KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ MUHTEŞEM ÜLKE… Sabah erken uyandım. Bir kahve faslından sonra Tayfun'la yollara düştük. Yine Bakü şehir meydanının bulunduğu ana alana geldik. İran sınır kapısı astara ‘ya buradan arabalar kalkmakta. Arabalar genelde Mercedes ve son model olanlar bile var. 4 kişi biniliyor ve kelle başı alınıyor para. Ortalık ana baba günü. Saat sabahın 10.00'u ama çok kalabalık meydan. Üstümüze hücum edenler, kolumu çekenler, arabasına çağıranlar… Bir silkindim ve biraz mesafe koydum araya, sonrasında bizimle en mantıklı konuşan kişiyle muhabbete girdik ama yanımızda en az 7 kişi falan var bizi dinliyor. Burada yanımda Tayfun'un olması deli güzel oldu. Adam o kadar hızlı Azerice konuşuyor ki anlamakta güçlük çekiyorum. Adam astara sınır kapısına 50 manat istiyor. Yuh dedim yuh, astara buradan 380 km, biz var gücümüzle pazarlık yapmaya başladık. En masum hallerim, en acındırıcı bakışım. Ya ben gezginim param yok, tüm malvarlığım sırt çantam falan diyorum ama adam Nuh diyor peygamber demiyor. Yanımda sadece 30 manat var ve bunun 5 manatını da Astra’dan sonra bozdurmayı düşünüyorum. Yaklaşık 1 saat pazarlık, hayır duası, Müslümanlık falan derken adam 25 manata razı oldu. Bende deli bir sevinç. Yaklaşık 1 saat arabanın dolmasını bekledim. Tayfunla vedalaştıktan sonra arabaya atladık ve astara yollarına düştüm. Saat 12.00..Araba Mercedes, ve gayet hızlı kullanıyor adam. Yol boyunca petrol işletme rafineleri, her yerde Aliyev resimleri var. Yol kaymak gibi otoban ve dümdüz, polis falan da yok. Arabaya binince yavaştan gözlerim kapanmaya başladı. Arabanın durduğunu hissettim ve gürültüden gözlerimi açtığımda mola verdiğimizi gördüm. Sınıra daha 180 km var ve saat 15.00 olmuş bile. İran sınır kapısı saat 18.00'de kapanmakta, içim sıkıldı birden. Şöföre yetişecekmiyiz diye her defasında sorduğumda yetişecez diyor başka bir şey demiyor. Hadi bakalım dedim. Çay molasından sonra düştük yine yollara, yaklaşık 50 km gittikten sonra yol iyice bozulmaya başladı ve tali bir yol görünümüne girdi. Artık tek yolda çift gidiş dönüşe döndük ve hızımız iyice düştü. Ben iyice telaş yapmaya başladım çünkü sınır kapanırsa ilk önce bu adamı vuracağım sonra sınır kapısı free alanda çadır atacağım, başka çarem yok. Neyse ki bizim şöför boş bulduğunda yolu her dakilka hız rekoru kırmakta ve biz kelle koltukta gıkımız çıkmadan devam ediyoruz. Valla gıkım bile çıkmaz önemli olan benim sınır kapısına yetişmem. Böyle bol hızlı, slalomlu, kelle koltukta yolculuktan sonra astara sınır kapısına vardım nihayet. Saat 17.40 ve ben hayatımın en uzun koşusunu yaptım kapıya. Azerbaycan kontrol noktasına geldiğimde yine aynı rezillik bşladı; nerede kaldın-arkadaşımda,-manat ver-manatım yok,-pulun yoksa iran'da napcan-arkadaşım verecek bana para..gibi rüşvet istemeler. Bu arada saat 17.55 ve benim pasaport hala Azeri polisinde. Artık sinirden deliye döndüm, 3 polis kontrolü ve üçüde yan yana neredeyse ve üçünede aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorum, en sonunda başladım pisliğe; ben gazeteciyim, siz ne yapmaya çalışıyorsunuz, ben bugün burada sınır kapısında çadır atacağım, yarın ilk işim sizi bakü konsolosluğuna şikayet etmek olacak, gitmiyorum irana, baküye geri döneceğim diye başladım bağırmaya Adamlar panik oldu birden, birbirlerine bakıyorlar, hayır ne olacaksa olsun ben zaten gemileri yakmışım, 5 dk kalmış kapının kapanmasına, derken polis pasaportumu verdi, tamam dedi, ben adamın suratına bakmadan iran sınır kapısına koştum. Etrafımda ne var ne yok dikkat etmiyorum bile, son anda demir turnikelerden girdim, önümde bir kadın ve erkek var, azeri onlarda, kadın kısa kollu bir tişört ve etek