldi. Memofl’u suyun içine yat›rd›. Bafl›na, ayaklar›na sabun sürdü. Ozan a¤lamaya bafllad›: ”I¤¤¤ ›¤¤¤ ›¤¤¤ h›››› h››››...” “Niye a¤l›yorsun Ozan?” “Ben a¤lam›yorum, Memofl a¤l›yor. Çünkü gözüme sabun kaçt›.” “Sen de gözünü yum Memofl. Bak, tertemiz olacaks›n. Mis gibi kokacaks›n.” “Ay anneci¤im, lavanta gibi koktuuuum...” Mine gülerek Ozan’a bakt›: “Ne koktun ne, yani Memofl ne koktu?” “Lavanta. Annem, benim banyomdan sonra hep öyle diyor da, ‘Ozanc›¤›m, lavanta gibi koktun’ diyor...” “Benim annem de nergisler gibi koktun” diyor. Mine, banyosunu yapan bebe¤in kimini saç›ndan, kimini kolundan ipe as›yordu. ‹pin üzeri giysi ve bebekle dolmufltu. Mine, “Ütülerimizi babam yapar” dedi. “Benim babam da çamafl›rlar asar” dedi Ozan. Mine, Ozan’a, “Haydi flimdi balkona ç›kal›m, senin b›rakt›¤›n kum torbas›n› açal›m, kepçenle kamyonuna doldural›m, balkonun öteki köflesine tafl›yal›m.” Y›¤›lan kumu ›slatm›fl, tam kale yapacaklard› ki, annelerini balkonun kap›s›nda gördüler... Ozan da yemekten sonra evlerine gitti. Çünkü Mine ö¤le uykusuna yatacakt›. Yatt›, kalkt›. Bir de ne görsün? Annesi y›kad›klar›n› bir güzel ütülemifl, bir güzel katlam›fl. Mine annesinin boynuna sar›ld›, onu yanaklar›ndan öptü. • muzafferizgu@butundunya.com.tr
HER YAfiTAK‹ ÇOCUKLAR ‹Ç‹N Ali Murat Erkorkmaz
kumpara.com Dünya Ekonomisini Altüst Eder mi? ‹nsanl›k tarihinin en büyük icad› tekerlek mi? Matbaa m›? Televizyon mu? Yoksa Bilgisayar m›? Hepsini üstüste koysan›z ve yetmiflbeflle çarpsan›z, internetin büyüklü¤üne ancak yaklafl›rs›n›z.
S
Sezar “Veni, vidi, vici” derken “Geldim, gördüm, yendim.” demek istemiflti, biz anlamam›flt›k. ‹nsanlar internete girdiklerinde de WEB kendilerine flunu der “Ba¤lan, iletiflim kur, de¤ifltir.” ‹nternetin gücü için biz de üç defa ba¤›ral›m “De¤ifltirelim!.. De¤ifltirelim!.. De¤ifltirelim!..” ‹yi ama neyi de¤ifltirelim? fiöyle bir bak›nd›¤›m›zda, son y›llarda hayat›m›zda oluflan farkl›l›klar›n ço¤u internet ile geldi. Mektup gitti, e-mail geldi. ‹stedi¤imiz müziklere an›nda ulaflabiliyoruz. Hem de sanatç›n›n tek parças›na de¤il, retrospektif altyap›s›n› küttadanak indirebiliyoruz. Evlerimiz birer sinema salonu. Youtube 135
BD MAYIS 2011
ve benzeri video platformlar› ile milyarlarca insan›n milyarlarca videosuna, sesine, konferans›na yerimizden kalkmadan, istedi¤imiz anda ulaflabiliyoruz. Bilginin bini bir para demeye dilim varm›yor, katrilyonu bedava daha do¤ru bir terim olur. Feflmekan uça¤› indi mi, Endonezya’n›n falanca köyünde flu anda ne oluyor, Obama flimdi ne yap›yor, Meksika’n›n bilmem ne gazetesinin alt›nc› sayfas›nda ne yaz›yor... Hepsi üç kurufl paraya an›nda emrinizde. Köprü yönünde trafik ne alemde? Hastaneden ç›kan tomografi sonuçlar›m nas›l acaba? Kanada’daki o¤lumla video üzerinden gerçek zamanda görüflebilir miyim?.. Bilginin yeri, ulafl›m›, ticaret, iletiflim, siyaset, herfley, herfley de¤iflti. Ama herhalde hiç bir de¤iflim Ku-
zey Afrika’da gerçekleflen devrimler kadar ilgi çekmemifltir. Ö¤rendi¤imiz kadar›yla insanlar sosyal siteler arac›l›¤›yla organize olup koca koca diktatörlükleri birkaç günde devirmeyi baflarm›fllard›r. Facebook, Twitter derken iflin ucu arkadafl yerine devrimci bulma noktas›na gelmifl, internet, gücünü hiç kimselerin beklemedi¤i boyutlarda ortaya koymufltur. Do¤al olarak bu devrimlerin, internet'in bir baflka muzipli¤i olan Wikileaks belgelerinin ard›ndan nas›l olup da bir anda devreye sokuldu¤u tart›fl›lmal›d›r. Wikileaks sayesinde sadece birkaç saatte tüm Dünya, tüm Dünya'n›n ne 136
BD MAYIS 2011
kadar sahtekarl›¤› varsa ö¤renmemifl midir? ‹flte böyle birfleydir internet. Boyu posu, ucu buca¤› yoktur. Hergün bir baflka türlü büyümektedir. Oscar törenleri ard›ndan merak edip "Social Network" isimli filmi bulup izledim. Bir belgesel niteli¤i tafl›yan bu film Facebook sitesinin kurulufl öyküsünü isim cisim belirterek aç›k aç›k anlatmakta. Gencecik çocuklar bin dolar sermayeyle kurduklar› bir siteyi sadece birkaç y›lda 25 milyar dolarl›k pazar de¤eri olan bir dünya devine dönüfltürüyorlar. Sitenin temel kriteri "Acaba falanca k›z müsait mi, kimseyle ç›k›yor mu?" gibi flerefli bilgilere ulaflabilmek. Yani, k›zlar pahal› ve ünlü bir okula giden erkeklerin pefline düflebilsin, erkekler de hangi k›z›n durumu ne, bilebilsin derken ifl 盤›r›ndan ç›k›yor, tüm insanl›k kendileri hakk›nda resim, yaz›, bilgi ne varsa yay›nlamaya bafll›yorlar. ‹yi mi? ‹yi de acaba insanl›¤›n temel sorunu acaba o k›z›n müsait olup olmamas› m›yd›?
B
Bütün gece gözümü k›rpmad›m.
