s032

Page 1



DEVRÝME

rim (iktidarýn ele geçirilmesi) onun dilinde sadece beylik bir sözdür. Marx, 19. yüzyýlýn ortalarýnda ekonomik krizlerle devrimin iliþkisini kuruyor. Lenin 1914’ten sonraki yýllarda (emperyalist savaþýn yarattýðý ortamda) ekonomik krizle devrimin baðýný ortaya koyuyor. Bizim oportünistlerimiz de, kapitalizmin krizinden ve devrimden söz ediyor. Fakat çok önemli bir farkla ki; oportünistler, ekonomik krizlerle devrimlerin iliþkisini kurmuyorlar. Her ikisini birbirinden baðýmsýz ele alýyorlar. Baþka bir ifadeyle, devrimi ekonomik olgulardan baðýmsýz olarak deðerlendiriyorlar. Eðer devrimi nesnel geliþmelerin, ekonomik olgularýn geliþiminin temelinde kavramýþ olsalardý; o zaman devrime güncel yaklaþýrlardý. Devrimci Marksizm sorunu böyle koyar; oportünizm ise Marksizmi bir doktrin haline getiriyor. Dünyada olsun, Türkiye’de olsun, süreðen bir ekonomik kriz yaþanýyor. Kapitalizmin genel krizinin de etkisiyle Türkiye’nin ekonomik krizi daha aðýr yaþanýyor. Bu topraklardaki sonuçlarý da o ölçüde aðýr ve yýkýcý oluyor. Ekonomik krizin kendisi sistemi sarsýyor. Ekonomik kriz, proleter ve proleter olmayan emekçi kitleleri, kapitalist düzene karþý mücadeleye itiyor. Türkiye’de yýllardýr süren, süreklilik kazanan kitle eylemlerinin temelinde kapitalizmin ekonomik yýkýmý, bunun yarattýðý öfke ve hoþnutsuzluk var. Yýllardýr süren iç savaþýn temelinde tartýþmasýz ekonomik ve politik nedenler var. Ekonomik ve politik olgular, emekçi kitleleri eyleme, savaþýma ikna ediyor. Hiçbir propaganda bu kadar etkileyici, ikna edici olmaz. Tüm nesnel göstergeler, tüm öfke devrimi, kaçýnýlmaz bir devrimi gösteriyor. Genel olarak devrimci durum olmadan devrim olmaz. Devrimci durum ise nesnel koþullarýn oluþmasý demektir ve ekonomik, politik geliþmelerin temelinde gerçekleþir. Türkiye ve Kürdistan’da ise devrimci durum uzun süre önce ortaya çýktý. Açýktýr ki, devrimci durum, otomatik olarak devrime yol açmaz. Bir devrim için nesnel koþullarýn yanýnda öznel etkenin de etkin olarak devreye girmesi zorunludur. Fakat biz þu an gerçekleþmesi gereken bir devrimden, kaçýnýlmaz bir devrimden söz ediyoruz. Bu devrimin nesnel koþullar tarafýndan gündeme getirilmesinden söz ediyoruz. Bu temelde ortaya çýkan devrimci durumla, devrimin baðýný tartýþýyoruz. Ortalama sol bu baðý anlayamadý. Ondan önce, devrimci durum nedir, onu hiç anlayamadý. Hep devrimle, devrimci durumu birbirine karýþtýrdý. Bunun nedeni devrime ciddi olarak, somut olarak yaklaþmamasýdýr. Oysa ki Marksizm-Leninizmin zengin kaynaðý bu konuda da yapýlmýþ teorik belirlemelerle doludur. Oportünizm, yaþadýðýmýz topraklarda, devrimci durumdan hiç söz etmediðine göre, devrimi somut olgular temelinde deðil de, genel bir söylem olarak dile getiriyor. Bizde kapitalizme, emperyalizme karþý devrimci mücadele kitlelerin bir anlýk öfkesi biçiminde ortaya çýkmadý; bu mücadele yýllardýr sürüyor; hem de en aðýr þartlara raðmen. Hem devrimci güçlerin mücadelesi hem de kitle mücadelesi militan karakter almýþtýr. Militan örgütlü bir mücadele olmadan ne sosyalizm gerçekleþebilir, ne demokrasi ele geçirilebilir. Yýllardýr yapýlan pratik, devrimin nasýl gerçekleþeceði hakkýnda kesin bir fikir veriyor. Yalnýzca son günlerde, sokaklarda gaz bombalarýnýn altýnda bile direngen, diþe diþ mücadele veren kamu emekçilerinin eylemleri, kitlelerin demokrasi ve sosyalizm mücadelesine nasýl yaklaþtýðý hakkýnda açýk fikir veriyor. Oportünist ve reformist çevreler ise, soyut propagandalarla zaman kaybediyorlar. Devrime yaklaþým artýk pratik bir sorundur. Halk kitlelerinin ekonomik durumunun kötüleþmesi, sistemle olan çeliþkilerinin derinleþmesi, öfkenin büyümesi bir devrim patlamasý biçiminde açýða çýkýyor. Burada devrim, proletaryanýn ciddi ve somut hazýrlýklarýna baðlý olarak baþarýya ulaþacaktýr. C.DAÐLI

SOMUT YAKLAÞIM D

evrim somut olarak ele alýnmalýdýr. Çünkü her devrim, belli somut koþullarýn ürünüdür. Bu koþullar, ekonomik ve politik olgulara dayanýr. Ekonomik ve politik olgular ise, farklý süreçlerin sonucu olarak ortaya çýkar. Zaten somut, çeþitli süreçleri içeriyorsa somuttur. Somut koþullar dediðimiz de içinde farklý süreçleri barýndýrýyor. Proleter ve bilimsel sosyalizmin kurucularý, devrimi kendi somut þartlarý içinde irdelediler. Oysa ki; ortalama sol kafa, devrime, her zaman, soyut olarak yaklaþmýþtýr. Þartlar ne olursa olsun onun düþüncesinde bir “devrim” var, o pek deðiþmez. Tam bir metafizik devrim anlayýþý. 1970’lerde devrime nasýl yaklaþmýþsa, 2000’lerde de ayný biçimde yaklaþýyor. Dýþarýdaki gerçeklik, onun düþüncesine yansýmaz. Ýnsan metafizik bir anlayýþa sahip olunca, baþka biçimde düþünemez. Devrimi yaratan koþullar dýþýmýzda oluþur ve tamamen nesnel geliþmenin yasalarýna göre meydana gelir. Devrimin nesnel ve öznel þartlarýnýn oluþmadýðý durumlarda, devrime propaganda açýsýndan yaklaþýr. Devrimin koþullarý oluþmuþsa, o zaman devrime pratik politika açýsýndan yaklaþýlýr. Devrime yalnýzca diyalektik temelde ve somut yaklaþýrsak, devrimci görevlerimizi doðru olarak belirleyebiliriz. Nesnel geliþmeler, devrimi zorunlu yaptýðý halde ortalama sol, devrimi halen bir propaganda sorunu olarak görüyor. Devrim bir propaganda sorunu olarak görülünce, geleceðin sorunu olarak, ileriye ertelenmiþ oluyor. Siz bakmayýn onlarýn saðda solda “devrim ve sosyalizm” dediklerine; yaptýklarý sadece boþ gevezeliktir. Onlar devrime hiçbir zaman somut olarak, güncel görevler açýsýndan yaklaþmayacaktýr. Güncel olarak yaptýklarý baþtan baþa reformculuktur. Onlar için devrim, somut hazýrlýklar, pratik görevlerin belirlenmesi gereken bir olgu deðil; kendilerini baþka göstermenin bir aracýdýr yalnýzca. Onlardan farklý olarak, sýnýf bilinçli iþçiler, devrime çok canlý olarak ve ciddi hazýrlýklar açýsýndan yaklaþýyor. Devrimde iki ayrý görüþ, iki çizgi; iki farklý sýnýftan kaynaklanýyor. Küçük-burjuvazi ekonomik olarak yýkým içinde olmakla birlikte, yine de düzenden tümden umudunu kesmiþ deðil; bu da onu kararsýz, ikircikli ve kaypak yapýyor. Sistemin üzerine cesaretle gidemiyor. Onun sýnýfsal konumundan hareket eden politik güçler, küçük-burjuvazinin doðasýndaki tüm kararsýzlýklarý yansýtýr. Devrimden ne zaman söz etse; bunu yalnýzca burjuvaziyi tehdit etmek için yapar. Yoksa, devrim yapmak için, atýlmasý gereken o kararlý adýmý atamaz. Burjuvazinin üstüne cesaretle giden, devrimin zaferi için kararlý adýmlar atan; devrimi sonuna dek kararlýca götürecek biricik devrimci sýnýf, iþçi sýnýfýdýr. Bu nedenle, iþçi sýnýfýnýn devrimci politik hareketi, hiçbir kararsýzlýða düþmeden, devrimci taktiði ve devrimci görevleri cesaretle belirliyor. Devrimin koþullarý ekonomik ve politik geliþmeler temelinde kavranabilir. Devrimi zorunlu yapan koþullar baþka biçimde kavranýlamaz. Burada zorunluluk, ancak ekonomik ve politik olgular tarafýndan gündeme getirilebilir. Ortalama sol eðer devrimi ekonomik ve politik olgular temelinde ortaya koyuyorsa; o zaman nesnel bir geliþimden, bir zorunluluktan hareket ediyor demektir. Bu durumda, devrime soyut olarak, bir propaganda olarak ve geleceðin bir sorunu olarak deðil; somut olarak, eylem hedefi olarak yaklaþýlmasý gerekiyor. Bu durumda, proletaryanýn, devrim ve devrimde zafer için hazýrlanmasý ve devrimci görevlerini yerine getirmesi için cesaretlendirilmesi zorunlu. Oportünizm ise bunlarýn hiçbirini yapmýyor. Dev-

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

3


HAZIR MIYIZ? H

areket her geçen gün geniþliyor, yeni çalýþma yeni eylem alanlarýna ulaþýyor, yepyeni güçler ve yepyeni bir enerjiyle tazeleniyoruz. Ancak, bunu bize özgü bir geliþme olarak görmek, körlük olacaktýr. Döneme özgü bir durumdur. Koþullar öyle hýzla olgunlaþýyor ve olaylarýn insanlar üzerindeki devrimci sarsýntýsý öyle derin yaþanýyor ki, ölüyü bile dirilten taze bahar havasý yaþýyoruz. Ýþte tam bu noktada, baharýn baþ döndüren havasýna kapýlýp gitmeden, kendi eksiklerimizi kavrayýp içimize kattýðýmýz diri ve taze güçlerle bu eksikleri kökünden kazýmaya giriþmezsek, en büyük hatayý iþlemiþ oluruz. Geliþme dönemleri, eksikliklerin yakýcý bir biçimde açýða çýktýðý ve baþka dönemlerden çok daha az bir enerjiyle bu eksikleri giderme olanaklarýnýn bize sunulduðu dönemlerdir. Stalin’in en özlü ve öðretici konuþmalarýndan biri, Lenin’in mezarý baþýnda yapmýþ olduðudur. Orada Stalin, Bolþevizmin iki temel anahtarýný formüle ediyordu: Rusya’ya özgü devrimci kavrayýþ ve Amerikalýlara özgü pratiklik. Ýçimizde, devrimci kavrayýþ yönünden bir sorunumuz olduðunu düþünen tek bir kiþi bile bulunmaz. Yalnýzca bu topraklarda deðil, tüm dünyada yaþanan milyonlarca olay ve olgular içinden en temel olaný seçebilme sezgisi, en önemli olaný kavrama yeteneði, adeta Leninistlerin göðsünde asýlý, gurur duyduðumuz en parlak niþanesi haline geldi. Çevremizin, bu parlaklýktan gözleri kamaþanlarla dolmasý kimseye þaþýrtýcý gelmemeli. Ama iþte, bütün sorunlar, bunun sonrasýnda baþlýyor. Teorik kavrayýþtaki parlaklýktan kendimize yeterlilik payý çýkarmayý alýþkanlýk haline getirirsek, kendi duvarlarýmýzý örmeye baþlýyoruz demektir. Örgütlenmedeki ve kitlelere ulaþmadaki tüm yetersizlikler, buradan baþlayarak giderilecektir.

Amerikan Pratikçiliði Temelinde Yeni Biçimleniþ Gerekiyor

Baþarmak, Hedefe Varmaktýr

Bolþevizmin diðer yanýnda, yani Amerikan pratikçiliðinde ne durumdayýz? Hiç kuþku yok ki, bu konularda daha henüz yolun baþýndayýz. Bazý alanlarda yarattýðýmýz “engel tanýmaz pratikçilik” örnekleri, bugünün sorunlarýný çözmeye yetmiyor. Örneðin, 90’lý yýllarda, her türlü olanaksýzlýklar içinde, LGB’yi örgütlemek, bu uðurda en büyük kayýplarý bile göze alýp hiçbir engel tanýmamak ve sonuçta, üzerinde yükseleceðimiz çok önemli bir birikimi bu alanda yaratmak, bir çok kiþiye imkansýz gibi görünüyordu. Ama baþardýk. Þimdi, daha farklý alanlarda ayný baþarýyý yakalamak günü ve biz özellikle örgütlenme alanýnda , dönemin ihtiyaç duyduðu hýzý yakalayamýyoruz. Neden? Çünkü, biz henüz daha Amerikan pratikçiliðini bütün alanlarda egemen kýlamadýk, onu bir çalýþma ilkesi haline getiremedik. Nedir Amerikan pratikçiliði? Yaþamýn ve çalýþmanýn zorluklarý karþýsýnda yýlmaz bir tavýr sergilemek, hedefe kilitlenmek, hiçbir engel tanýmamak, bütün moral motivasyonu ve enerjiyi bu hedefte yoðunlaþtýr-

