Space Science Ay: Eylül - Ekim Sayı: 04 Yıl: 2013
we love space
Samanyolu Gökadası Galaksinin tarihçesi,yapısı ve diğer bulutsulardan farkı
Venüs Hakkında Kuyruklu Yıldızlar
Ay’a Gerçekten Gidildi mi?
Astrofizik Nedir? Mars’ta Hayat Var mıydı?
Akıllı telefonuz da yüklü QR okuyucu programıyla dergimize ulaşabilirsiniz.
Space Science we love space
içindekiler
8
14
Trend
6
Güneş’in Manyatik Alanı Değişiyor
Dosya
12
Samanyolu Gökadası
Bilim insanları, Güneş'in manyetik alanın 4 ay içerisinde tersine döneceğini bildirdi. Tüm güneş sistemini etkileyecek bu değişimin, hava durumunu iyileştirecek yönde olacağı savunuldu.
Güneş Sistemi'nin de bulunduğu gökada. Yerel küme'nin bir parçası olan çubuklu sarmal türde bir gökadadır. Gözlemlenebilir evren'deki milyarlarca gökadadan sadece bir tanesidir.
Bilim adamları, 6 milyon derece sıcaklığında gaz bulutu keşfetti. İki galaksinin çarpışması sonucu ortaya çıktığı sanılan gaz bulutu, Dünya'nın 60 milyon ışık yılı uzaklığında...
Yıldız evrimi bir yıldızın yaşamı boyunca maruz kaldığı radikal değişikliklerin bir sürecidir. Yıldız' ın kütlesine bağlı olarak bu yaşam süresi, birkaç milyon yıldan (büyük kütleliyse), trilyonlarca yıla (küçük kütleliyse) ulaşabilir, evrenin yaşı gözönüne alındığında bu çok fazladır.
Yıldız Evrimi 6 Milyon Derece Sıcaklığında Gaz Bulutu
10
Makale
14
Ay’a Gerçekten Gidildi mi?
Ay’a Gerçekten gidildi mi? Yoksa bu zamana kadar bizlere gidildi diyemi inandırıldı? Hepsi ve daha fazlası sayfamızda...
İnceleme
18 Ay Hakkında
Ay, Dünya'nın tek doğal uydusudur. Güneş Sistemi içinde beşinci büyük doğal uydudur. Dünya ile Ay arasında ortalama merkezden merkeze uzaklık 384.403 km, yani Dünya'nın çapının yaklaşık otuz katı kadardır.
16
Space Science SAHİBİ
Özgen Medya
YÖNETİM
Genel Direktör
Celalettin ÖZGEN Editör
Celalettin ÖZGEN Görsel Yönetmen
Celalettin ÖZGEN DİJİTAL YAYINCI
issuu.com REKLAM
Bütün reklamlar “adsoftheworld.com” adresinden alınmıştır.
Yayın Türü
İki ayda bir,süreli yayın Yayın Çeşidi
Dijital Yayın ÜCRETSİZ YAYIN’dır. KAYNAKLAR
Akademik
20Astrofizik Nedir?
22
Gök cisimlerinin ve olaylarının fiziksel ve kimyasal özelliklerini , yapılarını inceleyen astronomi dalı. Bu incelemeler için tek bilgi kaynağı gök cisimlerinden yayılan ışık ve diğer elektromanyetik dalgalardır.
Ay Tutulması Ay tutulması genellikle yılda iki defa gerçekleşmektedir. Dünyanın uydusu konumunda bulunan ay, dünya etrafında döner ve bu dönme işlemi 27.7 günde tamamlanır.
Serbest Kürsü
24
Mars’ta Hayat Var mıydı?
Mars,dünya dışı yaşam denince tüm olasılıkları içinde barındıran akla gelen ilk gezegen.Mars’ın teleskopla ilk gözlemleri Hollandalı gökbilimci Huygens tarafından 1659 yılında yapıldı.
Not: Dergimiz önümüzdeki sayıdan itibaren baskılı olarak yayımlanacaktır. Dergi ücreti
6 TL’dir. Dergimizi Baskılı olarak almak için; Facabook sayfamızdan Üyelik Formunu Doldurunuz. Bu dergi Özgen Medya tarafından yapılmıştır. Tüm Hakları Özgen Medya’ya aittir.
kapak konusu Süpernova
Süpernova Süpernova, enerjisi biten Büyük Yıldızların şiddetle patlaması durumuna verilen addır. Bir süpernovanın parlaklığı Güneş'in parlaklığının yüz milyon katına varabilir. Başlangıçta yapısı, iyonize madde olan plazma şeklindeki bir süpernovanın parlaklığını yitirmesi haftalar ya da aylar sürebilir. Bu süre zarfında yaydığı enerji, güneşin 10 milyar yılda yayacağı enerjiden daha fazladır. Bu patlamalar, maddenin evrende bir noktadan başka noktalara taşınması işine yarar. Patlama sonucunda dağılan yıldız artıklarının, evrenin başka köşelerinde birikerek yeniden yıldızlar ya da yıldız sistemleri oluşturduğu varsayılmaktadır. Bu varsayıma göre, Güneş, Güneş Sistemi içindeki gezegenler ve bu arada elbette bizim Dünyamız da, çok eski zamanlarda gerçekleşmiş bir süpernova patlamasının sonucunda ortaya çıkmıştır. 18 Eylül 2006 tarihinde R Quimby ve P. Mondol tarafından keşfedilen SN2006 gy isimli süpernovanın şimdiye kadar gözlemlenmiş en parlak süpernova olduğu açıklandı. SN2006 gy süpernovasının meydana geldiği galaksi NGC 1260, bize 238 milyon ışık yılı uzaklıkta. Yani süpernovadan gelen ışığın dünyamıza ulaşması 238 milyon yıl sürdü. Süpernova tarafından fırlatılan gaz kabuk yıldızlararası ortama ilerlerken, yeni meydana gelen ağır elementleri de yıldızlararası ortama katarak zenginleştirir; buna da süpernova kalıntısı denir. Tarihte, gözlenen süpernova patlaması ile birlikte, sadece yarım düzine süpernova kalıntısı eşleştirilmiştir. 1572'de Tycuho, 1604'de Kepler ve 1054 yılında Çinli astronomların gözlediği süpernovalar bunlara örnektir. Cygnus takımyıldızında bulunan, Dünyaya 2500 ışık yılı uzaklıktaki ve Cygnus Düğümü olarak bilinen bir süpernova kalıntısına ait süpernova yaklaşık 15 000 yıl önce patlamıştır. Bugün bile devam edegelen patlamadan kalan şok dalgaları çevresindeki yıldızlararası ortamı hala itmektedir ve içindeki gazı ısıtıp X ışını yaymaya devam etmektedir. 1054 yılında Çin ve Japon kayıtlarına alınan Yengeç Bulutsusu (Crab Nebula) bir süpernova neticesi oluşmuş olup, bize uzaklığının 7000 ışık yılı olmasına rağmen haftalarca Venüs' ten daha parlak görünmüş ve yaklaşık iki yıl boyunca da gözle rahat görünen parlaklığa sahip olmuştur. Bugün bile bulutsu saatte 4 milyon km hızla genişlemekte olup gama ışınlarından X ışınlarına, UV, optik, infared ve radyo dalgalarına kadar bütün dalgaboylarında ışınım yayınlamaktadır.
Sınıflandırma Gökbilimciler süpernovaları anlamak için onları tayflarında görünen farklı kimyasal öğelerin çizgilerine göre sınıflandırmışlardır. Birinci bölüm için ilk öğe, çizginin var olması veya hidrojen nedeniyle olmamasıdır. Eğer bir süpernovanın tayfı, (Tayfın görsel kısmında Balmer dizisi olarak bilinen) hidrojenin bir çizgisini içerirse, Tip II olarak sınıflandırılır; diğeri ise Tip I dir. Bu tipler arasındaki altbölümler, diğer elementlerin ve ışık eğrisi (süpernovanın zaman içindeki görünür parlaklığının grafiği) çizgilerinin var olmasına göre oluşturulur. Işık Eğrisi Işık eğrisi, bir yıldızın veya bir bölgenin zamana karşı çizilen parlaklık grafiğidir. Işık eğrileri, periyodik olarak; Örten değişen yıldız, sefe değişenleri ve diğer değişenler, veya aperiyodik ışık eğrisi benzeri olarak; bir nova, Kataklizmik değişen yıldız veya bir süpernova çözümlemelerinde kullanılır. Değişken yıldız gözlemleri, bir ekseninde görünür parlaklık (kadir), diğerinde birimi genellikle Jülyen Günü (JG) olan zaman cinsinden ışık eğrisi denen bir grafik üzerine işaretlenir. Y-ekseninde parlaklık ölçeği aşağıdan yukarı doğru artacak şekilde ve X-ekseninde gün, soldan sağa artacak şekilde çizilir. Yıldızların dönemsel davranışları hakkındaki bilgiler, örten çift yıldızların yörünge dönemleri ve yıldız patlamalarının düzenlilik ya da düzensizlik derecesi, ışık eğrisinden yararlanılarak bulunabilir. Işık eğrisinin daha ayrıntılı incelenmesi, gökbilimcilerin yıldızların kütlelerini ya da boyutlarını hesaplamasını sağlar. Onlarca yıllık gözlem verileri, bir yıldızın değişim dönemini açığa çıkartır. Hatta bu durum, yıldızın yapısal değişikliğinin bir işareti bile olabilir.
Facebook sayfamızı ziyaret edin!
/Space Science Dergi
trend
Güneş’in Manyatik Alanı Değişiyor Bilim insanları, Güneş'in manyetik alanın 4 ay içerisinde tersine döneceğini bildirdi. Tüm güneş sistemini etkileyecek bu değişimin, hava durumunu iyileştirecek yönde olacağı savunuldu. Stanford Üniversitesi fizikçilerinin ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) destekli gözlem evlerinden elde ettikleri verilere göre, güneşin manyetik alan 4 ay içerisinde tersine dönecek. Bunun tüm Güneş sistemini etkileyeceğini belirten fizikçiler, bunun sonucunda da hava durumunun iyileşeceğini savundu. Doğa Bilimleri Derneği Genel Sekreteri Müge Kanay, yaşanacak değişiklikle birlikte yeni bir Güneş döngüsünün başladığını söyledi. Kanay, bu döngünün de bir felaketler zincirinin değil, aksine yeni bir dönemin işareti olarak yorumlandığını kaydetti. Manyetik alanda yaşanacak bu değişikliğin, dünyadaki yaşama katkısının olduğunu savunan Kanay, şu bilgileri verdi: "Örneğin, kutupların değişmesi ile birlikte, bize zarar verebilecek galaktik kozmik ışınlar ve yüksek enerji parçacıkları ile aramızda daha kuvvetli bir bariyer olacak. Böylece galaktik kozmik ışın seviyesinde yaşanacak bu düşüş sayesinde, hava durumu iyileşecek. Daha önceki manyetik alan değişikliği 2001 yılında yaşanmıştı ve bu süreçteki döngü içerisinde, kozmik ışın iyonlaşmasındaki artış nedeniyle dünyamız çok şiddetli şimşeklere ve şehirleri yıkıp yok eden fırtınalara tanıklık etti."
Yıkıcı Afetler Olacak Mı?
Kanay, fizikçilerin manyetik alan değişikliği konusunu yakından takip ettiklerini belirterek, şöyle devam etti: "Dünyanın belki de en çok ayaklanma, gerginlik, yıkım ve doğal afete tanıklık ettiği bir önceki dönemde, güneşin kutuplarındaki manyetik alan kuvveti daha azdı. Araştırmacılar, bu kez, kutuplarda bulunan manyetik alan kuvvetinin daha yüksek olmasını bekliyor. Fizikçilere göre, Güneş'in kutuplarındaki manyetik alan kuvvetinin daha yüksek olması, yeni başlayacak döngünün de yüksek olacağı anlamına geliyor. Bu da yeni başlayacak dönemde gerçekleşecek doğa olaylarının bir önceki dönemde olduğu gibi yıkıcı afetlere dönüşmeyebileceği yönünde ümit veriyor."
‘Altın Çağ Başlıyor’
Kanay, tüm tespitlerin dünyada yeni bir döneme geçileceğine işaret ettiğini savunarak, şunları söyledi: "Görünen o ki bilim adamları, din adamları, alimler ve antik medeniyetin astrofizikçileri, 2014'de dünyanın çok önemli olaylara sahne olacağında hem fikir. NASA gözlemleriyse antik çağlardan beri tekrarlanan bu tarihleri adeta doğrular nitelikte. Hepsinin ise verdiği tek bir mesaj var; dünyada artık yeni bir çağ başlıyor ve anlaşılan o ki başlayan çağ bu kez bakır ya da tunç değil altın bir çağ olacak."
100 bin kişi Mars’ta Ölmek İstiyor Hollandalı Mars One şirketinin 2023’te gerçekleştirmeyi planladığı, geri dönüşü olmayan Mars yolculuğu için önemli bir eşik aşıldı. Tarihi yolculuk için dört kadın ve dört erkek seçecek olan şirketin projesine yapılan başvuru sayısı 100 bine ulaştı. Mars One şirketi, Ağustos 2012’de duyurduğu ve toplam maliyetinin 6 milyar dolara ulaşması beklenen Kızıl Gezegen’e yolculuk planı için 100 bin gönüllü bulmuş durumda. 2016-2022 yılları arasında Mars’a ulaşması planlanan uzay araçlarını inşa etmeye başlayacak olan Mars One, bu süreçte yolculuk için gönüllü olanların yaptığı bağışları kullanacak. 5-73 dolar arasında bağış yaparak gönüllü olunan Mars One yolculuğu, 20 Nisan tarihinde 80 bin gönüllüye ulaşmıştı. Mars One projesi, başarılı olması halinde 2030’ta Mars’a insan göndermeyi hedefleyen ABD’yi de geride bırakacak.
