19 5 0 ’L ER İS TA NBUL’UNDA G AY RİMÜSL İM A ZINL IK L A R V E NÜF US H A REK E T L ERİ: T ÜRK İ Y E YA HUDİ CEM A AT İ Şule Toktaş GİRİŞ Türkiye’nin kurucu antlaşması olan Lozan Antlaşması 1 Baskın Oran, Türkiye’de Kavramlar, Lozan, İç sadece gayrimüslimleri azınlık kategorisinde değerlendir- Azınlıklar: Mevzuat, İçtihat ve Uygulama, mektedir. Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti devleti- Tesev Yayınları, İstanbul, 2004, 63. nin resmi pozisyonu Osmanlı’nın üç büyük dini cemaati- s.2 Rifat N. Bali, “Resmi İdeoloji ve ni –Ermeniler, Rumlar ve Yahudileri– azınlık statüsünde Gayri Müslim Yurttaşlar”, Birikim, değerlendirmek doğrultusundadır. Lozan Antlaşması ile c. 105-106, İletişim Yayınları, İstanbul, 1998, s. 171. devlet, azınlık kategorisinde değerlendirilen gayrimüs- 3 Bu çalışmada “Türk” tanımı lim cemaatlere diğer Müslüman kökenli vatandaşlara ve- sadece Türk vatandaşlarını kapsamaktadır ve herhangi rilen hak ve özgürlükleri uygulayacağını taahhüt etmiş- etnik, dinsel, dilsel veya ırksal tir. Bu çerçeveden bakıldığında, Lozan Antlaşması’nın bir anlamı veya göndermeyi Sadece aynı zamanda bir insan hakları sözleşmesi olduğu iddia barındırmamaktadır. ifade kolaylığı açısından tercih edilmektedir.1 Lozan ile azınlık gruplarına çeşitli sosyal, edilmiştir. Zaman zaman Türkiye kültürel ve dini haklar tanınmıştır. Azınlık meselesi za- kelimesi de benzer anlamı ifade etmesi için kullanılmaktadır. ten Lozan görüşmeleri sırasında epey vakit alarak uzun 4 Suna Kili, Türk Anayasaları, tartışmalara yol açan bir konu olmuştur. Devletler arasında Tekin Yayınevi, İstanbul, 1982, s. 62. resmi düzeyde bu gibi gelişmeler veya görüşmeler gerçekle- 5 Ayhan Aktar, Varlık Vergisi ve şirken, toplum düzeyinde de azınlık konusu benzer bir has- Türkleştirme Politikaları, İletişim sasiyetle karşılanmıştır. Yakın bir geçmişte Balkanlar’ın Yayınları, İstanbul, 2000, s. 102. Osmanlı topraklarından ayrılması, ardından patlak veren Birinci Dünya Savaşı ve Türk Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’da yaşayan Rum ve Ermeni cemaatlerinden bazı grupların işgalci güçlerle işbirliği yaparak Türkiye Cumhuriyeti’nin ana kurucu öğesi olan Müslüman nüfusun karşısında yer alması, Türk toplumunun hafızasında yer etmiştir. Hatta bu olumsuz seçmeci toplumsal bellek, savaş sırasında Mustafa Kemal ve hareketini destekleyen Yahudi cemaatini de kapsamıştır. Diğer bir ifadeyle, tüm gayrimüslimlerin Anadolu’nun işgali ve paylaşımı sırasında İtilaf devletleriyle ortaklaşa hareket ettiği fikri, genel geçer bir toplumsal hafızanın parçası olmuştur. Toplum genel anlamda gayrimüslimleri dış güçlerin içerideki uzantıları şeklinde değerlendirmiş, onların güvenilirlik ve sadakatlerini devamlı sorgulamıştır. 2 “Türk”, “Türk milleti”, “Türk vatandaşı” gibi kavramların yasal ve siyasi cepheden nasıl tanımlandığı, gayrimüslimleri ötekileştiren ve töhmet altında tutan düşüncenin doğrudan bir göstergesi sayılabilir. 3 1924 Anayasası din ve ırk durumuna bakılmaksızın her Türk vatandaşını Türk olarak nitelendirilir.4 Türk milletinin tanımı ise yasal tanımdan farklıdır. Türk milletinin egemen anlayışına ve tanımına ülkede yaşayan gayrimüslimler dahil edilmemektedir. Siyasi açıdan bakıldığında Türk, Müslüman ile eşleştirilmekte, gayrimüslim kategorisi ise Türk tanımı için kullanılmamaktadır. Yeni devletin biz/öteki ikilemelerinde “biz” düşüncesi Müslüman nüfusu kapsarken, gayrimüslimler “diğerleri” kavramını oluşturmuştur. 5 Yasal zemin ile siyasal zemin arasında kimin Türk olup kimin olmadığı anlayışında farklılaşmalar gündeme gelmiştir. Nitekim Müslüman olmayan tebaanın Türk 1950’LER İSTANBUL’UNDA GAYRİMÜSLİM AZINLIKL AR VE NÜFUS HAREKETLERİ: TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ
95
6 Ahmet İçduygu, Şule Toktaş ve Ali Bayram Soner, “The politics of population in a nation building process: Emigration of nonMuslims from Turkey”, Ethnic and Racial Studies, c. 31, sayı 2, 2008, s. 358-389.
halkının bütünleşmiş bir parçası olarak görülmesi zordur; hatta bunun ötesinde, onların varlığı daha çok sakin ve bütünlük içindeki toplumun istikrarını bozacak potansiyel tehlike şeklinde algılanmaktadır. Bu makalede 1950’lerin Türkiye’sine gayrimüslimler penceresinden ışık tutulacak ve o dönemde genellikle pek görülmeyen, görülmek istenmeyen veya resmi pozisyon gereği sıklıkla zikredilmeyen gayrimüslim nüfusun hareketine ve göçüne odaklanılacaktır. Genel olarak Türkiye’nin ve her ne kadar başkent Ankara olsa da Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan çokkültürlü, çokdinli ve çoketnisiteli toplumun kristalize göstergesi sayılan İstanbul’un 1950’lerdeki yapısına, oluşumuna ve görüngüsüne arka plan çizilecektir. Diğer bir ifadeyle, 20. yüzyılın ortalarında nasıl bir Türkiye’de yaşanmakta olduğuna ve bu tarih dilimini hazırlayıcı, tetikleyici koşullara ve gündeme dair bir anlatı (narrative) geliştirilmeye çalışılacaktır. Bu anlatının temel savı ve örüntüsü şudur: Türkiye’deki uluslaşma süreci gayrimüslim cemaatler aleyhine bir süreç izlemiş, azınlık gruplarının ülke dışına göç etmesine sebebiyet vermiştir. Gayrimüslim azınlıkların nüfusu azalmıştır. Bu çerçevede Yahudi cemaatinin göçü de diğer azınlıkların göçüyle paralellikler sergilemiş, bu göç 1948’de İsrail’in kuruluşuyla büyük bir dalgaya bürünmüştür. Neticede de Türkiye’nin azınlık nüfusunun büyük bir kısmının yaşadığı İstanbul’un çehresi ve nüfus yapısı değişmiştir. Hedeflenen sav, çeşitli bölümler aracılığıyla perçinlenecektir. Birinci bölümde Erken Cumhuriyet dönemi olarak adlandırılan, Cumhuriyet’in 1923 yılındaki ilanından 1945’te çokpartili demokrasiye geçişe kadarki dönemde gayrimüslim azınlıkların genel durumu irdelenecektir. Bu bölümde genel nüfus sayım sonuçları kullanılarak Ermeni, Rum ve Yahudi cemaatlerinin nüfuslarındaki azalışa dikkat çekilecektir. İkinci bölümde Türkiye Yahudi cemaatine geçiş yapılmaktadır. Türkiye Yahudilerinin nüfus ve göç hareketini anlamak için cemaatin bir zamanlar Osmanlı tebaasıyken Filistin’e göç etmesinin dinamikleri bu bölümde konu edilmektedir. Makalenin üçüncü bölümünde erken Cumhuriyet dönemi koşullarının Türk Yahudilerini nasıl etkilediği üzerinde durulacaktır. İsrail henüz kurulmamışken İngilizlerin yönetimi altındaki Filistin’e İkinci Dünya Savaşı’nın belirleyici olduğu göç hareketi bu bölümün meselesidir. Dördüncü bölümde büyük dalga göçü ele alınmaktadır. İsrail’in kuruluşunun ardından sadece Türk Yahudileri değil tüm dünya Yahudileri kitleler halinde İsrail’e göç etmiştir. Bu sebeple İsrail göç çalışmalarında 1948-1951 dönemindeki göç, “büyük dalga” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemdeki hareket, İsrail’in resmi göç kurumlarınca da sonrakilerden ayrı olarak ele alınmaktadır. Türkiye’den kitlesel göç, rakamların da gösterdiği gibi 1951’de tamamlanmıştır. Dördüncü bölümün ardından çalışma, daha sonraki göçleri irdeleyen genel bir değerlendirmeyle nihayetlenmektedir. ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİ: ULUSLAŞMA SÜRECİ VE GAYRİMÜSLİM AZINLIKLAR Türkiye’de ulus inşasının temel amacı aynı dil, kültür ve din etrafında birleşmiş bir topluluk yaratmaktır. Türkleştirme politikaları ve uygulamaları azınlıklar aleyhine sonuçlar doğuracak şekilde gelişmiştir.6 Ülkedeki gayrimüslim halkın
96
ESKİ İSTANBULLUL AR, YENİ İSTANBULLUAR