4

maktýr. Bu uðurda her yolu denemek, her iliþkiyi deðerlendirmek; kýsacasý, gemileri yakmaktýr, köprüleri atmaktýr, hedefin önündeki her engeli yýkmaktýr. Tek bir kelimeyle: “Baþarmak”týr. Bugünün Amerikan toplumlarýný oluþturan öncüler, böyle bir ruhi þekillenme ve yaþam anlayýþý üzerine inþa ettiler toplumlarýný. Avrupa’nýn sefalet içinde yüzen iþsizleri, politik göçmenleri, asker kaçaklarý, ipten-kazýktan kurtulmuþlar, yoksul köylüler, hayat kadýnlarý, çulsuz þövalyeler; yani kapitalistleþen Avrupa toplumlarýnýn bütün tortularý, yanlarýna aldýklarý bir parça eþyayla, yeni keþfedilen kýtanýn hayallere bile sýðmayan zenginliklerini fethetmeye koþtular; yanlarýna dönüþ bileti almadan. Orada onlarý, kendi özlemlerine, ihtiraslarýna göre kurabilecekleri yepyeni bir dünya bekliyordu. Avrupa’nýn laðýmlarýndan çýkarak, tahtakurularý ve bitlerle, fareler ve veba salgýnlarýyla arkadaþlýk ettikleri havasýz gemi ambarlarýndan çýkýp, hiç tanýmadýklarý kýyýlara ayak bastýlar. Yarý-çýplak bir halde kýtayý fethettiler. Eline bir býçak, altýna bir at alan, bilinmeyen, hiç gidilmemiþ yollara düþtü. Geçit vermeyen ormanlar, çöller, daðlar, topraklarýndan vazgeçmeyen yerliler aþýldý. Kanla, katliamla ilerleyerek, laðýmlardan çýkanlar, yepyeni bir ulus yarattý. Hedeflerine ne olursa olsun vardýlar, baþardýlar. Þimdi, bu “baþarý” fetiþizmi, ABD’nin emperyalist planlarýnýn hizmetindedir. Devrimci kavrayýþ ve sezginin yerine salt pratikçiliði geçiren bir ulusal þekillenmeyle ABD’liler, dünyanýn en nefret edilen ülkesini yarattýlar. Þimdilik, iþin bu yönünü bir kenara býrakalým. Anlaþýlmasýný istediðimiz nokta þudur: Devrimci kavrayýþ olmadan Amerikan pratikçiliði bizim uzaðýmýzda olsun. Ve ayný þekilde, Amerikan pratikçiliði olmadan devrimci kavrayýþ, dünyayý deðiþtirecek güce sahip olamaz. Artýk hýzla, bütün çalýþma alanlarýnda “baþarý”yý, yani sonuç alýcý faaliyeti, bir kýstas ve bir ilke haline getirmemiz gerekiyor. Bu “baþarý” ilkesinin makyevalist, pragmatist esinler taþýdýðý üzerine bol bol fikir jimnastiði yapanlar olacaktýr. Bir hedefe varmak için bütün yollarý denemek, ýsrarcý ve inatçý olmak, engel tanýmamak ve belirlenen hedefe ne kadar yaklaþmayý “baþardýðýmýzý” bir çalýþma ölçütü olarak oturtmak, Bolþevik bir ruhla donanmak demektir. Tanýmladýðýmýz hedefler, çalýþma ilkelerimiz, araçlarýmýz, komünizme giden yolu açan devrimci amaçlarýmýzdýr. Eðer hedeflerimiz kesin olarak bu nihai amaca uygunsa, ki öyledir, öyleyse ihtiyacýmýz olan þey, bu hedeflere pratik yaklaþmasýný bilen, bunu bin bir yolla deneyerek öðrenme azminde olan ve bunu baþarmaktan baþka bir þey düþünmeyen pratikçilerdir. Devrim öncesinde Bolþevik partiye kabul edilen bir genç iþçi, kararlýlýðýný göstermek için; “gerekirse elli yýl sabýrla çalýþmaya hazýrým” diyor. Bolþevik partili yoldaþý ise ona þöyle

32. Sayý /5-19 Ocak 2005


cevap veriyor: “Hayýr, sabýrsýz olmalýsýn. Çünkü bunca sefalet ve acý içinde kývranan halk, seni elli yýl bekleyemez. Onlarda sabýr yok, kalmadý.” Sýnýf mücadelesinde, toplumlara özgü ulusal-tarihsel özelliklerin önemli bir rol oynadýðýný biliyoruz. Almanlarýn teorik kavrayýþ özellikleri, Rusya’nýn devrimci sezgileri, Fransýzlarýn isyancý gelenekleri ve Amerikalýlarýn pratikçiliði gibi. Doðu toplumlarýna özgü bir özellik bu listeye eklenebilir: “Tevekkül”. Sözlük anlamý, “kadere boyun eðme”dir. Doðu toplumlarýna özgü bu tarihsel özellik, saflarýmýza “sabýr” adýyla yansýyorsa, hemen kurtulalým bu yükten. Eðer kavgasýz, alt-üst oluþsuz, rutin bir barýþçýl mücadele döneminden geçiyor olsaydýk ve devrimin tüm olanaklarýný önümüze seren devrimci koþullar henüz daha ufukta görünmüyor olsaydý, elbette “sabýr”, kavgalý günlere özlemin adý olarak, yüce bir erdem olacaktý. Ama þimdi, sabýrsýzlýktýr asýl erdem. Reformist partilerin saflarýndaki insanlara bir bakýn. Orada, tüm olumsuzluklara karþý savaþ açma yeteneðinde olmayan, bunun yerine “akýllýca” bir tevekkülü tercih etmiþ olan, birçok insan göreceksiniz. Tevekkülün yerine, sabýrsýz bir tempoyla, baþarý hýrsýyla sonuç alýcý çalýþma yürüten Amerikan pratikçiliði, tam da bu dönemin temel ihtiyacýdýr.

Reçeteler Güvensizlik Kaynaðýdýr Alttan esen rüzgarlar, dip akýntýlarý büyük bir dalga yaratmaya baþladý bile, üstelik 35 yýllýk yoðun bir devrimci mücadelenin ve iç savaþýn birikimleri üzerine geliyor. Þimdi esas sorun, bu büyük dalganýn hangi kýyýlarý vuracaðý: Bize mi yoksa dýþýmýzdaki oportünist gruplara ve partilere mi? Bu konuda geride kaldýðýmýzý, ihtiyacýmýz olan tempoya, yeteneðe ve araçlara henüz ulaþamadýðýmýzý, yeterli hazýrlýklarý tamamlayamadýðýmýzý açýk yüreklilikle kabul edelim. Ýyi ama, sosyalist eðilimlerin her yönden toplumu sardýðý, iþçi sýnýfý hareketinin alabildiðine yaygýnlaþtýðý bugün, proletaryanýn devrimci sýnýf partisi neden yeterli hazýrlýklarý yapmakta, kitleselleþmekte eksikler yaþýyor sorusuyla boðuþmanýn vakti gelmedi mi? Bu soruya; “Ne yapalým, gücümüz bu!” þeklinde cevap verenleri hemen kapýnýn önüne koymayý öneren Lenin’i hatýrlamanýn tam zamaný. 1905 devrim fýrtýnasýnýn ortasýnda, partinin kitlelerle iliþkisini yaygýnlaþtýrmak için bir dizi önerinin en baþýna, insan yokluðunu bahane edenleri kapýya koymayý oturtuyor Lenin ve devam ediyor: “Vperyod yandaþlarý gençlerden yüzlerce çevre oluþturun ve onlarý durmaksýzýn çalýþmaya özendirin. Gençleri sokarak komiteyi üç katýna çýkarýn, beþ ya da on alt komite kurun, ‘gözüpek ve dürüst’ herkesi ‘kooptasyon’ yoluyla içinize alýn. Kýrtasiyeciliðe saplanmadan her alt komiteye bildiriler yazmak ve yayýmlamak hakký verin (yanlýþlýklar yapýlýrsa kýyamet kopmaz. Vperyod onlarý ‘tatlýlýkla’ düzeltecektir) Devrimci giriþkenliði olan herkesi en büyük çabuklukla bir araya getirmek ve harekete geçirmek gerekiyor. Bu insanlarýn hazýrlýk eksikliðinden korkmayýn, deneyimsizlikleri ve kültür eksiklikleri karþýsýnda titremeyin. Ýlkin, eðer siz onlarý örgütlemesini ve harekete geçirmesini beceremezseniz, onlar Menþevikleri ve gaponlarý izleyecek ve deneyimsizlikleri bize beþ kat

daha çok zarar verecektir. Ýkinci olarak olaylar, þimdi onlarý bizim istediðimiz gibi yetiþtirecektir.” (Gençlik Üzerine, Sf. 65) (Vurgular bize ait) Öyleyse ilk atýlacak adým bellidir: Genç güçlere dayanmak. Ancak bu yolla, “eylemsizlik, doktriner katýlýk, bilgiç hareketsizlik ve yaþlýlýða özgü giriþkenlik korkusu”nun bütün tortularýný ve kalýntýlarý süpürüp atabiliriz. Fakat bu, daha ilk adýmdýr. Sonra, genç güçlerin diri enerjisini somut görevler ve hedeflere yöneltmek gerek. Bu somut hedeflerin neler olduðu, olmasý gerektiði biliniyor. Örneðin Devrimci Ýþçi Komiteleri (DÝK) çalýþmalarýný ele alalým. (Salt bir örnek olmasýyla deðil, ama önümüzdeki görevlerin en önemlisi olmasý açýsýndan DÝK, bütün geliþmenin, sonuç alýcý çalýþmanýn ve “baþarý”nýn birincil hedefi olarak görülmelidir.) DÝK’in ne olduðu, tarihsel anlamý ve misyonu üzerine saatlerce konuþabilecek onlarca insanýmýz var. Peki ya, bu konuþan insanlarýmýz kadar komitemiz var mý? DÝK üzerine yapýlan konuþmalara harcadýðýmýz saatler kadar somut örgütleme çalýþmasý yapýlsaydý, þimdi onlarca komiteye ulaþmýþtýk. Þu ya da bu bölgede, fabrikada, sanayi sitesinde, belirlenen bir zaman içinde bir komite kurmak için nereden baþlamalý? Reçeteleri, mükemmel planlarý bir kenara býrakmakla baþlayalým iþe. Sýrasý gelmiþken, doktriner katýlýðýmýzýn ve giriþkenlik korkumuzun en etkin olduðu DÝK alanýnda, bugüne dek elimizi kolumuzu baðlayan reçetelere bir örnek vermek yerinde olur. Geçmiþ dönemlere ait ve o zamanlar “týkýr-týkýr” iþleyen mekanizmalarýn aðýr anýlarý, ayaðýmýza pranga oluyor. Bu çalýþmayý “en yetkin” düzeyde yürütmek adýna, belirli kiþilere baðlýyoruz. Bu iþleyiþ bile baþlý baþýna, giriþim eksikliðini, korkusunu ve doktriner katýlýðý doðuruyor. Oysa ki, DÝK’i bulunduklarý her yerde hemen hayata geçirmek bu hedef için önüne gelen onlarca fýrsatý anýnda deðerlendirmek, belli kiþilerin deðil, istisnasýz tüm insanlarýmýzýn görevi ve sorumluluðu olmalýdýr. Býrakalým daha dün çevremize katýlanlar, yarýn bir komite kurma giriþiminde bulunsunlar. Abartmadan söyleyelim: iþçiler içinde komiteler oluþturmanýn binlerce yolu var. Hal böyleyken, neden kendimizi sadece geçmiþin “týkýr-týkýr iþleyen” örnekleriyle ve yöntemleriyle sýnýrlayalým. Bu binlerce yöntemi bulacak olanlar da genç, diri güçlerdir. Yeter ki onlara sonuç alýcý faaliyetler ve baþarýlý olmalarýnýn önemini kavratalým. “Baþarý” yoksa, sonuç yoksa, fikirlerin parýltýsý, devrimin zaferini getirmez. Baþka örneklere bakalým: Mücadele Birliði’nde çýkmýþtý. Sarýgazi bölgesinde, büyük bir sanayi sitesi önünde dergi satýþý gerçekleþtirilmiþti. Panzerler, motosikletli polislerin müdahalesiyle çatýþmaya dönüþmüþtü. Kuþkusuz etkili oldu. Ancak, ikinci bir giriþim olmadý, neden? Çünkü hedef, organize sanayi bölgesine ne olursa olsun girmek deðil, böyle bir olayý gerçekleþtirmekti. Ve bir etkisi olduysa, sanayi sitesindeki iþçiler üzerinde deðil, bu çatýþmalý dergi daðýtýmýna katýlan insanlarýmýzýn militanlýðýný artýrmak yolunda oldu. Böyle bir eylemde ortaya çýkan militan ruh, ilk giriþiminde polisçe engellenen bu hedefe kararlýca baðlanmalý ve sonuç alýcý çalýþmanýn baþarýlarýyla taçlanmalýydý. Eðer gözle görülür bir “sonuç” ve “baþarý” yoksa, militan ruh körelir.

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

5


Bayramtepe’de dergi satýþlarýnda yaþananlarý anlatan yazýlar; yýðýnla ders dolu. Öðreticidir, yaþananlar bölgedeki etkimizi somut biçimde gösteriyor. Ama ayný zamanda eksiklerimizi gösteren alarm zilleriyle dolu. Artýk bu yazýlarda, bizi sahiplenen yüzlerce insaný, daha aktif çalýþmalar içine çekmek için neler yapýldýðýný da okumak istiyoruz. Eðer biz bu insanlara iki haftada bir dergi ulaþtýrmak dýþýnda, onlara hemen politik yaþama aktif olarak katýlabilecekleri, basit ve hemen ulaþýlabilir araçlar ve hedefler götürmezsek, onlarý mahalle komitelerine, iþçi komitelerine çekmezsek, doktriner bir katýlýk ve yaþlýlara özgü giriþkenlik korkusuyla hareket edersek, bir yere varamayýz. “Ama biz burada söylenen hedeflere varmak için çabalýyoruz” diyenler olacaktýr. Madem öyle, sonuçlarý gösterin bize? Eðer Bayramtepe gibi bizi ve genel olarak devrimi bunca sahiplenen bir bölgede bile “sonuç alýcý” çalýþmanýn baþarýlarýný göremeyeceksek, nerede göreceðiz?

Peki Ya Nitelik? Bolca duymayý garanti edebileceðimiz sorularýn baþýnda bu geliyor. Eminiz, bu soru, hareketin içinde henüz yeni olanlardan da gelecektir. Çünkü, Leninistler olarak, her yeni gelene ayný düsturu kavratýyoruz: Önemli olan nicelik deðil niteliktir; niceliði doðuracak olan da niteliktir. Kuþku götürmez temel bir doðrudur bu. Nicelik adýna niteliði bir kenara öksüz çocuk gibi býrakanlarýn, en geniþ alanlarda meþruiyet arayýþlarýna girip genel ilkeleri bir kenara koyanlarýn, en kritik anlarda ellerindeki niceliðin kuru bir baðýrsak sesi çýkarmaktan baþka bir iþe yaramadýðýný gördükçe, niteliðin önemini daha iyi anlýyoruz. Fakat bu temel gerçek tek yanlý kavrandýðýnda, elimizikolumuzu baðlayan tuzaklara dönüþüyor. Buna biz, “nitelikli eylem tuzaðý” diyebiliriz. Lise çaðýndaki genç insanlarýmýz bile, “iki kiþiyle eylem yaptýk ama nitelikliydi” diyorlar. Ne diyelim, onlarý da hemen kendimize benzetmiþiz. Bu tür nitelikli çýkýþlar ve giriþimler, tek bir kiþiyle bile olsa yapýlmalýdýr ve yapýlmaya devam edecektir. Önümüze koyduðumuz hedefleri, amaçlarý ve eylemleri, elimizdeki güce göre deðil, her zaman devrimin ihtiyacýna göre belirlemeye devam edeceðiz. Bu bizim temel niteliðimizdir ama buna artýk yeni nitelikler eklemenin zamaný gelmiþtir. Söz konusu genç liseliler, kýsa sürede komitelerini üç katýna beþ katýna çýkaramýyorlarsa, büyük bir gözü peklik ve giriþkenlik ruhuyla gerçekleþtirdikleri çalýþmanýn yarattýðý etkinin gerisine düþüyorlar ve sonuçta “nitelikli eylem tuzaðý”na düþüyorlar demektir. En yüksek militanlýk ve kararlýlýkla gerçek niteliðimizi sergiliyor, ama sonra herkesin bu niteliðe hakkýný vermesini oturup bekliyoruz demektir. Tuzak buradadýr. Eðer biz ýsrarcý, inatçý, ikna edici ve örgütleyici yeteneklerimizi bileyip kitlenin içine dalmýyorsak, kendi eserimiz olan olaylarýn bile arkasýnda kalýyoruz demektir. Nitelik niceliðe dönüþmelidir. Bugün iki kiþiyle yapýlan, yarýn hemen yeni güçlerle birlikte on kiþiyle, yirmi kiþiyle yapýlamýyorsa, dönemin ihtiyacý olan “baþarý” henüz ufukta görünmüyordur. En önemlisi, artýk elimizin altýndaki, etkimiz altýndaki niceliðin farkýna varalým. Nice çevreyle iliþki yürütüyoruz, nice fazla insanla görüþüyor, yayýn veriyor, onlarýn dolaysýz destek ve sempatilerini