Sabaha gerçek gereksinimi yan›tlayabiliyordum. ‹nsanl›¤›n temel sorusu o k›z›n müsait olup olmamas› de¤il, hayatta kalabilmesi idi. Ve bunun için koflullar para gerektiriyordu. Evet, insanl›¤›n temel güdüsü para
kazanabilmekti. Baflka türlü bar›namaz, karn›n› doyuramaz, çocu¤u hastayken ilaç alamaz, hemen hemen hiç bir temel gereksinimi karfl›layamazd›. Ve ne yaz›k ki insanl›¤›n çok büyük bir k›sm› insan onuruna yak›flmayan bir standartta yaflamaya çal›fl›yordu. Pekala, Internet bu konuya nas›l merhem olabilirdi? Formülü o gece çözdü¤ümü san›yorum. San›yorum diyorum, henüz test edilmedi ama start verildi. Proje çok basitti:
Firmalar, ürünlerini tan›tmak istedi¤i olas› müflterilerine mallar›n› tan›tabilmek, kampanya ve mesajlar›n› iletebilmek için bir reklam ajans›na baflvururlar. Ajans bir çal›flma yaparak bunu televizyon, radyo, gazete gibi medyan›n çeflitli organlar›nda yay›nlamaya bafllar. Bu hem çok çok pahal› bir ifltir, hem de hedefledi¤iniz insanlara ulaflabilme flans›n›z gerçekten çok çok düflüktür. Örne¤in bir reklam filmini 20 kanalda hergün 10’ar defa oynatsan›z, hedef insan›n onu görme flans› 1880’de birdir. Bu kadar düflük. Çünkü o insan baflka bir kanal› seyrediyor, bal›k tutuyor, spor yap›yor veya televizyon karfl›s›nda uyuyor olabilir. Haa, bu arada izlemesi gerekmeyen milyonlarca kifli izlemifl, kimin umurunda. Hiç birfleye yaramaz. Bu nedenle tüm Dünya’da reklamlar ‘Prime Time’ denilen bir zamana kümelenir. Bu, ge-
nellikle akflam yeme¤inden sonra, insanlar›n televizyon izleme al›flkanl›klar› oldu¤u saat olur ve burada reklam yay›nlayabilmek acayip pahal›d›r. Ama baflka çare de yoktur. Üstelik, bu reklamlar›n gerçekten kaç kifli taraf›ndan izlenmifl oldu¤u da asla ölçülemez, sadece birkaç yüz kifli aras›nda yap›lan anketlerle saptanmaya çal›fl›l›r. Alt› buçuk milyar insan›n yaflad›¤› bu gezegende pek makul bir yöntem say›lmasa gerek. Peki, ya firmalar hedefledikleri insanla do¤rudan iliflkiye geçebilse, onlar›n kendi mesajlar›n› okuduklar›n› belgeleyebilse ve o insanlardan diledikleri anketi do¤ru olarak alabilseler. Ve bu ifller için do¤rudan o insanlara para verseler. ‹flte sistem:
‹nsanlar siteye girip kendi haklar›nda temel birkaç bilgiyi belirterek profillerini oluflturacaklar. Firmalar, kendilerine müflteri olabilecek kiflilerin profillerini belirleyip, örne¤in, ‹stanbul’un Kad›köy yakas›nda oturan, 30 ile 40 yafllar› aras›ndaki erkeklerden 50.000
137
BD MAYIS 2011
kifliye e¤er mesajlar›n› okurlarsa 1 TL para ödeyeceklerini söyleyecekler. Bu profildeki insanlar siteye girdiklerinde ekranlar›nda kendilerine ulaflmak isteyen firmalar›n logolar›n› görecekler. Logoya t›klay›nca, o firman›n sitesine gitmifl olacaklar. Ekranda bir soru ve üç yan›t› olacak. Do¤ru yan›t firman›n sitesinde olacak ve t›klan›nca firmadan 1 TL kazanm›fl olacaklar. Ekrana firma taraf›ndan haz›rlanm›fl küçük bir anket gelecek. Onu da doldururlarsa 1 TL daha kazanm›fl olacaklar. Çok basit. Ama hergün 100 logoya t›klarlarsa, ay sonunda 5000-6000 TL gibi, vergisi ödenmifl bir paraya sahip olacaklar. 5000 TL...... 6000 TL.
O
Onbinlerce, hatta yüzbinlerce firma
mallar›n› tan›tmak için yeterli bütçeye sahip de¤iller. Ama böyle bir sistem içinde çok çok mütevaz› miktarlarla, kendi çevrelerinde diledikleri profildeki al›c›lar›na meramlar›n› do¤rudan anlatabilecekler. Üstelik ölçülebilir biçimde. E¤er mesajlar›n› Ahmet’e ulaflt›rmak istiyorlarsa do¤rudan Ahmet’in bilgisayar›nda belirecekler. Mehmet’in, Hasan’›n, Ayfle’nin, Fat-
138
BD MAYIS 2011
ma’n›n de¤il, sadece Ahmet’in. Mehmet’in ve Hasan’›n makinelerinde de onlar› hedefleyen firmalar›n logolar› yer alacak. Firmalar paralar›n› bofllu¤a do¤ru rastgele savurmayacak, mesajlar›n› okuyan potansiyel müflterilerine do¤rudan para ödeyerek onlar›n yaflam standartlar›n› de¤ifltirecekler. Üstelik uluslararas› bir boyutta. ‹stanbul’da oturan bir firma, isterse Moskova’daki yafll› kad›nlara, isterse Eskiflehir’de yaflayan üniversiteli gençlere ulaflabilecek, onlara sadece müflteri olarak yanaflmayacak, onlar›n yaflam standartlar›n› yükseltecek. Ayda 1000 TL kazanan bir genç hiç bir firman›n ciddi müflterisi olamazken, ayda 4-5 bin TL kazan›nca kendine b›rak›n elbiseyi, araba bile alabilecek. Karl Marx’›n kemikleri s›zlayacak. ‹flte “art› de¤er” do¤rudan insana dönüyor. ‹yi mi? Akl›na inand›¤›m yak›n arkadaflla-
r›mdan Hakan’a gidip projeyi anlatt›m. Beraberce didikleyip açmazlar›n› bulmaya çal›flt›k. Hukuk bürolar›na, yeminli müflavirlere gidip ç›kabilecek sorunlar› gözden geçirdik. Hakan benden çok daha ayaklar› yere basan bilge bir kiflili¤e sahip. Onun önerileri bana ders gibidir, çok sayg› duyar›m. Onun akl›n›n yatmas› beni daha
da yüreklendirdi. Beraberce bir flirket kurup ifle bafllad›k. Sitenin ad› KUMPARA oldu. Internetteki ad› www.kumpara.com veya www.kumpara.com.tr. Bir ayl›k bir çal›flma sonucunda yaz›l›mlar tamamland›. Bu yaz› yay›mland›¤›nda, bir terslik olmam›flsa KUMPARA ekranlarda olacak. Sembolümüz de bir "inek" kumpara.. fiey, pardon.. Kumbara. Malum, inek en faydal› hayvan. Bakal›m bizim inek canl›lar›ndan afla¤› kalacak m›.. ‹lk kalk›fl biraz zahmetli olabilir diye düflünüyorum. Firmalar›n ve insanlar›n olan› biteni kavramas› saniyelerde de olabilir, aylarca da sürebilir. Burada, konferans verdi¤im üniversitelerde bana de¤er veren gençlere, insanl›k için birfleyler yapmaya özenen bas›n mensuplar›na, efle dosta güveniyorum. Ne için mi? Kartopunu yuvarlayabilmek için. Gerisini internet yapacakt›r. Top bir kere internet tepesinden afla¤› yuvarlanmaya bafllad› m›, ne boyutlara gelebilece¤ini kestirebilmek mümkün de¤il. ‹nternetin gücü belki de ekonominin bilinen yüzünü de¤ifltirecek. Kimbilir? Belki de hiç birfley olmayacak. Yine kimbilir. Ama sizce denemeye de¤mez mi? Bakars›n›z tutar, fakir insanlar›n yaflamlar›na bir katk›m›z olur. Gençler üniversitedeyken ifllerini kurabilmek için sermaye oluflturabilirler. Küçük dükkanlar bile do¤rudan kendi müflterilerine kampanyalar› ile ilgili mesaj geçebilirler, onlar hakk›nda bilgi toplayabilirler. Yerlerinden bile