dil, din, kültür ve ekonomi alanındaki varlığı milliyetçi po- 7 Şule Toktaş, “Citizenship and minorities: a historical overview litika ve uygulamalara hedef olunca, Lozan Antlaşması’nın of Turkey’s Jewish minority”, The 7 Journal of Historical Sociology, c. temelindeki çoğulcu anlayış zamanla yitirilmiştir. sayı 4, 2005, s. 394-429. Bu milliyetçi davranışın ilk örneği gayrimüslim azın- 18, 8 Avram Galanti, Vatandaş: lıkların kendi dilini kullanması konusunda ortaya çıkmış- Türkçe Konuş! Yahud Türkçe’nin Meselesi: Tarihi, İçtimai, tır. Dilde Türkleştirme politikaları kapsamında, 1920’lerin Ta’mimi Siyasi Tedkik, Kebikeç Yayınları, sonlarında Türkçe konuşmayan vatandaşların dilsel farklı- İstanbul, 2000. lıklarını ortadan kaldırmak için “Vatandaş Türkçe Konuş” 9 Rıfat N. Bali, Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri: Bir kampanyası devreye girmiştir. 8 Yeni anayasa ve Lozan Ant- Türkleştirme Serüveni, İletişim laşması taahhütlerinin etnik-kültürel konulardaki taraf- Yayınları, İstanbul, 2000, s. 131149. sızlığına ve hatta bu konularda tanıdığı serbestiye rağmen, 10 Soner, Çağatay, “Kemalist anadillerini gerek toplum içinde gerekse azınlık okulların- Dönemde Göç ve İskan Türk Kimliği Üzerine da kullanmayıp onun yerine Türkçe konuşmak, gayrimüs- Politikaları: Bir Çalışma”, Toplum ve Bilim, limler için bile Türklüğün bir şartı sayılmaya başlamıştır. 9 sayı 93, İletişim Yayınları, Kampanya 1940’lı yılların ortalarında uygulamadan kal- İstanbul, 2002, s. 218-241. 11 Kemal Kirişçi ve Gareth M. dırıldıysa da etkisi zaman içinde devam etmiş ve giderek Winrow, The Kurdish Question Türkçe’yi anadil olarak benimseyen gayrimüslimlerin and Turkey: An Example of a Trans-Elite Ethnic Conflict, Frank uyum davranışları üzerinde geniş ölçüde etkili olmuştur. Cass, London and Portland, 1997. Yasal zemindeki geniş anlamına zıt bir biçimde Türklü- 12 Avner Levi, Türkiye Yahudiler: ğü Türk-İslam kültürüne bağlayan bir başka siyasi uygula- Cumhuriyet’inde Hukuki ve Siyasi Durumları, ma ise 2510 sayılı İskân Kanun olarak bilinen uygulamadır. İletişim Yayınları, İstanbul, 1998, 1934 İskân Kanunu, Avrupa’da eli kulağında olan İkinci s.13128. Haluk Karabatak, “Türkiye Dünya Savaşı’nın arifesinde göç ve yerleşme politikalarının Azınlık Tarihine Bir Katkı: 1934 temel prensiplerini ortaya koymak için hazırlanmıştır.10 Trakya Olayları ve Yahudiler”, Tarih ve Toplum, c. 146, İletişim Siyasi kaygıların ve güvenlik endişelerinin gölgelediği ka- Yayınları, İstanbul, 1996, s. 7. nun, ülkenin stratejik açıdan önemli bölgelerini gayrimüs- 14 Zafer Toprak, “1934 Trakya Olaylarında Hükümetin ve lim azınlıkların yerleşimine kapatmıştır. Kanunun hedefi, CHP’nin Sorumluluğu”, Toplumsal devam eden Kürt isyanlarına cevap olarak Doğu ve Güney- Tarih, c. 34, Tarih Vakfı Yayınları, doğu Anadolu’daki Kürt aşiretleri yerlerinden taşımaktır.11 İstanbul, 1996, s. 19-25 Bu bağlamda değerlendirilecek olursa, her ne kadar İskân Kanunu Türkçe konuşmayan vatandaşların Türkleştirilmesi yolunda bir araç olarak görülse de, dolaylı olarak gayrimüslimleri etkilemiş ve Müslüman olmayanların hayatını temelden sarsan bir yasa paçası haline dönüşmüştür. Kanunun yürürlüğe girmesinden hemen sonra patlak veren 1934 Trakya olayları buna kanıt olarak gösterilebilir. 2510 sayılı Kanun 14 Haziran 1934 yılında çıkarılmış, Trakya olayları bundan iki hafta sonra 3 Temmuz’da meydana gelmiştir. Gayrimüslimleri oturdukları bölgelerden çıkmaya zorlayan şiddet olayları ilk önce Çanakkale’de başlamıştır. İlk önce Yahudilere şehri terk etmelerini söyleyen imzasız mektuplar gönderilmiş, sonrasında Trakya bölgesinde yaşayan tüm Yahudilere yönelik ekonomik boykot, sözlü hakaret ve fiziksel saldırılarla Yahudi karşıtlığı kampanya haline gelmiştir.12 Bölgede yaşayan ve sayıları 15.000-20.000 arasında olan Yahudilerin yarıdan fazlası olaylar sırasında ve sonrasında İstanbul’a sığınmıştır.13 İskân Kanunu Yahudilere yönelik şiddet olaylarını kışkırtıcı yasal zemin sağlamış olsa da yetkili devlet mercileri saldırganların tarafında yer almamış, saldırgan gruplara hızlıca müdahale etmiş ve asayiş sağlanmıştır. Akabinde yapılan soruşturmalarda da olayların meydana geldiği illerdeki hükümet yetkilileri ile valiler görevden alınmıştır.14 1950’LER İSTANBUL’UNDA GAYRİMÜSLİM AZINLIKL AR VE NÜFUS HAREKETLERİ: TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ
97
İkinci Dünya Savaşı sırasında Türk hükümetinin azınlık politikalarını büyük ölçüde ulusal güvenlik ve savunma kaygıları şekillendirmiştir. Örneğin 1941’de askeri tedbirlerin bir parçası olarak 26-45 yaş arası gayrimüslim erkekler yedek savunma gücü olarak askere alınmıştır. Yirmi kura ihtiyatlar olarak bilinen bu yeni ve özel takviye birlikleri önce silahsızlandırılmış, ardından milli park ve yol yapımı gibi inşaat işlerinde veya çöp toplama gibi hizmet işlerinde çalıştırılmıştır. Hükümetin ve ordunun niyeti, Yunanistan Nazi kuvvetlerince işgal edilmiş ve savaş giderek Türkiye topraklarına yakınlaşmışken, toplumun güvenilmez öğelerini kamplarda izole ederek ulusal güvenliği sağlamaktır. Gayrimüslim askerler yaklaşık bir yıl orduya yedek güç olarak hizmet etmiş ve 1942 yılında terhis edilmiştir.15 Ordunun bu tedbirine 1942 yılında yürürlüğe konan ve gayrimüslimlerin ekonomik gücünü olumsuz etkileyen 4305 sayılı Varlık Vergisi Kanunu eklenmiştir. Aslında bu kanun bir kereye mahsus olarak savaş zamanı artan harcamalara ek gelir sağlamak amacıyla ve prensipte eşitlik gözetilerek düzenlenmiş, ancak uygulamada M (Müslümanlar), G (gayrimüslimler), D (dönmeler) şeklinde üç çeşit vergi mükellef grubu yaratılmıştır. Gayrimüslim ve dönmelere Müslüman grubun beş ile on katı arasında daha fazla vergi yükü getirilmiş, gayrimüslimler vergileri ödemek için mülklerini satmak zorunda kalmıştır.16 Elinde ne varsa satsa da vergisini ödeyemeyen mükellefler ise borcunu devlet için çalışarak ödemesi için Erzurum gibi ülkenin ücra yerlerindeki çalışma kamplarına gönderilmiştir. Varlık vergisi 1944 yılında yeni bir kanunla kaldırılmıştır. 4530 sayılı bu kanun hacizleri de kaldırarak, önceki vergi borçlarına af getirmiştir. Varlık vergisi iki yıldan az bir zamanda kaldırılmış olsa da, uygulamada bulunulduğu süre zarfında amaç büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Vergilendirme kategorileri neticesinde sermaye din temelinde el değiştirmiş ve bir “milli burjuvazi” yaratılmıştır. Gayrimüslim halka ait olan taşınmaz malların %98’inin Müslümanlarca satın alındığı ya da bu mallara devlet tarafından el konduğu saptanmıştır.17 Netice itibariyle, büyük miktarda menkul ve gayrimenkul mal, gayrimüslim azınlıktan Türk-Müslüman nüfusa transfer edilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulanan bu kültürel ve ekonomik politikalar azınlıkların Türkiye’den göçünü tetikleyen etmenleri izah etmektedir. Türkleştirme politikalarının en göze çarpan sonucu, gayrimüslim azınlıkların Türk toplumunda ötekileştirilmesidir. Söz konusu politikalar Lozan’da hâkim söylem olan eşit hak ve özgürlükler temeline rağmen Müslüman olmayan halkın etnik-kültürel varlığını ve ekonomik gücünü tehdit etmiştir. Bundan dolayı, bu vatandaşlar için Türkiye’den göç etmek cazip hale gelmiştir.18 Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren, dönemin nüfus sayımı kayıtlarından da kolayca gözlemlenebileceği gibi Türk toplumundaki Rum, Ermeni ve Yahudilerin nüfusu azar azar gerilemiştir. Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardından 1922’de Türkiye’deki toplam nüfus 12 milyondur. Güvenilir veri eksikliği nedeniyle bu nüfusun kaçta kaçının Müslüman- gayrimüslim olduğu bilinmemekte, yaklaşık 250.000’inin Rum, 100.000’inin Ermeni ve 100.000’inin Yahudi olduğu ancak tahmin edilmektedir. Ülkenin ilk genel nüfus sayımı 1927 yılında gerçekleşmiştir. Rum nüfusun 1923-1927 yıllarında 15 Rıfat N. Bali, “Yirmi Kur’a İhtiyatlar Olayı”, Tarih ve Toplum, c. 179, İletişim Yayınları, İstanbul, Kasım 1998, s. 4-18. 16 Faik Ökte, The Tragedy of the Turkish Capital Tax, Croom Helm, Londra ve New Hampshire, 1987, s. 24. 17 Aktar, age, s. 204. 18 Alexis Alexandris, The Greek Minority of Istanbul and GreekTurkish Relations: 1918-1974, Center for Asia Minor Studies, Atina, 1992, s. 326-331.