En Büyük Sorun: Radyasyon
Mars yolculuğunun ne kadar güvenli olacağı ve gönüllülerin yolculukta hayatta kalsalar bile Kızıl Gezegen’in şartlarında nasıl yaşayacakları hala tartışma konusu. Gök bilimciler, olası bir Mars yolculğunun önündeki en büyük engelin uzaydaki yüksek radyasyon seviyesi olduğunu belirtmişti. NASA’nın 1 yıldır Kızıl Gezegen’de ölçümler yapan Curiosity uzay aracı, Mars’ta hayatta kalabilmek için radyasyona dirençli uzay kolonileri ve araçlarının geliştirilmesi gerektiğini gözler önüne serdi. NASA, Mayıs ayında yaptığı açıklamada, ‘Mars yolculuğundaki radyasyonun astronotların uzun süreli bir görevde dayanamayacağı kadar yüksek olduğunu’ belirtmişti. Los Angeles Times gazetesine konuşan İngiltere’nin Leicester Üniversitesi’nden Lewis Dartnell, “Radyasyon bize engel olmamalı... Ancak bir Mars görevini başarmak istiyorsak radyasyona nasıl direneceğimizin yolunu bulmak zorundayız” dedi.
6
Space Science we love space
Mars’tan Phobos ve Deimos’a Bakış Kızıl Gezegen’de bir yılını dolduran keşif aracı Curiosity, Mars’ın iki uydusunu gece karanlığında görüntüledi. Hızlandırılmış video haline getirilen fotoğraflarda, Phobos, Deimos’un önünden geçerken görülüyor. Mars’ta yaptığı gözlemler esnasında Kızıl Gezegen’den Güneş tutulmasının nasıl yaşandığını izleyen Curiosity, şimdi de gecenin karanlığında iki uydunun hareketini fotoğrafladı. Mars, Dünya’nın uydusu Ay’ın aksine şekilleri bozuk, patates görünümlü iki uyduya sahip. Yunan mitolojisindeki iki kardeşi temsil eden Phobos (korku) ve Deimos (terör) isimlerini alan uydular, Ay’a oranla oldukça küçük kalıyor.Phobos, 11 kilometrelik çapa sahipken, Deimos, kardeşinden 7 kat daha küçük ve Mars’tan üç kat daha uzak mesafede yer alıyor. Görüntülerde oldukça ufak belirmesinin sebebi de buradan geliyor. Phobos ve Deimos, küçük boyutları nedeniyle oldukça da küçük yerçekimi kuvvetine sahip. Eğer iki gök cisminden birinde olsaydını, Uzay’a ateşlenmeniz için saatte sadece 40 km hıza ulaşmanız yeterli olacaktı. Curiosity, güneş panellerinin yanı sıra plütonyum-238 ile dolan bir bataryaya sahip. Nükleer enerjisi sayesinde, keşif aracı geceleri de keşif yapabiliyor. ında doğrudan görüntülenen 5-6 dünya dışı gezegenden biri olduğunu’ belirtti.
Yıldızından Uzak Sıcak Gezegen
İlk ‘Pembe’ Gezegen Keşfedildi Gökbilimciler, yeni gezen bulma arayışında bugüne kadar yapılan en ilginç keşiflerden birine imza attı. Dünya’dan 57 ışık yılı mesafede, ‘pembe’ bir gezegen keşfedildi. ABD’nin Hawaii eyaletinde bulunan, Japonya Uzay Ajansı’na (JAXA) ait Subaru teleskobu, en ilginç Dünya dışı gezegen keşiflerinden birine imza attı. Teleskop, Güneş’e benzeyen bir yıldızın yörüngesinde hareket eden pembe ve gizemli bir gezegeni görüntülemeyi başardı. Hawaii’nin Mauna Kea yanardağının tepesinde yer alan teleskop, macenta (kızılımsı mor) renge sahip olduğu belirtilen gaz devini doğrudan görüntüledi. Gök bilimciler, gezegenin atmosferindeki bulutların yoğun olmadığını, bu sayede yüzeyinde neler sakladığı hakkında daha fazla bilgi edinebileceklerini belirtti. NASA’nın Maryland eyaletindeki Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde görevli astrofizikçi Michael McElwain, “Eğer bu gezegene seyahet etme şansımız olsaydı, sahip olduğu ısıyla parlayan, koyu bir kiraz çiçeği rengini andıran bir dünya görecektik” dedi. Araştırmada yer alan Princeton Üniversitesi’nden astrofizikçi Markus Janson da, macenta gezegenin ‘kızılötesi araştırmalar dış-
Bilim dünyasına ‘pembe renkli gezegen’ olarak keşfi duyurulan gaz devi, yüzeyinde yaklaşık 237 derece sıcaklığa sahip. Gezegenin yıldızından uzaklığı ise 43 AU (astronomik birim). Gaz devi Neptün’ün Güneş’imize olan uzaklığı ise 30 AU. Pembe gezegenin, doğrudan tespit yöntemlerinden biriyle keşfedilen en düşük kütleli dünya dışı gezegenlerden biri olduğu da not düşüldü. National Geographic'in haberine göre, pembe gezegenin, buz, toz ve diğer uzay enkazıyla gazların çarpışmasından oluştuğu düşünülüyor. Ancak gezegenin oluşumu hakkındaki sırlar şu an kesin olmaktan çok uzak. McElwain, ‘pembe gezegenin yıldızı etrafındaki dönüşünü 100 yıldan uzun sürede tamamladığını tahmin ettiklerini, ancak bu sürenin daha fazla olabileceğini’ söyledi.
Keşif Yöntemleri Gelişiyor
Araştırmada yer alan Princeton Üniversitesi’nden Adam Burrows, dünya dışı gezegenleri tespit etmek adına yeni tekniklerin geliştirildiğini söyledi. Burrows ‘high-contrast imaging’ adı verilen yöntemle dünya dışı gezegenleri doğrudan tespit edebileceklerini ve gelecek yıllarda hizmete girecek teleskopların, gezegenlere ait sönük parkalıkları yakalabileceğini ifade etti. Mevcut yöntemler, yıldızlarına yakın gezegenlerin tespitinde başarı gösteriyor. Ancak doğrudan görüntüleme yöntemleriyle yıldızlarından çok uzak gezegenler detaylı ve uzun analizler gerektirmeden keşfedilebilecek.
Space Science we love space
7
trend
Ay’ın Kraterleri Antik İzler Taşıyor Gökbilimciler, Ay’ın kraterlerinde oluşmalarını sağlayan asteroitlere ait büyük miktarda kalıntı bulunduğunu belirtti. Kraterlerin merkezinde farklı kimyasalları ortaya çıkaran bulgular, kraterleri oluşturan asteroitlerin sanıldığı gibi tamamen buharlaşmadığına işaret etti.
Ay, kraterlerinde Güneş Sistemi’nin antik zamanlarından kalma asteroitlerin ‘DNA’sını barındırıyor. Gökbilimciler, kraterleri oluşturan çarpışmalarda, asteroitlerin sadece Ay’ın iç yapısını yüzeye çıkararak yok olmadıklarını, aynı zamanda kalıntılarını da geride bıraktıklarını tespit etti. ABD’nin Purdue Üniversitesi’nden Jay Melos, Space.com’a yaptığı açıklamada, “Ay’ın yapısı hakkında gelecekte yapılacak araştırmalar, yüzeydeki kayaların gerçekten Ay’a ait olduğunu ve çarpışmalardan kalmadığını gösterecek. Bu özellikle alışılmamış ve egzotik mineraller için geçerli” ifadesini kullandı.
‘Ay’a Özgü Olmayabilirler’
Nature Geoscience dergisinde yer alan araştırmada Melosh, Pekin’deki Çin Bilim Akademisi’nden Zhong Yue ile birlikte bilgisayar modelleri kullanarak Ay kraterlerinin düzenini inceledi. Hesaplamalar, kraterleri oluşturan çarpışmaların yüzde 25’inin, saaatte 43,130 km veya daha düşük bir gerçekleştiğini gösterdi. Ancak bu hız, ne kadar yüksek görünse de asteroitlerin tamamen yok olmasına yetmiyor. Diğer simülasyonlar, aynı hızda küçük asteroitlere ait minerallerin buharlaştığını ve büyük kısmının yeni oluşan kraterin kenarlarına dağıldığını gösterdi. Yeni oluşan kraterin en az 20 kilometre genişliğinde olduğu hesaplandığında, çarpışmadan arta kalan enkazın, krater Ay’ın yerçekimiyle çökerken merkezi bir noktada biriktiği anlaşıldı. Araştırma, 93 kilometre genişliğindeki Copernicus gibi Ay kraterlerinde nasıl spinel ve olivin gibi minerallerin bulunduğunu açıkladı.
‘Ay’da Dünyanın Eski Mineralleri Bulunabilir’
Gökbilimciler, Ay’ın doğasına özgü olduğu düşünülen spinel ve olivinin, aslında antik asteroitler tarafından taşınmış olabileceği sonucuna vardı. Dünya’nın çok eski zamanlarda Mars büyüklüğündeki bir kozmik cisimle çarpışmasından oluştuğu düşünülen Ay’ın, oluşmasını sağlayan çarpışma hakkında da yeni düşünceler ortaya atıldı. Arizona State Üniversitesi’nden Erik Asphaug, “Çarpışma hızlarının minerallerin kalıcılığı hakkında verdiği bilgiler, milyarlarca yıl önce Dünya’dan saçılan materyallerin Ay’da bulunuyor olabileceğine işaret ettiği gibi, spineller için de yeni bir açıklama sunuyor. Spineller, Dünya’nın üst manto tabakasından Ay’a saçılmış olabilir” dedi. Space.com’a açıklama yapan Asphaug, “Daha ilgi çekici olan düşünce, Dünya’da artol jeolojik olarak aktif olmayan protobiyolojik materyalleri bir gün bulabileceğimiz” ifadesini kullandı.
Ay'ın güneyinde yer alan 86 km genişliğindeki Tycho kraterindeki mineral tepeleri.
8
Space Science we love space
Kılıçbalığı’nda Mavi ve Kırmızı İki Nebula Şili’nin Atacama Çölü’nde bulunan VLT teleskopu, Kılıçbalığı Takımyıldızı’nda kırmızı ve mavi renkte iki gök bulutunun büyüleyici görüntüsünü yakalamayı başardı. Avrupa Güney Gözlemevi’nin (ESO) Çok Büyük Teleskopu (VLT), Samanyolu Galaksisi’nin uydu gökadalarından biri olan Büyük Macellan Bulutu’ndaki şaşırtıcı bir yıldız oluşum bölgesini görüntüledi. Keskin görüntüler iki farklı gaz bulutunu gözler önüne seriyor: Kırmızı-renkli NGC 2014 ve mavi komşusu NGC 2020. Birbirlerinden farklı olsalar da, her ikisi de yeni doğmakta olan olağanüstü sıcak yıldız rüzgarları ile şekillendiriliyor ve ışıl ışıl parlıyorlar. Görüntü ESO’nun Şili’deki Paranal Gözlemevi’nde bulunan Çok Büyük Teleskopu (VLT) ile elde edildi. Gözlemevinin bulunduğu yer, gökbilim gözlemciliği için güney yarımküredeki en ideal yer olarak kabul ediliyor. Yine de VLT gibi teleskopların yardımı olmaksızın, temiz, karanlık bir gecede, güney gökküresi takımyıldızlarından Kılıçbalığı (Dorado) doğrultusunda yer alan küçük bir parlaklık, ilk bakışta sanki Dünya atmosferinde bulunan bir bulut gibi görülür. Bu parlalık, gezgin Ferdinand Magellan’ın 1519 yılındaki Güney Yarımküreye olan ünlü gezisi sırasında ilk etkilerini uyandırmış olabilir. Magellan, geri dönüş yolunda Filipinliler tarafından öldürülmüş olsa da, geride kalan mürettebat Avrupa’ya döndüklerinde bu bulutun ve daha küçük kardeşinin varlığını duyurmuş ve daha sonra bu iki küçük gökadaya Magellan isimleri verilmiştir. Bununla birlikte, bu bulutlar şüphesiz daha önceki Avrupalı gezginler ve güney yarımküredeki gözlemciler tarafından görülmüş olsalar da, hiçbir zaman rapor edilmemişlerdir.
LMC, gökadamız Samanyolu’na sadece 163 bin ışık-yılı uzaklıkta bulunuyor. Bu mesafe, kozmik ölçeğe göre oldukça kısa bir uzaklığı temsil ediyor. Daha uzaktaki sistemlere göre daha ayrıntılı olarak gözlem şansı doğması, LMC’yi gökbilimciler için önemli bir hedef haline getiriyor. Burası Güney Yarımküre’de teleskopların inşa edilmesine öncülük eden tesislerden biri oldu ve 50 yıl önce ESO’nun kurulmasına öncülük etti.