kalkmadan baflka ülkelerdeki pazarlara ulaflabilirler. Engelli insanlar para kazanabilirler. Milyarlarca yoksul insan›n yaflad›¤› ülkelerdeki nüfusun standard› de¤iflince o insanlar dünya ekonomisinin üretim güçlerinin müflterisi olabilirler. Bu da ekonomilerin hareketlenmesine yol açar. Yoksulluk azal›rsa, açl›k yok olursa, savafllar da azal›r. Bizim de çorbada bir tutam tuzumuz olur. Daha internet tam olarak gücünü göstermedi. Minik minik k›p›rd›yor. Belki o da www.kumpara.com sayesinde insanl›k için gerçek bir güzellik kap›s› açar. Herfleyi zaman gösterecek. Zaman dedi¤ime bakmay›n, sadece birkaç aydan bahsediyorum. Öyle ya, dijital yaflamda saniyeler, saliselerdir aslolan. Göz aç›p kapayana kadar belli olur san›r›m. Ufff. Amma da hayalperest bir megaloman›m, bütün bu ütopyaya nas›l da inan›yorum... alimuraterkorkmaz@butundunya.com.tr 139
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
Dr. Dráuzio Varella Öneriyor:
Bunlar› Yap›n Hasta Olmay›n Gönderi: LUDM‹LLA ERKUT
Biz ne düflünüyorsak O'yuz" diyor Dr. Drauzio Varella. Varella'ya göre ruh beden ikilisi tam bir koordinasyon içinde çal›fl›yor ve beynin verdi¤i komutlar tüm hücrelere iletiliyor. ücre haf›zan›z› temizleyip, iyi ve güzel düflünceler yükleyerek hiç hasta olmadan yaflamak ise hayal de¤il. Yapman›z gereken tek fley "‹yi olma sanat›"n› ö¤renmek... Dünya üzerindeki insanlar›n çok az›n›n iyi olma sanat›n› uygulad›¤›n›n alt›n› çizen Dr. Drauzio Varella "‹nsan genetik flifrelerinden s›yr›lmay›, kendi ve iyi olmay› ö¤renebilirse, ölene kadar sa¤l›kl›, huzurlu ve mutlu yaflayabilir" diyor. Varella'n›n formülü asl›nda hepimizin bildi¤i ama günlük çark içinde f›rsat bulup uygulayamad›¤› basit formüllerden ibaret. ‹flte her zaman nefleli, sa¤l›kl›, iyilik ve mutluluk dolu bir yüre¤e sahip olmak için Dr. Varella'n›n önerdi¤i kurallar:
H
1
DUYGULARINIZI ANLATIN
• Saklanan veya bask›lanan duygular; gastrit, ülser, bel f›t›¤›, bel a¤r›lar› gibi hastal›klara yol açar. • Duygular›n bast›r›lmas› zamanla kansere dönüflür. 140
Öyleyse, s›rlar›m›z›, hatalar›m›z› paylaflmal›y›z! • Konuflma, paylaflma, çok güçlü bir ilaç ve terapi demektir!
2
KARAR VERMEL‹S‹N‹Z
• Karars›z kifli güvensiz, endifle ve ›st›rap içinde olur. Karars›zl›k, sorun, endifle ve çat›flmalar› art›r›r. • ‹nsanl›k tarihi kararlardan oluflur. • Karar vermek, di¤erlerinin kazanmas› için vazgeçmeyi ve avantajlar› kaybetmeyi kesinlikle bilmektir. • Karars›z kifliler mide rahats›zl›¤›, sinir hastal›klar› ve cilt sorunlar›n›n kurban›d›rlar.
3
OLDU⁄UNUZDAN FARKLI YAfiAMAYIN
• Gerçe¤i saklayan, rol yapan, her zaman mutlu oldu¤u görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kifli tonlarca a¤›rl›¤› biriktiren, aya¤› kilden bronz bir heykeldir.
• Aldat›c› görünerek yaflamak kadar sa¤l›k için kötü bir fley yoktur. Kaderleri ilaç, hastane ve ac›d›r.
4
KABULLEN‹N
• Reddedicilik ve sayg› eksikli¤i, bizi kendimize yabanc›laflt›r›r. • Kendimizle bar›fl›k olmak sa¤l›kl› yaflam›n anahtar›d›r. Bunu kabul etmeyenler k›skanç, taklitçi, afl›r› rekabetçi ve y›k›c› olurlar. • Elefltirileri kabullenin. Bu bilgelik, ak›ll›l›k ve terapidir.
5
ÇÖZÜMLER BULUN
• Olumsuz kifliler çözüm yerine sorunlar› büyütürler. Üzüntü, de dikodu ve kötümserli¤i tercih ederler. • Karanl›¤› kovmak için kibrit yakmal›s›n›z. Ar› ufac›kt›r fakat var olan en tatl› fleylerden birini üretir.
• Biz ne düflünüyorsak oyuz. • Olumsuz düflünce, hastal›¤a dönüflen negatif enerji üretir.
6
GÜVEN‹N
• Güvenmeyen kifli iletiflim kuramaz, aç›k de¤ildir. Derin, sa¤lam ve gerçek iliflkiler gelifltiremez, do¤ru arkadafll›¤› nas›l kuraca¤›n› bilemez. Güven olmadan iliflki de olamaz. Güvensizlik sizdeki inanc›n azl›¤›d›r.
7
ÜZÜNTÜYLE YAfiAMAYIN
• Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sa¤l›¤a güç verir ve daha uzun bir yaflam getirir. • Mutlu insan çevresini gelifltirir. "‹yi mizah bizi doktorun elinden korur". • Mutluluk sa¤l›k ve terapidir. • 141
BD MAYIS 2011
UFAK TEFEK B‹LG‹LER BD EYLÜL 2010
ASYA KITASININ ‹SM‹
Derleyen: GÜLÇ‹N ORKUT
TUTKU
‹NSANIN BEYN‹NE ÇOK BENZ‹YOR Cell adl› bilim bülteninde yay›mlanan araflt›rma raporuna göre, denizde yaflayan boru kurdunun beynindeki serebral korteks tabaka insandakine benziyor ve 'ö¤renme' becerisine bu yüzden sahip oldu¤u düflünülüyor. Bilimciler flimdi 'ortak ata'y› ar›yor. Dünyadaki yasad›fl› uyuflturucu pazar›nda dönen para 400 milyar $’d›r.
Son zamanlarda bir Hollandal› psikolog satranç ustalar›n› büyük satranç ustalar›ndan neyin ay›rd›¤›n› bulmaya çal›fl›yor. Her gruba IQ, haf›za, boyutsal ak›l yürütme gibi testler uygulad›. Tek farkl›l›k büyük ustalar›n satranc› daha çok sevmeleri, daha tutkulu ve ba¤l› olmalar›yd›. Tutku, yarat›c›l›¤›n anahtar› olabilir.
‹ngiltere’de kurulu 4,2 milyon kamera var. S›radan bir ‹ngiliz, günde yaklafl›k 300 kez kameraya yakalan›yor.10 y›lde kamera say›s›n›n dünyada 65 ‹ngiltere’de 6 milyon olmas› bekleniyor.
Sigara içenlerin %82’si geliflmekte olan ülkelerde yafl›yor.
Nereden nereye...
142
Afrika’da Kenya’n›n kuzeyinde Ileret’te bulunan bu ayak izi tam 1.5 milyon y›ll›k. Modern insan›n atas› say›lan bu izi b›rakan ”Homo erectus”un yaklafl›k 1.75 m boyunda olabilece¤i varsay›l›yor.
‹nsan bedenindeki elektrik 25 Wattl›k bir lambay› dakikalarca yakabilir.
YEN‹LENEN M‹DE
Kapadokya güzel atlar diyar› demektir 00.000 Çin’de 44.0 . kad›n kay›p
Kanuni Sultan Süleyman döneminde sadece Sivas vilayetinin bütçesi 20 milyon altındı. Aynı dönemde Fransa Krallığı'nın bütçesi 4 milyon, Birleşik İngiltere Krallığı'nın bütçesi ise 3,5 milyon altındı.