98
ESKİ İSTANBULLUL AR, YENİ İSTANBULLUAR
gerçekleşen Nüfus Mübadelesi Antlaşması’nın neticesinde 19 Harry J. Psomiades, The Eastern Question: The Last Phase, azalması bu ilk nüfus sayımına yansımıştır. Institute for Balkan Studies, 1968, Türk-Yunan Savaşı sırasında Yunan askerlerinin çekil- s. 120-126. Cevat Geray, “Türkiye’de mesi sırasında yaklaşık olarak 1.500.000 Anadolu Rumu- 20 Göçmen Hareketleri ve nun neredeyse 900.000’i ülkeyi terk etmiştir. Aslında Türk- Göçmenlerin Yerleştirilmesi”, Yunan nüfus mübadelesi zaten Yunanistan’a gitmiş olan bu Amme İdaresi Dergisi, c. 3, sayı 4, 1970, s. 10. Rum göçüne yasallık kazandırmıştır.19 Antlaşma İstanbul 21 Nüfus sayımlarının resmi dışındaki Anadolu’da geride kalan Rumları hedefliyordu. olarak tanınan üç azınlık grubuna göre sınıflandırma Mübadele ile Yunanistan’da Batı Trakya dışındaki yer- yapmadığı belirtilmelidir. Bunun lerde yaşamakta olan 360.000 Müslüman Türkiye’ye gel- yerine gayrimüslim nüfus kendi dinsel ve dilsel miş, buna karşılık 150.000 Anadolu Rumu Yunanistan’a içerisinde gruplama yapılarak raporlanmıştır. gönderilmiştir. 20 Her ne kadar İstanbul Rumları mübadele Örneğin Türkiye’deki Ermenilerin dışında tutulmuşsa da, Batı Trakya’dan Türkiye’ye gelmek büyük çoğunluğunun Gregoryen olmasına rağmen Katolik ve isteyen Müslüman nüfusa karşılık olarak –bu iki grup Protestan olanları da mevcuttur. birbirleriyle “karşılılık prensibi” ile bağlı olduğundan– Bu yüzden, bu rakamlar farklı mezheplerin üç ana gayrimüslim İstanbul’da yaşayan 150.000’in üzerindeki Rum nüfus aynı gruba dağıtılması neticesinde elde edilmiştir. değiş tokuşa maruz kalmıştır. Sabahattin Selek, Anadolu Kurtuluş Savaşı’nın bitiminde Türkiye çokkültürlü, 22 İhtilali, Kastaş Yayınları, İstanbul, çokkimlikli ve çokdinli bir toplumsal yapıya sahip ise de 1987, s. 64. Cumhuriyet’in ilk nüfus sayımının rakamları bu gele- 23 T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Genel Müdürlüğü, 28 neksel çeşitliliğin büyük ölçüde yok olduğunu göstermek- Teşrinievvel 1927 Umumi Nüfus tedir. 1927 yılı itibariyle Türkiye etnik-kültürel özellikler Tahriri, Başvekalet Matbaası, Ankara, 1929. ve dinsel aidiyet açısından oldukça homojen bir görünüme 24 Selek, age, s. 64. bürünmüştür. 21 1919 yılı resmi kayıtlarına göre Ermeni, Rum ve Yahudilerin toplam sayısı 1.650.000 civarındadır. 22 1927 yılına geldiğimizde ise genel nüfus sayımına göre ülkede 110.000 Rum, 77.000 Ermeni ve 82.000 Yahudi bulunmaktadır, ki bu da toplamda yaklaşık 269.000’lik bir düşüşe işaret etmektedir. 23 Gayrimüslim azınlıklar Kurtuluş Savaşı öncesi 11.000.000 olan toplam nüfusun yaklaşık %15’ini oluştururken, 24 1927 yılına gelindiğinde bu oran 13.500.000 kişilik toplam nüfusun %2’si seviyesine gerilemiştir. Bu rakamlar gayrimüslim nüfusta 1919- 1927 yılları arasında yaklaşık olarak 1.381.000’lik bir düşüş olduğunu göstermektedir. Genel nüfusta gözlemlenen bu değişimlerin en temel sebebinin 1920’lerde gerçekleşen göç hareketleri olduğu iddia edilebilir. “Öteki”lerin nüfusundaki bu bariz azalmaya rağmen 1927 yılının Türkiye’si yetkililerin hayal ettiği bütünleşmiş, homojenleşmiş Türk ulusu görüntüsünden hâlâ uzaktır. Daha önce değinilen “Vatandaş Türkçe Konuş!” kampanyası, İskân Kanunu, Trakya olayları, varlık vergisi ve yedek kuvvetler olayları gibi birçok Türkleştirme politikası unsuru işte bu noktada devreye girmiştir. Bu yüzden, gayrimüslim azınlıkların eşit ve özgür var olma hakkını kısıtlayan devlet politikaları Lozan taahhütlerinin ruhuna zarar vermiştir. Üstelik Avrupa’da yükselen milliyetçiliğe paralel olarak, hem devlette hem de halkın içinde yükselen azınlık karşıtı duygular daha fazla sayıda azınlık grubunu göç yolunu tercihe zorlamıştır. Bir sonraki nüfus sayımı bu zorlamayı en azından rakamlarla tespit etmektedir. 1935’te düzenlenen, Cumhuriyet’in ikinci genel ve resmi nüfus sayımı üç gayrimüslim azınlık grubunun nüfusunda düşüşe işaret eder. Buna göre ülkede yaklaşık 125.000 Rum, 61.000 Ermeni ve 79.000 Yahudi olmak üzere, toplamda yak1950’LER İSTANBUL’UNDA GAYRİMÜSLİM AZINLIKL AR VE NÜFUS HAREKETLERİ: TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ
99
laşık 265.000 resmi olarak tanınan gayrimüslim azınlık bulunmakta, bu da yaklaşık 16.100.000’lik toplam nüfusun %1.6’sına tekabül etmektedir. 25 1935 genel nüfus sayım sonuçları Ermeni ve Yahudi nüfusunda 1927’dekine kıyasla düşüşe, Rum nüfusta ise artışa işaret etmektedir. Rum nüfustaki artışın sebebi, Türk ve Yunan hükümetleri arasındaki 1930 Ankara Antlaşması’dır. Antlaşmayla doğum yerine veya tebaasına bakılmaksızın İstanbul’da yaşayan tüm Rumlara ikamet hakkı verilmiş, dolayısıyla 1935 nüfus sayımında oturma izni verilen Yunanistan vatandaşı Rumlar da sayılmıştır. 1945 genel nüfus sayımında Türkiye’nin toplam nüfusu yaklaşık olarak 18.800.000’e ulaşmıştır. Genel nüfusta gözlemlenen ve doğal nüfus seyri olarak kabul edilebilecek bu artışa karşın, Ermenilerin nüfusu 60.000’a, Rumların nüfusu 104.000’e ve Yahudilerin nüfusu 77.000’e gerilemiştir. Doğal seyirde artması beklenen, resmi olarak tanınmış bu üç azınlık grubunun yaklaşık toplam nüfusu 241.000’e düşmüştür, ki bu rakamlar o zamanki toplam Türkiye nüfusunun %1.3’üne tekabül etmektedir. 26 Yukarıda belirtildiği gibi, gayrimüslim nüfustaki kademeli azalış genel olarak 1923-1945 yılları erken Cumhuriyet döneminde uygulanan Türkleştirme politikalarından kaynaklanmaktadır. Trakya olayları sonrasında yaşananlar buna iyi bir örnek olarak gösterilebilir. Sivillerin fiziksel şiddeti neticesinde, Trakya bölgesinde yaşayan Yahudilerin bir kısmı ya doğrudan ya da dolaylı olarak İstanbul üzerinden Filistin’e göç etmiştir. 1934 yılında 521 Yahudinin Filistin’e göç ederek Türkiye’yi terk ettiği, ertesi yıl ise 1.445’inin daha ülkeden ayrıldığı saptanmıştır. 27 1942 varlık vergisi de göçleri tahrik eden bir olaydı. 28 1943-1944 yılları arası yaklaşık 4.000 Yahudi göç etmiş ve 5000 kadarı da hükümete göç talebiyle başvuruda bulunmuştur. 29 Türkleştirme politikaları Rum ve Ermeni azınlıkların sayıları üzerinde de etkili olmuştur. Ancak 1940’lardaki büyük uluslararası gerilim ve savaşa bağlı olarak Rum ve Ermenilerin 1935-1945 yılları arasındaki göçlerinin, Avrupa’da göç edilecek yer olmaması ve Fransa ve Yunanistan gibi gidilebilecek yerlerin Nazi işgali altında bulunması sebebiyle yavaş geliştiği tahmin edilebilir. 1945 nüfus sayımında Rum nüfus bir önceki 1935 sayımına kıyasla 21.000’lik bir düşüş sergilerken, Ermeni nüfus aynı yıllar arasında 1.000 kişi kadar azalmıştır. Yukarıdaki tartışmaların ışığında resmi olarak tanınmış üç gayrimüslim azınlık grubunun göçüne dair bazı sonuçlar çıkartılabilir. Birincisi, Yahudi azınlığın göçü Ermeni ve Rumlara kıyasla daha sınırlıdır ve sayısal olarak daha küçüktür. Başka bir deyişle, Ermeniler ve özellikle Rumlar nüfuslarına oranla daha büyük rakamlar halinde, Yahudiler ise daha az oranlarda göç etmiştir. Bu üç azınlık grubunun göç hareketlerindeki farklılık, gidecekleri ülkelerin çekim gücünden kaynaklanmaktadır. Rumlar için Yunanistan, Ermeniler için Fransa ve Amerika varış ülkesi olarak hedeflenmiştir; ancak, İsrail henüz kurulmamış olduğu için Yahudilerin kitleler halinde göçü devletin 1948’deki kuruluşunu beklemiştir. İkinci sonuç ise gayrimüslim azınlıkların Türkiye’den göçlerinin iç ve dış göç olmak üzere iki aşamada gerçekleşmesidir. Anadolu gayrimüslim nüfusunun azal-
25 T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Genel Müdürlüğü, Genel Nüfus Sayımı: 20 İlkteşrin 1935, Mehmet İhsan Basımevi, Ankara, 1937. 26 T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Genel Müdürlüğü, 21 Ekim 1945 Genel Nüfus Sayımı, Devlet İstatistik Genel Müdürlüğü, Ankara, 1950. 27 Rıfat N. Bali, “Yeni Bilgiler ve 1934 Trakya Olayları II”, Tarih ve Toplum, sayı 187, İletişim Yayınları, İstanbul, 1999, s. 43. 28 Bali, Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri: Bir Türkleştirme Serüveni, s. 406; Fuat Dündar, Türkiye Nüfus Sayımlarında Azınlıklar, Çiviyazıları, İstanbul, 2000, s. 61. 29 Esther Benbasse ve Aron Rodrigue, Türkiye ve Balkan Yahudileri Tarihi: 14.-20. Yüzyıllar (çev. A. Atasoy), İletişim Yayınları, İstanbul, 2001, s. 383.