Renk Farklılığı Yıldız Sıcaklığına Bağlı
Büyük Macellan Bulutu (LMC) aktif bir şekilde yeni yıldızlar üretmektedir. İçerisindeki bazı yıldız oluşum bölgeleri çıplak gözle bile görülebilir. Bunlara bir örnek, ünlü Tarantula Bulutsusu’dur. Elde edilen yeni VLT görüntüsü ise tuhaf bir şekilde uyumsuz bir çifte odaklanıyor: NGC 2014 ve NGC 2020. VLT’nin çektiği fotoğrafta, sağdaki pembe-damarlı bulut NGC 2014, çoğunlukla hidrojen gazından oluşan parlak bir bulutu temsil ediyor. Bulut, sıcak genç yıldızlardan oluşan kümeler içeriyor. Bu yeni yıldızlardan gelen yüksek enerjili ışıma, civardaki hidrojen gazında bulunan elektronları atomlardan ayırarak iyonlaşmasını ve karakteristik bir kırmızı ışıma yapmasını sağlıyor. Ortaya çıkan bu güçlü ışımaya ilave olarak, büyük kütleli genç yıldızlar güçlü yıldız rüzgârları üreterek sonunda bu gazın çevrelerinden dağılmasına ve dışarıya doğru akmasına neden oluyor. Ana kümenin solunda, parlak ve çok sıcak bir yıldızın bu süreci başlattığı gözleniyor: NGC 2020 adlı balon-benzeri yapıyla çevrelenmiş bir boşluğun oluştuğu görülüyor. Görece gizemli bu nesnenin belirgin mavimsi rengi yine sıcak yıldızdan gelen ışımayla; bu kez hidrojen yerine oksijen iyonlaşmasıyla meyda geliyor. NGC 2014 ve NGC 2020’nin birbirinden farklı çarpıcı renkleri hem çevrelerindeki gazı oluşturan kimyasal içeriklere hem de bulutların parlamasına neden olan yıldızların sıcaklığına bağlıdır. Yıldızlarla, sırasıyla gaz bulutları arasındaki uzaklığında etkisi vardır.
İnsan ölçeğinde devasa boyutlarda olsa da, LMC, Samanyolu’nun kütlesinin 10’da 1’i kadar gelmekte ve sadece 14 bin ışık yılı kadar yer kaplamaktadır. Samanyolu Galaksisi ise 100 bin ışık-yılı genişliğindedir. Gökbilimciler LMC’yi düzensiz cüce gökada olarak sınıflandırıyor. Düzensizliğe, göze çarpan merkezi çubuk üzerindeki yıldızlarla birlikte, Samanyolu ve yakın diğer gökada, Küçük Macellan Bulutu ile olan etkileşim neden oluyor, bu da kaotik yapıyı ortaya çıkarıyor.
Space Science we love space
9
trend
NASA’nın 3D 6 Milyon Derece Sıcaklığında Gaz Bulutu Roketleri Testi Geçti Bilim adamları, 6 milyon derece sıcaklığında gaz bulutu keşfetti. İki galaksinin çarpışması sonucu ortaya çıktığı sanılan gaz bulutu, Dünya'nın 60 milyon ışık yılı uzaklığında... Bilim adamları, Dünya'dan yaklaşık 60 milyon ışık yılı uzaklığındaki bir galakside 6 milyon derece sıcaklıkta bir gaz bulutu keşfetti. ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) Chandra X Işını Gözlemevi uydusunu kullanan bilim adamları tarafından keşfedilen gaz bulutunun, bir cüce galaksinin çok daha büyük bir galaksi ile çarpışması sonucu ortaya çıktığı sanılıyor. Cüce galaksi ile spiral galaksi arasındaki çarpışmanın Dünya'daki ses patlamalarına benzer bir ses dalgasına yol açtığını belirten bilim adamları, bu dalganın da yaklaşık 6 milyon derece sıcaklığında bir gaz bulutu oluşturduğunu söyledi. Dünya'dan 60 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan Eridanus takımyıldızı içinde yer alan NGC 1232 galaksisindeki sıcak hava bulutunun, cüce galaksinin devinimi nedeniyle kuyruklu yıldıza benzer bir şekli olduğu belirlendi. Hava bulutunun, Güneş'ten 1 milyon kat büyüklüğünde bir kütleye sahip olduğu tahmin ediliyor. "Astrophysical Journal" dergisinde yayımlanan keşfin, insanoğlu için evrendeki en büyük gizemlerden biri olan galaksilerin oluşumuna ışık tutması bekleniyor.
Ay’ın Yüzeyinde Su Sevinci NASA’ya bağlı araştırma ekibi, Ay’ın yüzeyindeki toprakta suyun varlığına rastladı. Araştırmacılar, Moon Mineralogy Mapper adlı cihazla yaptıkları taramada rastlanan su kütlesinin, Ay’ın yüzeyinin derininden, bilinmeyen bir kaynaktan geldiğini açıkladı. Araştırma ekibi son bulgulardan, Apollo uzay gemisinin 40 yıl önce iniş yaptığı bölgeden uzaktaki “Ay’ın Karanlık Yüzü” olarak tabir edilen yüzeyde saptanan minerallerin analizinde de faydalanacak.
10
Space Science we love space
NASA, 3D yazıcılarda basılan parçalarla bir araya getirdiği ilk roket motorunu başarıyla denedi. Elde edilen başarı, uzay keşfi çalışmalarında çok daha ucuz yöntemlerin önünü açacak.
Uzay keşfi görevlerinin yüksek maliyetini kısmak için 3D teknolojisine başvuran NASA mühendisleri, yazıcıdan çıkan ilk roketi başrıyla test etti. Alabama eyaletindeki Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nde özel 3D yazıcılar ile üretilen iki küçük ölçekli roket, 11 ana ateşleme testinden başarıyla geçti. Toplam 46 saniye süren ateşleme testlerinde, sıvı oksijen ve hidrojenin yanmasından 3315,6 derece sıcaklık ortaya çıktı. Testlerde yer alan mühendis Elam Greene, “3D yazıcılardan çıkan roketlerle geleneksel roketler arasında bir fark görmedik... İki ayrı enjektör tüm ateşleme testlerinden başarıyla geçti” dedi. Marshall Merkezi Mühendislik Direktörlüğü’ nün başındaki isim Chris Singer, “Roket mühendisliği yüzlerce bağımsız parçanın üretilerek bir araya getirilmesini gerektiriyor... 3D teknolojiyle karmaşık parçaların üretim süresi ve maliyetinden kısabiliriz” ifadesini kullandı.
“3D Projelerin Sadece Biri”
RedOrbit sitesinin haberine göre, Uzay Ateşelem Sistemleri (SLS) akustik testlerinde kullanılan roket enjektörleri dört parça ve beş bağlantı yerinden oluşuyor ve her bir parçası 10 bin dolara gelen ateşleme sistemleri 6 ayda yapılıyor. Mühendisler, en son 3D teknolojisiyle çelik tozunu katılaştırarak oluşturdukları enjektörleri ise sadece 3 haftada, 5 bin dolara üretti. Marshall Merkezi’nde materyal bilimi uzmanı olan Ken Cooper, her bir enjektörün ‘selektif lazer ertime’ yöntemiyle 40 saatte üretildiğini, diğer 2 haftada ise parçaların gözden geçirildiğini ve son hallerine getirildiğini belirtti. Böylece, geleneksel roketlerle 3D parçaları karşılaştırmak için yeterince zaman eldeedildi.NASA, SLS enjektör testlerinin uzay keşfi görevlerinde üretilecek donanımların geliştirilmesi için yapılan denemelerden biri olduğunu belirtti. Mühendiler, uzun dönem uzay görevlerinin başarısı için uçuştan diğer operasyonlara kadar yeni teknolojilerin etkinliği artıracağını belirtti.
Takıların Kaynağı Uzay Mısır'da 5 bin yıllık olduğu tahmin edilen mezarda bulunan boncukların kaynağının uzay olduğu ortaya çıktı. Bilim insanlarını şaşırtan boncukların Mısır'ın demir çağına girişinden 2 bin yıl önce imal edildiği tahmin ediliyor..
Venüs’e Yelkenli Uzay Aracı Gönderilecek
ABD Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Güneş Sistemi’ nin en gizemli gezegenlerinden biri olan Venüs hakkında bilgi toplayabilmek için yeni bir uzay aracı üzerinde çalışıyor. Yüzeyindeki sıcaklık Dünya’nın 92 katına denk gelen gezegenin son derece zor şartlarına dayanması öngörüle uzay aracı, ‘rüzgar gücüyle’ enerji üretecek.
Yüzeyindeki sıcaklık 462 dereceye ulaşabilen ve atmosferi yoğun sülfirik asitle kaplı olan Venüs’ü keşfedebilmek için yeni nesil bir uzay aracı üzerinde çalışmalar başladı. NASA, ‘Zephyr´(Zefir) adını verdiği projesiyle Venüs’te uzun süreli keşif yapabilecek ilk uzay aracını geliştirmeyi planlıyor. NASA Gelişmiş Yenililk Konsepti programının finanse ettiği projede, bugüne kadar Venüs’e iniş yapmayı başarmış olan uzay araçlarının aksine Zefir’in bir yelkenli gibi fonksiyon göstererek rüzgardan enerji alması sağlanacak. Gezegen sıralamasında ikinci sırada olan Venüs, saatte sadece 3,6 km hıza ulaşan rüzgarlara sahip olsa da, yüzeyindeki basınç güçlü bir etki oluşmasını sağlıyor. NASA Glenn Araştırma Merkezi’nden Geoffrey Landis, “Yelkenli bir uzay aracı Venüs için olağandışı olacak. Uzay aracının yelkeni açacak ve dik konuma getirecek, hareketli iki parçası olacak. Kısaca, aracın hareket etmesi için çok az enerji gerekecek” dedi.
Isıya Süper Dayanıklı
Sovyetlerin başını çektiği Venüs keşiflerinde, bugüne kadar çok az sayıda fotoğraf çektikten sonra devre dışı kalan uzay araçlarının ötesine gidilemedi. NASA ise Zefir’i, Venüs’ün yüzeyinddeki 500 dereceye varan sıcaklığa dayanabilecek şekilde geliştirecek. Uzay aracı, belli bir bölgede incelemeler yaptıktan sonra yelkenini açarak yeni bölgelere hareket edecek. Venüs’ün yüzeyinden ilk fotoğrafı almayı başaran uzay aracı, 20 Ekim 1975’te sıcak ve karanlık gezegen inmeyi başaran Venera-9 olmuştu. Sovyetlerin geliştirdiği uzay aracının ön ve arka tarafını görüntüleyen mekanik bir kamera, Venera-9 devre dışı kalmadan önce kayalık bir bölgenin iki panoramik görüntüsünü çekmeyi başarmıştı.
Kahire'nin 3 bin 100 mil güneyindeki El Gerzeh'teki bir mezarda 1911 yılında bulunan 9 tüp şeklindeki metal boncuklar araştırmalara göre milattan önce 3 bin 500 yılına ait. Araştırmayı yapan Londra Arkeoloji Enstitüsünden Thilo Rehnen'in mezara ilişkin tahmini böyle. Mezar ilk bulunduğunda metal boncuklar uzmanların dikkatini hemen çekti. Genç bir çocuğa ait olan mezarda boncuklarla birlikte bir altın kolye altın ve değerli taşlar da vardı. İlk test sonuçları metal boncukların nikel gibi maddeler içerdiğini ve bir göktaşından üretilmiş olabileceğini ortaya koydu. Daha sonra yapılan laboratuvar araştırmaları ve gama ışını ile yapılan testler, metal boncukların kobalt, fosfor ve germanyum gibi maddeler içerdiğini de gösterdi. Bu maddeler, boncuklardaki oranlarda sadece göktaşlarında bulunuyor. Boncukların demir meteorla dünyaya gelmiş olabileceği tahmin ediliyor. Araştırmacılar, metal boncuklarda bulunun maddelerin yanısıra, meteorla gelen demirin işlenmesinin o dönem için çok zor olduğunu düşünüyor. Bakır ve altınla yumuşak oldukları için çalışmak, mezarın ait olduğu çağda daha kolaydı fakat demiri boncuk haline getirmek için daha yüksek metal işleme bilgisine sahip olunması gerektiği belirtiliyor. Araştırmaları yürüten Rehren, Mısır'da demir çağının çok daha önce başlamış olabileceğini aktarırken, demir göktaşlarından elde edilen demirin işlenmesininin daha da eskiye gidebileceğini söyledi.
Space Science we love space
11
dosya
Samanyolu Gökadası Güneş Sistemi'nin de bulunduğu gökada. Yerel küme'nin bir parçası olan çubuklu sarmal türde bir gökadadır. Gözlemlenebilir evren'deki milyarlarca gökadadan sadece bir tanesidir. Galaksi adının kökeni eski Yunanca’daki, bizim galaksimizi belirtmek üzere kullanılan “sütlü, süt gibi, sütsü” anlamlarına gelen galaxias sözcüğü ya da "süt dairesi" anlamındaki kyklos galaktikos terimi midir? Bilmiyoruz. Bu terim ve dolayısıyla Batı kültüründe Samanyolu için kullanılan "Süt Yolu" terimi eski Yunan mitolojisindeki bir mitosdan kaynaklanır: Bir gece, Zeus ölümlü bir kadından yaptığı oğlu Herakles'i, farkettirmeden uykuya dalmış olan Hera'nın göğsüne koyar. Bebek Herakles, Hera'nın memelerinden akan sütü içecek ve böylece ölümsüz olacaktır. Fakat Hera gece uyanıp tanımadığı bir bebeği emzirdiğini farkedince onu fırlatıp atar ve boşalan memesinden çıkan süt de gece gökyüzüne fışkırıp akar. Hikayeye göre, işte geceleyin gökte sönük bir ışıkla pırıldar halde gördüğümüz “Süt Yolu” (Türkçe’de Samanyolu) denilen kuşak böyle oluşmuştur.