6

görüyoruz. -Ve þundan hemen herkes emin olmalýdýr-: Henüz daha tanýþamadýðýmýz, ulaþamadýðýmýz çok daha geniþ bir çevre tarafýndan tanýnýyor, biliniyor ve sempati duygularýyla takip ediliyoruz. Bu, bizim niceliðimizdir. Eðer bu, bize ait niceliði, hemen eyleme geçirmek suretiyle, hemen somut hedefler için çalýþmalarý doðrultusunda özendirmekle, onlara bu yolda her tür inisiyatif ve sorumluluðu vermeye baþlamakla, niteliðe dönüþtüremezsek, pek beceriksiz Leninistler olarak tarihe geçeceðiz demektir. “Niteliði nasýl koruyacaðýz?” kaygýsý, sorusu, bugünün sorunu deðildir. Her þeyden önce, devrimci yükseliþin her yaný sardýðý, insanlarýn bizzat yoðun devrimci geliþme tarafýndan eðitildiði günümüzde deðil; fakat tam tersine, devrimci dalganýn hýzla geri çekildiði ve yýlgýnlýðýn salgýn hastalýk gibi yayýldýðý dönemlerde, “niteliði korumak” kaygýsý ön plana çýkar. Bu dönemde, ilkelerden ödün vermeye hazýr olanlarýn etkisi, proletaryanýn en hayati damarlarýna dek sýzar. Fakat, devrimin somut olgu haline geldiði günümüz koþullarýnda, her olay bizim ilkelerimizi doðruluyor. Eðer hedeflerimizde, tanýmladýðýmýz araçlarda ve çalýþma ilkelerimizde açýk bir oportünizme saplanmýyorsak, niteliðimizi korumak çabasý ön plana çýkmayacaktýr. Olaylar ve eylemler içinde, somut çalýþma içinde bu nitelik ortaya çýkacak ve þekillenecektir. Öyleyse býrakalým insanlar, eylem ve hareket içinde, sonuç alýcý faaliyet içinde, tüm eðitimlerini ve bizi kaygýlandýran kültürel eksiklerini tamamlasýn. Bu eksikleri, faaliyetin dýþýnda tutarak gideremeyiz. Bu tür bir davranýþ, hem bizim ayaðýmýza prangadýr, hem de yeni yanmaya baþlayan militan bir ateþin üzerine su serpmektir. Sonuç alýcý faaliyet ve baþarý kýstaslarýný her alanda iþler hale getirebilmek için, alabildiðine hýzlý ve sabýrsýz biçimde kökü deðiþimlere gitmek gerekir. Bu momenti kaçýrmamalýyýz. Son onbeþ yýlýn sert sýnýf mücadelesi içinde yaþayanlarýn daha iyi görebileceði gibi, bu dönem, kitle içinde en yaygýn çalýþmanýn, açýk alanlarda propaganda ve ajitasyonun olanaklarýnýn alabildiðine geniþlediði bir dönemdir. Kuþkusuz, bu dönemin olanaklarý geçicidir ve hiçbir zaman kendimizi bu olanaklara baðlamayacaðýz. Gözaltýnda kayýplarýn, sokak infazlarýnýn, sokaklarda dergi satýþlarýna bile kuþunlar yaðdýrmanýn, bir kitap yüzünden tutuklanmanýn günlük-sýradan bir olay olduðu geçmiþ dönemler, her an kapýmýzý çalabilir. Bu sert dönemin geliþi kaçýnýlmazdýr ve o zaman bugünkü olanaklara sahip olamayacaðýz. Öyleyse, bu geçici dönemin önümüze sunduðu bütün olanaklardan yararlanmak için, niteliðimizi niceliðe, niceliðimizi de niteliðe dönüþtürmek için, açýk kitle çalýþmasýnýn kendine özgü kurallarýný gecikmeksizin kuþanalým. Devrim dalgasý henüz bütün gücüyle kýyýlara vurmuþ deðil. Ama, bütün belirtiler, bu dalganýn kýyýlara çok yakýn olduðunu gösteriyor. Hazýr mýyýz? Evet, yüzde seksen hazýrýz. Her zaman için, iþin yüzde sekseni teoridir. Ama devrim anlarýnda, tam da böyle anlarda, geride kalan yüzde yirmi her þeydir. Eksiklerimiz gözümüzü korkutmasýn. Asýl, eksikleri görmemek ve kabullenmemek alýþkanlýðýndan korkalým. Gerisini, pratik, inatçý ve canlý pratik halledecektir.

32. Sayý /5-19 Ocak 2005


Malezya ve Tayland’da da ölümler var. Felaket, Doðu Afrika kýyýlarýna kadar uzanmýþ durumda. Bunun 1964 yýlýndan beri dünyanýn karþýlaþtýðý en büyük deprem olduðu, 100 km’lik bir fayýn kýrýldýðý söyleniyor. 2 bin km’lik sahil hattýnda tsunami oluþturan deprem için “yüzyýlýn en büyük 5. depremi” deniliyor. Elbette “rakamlarýn dili” bize felaketin boyutu hakkýnda bilgi veriyor ama bir an için durup baþka bir yöne bakmak gerekiyor. Bu felakete neden olan nedir? Ve acaba bu felaketi önceden engellemek mümkün müydü? Önce ikinci soruya cevap verelim. Bilim adamlarý eðer bir erken uyarý sistemi olsaydý bu kadar insanýn ölmeyeceðini söylüyorlar. Önceden tedbir alýnabilse, yerleþim birimleri bir tsunami felaketine karþý boþaltýlmýþ olsa, onbinlerce insanýn hayatý kurtarýlmýþ olacaktý. Kapitalistlerin, ya da kapitalist devletlerin paracýklarýna kýyamadýklarý için bu tür doðal afetleri önceden tespit etmeye yarayan donanýmlarý oluþturamamasý yüzbinlerce insanýn yaþamýna malolabiliyor. Biz bunu, üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda yaþanan deprem, sel felaketi ve madenlerdeki grizu patlamalarýndan biliyoruz. Her þeye “kar ve daha fazla kar” mantýðýyla bakanlar, maliyetlerinin artmamasý adýna insan hayatýný hiçe sayabiliyorlar. Ölümler onlarý zerre kadar ilgilendirmiyor. Her büyük felaketten sonra hiçbir þey olmamýþ gibi kendi iþlerine dönebiliyorlar. Bu tür felaketlerin artýk “doðal” olmadýðýný hepimiz biliyoruz. Kapitalistler dünyanýn canýna okudular. Kapitalistlerin fabrikalarýnýn bacalarýndan sýzýp atmosfere karýþan zehirli atýklardan dolayý ozon tabakasý delindi ve iklim dengeleri alt-üst oldu. Kapitalistler dünyanýn “doðallýðý”ný bozdular. Dünya üzerinde kendilerine ait tek bir aðaç, tek bir deniz býrakmamak uðruna aðaçlarý kestiler, denizleri fabrika atýklarýyla kirlettiler. Canlý türlerini azalttýlar. Dünya çölleþmeyle yüz yüze kaldý. Her þeyde zincirleme bir bozulma yaþanmaya baþladý. Dünyanýn bir çok ülkesi atmosferde biriken zehirli gaz oranlarýnýn azaltýlmasý ve bu konuda üzerine düþenleri yapmak için bir süre önce Kyoto sözleþmesini imzaladý. Ama ABD hala bu sözleþmeye imza atmadý. Yani dünyada bir çevre felaketine yol açabilecek geliþmeleri önlemek için üzerine yükümlülük almadý. Ne de olsa ABD’li tekellerin “tatlý karlarý” kasalara dolmaya devam ediyor, dünya mahvolmuþ onlarýn umurunda mý? Umurunda olmadýðýný ABD Baþkaný Uzakdoðu’da felaket yaþanýrken tatil yapmaya devam ederek göstermiþtir. ABD baþta olmak üzere dünya üzerindeki tüm emperyalist kapitalist ülkeler, Uzakdoðu Asya’daki bu felaketin birinci dereceden sorumlusudurlar. Onlar yüzünden dünya doðal dengesini yitirdi. Onlar yüzünden doðal felaketler bir birini kovalýyor. Ve onlar bu dünyanýn üzerinden temizlenip atýlmadan dünya rahata kavuþamayacak. Ýnsanlýðýn geleceðini ve dünyanýn esenliðini garanti altýna alacak olan komünist devrimdir..

Kapitalizm Felakettir Günlerdir Uzakdoðu’da yaþanan 8.9 þiddetindeki deprem sonrasýnda baþlayan ve 100 bini aþkýn insanýn ölümüne neden olan tsunami felaketini duyuyor, televizyonlardan izliyor, gazetelerden okuyoruz. Dünyanýn bir ucunda yaþanan felaket ve insanlýk trajedisi içimizi sýzlatýyor. Soruna “acaba aynýsý bizim de baþýmýza gelebilir mi? Bizde olursa ne olur?” þeklinde yaklaþan tekelci burjuva medyanýn tersine, kapitalizmin neden olduðu bu felaket bizim öfkemizi kabartýyor. Bir felaketi bile milliyetçi bir histeriye dönüþtürüp, felaket bölgesinde Türklerin olup olmadýðýna indirgeyenlerden elbette bu insanlýk trajedisi karþýsýnda duygulanmalarýný bekleyemeyiz. Onlar sadece “iþlerini” yaparlar. Ve “iþleri” sermayeye hizmet ve daha fazla hizmettir. Aslýnda hepsini kazýsanýz altýndan dünyanýn kaynaklarýnýn nüfusuna oranla daha yavaþ arttýðýný bu nedenle fazla nüfusun bir þekilde yok edilmesi gerektiðini savunan, burjuva ekonomist Malthus çýkar. Ve Malthus yaþasaydý, kapitalizm adýna kim bilir ne büyük bir mutluluk duyardý! Öyle ya ölen insanlarýn sayýsýnýn artmasý demek, geride kalan nüfusun yaþam olanaklarýnýn geniþlemesi demek! Kapitalistlerin penceresinden bakýnca görünenin bundan baþka bir þey olmadýðýna kalýbýmýzý basarýz. Bush’un tatil için kapandýðý çiftliðinden bizahmet çýkýp felakete dair bir þeyler söylemiþ olmasý bunun tersini doðrulamýyor; tam tersine burjuvazinin insanlarýn karþý karþýya kaldýðý felaketlere kayýtsýzlýðýný gösteriyor. Endonezya’nýn Sumatra Adasý’nýn batý sahili açýklarýnda denizin 40 km altýnda 27 Aralýk’ta meydana gelen 8.9 þiddetindeki deprem ve sonrasýnda oluþan tsunami, (fýrtýna þeklinde yayýlan dev dalgalar) 100 binden fazla insanýn ölümüne neden oldu. Milyonlarca insan açlýkla ve salgýn tehlikesiyle karþý karþýya:Felaketten sað kurtulanlar çamurlarýn arasýnda yiyecek bir þeyler bulmaya çalýþýyor. Þu anda 5 milyon insan yaþamýný sürdürebilmek için gerekli kaynaklara sahip deðil. Milyonlarca insan evsiz kalmýþ; içmek için temiz su dahi bulunamýyor. 5 bin insanýn kaybolduðu söyleniyor. En çok çocuklar ölüyor. Þu ana kadar ölenlerin 1/3’i 5 ile 12 yaþ arasý çocuklar. “Bir nesil yok oldu” deniliyor. Ölü sayýsý sürekli artýyor. Sadece Endonezya’da 80 bin, Srilanka’da 20 bin insanýn öldüðü söyleniyor. Aceh’in 300 binlik nüfusunun %5’i ölmüþ, Hindistan,

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

7


Düþlerine Kan Sýçratýlmýþ Bir Halk “Vurulmuþum/daðlarýn kuytuluk bir boðazýnda/…/bir hayra yoraným çýkmaz/caným alýrlar ecelsiz” Ahmed Arif bu unutulmaz dizeleriyle anlatmýþtýr 33 Kurþun’un hikayesini. Bundan tam 62 yýl önce 1943’te dönemin generallerinden Mustafa Muðlalý’nýn emriyle Van’ýn Özalp ilçesine baðlý bir köyden askerler tarafýndan alýnýp daha sonra kurþuna dizilen 33 Kürt köylüsünün aðzýndan tarihe tanýklýk etmiþtir þair Ahmet Arif. Ve þimdi Diyarbakýr’ýn Kulp ilçesine baðlý Alacaköy Keper mezrasýnda ortaya çýkarýlan 11 kiþinin gömülü olduðu toplu mezar, yeniden 33 Kurþun’u gündeme getirmiþtir. “33 Kurþunlu yürek/akmaz göl olmuþ bu daðlarda” Bu kez parmaklar Mustafa Muðlalý’yý deðil ama baþka bir TC generalini iþaret ediyor: Bolu Dað Komando Tugayý Komutaný General Yavuz Ertürk’ü. Pandoranýn Kutusu açýlýyor ve bir anda olaylar zincirleme ortaya saçýlmaya baþlýyor. Kulp’ta bulunan toplu mezarlardan sonra 11 aile daha “toplu mezar” iddiasýyla ÝHD Diyarbakýr þubesine baþvurmuþ. Bu baþvurularýn arkasýnýn gelip gelmeyeceðini bilemiyoruz ama þundan eminiz: Kürdistan’ýn her tarafý bu tür toplu mezarlarla kaplýdýr. Özellikle iç savaþýn geliþim sürecinde 91-95 yýllarý arasýnda yapýlan katliamlarda öldürülen insanlarýn bir çoðunun akýbeti hala meçhuldür. Hala kayýp olan, kendisinden haber alýnamayan yüzlerce insan var. Devrimi engelleyebilmek amacýyla burjuvazinin kan dökmekten bir an olsun geri durmayacaðýný, sýnýflar savaþýmýnda burjuvazinin ne kadar gaddar ve acýmasýz olduðunu tarihten edinilmiþ deneyimlerle bilmiyor deðiliz elbette; ama bu tarihin bizzat parçasý olmak farklý bir þey. Ve Kürt Halký yýllarca bu katliamlarý yaþadý. Denilebilir ki, yoksul Kürt Halkýnýn “acýlarýn kitabýndan öðrenecek bir þeyleri kalmadý.” Nasýl Fransýz burjuvazisi Komüncüleri mitralyözle biçtiðinde Seine Nehri kýpkýzýl kan aktýysa, Dicle ve Fýrat nehirleri de kana bulandý. Nasýl ki komünün celladý Thiers, düzenini korumak için acýmasýzdýysa, ayný þekilde TC ordusunun generalleri de acýmasýzdý. Bugün tarihe tanýklýk edenlerden öðreniyoruz ki ordu, Kürdistan’da yaptýðý operasyonlarda köylüleri toplu olarak katletmiþtir. Ülkede Özgür Gündem gazetesine konu-