Nezihe Araz May›s do¤umlu gazeteci, senarist, oyun yazar› (11 May›s 192025 Temmuz 2009)
K En eski ayak izi
Büyük Gözalt›!
Çikolata’n›n köpekleri öldürdü¤ü do¤rudur. Onlar›n kalp ve sinir sistemine zarar verir. Yar›m kilo çikolata küçük bir köpe¤in ölümüne yol açabilir.
Eski ça¤larda Anadolu’nun Ege Bölgesi Assuva sonra Asu olarak tan›n›yordu. Güneflin do¤du¤u ülke anlam›na gelen bu isim sonradan de¤iflerek Asya’ya dönüflmüfltür.
Mide mukozas›n›n d›fl tabakas› ömrü çok k›sa oldu¤u için 3-4 günde yenilendi¤ini biliyor muydunuz? E¤er yenilenmeseydi, midenizdeki yiyecekleri hazmetmek için kullan›lan güçlü asitler, ayn› zamanda midemize de zarar verecekti.
onya’da doğan Nezihe Araz, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesini bitirdi. Babıâli’nin çeşitli gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. röportajları ve araştırmaları yayınlandı. Yunus Emre’nin ve Mevlana’nın hayatını "Dertli Dolap" ve "Aşk Peygamberi" adlı kitaplarda anlattı. Fatih Sultan Mehmet’in hayatını anlatan biyografileri yayınlandı. Şiirlerini "Benim Dünyam" adlı bir kitapta toplayan Nezihe Araz’ın "Anadolu Evliyaları" adlı kitabı ilgi ile karşılandı. Anadolu halk törelerini, özellikle kadın giyim ve süs eşyasının özelliklerini ve bunlara ilişkin anekdotları derledi. Orta Anadolu yörükleri arasında yaptığı araştırmaları "Kırk Pencereli Konak" adıyla yayınladı. "Hayattan Yapraklar" adlı televizyon dizisini ve "Akıllı Tavşan ve Güçlü Aslan", "Bihirli Fındıklar" adlı müzikli çocuk oyunlarını yazdı. Devlet Tiyatroları edebi kurullarınca repertuara alınan ve çeşitli tarihlerde oynanan oyunları vardır. Ayrıca 1984’ten sonra televizyonda "Hanımlar Sizin İçin" adlı, kadınlara yönelik kuşak programları çeşitli aralıklarla yayınlanmaktadır. "O Kadın", "Ekmek Kavgası", "İhtiras Fırtınası", "Afife Jale" ve "Hanım" adlı senaryoları film olmuştur.
YAfiAMDAN YANSIMALAR Nuray Bartoschek
S EÇ‹M T‹YATROSUNA
BD MAYIS 2011
hoflgörü ile karfl›layaca¤›n›za inan›yoruz. Siz de takdir edersiniz ki böyle çok perdeli, çok oyunculu, çok renkli bir oyunu sahnelemek hiç de kolay de¤ildir. Hele oyunda en baflar›l› oyuncunun büyük ödül olan “Alt›n Koltuk”u kazanaca¤›n› bilmek oyuncular›m›z›n her geçen gün farkl› yeteneklerini sergilemelerine neden olmaktad›r. Efendim beyefendi? Çocu¤unuzun tiyatroda çok yetenekli oldu¤una m› inan›yorsunuz? Sanatç› kadromuzda
alaca¤› rolü yine bu merkezlerimizin belirleyece¤ini biliyorsunuzdur san›r›m. Oyuncular›m›z›n hepsi halk›n d›fl›n.. pardon, dilim sürçtü, içinden özenle seçilmektedir. Zaten politik tiyatroya do¤ufltan yetene¤i olan vatandafllar›m›z insanlar› etkileme güçleri, keskin zekalar› nedeni ile Anadolu’nun ücra bir kasabas›nda olsalar da k›sa zamanda ifl yaflamlar›nda üstün bir baflar› gösterirler... Bu vatandafllar›m›z öylesine yeteneklidirler ki, kariyerlerinde h›zla yükselmelerini kim-
HOfiGELD‹N‹Z! Bu vatandafllar›m›z öylesine yeteneklidirler ki, kariyerlerinde h›zla yükselmelerini kimse engelleyemez.
Y
eni seçim tiyatromuzu izlemeye hoflgeldiniz sevgili
vatandafllar›m›z. Buyurun, yerinize geçip oturun ve sizlere sergileyece¤imiz oyunlar› uslu uslu izlemeye haz›r olun...
Bizler politikac›lar olarak yine sizleri
düflünerek yemedik, içmedik, uyumad›k, tüm günlerimizi, gecelerimizi yeni senaryolar üretmekle geçirdik. Y›llard›r masallar›n› dinleyerek çocuklar›n›z› büyüttü¤ünüz, torunlar›n›z› uyuttu¤unuz “büyüklerimiz bu iflleri bizden iyi bilirler” diyerek söyledikleri her söze sorgulamas›z inand›¤›n›z usta oyuncular›m›z› görmekten art›k s›k›lmaya bafllad›¤›n›z› düflünerek, bu se-
144
çimde oyuncu kadromuzu genifllettik. Eski oyuncular›m›z›n kostümlerini yeniledik. Hatta oyunumuzu monotonluktan kurtarmak için baz› oyuncular›m›z yeni ayak oyunlar› gelifltirdiler. Bu y›l seçim tiyatromuzda sahneleyece¤imiz oyunumuz bir de¤il, bin perdeden oluflmaktad›r. Oyun içinde binlerce oyunun sergilendi¤i sahnemizde baz› oyuncular›m›z›n ufak tefek dil sürçmeleri yapabileceklerini
yer almas›n› m› istiyorsunuz? Aman efendim, ne güzel. Tabii tüm yetenekli vatandafllar›m›z bizim profesyonel kadromuzda yer alabilirler. Yaln›z biliyorsunuz, tiyatro ifli biraz para gerektirir. Halk› etkilemek için all› pullu kostümler haz›rlamak, Anadolu turnelerine ç›kmak gerekiyor. Hem bu ifllerden iyi anlayan bir senaryo yazar› yak›n›n›zdan da birkaç dönem kurs alman›z gerekli. Eh, tabii ki, yetenekli vatandafllar›m›z› bu konuda uzman olarak yetifltirebilece¤imiz merkezlerimiz var. Ama bu merkezlerden baflar› ile mezun olduktan sonra sahnede
se engelleyemez. Kendilerini memleketimizin huzur ve refah›na adam›fl olan ve k›sa zamanda siyaset sahnesinde profesyonel oyuncu olarak yerlerini alan bu yetenekli vatandafllar›m›z›n temel çal›flma ilkesi “Ailede huzur, ülkede huzur” dur. Mutlu ailelerin, mutlu bir toplumun temelini oluflturaca¤› felsefesine inanan yetenekli oyuncular›m›z ailelerinin ve yak›n çevrelerinin kalk›nma ve geliflmeleri için büyük bir özveri ile çal›fl›rlar. Onlar›n bu özverili çal›flmalar› za-
man zaman kimi kendini bilmez çev145
BD MAYIS 2011
relerce yanl›fl anlafl›lsa da onlar idealleri u¤runa canlar›n› koymufllard›r. Efendim? O¤lunuz “Üç üniversite
mezunu ve iflinde uzman, memleketini seviyor ama paras› yok” mu dediniz? Kardeflim bunca saattir neden bofluna nefes tükettirdiniz ki bana! Sizin gibilere kap›s›n› açan onca ülke varken bize bofluna zaman kaybettirmeyin. B‹LGEL‹K PEfi‹NDEK‹ AMER‹KALI