Keşif
Antik çağda Grek filozofu Democritus geceleyin gökyüzünde görünen Süt Yolu denilen ışıklı bölgenin uzak yıldızlardan oluşuyor olabileceğine dikkat çekmişti. Aristo’nun düşüncesine göreyse, Süt Yolu büyük, birbirine bağlı çok sayıdaki yıldızın alevlenmesinden kaynaklanmaktaydı ve bu alevler dünya atmosferinin üst kısmında yer almaktaydı. Arap astronom İbn-i Heysem Samanyolu’nun ıraklık açısını gözlemleme ve ölçme girişiminde bulundu; Süt Yolu’nun ıraklık açısı yoktu, bunun üzerine “bu, Dünya’dan uzaktadır, atmosfere ait değildir” diyerek Aristo’nun görüşüne karşı çıktı. İranlı astronom Birûni Samanyolu Gökadası’nın sayısız bulutsu yıldızlar yığını olabileceği görüşünü ortaya attı. İbn Bacce ise Samanyolu’nun pek çok yıldızdan oluştuğunu ve gözümüze sürekli bu şekilde görünmesinin dünya atmosferindeki kırılımdan kaynaklanıyor olabileceğini ileri sürdü.[8]İbn Kayyim El-Cevziyye Samanyolu Gökadası’nın sabit yıldızlar feleğinde bir araya gelmiş çok sayıdaki küçük yıldızlardan oluştuğunu ve bu yıldızların gezegenlerden daha büyük olduklarını ileri sürdü.
12
Space Science we love space
Samanyolu gökadası'nın merkezi.
Samanyolu Gökadası’nın birçok yıldızdan oluşmasının ilk kanıtı Galileo Galilei’den geldi. 1610 yılında Samanyolu Gökadası’nı bir teleskopla inceleyen Galileo Galilei bunun çok sayıdaki yıldızın bir araya gelmesinden oluştuğunu farketti. 1750’de İngiliz astronom ve matematikçi Thomas Wright “Evrenin orijinal bir teorisi ya da yeni hipotezi” adlı eserinde gökadanın Güneş Sistemi’ne benzer tarzda, fakat daha büyük ölçekte, kütleçekim gücüyle birbirlerine bağlı çok sayıdaki dönen yıldızlardan oluşmuş bir kitle olduğu görüşünü ortaya attı. Bunun sonucunda bu düşünceye göre, sözkonusu yıldızların oluşturduğu ve bizim de içinde bulunduğumuz bu disk, bizim gökyüzüne bakışımız açısından, bize gökyüzünde Süt Yolu olarak görünüyor olabilirdi. Immanuel Kant 1755'deki bilimsel incelemesinde Thomas Wright'ın düşünce ve çalışmalarını biraz daha ayrıntılandırdı, gökadamızın da Güneş Sistemi’mize benzer biçimde, kütleçekim ile bir arada tutulan ve dönen bir yıldız kümesi olduğunu (haklı olarak) ifade etti. Kant ayrıca o dönemde gözlemlenebilen birkaç bulutsunun da ayrı gökadalar olabilecekleri varsayımında bulundu. (Bu adın verilme nedeni dürbünle bakıldığında ışık veren gaz bulutu gibi gözükmeleridir.) Samanyolu Gökadası’nın biçimi ve Güneş’in gökada içindeki konumu hakkındaki ilk girişim 1785’te gökyüzünün farklı bölgelerindeki yıldızları özenle sayan William Herschel’dan geldi. Herschel, Güneş Sistemi’ni merkeze yakın bir yere koyarak gökadanın biçimini gösteren bir diyagram hazırladı. Jacobus Kapteyn, hassas bir yaklaşım sergileyerek, 1920’deki çiziminde Güneş’in merkeze yakın bulunduğu elips biçimli küçük bir gökada tasarladı. Farklı bir yöntem uygulayan Harlow Shapley ise küresel kümeler kataloğu çalışmasında kendinden öncekilerden tümüyle farklı olarak, gökadamızı Güneş’in merkezden uzak olduğu yaklaşık 70 kiloparsek yarıçapındaki yassı bir disk biçiminde tasarladı. Her iki hatalı çalışma da galaktik düzlemde ışığın yıldızlararası toz vasıtasıyla soğurulmasını hesaba katmamıştı. Bu ancak Robert Julius Trumpler’ın 1930’da açık
dosya yıldız kümeleri üzerinde çalışırken bu etkiyi ölçmesinden sonra hesaba katılmaya başlandı ve günümüzdeki gökada görünümü kuramlarına ulaşıldı.
Yapısı
Samanyolu'nun şekli hakkındaki yaygın görüş onun bir çubuklu sarmal galaksi olduğu yönündedir. Merkezdeki çubuk şeklindeki yıldız yoğunlaşmasının iki ucundan logaritmik spiral şeklinde uzayan iki ana kol ve yardımcı kollar galaksinin şeklini oluşturur. Bu görüş ilk olarak 1990'larda gündeme gelmiş, 2005 yılında Spitzer Uzay Teleskobu'ndan alınan bilgilerle kuvvetlendirilmiştir.
Samanyolu galaksisi ve kolları.
1785’te William Herschel tarafından sayılan yıldızlardan yola çıkılarak hazırlanan Samanyolu diyagramı. O dönemde Güneş gökada merkezine yakın olduğu zannedildiğinden Güneş gökada merkezine yakın olarak işaretlenmiştir.(Günümüzde Güneş'in gökada merkezine yaklaşık 28000 ışık yılı uzaklıkta olduğunu biliyoruz.)
Samanyolu galaksisinin güneş sisteminden görünümü.
Space Science we love space
13
makale
Ay’a Gerçekten Gidildi Mi? *Hesaplamalara göre Ay yüzeyindeki gündüz sıcaklığı 260 ile 280 Fahrenayt arasında değişiklik gösteriyor. Bu derecedeki sıcaklıkta filmler erir ve insanlar muhtemelen rahatsız olur. Hatta muhtemelen ölür ! Peki ama astronotlar neden bu kadar rahat görünüyor ? *Ay ' ın görünmeyen karanlık yüzündeki hava sıcaklığının eksi 41 dereceye kadar düştüğü biliniyor. Eksi 40 dereceden itibarense cisimlerin kırılganlık derecesinin arttığı biliniyor. Bu sıcaklıkta elektrikli cihazlar çalışmaz Araba akülerini çalıştırmak da zordur. Sıcaktan soğuğa geçerken yaşanan bu ani ısı değişikliği, cisimlerde esnemelere ve kırılmalara sebep olur. Peki ekipmanlar ve astronotlar nasıl bu kadar rahat çalışabiliyor ? *Niye 1/6 ' lık bir yerçekimi oranında astronotlar yürüme ile zıplama arasında gidip gelen hareketler yapıyorlar ? Televizyon çekimlerinin birinde, astoronotun zıplamak için dizlerini büktüğü ama sonuçta bir kaç adımdan öteye gidemediği gözleniyor. Astonotlar, yerçekiminin 6 kat daha az olduğu bir ortamda, niçin normal bir insanın yeryüzünde zıplayabiliceği kadar bir mesafeye zıplayabiliyorlar ? *Bunun yanısıra, çekilen görüntülerde astronotların sert bir şekilde dizlerinin üstüne düştükleri birkaç sahne görüyoruz. Peki böylelikle kendilerini büyük bir riske atmış olmuyorlar mıydı ? Ya basınca dayanıklı elbiseleri yırtılsaydı ? *Bilindiği gibi yeryüzünden 250 ve 750 mil yükseklikteki mesafeler arasında kalan bölgeye Van Allen Kuşağı ismi veriliyor. Bu kuşak, güneşten gelen radyoaktivite yüklü ışınların dünyaya gelmesini engelliyor. Astronotların, Ay ' a gidebilmesi için bu kuşak içinden geçmeleri gerekiyor. Bir insanın buradan geçebilmesi içinse, 4 metre kalınlığında bir kurşun tabakasıyla kaplanmış olması gerekiyor!
Modül ' ün Altında Niye İz Yok ?
NASA ' ya göre Ay modülü Ay ' a indiğinde motorlarından 3000 Ibs ' lik (yaklaşık 1,5 ton) basınç çıkıyordu. Bize anlatıldığı ve görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla, Ay yüzeyi tozlu ve yumuşak. Peki iniş esnasında, modülün altına denk gelen (yandaki resimde H ile işaretlenmiş) kısımda niçin herhangi bir yıpranma, dağılmış yumuşak doku ya da itmeden oluşan bir çukur görmüyoruz ? Aynı şekilde niçin Ay modülünün ayaklarında tozlanma göze çarpmıyor ? Yandaki resimde bir başka ilginç nokta da (G) ile işaretlenen yerde, bir ayak izinin bulunması. Peki, tam olarak modülün altına denk gelen bölgeye bu ayak izi nasıl geldi ? Astronotlar bilindiği kadarı ile modülün altına girmediğine göre, acaba set işçileri, daha önce senaryo çalışması yapan astronotlardan birinin ayak izlerini silmeyi mi unuttular ? Ya da modül eski yerinden kaldırılıp şu an bulunduğu yere mi taşındı ?
14
Space Science we love space
Ay ' da Atmosfer Yoksa, Nasıl Oluyor da ...?
Yine yukarıdaki resimde astonotları Ay yüzeyine indiren Ay modülünü görüyoruz. (B) ile işretlenen yere baktığımızda gökyüzünde hiçbir yıldızın görünmediğini fark ediyoruz. Madem ki atmosfer yok, niye arka planda parlak yıldızlar gözümüze çarpmıyor ? NASA uzmanları bunu, basit fotoğrafçılık mantığı ile açıklıyor : "Eğer yakın plandaki nesneleri ( astronot, ay modülü gibi ) odaklarsanız, arka plandaki parlak nesneleri ( yıldızlar ) gibi aynı poz içinde yakalayamazsınız" (A) ile işaretlenen noktaya baktığınızda ise, ay modülünün karanlık tarafında kalan Amerikan bayrağını net olarak görüyorsunuz. Komploculara göre, bu fotoğraf Ay ' da çekilmiş olamaz. Zira, eğer bir cisim Ay yüzeyinde gölgede kaıyorsa, onu görmek imkansızdır. Çünkü Ay yüzeyinde atmosfer yoktur. Atmosfer içindeki hava molekülleri ışığı süzerek yansıtırlar ve yeryüzünde gölgede kalan noktalar bu şekilde görülebilir. Ay ' da atmosfer olmadığı için, gölgede kalan bir nesnenin kesinlikle görünmemesi gerekir. Peki, resimdeki bayrak nasıl görünüyor ? Bununla birlikte, Ay yüzeyine düşen güneş ışığı kırılmadan ve süzülmeden geldiği için kör edici bir etkiye sahip. Bundan dolayı astronotlar, güneş ışınlarından korunmak için % 95 altın alaşımlı başlıklar takıyorlar. Öyle ise güneşin vurduğu noktaların daha parlak, gölgelerin ise tamamen karanlık olması gerekmiyor mu ? Ama NASA fotoğraflarındaki gölge tonlarının, yeryüzünde çekilmiş fotoğraflardan hiçbir farkı yok...
Artıcıklara Dikkat !
Uzay fotoğraflarında resmi enlemesine kesen küçük artı (+) işaretleri sizin de dikkatinizi çekmiştir. Söz konusu artıcıklar, kameranın bir parçasından kaynaklanmakta ve film ile kamera vizörünün (siperliğinin) arasında bulunmaktadırlar. Bu husus, komplo teorisyenlerinin de dikkatini çekmiş olsa gerek, buradan da ilginç noktalar yakalamışlar. Mesela yandaki resimde (C) ile gösterilen kısımda, nasıl oluyor da resmin yarısı artının önünde, yarısı arkasında olabiliyor ? Yoksa bu artıcıklar, sadece saydam bir plastik üzerine işaretleniyor ve resimlerin üzerine mi yerleştiriliyordu ? Belki de bu re-
simde, dikkatsiz teknisyenlerden biri, plastik bandın kaydığını farketmemişti!
Dalgalanan Bayrak
Apollo 11 astronotlarından biri ilk etapta Ay yüzeyine Amerikan bayrağı dikiyor. Bayrak açık vaziyette.Yandaki resimde ise bayrağı dalgalanırken görüyoruz. Atmosfersiz bir ortamda bu değişiklikler nasıl olabiliyor ve de en önemlisi bayrağı hangi rüzgar dalgalandırıyor ?
Güneş..?
(E) ile işaretlenen bölgedeki gölgenin, eğer Ay ' da atmosfer yoksa ve tek ışık kaynağı Güneş ise, daha karanlık olması gerekiyor. (F) ile işaretlenen arka plan görüntüsünde de, ufka doğru yaklaştıkça karanlığın çöktüğü görünüyor. Bu, atmosferik coğrafyadan dolayı, sadece yeryüzünde olabilecek bir görüntü. Normalde Ay ' daki ufuk çizgisinin daha keskin ve parlak görünmesi gerekiyor. (D) ile işaretlenen bölgede ise, gökyüzünde bağımsız bir cisim göz çarpıyor. Farklı resimlerde de göze çarpan bu cisimle ilgili bugüne kadar doyurucu bir açıklama yapılabilmiş değil. Burada devreye, UFO ' cular giriyor. Onlarsa, Ay ' a gerçekten gidildiğini ve resimde görünen garip cismin bir uçan daire olduğunu iddia ediyorlar.
Son Kanıt
Bir Bilim Adamının Bu Teorileri Çürütmek İçin Ay'a İlk Ayak Basıldığının En Büyük İspatı Olan Video Görüntülerini Tekrar İncelemek Ve ABD nin Aya Gitmedi Yalanını Çürütmek İçin Nasa'ya Yaptığı Başvuruya Aldığı Cevap... GÖRÜNTÜLERİ BULAMIYORUZ !!!!