8

þan Vahdettin Yalçýn adlý köylü 11 yýl önce Muþ’ta yine ayný olaylarýn yaþandýðýný, 33 kiþinin acýmasýzca katledildiðini anlatýyor. “Ben olayýn tek tanýðýyým” diyor, “elimdeki mermi de (11 yýldýr elinde saplý duran mermi-bn) benim tek tanýðým. Devletin yaptýðýný ortaya çýkarmak için sakladým.” Vahdettin Yalçýn, Bolu Dað Komando Tugayý Yavuz Ertürk’ü hemen teþhis ediyor. Kendisini ve arkadaþlarýný köyden alýp Murat Nehri kenarýna götürüp, kurþuna dizme emrini verenin o olduðunu söylüyor. Ve hangi taþ kaldýrýlsa altýndan ayný tugayýn ve ayný generalin ismi çýkýyor. Elbette Kürdistan’da yapýlan katliamlar bir kiþinin ya da bir tugayýn eseri deðil. Devlet Ulusal Kurtuluþ Hareketi’ni kanla bastýrmak ve baþýnýn üzerinde dönenip duran devrim korkusundan kurtulmak için her yönteme baþvurmuþtur. Kürt Halký bütün bunlarý bizzat yaþamýþtýr. Þimdi bulunan toplu mezarlar gerçeðin sadece küçük bir kýsmýdýr. Gerçeðin tamamýnýn ortaya çýkacaðýný ya da toplu mezarlarýn ortaya çýkarýlmasýnýn, devletin ulusal soruna bakýþta da farklý bir yönelime girdiðini düþünenler yanýlýyorlar. ÝHD, Diyarbakýr þubesi baþkanýnýn bu olay vesilesiyle “toplumsal barýþ”ýn saðlanmasý için bölgede iþlenen cinayetlerin aydýnlatýlmasýný ve sorumlularýn yargýlanmasýný istemesi bu yanýlgýlý yaklaþýma iyi bir örnektir. Diyarbakýr ÝHD þube baþkanýnýn “devletin bunu yaparak kendisiyle ve geçmiþiyle yüzleþmesi gerekiyor” demesi bir beklentiyi ifade ediyor. Kürt halký, yýllardýr beklentilerinin nasýl sonuçsuz kaldýðýný kendi deneyimleriyle biliyor. En son baþkanýn “yel daðdan ne koparýrsa, onlarda bizden onu koparabilirler” demesi devletin yýllardýr sürdürdüðü politikada bir deðiþiklik olmadýðýný gösteriyor. Ölü ele geçirilen gerillalarýn cansýz bedenlerine yapýlan iþkenceler, Kürt Halkýna çýplak gerçekliði anlatýyor. Savaþý tüm yönleriyle yaþamýþ olan bir halk, kendisine yansýtýlan gerçeklik ne kadar baþ aþaðý dursa da, onu yüreðinin ve bilincinin süzgecinden geçirerek yerli yerine oturtuyor. Bugüne kadar Kürt Halký kendisine yapýlan telkinlerin hiç birine raðbet etmedi. O içinde yanýp duran ateþi korumayý bildi. Bugüne kadar öne sürülen hiçbir þey Kürt Halkýnýn öfkesini azaltmaya yetmedi. Yoksul Kürt iþçi ve emekçileri, “güneþin düþmanlarý ile pazarlýk edilmeyeceðini”, “bir halkýn ancak kendi mezarýný kazdýðý zaman öleceðini” tarihten edindikleri deneyimlerle biliyorlar. Devrim, Kürt Halkýnýn aklýna ve yüreðine kazýnmýþtýr. Ortaya çýkan toplu mezarlar Kürt Halkýna tek bir þey gösteriyor: Özgürlük aðacýnýn kanla yeþereceðini ve düþmanlarýyla arasýna bir kan denizi girdiðini… Tüm sermaye sýnýfý yarattýklarý bu kan denizinde boðulmadan ne Kürt halký ne de ezilen iþçi ve emekçi sýnýflar özgürlük yüzü göremeyecektir. r

32. Sayý /5-19 Ocak 2005


BAÐIMLILIK SARMALINDA DIÞ POLÝTÝKA

G

eçtiðimiz yýlýn son aylarýnda Türkiye’nin geliþtirdiði iliþkiler, ayný anda iki ipte oynamaya çalýþan bir cambazý hatýrlatýyordu. Önce Rusya Devlet Baþkaný Putin`in Ankara ziyareti, sonra AB üyeliði için Brüksel’de yapýlan toplantý ve görüþmeler… Arkasýndan Türk Baþbakanýn Suriye ziyareti. Bütün bunlarýn arasýnda ABD ile “notlar” düþülerek sürdürülen diyaloglar. Türkiye’nin dýþ politikasýnda, hatta iç politikasýnda emperyalist devletlerin ve emperyalist mali sermayenin belirleyici bir güç haline geldiðini saptadýðýmýzda, Türkiye’nin emperyalist güçlerden baðýmsýz biçimde komþularýyla, moda deyimle “Avrasya” ülkeleriyle, iliþki geliþtirebileceðini düþünenlerin dipsiz bir yanýlgý çukuru içinde olduklarýný rahatlýkla söyleyebiliriz. Putin’in Ankara ziyareti süreci ve sonrasý bu konuda yeterince aydýnlatýcýdýr. Putin, tam da Türkiye-ABD arasýnda “Ekümenik” tartýþmalarýnýn alevlendiði, ABD’nin Türkiye’nin bu tutumunu not ettiði bir sýrada Ankara’ya indi. “Ekümenik” gibi Türkiye’nin hassas bir yarasýný ABD’nin tam bu sýrada kaþýmasý elbette rastlantý deðildi. Bu hassas yarayý kaþýyarak ABD, Türkiye’ye duracaðý ve durmasý gereken sýnýrlarý bir kez daha hatýrlatmýþ oldu. Avrupalý emperyalistler farklý bir yol izlediler. Putin’in Ankara’ya indiði gün, önce Avrupa Parlamentosu Baþkaný, “AB üyeliði için müzakerelere baþlanacak” diyerek ortaya bir yem attý. Ertesi gün, AB Komisyonu Geniþlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn “Hedef Türkiye`ye tam üyelik” dedi. Arkasýndan ayný komisyonun eski bir üyesi “Türkiye beþ yýl sonra AB üyesi” açýklamasýný yaptý. Doðrusu bu yemler Türk burjuvazisinin elinin tersiyle iteceði cinsten deðillerdi. Emperyalistlerin bu çýkýþlarý etkisini hemen gösterdi. Geliþi, tekelci basýnda “Tarihi Ziyaret” gibi sözlerle abartýlan Rusya Devlet Baþkaný, havaalanýnda, tekellerin pazarlama müdürü gibi çalýþan bir devlet bakaný tarafýndan karþýlandý. Bu, Rusya Devlet Baþkaný için olabilecek en alt düzeyde karþýlama idi. Basýnda abartmak, pratikte önemsememek Türk Devletinin, Türk tekelci sermayesinin politikasýydý. Birinci gün manþetlere çýkan Putin ziyareti, hemen ertesi gün sýradan bir habere dönüþtü. Böylece “Avrasya” teorisyenleri ve uzmanlarýnýn uzak görüþ mesafesinin bir günle sýnýrlý olduðu ortaya çýktý. Rusya Devlet Baþkanýnýn Ankara ziyareti hiç bir önemli sonuca yol açmadan bitti. Baþka türlü nasýl olabilirdi ki? Gürcistan’ý, Azerbaycan’ý Rusya’dan tümden koparmak, Çeçenistan çetelerini her bakýmdan desteklemek, Orta Asya ülkelerinde emperyalistlerin etkisinin yayýlmasýna köprü olmak Türk dýþ politikasýnýn temel ve deðiþmez çizgileriyken bir ziyaretin tüm bunlarý deðiþtirmesi nasýl beklenebilir! Putin’in geliþinden hemen önce, Ýstanbul’da birkaç Çecen’in göstermelik biçimde gözaltýna alýnmasýný bir tarafa býrakýrsak, ayný günlerde Türk Jandarma Genel Komutaný’ný Azerbaycan’a göndermekle, Çeçenlerin gösteri yapmalarýna izin vermekle Türkiye, bu ziyaretten bir þey beklenmemesi gerektiði mesajýný zaten vermiþti. Rusya’nýn bu mesajý almadýðý düþünülebilir mi? Türkiye, gezinin bu þekilde bitirilmiþ olmasýnýn, özellikle ABD’yi ikna etmemiþ olabileceðini düþünerek bir de açýklama yapma gereði duydu. Açýklama, Türk Dýþiþleri’nden geldi. Putin’i ülkesine gönderdikten iki gün sonra gelen açýklama kýsaca þöyleydi: “Türkiye ABD iliþkileri gergin deðil. Türkiye-ABD arasýndaki dostluk ve ortaklýk güçlü bir zeminde ve karþýlýklý anlayýþ ve çý-

karlar temelinde sürmektedir.” Emperyalist-kapitalist sistemden kopmamak, fakat bu sistemde yerini saðlamlaþtýrmak için emperyalistleri, baþka ülkelerle iliþki geliþtirmekle tehdit etmek Türkiye’nin dýþ politikasýnýn geçmiþten gelen bir özelliðidir. Ýsmet Ýnönü bu politikayý “Baþka bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini alýr” sözleriyle ifade etmiþti. Türkiye’nin daha 20’li yýllarýn baþýnda yaptýðý tercihi bilenler, bu sözlerin bir blöften ibaret olduðunu bilirler. Yine de Türkiye, zaman zaman bu boþ tehdidi savurmaktan geri kalmaz. ABD ve Avrupalý emperyalistlere karþý Rusya ve öteki komþularla iliþki geliþtirme tehdidi bunun sýradan, alýþýldýk bir örneðidir. Ne var ki, dönem artýk Ýsmet Ýnönü dönemi deðil ve köprünün altýndan çok sular aktý. Emperyalizme baðýmlýlýk ve emperyalist sermayenin baðýmlý bir ülkeye boyun eðdirici gücü, on kat, yüz kat artmýþtýr. Emperyalistlerin, bu gücün farkýnda olduklarýndan kuþku yok. Baðýmlý ülkelere karþý, bu ülkeler kendi “müttefikleri”de olsa, gerektiðinde en küstah üslubu kullanmaktan çekinmemeleri bunun bir ifadesidir. Bunun son örneðini, Musul’da Özel Harekat Birlikleri’ne mensup beþ Türk polisin öldürülmesi olayýnda gördük. Olayýn, ABD-Barzani denetimindeki bölgede meydana gelmiþ olmasýndan dolayý, Türkiye olaydan ABD ve KDP’yi sorumlu tutmaya kalkýp tepkisini, “biz de bunu not ediyoruz” sözleriyle ifade edince yanýt gecikmeden geldi. ABD, Türk yetkililere emperyalistlere özgü bir küstahlýkla resmen “saçmalamayýn” dedi. ABD’nin bu yanýtý etkisini anýnda, önce basýnda gösterdi. ABD çýkarlarýnýn ve çizgisinin bir milim dýþýna çýkamayan Türk tekelci basýný önce olayý gerçekleþtirenlerden ikisinin ABD askerleri tarafýndan vurulduðunu; ilk müdahalenin ABD ordusundan geldiðini keþfetti. Sonra, ABD’nin sadýk müttefiki KDP’yi aklamak Türk Dýþiþleri Bakanýna düþtü. Nasýl ve ne zaman anlamýþlarsa Türk Dýþiþleri Bakaný olayý gerçekleþtirenlerden ikisinin Arap olduklarý -Kürt, yani KDP’li deðillermiþ- açýkladý. Öyle anlaþýlýyor ki, ABD’nin “saçmalamayýn” demesi Türk yetkililerin olayý çözmesine yetti! ABD, Türkiye’nin tam anlamýyla efendisidir. Atýlacak bütün adýmlar geliþtirilecek bütün iliþkiler efendinin izni, kontrolü ve bilgisi dahilinde olabilir ancak. Türkiye’nin bütün komþularýyla iliþkilerine bu açýdan bakmak lazým. Türkiye, komþu ülkelerle iliþki geliþtirirken bunu ancak ABD çýkarlarýnýn, politikalarýnýn elçisi olarak, o çýkar ve politikalarýn sýnýrlarý içinde yapabilir. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi “Türkiye, Suriye dahil komþularýyla iliþki geliþtirmekte özgürdür” derken bunu anlatýyordu. Demek ki, Türkiye’nin neyi yapmakta özgür, neyi yapmakta özgür olmadýðýný ABD’nin görevli bir memuru belirleyecektir. Artýk geçmiþ baðýmlýlýk iliþkilerinin emperyalistlere yetmediði; bunun yerine tam ilhak durumunu gerçekleþtirmeye çalýþtýklarý bir süreçte baþka türlü olamazdý zaten. Türkiye ayný anda iki ipte oynamaya çalýþan bir cambaz olmak istiyor ama bunun gerektirdiði güç, yetenek ve inisiyatiften yoksun. Emperyalistler arasý çeliþki ve çatlaklardan kendine yol açmak ve serbest hareket alaný yaratmak dönemi biteli on yýllar oldu. Emperyalistler ve diðer devletler arasýndaki çeliþkiler artýk Türkiye’nin hareket alanýný geniþleten bir olanak deðil, Türkiye’nin çeliþkilerini aðýrlaþtýran birer yük olmuþlardýr. Türkiye’nin komþularýyla olan bütün iliþkilerinde bu gerçeði görmek gerekiyor.