100
ESKİ İSTANBULLUL AR, YENİ İSTANBULLUAR
masından kaynaklı geride kalan azınlıklar bu toplumsal değişimden rahatsızlık duymuş ve ilk önce daha kozmopolit çevreye sahip olan büyük şehirlere taşınmıştır. Bu yüzden, Cumhuriyet’in ilk yıllarında gayrimüslim azınlıklar yoğun olarak İstanbul, İzmir, Adana ve Bursa gibi büyük şehirlerde toplanmıştır. Bu taşınmanın varlıklarını korumaya ve bağımsız kimliklerini devam ettirmeye yetmediğine kanaat getirdiklerinde ise ikinci aşamayı devreye sokmuş ve yurtdışına göçü tercih etmişlerdir. BİR ZAMANLARIN OSMANLI TEBAASI, MODERN TÜRKİYE’NİN VATANDAŞLARI: YAHUDİLERİN GÖÇÜNÜN TARİHSEL ARKA PLANI
30 Benbasse ve Rodrigue, age, s. 380. 31 Walter F. Weiker, Unseen Israelis: The Jews from Turkey in Israel, The Jerusalem Center for Public Affairs, Center for Jewish Community Studies, Londra, 1988, s. 19. 32 Ufuk Gülsoy, Osmanlı Gayrimüslimlerinin Askerlik Serüveni, Simurg Yayınları, İstanbul, 2000, s. 81; Henri Nahum, İzmir Yahudileri: 19.-20. Yüzyıl (çev. E. Seval Vali), İletişim Yayınları, İstanbul, 2000, s. 239.
Türkiye Yahudi cemaatinin kökenleri elbette ve doğal olarak Osmanlı İmparatorluğu’na dayanmaktadır. Her ne kadar Osmanlı toprakları 1492’de Katolik İspanya’dan kaçan Yahudi mülteciler için sığınılacak bir yuva olmuşsa da, Filistin bölgesine her zaman özel bir anlam yüklenmiştir. Nitekim Osmanlı İmparatorluğu’nun bir vilayeti olan Filistin, sadece Osmanlı Yahudileri için değil tüm dünya Yahudileri için bir çekim merkezi olagelmiştir. Bununla birlikte Filistin, Osmanlı Yahudilerinin göç etmek için yöneldiği tek varış noktası da değildir. Sefarad Yahudileri olarak bilinen Kuzey Akdeniz Yahudilerinin 15. yüzyılın sonlarında İspanya ve Portekiz’den kovulmasının ardından, Osmanlı İmparatorluğu bu mültecilerin bir kısmını kabul etmiş, fakat Yahudi göçmenlerin hepsi imparatorlukta kalmayıp, bazıları daha sonra Avrupa ve Güney Amerika ülkelerine gitmiştir. Takip eden yüzyıllarda, özellikle 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında, Yahudilerin Avrupa’dan Osmanlı’ya göçleri devam etmekle birlikte Osmanlı topraklarındaki yerleşik Yahudilerin bir kısmı da Kongo, Güney Afrika, ABD, Fransa, İtalya, İspanya, Fas, Belçika, Küba, Meksika veya Arjantin gibi ülkelere gitmiştir. 30 Osmanlı Yahudilerinin büyük çoğunluğunun Sefarad kökenli olması sebebiyle İspanyolca’ya yakın bir dil olan Ladino’yu konuşması, Latin Amerika ülkelerini yerleşmek için en fazla tercih edilen ülkeler haline getirdi. Genel olarak bu göçlerin temel sebebi ekonomikti ve daha iyi hayat koşulları arayışı tetikleyici etken olmuştur. 31 Osmanlı’ya kabul edilişlerinden itibaren askerlikten muaf tutulmuş olan Yahudilerin 1909 yılında diğer gayrimüslim cemaatlerle birlikte zorunlu askerliğe dahil edilmesi ve 1912-1913 Balkan Savaşları’nın yarattığı ortam, dışarıya yönelen göçü artıran sebepler arasındadır. 32 Osmanlı Devleti bünyesindeki Yahudilerin bir kısmı yurtdışına göç etse de, genel itibariyle Osmanlı toprakları Yahudiler için çekim gücü yaratmış ve Avrupa’dan kovulan, ayırımcılığa ve baskıya uğrayan Yahudilerin sığınabileceği bir yer olma özelliğini hep korumuştur. Diğer bir ifadeyle, Osmanlı topraklarına yönelen Yahudiler, imparatorluktan dışarıya giden Osmanlı Yahudilerinden her zaman sayıca fazla olmuştur. Osmanlı Yahudilerinin Filistin’e göçü ise diğer ülkelere (örneğin Amerika ve Avrupa ülkeleri) yönelen göçlerden nitel farklılıklar arz etmektedir. Filistin, 1917’deki Balfour deklarasyonuna kadar Osmanlı idaresi altında kalan bir bölge olduğu için Osmanlı Yahudilerinin buraya göçü bir iç göç örneği sayılabilir. Ayrıca Filistin’e 1950’LER İSTANBUL’UNDA GAYRİMÜSLİM AZINLIKL AR VE NÜFUS HAREKETLERİ: TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ
101
33 Benbasse ve Rodrigue, age, s. 299. Siyonizm 19. yüzyılda etnik ve dini baskı altındaki Orta ve Doğu Avrupa’da yaşayan Aşkenaz Yahudileri arasında ortaya çıkmış ve yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı Yahudileri arasında taraftar bulması ise Balkan Savaşları sonrasındaki döneme tekabül etmektedir. Siyonizmin Osmanlı Yahudileri arasında hem geç zuhur etmesi hem de etkisinin çok sınırlı kalmasının sebebi olarak Osmanlı millet sisteminin Yahudilere tanıdığı dini özgürlük ve tolerans ortamı gösterilmektedir. 34 Mim K. Öke, “The Ottoman Empire, Zionism and the Questine of Palestine 1880–1908”, International Journal of Middle East Studies, c. 14, sayı 3, 1982, s. 329-341. 35 Dündar, age, s. 154; Nigar Karimova ve Edward Deverell, Minorities in Turkey, The Swedish Institute of International Affairs, Stockholm, 2001.
gerçekleşen göçte salt ekonomik sebepler değil dini ve politik etmenler de rol oynamıştır. Kutsal sayılan topraklarda defnedilme arzusu ve Mesih inanışı kimi dindar ve özellikle yaşlı Yahudileri buraya yöneltmiş, siyonizm de göçte etkili olmuştur. Nitekim göçmenler arasında Filistin’de kurulacak olan bir Yahudi devletine katkıda bulunmak amacında olanlar da vardır. 33 Filistin’e göç, yurtdışına yönelen diğer göçler gibi serbest koşullarda gerçekleşen bir hareket değildir. Yükselen politik siyonizmin Filistin’de bir devlet kurmayı amaç edinmesi Osmanlı İmparatorluğu’nu tedirgin etmiş ve gerek Osmanlı Yahudilerinin gerekse diğer ülkelerden gelmek isteyen Yahudilerin Filistin’e yerleşmesi zaman zaman sınırlandırma veya tamamen yasaklama yoluyla kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. 34 Bütün kontrol çabalarına rağmen Filistin’e göç engellenememiş, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve modern Türkiye’nin kurulmasının ardından bile devam etmiştir. Bu noktada Yahudi göçünün, Türkiye ile Osmanlı İmparatorluğu arasında göç veren ve göç alan ülke bağlamında derin bir farklılığın altını çizdiği iddia edilebilir. Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa’da dini ve etnik zulme uğrayan Yahudiler için sığınılabilecek bir yer olmuştur; hatta günümüzde Türkiye’de yaşayan ve Türk vatandaşı olan Yahudilerin bile tarihsel kökeni genel itibariyle bu nüfus hareketlerine dayalıdır. Buna karşılık Türkiye ise, aşağıda tartışılacağı gibi, barındırdığı Yahudi nüfusu açısından göç veren bir ülke konumundadır. Türkiye’nin izlediği göç siyaseti doğrultusunda yurtdışından ülkeye Yahudilerin göçü kabul görmemiş ve hatta İkinci Dünya Savaşı ve Avrupa’daki Yahudi soykırımı gibi en kritik zamanlarda bile çok sınırlı kalmıştır. Türkiye’de ulus-devlet oluşumunun önemli bir bacağını oluşturan göç siyaseti ve nüfus hareketleri neticesinde Yahudi nüfus yıllar itibariyle azalmış, 1927 nüfus sayımlarına göre 81.400 iken 2003’e gelindiğinde 20.000-25.000’e düşmüştür. 35 Türkiye’nin Yahudi göçü verme özelliği hâlâ devam etmekte ve ülkede Yahudi cemaati sayısal olarak giderek küçülmektedir. ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİNDE TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ: 1923-1948 YILLARI ARASI FİLİSTİN’E GÖÇ Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’te kurulması ile İsrail’in 14 Mayıs 1948’deki ilanına kadar olan sürede Türkiye’den Filistin’e gerçekleşen Yahudi göçü, ulusal ve uluslararası dinamikleriyle ele alınmalıdır. Ulusal boyutta beliren en önemli dinamik, ulus-devletin kurulma sürecidir. Türkiye’de ulus-devletin kurulması, Osmanlı millet sistemi içerisinde yer almış olan gayrimüslim cemaatlerin azınlık gruplarına dönüşmesini beraberinde getirmiştir. Türkiye azınlık rejiminin temel belgesi sayılan 1923 Lozan Antlaşması ile birlikte üç büyük gayrimüslim cemaat (Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler) resmi olarak tanınmış azınlık grupları kabul edilmiştir. Ulus-devlet inşa sürecinin geniş bir yelpazede seyreden reform programı, ulusal düzlemde Türkleştirme ve homojenleştirme siyasetini de (örneğin
102
ESKİ İSTANBULLUL AR, YENİ İSTANBULLUAR