Space Science we love space
15
araştırma
Kuyruklu Yıldızlar "Kirli kartopu" ya da "buzlu çamur topu" olarak anılırlar. Buz (su ve donmuş gazlar) ve (bir nedenle güneş sisteminin oluşumu sırasında gezegenlerde yoğunlaşamamış) kozmik toz karışımından oluşurlar.
görülebilen en belirgin özelliğini teşkil eder. İyon kuyruk: Kuyrukluyıldızın, yüzlerce milyon km' ye varan uzunlukta, güneş rüzgârıyla reaksiyon sonucu iyonize olmuş gazlardan oluşan plazma kuyruğudur. Kuyrukluyıldızlar, güneş yakınından yüzlerce geçiş sonunda (yaklaşık 500 geçiş sonunda), buz ve gazlarının tamamına yakınını yitirerek asteroidlere benzer bir görünüm kazanırlar (muhtemelen dünyaya yakın asteroidlerin bazıları ölü kuyrukluyıldızlardır.) Yörüngeleri güneşe yaklaşan kuyrukluyıldızların, güneş ya da gezegenlerle çarpışma ya da oldukça yakın bir geçişle (özellikle Jüpiter'e yakın geçerlerse), güneş sistemi dışına atılmaları olasılığı vardır. Kuyrukluyıldızlar içinde en ünlüsü Halley kuyrukluyıldızıdır. Yakın geçmişte görülen kuyrukluyıldızlar, 1994 yazında Jüpiter'e çarpan SL 9 (Shoemaker-Levy) ve 1997 yılında çıplak gözle gözlemlenen Hale-Bopp ve 2002 yılında görülen İkeya seki kuyruklu yıldızıdır. Kuyrukluyıldızlar güneşe yeterince yakın olmadıkça görülmezler. Bazılarının yörüngesi güneş sisteminin bir hayli dışına taşar, bunlar bir kez görüldükten sonra binlerce yıl boyunca geri dönmezler. Sadece kısa ve orta periyotlu kuyruklu yıldızların (Halley kuyrukluyıldızı gibi) yörüngelerinin en azından önemli bir bölümü güneş sistemi içinde kalır.
Hale Bopp kuyruklu yıldızı.
Güneş sisteminin diğer küçük cisimlerinin aksine, kuyrukluyıldızlar antik çağlardan beri bilinmektedir. Çin kayıtlarına göre Halley kuyrukluyıldızı MÖ. 240 yılından beri tanınmaktadır. 1995 yılı itibariyle 1024 kuyrukluyıldız kataloglanmış ve yörüngeleri (kabaca da olsa) hesaplanmıştır. Bunlardan 184'ü periyodik kuyruklu yıldızdır (yörünge dönemleri 200 seneden azdır.) Mutlaka bunların dışında kalan pek çoğu da periyodik kuyrukluyıldızdır, ancak yörüngeleri yeterli hassasiyetle tanımlanamadığından kesinleştirmek mümkün olmamaktadır.
Kuyruklu Yıldızların Bölümleri: Nüve: Nispeten katı ve kararlı olan çekirdek, su buzu ve diğer donmuş gazlar ve az miktarda kozmik toz ve diğer katı cisimlerden oluşmuştur. Koma: Çekirdekten buharlaşan su, karbondioksit ve diğer nötr gazların yoğun bir bulutudur. Nüveyi çevreleyen ışık topu şeklinde görülür. Hidrojen bulutu: Çok büyük (milyonlarca km) ancak son derece seyrek bir nötr hidrojen zarfı. Toz kuyruk: 10 milyon km'yi aşan uzunlukta, çekirdekten kaçan gazlarla taşınan mikroskopik toz partiküllerinden oluşmuş duman. Kuyrukluyıldızın, çıplak gözle
16
Space Science we love space
Uzay’da Yaşamın Zorlukları çıkabilir. Yalnızlık hissi, kapalı yer korkusu astronotların baş etmek zorunda kaldıkları diğer problemler. Aynı yerde uzun bir süre birlikte kalmak, astronotlar arasında gerilime ve çeşitli çatışmalara yol açabiliyor.
Bildiğiniz üzere uzayda yerçekimi yok. Bu durum astronotlar üzerinde birçok rahatsız edici etki oluşturuyor. Örneğin astronotların kasları ve kemiklerinde ciddi kütle azalmaları ve deformasyonlar meydana geliyor. Özellikle kas yapısı, uzayda pek de kullanılmayan bir sistem olduğu için her geçen gün eriyor. Uzayda hareket etmek oldukça kolaydır. Parmağınızla uzay mekiğinin duvarını iterseniz kendinizi ters tarafa doğru sürükleniyor halde bulursunuz. Hareket etmek için enerji pek harcanmaz, bu da kasları zayıflatır. Bu nedenledir ki astronotlar dünyaya indiklerinde kendi başlarına yürüyemezler. Sıfır yerçekimi, diğer adıyla mikro yerçekimi koşulları vücudu değişik şekillerde etkileyebilir. Uyuşukluk, baş ağrısı ve baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma çok sık görülen rahatsızlıkların başında gelir. Uzay hastalığı olarak da bilinen bu sorunların geçmesi ve vücudun normale dönmesi 72 saatten fazla sürmez. Bu etkilerin en aza indirilmesi için astronotların her gün saatlerce kondisyon aletleri ve ağırlıklarla çalışması gerekmektedir. Buna rağmen kasların kütlesel azalması engellenemeyen bir durumdur. Gelecek yıllarda yapılması planlanan insanlı uzay seyahatlerindeki en önemli tıbbi sorun sıfır yerçekiminin olumsuz etkileri olarak gözüküyor. Her ne kadar dünyaya döndükten kısa bir süre vücudun eski yapısına tamamen kavuşması mümkünse de önemli uzay görevlerinde bu dezavantaj yok edilmeli. Bunun için ilk akla gelen çözüm, uzay gemilerinde yapay bir yerçekimi oluşturulması. Böyle bir teknolojiden faydalanmak için henüz oldukça erken ama bir çok teori de mevcut. Yapay yer çekiminin oluşturulması için kullanılabilecek bazı yöntemler var. Geminin belirli bir bölümümün kendi etrafında sürekli dönüşü, çok yoğun kütle kullanımı, manyetik alan oluşturma ve yer çekimi jeneratörleri bu yöntemlerde en önemlileri. Uzayın yan etkileri bununla da bitmek bilmiyor. Sadece fiziksel sorunlar değil ciddi psikolojik problemler de ortaya
Space Science we love space
17
inceleme
Ay
Ay, Dünya'nın tek doğal uydusudur. Güneş Sistemi içinde beşinci büyük doğal uydudur. Dünya ile Ay arasında ortalama merkezden merkeze uzaklık 384.403 km, yani Dünya'nın çapının yaklaşık otuz katı kadardır. Ay'ın çapı 3.474 km'dir, bu da Dünya çapının dörtte birinden biraz fazladır. Dolayısıyla Ay'ın hacmi Dünya'nın hacminin %2'sidir. Kütlesi Dünya kütlesinden 81,3 kat daha düşüktür. Yüzeyinde kütleçekim etkisi yerçekiminin yaklaşık %17'sidir. Ay, Dünya' nın yörüngesinde bir turunu 27,7 günde tamamlar. Dünya, Ay ve Güneş geometrisinde görülen periyodik değişimler sonucunda her 29,5 günde tekrar eden Ay'ın evreleri oluşur. Ay, insanların üzerine iniş yaparak yürüdükleri tek gökcismidir. Yerçekiminden kurtulup uzaya çıkan ve Ay' ın yakınından geçen ilk yapay nesne Sovyetler Birliği'nin Luna 1 uydusudur. Ay yüzeyine çarpan ilk insan yapısı nesne Luna 2 uydusudur. Normalde görünmeyen Ay'ın öteki yüzünün ilk fotoğraflarını ise Luna 3 uydusu çekmiştir. Bu üç uydu da 1959 yılında uzaya fırlatılmıştır. Ay yüzeyine ilk yumuşak iniş yapabilen uzay aracı Luna 9, ve Ay yörüngesine giren ilk insansız uzay aracı da Luna 10'dur. Bu iki uydu da 1966'da uzaya fırlatılmıştır. ABD'nin Apollo programı 1969 ve 1972 yılları arasında altı başarılı inişle, günümüze kadar insanlı görevleri başaran tek uzay programıdır. Ay'ın doğrudan insanlar tarafından incelenmesine Apollo programının bitişiyle son verilmiştir.
Ay Yüzeyi Ay'ın iki yüzü Ay, Dünya'nın yörüngesinde eşzamanlı olarak dönmektedir, yani her zaman aynı yüzü Dünya'ya dönüktür.Ay'ın oluşumunun başlarında dönüşü yavaşladı ve Dünya'nın kütlesi nedeniyle oluşan gelgit deformasyonlarına bağlı sürtünme etkilerinin sonucu olarak günümüzdeki konumunda kitlendi. Çok uzun zaman önceleri Ay daha hızlı dönerken, gelgit tümseği Dünya-Ay hattının önünde dönüyordu. Çünkü gelgit tümsekleri yeteri kadar hızlı olarak Dünya ile aynı hatta gelemiyordu. Bu hattın dışına çıkan tümsek nedeniyle oluşan tork Ay'ın dönüşünü yavaşlattı. Ay'ın dönüşü yörünge hızına denk gelecek kadar yavaşladığında gelgit tümseği Dünya'nın tam karşısına geldi ve bu nedenle tork ortadan kayboldu. İşte bu nedenden ötürü Ay, Dünya yörüngesinde döndüğü hızla kendi çevresinde de döner ve Dünya'dan her zaman Ay' ın aynı yüzü görünür. Ay'ın göründüğü açının küçük değişimleri (Ay sallantısı) nedeniyle Ay yüzeyinin %59'u görünür. Ay'ın Dünya'ya karşı olan yüzünen Ay'ın görünen yüzü, diğer tarafına da Ay'ın öteki yüzü denir. Öteki yüz Ay'ın karanlık yüzü ile karıştırılmamalıdır. Ay'ın karanlık yüzü herhangi bir anda Güneş tarafından aydınlatılmayan yarıküresidir. Ayda bir kere bu yüz yeniay safhasına Ay'ın görünen yüzü olur. Ay'ın öteki yüzü ilk olarak 1959'da Sovyet uzay sondası Luna 3 tarafından fotoğraflandı. Ay'ın öteki yüzünün ayırtedici özelliklerinden biri Ay denizi (Latince: (mare, çoğulu maria) adı verilen düzlüklerin hemen hemen hiç olmamasıdır.
Ay'ın görünen yüzü.
18
Ay'ın diğer yüzü.
Space Science we love space
Kraterler Ay'ın yüzeyinde gökcisimlerinin çarpması sonucu oluşan birçok krater bulunur. Çapı 1 km.'den büyük yaklaşık yarım milyon krater Ay yüzeyine göktaşlarının ve kuyrukluyıldızların çarpması sonucu oluşmuştur. Kraterler hemen hemen sabit bir oranla oluştuğu için birim alanda bulunan krater sayısı yüzeyin yaşını tahmin etmek için kullanılabilir. Atmosferin, hava olaylarının ve yakın geçmişte jeolojik etkinliklerin olmaması sayesinde bu kraterler, Dünya'dakilerin aksine oldukça iyi korunmuştur. Ay yüzeyinin ve Güneş Sistemi'nin bilinen en büyük krateri Güney Kutbu - Aitken düzlüğüdür. Bu çarpma havzası Ay'ın öteki yüzünde Güney Kutbu ile ekvator arasında yer alır; 2240 km. çapında ve 13 km. derinliğindedir. Ay'ın görünen yüzünde başlıca kraterler Mare Imbrium, Mare Serenitatis, Mare Crisium, ve Mare Nectaris'tir.
Ay'ın öteki yüzünde Daedalus krateri.
Regolit Aykabuğunun üzerinde regolit adı verilen taş ve tozdan oluşan bir tabaka bulunur. Yüzeye çarpan gökcisimleri nedeniyle oluşan regolit eski yüzeylerde yeni yüzeylere nazaran daha kalındır. Özel olarak regolitin kalınlığının denizlerde 3-5 metre, daha eski yayla bölgelerinde ise 10-20 metre arasında değiştiği tahmin edilmektedir. Çok ince toz hâlinde bulunan regolit tabakasının altında onlarca kilometre kalınlığında oldukça parçalanmış kayalardan oluşan megaregolit tabakası bulunur.
akademik
Astrofizik
Gök cisimlerinin ve olaylarının fiziksel ve kimyasal özelliklerini , yapılarını inceleyen astronomi dalı. Bu incelemeler için tek bilgi kaynağı gök cisimlerinden yayılan ışık ve diğer elektromanyetik dalgalardır. Astrofiziğin Doğuşu ve Tarihçesi Gök cisimlerinin birbirine göre konumlarını mevzu eden konumsal astronomi (Pozisyon Astronomisi), tarih kadar eskidir denilebilir. İnsanoğlu ışıklarını görebildiği bazı gökcisimlerinin gökyüzünde hareket etmediklerini, bazılarının ise bunlara göre yerlerini kısa sürede değiştirdiklerini görmüştür. Buna dayanarak sabit yıldızlar ve gezegenler arasında bir farklılık olduğunu anlamışlardır.Yaratılışındaki merak ve araştırma arzusu, onu, bu cisimlerin ne olduğunu anlamak için çalışmaya sevk etmiştir. Bilhassa Müslümanlar, insan tabiatındaki bu merak ve araştırma arzusunu Kur’an-ı kerimdeki: "Yerleri, gökleri, canlıları, cansızları ve kendinizi inceleyiniz! Gördüklerinizin içini, özünü araştırınız. Bütün bunlarda yerleştirmiş olduğum kuvvetimi, kudretimi, büyüklüğümü ve hakimiyetimi bulunuz, görünüz, anlayınız!" mealindeki emirlerine uygun olarak kullanmışlar, gökyüzünü devamlı incelemişler ve astronomi ilminin doğru ve sağlam temellere oturmasını sağlamışlardır. Bu yöndeki araştırmalar gök cisimlerinin kadir (magnitude) olarak anılan, görünen parlaklıklarına göre sınıflanmış ve astronomik fotometri biliminin doğması ile ilerlemiştir. Gelen ışığın bolometrik (hassas sıcaklık ölçme usulleriyle) incelenmesi yoluyla gök cisminin sıcaklığı tahmin edilebilmiştir. Fotometrik incelemeler sayesinde, bir yıldızın uzaklığı da biliniyorsa, yaydığı toplam enerji veya entrensek (bünyesel) parlaklık hesaplanabilmektedir. Parlaklığın zamanla değişmesi yıldızın meydana gelmesi ve gelişimi hakkında bir fikir verir. Bu tür incelemeler nova ve süpernovaların, gökte yanıp söner gibi görünen pulsar (pulsating star) adı verilen yıldızların meydana gelmesine ışık tutmuştur. Yine bu incelemeler göstermiştir ki, gökcisimleri arasındaki büyük açıklıklar boş değildir. Bu açıklıklar uzay tozu (plazma) denilen katı parçacıklarla ve hafif gazlarla doludur. Toz ve gazlar mavi ışığı kırarak gökyüzünün mavi ve uzak yıldızların kırmızı görünmesine sebep olurlar. Uzay tozu içindeki kristaller manyetik alanların etkisiyle yönlenerek meydana gelirler veya yönlenirler. Bu yönlenme ışığının polarizasyonuna yol açar. Ayrıca yer atmosferi de ışığın bir bölümünü absorbe eder (yutar) ve dünya üzerindeki bir gözlemciye ulaşan ışık, kaynağının özelliklerini tam olarak göstermez. Ancak, gök cisimlerinin özellikle güneş ve ayın, çeşitli dalga boylarındaki ışıklarını inceleyen yüzey fotometresi sayesinde yakın yıldız ve gezegenlerin yapıları hakkında oldukça değerli bilgiler elde edilmiştir.