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

9


sý çok çarpýcýydý. Adeta yaþamýn güzellikleriyle, ölümün acýsý ayný karede bütünleþmiþti. Ýkincisi, yine bir baþka gün, ailelerle birlikte teþhise gittiðimizde, adli týp sekretaryasýna iki kadýn geldi. Onlar da teþhis için Ýstanbul dýþýndan gelmiþlerdi. Yaþlý kadýn, oðlunu hiçbir hapishanede ya da morg kayýtlarýnda bulamadýðýný, günlerdir aradýðý halde bir sonuca ulaþamadýðýný 19 Aralýk 2000 tarihinde devletin 20 cezaevine eþzamanlý gerçekleþtirdiði operasyonun ardýndan yaþanan sürece söylüyordu. Yine morgda kömür kesilmiþ erkek cesetleri tanýklýk etmiþ olan Avukat Cemal Yücel’le sürece iliþkin bir vardý. Biz bunlara bakmasýný söylediðimiz sýrada bir avukat arkadaþýmýz, öncelikle, konuyla ilgilenen derneklerden biriröportaj yaptýk. Y.E.Mücadele Birliði: Merhaba. 19 Aralýk katliamý sonra- ne sormamýzý, çünkü bu dernek kayýtlarýnýn çok düzenli olsýnda yaþanan bir çok þeye bir hukukçu olarak tanýklýk etti- duðunu söyledi, biz de hemen derneði arayýp yaþlý kadýnýn oðlunun kayýtlarýnda ne þekilde geçtiðini sorduk. Bize sað niz. Bu süreçte neler yaþadýnýz, neler hissettiniz? olduðunu ve hapishanelerden birine (ismini anýmsamýyoAv.Cemal Yücel: Çok sayýda müvekkilim cezaevindeydi, birçoðu Ölüm Orucuna katýlmýþlardý. Dolayýsýyla, hukukçu rum) sevk edildiðini söylediler. Biz de sevinçle yaþlý kadýna sýfatýyla öncelikle tanýklýklarým var. Onun da ötesinde F tipi oðlunun sað olduðunu ve o cezaevine gitmesini söyledik. O denen hapishanenin gayrý-insani olmasý sebebiyle, hukukçu- anda yaþlý kadýnýn büyük sevincini tarif etmek de gerçekten zor. Aradan günler geçti, kesin isim listeleri açýklandý, hayluðun ötesinde halk mücadelesi açýsýndan da yakýnlýðým var. 19 Aralýk’a nasýl gelindiðini biliyoruz. Halkýn mücade- retle gördük ki, yaþlý kadýnýn oðlu da ölenler arasýndaydý. lesini veren devrimcilere yöneltilmiþ açýk bir operasyondur. Derneðin bilgileri ne yazýk ki hatalýydý. Ve ben bu yaþlý kadýnýn yaþadýðý sevinçle acý arasýnda geçen trajediyi hiç uHapishanedekiler bunun direk muhatabý olduðu için bir direniþ baþlattýlar. ‘F tiplerine gitmeyiz’ dediler. Aslýnda prob- nutmayacaðým. Aslýnda yaþadýðýmýz, tanýklýk ettiðimiz birçok olay lemin en önemli nedeni, aslýnda hücreleþtirilmek istenenin mevcuttur. Ancak bu iki olay, acýnýn büyüklüðü konusunda tüm toplum olmasýydý. Tüm Türkiye halký, hücrelere atýlyeteri kadar aydýnlatýcý olduðundan diðerlerini anlatmaya mak istenmiþtir. gerek yok. Operasyon sýrasýnda biz de hukukçular olarak olayýn önce otopsi ve adli týp yanýyla ilgilenmek zorunda kaldýk. Orada Y.E.Mücadele Birliði: Sizce devletin 19 Aralýk katliamý ile amaçladýðý neydi? Süreç önceden planlanmýþ mýydý? Ayaþadýklarýmýzý anlatmaya kelimeler yetmez. Ama iki olay dalet Bakaný’nýn operasyon öncesi Saðmalcýlar Cezaevi’ne anlatayým ki, olayýn vahameti iyi anlaþýlabilsin… Ýlki, biz bir aileyle morgdaki kömürleþmiþ cesetleri teþ- 100 ceset torbasý sevk edildiðini açýklamasýný nasýl deðerhise geldik. Sonra bir aile daha teþhis için geldi. Her iki ai- lendiriyorsunuz? Av.Cemal Yücel:19 Aralýk operasyonu, devletin mutlaka lenin de kýzlarý yakýlmýþtý. Simsiyah, kömür gibiydiler. Tagerçekleþtirmeyi istediði F tipi hapishaneler planýnýn bir nýnmalarý mümkün deðildi. Ailelerden birinden genç bir kýz, kömürleþmiþ cesetlerden birinin ablasý olduðunu söyle- parçasýdýr. Burada katliam planý daha çok devletin hapishane planýný iyi anlamak lazým. Kuþkusuz direniþ olmasaydý, di. Görevliler nasýl tanýdýðýný sordular. O da, “ben kýsa bir süre önce ziyaretine gitmiþtim, bana gülümsemiþti. Diþlerini devrimciler kuzu kuzu gitseydi, katliam olmazdý. Devrimciler direndiler. Bu nedenle operasyon yapýldý. Ancak þahsi çok iyi hatýrlýyorum. Bu gülümsemeden dolayý yeni yaptýrgörüþ olarak söylüyorum ki, Adalet Bakaný’nýn F tiplerine dýðý diþlerini çok iyi hatýrlýyorum, buradan teþhis ediyogeçiþin 1 yýl ertelemesi açýklamasý daha iyi deðerlendirilebirum” dedi. Diðer aile ise, baþka sebeplerle o cesedin kendi lirdi. Bir yýllýk süreçte devrimciler, F tipi gerçeðini halk kekýzlarýna ait olduðunu ýsrarla söylüyordu. Görevliler, avusimlerine daha iyi anlatýlabilir, daha güçlü bir destek saðlakatlar, hepimiz ne yapacaðýmýzý þaþýrmýþtýk. En sonunda yabilirdi. Ancak Adalet Bakaný’nýn 1 yýllýk erteleme açýklaben, buradaki kýzlarýn hepimizin kýzý olduðunu, zaten ayný yere gömüleceklerini, birine bir ailenin, diðerine de diðer ai- masýnýn samimi olup olmadýðýndan halen emin deðilim. Y.E.Mücadele Birliði: Siz bazý otopsilerde bulundunuz. lenin sahip çýkýp almasýný önerdim. Aileler bunun üzerine Otopsi sýrasýnda size herhangi bir güçlük çýkarýldý mý? Ya kabul ettiler ve aldýk. Özellikle bu olayda bir gülüþün, gülümsemenin bir baþka zamanda ölümle birlikte anýmsanma- da saðlýkçýlar dýþýnda herhangi bir baskýlanma hissettiniz mi?

“Birçoðu Yakýlmýþtý, Diðerleri de Kurþunlarla Öldürülmüþtü”

10

32. Sayý /5-19 Ocak 2005


Av.Cemal Yücel: Öyle bir baský görmedik, herhangi bir en- di. Y.E.Mücadele Birliði: Katliamda yaralanan tutsaklar, zagelleme yapýlmadý. Çünkü olay ortadaydý. Devlet, yakýlanlarýn operasyonun doðal seyri içinde gerçekleþtiðini savun- manýnda hastaneye kaldýrýlýp tedavi altýna alýnmýþ mýydý? Av.Cemal Yücel: Tedavilerde çeþitli aksamalar olmasýna du. Ancak daha sonra kanýtlarla anlaþýldý ki, normal güç raðmen, kasten tedavi yapýlmadýðý bulgusuna rastlamadým. kullanýmý dýþýna çýkýlarak operasyon gerçekleþtirilmiþtir. Belki vardý, ben rastlamadým. Y.E.Mücadele Birliði: Otopsilerde en çok dikkatinizi çeken ne oldu? Ýnsanlar daha çok neden ölmüþlerdi? Vücutla- Y.E.Mücadele Birliði: 19 Aralýk sonrasý müvekkillerinizle götürüldükleri cezaevlerinde hemen görüþme þansýnýz oldu rýnda darp izleri var mýydý? mu? Av.Cemal Yücel:Bir çoðu yakýlmýþtý. Diðerleri de kurþunlarla öldürülmüþtü. Darpla ilgili açýk bulgulara rastlamadýk. Av.Cemal Yücel:Uzun bir süre görüþemedik, haber alamadýk. Ailelerde bu durum doðal olarak birçok karmaþaya ve Y.E.Mücadele Birliði: Otopsi sonuçlarý resmi tutanaklara endiþeye neden oldu. olduðu gibi yansýdý mý? Y.E.Mücadele Birliði: Ýlk görüþmenizde anlatýlanlar daha Av.Cemal Yücel:Evet, o konuda problem yok. Ýzler, ölüm çok neydi? Devrimci tutsaklarýn moralleri nasýldý? sebepleri konusunda problem yok. Ancak problem, bunca Av.Cemal Yücel:Moralleri her þeye raðmen iyiydi. Ancak insanýn öldüðü operasyon sýrasýnda aþýrý güç kullanýmýnýn hatta kasti öldürmelerin açýkça ortaya çýktýðý bu operasyon- onlarda da operasyonun yarattýðý tedirginlik hala sürüyordu. da bunun sorumlularýnýn hukuk kurallarý çerçevesinde ceza- Çünkü koðuþlardan hücrelere atýlmýþlardý. Baþlarýna ne geleceðini onlar da, biz de bilemiyorduk. landýrýlmamasýdýr. Zaten devletin bu tip siyasi olaylarda öDoðal olarak biz, içeride neler olup bittiðini soruyorteden beri takýndýðý tutum budur. Ýþkence, yargýsýz infaz gibi olaylarda sorumlularýn yargýlanmasý konusunda nasýl çe- duk. Onlar da operasyon sýrasýnda olanlarý, sevkler sýrasýnkingen davranýlmýþsa, 19 Aralýk’ta da ayný þey olmuþtur. En da yaþananlarý anlatýyorlardý. Y.E.Mücadele Birliði: Katliam sýrasýnda uluslararasý huson Kýzýltepe’deki Kaymaz ailesinin baþýna gelenler, aslýnkuk camiasýnýn tavrý nasýldý? Gerekli bilgilendirmeler yapýda uzun süreden beri benimsenen devlet politikasýdýr. Tüm labilmiþ miydi? kanýtlara raðmen, polisler en düþük ceza istemiyle yargýlaAv.Cemal Yücel: Uluslararasý kurumlarýn konuyla hakkýyla nacaklar ve büyük bir ihtimalle ya beraat edecekler, ya da ilgilendiklerini söyleyemeyiz. Zira AB’ne dahil ülkelerin baklava çalan çocuklarýn cezasýndan daha az bir ceza ile yönetimleri F tiplerine karþý çýkmadýlar. Bu durum doðal okurtulacaklardýr. Devlet, demokratikleþecekse öncelikle bu larak o ülkelerdeki kurumlarý da etkilemiþ olmalýdýr. tavrýndan vazgeçmek zorundadýr. Aksi takdirde büyük paY.E.Mücadele Birliði: Þu lavralarla sunduklarý AB andaki süreci, hala süren Ömeselesinin de masaldan i...problem, bunca insanýn öldüðü lüm Orucu eylemini nasýl debaret olduðu anlaþýlacaktýr. operasyon sýrasýnda aþýrý güç kullanýmýnýn hat- ðerlendiriyorsunuz? Sizce F Y.E.Mücadele Birliði: Ota kasti öldürmelerin açýkça ortaya tipi cezaevleri kapattýrýlabilir lay yeri inceleme tutanaklami? rý, sýcaðý sýcaðýna mý yapýlçýktýðý bu operasyonda bunun Av.Cemal Yücel:: F tipi hamýþtý, yoksa her þey kitabýsorumlularýnýn hukuk kurallarý pishaneler artýk yeni Ceza Ýnna uydurulduktan sonra mý? çerçevesinde cezalandýrýlmamasýdýr. faz Kanunu ile tam anlamýyla Av.Cemal Yücel: BayramÝþkence, yargýsýz infaz gibi olaylarda yasallaþtýrýlmýþtýr. Avrupa hupaþa Cezaevi’nde yapýlan inceleme sanýrým hazýrlýksýz sorumlularýn yargýlanmasý konusunda nasýl çe- kukuna da uygun olmalýdýr olmalarý nedeniyle tüm ger- kingen davranýlmýþsa, 19 Aralýk’ta da ayný þey ki, bu yasa uyum yasalarý çerçevesinde çýkartýlabilmiþçekliði ortaya çýkarmýþtýr. olmuþtur. En son Kýzýltepe’deki Kaymaz aile- tir. F tipleri ancak büyük bir Y.E.Mücadele Birliði: Örneðin bu operasyon sýrasýn- sinin baþýna gelenler, aslýnda uzun süreden be- toplumsal muhalefetin geliþtiði bir dönemde kapatýlabilir. da çok sayýda gaz bombasý ri benimsenen devlet Þu an böyle bir muhalefetin kullanýldýðý ve bunlarýn norpolitikasýdýr. Tüm kanýtlara raðmen, olmadýðý ortadadýr. malde kapalý yerlerde kullapolisler en düþük ceza istemiyle Ölüm Oruçlarý konusunnýlamayacaðýnýn bilindiði söyleniyor. Bunlar tutanak- yargýlanacaklar ve büyük bir ihtimalle ya bera- da da farklý düþüncelerim var, bunlarý anlatmak istemilarda yer almýþ mýydý? at edecekler, ya da baklava çalan yorum. Av.Cemal Yücel: Aldý. çocuklarýn cezasýndan daha az bir Y.E.Mücadele Birliði: Bu Saklayamadýlar, bunlarý ceza ile kurtulacaklardýr. röportaj için teþekkür ederiz. saklamalarý mümkün deðil32. Sayý /5-19 Ocak 2005

11


EMPERYALÝZME VE KAPÝTALÝZME

KARÞI SAVAÞ YILI

Ý

nsanlýk, olaylarla, çatýþmalarla, savaþlarla, emperyalizme ve kapitalizme karþý emekçi sýnýflarýn, ezilen sömürülen halklarýn mücadele ve baþkaldýrýlarý ile geçen koca bir yýlý daha geride býraktý. Dünya halklarýný büyük acýlara boðan savaþlar, açlýk, sefalet, iþten kovulmalar; bunlarýn hepsi emperyalist-kapitalist sistemin insanlýðýn baþýna bela ettiði yýkýmlardýr. 2004’ün bitimine günler kala, Güney Doðu Asya’da meydana gelen ve insanlýk tarihinin en büyük felaketlerinden biri olan deprem-tsunami felaketi ise, insanlýðýn artýk kapitalizmden bir an önce kurtulmak zorunda olduðunu bir kez daha ortaya koydu. Geride býraktýðýmýz yýlýn en acý, ama belki de en öðretici olayý buydu. Yüzbinlerce insan, kapitalist devletlerin, kapitalist tekellerin insan yaþamýna önem vermeyen karakterlerinden dolayý bir anda öldü. Onbinlerce çocuk bu yüzden öldü, on binlerce çocuk ayný nedenlerden anne ve babalarýný kaybetti. Kar getirmeyecek diye insan yaþamýný korumaya yönelik önlemlere yatýrým yapmaya yanaþmayan kapitalist devletler ve tekeller, doðanýn insana bunca zarar vermesinin birinci dereceden sorumlularýdýr. Günümüzde, Güney Doðu Asya felaketi yüzünden Hindistan, Endonezya, Malezya ya da Tayland’ýn bu konuda öne çýkmýþ olmalarýnýn bir önemi yok. Bütün emperyalist-kapitalist devletler ve bütün kapitalistler ayný karakterdedir. Her büyük doðal felaketin, özellikle emperyalist-kapitalist ülkelerde insana çok büyük zarar vermesi bir tesadüf deðildir. Bu, kapitalist devletlerin ve kapitalistlerin insan yaþamýna, insan soyunun kendini koruyup geliþtirmesine deðil, kapitalist azami kara ve çýkarlara önem vermelerinin sonucudur. Kapitalizm geliþtikçe ve sermaye birikimi dev boyutlara ulaþtýkça kar hýrsý dizginlenemez boyutlara ulasan kapitalizm,

12

insani doða karþýsýnda savunmasýz býrakmakla kalmadý, fakat ayný zamanda doðayý daha çok tahrip ederek doða olaylarýnýn daha yýkýcý olmasýnýn önünü açtý. Çoðu yerde doðayý insan için yaþanýlmaz hale getirdi. Kapitalist özel mülk edinme biçimi, kapitalist tekellerin aþýrý kar hýrsý, üretim araçlarý üzerindeki özel mülkiyet, tüm zenginliklerin bir avuç asalak kapitalistin kasasýna akmasý, bilimin kapitalist tekellerin denetimine ve hizmetine girmiþ olmasý; tüm bunlar insanýn doðayý kontrol altýna alma çabalarýný büyük ölçüde engelledi. Kapitalist özel mülkiyetin denetiminden, zincirlerinden kurtulmasý durumunda doðayý kontrol altýna almada çok büyük bir mesafe kat etme kapasitesine sahip olan bilim ve teknoloji, sýrf bu zincirler nedeniyle, þimdi olabileceði noktanýn çok gerisinde bir yerde bulunuyor. Onun için burjuva basýnýn, kapitalist hükümetlerin, kapitalist tekellerin “üzüntü” gösterileri timsah gözyaþlarýndan baþka bir þey deðildir. Onlar, halklarýn, ezilen yýðýnlarýn doða olaylarýndan en fazla zarar gören ve acýlara gömülen bu kesimlerin öfkesinden kurtulmak, bu öfkenin kapitalizme yönelmesini engellemek için bu sahte gözyaþlarýný döküyorlar. Örneðin, doða felaketinin gelmekte olduðunu saatler öncesinden haber alan, fakat masraf olur diye bir tek önlem almayan Hindistan Hükümeti’nin gözyaþlarý, üzüntü ifadeleri kimi kandýrabilir? Emekçi halklarýn buradan çýkaracaklarý tek ders, Hindistan kapitalizmini derhal yýkýp sosyalizme geçmek gerektiðidir. Hindistan ve diðer kapitalist ülke hükümetlerinin insan yaþamýna önem vermeyen bu tipik davranýþýný, 1999 depreminde biz Ecevit hükümetinde görmedik mi? DSP-MHP faþist hükümeti, deprem sonrasýnda insanlarý dozerlerle canlý canlý gömme kararý almakla kalmamýþ, ayný zaman32. Sayý /5-19 Ocak 2005

da, insanlarýn acýlarýný hafifletmek için toplanan yardým paralarýný faþist devletin bütçe açýðýný ve iç savaþ harcamalarýný karþýlamak için kullanmýþtý. Bu davranýþ biçimi, Hindistan’dan Türkiye’ye; ABD’den Almanya’ya kadar bütün emperyalist-kapitalist devletler için tipiktir. Onlar, milyar dolarlarýn kokusunu aldýklarý yerde hiç bir þeyi feda etmekten çekinmezler. 2004 yýlý insan soyu için çok acý verici bir doða olayýyla bu gerçeði insanlýðýn yüzüne çarparak kapandý. Büyük acýlar pahasýna da olsa, 2004 yýlýnýn son günleri, insanlýðýn ya komünizme geçiþ ya da yok oluþ tercihiyle karþý karþýya olduðunu gösteriyor.