eğitimin birleştirilmesi, Türkçe’nin kamusal alanda kul- 36 Çetin Yetkin, Türkiye Devlet Yaşamında Yahudiler, Gözlem lanımının yaygınlaştırılması, Yunanistan ile nüfus mü- Gazetecilik Basın ve Yayın A.Ş., badelesi, yerli burjuvazinin oluşturulmaya çalışılması vb.) İstanbul, 1996, s. 250. 37 Kemal Kirişçi, “Disaggregating kapsamıştır. Bu süreç, azınlık gruplarını doğrudan etkile- Turkish Citizenship and miş, hatta hedeflemiştir. Bu noktadan hareketle, 1923-1948 Immigration Practices”, Middle Studies, c. 36, sayı 3, arasındaki Türkiye’den Filistin’e göçün ulus-devlet inşa Eastern 2000, s. 3. süreciyle doğrudan alakalı olduğu ve Türkleştirme siyase- 38 Stanford J. Shaw, Turkey tinden rahatsızlık duyan Yahudileri göç etmeye yönelttiği and the Holocaust, İnönü Vakfı, İstanbul, 1992, s. 8. iddia edilebilir. 39 Erhard Franz, Population Uluslararası boyutta ise en belirleyici dinamik 1920’lerde Policy in Turkey: Family Planning Migration Between 1960 and Avrupa’da antisemitizmin yeniden yükselişi ve 1933’te and 1992, Deutsches Orient-Institut, Almanya’da Nazilerin iktidara gelişidir. Tüm dünya ve Hamburg, 1994, s. 329. Avrupa Yahudilerini derinden etkileyen bu gelişmeler, 40 Kirişçi, agm, s. 10. 41 Benbasse ve Rodrigue, age, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında Nazi işgali veya et- s. 291. kisi altında bulunan ülkelerden büyük bir Yahudi mülteci- 42 Erdal Frayman, Moşe Grosman ve Robert Schild, sığınmacı akınına sebep olmuştur. Sığınamayanlar ise Yüksekkaldırım’da Yüzyıllık Bir sistematik bir soykırımla karşı karşıya kalmış ve yaklaşık Sinagog: Aşkenazlar, Galata Kültür Derneği, İstanbul, olarak altı milyon Yahudi öldürülmüştür. Uluslararası or- Aşkenaz 2000, s. 12. tam, Türkiye’yi de doğrudan etkilemiştir. İkinci Dünya Sa- 43 Kirişçi, agm, s. 10-11. vaşı süreci Yahudilerin göçü açısından Türkiye’ye temelde iki yönde etkide bulunmuştur. Birincisi, Avrupa’dan kaçmaya çalışan ve güvenlik arayışında olan Yahudi sığınmacıların bir kısmı doğal olarak Avrupa ile sınırları olan ve tarafsızlık siyaseti güden Türkiye’ye yönelmiştir. Buna karşılık Türkiye 1933-1945 arası dönemde ancak 800 Alman Yahudi mültecisini kabul etmiştir. 36 Zaten Türkiye savaş koşullarında bile geçmişten gelen göç siyasetini değiştirmemiş, Kafkasya ve Balkanlar’daki Müslümanların ülkeye gelişine öncelik vermiştir. 37 Bu sebepten dolayı savaş döneminde sığınmacı kabulü sınırlı kalmıştır. Türkiye’nin Fransa elçiliğinde görev yapan diplomatlar, yaklaşık 3.000 eski Türk vatandaşı Yahudiyi gerek sahte belgelerle gerekse diplomatik yollarla toplama kamplarına gönderilmekten kurtarmıştır. 38 İzin verilen sığınmacıların bir kısmı aile birleşmeleri nedeniyle kabul edilmiş, daha büyük bir kısmını ise İstanbul Üniversitesi’nin değişim programında yer alan ve üniversitenin reformuna katkıda bulunan akademisyenler oluşturmuştur. 39 İkincisi, savaş koşulları Türkiye’yi Filistin yolu üzerinde sıklıkla kullanılan transit ülke haline getirmiştir. Fakat Türkiye, Yahudilerin yerleşmesinden çekinmiş ve bu göçmenlere sığınmacı statüsü vermemiştir.40 Aslında ülkenin Yahudiler için güvenli transit bölge olma özelliği 1920’lere kadar gitmektedir. Örneğin Sovyet Devrimi’nden sonra Filistin’e gitmek isteyen bir grup Rus Yahudi, İstanbul’u geçiş alanı olarak kullanmıştır.41 1948’de İsrail’in kuruluşunun hemen arkasından da Ortadoğu’dan İsrail’e Yahudi göçmen akını olmuş, Arap ülkeleri ya göçü engellemeye çalışmış ya da kendi Yahudi azınlıklarını ülkeden ihraç etmiştir. Türkiye bu göçmenler için gayri resmi de olsa güvenli geçiş bölgesi işlevi görmüştür.42 En yakın örnek olarak, İran’da 1979 yılındaki rejim değişikliğinin ardından Humeyni yönetiminden kaçan Yahudilerin İsrail’e giderken geçici olarak ülkede kalmalarına izin verilmiştir.43 Türkiye’nin transit göç karşısında tavrını belirleyen iki kanun bulunmaktadır. 1938 yılında çıkartılan Pasaport Kanunu, Türkiye’yi geçiş ülkesi olarak kullanmak isteyen göçmenlerin gideceği ülkeden vize alması ve yolculuk 1950’LER İSTANBUL’UNDA GAYRİMÜSLİM AZINLIKL AR VE NÜFUS HAREKETLERİ: TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ
103
,
için gerekli para ve bileti bulundurması koşulunu belirtmektedir. Yine aynı yıl çıkartılan Yabancıların Yerleşimi ve Seyahati Üzerine Kanun’da ise Türk vatandaşı olmayanların ülkeden çıkartılmasının Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşebileceği ve İçişleri Bakanlığı’nın yabancıların çıkartılmasından sorumlu olduğu ifade edilmiştir.44 İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye, Yahudi sığınmacılar karşısında ikili bir siyaset izlemiş, bir yandan göçmenlerden talep ettiği vize ve yolculuk biletiyle Filistin’e kaçak göçün engellenmesi konusunda İngiltere ile işbirliği yaparken, diğer yandan ise gerekli belgelerin kontrolü sırasında tavizler vermiş, Türk Yahudilerin dindaşlarına yardım etmesine ve Filistin’e göçü örgütleyen uluslararası Yahudi kuruluşlarının İstanbul’da faaliyet göstermesine izin vermiştir.45 Sonuç itibariyle 1934-1944 yılları arasında yaklaşık 37.000 Avrupa Yahudisi Türkiye’yi geçiş ülkesi olarak kullanarak Filistin’e ulaşabilmiştir.46 Yükselen antisemitizm, Nazizm ve İkinci Dünya Savaşı koşulları Türk Yahudilerini de etkilemiştir. Nazizm Türkiye’de de aşırı milliyetçiler arasında taraftar bulmuş, antisemitizmin 1930’lu ve 40’lı yıllarda yükselmesine neden olmuştur. Bu sebeple, içerideki homojenleşme ve uluslaşma çabalarına ek olarak dışarıda nükseden Nazi rüzgârları, Türk Yahudilerinin 1923-1948 arası dönemde Filistin’e göçünde etkili olmuştur. 1923-1948 yılları arasında yaklaşık olarak 7.308 Türk Yahudisi Türkiye’den Filistin’e göç etmiştir.47 1920’lerde göç sayısal olarak düşük bir seyir izlemiştir. Yerli basındaki azınlık karşıtı söylem göçün tetikleyici etmenlerindendir.48 Bununla birlikte, Yahudilerin devlet dairelerindeki görevlerine son verilmesi de etmen olmuştur.49 Göçte fark edilir artış, 1934 Trakya olayları ertesinde yaşanmıştır. Trakya bölgesinde Edirne, Kırklareli, Çanakkale gibi Yahudilerin nüfus bakımından tarihsel olarak yoğunlaştığı illerdeki Yahudi mahalleleri ve dükkânları antisemit propagandanın etkisiyle sivil şiddete maruz kalmış ve akabinde 1934 ve 1935 yıllarında tahmini rakamlarla 1.966 kişi Filistin’e göç etmiştir. 50 İstanbul’da Yahudi Ajansı ve Anoar gibi örgütler Trakya olayları sonrası gelişen göçe yardımcı olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’den Filistin’e Türk Yahudilerinin göçünün temel sebepleri, Nazilerin Türkiye’yi de işgal edeceği korkusu, Filistin’de Yahudi devletinin kurulmasına yönelik siyonist idealler ve Türkleştirme siyasetine duyulan tepkidir. 51 1946 yılında İstanbul’da yaşayan Yahudilerin %1’inin siyonist olduğu iddia edilmektedir. 52 1942 yılındaki azınlık karşıtı siyasaya dönüşen varlık vergisi uygulaması da göçü tetiklemiştir. 1943-1944 yıllarında yaklaşık 4.000 Yahudi Türkiye’den Filistin’e göç etmiştir. 53 Fakat yine de Türk Yahudilerinin Filistin’e göçleri Avrupa’daki dindaşlarınınki gibi akınlar halinde gelişmemiş, görece küçük rakamlarda kalmıştır. Ayrıca bu dönemdeki göç, genellikle yasal bir zeminde gerçekleşmemiş ve sistemli bir seyir sergilememiştir. Zaten Filistin’e vizeyi İngiltere vermektedir ve vize önceliği de soykırımdan kaçan Orta ve Doğu Avrupalı Yahudilere tahsis edilmiştir. Türkiye’den ancak ufak bir grup sınırlı vize olanaklarından faydalanabilmiş, geri kalanlar ise genel olarak kaçak yollara başvurmuştur. Sahte evrak düzenlemek veya aile vizesinden yararlanabilmek için uydurma evlilikler 44 Bali, age, s. 333. 45 Dalia Ofer, Escaping the Holocaust: Illegal Immigration to the Land of Israel 1939-1944, Oxford University Pres, New York, Oxford, 1990, s. 162-163; Shaw, agm, s. 6, 17. 46 Benbasse ve Rodrigue, age, s. 292. 47 Weiker, age, s. 19. 48 Bali, age; Levi, age. 49 Nahum, age, s. 239. 50 Bali, agm, s. 43. 51 Bali, age, s. 405-406. 52 Benbasse ve Rodrigue, age, s. 292. 53 Age, s. 383.