Amerikal›, sadece paraya ve maddiyata dayal› hayat›ndan b›k›p usan›nca herfleyi sat›p savm›fl, Hindistan'a gitmifl. Memleketin kufl uçmaz kervan geçmez bir kösesinde yaflayan, flöhretini duydu¤u bir "guru"nun kap›s›na dayanm›fl. Yalvar›p, yakarm›fl ve sonunda efli¤i aflmay› baflarm›fl. Guru, otlardan ve samanlardan yap›lma bir kulübe göstermifl Amerikal›'ya. "Burada inzivaya çekileceksin." demifl. "Kimseyle görüflmeyeceksin, kimseyle konuflmayacaks›n, su ve ekmekle yetinip tefekküre dalacaks›n!.." On sene geçmifl. Guru, on sene sonra bir gün Amerikal›'y› yan›na ça¤›rtm›fl: "3 kelime söyleme hakk›n var. Seni dinliyorum!" Zar zor konuflmus Amerikal›: "Karn›m çok aç!" 146
GÖZLE GÖNÜL ARASI
Evvet sevgili vatandafllar›m, bunca y›ld›r izlemeye doyamad›¤›n›z bir seçim tiyatrosunda daha sizlerleyiz. Aran›zdaki çatlak seslere kulaklar›n›z› t›kay›n›z ve memleketin huzuru için, sizler için, gelece¤imiz için, çocuklar›n›z için uslu uslu bizi izlemeye devam ediiiiiin! •
Mehmet Uhri
nuraybartoschek@butundunya.com.tr
"Günlük tay›n›n› biraz art›r›n!" demifl guru ve kulübesine geri göndermifl. On sene daha geçmifl. Yine yan›na ça¤›rtm›fl: "3 kelime söyleme hakk›n var. Dinliyorum!" "Yatak çok sert!" "Alt›na biraz daha saman ilave edin!" demifl, Amerikal›y› yine göndermifl. Bir on sene daha geçmifl; guru bir kez daha yan›na getirtmifl Amerikal›'y›. "3 kelime hakk›n var. Dinliyorum!" "Evime gitmek istiyorum!" "Defol çek git nereye gideceksen! Zaten geldi¤inden beri v›r v›r v›r, devaml› flikayet!..." AVUKAT ETK‹S‹
Film Bitmiyor fiimdilerde y›k›lan ve yerine ifl merkezi yap›lmas› planlanan sinemada tan›m›flt›m onu. Saray sözcü¤ünün simitçiler ile birlikte an›lmad›¤›, sinemalara isim olarak verildi¤i y›llard›.
G Hakim san›¤a sordu: ” Karakolda suçunu itiraf etmiflsin, peki flimdi neden ’yapmad›m’ diyorsun? San›k: “O zaman henüz avukat tutmam›flt›m. fiimdi suçsuz oldu¤uma ben bile inand›m!”
iflede bilet kesip yer göstericilik yap›yor,
film aralar›nda büfeyle ilgileniyor hatta makiniste yard›m etti¤i de oluyordu. Sinema tutkusu çocuklu¤unda bafllam›fl, insanlar›n sinemaya kap›l›p gitti¤i y›llarda kendini iyiden iyiye kapt›ranlardand›. Ne zaman gitsek oradayd›. Devir de¤iflip sinemalar›n kapanmaya yüz tutmas›na ra¤men pes etmemifl, sinemas›n› b›rakmam›flt›.Baz› filmlerden sonra yapt›¤› derin analizlerle flafl›r›rd›k. Filmleri defalarca izlemenin verdi¤i ayr›cal›kla fark›nda olmad›¤›m›z sahne detaylar›n› gösterirdi. Yer gösterici veya sinema 147
BD MAYIS 2011
BD MAYIS 2011
çal›flan›ndan öteydi bizler için. Film elefltirmenlerinin henüz yaz›p çizmedi¤i o y›llarda izledi¤imiz filmlerin içinde kaybolmamay› biraz da onun yol göstericili¤ine borçluyduk. Bir film aras›yd›, “bu karanl›k dört duvar aras›nda hayat›n› geçirmekten ne tat al›yorsun, s›k›lm›yor musun? D›flar›da ki hayattan m› kaç›yorsun?” diye sormufl k›zd›rm›flt›m. Cevap vermeyip uzaklaflm›fl filmin sonunda sineman›n kap›s›nda karfl›laflt›¤›m›zda eliyle d›flar›y› gösterip “Ç›k bakal›m d›flar›, sineman›n hayal oldu¤unu düflünüp d›flar› ç›kt›¤›nda gerçek hayata döndü¤ünü sananlar gibi ç›k ve kand›r kendini” dedi. fiafl›rm›flt›m. ”Anlamad›m. Sinema hayal ürünü de¤il mi?” ”Anlamazs›n elbet. Hayat dedi¤in de biraz hayal. Ha yaflam›fls›n, ha sinemada seyretmiflsin. Üstelik d›flar›daki hayat›n yalan ve aldatmacalar ile dolu oldu¤unu iyi bilirim. Üstelik filmler yalan söylemez. Anlataca¤›n› anlat›r, art›k gerisi senin ne anlad›¤›na kalm›flt›r. Onun için ç›km›yorum d›flar›ya. Burada mutluyum.” ”‹yi de insanlar›n bu sinema düflkünlü¤ü nereden geliyor öyleyse?” ”Anlam›yor musun? Onlar kendi hayatlar› ile filmlerdeki hayatlar› k›yaslamak, kendilerine dair bir fleyler, görmek için buradalar. Hofl zaman geçirmek filan aldatmacas›. Herkes filmden ç›karken ayn› fleyi seyretti¤ini san›yor, asl›nda kendi pencerelerinden 148
ifli sinema yap›yor. ‹nsanlar para verip baflkalar›n›n hayatlar›n›, günahlar›n›, kendi akl›ndan geçti¤i halde dile getiremediklerini izleyip sat›n al›yorlar. O zamanlar kilise kazan›yordu flimdi sinemac›lar kazan›yor. Ama insan ayn› insan. Günahlar, düflünceler, duygular hep ayn›.” ”Peki sen neden hiç ç›km›yorsun sinemadan. Çok mu günah›n var?” ”Anlamad›n de¤il mi? Ha film, ha hayat hepsi ayn›. Sineman›n d›fl›na soka¤a ç›k›nca gözümüz kamafl›yor,
görebildikleri kadar›n› görüp anl›yorlar. Ama yine de para verip gelip film izlemeden duram›yorlar.” ”Neden yap›yorlar bunu? Bir süre durup sineman›n ana ka-
p›s›ndan d›flar› bakt›. Cadde v›z›r v›z›r araba kayn›yordu. Elini önce aln›nda sonra k›rlaflmaya yüz tutmufl k›sa saçlar›nda gezdirdi.” ”Bir zamanlar ortaça¤ üzerine bir film izlemifltim. O zamanlar insanlar iflledikleri günahlardan ar›nmak için kiliseye gidip günahlar›n› satar karfl›l›¤›nda bir belge al›rlarm›fl. O belgenin de bir ad› vard› ama flimdi unuttum. ”Endüljans m›?” ”Hah, öyle bir fleydi. fiimdi ayn›
ay›rt etmesi zorlafl›yor ama hayat da böyle bir fley. Burada huzurluyum. Film bafllamadan ›fl›klar›n sönüp insanlar›n k›sa süren karanl›¤› sessizce paylaflt›¤› o an var ya. ‹flte herkesin tüm hayatlar›n eflit oluverdi¤i o ana tutkunum ben. Filmler onu izlemeye gelen hayatlar gibi biteviye dönüp duruyor. Benim hayat›m buras› için yaz›lm›fl, senaryoyu ben yazsam biraz daha renkli k›lard›m kendi hayat›m›, en az›ndan bu kadar yaln›z b›rakmazd›m kahraman›m›. Film iyi olsa bile bazen senaryo eksik veya kötü olabi-