Tarih Hýzlanýyor Geride býraktýðýmýz yýlýn olaylarý, çatýþmalarý, büyük toplumsal hareketleri, emperyalistlerin hazýrlýklarý ve geniþ kitlelerin büyük eylemleri tarihin büyük bir hýz kazandýðýný kanýtladý. Güney Doðu Asya felaketini bir tarafa býrakacak olursak, þüphesiz, 2004’ün en önemli, belirleyici geliþmeleri Irak’ta yaþandý. Çünkü Irak, içinde bulunduðumuz koþullarda iki dünyanýn, burjuva dünyayla emek dünyasýnýn, kapitalizmle komünizmin tarihsel çarpýþmasýnýn cisimleþtiði coðrafyadýr. Bu, orada çarpýþan taraflarýn irade ve isteklerine raðmen olan bir durumdur. ABD emperyalizminin Irak’taki bir zaferi, sadece Irak emek güçlerini deðil dünya emek güçlerini de mevzisi bir yenilgiye uðratmýþ olacaktýr. Ve þüphe yok ki emperyalist-kapitalist dünyanýn baþý ABD emperyalizmi, böyle bir zaferden alacaðý güçle dünya proletaryasý ve ezilen halklarýna karþý saldýrýlarýnda pervasýzlaþacaktýr. Bunun tersi de doðrudur. ABD emperyalizminin Irak’ta uðrayacaðý bir yenilgi, dünya proleter ve sosyalist güçlerine büyük bir moral güç verecek, eylem ve baþkaldýrýlarýna büyük bir ivme katacaktýr.


Böyle bir yenilgi ve geri çekilme sadece ABD emperyalizminin deðil bütün emperyalist-kapitalist dünyanýn yenilgisi olacaktýr. 2004 yýlýndaki tüm geliþmeler, ikinci olasýlýðýn gerçekleþmesinin çok daha olanaklý olduðunu gösterdi. Bu sadece bizim deðil, deðerlendirme yapan emperyalist kuruluþlarýn da ortak görüsüdür. CIA’dan askeri tarihçi ve yetkililere kadar herkes, Irak halkýnýn direniþi karþýsýnda ABD emperyalizminin yenilgisinden söz ediyor. Irak halkýnýn direniþinin yani sýra ABD’deki geliþmeler de bu görüsü destekliyor. Yakýn zamana kadar emperyalist-kapitalist dünyanýn en büyük ve en saðlam ekonomisi olarak gösterilen ABD kapitalizmi, 2004 yýlýnda büyük bir çöküþ sürecine girdi. Daha doðrusu, zaten yýllardýr dipten gelen dalga gibi ilerleyen bu süreç 2004 yýlýnda iyice su yüzüne çýktý. 570 milyar dolarlýk cari açýk, 657 milyar dolarlýk bütçe açýðý, dört yýlda %7 oranýna çýkan iþsizlik ve milyonlarca evsiz insan… Bu birkaç rakam, ABD ekonomisinin özetidir. Emperyalist-kapitalist sistemin amiral gemisi, yeni yýla iþte bu çöküþ tablosuyla giriyor. ABD ekonomisindeki hýzlý çöküþün bir diðer önemli özelliði, bunun emperyalist-kapitalist zincire dahil bütün ülkeleri sarsacak, hatta çöküþe götürecek olmasýdýr. Burjuva dünya, þimdiden ABD ekonomisindeki çöküþün bütün kapitalist ekonomileri nasýl etkileyeceðini hesaplamanýn telaþýnda. ABD, hegemonyasýnýn sarsýlmasý karþýsýnda çaresiz. Emperyalist ülkeler bu çöküþün kendilerini nasýl etkileyeceðini bilmemenin, hesaplayamamanýn paniðini yaþýyorlar. Genel olarak emperyalistlerin, özel olarak ABD emperyalizminin bu durumu dünyadaki bütün olaylara büyük bir hýz katýyor. Geliþmeler, baþ döndürücü bir hýzla meydana geliyor. Çok farklý nedenlerle kapitalizme ve emperyalizme karþý olanlar ayni dönemde ayaða kalkýyor ve bilincinde olsunlar ya da olmasýnlar kapitalizme karþý savaþýn içinde yer alýyorlar. Olaylarýn hýzý ve yoðunluðu takip edilmelerini neredeyse olanaksýz kýlýyor. Daha bir buçuk yýl önce Irak’ta büyük zafer kazandýðý sanýlan ABD emperyalizmi, 2004 yýlýnda Irak halkýnýn ezici bir çoðunluðunun direniþiyle karþýlaþtý. ABD düþmanlýðý dünya halklarý arasýnda bir salgýn gibi yayýlýyor. Proletaryanýn ve diðer emekçi sýnýflarýn hedef tahtasýna çivilenen emperyalist-

kapitalist devlet sayýsý ABD ile sýnýrlý deðil. 2004 yýlý, Avrupa proletaryasýnýn ve diðer sömürülen kitlelerin Avrupalý emperyalistlere karþý kitlesel baþkaldýrýlarýna sahne oldu. Almanya, Hollanda, Ýngiltere ve daha pek çok Avrupa ülkesi, tarihlerinin en kalabalýk kitle gösterilerine tanýk oldular. Avrupa proletaryasý, üzerindeki ölü topraðý atarak kapitalizme karþý eyleme geçebileceðini; dahasý bu yolda ayaða kalktýðýný kanýtladý. 2004 yýlý bu bakýmdan 2005 yýlýnýn çok daha yoðun eylemlerle geçeceðinin, sömürülen kitlelerin kapitalizme karþý çok daha aktif olacaklarýnýn habercisi oldu. 2004 yýlýnda emekçi sýnýflarda ortaya çýkan devrimci eyleme yönelik eðilimin 2005 yýlýnda deðiþmesi ya da ortadan kalmasý için hiçbir neden yoktur. Aksine nesnel ortam, kapitalistlerin artmasý kaçýnýlmaz olan saldýrýlarý 2005 yýlýnda emekçi sýnýflarýn bu istek ve eðilimlerini daha da güçlendirecektir. 2005 yýlý iþte bu koþullar nedeniyle emekçi sýnýflarýn, ezilen halklarýn proletarya öncülüðünde kapitalizme karþý savaþlarýný daha da yoðunlaþtýrdýklarý bir yýl olacaktýr.

Devrimin Güçlendiði Bir Yýl Türkiye ve K. Kürdistan’daki geliþmeler, dünyadaki geliþmelerden farklý yönde olmadý. Ýki ülkenin iç dinamikleri dünyadaki devrimci geliþmelerle örtüþüp onlardan önemli ölçüde etkilenince devrim daha da güçlendi. Olaylar, nitelikleri, hýzlarý ve yoðunluklarý bakýmýndan pek çok kesim için þaþýrtýcý oldu. Öyle ki, sürecin devrimci nesnel karakteri býrakalým kiþileri, örgütleri dahi ardýndan sürükledi. Bunun tipik örneðini Kürt Ulusal Kurtuluþ Hareketinde gördük. Kürt Ulusal Kurtuluþ Hareketi, hiç istemediði ve arzu etmediði halde, sýrf sürecin devrimci nesnel karakteri sonucu, yýllar önce býraktýðýný açýkladýðý silahlara sarýlmak zorunda kaldý. Ortadoðu’daki geliþmeler, Irak’ýn iþgali, emperyalistlerin politikalarý, Türkiye ve diðer bölge gerici devletlerinin Kürdistan konusundaki stratejileri; bütün bunlarýn çok farklý biçim ve noktalarda kesiþmesi, birbirini etkilemesi ve en önemlisi Kürt halkýnýn özgürlük hakký üzerinden ýsrarý, Kürt UKH’ni silaha baþvurmak zorunda býraktý. Nesnellik onu adeta peþinden sürükledi. Geçtiðimiz yýl bu bakýmdan çarpýcýydý. Bu geliþmeler, Kürt UKH’ni silaha sarýlmak zorunda býrakmakla kalmadý, ayný zamanda içindeki sýnýfsal çeliþkileri açýða çýkardý ve sýnýfsal 32. Sayý /5-19 Ocak 2005

ayrýþmayý ertelenemez bir noktaya getirdi. Bütün çizgileri ve netliðiyle gerçekleþip gerçekleþmeyeceðini þimdiden bilmek mümkün olmamakla birlikte, önümüzdeki yýlýn bu konuda önemli geliþmelere tanýk olacaðýný söylemek kehanet olmaz. Bu, görünen köydür. Bu ayrýþmanýn Kürt halkýnýn özgürlük savaþýna zarar vereceðini düþünenler büyük bir yanýlgý içindedir. Sýnýfsal ayrýþma ne kadar çabuk, net ve kesin çizgilerle gerçekleþirse, özgürlük savaþý da o oranda geliþecektir. Emperyalistlerle,Türk burjuvazisiyle uzlaþma arayýþý içinde olan kesimler, özgürlük savaþýnýn ayaklarýna dolanmýþ gerçek prangalara dönüþmüþlerdir. Önümüzdeki yýl,özgürlük savaþýnýn bu prangalardan tam olmasa bile önemli ölçüde kurtulacaðý yýl olacaktýr. Bunun devrime güç katacaðýndan þüphe yok. Öte yandan, geçtiðimiz bütün bir yýl, Türkiye’de meydana gelen geliþmeler de toplumsal devrimi güçlendiren bir çizgi izledi. Ayný çizgi 2005’te güçlenerek ve hýzlanarak devam edecek. Zira, geçtiðimiz yýl, bunlara neden olan, bunlara yataklýk eden maddi zemin ortadan kalmýþ ya da kalkacak deðil. Proletarya burjuva sendikacýlarýn engelleme çabalarýna raðmen tekrar yüz binleri bulan kitlesel eylemlere baþladý. NATO karþýtý eylemler, zindan savaþlarý, fabrika ve iþyerleri direniþleri, öðrenci ve diðer emekçi sýnýflarýn eylemleri; bunlarýn hepsi, devrimin toplumsal tabanýnýn devrimci eyleme duyduðu istek ve eðilimin birer ifadesiydi. Ýþçi sýnýfýndaki geliþme niceliksel olmakla kalmadý, nitelik bir sýçrama da yaptý. 1 Mayýs tartýþmalarý sýrasýnda öncü devrimci iþçilerin pek çok devrimci hareketten ileri giderek 1 Mayýs Taksim Alaný’na çýkma kararý almýþ olmalarý, bu saptamamýzýn en çarpýcý kanýtýdýr. Bu, ayný zamanda, proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin, Leninist Parti’nin politikalarýnýn devrimci öncü iþçileri etkisi altýna aldýðýnýn bir iþareti oldu. Leninist Parti bunun gibi daha pek çok yönden somut geliþme kaydederek baþarýlý bir mücadele yýlýný geride býraktý. 2005, Leninist Partinin politik etkisinin güçlenip yayýlacaðý bir yýl olacak. Türkiye ve K.Kürdistan’da Leninist Partinin geliþip güçlenmesi devrimin güç kazanmasýdýr. Önümüzdeki yýl devrimin güç kazanacaðý bir yýl olacaktýr.

13


TAKSÝM’DE FEDA EYLEMÝ “Ölürse Beden Ölür Canlar Ölesi Deðil” 19 Aralýk Katliamý’nýn üzerinden dört yýl geçti. “Ümidin/ serpilip geliþen hayatýn düþmanlarý”, bu dört yýl boyunca katliamlarýný devam ettirdiler. Ýçeride, dýþarýda, zulüm saðanaðý dinmedi. Ve 26 yaþýnda bir insan Taksim Meydaný’nda bedenini tutuþturarak karanlýðýn perdesini aralamak, görmek istemeyen gözlere ger,çeði olduðu gibi göstermek istedi. Sergül Albayrak, Sevgi Erdoðan 11.. Ölüm Orucu Ekibi’nden bir Savaþçýydý. 25 Temmuz 2004’te baþladýðý Ölüm Orucu Eylemi’nin 154. günündeydi. 08 Aralýk’ta Uþak Cezaevi’nden tahliye olmuþtu ve adeta Amilcar Cabral’ýn “gerçek özgürlük en son tutsak özgür olduðunda baþlayacak” sözünü anýmsatmak istercesine, özgürlüðünü, devrimci tutsaklarýn özgürlüðü için kendisini feda ederek bir eyleme dönüþtürdü. 26 Aralýk’ta Taksim Atatürk Kültür Merkezi önünde “Tecrit Kalksýn” yazýlý bir döviz açarak feda eylemi yaptý. Sergül Albayrak, ilk olarak kaldýrýldýðý Çapa Devlet Hastanesi’nden geri çevrilmiþtir. Vücudunun %80’i yanmýþ olduðu halde yanýk ünitesi olan hastanelere götürülmeyip Taksim Ýlkyardým Hastanesi’ne götürülmüþ ve burada ölümsüzleþmiþtir. Sergül Albayrak ölümsüzleþtiðinde Ölüm Orucu Eylemi’nin 154. günündeydi. 19 Aralýk’tan sonra, zindanlarda ve dýþarýda devrimci tutsaklara destek eyleminde, ölümsüzleþenlerin 118.’si oldu. O, yaþamýný boylu boyunca devrime adadý. Tüm dünyaya savaþýn sürdüðünü gösterdi.

SERGÜL ALBAYRAK ÖLÜMSÜZDÜR! ÖLÜM ORUCU SAVAÞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR! ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK!