104
ESKİ İSTANBULLUL AR, YENİ İSTANBULLUAR
yapmak yoluyla Filistin’e göç gerçekleşebilmiştir. 54 İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle Türk Yahudilerinin göçü yok denilecek kadar azalmış, 1946-1948 yılları arasında sadece 121 Yahudi Filistin’e göç etmiştir. 55 Aşağıda tartışılacağı gibi, İsrail devletinin 1948’de ilan edilmesiyle birlikte on binlerce Türk Yahudisi İsrail’e göç etmiş, geçmişten beri süregelen Yahudi göçü sistematik ve kitlesel bir görünüm kazanmıştır. TÜRKİYE’DEN İSRAİL’E GÖÇ: 1948-1951 YILLARINDAKİ BÜYÜK DALGA GÖÇÜ
54 Bali, age, s. 408. 55 Benbasse ve Rodrigue, age, s. 392. 56 Weiker, age, s. 23. 57 Benbasse ve Rodrigue, age, s. 386; State of Israel Central Bureau Of Statistics, Statistical Abstract of Israel 2002, 2003, no. 53. 58 Weiker, age, s. 21. 59 Levi, age, s. 157. 60 Weiker, age, s. 21, 22. 61 İlhan Tekeli, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Günümüze Nüfusun Zorunlu Yer Değiştirmesi ve İskân Sorunu”, Toplum ve Bilim, sayı 50, İletişim Yayınları, İstanbul, 1990, s. 63. 62 Levi, age, s. 158.
Türk Yahudileri İsrail’in kuruluşunu heyecanla karşılamıştır. Tek Parti döneminin sona ermesi ve hak ve özgürlüklerin alanını genişletmeyi amaçlayan Demokrat Parti’nin güçlü bir muhalefet partisi olarak mecliste yer alması Yahudilerin durumunu rahatlatmıştır. Dolayısıyla, İsrail’e kitlesel göç, Türkiye’deki tetikleyici etkenlerden ziyade, İsrail’in çekim etkisiyle ilgilidir. 56 Türk Yahudilerinin İsrail’e yönelmesi diğer ülkelerden, özellikle Arap ülkelerinden Yahudilerin göçünün aksine zorunlu olmamış ve toplu nüfus mübadeleleri biçimini almamıştır. İsrail’e göç eden birinci nesil Türkiye kökenli Yahudi göçmenler istedikleri zaman geri dönebilmiş ve hem Türkiye’ye duydukları gönül bağını hem de orada bulunan akrabalarıyla ilişkilerini koruyabilmiştir. Türkiye’den İsrail’e göç İsrail devletinin ilan edilmesinin ardından kitle göçü özelliği gösterdiği için, 1948’de başlayan ve kitleler halinde gidişin tamamlandığı 1951 yılı arasındaki hareket “büyük dalga” olarak adlandırılabilir. Bu tarihten itibaren göç daha az rakamlarla ve yıllara göre farklılaşan seyirlerle gerçekleşmiştir. 1948-1951 yılları arasında gerçekleşen büyük dalga göçünde toplam 34.547 Yahudi Türkiye’den İsrail’e göç etmiştir, ki bu rakam o yıllardaki Türk Yahudi cemaatinin yaklaşık olarak %40’ını oluşturmaktadır. 57 İsrail’in ilan edildiği 14 Mayıs 1948’den yine aynı yılın Kasım ayına kadar göç edenlerin sayısı ise 4.362’dir.58 Türkiye, İsrail’i resmi olarak hemen tanımamış ve Arap devletlerinden gelen baskılar neticesinde kasım ayında bu ülkeye göçü durdurmuştur. Buna rağmen, göç yasal olmayan yollarla da olsa devam etmiştir. Türkiye’deki zorunlu askerlik görevini yerine getirmeyen erkeklere pasaport verilmediği için, özellikle genç erkekler kaçak yollardan İsrail’e gitmiştir. 59 Türkiye’nin İsrail’i 1949 yılının başında tanımasının ve mart ayında göçle ilgili sınırlamaları kaldırmasının akabinde 26.000 civarında Yahudi bu ülkeye gitmiştir. Göç 1950 yılında 2.491 kişiyle devam etmiş ve 1951 yılında 1.388 kişiyle doygunluğa ulaşmıştır.60 Bu büyük dalganın 1951’de tamamlanmasından sonra da Yahudilerin Türkiye’den İsrail’e göçü sayısal olarak azalsa da günümüze kadar süregelmiştir. 1948-1951 tarihli büyük dalga sırasında göç edenler genellikle alt sınıf Yahudilerdir.61 Esnaf ve zanaatkârlığın yanı sıra vasıfsız işlerde yoğunlaşan bu kitlenin gidişinin en temel tetikleyicisi ekonomiktir. Daha iyi hayat koşulları elde etmek ve refah seviyesini yükseltmek isteyen bu gelir ve eğitim düzeyi düşük göçmenler arasında, varlık vergisi sırasında servetini sıfırlayan ve üst sınıflardan alt sınıflara düşüş yaşayan kesimler de bulunmaktadır.62 Ekonomik sebeplerin yanı sıra dini inanışlar da göçte etkili olmuştur. Türk Yahudi cemaatinin büyük bir 1950’LER İSTANBUL’UNDA GAYRİMÜSLİM AZINLIKL AR VE NÜFUS HAREKETLERİ: TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ
105
kısmını oluşturan sosyoekonomik seviyesi düşük alt sınıf kesim zaten Yahudi kimliğine daha fazla sahip çıkan geleneksel kesimdir. Özellikle alt sınıf Yahudilerde İsrail’in kutsal toprak sayılması ve bu topraklarda defnedilmeye dini inanış gereği anlam biçilmesi İsrail’e göçte, özellikle yaşlıların göçünde, etkili olmuştur.63 Bu alt sınıf Yahudiler büyük dalganın en büyük kesimini oluşturmaktadır. Bu göçmenlerin çoğu, göçten önce İbranice bilmemektedir ve kendilerini İsrail’de hangi koşulların beklediğinden büyük oranda habersizdirler. 1948-1951 dalgasında göç eden kitle arasında gençler de bulunmaktadır. Bu grup alt gruplara ayrılmaktadır. Bu gruplardan biri üst ve üst-orta sınıfa mensup, lise ve/veya üniversite mezunu gençlerden oluşmaktadır. Yahudi kimliğine bağlı bu gençler ideolojik olarak siyonizmden etkilenmiştir.64 Daha önce belirtildiği gibi, Türkiye Yahudilerinin kitleler halinde rağbet ettiği bir ideoloji olmamasına rağmen, 1930’ların siyasi ortamı siyonizmin gençler arasında taraftar bulmasına yol açmıştır. Türkiye, siyonizmi tehdit veya güvenlik unsuru olarak görmemiştir.65 Zaten bu konuda mevcut oluşumlar hem sayıca az, hem de örgütsel açıdan zayıftır.66 Zamanın önde gelen siyonist dernekleri Ne’emanei Tsion, Betar, Hahalutz ve Irgun Tsinoi Be Kusta’dır. Bu örgütler göç sınırlaması kalkmadan önce İsrail’e kaçak yollardan göçe yardım etmiş ve siyonizmin gençler arasında yaygınlaşması faaliyetlerinde yer almıştır. Bu siyonist gençlerin yanı sıra, üniversite mezunu olup Türkiye’de devlet dairelerinde görev almak isteyen fakat gayrimüslim olmasından dolayı önünün kapalı olduğunu düşünen gençler de İsrail’e göç etmiş ve bu ülkedeki devlet dairelerinde görev yapmıştır. Yahudi gençler arasındaki başka bir alt grup, genç kadınlardır. Türkiye Yahudi cemaatinde sıklıkla uygulanan gelinin damadın ailesine düğün öncesi ayni veya nakdi yardımda bulunması âdetine dayalı drahomayı ödeyemeyecek durumdaki genç kadınlar, drahomasız evlenebilmek amacıyla İsrail’e göç etmiştir. Genç erkekler arasında da askerlik mecburiyeti önemli bir sebep olmuş ve bu zorunluluğu yerine getirmek istemeyen bir grup, İsrail’e ancak kaçak yollardan göç etmiştir.67 Büyük dalgadaki göçmenler İsrail’e vardıklarında genellikle kibutz ve moşav olarak adlandırılan kolektif tarım çiftliklerine, küçük köylere ve göçmen kamplarına yerleştirilmiştir. Türkiye’den göç edenlerden bazıları kendi kibutz ve moşav’larını kurmuşsa da bunlar diğer ülkelerden gelen göçmenlerin kurduklarından azdır.68 Türkiye’den gidenlerin kurduğu en belli başlı kibutz Hagoshrim’dir. Hagoshrim, İbranice “köprü” anlamındadır ve Türkiye ile İsrail arasında kurulan köprüyü sembolize etmektedir. Büyük dalgada göç eden Türk Yahudilerinin çok azı ilk gittikleri kibutz ve moşav’larda kalmış, olanakların zamanla genişlemesiyle birlikte Filistinlilerin boşalttığı köylere veya küçük şehirlere taşınmıştır. Bir kısmı daha sonraki yıllarda genellikle Türkiye’den gelenlerin yerleştiği Bat-Yam’a geçmiştir. Bat-Yam çoğunlukla Türkiye kökenli Yahudilerin yaşadığı Tel-Aviv merkezine yakın, İzmir’e benzeyen bir bölgedir. 1990’lardan sonra buraya, Rusya’dan ve diğer Doğu Bloku ülkelerinden gelen Yahudiler yerleşmeye başlamıştır. Türk Yahudilerinin Türkiye’deyken hiçbir zaman ilgilenmediği, fakat İsrail’e göç ettikten sonra uğraş edindiği iki temel iş alanı bulunmaktadır. Bunlardan bi-
63 Rıfat N. Bali, Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri: Aliya- Bir Toplu Göçün Öyküsü 1946-1949, İletişim Yayınları, İstanbul, 2003, s. 266. 64 Weiker, age, s. 17, 30. 65 Bali, age, s. 352. 66 Benbasse ve Rodrigue, age, s. 292. 67 Bali, age, s. 190, 266. 68 Weiker, age s. 20, 21.