20
Space Science we love space
Spektroskopik (Tayf) Gözlemler
Gök cisimlerinden gelen ışığın değişikliğe uğramadan tespit edilmesi uzay araçlarının ve istasyonlarının bulunması ile mümkün olmuştur. I. Newton ve W.H-Wollaston (1802) ile başlayıp ve J. Von Fraunhofer (1817) ve G. Kirchoff (1861) tarafından sürdürülen çalışmalarla cisimlerin belirli dalga boylarında elektromanyetik dalga yaydıkları ve bu dalga boyuna sahip radyasyonu yuttukları bulunmuştur. Her bir elementin ve molekülün yaydığı ışık veya elektromanyetik dalga spektrumu (tayfı) o element veya moleküle has bir yapıya sahiptir. Yıldız spektroskopisi (tayfı) incelemeleriyle yıldızlarda mevcut maddelerin cins ve miktarlarını ve sıcaklıklarını tahmin etmek mümkün olmaktadır. Mesela, güneşin görünen ışık tayfında sodyum atomuna has karanlık çizgiler vardır. Bunları ilk olarak Wollaston gözlemiş ve Fraunhofer ise A.B.C. D.... harfleri ile isimlendirmiştir. Bu sebeple Fraunhofer çizgileri diye anılırlar. Fraunhofer D çizgisi yaklaşık 5900 A° (Angstrom=10 -10 m) dalga boyu civarında sodyum atomuna ait absorbsiyon çizgileridir.
Astrofizikte ileri gelişmeler
Astrofizik, 1930’lu yıllara kadar görünen ışık bandı üzerinde yapılan incelemelere dayanmakta idi. Görünen ışık radyasyonunun incelenmesi için büyük teleskoplar yapıldı. Bu arada uzaydan yüksek nüfuz kabiliyetine sahip kozmik ışınlar geldiği, bunların çok yüksek enerjili atom çekirdekleri, proton, nötron ve elektronlar olduğu anlaşıldı. Kozmik ışınların dalga-tane karakteri üzerindeki tartışmalar sürerken uzaydan radyo dalgaları da tespit edildi ve gök cisimlerinden gelen, görünen ışık dışındaki radyasyonu inceleyen radyo-astronomi bilim dalı gelişti. Bu konuda araştırma yapmak için büyük radyo teleskoplar yapıldı. Bu konudaki incelemeler 1960 yılında radyo dalgaları yayan binlerce gök cisimlerinin bulunması ile sonuçlandı. Bunlardan bazıları görünen ışık da yaymaktadır. Bu sebeple bunlara kuasar adı verilmektedir. Günümüzde astrofizik incelemelerde esas olan, gök cisimlerinden gelen her türlü radyasyon, uzay tozu içerisinden geçerken ve bilhassa atmosferde büyük değişikliklere uğrayabilmeleridir. Bu ışınların atmosfer dışında "Uzay istasyonlarında" incelenmesi halinde kaynaklarının özellikleri hakkında daha doğru bilgi edinilmesi mümkün olacaktır.
akademik
Ay Tutulması
Ay tutulması genellikle yılda iki defa gerçekleşmektedir. Dünyanın uydusu konumunda bulunan ay, dünya etrafında döner ve bu dönme işlemi 27.7 günde tamamlanır. Gölgeli tutulmanın bir diğer özelliği ise bu tutulma türü çok nadir görülen bir ay tutulması özelliğini taşır. Ay tutulması olayı genellikle yılda iki kez yaşanırken bazı durumlarda yılda hiç yaşanmayabilir ya da 3 kez yaşanabilir. Bu durumlar ay tutulmasıyla ilgili istisna durumları teşkil eder. Normal olarak ay tutulması olayı yılda iki kez gerçekleşen bir olaydır. Evrende dünyayla alakalı iki tür tutulma gerçekleşir. Bu tutulmalar dünya, ey ve güneş çerçevesinde gerçekleşen tutulmalardır. Bunlardan ay tutulması ve güneş tutulması birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü iki tutulma arasında fark bulunur. Güneş tutulması olayında ay, dünya ile güneş arasında kalarak dünyanın belirli noktalarının karanlık içinde kalmasına neden olur. Ay tutulması olayında ise, dünya, ay ve güneş arasında kalarak ayın karanlıkta kalmasına neden olur. Bazen karıştırılabilen bu iki tutulma arasındaki temel fark bu şekildedir. Ay tutulması olayı astroloji bilimi tarafından yakından takip edilen bir olaydır. Tutulmanın yaşandığı dönemlerde burçlarla ilgili olarak kişilerin bazı psikolojik durumlarının etkilenebileceği de söylenmektedir.
Ay, dünyanın etrafında turlarken bazı zamanlar dünyanın gölgesinde kalabilmektedir. Ayın gölgede kaldığı zamanlarda ay güneşten gelmekte olan ışınları alamaz ve dünyanın gölgesi de ayın üzerinde düşer. Bu durumda ay karanlıkta kalır ve böylece ay tutulması gerçekleşmiş olur. Ay tutulması olayında ayın karanlıkta kalmasına rağmen ay tamamen görünmez olmaz. Böyle durumlarda ayın üzerinde kırmızı renge yakın bir tonda dünyanın gölgesi oluşur. Ayın çeşitli evreleri bulunur ve bu her evrenin bir ismi vardır. Ay tutulması olayı yaşandığı zaman ay dolunay görünümünde bulunur. Ay tutulmasında tutulma olayı yaklaşık olarak 1 saat civarı sürer. Günümüze kadar gerçekleşmiş olan ay tutulması olayında en küçük zaman sınırı ise 40 dakika olarak belirlenmiştir. Ayın gölgede kalmış olduğu ay tutulması olayında dünya, güneş ve ay çizgisinin farklı kombinasyonlar yaşanabilmektedir. Bu farklı kombinasyonlar çerçevesinde ay tutulması bazı durumlarda kısmi ay tutulması biçiminde de gerçekleşebilir. Kısmi ay tutulması olayında dünyanın gölgesi tam olarak ayın üzerine düşmez. Gölge ayın üzerine kısmen düşer. Tutulma Türleri 1- Tam Ay Tutulma 2- Kısmi Ay Tutulması (Parçalı Tutulma) 3- Gölgeli Tutulma Bu türlerden tam tutulma da dünyanın gölgesi tamamen ayın üzerine düşmektedir. Parçalı tutulmada kısmen ayın üzerine düşer. Gölgeli tutulma olayında ise durum biraz farklıdır. Ay tutulmasının türlerinden birisini teşkil eden gölgeli tutulmada dünyanın gölgesi ayın yarısına düşer ve ayın yarısı hala güneş ışığı almaya devam eder. Bu durumda ayın yarısı güneş ışığı almaya devam eder fakat ayın görüntüsü oldukça sönük bir şekildedir.
Space Science we love space
21
dosya
Yıldız Evrimi Yıldız evrimi bir yıldızın yaşamı boyunca maruz kaldığı radikal değişikliklerin bir sürecidir. Yıldız'ın kütlesine bağlı olarak bu yaşam süresi, birkaç milyon yıldan (büyük kütleliyse), trilyonlarca yıla (küçük kütleliyse) ulaşabilir, evrenin yaşı gözönüne alındığında bu çok fazladır. Yıldız evrimi, bir yıldızın yaşamı gözlenerek anlaşılamaz. Yıldızlarla ilgili değişiklikler belki yüzyılların üzerinde çok yavaş gerçekleşir. Bunun yerine astrofizikçiler yıldızların evrimini anlayabilmek için, yaşamlarının farklı noktalarındaki pek çok yıldızı gözlemlerler ve yıldız yapısını bilgisayar simulasyonuyla görürler.
Doğumu
Bir yıldızın oluşumu, bir özdeciksel bulutun içinde oluşan ve sıklıkla bir üstnovanın (büyük yıldız patlamaları) ya da iki gökadanın çarpışmasından oluşan şok dalgalarının tetiklediği kütleçekimsel bir kararsızlık ile başlar. Jeans Kararsızlığı kriterlerini sağlayacak kadar bir madde yoğunluğuna erişen bölge kendi kütleçekimsel kuvveti altında çökmeye başlar. Bulut çöktükçe, Bart damlacığı adı verilen yoğun toz ve gazdan oluşan ayrık kümelenmeler oluşur. Bunların içinde 50 güneş kütlesine kadar madde bulunabilir. Yuvar çöktükçe ve yoğunluk arttıkça kütleçekimsel erke ısıya dönüşür ve sıcaklık artar. Önyıldız bulutu hidrostatik denge durumunda dengeli bir duruma yaklaştığında, bulutun merkezinde bir önyıldız oluşur. Bu ana dizi öncesi yıldızlar genelde bir öngezegen diskiyle çevrelenmiştir. Kütleçekimsel büzülme dönemi 10–15 milyon yıl kadar sürer. İki güneş kütlesinden az kütleye sahip genç yıldızlara T Tauri yıldızı, daha yüksek kütleye sahip olan yıldızlara da Herbig Ae/Be yıldızları denir. Bu yenidoğan yıldızlar dönme eksenleri boyunca gaz fışkırtır ve Herbig-Haro nesnesi denen küçük bulutçuklar oluşturur.
NGC 604, Üçgen gökadası içinde dev yıldız oluşum bölgesi.
Olgunlaşması
Yıldızlar yaşam sürelerinin %90’ında çekirdek yakınında yüksek sıcaklık ve yüksek basınçlı çekirdek kaynaşması tepkimeleriyle hidrojeni helyuma çevirir. Bu tür yıldızların ana dizide olduğu söylenir ve cüce yıldız diye adlandırılırlar. Ana dizinin başlangıcından itibaren yıldız çekirdeğindeki helyum oranı düzenli olarak artar ve dolayısıyla da çekirdekteki çekirdek kaynaşması tepkimesini istenen hızda tutabilmek için yıldızın sıcaklığı ve parlaklığı yavaşça artacaktır. Örneğin yaklaşık 4,6 milyar yıl önce ana diziye giren Güneş’in o zamandan beri parlaklığının %40 arttığı tahmin edilmektedir.
22
Space Science we love space
Her yıldız sürekli olarak gazın uzaya akmasına neden olan bir yıldız rüzgârı üretir. Yıldızların çoğu için kaybedilen kütle miktarı kayda değer değildir. Güneş her yıl 10-14 güneş kütlesi kadar ya da tüm hayatı boyunca kütlesinin %0,01’i kadar bir kütle kaybeder. Ancak çok büyük yıldızlar gelişimlerini önemli derecede etkileyecek olan 10-7 ile 10-5 güneş kütlesi arasında madde kaybeder. 50 güneş kütlesinden daha büyük bir kütle ile başlayan yıldızlar ana dizide kaldıkları sürece toplam kütlelerinin yarısını kaybedebilir.
Küçük ve Orta Büyüklükte Yıldızlar
Büyük yıldızlar yakıtlarını çok hızlı yakarlar ve ömürleri kısa olur. Kırmızı cüce adı verilen küçük yıldızlar yakıtlarını çok yavaş yakar ve on ile yüz milyar yıl arasında yaşamlarını sürdürürler. Yaşamlarının sonuna doğru gittikçe parlaklıklarını kaybeder ve kara cüce hâline dönerler. Böyle yıldızların yaşam süreleri evrenin şimdiki yaşından (13,7 milyar yıl) daha büyük olduğu için kara cücelerin varolması henüz beklenmemektedir. En azından beşte iki güneş kütlesine sahip olan yıldızlar çekirdeklerindeki hidrojeni tükettiklerinde dış katmanları genişler ve soğuyarak bir kırmızı dev oluşturur. Yaklaşık 5 milyar yıl sonra Güneş kırmızı dev olduğunda o kadar büyük olacak ki Merkür’ü ve büyük olasılıkla Venüs’ü de içine alarak yokedecektir. Kurulan modellemelere göre Güneş’in Dünya’nın şu anki yörüngesinin (1 astronomik birim, ya da AU) %99’u kadar genişleyeceği tahmin edilir. Ancak o zamana kadar Güneş’in kütlesinin azalması nedeniyle Dünya’nın yörüngesi 1,7 AU’ya çıkacaktır ve böylece güneşin içinde kalmaktan kurtulacaktır. Ancak Güneş’in parlaklığı birkaç bin katına çıkarken Dünya üzerinde ne okyanus ne de havayuvar (atmosfer) kalacaktır.