14

TUTSAKLARLA DAYANIÞMADA SANAT 19 Aralýk Zindan katliamlarýnýn yýldönümü olmasý nedeniyle, Ýzmir’de pek çok etkinlik, eylem vb gerçekleþtirildi. Ýzmir’de uzunca bir süredir yaptýðý etkinliklerle ilgi çeken Ayýþýðý Sanat Merkezi, 18 Aralýk günü saat 15:00 civarýnda gerçekleþtirdiði 19 Aralýk Zindan katliamlarýyla ilgili düzenlediði programla bu katliama kültür-sanat alanýndan bir karþý duruþ sergiledi. Gerçekleþtirilen bu anma etkinliði, devrim savaþçýlarý için bir dakikalýk saygý duruþuyla baþladý. Saygý duruþunun ardýndan Ayýþýðý Sanat Merkezi’nin kendisinin hazýrladýðý slayt gösterisinin eþliðinde bir sunum gerçekleþtirildi. Sunumun hemen ardýndan Ayýþýðý Sanat Merkezi Þiir Grubu sahne aldý ve Ergül Çiçekler’in 19 Aralýk katliamýný ve Ölüm Orucu Eylemini, ölümsüzleþenleri anlatan þiirini ve “haykýr acýný ey halk” þiirini okudular. Þiir dinletisinin ardýndan, Ayýþýðý Sanat Merkezi tiyatro grubu sahne aldý ve Ulrike Mainrof’la ilgili bir oyunu sahnelediler. Oyun izleyiciler tarafýndan beðenildi. Ve son olarak da, “Diri Diri Yaktýlar” isimli bir belgesel gösterimi yapýldý. Anma etkinliði izleyiciler tarafýndan olumlu deðerlendirilirken, etkinliðin ardýndan aþaðýya inildiðinde halen sürmekte olan Ölüm Orucu Eylemi’nden ve bu eylemde 500’lü günlerinde olan Remzi Aydýn’dan bahsedildi. Ayýþýðý Sanat Merkezi Emekçileri sýk sýk iþçi ve emekçi halklarýn özgürleþmesi için tutsak düþen devrimcilerin yanlarýnda olduklarýný ve olacaklarýný vurguladýlar. Y.E . Mücadele Birliði Dergisi Ýzmir Temsilciliði

TAYAD’DAN BASIN AÇIKLAMASI 26 Aralýk günü Taksim’de bulunan AKM önünde bedenini tutuþturarak ölümsüzleþen Sergül Albayrak, F tipi zindanlara karþý mücadelede ölümsüzleþen 118. savaþçý oldu. Uþak Cezaevi’nde kalan Sergül Albayrak F tiplerine karþý Ölüm Orucuna girmiþti. Daha sonra tahliye olan Albayrak akrabalarý tarafýndan Baðcýlar’da bulunduðu bir evden kaçýrýlmýþtý. Ölüm Orucunu sürdüren Albayrak, eyleminin 154. gününde Taksim AKM önünde bedenin tutuþturdu. “Tecriti Kaldýrýn” yazýlý bir döviz tutan Albayrak bedenini tutuþturduktan sonra slogan attý ve zafer iþaretleri yaptý. Bedenin % 80’i yanan Sergül Albayrak 28 Aralýk günü saat 16.00’da ölümsüzleþti. 29 Aralýk günü TAYAD’lý aileler konuyla ilgili Sergül Albayrak’ýn bedenin tutuþturduðu yerde, AKM önünde basýn açýklamasý yaptýlar. DETAK’ýn da destek verdiði açýklamaya yaklaþýk 60 kiþi katýldý. Basýn açýklamasýný okuyan TAYAD üyesi Mehmet Güvel; “Sergül tahliye olmuþtu ama geride kalanlar için tecrit devam ediyordu. Bencil deðildi Sergül, bana dokunmayan yýlan bin yaþasýn diyen bir düzene de meydan okuyordu. Ki arkadaþlarýna, canýndan çok sevdiklerine devam eden tecrit zulmüne karþý bedenin ortaya koymaya hazýrdý. Hazýrdý ki bunu 154 gün önce bedenini ölüm orucuna yatýrýrken ifade etmiþti. ‘Canýmdan çok sevdiklerim’ diyordu arkadaþlarý için ‘Canýmdan çok sevdiðim’ diyordu halký için.(…) Bizler Sergüllerimize, onlarýn mücadelesine sahip çýkacak, karþýmýza çýkacak her türlü zulme direnmeye devam edeceðiz” dedi.

32. Sayý /5-19 Ocak 2005


Emek Kültür

19 ARALIK Merkezi’nde KATLÝAMINI UNUTMADIK 19 ARALIK ANMASI Bundan 4 yýl önce faþist TC devleti, AB ve ABD emperyalizminin de desteðini arkasýna alarak, bir kez daha vahþi, barbar yüzünü gösterdi. Ýþçi sýnýfýnýn önderleri olan ve zindanlarda bulunan devrimci, komünist tutsaklara saldýrdý. Hepimizin belleklerinde iz býrakan bu vahþi saldýrýyý bir kez daha lanetleyip, devrimci tutsaklarýn gösterdikleri direniþi selamladýk. 19 Aralýk 2000 tarihinde 20 zindana eþ zamanlý yapýlan bu saldýrý, 28 tutsaðýn yaþamýna mal olmuþ, yüzlerce tutsaðýn ise sakatlanmasýna yol açmýþtý. Katliamýn üzerinden 4 yýl geçti. Ama saldýrýnýn yarattýðý sonuçlarýn etkileri hala varlýðýný sürdürüyor. Tekelci kapitalizm ve onun faþist devleti, pervasýzca zindanlar üzerinde yýkýcý planlar yapmayý sürdürüyor. F tipi zindanlarda iþkence devam ediyor. Devrimci tutsaklarýn teslim alýnabilmesi için yapýlacak ne varsa, onu uygulamaktan çekinmiyorlar. Fakat, 19 Aralýk’ta olduðu gibi, TC ve emperyalizminin iþi o kadar da kolay gitmiyor. Yaþanýlan bunca katliama, iþkenceye, izolasyona vb karþý devrimci ve komünist tutsaklar teslim alýnamýyor. Ölüm Orucu devam ediyor. Direniþ devam ediyor. Üzerinde doðup büyüdüðümüz topraklardan binlerce kilometre uzakta, þimdi bulunduðumuz Ýsviçre’de 19 Aralýk katliamýný anma ve direniþi selamlama için etkinlikler yapýldý. Bunlardan birisi de St.Gallen Halkevi’nin düzenlediði “19 Aralýk Katliamýný Unutmadýk”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Devrim Savaþçýlarý Ölümsüzdür” þiarýyla düzenlediði etkinlikti. 26 Aralýk günü saat 15.15’te baþlayan ve yaklaþýk 40 kiþinin katýlým gösterdiði etkinlik, Halkevi’nin planladýðý þekilde geçti. Topraða düþen devrim savaþçýlarý için yapýlan bir dakikalýk saygý duruþuyla program baþladý. Günün anlam ve önemini anlatan metin okunduktan sonra program halkevi üyelerinin hazýrladýðý müzikle devam etti. Þiir ve hazýrlanan sinevizyon gösteriminin ardýndan, salonda hazýr bulunan, 19 Aralýk Katliamýný yaþamýþ TKEP/L ve TKP-ML davasýndan eski iki tutsaðýn anlatýmlarýyla programa devam edildi. Katliam saldýrýsýnýn devrimci tutsaklar þahsýnda devrime yapýlmýþ bir saldýrý olduðunun vurgulandýðý etkinlikte, sinevizyon gösterimi sýrasýnda yaþanan vahþetin boyutlarý göründüðünde, salonda bulunan bazý kiþilerin gözyaþlarýna hakim olamadýðý da gözlendi. Canlý tanýklarýn Bayrampaþa ve Ümraniye zindanlarýnda yaþadýklarýný anlatmasý ve ardýndan katýlýmcýlarýnýn sorularýnýn cevaplanmasýndan sonra etkinlik sonlandýrýldý. 19 ARALIK KATLÝAMINI UNUTMADIK, UNUTMAYACAÐIZ! DEVRÝM SAVAÞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR! YAÞASIN 19-22 ARALIK ZÝNDAN DÝRENÝÞÝ! ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK!

Ýsviçre’den Bir Leninist

Dört yýl önce devrimci tutsaklara karþý yapýlan 19 Aralýk 2000 katliamýnda ölümsüzleþen devrimci tutsaklarýn anýsý, Emek Kültür Merkezi’nde yaptýðýmýz etkinlikle yaþatýldý. Son iki yüz yýldýr burjuvazi ve devrimci iþçi sýnýfý arasýnda geçen sert sýnýf mücadelesinde, burjuvazinin temel silahlarýndan biri olarak kullanageldiði zindanlar Türkiye ve Kürdistan için son on yýllýk iç savaþta devrimi ezme ve çevirme odaðý haline gelmiþti. 19 Aralýk katliam operasyonunu faþist tekelci sermaye devleti için politik olarak kaçýnýlmaz yapan neden buydu. Bir ölüm-kalým çarpýþmasýna tutsaklar üzerinden giriþen devleti, devlet yapan temel ayaklardan olan zindanlar, emekçilerin devrim mücadelesinin kaldýracý olarak artýk yýkýlacak kývama gelmiþti. Onyýllardýr Demokratik Halk Devrimi mücadelesine karþý rehin tutulan devrimciler, bunun için katledilmeli ve devrime karþý moral üstünlüðün devamý için ölüm hücrelerinden oluþan F-tipi zindanlara kapatýlmalýydýlar. Devrimci tutsaklar, Kürdistan ve Türkiye halklarýnýn faþizme karþý moral üstünlüðünü gösterircesine en zorlu koþullarda, sermayenin zulüm kaleleri olan zindanlarda devrimin ve onurun kýzýl bayraðýný daima dalgalandýrdýlar. Faþist devlet, 19 Aralýk’ta ayný yürek ve bayrakla karþýlaþtý. Zindanlarda devrim bayraðý, 28 devrimcinin kanýyla daha da kýzýllaþtý. Sermayenin devrimci ve komünistleri, evrensel tutsak alma, rehin tutma, katletme taktiði, Türkiye ve Kürdistan’da hiçbir zaman devrimi yenemedi, devrimci tutsaklarý teslim alamadý. Devrimci iþçi sýnýfýnýn sermayeyi yenme iradesi ve bilinci, yüzlerce devrimci tutsaðýn ölümsüzleþmesiyle Ölüm Orucu siperlerinde savaþmaya devam ediyor... Almanya’da bulunan göçmen iþçi ve emekçilerin gözleri ve yürekleri, tutsaklarýn direniþinde, Ölüm Orucu eyleminde. Toplumsal ve siyasal koþullarýn sürgün ettiði onbinlerce insan, emekçi, yürekleriyle devrimci tutsaklarýn eyleminden güç alýyorlar. Almanya’da küçük sayýlabilecek bir kent olan Reutlingen’de emekçi göçmenler, Emek Kültür Merkezi’nde 60 kiþiye yakýn bir toplulukla bir anma programý hazýrladý ve gerçekleþtirdi. Saygý duruþuyla baþlayan etkinlik, dernek çalýþaný bir arkadaþýmýzýn hazýrladýðý bir metnin okunmasýyla devam etti. Daha sonra iki yoldaþýmýzýn hazýrladýðý þiir dinletisi sunuldu. Þiir dinletisi, Leninist tutsaklarýn þiirlerinden oluþmuþtu. Özellikle, yine Ölüm Orucu eylemcisi bir yoldaþýmýzýn Murat Yoldaþ anýsýna yazdýðý þiir, dinleyenleri yürekten etkiledi. Dinleyiciler arasýnda içtenlikli ve duygusal anlar yaþandý. Daha sonra dernek çalýþaný bir baþka arkadaþýmýzýn “Mavi Atlasa Kýzýl Þeritler Çektik” kitabýndan seçtiði bazý þiirlere yaptýðý besteler sunuldu. Müzik grubunun hazýrladýðý türkü dinletisiyle devam eden etkinlik, dinleyiciler arasýndan gönüllü olarak çýkan bazý dostlarýmýzýn okuduðu þiir ve türkülerle doðal bir biçimde sona erdi. DEVRÝMCÝ TUTSAKLAR ONURUMUZDUR! ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR... DEVRÝM SÜRÜYOR… Almanya’dan Leninistler

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

15


Ayýþýðý’mýzdan Yansýyan

ÝZÝNDEYÝZ KOMBAT

Ýnce bir yaðmur sesiydi yataðýmdan doðrultan beni. Pencereyi hafif araladým, öne doðru eðildim, kara bulutlar maviliðin önüne kümelenmiþti yine… Kana susamýþ bir hayvan, iþçi semtinde hala dolaþýyor. Soluk alýþveriþleri 150 yýl önceki gibi deðil artýk. Belli ki, ölüm-kalým savaþý veriyor. Çok yakýnýmýzda hissediyorum cýlýz nefesini… Yataðýmdan kalkýyorum “Sokaða indiðimde sendelememeliyim” diyorum kendime. Her yerde karþýma çýkacaktýr biliyorum. Yalnýz olmadýðýmýn farkýndayým. Zaferin güvencesi birçok yürekte saklý… Yaþam ne büyük öðretmen ücretli iþçiler için; burada ayný sokaklarý hiç duraksamadan geçiyoruz. Ne kadar saðlam ve yetenekliler. “Kana susamýþ hayvan”ýn ürktüðünü hissediyorum. Emeðin sermaye karþýsýnda örgütlülüðü… Sokak aralarýnda küçük küçük rüzgarlar, büyük bir fýrtýnanýn habercisi gibi bir uðultu çýkarýyor. Nicedir bu tür esintiler var atmosferimizde. Son sözün ait olduðu yerlerden birisi burasý. Ýþçilerin yüzlerinde bütün kanlý pazarlara meydan okuyan bir ifade. Boðaza düðümlenen bir haykýrýþýn bekleyiþi… Sonrasý kurtuluþ, bilirim. Otobüse bindiðimde içimde Ayýþýðý heyecaný… “Ayýþýðý’na dokunabilir miyim” dedim kendi kendime o gün. Yaðmur sokaklarý ýslatalý bir hayli olmuþtu. Yaðmur sonrasýný beklemeliyim diye düþündüm. Otobüs de ne çabuk gelmiþti. Ýçimdeki Ayýþýðý’na dokunma isteði, sürükledi beni köþe baþýna kadar. Ýþte oradaydý, derin bir nefes almama neden olan… Sokuldum yaný baþýna kadar, adýmlarým merdivende yankýlandý. Ýçeri girdiðimde, Murat’ýmýz, Aysun’umuzun, Sibel’imizin bakýþlarýyla karþýlaþtým. Dona kaldým öylece… Her þeyimi feda edebileceðim yoldaþlarým. Sayfalara sýðmayacak yürekleriyle karþýmdalar. Hiçbir þey söyleyemedim, susup kaldým bir süre. Her þeyiyle, bütün karanlýklarýn panzehiriydi bu. Bütün aydýnlýðý taþýyan… Komüncüler... Yoldaþlarým… 19 Aralýk’la ilgili yürek dolusu bir sunum gerçekleþecekti birazdan. Ýzleyiciler arasýnda yerimi aldýðýmda, kara bulutlar vardý hala gökyüzünde. Emek buradaydý, yaþam burada, yaþamak için acele edenler. Ýnsanlýðýn özgürlüðe susadýðý çölde, serap görmüyor Onlar, Onlar ki, koca bir denizi avuçlarýnda taþýyan, bir damla suyu bütün kýtalara pay edecek yüreðe sahipler, bilirim… Oturduðum yerde bakýþlarýndan ýþýk topladýðým yoldaþlarým. Öyle güzel þiir okudular ki… Yeniden, yeniden tazelendim. Ardýndan tiyatro, slayt ve film gösterimiydi bekleyen coþkuyla. Öfkem bin kat daha çelikleþti 19 Aralýk katliamýn izlerken, bin kat daha su verildi bugün çeliðe… Bin kat… Yoldaþlardan biri yaný baþýmdaydý. Aðladýðýný hissettim. Parýldayan gözlerinin aðlamaya da hakký var bilirim, bilirim gözyaþlarýnýn öfke ve umudu beslediðini yarýnlar için… Sýmsýký kucaklaþtýk hepsiyle. Kapýya doðru yöneldiðimde ardýmda dünyayý sýrtlayan Leninistler vardý. Yaðmur hala çiseliyor. Çiseliyor çiselemesine de, ya sonrasý… Bilirim diyalektiðin dünyayý Ayýþýðý’na taþýyacak çizgisini. Biriken niceliðin niteliðe eviriliþini…