106
ESKİ İSTANBULLUL AR, YENİ İSTANBULLUAR
rincisi tarımdır. Tarihsel olarak Türk Yahudileri gerek 69 Age, s. 81. 70 Bali, age, s. 148. Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet Türkiye’sinde 71 Bali, age, s. 368; Weiker, age, s. 15 kent kökenli bir görünüm sergilemiştir. Buna paralel 72 Bali, age, s. 369. olarak, köy kökenli Türk Yahudilerinden veya geçimini 73 Benbasse ve Rodrigue, age, s. 297. 74 Bali, age, s. 355. çiftçilikten elde edenlerden söz etmek mümkün değildir. Türkiye’de daha ziyade ticaret ve zanaatkârlıkla ilgilenmiş olan Yahudiler, İsrail’e göç ettikten sonra tarımda yer almaya başlamıştır. İkinci yeni alan ise askeriyedir. Osmanlı’nın son dönemlerine kadar Yahudiler özel bir vergi karşılığı askerlikten muaf tutulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise zorunlu askerlik kapsamına alınmalarına rağmen profesyonel askeri kadrolarda ve rütbelerde yok denecek kadar az yer almışlardır. İsrail’e göçten sonra İsrail ordusu Türk kökenli göçmenler için bir istihdam kaynağı olmuştur. Türk kökenli Yahudiler İsrail savunma kuvvetlerinde askeri kariyer geliştirebilmiştir.69 Türkiye’den İsrail’e 1948-1951 yılları arasındaki kitlesel göç sadece göçmenlerin kendisini değil, Türkiye’de kalan Yahudileri ve dolayısıyla cemaatin arz ettiği genel görünümü de etkilemiştir.70 Türkiye Yahudi cemaati liderlerinin büyük dalgada değil de daha sonraki yıllarda göç etmesi nedeniyle önceleri cemaat yönetiminde lider değişimleri yaşanmamış, değişim daha çok cemaatin kendisinde meydana gelmiş ve başta sınıf yapısında ortaya çıkmıştır. Büyük dalgada genellikle alt sınıfların gitmesi ve orta ve üst sınıfların Türkiye’de kalması sonucunda azalan cemaat, sınıfsal açıdan daha homojen bir görünüm arz etmiş ve eskiye nazaran daha üst bir sosyoekonomik statü sergilemiştir. Büyük göç neticesinde cemaatte gözlemlenen bir başka değişiklik ise birçok şehirdeki Yahudi mahallelerinin yok olmaya yüz tutmasıdır. Bir gece içerisinde mahalleler göç etmiş, kalmayı tercih edenlerse İstanbul ve İzmir gibi büyük kentlere yönelmiştir. 1950’li yıllarda hız kazanan kentleşme de bu iç göçe ayrı bir dinamik sağlamıştır. İstanbul ve İzmir gibi, Yahudilerin eskiden beri yaşadığı kentlerde de iç hareketlilik yaşanmıştır. İstanbul Yahudileri yoğun olarak yaşadıkları Balat, Kuledibi, Galata, Hasköy, Ortaköy gibi semtlerden 1950’li ve 1960lı yıllarda Şişli, Osmanbey, Kurtuluş ve Nişantaşı gibi yeni gelişen semtlere taşınmıştır.71 Benzer bir iç göç İzmir’de yaşanmış ve İkiçeşmelik, Karataş ve Göztepe gibi semtlerde yaşayanlar İsrail’e göç dalgasının ardından Alsancak, Basmane, Çankaya ve Karşıyaka gibi zaten belli bir Yahudi nüfusu barındıran semtlere yönelmiştir. Semtler arası hareketlilik yeni yaşam tarzlarını da beraberinde getirmiştir. Geleneksel Yahudi mahallelerindeki kapalı cemaat yaşamı, yerini toplumla daha sık ve yoğun sosyal ilişki ağına olanak sağlayan bir yaşam tarzına bırakmıştır. Bununla birlikte geniş topluma uyumun hızlanması üst bir Türk kimliğinin Yahudi kimliğini zamanla ötelemesine de yol açmıştır. Cemaat vakıflarının önemi, hem topluluk içi dayanışmanın yıllar itibariyle eksilmesi, hem de bu vakıfların yardımına ihtiyaç duyan fakir kesimlerin İsrail’e göç etmesiyle azalmıştır. Daha geleneksel ve dindar olan alt kesimlerin İsrail’e göç etmesi sonucunda Türkiye’de modernleşme ve uluslaşma sürecine daha açık bir topluluk kalmıştır. Dolayısıyla geriye kalan bu topluluk ülkedeki homojenleşme ve laikleşme sürecine daha hızlı eklemlenebilmiştir.72 Siyonizm, göçten sonra özellikle üst sınıflar için önemini yitirmiştir.73 Siyonizmin devlet ile cemaat arası ilişkileri zedeleyebileceği endişesinde olan cemaat liderleri, İsrail lehine herhangi bir desteğin alenen sunulmasının önüne geçmeye çalışmıştır.74 1950’LER İSTANBUL’UNDA GAYRİMÜSLİM AZINLIKL AR VE NÜFUS HAREKETLERİ: TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ
107
SON GÖÇLER VE GENEL DEĞERLENDİRME 1948-1951 arası göç eden 34.547 kişiye ek olarak 1951’den 2001’e kadar yaklaşık 27.473 Yahudi, Türkiye’den İsrail’e göç etmiş ve İsrail’in kuruluşundan günümüze kadar toplam göçmen sayısını 62.020’e çıkarmıştır. Büyük dalgadan sonra gelişen göç sayısal olarak daha azdır, fakat belli dönemsel artışlardan söz etmek mümkündür. 1952-1960’ta 6.871, 1961-1964’te 4.793, 1965-1971’de 9.280, 1972-1979’da 3.118, 1980-1989’da 2.088, 1990-2000’de 1.215 ve 2001’de 108 göçmen İsrail’e yerleşmiştir.75 Göç rakamlarında gözlemlenen dönemsel artışlar Türkiye’deki politik ve ekonomik krizlerle ilgilidir.76 Örneğin 6-7 Eylül olaylarını takiben, 1955’te 339 olan göçmen sayısı 1956’da 1.710’a ve 1957’de 1.911’e yükselmiştir. Benzer bir şekilde 1960 askeri darbesinden sonra, 1960’ta 387 olan sayı 1961’de 1,829’a, 1961’de 968’e çıkmıştır.77 1964 Kıbrıs olayları 1964 ve 1965 yıllarındaki göçmen sayısını yılda 1.000’in üzerine çıkarmıştır. 1969-1972 yıllarında ise yıllık göçmen sayısı 2.000’in üzerindedir ve bu da Türkiye’nin o dönemlerde yaşadığı ekonomik darboğaz ve 1971 askeri darbesiyle alakalıdır. İsrail’in 1967’deki Altı Gün Savaşı’nı Arap devletleri karşısında çok kısa bir sürede kazanması tüm dünya Yahudileri arasında gurur vesilesi olmuştur. Bu paylaşılan gurur kadar, savaş ertesinde İsrail ekonomisinin zengin bir devinim kazanması ve kalkınması da hem Türkiye’den hem tüm dünyadan Yahudileri İsrail’e çekmiştir. 1970’li yıllarda artarak devam eden sağ-sol çatışması ve artan güvensizlik ortamı da 1979-1980 yıllarındaki yıllık göçmen sayısının 1.000’in üzerine çıkmasına sebep olmuştur.78 1951 yılından sonra göç edenler, 1948-1951 büyük dalgasında gidenlerden farklı bir göçmen görüntüsü sergilemektedir. Daha önce değinildiği gibi, büyük dalganın ardından Türkiye’de kalan Yahudi cemaati sınıfsal ve kültürel açıdan daha homojen bir yapı arz etmiştir. Bunun doğal bir sonucu olarak, daha sonraki yıllarda göç edenler genellikle orta ve üst orta sınıfa mensuptur. Türk üst kimliğine daha fazla sahip çıkan, Türkçe’yi ana dil olarak benimsemiş ve geniş Türk toplumuyla daha bütünleşmiş bir grup söz konusudur. Meslek dağılımı açısından ise, genellikle ticarette yoğunlaşmış olan bu yeni göçmenler arasında serbest meslek sahipleri ve beyaz yakalı profesyoneller de bulunmaktadır. 1970’lerde Türkiye ekonomisinin daralmasıyla birlikte iş olanakları da daralmıştır. Yahudi erkekleri geleneksel olarak babasının veya kayınpederinin işini ve işyerini devam ettirmiştir. Ancak modern ticari ve finanssal mekanizmaların dış ve iç ticarette etkisini artırması ve uygulanan ithal ikameci ekonomik model çerçevesinde döviz işlemlerinin sıkı kontrol altına alınmasıyla şekillenen iş ortamında babadan devralınan işler gelecek vaat etmemeye başlamıştır. Buna mukabil 1970’li yıllarda İsrail ekonomisi ise büyüme ivmesi göstermekte ve görece daha geniş iş olanakları sağlamaktadır. Bu fırsatları değerlendirmek isteyen Türk Yahudileri 1960’ların sonlarından itibaren İsrail’e göç etmiştir. 1960’ların sonlarında göç eden gençlerin bir kısmının gerekçesi daha iyi bir üniversite öğrenimi görebilmektir. Yatılı okullarda ücretsiz barınma ve daha kaliteli eğitim olanaklarından faydalanmak amacıyla İsrail’e orta ve lise eğitimi için gidenler de bulunmaktadır. İsrail’de eğitimin daha iyi olması, Türkiye’de benzer seviyelerdeki eğitim kurumlarının politikleşmesiyle de alakalıdır. Nitekim ideolojik 75 State of Israel Central Bureau of Statistics, age. 76 Franz, age, s. 333. 77 Weiker, age, s. 22. 78 Age, s. 22.