liyor. Dahas› kötü yaz›lm›fl senaryolardan iyi film ç›kt›¤›na da flahit oldum. San›r›m sabredip sonunu görmek gerekiyor.” Derinden bir iç çekti, di¤er seans bafllamak üzereydi. “Her neyse bugünlük bu kadar nasihat yeter. Hadi gidin art›k” diyerek bize kap›y› gösterdi. Sineman›n giriflindeki çerezcinin
k›z›na tutkun oldu¤unu, birkaç kere konuflmay›, k›za aç›lmay› denedi¤ini ancak yapamad›¤›n›, k›z›n baflkas› ile evlendirilip gitmesi ile iyice içine kapand›¤›n› duymufltuk. Sineman›n müflterisi azal›nca önce çerezci kapand›. Direnme u¤runa günde 4 -5 farkl› film göstermeye bafllad›lar yine olmay›nca seks filmleri gösterilmeye baflland›. Hiç bir fley döndüremedi sinemalar›n makus talihini. Ancak o yine oradayd›. Sinema kap›lar›n› kapatana kadar ayr›lmad›, en son binan›n y›k›l›p al›flverifl merkezi olaca¤› haberini duyduk. Birkaç hafta sonra ise nas›l bafllad›¤› hala bilinmeyen bir yang›nla sinema kül oldu gitti. Yang›n s›ras›nda kap›s›nda a¤larken çekilmifl bir gazete foto¤raf›nda gördüm onu. Üzerinde ›slak battaniye eli yüzü is içindeydi. O günden sonra onu bir daha gören olmad›. Siyah beyaz eski filmler gibi o da ortadan kayboluvermiflti. Ancak zaman onu hakl› ç›karm›flt›. Sinema eski günlerine dönmüfl, insanlar o biletin bedelini ödeyip günümüzün ayinlerinde yerini almay› sürdürmüfltü. • mehmetuhri@butundunya.com.tr 149
BD MAYIS 2011 BD MAYIS 2011
YARININ BÜYÜKLER‹ Gönderi adresi: Sedef Cad. 2446 Ada, 1. Parsel, A Blok, Kat: 3, Da: 16, Ataflehir, 34750 ‹stanbul e-posta: butundunya@butundunya.com.tr (e-posta ile gönderece¤iniz fotograflar›n 150 KB’den fazla olmamas›na lütfen özen gösteriniz.)
‹pek Çiçek, Ankara
Hicran Rzayev, Azerbeycan
Özgür F›rt›na Ç›ld›r, Ankara 150
Burhan Toprak Deler, Adana
Ayla Ünal, Adana
Ata Kemal Özbasan, Düzce
Ayfle Naz Çolak, Bursa
Eren Bozkurt, Ankara
‹rem Bozkurt, Ankara
N. ‹dil Arma¤an, ‹stanbul
Emre Arslan, Ankara
Do¤a Soydemir, Girne
Asel Bakay, Ankara
Zeynep Ünalan, Ankara
Do¤aç Soydemir, Girne
Begümsu Kökçü, Adana
Berra Kocaman, Konya
M.Taylan Türkan, Ankara
Elif Arslan, Ankara
fieval ve Berkay Karakufl, Ankara 151
BD MAYIS 2011
KARELER VE RAKAMLAR
MAYIS AYI ÇÖZÜMLER SAYFASI
1 2 7 3 4 6 8 5 9
3 8 4 9 7 5 2 1 6
9 5 6 1 8 2 3 7 4
2 6 9 7 3 1 5 4 8
7 1 8 5 2 4 9 6 3
5 4 3 6 9 8 1 2 7
4 9 1 2 6 3 7 8 5
6 3 5 8 1 7 4 9 2
8 7 2 4 5 9 6 3 1
Sudoku yapamayanlar için
2 1 6 9 4 7 3 5 8
8 7 4 5 3 2 6 9 1
9 3 5 1 8 6 4 2 7
1 4 3 8 9 5 7 6 2
6 8 7 2 1 3 5 4 9
5 2 9 7 6 4 1 8 3
3 9 1 6 5 8 2 7 4
4 5 2 3 7 9 8 1 6
Cahit Batum
Satranç Çözümleri
“Sudokunun Yan›tlar›”
7 6 8 4 2 1 9 3 5
Sudokusuz yapamayanlar için
ATAK: Kxg7+ Axg7 2.Vg5 (veya 2. Vh6) ve mat önlenemez. OYUN SONU: 1.fig6 Vc6 2.Vxc6 dxc6 3.a4 f4 4.a5 f3 5.a6 f2 6.a7 f1V 7.a8V+ Vf8 8.Va2+ fih8 9.Vb2+ fig8 10.Vb3+ fih8 11.Vc3+ fig8 12.Vc4+ fih8 13.Vd4+ fig8 14.Vd7 1-0 Kareler ve Rakamlar 222 390
514 = 736 258 = 132
780 427
359 = 421 142 = 285
612
256 = 868
353
217 = 136
•S›f›rdan, dokuza kadar olan rakamlar› kullanarak afla¤›daki ifllemleri çözünüz. •Her farkl› flekil bir rakam› göstermektedir. •0-9 aras›ndaki rakamlar her iki grupta farkl› flekillerle simgelenmektedir.
1
‹lk dersimiz Türkçe 1-(b) 2-(d) 3-(a) 4-(c) 5-(b) 6-(c)- 7-(c) 8-(d) 9-(a) 10-(a) 11-(c) 12-(d) 13-(b) 14-(a) 15-(d) Kare Bulmaca
2
“Bilginizi Denetleyin”
1-(d) Güney Kutbu
11-(a) Liderlik
2-(a) Sadettin Kaynak
12-(b) Atina siyasi gücünü yitirdi
3-(b) MS 3000
13-(d) Macar
4-(d) Korku 5-(b) Amerika 6-(d) Fransa 7-(b) Japon Jaruri 8-(a) Menes 9-(c) Skolastisizm 10-(c) fihi Huangdi
152
14-(b) Amasya 15-(a) Bernardo Bertolucci 16-(d) Niccolo 17-(a) Vilfredo Pareto 18-(d) 1881-1973
Çözümler 152. sayfadad›r. 153
BD MAYIS 2011
BULMACA Filiz Lelo¤lu Oskay
Bulmacan›n çözümü 152. sayfadadır.
SOLDAN SA⁄A: 1-Geçti¤imiz günlerde yitirdi¤imiz fotografta görülen spikerimiz. 2-Dini bayramlardan bir gün öncesine verilen ad.- Valide. - Müstahkem yer.- Kabaca evet. 3-Bir ço¤ul eki. – Evre, dönem.- Bir makyaj malzemesi.- Golfte topun deli¤e girebilmesi için gerekli vurufl say›s›. 4-Güvenli.- ‘Michael …..’ (Elektrik alan›nda birçok buluflu olan ünlü ‹ngiliz fizikçi).- Yap›s›na girdi¤i sözcü¤e çift anlam› katan ön ek. 5-Öç .- ‹çi havl› pamuktan dokunmufl kumafl türü.- Bir parçan›n tekrar çal›nmas› istendi¤inde söylenen söz. 6- Sahip.- Gümüfl.- Satrançta beraberlik.- Adale. 7- Tiyatro ve sinemada seyirciye ayr›lan özel bölme.- ‘….. Hasan’ (1453-1478 y›llar› aras›na yaflam›fl olan Akkoyunlu hükümdar›).- Semih Kaplano¤lu’nun ödüllü bir filmi. 8-T›pta geliflmifl bir tan› tekni¤i. –‹nce yap›l›.‹talya’da bir liman kenti. 9- Cemal Gürsel’in lakab›. - Günlük yaflant›da kullan›lan her fleyi meydana getiren temel bileflenler. Rutubet. 10- Bir gösterme s›fat›.- ‘…. Palas’ (Elif fiafak’›n bir roman›) .- ‹lave.Güney Afrika Cumhuriyeti’nin plaka imi.Kuzu sesi. 11- Çanakkale Savafl›’nda harbe kat›lan Avustralyal› ve Yeni Zelandal› birliklere verilen ad.- Haberci.-Molibdenin simgesi. 12-Yetmez miktarda.-Güzel sanat.- Baryumun simgesi.- Bir zaman birimi. 13-Yafl›t.- Atardamar.- “ …. Farrow “ (ABD’li ünlü artist). 14- Dünya.- Bir kat› ya da s›v›n›n gaz ortam› içerisinde da¤›lmas›. 15-Türk mal›n› simgeleyen harfler.‹skambilde birli.- Yoksullara yiyecek da¤›tan hay›r kurumu. 16-Yerkabu¤u k›r›¤›.- Güç.Küçük ma¤ara. 17-Vaka.- ‹sviçre’de bir nehir. 18- Branfl.-Gereksiz yere yap›lan harcama. 19-ABD’de bir eyalet.-Elde etme, sa¤lama. 20- Tanr›’n›n sevgisinden mahrum olma.- Araba ya da kay›k tentesi.