Büyük Yıldızlar
Dokuz güneş kütlesinden daha fazla kütleye sahip olan yıldızlar helyum yaktıkları aşamada genişleyerek kırmızı süper dev olur. Çekirdekteki bu yakıt da bittikten sonra helyumdan daha ağır öğelerin çekirdek kaynaşmasına devam eder. Sıcaklık ve basınç karbon çekirdek kaynaşmasına yetene kadar çekirdek küçülür. Bu süreç, oksijen, neon, silikon ve kükürtün yakılmasıyla devam
dosya eder.Yıldızın yaşamının sonuna doğru yıldızın içindeki soğan katmanları gibi kabuklarda çekirdek kaynaşması gerçekleşebilir. Her kabukta farklı bir öğe çekirdek kaynaşmasına uğrar. En dışta hidrojen, içeri doğru helyum ve sonra ağır öğeler diye devam eder. Son aşamaya, yıldız demir üretmeye başlayınca ulaşılır. Demir öğeciklerinin (atom) çekirdeği diğer ağır öğelerin öğecik çekirdeklerinden daha sıkıca bağlandığı için, çekirdek kaynaşmasına uğradıktan sonra erke açığa çıkarmazlar, dolayısıyla bu süreç erke tüketir. Aynı şekilde daha hafif öğelerin öğecik çekirdeklerinden daha sıkı bağlandığından bölünüm (fisyon) ile de erke açığa çıkmaz. Görece yaşlı ve çok büyük yıldızların merkezinde büyük ve eylemsiz bir demir çekirdeği toplanır. Daha ağır öğeler yıldızın yüzeyine çıkarak Wolf-Rayet yıldızı denen nesnelere dönüşür. Bu yıldızların dış gazyuvarının kaçtığı yoğun bir yıldız rüzgârı bulunur.
ların kaçan dış katmanları yeni yıldız oluşumunda kullanılabilecek ağır öğeleri de içerir. Bu ağır öğeler kayalık gezegenlerin oluşumuna izin verir. Üstnovalardan ve yıldız rüzgârlarından çıkan akış, yıldızlararası ortamın şekilllendirilmesinde önemli rol oynar.
Kara Delikler
Yıldız Kalıntıları
Bir yıldız yakıtını tükettikten sonra artıkları kütlesine bağlı olarak üç farklı biçim alabilir. Gelişiminin sonunda, ortalama büyüklükte bir yıldız artık dış katmanlarını kaybederek bir gezegenimsi bulutsuya dönüşür. Eğer dış gazyuvarı döküldükten sonra kalan kütle 1,4 güneş kütlesinden az ise görece oldukça küçük bir nesne (yaklaşık Dünya kadar) hâline gelene kadar küçülür. Daha fazla sıkışmanın oluşması için yeterince büyük olmayan bu yıldızlara beyaz cüce denir. Her ne kadar yıldızlar plazma yuvarları olarak tanımlansalar da beyaz cücenin içindeki eksicik (elektron) yozlaşmış madde artık plazma değildir. Beyaz cüceler oldukça uzun zaman sonra kara cücelere dönüşeceklerdir. Daha büyük yıldızlarda demir çekirdek artık kendi kütlesini destekleyemeyecek kadar, yani 1,4 güneş kütlesinden daha fazla büyüyene kadar çekirdek kaynaşması devam edir. Çekirdeğin içindeki eksicikler (elektron) önelciklere (proton) yönlendirilince ve ters beta çözünmesi ya da eksicik yakalanması (elektron yakalanması) ile patlayıp ılıncık (nötron) ve nötrinolar oluşturunca çekirdek birdenbire çöker. Bu çökmenin oluşturduğu şok dalgaları yıldızın geri kalanının bir üstnova olarak patlar. Üstnovalar o kadar parlaktır ki kısa süre içinde bulunduğu gökadanın tamamından daha parlaktır. Samanyolunda oluştuklarında, tarih boyunca daha önce yıldız görülemeyen yerlerde ortaya çıkan "yeni yıldızlar" olarak gözlemlenmişlerdir. Yıldızın maddesinin çoğu, üstnova patlamasıyla uzaya kaçar ve Yengeç Bulutsusu gibi bulutsuları oluşturur.) Geri kalan bir ılıncık yıldızı (nötron yıldızı) hâline gelir (kendilerini bazen atarca (pulsar) ya da X ışını patlaması şeklinde gösterir) ya da dört güneş kütlesine eşdeğer bir kalıntı bırakacak kadar büyük bir yıldız ise karadelik olur. Bir ılıncık yıldızında madde, ılıncık (nötron) yozlaşmış madde denilen hâlde bulunur ve çekirdekte de QCD özdeği denen daha da ekzotik bir yozlaşmış özdek bulunur. Karadeliğin içindeki özdeğin hâli henüz anlaşılamamıştır. Ölen yıldız-
Yıldızsal kara delikler birkaç güneş kütlesi kadar bir kütleye sahiptirler. Ölmekte olan bir yıldız, eğer Güneş’imizin üç mislinden daha ağırsa, nötron yıldızı düzeyinde kalamaz, çekirdeğindeki tepkime ve yoğunluk artması devam eder ve "kara delik" haline gelir. Yıldızsal kara delik büyük (başlangıç olarak yaklaşık 10 güneş kütlesi kadar kütleli veya daha fazla kütleli) bir yıldızın kalıntısının (artık maddesinin) çekimsel içe çökmesinin ardından doğarlar. Yıldızın kalbinde termonükleer tepkimelerle yanma tamamlandığı zaman, yakıt kalmadığı için, bir süpernova oluşur. Bu süpernova da ardında hızla içe çökecek bir öz kısım bırakabilir. 1939’da Robert Oppenheimer, bu öz kısmın belirli bir sınırdan daha yüksek bir kütleye sahip olması durumunda kütleçekim gücünün kendisini kesinlikle tüm diğer güçlerin üzerine taşıyacağını ve bir kara delik oluşacağını ortaya koymuştur. Bir kara delik oluşturmak üzere içe çöküş “kütleçekim dalgaları” yaymaya elverişli bir durumdur ki, bu dalgaların yakın bir gelecekte Cascina’daki (İtalya) Virgo ya da Amerikan LIGO “girişim aracı” gibi bazı dedektör aygıtlarıyla saptanabileceği sanılmaktadır. Yıldızsal kara delikler günümüzde "X çift yıldızları"nda ve "mikrokuasar"larda gözlemlenmektedir ve bazı “aktif galaksi çekirdekleri”nde “akış”ların (Fr.jet) oluşmasına neden olurlar.
Space Science we love space
23
serbest kürsü ce
eS c a
n cie
Sp
ce
pa
es ov
l we
Mars’ta Hayat Var Mıydı? Mars,dünya dışı yaşam denince tüm olasılıkları içinde barındıran akla gelen ilk gezegen.Mars’ın teleskopla ilk gözlemleri Hollandalı gökbilimci Huygens tarafından 1659 yılında yapıldı.
Çağla Çelik
19. yüzyılda astronomlar Mars yüzeyinde mevsimlere göre boyutları ve parlaklıkları değişen bölgeler gördüler.Bazı astronomlar bu bölgelerin Mars’ta yaşamı olanaklı kılacak bitki örtüleri olduğu görüşündeydiler.Bunun dışında kutup bölgelerinde okyanus ve kıtaları andıran açık ve koyu renkli lekeleri gözlemleyenler Mars’ta suyun varlığından şüphelendiler ve koyu çizgileri sulama kanalları olarak yorumladılar.1965’te gerçekleştirilen ilk Mars alçak uçuşuna kadar sadece gözleme dayalı bu tahminler süregeldi.Daha sonra gözlemlenemeyen bu çizgilerin birer göz yanılsaması olduğu düşünüldü. 1976’da Mars’a gönderilen Viking 1 ve Viking 2 uzay araçları Mars’la ilgili tahminlerin bazılarını desteklerken bazılarını çürüttü.Araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilerle gezegenin topoğrafik yapısı hakkında bilgiler edinildi. Çeşitli araştırmalar sonucunda elde edilen bulgularla birçok
24
Space Science we love space
yönden Dünyamıza benzeyen Mars, insanoğlunun aklına “Bu gezegende su var mı?” sorusunu getirdi.Su yokluğunda yaşamsal faaliyetler gerçekleştirilemeyeceği için sorulması gereken en doğru soru da buydu. Mars ile ilgili en önemli bilgilere Avrupa Uzay Ajansı’nın Mars Express projesi ile ulaşıldı. 2003 yılı Haziran ayında havalanan Mars Express, altı ay sonra Kızıl Gezegen’e ulaştı.Amacı Mars’ın yüzeyini inceleyerek su ve canlı izine rastlamaktı.Fakat yaşanan bazı kazalarla çalışma yavaşladı. Kızıl Gezegen’in yüzeyinde sıvı su bulunduramayacak kadar soğuk olduğu ileriki çalışmalardan elde edilen bulgular arasında.Buna rağmen bir zamanlar bu gezegenin bir sera gibi Güneş ısısını içinde tutabilecek kadar kalın bir atmosfere sahip olduğu ve bu atmosferin yüzeyde sıvı suyu dahi tutabilecek kadar yaşama elverişli olduğu fakat yoğun ultraviyole ışınlarının ve kozmik radyasyonun eriyen buzu hemen buharlaştırıp yüzeyi kuruttuğu tahmin ediliyor.Bunun sonucunda da Mars’ın sıcaklığının ve basıncının düştüğü öngörülüyor.Bu konuyla ilgili Christopher McKay “Mars atmosferi tutmak için daha az yerçekimine sahip.Tortulları geri dönüştürecek ve Güneş rüzgarlarından koruyacak manyetik alan yok. Tüm bunlar Mars’ı soğuk ve atmosfersiz bir gezegene dönüştürdü.” Ş-şeklinde tahminde bulunuyor. Günümüzde yapılan keşiflerle Kızıl Gezegen’de bir zamanlar içilebilir su olduğuna dair bulgulara ulaşıldı.2004’ten beri Mars’ta keşifler yapan uzay aracı Opportunity incelediği kayaların yüzeylerini defalarca temizleyerek alüminyum içeriği zengin, kil mineralleri ortaya çıkardı.Yapılan incelemeler kil minerallerinin pH seviyesi nötr olan suda oluştuğunu ortaya koydu.B u durum Mars’ın bir zamanlar sıcak ve nemli bir gezegen olduğunu işaret ediyor. Bu da yaşamın başlangıcı için elverişli olduğunu gösteriyor.
serbest kürsü Fakat yine de bilim adamları bir zamanlar Kızıl Gezegen ‘de hayat olup olmadığı konusunda net bilgiler ortaya koyamıyor .Dünya’dan başka bir yerde yaşamın olduğunu söylemek ,varolduğundan beri Dünya’yı tek evi olarak gören insanoğlu için büyük bir hadise olur.Dolayısıyla böylesine önem taşıyan bir durumu ancak doğruluğundan şüphe edilmeyen delillerle ortaya koymak gerekir.Carl Sagan’ın da dediği gibi “Olağanüstü iddialar , olağanüstü kanıt gerektirir.”
Space Science we love space
25
inceleme
Venüs Venüs, Güneş Sisteminde, Güneşe uzaklık bakımından ikinci sıradaki gezegen. Ayrıca Zühre, Çolpan veya Çoban Yıldızı olarak da bilinir. Bu gezegen adını Eski Roma tanrıçası Venüs (Eski Yunan Mitolojisi'nde Afrodit)'ten almıştır. Kendi ekseni etrafında, Güneş Sistemindeki diğer tüm gezegenlerin aksi istikamette döner. Güneş etrafındaki dönüşünü 224.7 Dünya gününde tamamlar. Büyüklüğü açısından Dünya ile benzerlik gösterdiğinden Dünya ile kardeş gezegen olarak da bilinmektedir. Gökyüzünde Güneş'e yakın konumda bulunduğundan ve yörüngesi Dünya'nınkine göre Güneş'e daha yakın olduğundan yeryüzünden sadece Güneş doğmadan önce veya battıktan sonra görülebilir. Bu yüzden Venüs Akşam Yıldızı, Sabah Yıldızı veya Tan Yıldızı olarak da isimlendirilir. Bir diğer adı da 'Çoban yıldızı'dır. Görülebildiği zamanlar, gökyüzündeki en parlak cisim olarak dikkat çeker.