108
ESKİ İSTANBULLUL AR, YENİ İSTANBULLUAR
farklılıklar kamplaşmalara dönüşmüş ve sağ-sol çatışma- 79 Şule Toktaş, “Turkey’s Jews and their immigration to Israel”, ları okullarda şiddet eylemlerine dönüşmüştür. Bu sebeple Middle Eastern Studies, c. 42, o yıllarda İsrail’de eğitim daha güvenli bulunmuştur. Sivil sayı 3, 2006, s. 505-519. şiddetin giderek sokakları ve günlük hayatı tehdit etmeye 80 Weiker, age, s. 43. başlaması Türk Yahudilerini endişelendirmiş ve artan güvensizlik ortamı göçte etmen olmuştur. 1970’lerde sendikal hareketin ideolojik olarak kamplaşması ve terör olaylarının sermaye gruplarını da hedef alması, üst sınıf Türk Yahudilerinin 1979-1980 yıllarında göç etmelerindeki etkenlerdendir. Büyük dalga aile bölünmelerine yol açmış olduğundan, daha sonraki yıllarda göç edenler arasında aile birleşmesi amacını güdenler azımsanmayacak miktardadır.79 Önceki göçmenler yeni gelen arkadaşlarına veya akrabalarına iş ve ev bulma konusunda yardım etmiştir. Bat-Yam 1970’lerden itibaren Türk mahallesi görünümü kazanmıştır. Burada yaşayan Türk Yahudileri genellikle alt-orta ve orta sınıftandır. 1970’lerin sonlarına doğru göç eden daha üst sınıf grup ise Ramat Aviv veya Herzeliya gibi günümüzde de zengin bir nüfusu barındıran semtleri tercih etmiştir. 80 Her ne kadar İsrail’e 1951 sonrasında gelenler bilgi açısından daha donanımlıysa da dille ilgili hazırlıkta bulunmamış ve İbranice’yi devlet dil kurslarında öğrenmiştir. 1948-1951 yıllarında İsrail’e göç edenler İbranice’yi göçmen kamplarında öğrenmiştir. Ülkenin yıllar itibariyle göçe daha hazırlıklı hale gelmesi ve altyapı olanaklarını genişletmesi neticesinde ulpanim (göçmen dil kursu) olarak adlandırılan, yetişkinlere yönelik İbranice dil kursu sistemi oluşturulmuş, 1960’ların ortalarından itibaren göç edenler bu olanaktan yararlanabilmiştir. Kurs sürecinde göçmenlerin geçiminin devlet tarafından sağlanması ayrı bir avantaj oluşturmuştur. İbranice eğitim ve öğretiminde bu değişiklikler yaşanırken Türkçe için de değişiklikler söz konusu olmuştur. Büyük dalgada gelenlerin çoğu Türkiye’de cemaat arasında kullandıkları Ladino’yu İsrail’de de yine kendi aralarında devam ettirmiştir. Türkiye’deki egemen üst kültüre daha sıkı eklemlenmiş sonraki yıllardaki göçmenler ise İsrail’de kendi aralarında Türkçe konuşmayı tercih etmiştir. Büyük dalga göçmenleri ancak 1970’lerde gelen Türk Yahudi göçmen gruplarıyla Türkçe konuşmaya başlamıştır. 1990’larla birlikte Türk televizyonlarının İsrail’de izlenebilir hale gelmesi, göç ettiği zamanın Türkçe’sini muhafaza eden göçmenler için sözcük dağarcığını geliştirme olanağı yaratmıştır.
1950’LER İSTANBUL’UNDA GAYRİMÜSLİM AZINLIKL AR VE NÜFUS HAREKETLERİ: TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ
109
KAYNAKÇA Aktar, Ayhan, Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000. Alexandris, Alexis, The Greek Minority of Istanbul and Greek-Turkish Relations: 19181974, Center for Asia Minor Studies, Atina, 1992. Bali, Rıfat N., Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri: Aliya- Bir Toplu Göçün Öyküsü 1946-1949, İletişim Yayınları, İstanbul, 2003. __________, Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri: Bir Türkleştirme Serüveni, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000. _____________, “Yeni Bilgiler ve 1934 Trakya Olayları II”, Tarih ve Toplum, sayı 187, İletişim Yayınları, İstanbul, 1999, s. 42-48. ____________, “Resmi İdeoloji ve Gayri Müslim Yurttaşlar”, Birikim, c. 105-106, İletişim Yayınları, İstanbul, 1998, s. 170-176. ____________, “Yirmi Kur’a İhtiyatlar Olayı”, Tarih ve Toplum, c. 179, İletişim Yayınları, İstanbul, Kasım 1998, s. 4-18. Benbassa, Esther ve Aron Rodrigue, Türkiye ve Balkan Yahudileri Tarihi: 14.-20. Yüzyıllar (çev. A. Atasoy), İletişim Yayınları, İstanbul, 2001. Çağatay, Soner, “Kemalist Dönemde Göç ve İskan Politikaları: Türk Kimliği Üzerine Bir Çalışma”, Toplum ve Bilim, sayı 93, İletişim Yayınları, İstanbul, 2002, s. 218-241. Dündar, Fuat, Türkiye Nüfus Sayımlarında Azınlıklar, Çiviyazıları Yayınları, İstanbul, 2000. Frayman, Erdal, Moşe Grosman ve Robert Schild, Yüksekkaldırım’da Yüzyıllık Bir Sinagog: Aşkenazlar, Galata Aşkenaz Kültür Derneği, İstanbul, 2000. Franz, Erhard, Population Policy in Turkey: Family Planning and Migration Between 1960 and 1992, Deutsches Orient-Institut, Hamburg, 1994. Galanti, Avram, Vatandaş: Türkçe Konuş! Yahud Türkçe’nin Ta’mimi Meselesi: Tarihi, İçtimai, Siyasi Tedkik, Kebikeç Yayınları, İstanbul, 2000. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Genel Müdürlüğü, 21 Ekim 1945 Genel Nüfus Sayımı, Devlet İstatistik Genel Müdürlüğü, Ankara, 1950. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Genel Müdürlüğü, Genel Nüfus Sayımı: 20 İlkteşrin 1935, Mehmet İhsan Basımevi, Ankara, 1937. T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Genel Müdürlüğü, 28 Teşrinievvel 1927 Umumi Nüfus Tahriri, Başvekalet Matbaası, Ankara, 1929. Geray, Cevat, “Türkiye’de Göçmen Hareketleri ve Göçmenlerin Yerleştirilmesi”, Amme İdaresi Dergisi, c. 3, sayı 4, 1970, s. 8-36. Gökay, Bülent, “Belgelerle Struma Faciası (25 Şubat 1942)”, Tarih ve Toplum, sayı 116, İletişim Yayınları, İstanbul, 1993, s. 42-45. Gülsoy, Ufuk, Osmanlı Gayrimüslimlerinin Askerlik Serüveni, Simurg Yayınları, İstanbul, 2000.
110
ESKİ İSTANBULLUL AR, YENİ İSTANBULLUAR
İçduygu, Ahmet, “The Globalization of Mobility and the Politics of International Migratory Regimes: The Transit Migration in Turkey”, International Social Science Journal, sayı 165, 2000, s. 357-367. İçduygu, Ahmet, Şule Toktaş ve Ali Bayram Soner, “The politics of population in a nation building process: Emigration of non-Muslims from Turkey”, Ethnic and Racial Studies, c. 31, sayı 2, 2008, s. 358-389. Karabatak, Haluk, “Türkiye Azınlık Tarihine Bir Katkı: 1934 Trakya Olayları ve Yahudiler”, Tarih ve Toplum, c. 146, İletişim Yayınları, İstanbul, 1996, s. 68-80. Karimova, Nigar ve Edward Deverell, Minorities in Turkey, The Swedish Institute of International Affairs, Stockholm, 2001. Kili, Suna, Türk Anayasaları, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1982. Kirişçi, Kemal, Justice and Home Affairs Issues in Turkish-EU Relations: Assessing Turkish Asylum and Immigration Policy and Practice, Tesev Yayınları, İstanbul, 2002. ___________, “Disaggregating Turkish Citizenship and Immigration Practices,” Middle Eastern Studies, c. 36, sayı 3, 2000, s. 1-22. Kirişçi, Kemal ve Gareth M. Winrow, The Kurdish Question and Turkey: An Example of a Trans-Elite Ethnic Conflict, Frank Cass, Londra ve Portland, 1997. Levi, Avner, Türkiye Cumhuriyet’inde Yahudiler: Hukuki ve Siyasi Durumları, İletişim Yayınları, İstanbul, 1998. Nahum, Henri, İzmir Yahudileri: 19.-20. Yüzyıl (çev. E. Seval Vali), İletişim Yayınları, İstanbul, 2000. Ofer, Dalia, Escaping the Holocaust: Illegal Immigration to the Land of Israel 19391944, Oxford University Press, New York, Oxford, 1990. Oran, Baskın, Türkiye’de Azınlıklar: Kavramlar, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat ve Uygulama, Tesev Yayınları, İstanbul, 2004. Öke, Mim Kemal, “The Ottoman Empire, Zionism and the Questine of Palestine 18801908”, International Journal of Middle East Studies, c. 14, sayı 3, 1982, s. 329-341. Ökte, Faik, The Tragedy of the Turkish Capital Tax, Croom Helm, Londra ve New Hampshire, 1987. Psomiades, Harry J, The Eastern Question: The Last Phase, Institute for Balkan Studies, 1968. Selek, Sabahattin, Anadolu İhtilali, Kastaş Yayınları, İstanbul, 1987. State of Israel Central Bureau of Statistics, Statistical Abstract of Israel 2002, no. 53, 2003. http://www.cbs.gov.il Shaw, Stanford J., Turkey and the Holocaust, İnönü Vakfı, İstanbul, 1992. Tekeli, İlhan, “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Günümüze Nüfusun Zorunlu Yer Değiştirmesi ve İskân Sorunu”, Toplum ve Bilim, sayı 50, İletişim Yayınları, İstanbul, 1990, s. 49-71. Toktaş, Şule, Turkey’s Jews and Their Immigration to Israel,” Middle Eastern Studies, c. 42, sayı 3, 2006, s. 505-519. Toktaş, Şule, “Citizenship And Minorities: A Historical Overview Of Turkey’s Jewish
1950’LER İSTANBUL’UNDA GAYRİMÜSLİM AZINLIKL AR VE NÜFUS HAREKETLERİ: TÜRKİYE YAHUDİ CEMAATİ
111
Minority”, The Journal of Historical Sociology, c. 18, sayı 4, 2005, s. 394-429. Toprak, Zafer, “1934 Trakya Olaylarında Hükümetin ve CHP’in Sorumluluğu”, Toplumsal Tarih, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, c. 34, 1996, s. 19-25. Weiker, Walter F., Unseen Israelis: The Jews from Turkey in Israel, The Jerusalem Center for Public Affairs, Center for Jewish Community Studies, Londra, 1998. Yetkin, Çetin, Türkiye Devlet Yaşamında Yahudiler, Gözlem Gazetecilik Basın ve Yayın A.Ş., İstanbul, 1996.
112
ESKİ İSTANBULLUL AR, YENİ İSTANBULLUAR