YUKARIDAN AfiA⁄IYA: 1- ‹lk Türk kad›n seramik profesörü.- Kibirli. 2- Faiz.-Sö¤üt a¤ac›n›n bir türü.Motorlu araçlarda fren yapmay› sa¤layan düzenek. 3- Eski Yunan edebiyat›nda lir eflli¤inde söylenen fliir.Sivas’›n bir ilçesi. - Aldatmak amac›yla bilerek ve gerçe¤e ayk›r› olarak söylenen söz. 4- Akdeniz’de hapishanesi ile ünlü ada. - Bir ay ad›.- Koyu renkli, sert, bir çeflit yanarda¤ kütlesi.Helyumun simgesi. 5- Savma. – Nikelin simgesi. – Hatay ilinde bir ova. – Böceklerin kurtçuk durumundaki hali. 6- Ba¤›fllama.- ‹stek, dilek.- Türk musikisinde bir makam. 7- ’….. Üzümleri’ (John Steinbeck’in ünlü roman›).- ‹flaret vermek, uyarmak, ça¤›rmak için kullan›lan metal nesne.S›n›r niflan›. – Gelirler. 8- San.- Grimm Kardefller’in bir masal›.- Habefl soylusu.‹stanbul’un bir semti. 9- Geveze.- Saf d›fl› b›rakmak.- ‹ri cüsseli, memeli bir hayvan. 10- Görenek.- Samaryumun simgesi. – Dirlik, huzur.- Briçte sanzatunun k›sa yaz›l›fl›.- 11- Güçlü.‘ Joan ….’ (ABD’li ünlü folk sanatç›s›).Göllerde çok miktarda bulunan, k›rm›z› renkli, zehirli, s›v› bir element. 12Utanç duyma.- ‹çki mahzeni.- Lakin.Nazi hücum k›tas›n› simgeleyen harfler. 13- Is›t›lm›fl hava ya da havadan daha hafif bir gazla doldurulan, atmosferde uçabilen, küre biçiminde araç.- K›rm›z› ile mavinin kar›flmas›ndan oluflan renk. 14- Hz. Muhammed’in söz ve davran›fllar›.- Havada bulunan su buhar›.Ana, baba ve çocuklardan oluflan en küçük sosyal topluluk. 15-Avrupa’da bir baflkent.- Çaygillerden beyaz, pembe, k›rm›z› renkte çiçekler açan yaprakl› bir bitki. filizoskay@butundunya.com.tr
154
155
SATRANÇ
BD MAYIS 2011
Mustafa Y›ld›z ÜNLÜ SATRANÇ USTALARI: Evgeni VAS‹UKOV
22
E
vgeni Andreyeviç Vasiukov, 1933’te Moskova’da do¤du. 1958 y›l›nda IM Uluslararas› Usta, 1961 y›l›nda GM Uluslararas› Büyükusta oldu. 6 kez Moskova fiampiyonlu¤unu kazand›. Birçok uluslar aras› turnuvada oynad›. En iyi turnuva sonucu, Manila 1974 birincili¤idir. 1995’te Dünya Senyor Satranç fiampiyonu oldu. 1997’de Ankara Uluslararas› Satranç Turnuvas›n› kazand›. 19982000 y›llar›nda Türk Milli Satranç Tak›m›n› çal›flt›rd›.
Evgeni VAS‹UKOV
Vasiukov-Taimanov, Riga, 1954 Beyaz at neden al›namaz? Yandaki konum, Vasiukov-Taimanov, Riga, 1954 oyununu 16. hamlesinde olufltu. Burada e¤er siyah, 16….fxe5 oynarsa, beyaz 17. Vh5+ ile kazan›r. 17… g6 veya 17…fid8 hamlelerini izleyen 18. Kf8+ hamlesinden sonra mat önlenemez. Taimanov, at› almad› ve bir piyon geriden sürdürdü¤ü oyunu 43. hamlede terk etti. Vasiukov-Van Wely, Moskova, 2002 Yandaki konum GM Vasiukov’un ileri yafllar›nda oynad›¤› renkli bir oyunundan al›nm›flt›r. GM Van Wely, üç hamledir istekte bulunan fili almaya karar verdi. Oyun flöyle sürdü: 17…fxg5 18.hxg5 Ad7 19.fxe6 Ae5 20. Kh1 fxe6 fiah kanad›nda iki hat birden aç›ld›. Beyaz›n a¤›r tafllarla sald›r›s› aç›lan hatlardan olacak. 21.b3 Vb4 22.Kh8+ fif7 23.Vf4+ Ff6 Siyah, mat› önlemek için fili geri vermek istiyor. 24.Kh7 fig8 25.fxg6 fixh7 Vasiukov, kaleyi de gözden ç›kard›. Onun akl› fikri matta. 26.Vg5 Kc7 27.Axc6 Kac8 28.fxg7 fig8 29.Kh1 ‹kinci kale de sald›r›ya kat›l›yor. 29…Fxe4 30.Kh8+ fif7 31.Axc7 Vxc3 32.g8V+ 1-0. 156
BARIfi ESEN’‹N BÜYÜK BAfiARISI Genç GM Bar›fl Esen, 2011 Avrupa Birincili¤i’nde 11 turda 7,5 puan kazanarak flimdiye de¤in uluslararas› turnuvalarda en yüksek dereceyi yapan Türk satrançç›s› oldu. Esen-Grigoryan, 2011 Avrupa Birincili¤i 19.Adf5! Siyah›n flah kanad›n› da¤›tan bu geçici feda hamlesini izleyen bir seri tafl de¤iflimlerinden sonra Bar›fl Esen, önce kalite kazan›yor sonra da oyunu. Oyun flöyle sürdü: 19…. gxf5 20. e5 Fxe5 21. fxe5 Vxe5 22. Fxb5 Sald›r› aniden vezir kanad›na yay›l›yor. 22… Fe4 23.Axe4 fxe4 24. Fxf6 Axf6 25.Fxe8 Siyah, 60. hamlede terk etti. 1-0 Dochenko – Esen, 2011 Avrupa Birincili¤i Yanda, Dochenko-Esen karfl›laflmas›nda 28. Kd1? hamlesinden sonra oluflan konum görülüyor. Beyaz›n kaleleri de¤ifltirme iste¤ine Esen, çok amaçl›, güzel bir hamle ile yan›t veriyor. 28…Vf6! fiimdi beyaz, kaleyi de veziri de alamaz, bunlardan da önemli tehdit: Siyah vezirin f2 karesine inmesi matla sonuçlan›r. 29.f4 Kb2 Beyaz umars›zca oynuyor. 30. Kb1 Kxb3 31.fif2 Kc3 32.Vb2 b6 33. Kc1 Kd3 34.Vb5 Vd6 Daha iyisi 34…Ve6 35.Ve8 + fig7 0-1 ATAK Esen-Ruffenach 2011
OYUN SONU Troitzky, 1930
Beyaz Kazan›r
Beyaz Kazan›r
mustafayildiz@butundunya.com.tr
Çözümler 152. sayfadad›r. 157
B‹ZE GÖNDER‹LEN K‹TAPLARDAN
Alet ve Makinelerin Kültürel Tarihi Doruk Yayımcılık
Y
urtiçi ve yurtd›fl›nda y›llardan beri yürüttü¤ü bilim ve kültür tarihi konusundaki çal›flmalar› ve yap›tlar› gün ›fl›¤›na ç›kan Zeki Tez yeni kitab›nda alet ve makinelerin tarihi konusunda okuru e¤lenceli bir geziye ç›kar›yor. ‹nsan› di¤er canl›lardan ay›ran alet yaratma ve kullanma özelli¤idir. El, kol ve evcillefltirdi¤i hayvanlar›n gücüyle do¤aya egemen olma savafl›na giriflen insano¤lunun tafl›, a¤ac› ve atefli kullanarak bafllad›¤› aletli yaflam bir üst aflamaya geçerek makineleflmeyle küçük bir noktadan 盤a dönüfltü. Bugün alet ve makinesiz yaflam›n düflünülemedi¤i bir sürece nas›l gelindi¤ini örnekleriyle, ad›m ad›m ve ‘at gözlü¤ü’ takmaks›z›n öykü tad›nda anlat›yor kitap. 2300 y›l önce Arflimed’in basit vinçleri
158
bugünkü dev ifl araçlar›n›n atas›yd›. 800 y›l öncesine kadar göz bozukluklar› karfl›s›nda insan›n eli kolu ba¤l›yd›. Dev binalardan kol saatine; bisikletten, uçmaya yönelik (düflsel tasar›mlar da dahil) araçlara; Yüzme dalma aletlerinden ifl makinelerine uzanan zevkli bir yolculuk.