Tarihçesi
Venüs Ay, Güneş, Merkür, Mars, Jüpiter, ve Satürn ile birlikte, görünür hareketlerinin diğer yıldızlardan farklılığıyla tanınan 7 gökcisminden biri olarak gösterilir. Bu yönüyle, antik gökbilim için olduğu kadar astroloji açısından da önem taşıyan gezegen, birçok dilde haftanın yedi gününe adını veren gökcisimlerinden biri olarak, tarihöncesinden günümüze insan kültüründe yerini korumuştur. Günümüze ulaşan en eski gökbilimsel belge olan ve MÖ 7.yüzyıla ait olduğu sanılan Ammisaduqa tabletinde Babillilerin MÖ 1700 1400 yılları arasında yaptıkları Venüs gözlemlerinden söz edilir. Eski Mezopotamya, Orta Amerika ve Uzak Doğu kültürlerinde Venüs'ün önemli bir yeri olmuştur. Eski Yunan'da sabah yıldızı olarak görüldüğünde 'Phosphorus', akşam yıldızı olarak görüldüğünde ise 'Hesperus' olmak üzere iki ayrı ad taşımaktaydı. Pisagor sayesinde bu iki yıldızın aslında aynı gökcismi olduğunu öğrenen ilkçağ dünyası, Venüs ve Merkür'ün Güneş çevresinde döndüğünü ileri süren Heraklit ile ilk kez güneşmerkezli görüş ile tanıştı. 1610'da İtalyan gökbilimci Galileo Galilei basit bir teleskop yardımı ile Venüs'ün evreleri olduğunu farketti. Daha sonraki gözlemlerinde gezegenin evrelerindeki değişikliklere paralel olarak görünür boyutunun da değiştiğini gözleyen Galilei, bu bulguları gezegenin Güneş etrafında döndüğünün kuvvetli göstergeleri olarak kabul etti. 1761'de Rus gökbilimci Mihail Vasilyeviç Lomonosov, Venüs'ün Güneş geçişi sırasında gezegenin kenar çizgisindeki düzensizliği farkederek bunun bir atmosferin varlığını gösterdiğini öne sürdü. 1793'te, Alman gökbilimci Johann Schröter sonradan kendi adıyla anılacak ve Venüs atmosferinin neden olduğu anlaşılacak olan 'faz kayması' olayını gözledi. Bu olay, güneş ışınları ile aydınlanan kalın ve yoğun atmosferin Venüs'ün görünür kenar çizgisine eklenerek, bulunduğu konumun gerektirdiğinden farklı bir evredeymiş gibi algılanmasına neden olması sonucu ortaya çıkar. 1932 yılında, ABD'li araştırmacılar W.S. Adams ve T. Dunham kızılötesi tayfölçüm ile Venüs atmosferinin temel bileşeninin karbon dioksit olduğunu öğrendiler. İzleyen yıllarda Rupert Wildt, tayfölçüm verilerine dayanarak atmosferin kimyasal bileşimi yanı sıra basıncı, sıcaklığı, gezegen yüzeyiyle etkileşimi hakkında birçok tahminde bulundu. 1956'da Robert S. Richardson gezegenden yansıyan güneş ışınlarının Doppler kaymasını ölçtüğünde, bulguların gezegenin kendi etrafında dönüş yönünün ters olduğunu gösterdiğini saptadı. 1960'larda Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (M.I.T.) ve Kaliforniya
26
Space Science we love space
Teknoloji Enstitüsü bilim adamları mikrodalga bandında radar incelemeleri ile Venüs'ün kendi etrafında dönüş süresini duyarlı olarak ölçtüler. Aynı dönemde yeryüzünden yapılan radar incelemeleri ile gezegenin yüzey şekilleri hakkında önemli bilgi elde edildi.
Adı Nereden Geliyor ?
Bir tanrıçanın adını taşıyan tek gezegen olması nedeniyle, Venüs ile ilgili adların, kadın adları arasından seçilmesine özen gösterilmektedir. Bu yaklaşıma tek istisna, gezegen üzerindeki en yüksek dağa İskoç bilim adamı James Clerk Maxwell'in adının verilmiş olmasıdır. Uluslararası Gökbilim Birliği'nin (IAU), Venüs üzerindeki yüzey şekillerinin adlandırılmasında uyulmasını önerdiği kurallar şöyledir: Kıta büyüklüğündeki toprak parçaları (Terra): Aşk tanrıçaları Büyük coğrafi bölgeler (Regio): Kadın devler ve Titan'lar Kraterler: Ünlü kadınların adları. 20 km'den küçük kraterler için, yaygın kadın isimleri. Dağlar (Montes): Tanrıça adları Tepeler (Colles): Deniz tanrıçaları Sırtlar (Dorsa): Gök tanrıçaları Alçak düzlükler (Planita-ova): Mitolojik kadın kahramanlar Yüksek düzlükler (Plana-plato): Bereket tanrıçaları Uçurumlar (Rupes): Ev ve ocak tanrıçaları Vadiler (Valles): 400 km'den uzun olanlar için, Venüs gezegenine değişik dillerde verilen adlar. 400 km'den kısa olanlar için, nehir tanrıçaları. Taçlar (Corona): Dünya ve doğurganlık tanrıçaları Yarıklar (Chasma): Av tanrıçaları, Ay tanrıçaları Yassı volkanik tabanlar (Farra): Su tanrıçaları
Gözlem
Venüs, Güneş çevresinde yaklaşık 224 gün süren dolanma süresine karşın yörüngesinin Yer yörüngesine yakınlığı nedeniyle 584 gün gibi uzun bir kavuşum dönemine sahiptir, gökyüzündeki görünür hareketini tamamlaması bir buçuk yılı geçer. Bir alt gezegen olması nedeniyle ile her zaman Güneş'e yakın konumdadır ve gözlenmesi için en uygun saatler sabah gün doğumundan önce ya da akşam gün batımından sonradır. 'Sabah yıldızı' ve 'akşam yıldızı' adları bu nedenle verilmiştir. -4,4 kadir derecesine varabilen parlaklığı ile en parlak yıldızlardan ve diğer tüm gezegenlerden çok daha ışıklıdır ve Güneş ve Ay'dan sonra gökyüzünün en parlak cismidir. Bu nedenle güneş ışınlarının Venüs'ün görülmesine izin vermediği alt ve üst kavuşum dönemleri dışında yılın büyük bir kısmında rahatlıkla izlenir. Merkür'e oranla çok daha yüksek uzanımlara (en uygun koşullarda 48°) çıkabildiği için gün içinde izlenebildiği süre de daha uzundur ve uygun dönemlerde akşam gün battıktan sonra veya sabah gün doğmadan önce 4 saat kadar ufkun üzerinde kalabilir. En parlak dönemlerinde güneş ufkun üzerinde iken bile görülmesi mümkündür, hatta alışkın gözler gün ortası saatlerinde dahi Venüs'ü yakalayabilir. Aysız gecelerde, kent ışıklarından yeterince uzaklaşılabilirse, insan gözünün Venüs ışığının çevreye verdiği aydınlığı hissedebildiği ve yarattığı gölgelerin farkedilebildiği de söylenir. Venüs'ün dünyaya en yakın olduğu dönemlerde 1 yay dakikayı geçen görünür çapı insan gözünün ayırma gücü sınırındadır ve duyarlı gözlerin gezegenin hilal evresini ayırt edebilmesi olasıdır. Tam güneş tutulmaları çok kısa süre için de olsa, Venüs'ün güneşe çok yakın konumda olduğu kavuşum dönemleri civarında bile gezegenin gün ortasında çıplak gözle izlenebilmesine olanak sağlar. 1999 tam güneş tutulması sırasında bu durum gerçekleşmiştir.
Evreler
Bir dürbün ile izlendiğinde Venüs'ün Ay gibi evreleri olduğu görülür. Gezegenin Güneş'in arkasında ve yeryüzüne en uzak durumda olduğu üst kavuşum anında, görünen yüzeyinin tümü aydınlandığından ışıklı bir daire şeklinde 'dolun' evresi söz konusudur. Bu aynı zamanda uzaklık nedeniyle Venüs'ün görünür çapının en az olduğu dönemdir. En yüksek uzanım anında gezegen bir yarımdaire şeklinde görülür. Güneş ile Yer arasında kaldığı dönemlerde ise karanlık yüzünü göstererek bir 'hilal' şekli alır. Hilalin en ince olduğu dönemler gezegenin dünyaya en yakın olduğu ve görünür çapının en büyük olduğu dönemlerdir, ancak bu esnada güneş ışınları gezegenin görülmesini engeller.
Atmosfer Özellikleri
Gündüz-gece çizgisi üzerinde kalan Venüs atmosferinin güneş ışınları ile aydınlanması, gezegenin evresinin beklenenden daha büyük olarak algılanmasına neden olur. Venüs'ün herhangi bir dönemde Güneş'le yaptığı açıya dayanarak hesaplanan evre ile gözlenen evresi arasındaki bu 'faz kayması' bazen 3 günü bulur ve Schröter etkisi olarak adlandırılır. Venüs'ün karanlık yüzünün yeryüzüne dönük olduğu alt kavuşum anında, arkadan aydınlanan atmosferin, ortası karanlık bir halka şeklinde görülebildiği saptanmıştır. Yine alt kavuşum anına yakın günlerde gezegenin karanlık yüzünde çok hafif bir aydınlanma hissedilebilir. 'Küllenmiş ışık' adı verilen bu olay, 1640'lardan bu yana bilinmektedir. Bugüne dek çok değişik açıklamalar getirilmiş olmasına rağmen nedeni bilinmeyen bu atmosfer aydınlanmasının, elektriksel etkinliklerle veya kutup ışıklarına benzer bir mekanizma ile ortaya çıkabileceği öne sürülmüştür.Venüs atmosferi gaz küreler gibi diferansiyel dönme (Kutup ve Eşlek-ekvator- bölgelerinin farklı hızlarda dönmesi) gösterir.Venüs'ün atmosferinde sürekli olarak devam eden asit yağmurları yağmaktadır.'
Güneş Sistemi'nde Venüs'ün Özel Yeri
Bazı özellikleri, Venüs'ü eşsiz kılmaktadır : Venüs kendine ait fizistrospedi paraçalama özelliğine ve trospinakolitan perazmına sahiptir. Dünyaya yörüngesi itibariyle ortalama mesafe olarak en yakın gezegendir. Yer'den gözlendiğinde en parlak gezegendir. Yüzey sıcaklığı en yüksek gezegendir. Yer benzeri gezegenler arasında en yoğun atmosfere sahip olanıdır. En çok uzay aracı gönderilen ve üzerinde en çok sayıda insan yapımı araç bulunan gezegendir. Ekseni etrafında ters döner. Örneğin; Ay Dünya(Yer) etrafında dönerken kendi etrafında Venüs gibi ters, lâkin yavaş dönerek hep aynı yüzünü gösterir.
Space Science we love space
27
AY’IN EVRELERİ
Eylül 2013
Pzt.
Salı
Çar.
Per.
Cuma
Cmts.
Pazar 1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
Ay’daki Olaylar 5 Eylül’de yeni ay evresinde olan Ay, 12 Eylül’de ilk dördün, 19 Eylül’de Dolunay ve 27 Eylül’de son dördün evresinde olacaktır. 15 Eylül’de enberi konumunda olacak olan Ay, Yer’den yaklaşık 367.400 km uzakta ve 32’.2 görünen açısal büyüklükte olacak 27 Eylül’de enöte konumunda ise 29’.9 açısal büyüklükte Yer’den yaklaşık 404.300 km uzaklıkta görülecektir.
28
Space Science we love space
GÖK OLAYLARI
1 Eylül Pazar 2 Eylül Pazartesi 6 Eylül Cuma
Gezegenler
Eylül 2013
Gezegenler Ay ve Jüpiter yakın görünümde
Ay ve Mars gündoğumundan önce doğuda yakın görünümde
Venüs ile Spika günbatımında batıda yakın görünümde
Merkür bu hafta gözlenemeyecek Venüs akşamları bir buçuk saat süreyle batı ufku üzerinde Mars 03:00’da doğuyor Jüpiter 01:30’da doğuyor Satürn günbatımından sonra 21:30’a kadar gökyüzünde
Ülker (M45) açık yıldız kümesi.
22 Eylül Pazar
Gezegenler
8 Eylül akşamı günbatımının ardından batı ufku.
9 Eylül Pazartesi 15 Eylül Pazar 18 Eylül Çarşamba
Merkür bu hafta gözlenemeyecek Venüs ve Satürn akşamları bir saat süreyle batı ufku üzerinde Mars 03:00’da doğuyor Jüpiter 01:00’da doğuyor
Sonbahar ılımı (gece ve gündüz süreleri eşit)
Merkür bu hafta gözlenemeyecek Venüs ve Satürn akşamları yaklaşık bir saat süreyle batıda Mars 03:00’da doğuyor Jüpiter geceyarısından yarım saat sonra doğuyor
Ay ve Satürn yakın görünümde
Ay Dünya’ya en yakın konumunda (367.400 km)
Venüs ve Satürn günbatımında yakın görünümde
17 Eylül akşamı günbatımından hemen sonra batı ufku
25 Eylül Çarşamba
Ay ve Aldebaran geceyarısından sonra yakın görünümde
Space Science we love space
29
Uzaya Dair Herşeyi Bizden Takip Edin pace
S
e c n e Sci
e n o b ’a A
ın n a Olm
ı n ma
a Z am
T
Şimdi Abone Olun Fiyat Artışından Etkilenmeyin
Dergimize abone olmak için Facebook sayfamızda bulunan “abone kaydı” linkine tıklayarak bilgilerinizi doldurabilirsiniz. Kasım-Aralık sayısından itibaren dijital ortamda yayınlanmayacaktır. Derginin ücreti 6 TL’dir. Merkezimize her ayı 20’sine kadar ulaşan abone müracaatları ilk çıkacak sayıdan itibaren, 20’sinden sonraki kayıtlar ise bir sonraki ay için akınacaktır. * Ön kayıt yaptıran herkese abonelik kaydı gönderilecektir. * Gireceğiniz bilgiler Google Drive tarafından korunmaktadır. * Kargo ücreti dahil değildir.(Bir kampanya olur ise sizlere bildirilecektir.)
bizi iPad’inizden
takip edebilirsiniz!
Dergimizi iPad ve iPhone’dan da takip edebilirsiniz.
www.issuu.com