Rus Bas›n›nda Türkiye ve Nato Rasim Dirsehan Örs
Cumhuriyet Kitaplar›
T
ürkiye’nin yak›n komflusuyla olan iliflkilerini bas›nda ç›kan yaz› ve karikatürler arac›l›¤›yla anlatan çal›flma bugünlerde Kuzey Afrika ve Ortado¤u ülkelerinde yaflat›lan geliflmelerle k›yasland›¤›nda geçmiflte oynana oyunlar›n yeniden oynand›¤›n› gözler önüne seriyor. Bir gazetecinin kaleminden ç›kan yaz›lar›n iki ülkenin iliflkilerini nas›l yaralad›¤›n›, bir zamanlar o gazetecinin can›n› kurtarmak için o ülkenin elçili¤ine s›¤›nd›¤›n› da hesaba katarak aktaran yap›tta
BD MAYIS 2011
ayr›ca “Yeni SSCB ve TC’yi kuran kadrolar›n iktidar kavgalar›n›, Rusya’n›n Moskova’ya acil telgraf›yla ça¤r›l›p gelir gelmez tutuklanan Ankara büyükelçisini, ünlü Rus flairi Puflkin’in Erzurum yolunda iflkenceden geçirilip kellesi kesilmifl bir baflka ünlü Rus yazar›n›n cesediyle karfl›laflmas›n›, tüm dünya Ermenilerinin Sovyet Ermenistan›’na toplanmas›n› ve Türkiye’den toprak talebinde bulunulmas› projesini ayr›nt›lar›yla okuyacaks›n›z. ‘Bir Rus flehrine atom bombas› at›lsa fena m› olur’ diyenlerden bafllayarak “Okyanus Ötesine” götürülmeye bafllanan ilk Türk gazetecilerini tan›yacak, Naz›m Hikmet’in Moskova’ya gelifl öyküsünü, Türk komünistlerinin Rus gazetelerindeki Türkiye’yi anlatan yaz›lar›n›, 27 May›s ihtilaline kadar olan dönemdeki Türkiye’nin hallerini anlatan pek çok haber, yorum ve karikatürü göreceksiniz”
Teselliler Seneca K›rm›z› Yay›nlar›
R
oma’n›n önde gelen düflünce adam› ve ‹mparator Neron’un özel ö¤retmeni olan ve Neron’un buyru¤una uyarak kendini öldüren Seneca’n›n Montaigne ve Rousseau’yu etkileyen yap›t› Kenan Sar›alio¤lu’nun çevirisi Enis Batur’un editörlü¤ünde yay›mland›: “En etkili teselli, bizden önce insanlar›n bafl›na ne geldiyse bizim de bafl›m›za gelece¤ini, bizden sonra da bütün yarat›lm›fllar›n bafl›na gelece¤ini kabul etmektir... Çekti¤in ›st›rab›n ne üzüldü¤ün kifliye, ne de kendine bir yarar› oldu¤u düflüncesinde belli bir rahatlama bulacaks›n: zira yarars›z bir fleyi uzat›p durmay› da elbette istemeyeceksin. Umutsuzlu¤a düflmekle ne kazan›rsak kazanal›m, kendi mutsuzluklar›m›n bana b›rakt›¤› bütün gözyafllar›n› senin talihsizli¤ine saçmaya haz›r›m; ailevi ac›lar›m yüzünden yorgun düflen gözlerimden, yeter ki bir ifle yaras›n, yeni gözyafllar› ak›tabilece¤im. Vazgeçme noktas›: yan›p yak›nal›m; Acemi bir asker en küçük bir s›yr›kta 盤l›¤› basar ve düflman›n k›l›c›ndan çok hekimin elinden korkar, oysa k›l›çla do¤ranan tecrübeli bir asker, sanki söz konusu kendisi de¤ilmifl gibi k›m›ldamadan ve inleyip s›zlamadan yaralar›n›n temizlenmesine katlan›r, sen de benim giriflti¤im bu tedaviye ayn› cesaretle kendini haz›rlamal›s›n. Mutsuzluklar, sana mutsuz olmay› ö¤retemedilerse, yitip gittiler demektir.(...) 159
B‹R FOTOGRAF B‹N SÖZCÜ⁄E BEDELD‹R Gönderi: Dr. DEN‹Z KARA, ANKARA
160
Prof. Dr. Mehmet Haberal’›n Zonguldak Albümü’nden
S p
TÜRK RESSAMLARI: DEN‹Z DEN‹Z
KURU YAPRAK ‹DGSA’ya ba¤l› UESYO Grafik Sanatlar Yüksek Okulu’ndaki ö¤rencilik y›llar›nda Edip Hakk› Köseo¤lu, Sabri Berkel, Nurullah Berk, Emin Bar›n ve Yurdaer Alt›ntafl gibi konular›n›n otoritesi sanatç› hocalar›n ö¤retiminden yararlanma olana¤› bulmufl, 38 y›ll›k sanat yaflam›nda çeflitli atölyelerde çal›flm›fl, yurt içinde ve d›fl›nda birçok sergiye kat›lm›flt›r. Çal›flt›¤› konular› plastik ifade kavram› s›n›rlar›n› zorlamadan, kendine özgü bir yap›da oluflturan sanatç›, tekni¤in tüm olanaklar›ndan yararlanmaktad›r. Geometrik bir yap›, yar› kübist bir iflçilik ve renk yelpazesini kullan›m›ndaki özgür yaklafl›m›yla konuyu solukland›rmakta, çal›flman›n bütünlü¤ünde apayr› bir dil oluflturmaktad›r.
9