4 gün Savaþlarý olarak tarihe geçen Kahramanlýk Destaný’nýn 4.yýldönümünde bizler de olanaklarýmýz çerçevesinde bir anma programý hazýrladýk. Katýlýmcýlarýn tamamýný iþçilerin ve çoðunluðunu Kürdistan’lý proleterlerin oluþturduðu anmamýz, önceden hazýrladýðýmýz fotoðraflarýn gösterimiyle baþladý. Operasyonlar sýrasýnda çekilen zindanlarýn fotoðraflarýnýn yanýnda yitirdiðimiz savaþçýlarýn ve Kombat’ýmýzýn resminin yer aldýðý pano özel olarak ýþýklandýrýldý ve ilgiyle izlendi. Panonun karþýsýnda “Remzi Aydýn Ölüm Orucunun 533.gününde” yazýlý dövizimizle savaþçýmýzýn resmi de vardý; eriyen bedeninden yansýyan umutla gülümsemesinin resmi… 19-22 Aralýk Savaþçýlarýnýn þahsýnda tüm dünyada ölümsüzleþmiþ devrim savaþçýlarý için saygý duruþundan sonra, Leninist bir iþçi zindanlar tarihini ve Zindan Savaþlarý ile sýnýflar savaþýmýnýn diyalektik baðýný anlatan bir konuþma yaptý. Devleti, bu katliama yönelten ekonomik ve siyasal koþullarý anlattý. Büyüyen devrimi engellemenin ilk ve önemli adýmý olarak iþçi-emekçilerin öncüleri olan devrimci tutsaklarýn “teslim” alýnmak istendiðini belirtti. Ardýndan bir iþçi arkadaþ da, katliamý rakamlarla (asker-silah-bomba) anlatan bir yazý okudu. Ölümsüzleþen her bir savaþçýmýzýn isimlerini andýk. Bir baþka iþçi arkadaþta Çanakkale’deki Zindan Savaþýný anlatan bir yazý okudu. Bir iþçi arkadaþýmýzda, tüm insanlýðý göreve çaðýran Remzi Aydýn’ýn Annesi Tayibe Anamýzýn mektubunu okudu. Ergül Çiçekler’in Remzi için yazdýðý þiirin de okunduðu anmamýzda zaman zaman duygusal anlar yaþandý. Kimi zaman boðazýmýz düðümlendi, konuþamadýk… Kombat’ýmýzýn hayatý ve Ölüm Orucu Eylemi ile ilgili uzun uzun konuþarak anmamýzý sonlandýrdýk. Tüm arkadaþlarýn emek ve özveri göstererek anmaya bir þeyler katmaya çalýþmasý programýmýzýn canlý geçmesini saðladý. Gün be gün geliþerek ilerleyen devrimin iþçiler arasýnda bu denli sempati kazanmýþ olmasý, kazanacaðýmýzýn garantisidir. “Bunca baskýdan, bunca katliamdan, kan deryasýndan, vahþetten doðsa doðsa ancak devrim doðar.”

DÜNYA EMEÐÝN OLACAK! DEVRÝM BÝZÝZ BÝZ DEVRÝMÝZ! Ýzmir’den Bir Leninist

16

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

ZÝNDANLARI YIKACAK ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ! Adana’dan Devrimci Ýþçiler


LENÝNÝSTLER’DEN EYLEMLER* ZAFERE KADAR DEVRÝM 5-11-2004 tarihinde Hatay’ýn Harbiye Beldesi’nde Ölüm Orucu Eylemi ve ezilen-sömürülen halklarýmýz için hazýrladýðýmýz kuþlamalar yapýlmýþtýr. Üzerinde; “Yaþasýn Türk-KürtArap Halklarýnýn Mücadele Birliði!, Zindanlarý Yýkacaðýz Zaferi Biz Kazanacaðýz!, Ýþçiler-Emekçiler Leninist Parti’de Örgütlen Silahlan Savaþ!, Fabrikalar Tarlalar Her þey Emeðin Olacak!, Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük!, Tutsaklar Özgürleþtirilmeden Ýþçiler-Emekçiler Özgürleþemez!, Yüzyýlýn Komünü Küba,Yaþasýn Proletarya Enternasyonalizmi!” yazan kuþlamalar bir anda Harbiye’deki Pazar yeri, cadde ve sokaklarý kapladý. Ölüm Orucu Eylemini sahiplenmek her yoldaþýn görevidir DEVRÝM DEVRÝM ZAFERE KADAR! Akdeniz’den Genç Leninistler

“SAVRA SAVRA HATTA NASR!” 20 Kasým tarihinde Hatay’ýn Harbiye Beldesi’nde partimizin15.mücadele yýlý ve zindanlardaki Ölüm Orucu Eylemimizin sürdüðünü halklarýmýza duyurmak amacýyla yazýlamalar ve kuþlamalar yapýlmýþtýr. “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz”, “Faþizme Karþý Örgütlen, Silahlan, Savaþ”, “Ya Devrim Ya Ölüm”, “Leninist Partide Örgütlen, Silahlan, Savaþ” yazýlamalarý, Harbiye’nin ve merkezi yerlerinde yapýlmýþtýr. Faþizme karþý her zaman savaþtýk, savaþacaðýz. Ölüm Orucu er ya da geç zafere ulaþacaktýr. Dünyada var olan kapitalist düzeni sona erdirmek, bizim ve bütün Leninistlerin ortak görevidir. Akdeniz’den Genç Leninistler

VE BÝR HABER 14 Aralýk 2004 tarihinde Hatay’ýn Antakya ilçesinde kýsa bir süre önce Yeni Sanayi Sitesine çalýþan minibüslerin, ana cadde üzerinden yasal olmayan yollarla geçiþlerine izin verilmemiþtir. Daha önce bu hattý kullanan Yeni Sanayi minibüsleri, bu karara itiraz etmelerine karþýn, Antakya Belediyesi’nin Özel Halk Otobüsleri, o hattý kullanmak isteyen Yeni Sanayi minibüslerine çevre yolundan bir hat çizilerek, ana cadde üzerinden kendi geçiþlerini saðlamak ve Yeni Sanayi minibüslerinin geçiþlerini önlemek istiyorlardý. Bu kararý kabul etmeyen ve bu karara karþý çýkan Yeni Sanayi minibüsleri, ayný hattý kullanmaya devam etmek için, kendi aralarýnda karar aldýlar. Antakya Belediyesi Özel Halk Otobüsleri ve polis ekipleri, buna karþý çýkýnca kargaþa yaþandý. Kargaþaya sinirlenen ve kendi haklarýndan mahrum edilen Yeni Sanayi minibüsleri, olayýn yaþandýðý Girne Köprüsü’yle Orman Dairesi arasýndaki yolu trafiðe kapatarak olayý protesto ettiler. Minibüs þoförleri, kararlarý kabul edilinceye kadar yolu kapattýlar. Bütün ýsrarlara raðmen yolu açmadýlar. Kýsa bir süre sonra istekleri kabul edilen Yeni Sanayi minibüsçüleri, ayný hattý kullanarak yolu trafiðe açtýlar. Yeniden yeni eylemelerde ve zaferlerde buluþmak üzere… Hatay’dan DÝK’li Ýþçiler

“DEVRÝME KADAR SAVAÞACAÐIZ” Hatay’ýn Harbiye Beldesi’nde 26-27 Aralýk tarihleri arasýnda faþist devletin 19 Aralýk katliamýný unutmadýðýmýzý ve süren Ölüm Orucuna destek vermek amacý ile yazýlamalar ve kuþlamalar yaptýk, yapmaya da devam edeceðiz. Harbiye Lisesi duvarý, Harbiye Belediyesi karþýsýnda ve Harbiye’nin içinde bulunan çeþitli duvarlara yazýlamalar yapýldý. Ayný günler içerisinde Harbiye Lisesi önü ve içi, Selman Nasýr E.O.Ý.Ö. Okulu önü, Dükkan Abbud, Halisli Mah., Esenbulak Mah.ve Harbiye’nin çeþitli cadde ve sokaklarýnda kuþlamalar yapýldý. Ayrýca, “19 Aralýk Devrim Savaþçýlarý Ölümsüzdür!, Devrim Biziz Biz Devrimiz!, Yaþasýn Partimiz TKEP/LENÝNÝST!, Ya Devrim Ya Ölüm!, Devrim Savaþçýlarý Ölümsüzdür!, 19 Aralýk Katliamýný Unutmadýk Unutturmayacaðýz!, Zafer Savaþan Ýþçilerle Gelecek!” yazýlamalarý yapýldý. Biz Leninistler, bize yapýlan bütün baskýlara raðmen her zaman devrimi düþleyerek faþizme karþý savaþmaktayýz ve devrime kadar savaþacaðýz. Devrimci tutsaklar hücrelerde zindanlarý yýkma mücadelesi verirken biz de dýþarýda açlýðý, sefaleti yok etmek burjuvazinin hükümdarlýðýna son vermek faþist devletin iktidarýný yýkmak için zafere kadar ‘Ya Devrim Ya Ölüm’ diyerek yürüyeceðiz. Antakya’dan Leninistler

KAPÝTALÝZMÝ YIKMAK ÝÇÝN… Tüm dünyada kapitalizmin çürümekte olduðu þu zaman içerisinde iç savaþýn yaþandýðý üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda kapitalizm insanlarý yaþamdan kovmaktadýr. Tekellerle bütünleþmiþ devletin amaçlarýna ve isteklerine araç edilen milyonlarca insanýn, bunun farkýnda olmadan onlara bilinçsizce hizmet etmesi, insanlarýn özgürlüklerinin elinden alýnmasýný getirmiþtir. Ýnsanlýðý, açlýða sefalete zorlayarak öldürmesi veya onursuz ve gelecekiz bir yaþam sunmasý, kapitalizmin yýkýlma gerekliliðini açýkça göstermektedir. Tabii ki bu, kapitalizmin insanlar üzerindeki üstünlüðünü ifade etmiyor. Kapitalizmin emekçilere açtýðý savaþa karþýlýk, emekçiler bilinçleniyor, örgütleniyor, eylemler yapýyorlar. Zindanlarda Ölüm Orucu Eylemi ile kapitalizme karþý savaþýyor. Þu anda üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda, yozlaþan ve çürüyen burjuva kültürünü, gerek televizyonlarda gerek radyoda, gazetede vs. hayatýmýzýn her noktasýna yerleþtirmek isteyenleri kendiliðinden bilinçle yok edemeyeceðimizin farkýna varmamýz gerekiyor. Sosyalizmi kurmak adýna emek sarf etmediðimiz her dakika hatta her saniyenin kapitalizmin ömrünü uzatacaðýný unutmamalýyýz. Ancak devrimi hayatýmýzýn merkezine koyduðumuzda, kapitalizm denen canavarý yýkabileceðimizi bir an olsun unutmamalýyýz. Biz de sýnýf savaþýmýnýn geldiði aþamada, komite çalýþmasýnýn etkisini bildiðimizden komite oluþturduk. Komitemiz; kapitalizme karþý devrimin aracý olmak, devrimi örgütlemek ve

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

17


devrimci eylemleri yükseltmek için kuruldu. Nazým’ýn dediði gibi; “gündüzlerinde sömürülmeyen/gecelerinde aç yatýlmayan” dünyayý kuracak komünist devrimler için komite ve konseylerde örgütlenelim.... Hatay’dan Leninistler

“BÜTÜN BÝLÝNCÝMÝZ, YÜREÐÝMÝZ VE BEDENÝMÝZLE SAVAÞALIM” Emperyalist-kapitalist sistem bizlere geleceði olmayan, yoz kültürle bütünleþmiþ, onursuz bir hayat sunuyor. Bizler ya bu yozluðun içerisinde yok olup gideceðiz ya da “baþka bir dünya mümkün” deyip sosyalizm için savaþacaðýz. Nesnel koþullar artýk herkesi bir tercih yapmaya zorluyor, ben tercihimi devrimden yana kullandým. Ama mücadeleye nasýl baþlayacaðýmý, devrim için nasýl örgütleneceðimi bilmiyordum. Yani bu zorlu yola nasýl adým atacaðýmý kavrayamamýþtým. Ta ki Leninistleri tanýyana kadar. Çevremde çeþitli yapýlanmalar vardý ama onlarda devrimi, kararlýlýðý göremedim. Leninistlerle konuþtuðum zaman devrimi þimdi yaþayacakmýþ gibi oluyorum. Devrimi iliklerime kadar hissettim. Çünkü bunu bana gerçektende hissettirdiler. “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak” þeklinde bir slo-

gan var ki tamamýyla hayatla bütünleþiyor. Bu sloganda ifade edilen þeyin anlamlýlýðýný, canlýlýðýný ve gerçekliðini her geçen gün daha çok yaþýyoruz. Leninistler devrime daha yakýndýr. Gerek teorileri gerekse pratikleri bunu gösteriyor. Bunu somut durumun somut tahlilinden yola çýkarak söylüyorum. Evet onlardan kararlýlýðý, baðlýlýðý, tutarlýlýðý ve de cesareti öðrendim. Ve inanýyorum ki tarih Leninistleri haklý çýkaracaktýr. 1 Mayýs’ý Taksim’de kutlayacaklarýný söylediler söylemekle kalmayýp 1 Mayýs’ý Taksim’de kutladýlar. Faþist devlet bütün engellemelerine karþýn devrimci bilincin, devrimci kararlýlýðýn önüne geçemedi ve geçemez de. Kýsacasý Leninistler; söylediklerini yapan, devrimi küçük þeylere feda etmeyen ve ayný zamanda baþkalarý için kendi canýný feda edenlerdir. Devrimin bugünün sorunu olduðunu kavrayan bir yürüyüþün devrime yol açabileceðini gören kiþilerdir Leninistler. Þimdi bütün bilincimizle, yüreðimizle ve bedenimizle sosyalizm kurulana kadar; “YA DEVRÝM YA ÖLÜM” diyerek savaþalým. Hatay’dan Bir Leninist * Elimize posta yolu ile ulaþan bu yazýlarý haber niteliðinden dolayý yayýmlýyoruz.

EÐÝTÝM-SEN’LE BÝRLÝKTE… 9 Aralýk Perþembe günü yine saat 16:00’da Antep Öðretmenevi’nin önünde toplanýldý. Mücadele Birliði Platformu’nun da katýldýðý eyleme, yine ayný dövizlerimizle katýldýk. “Zafer Savaþan Emekçinin Olacak”, “Anadil Hakký Engellenemez” sloganlarýný attýk. Perþembe gecesi, Cuma sabahýna kadar açýk olan Eðitim-Sen’i, Mücadele Birliði Platformu olarak ziyaret ettik. Ayýþýðý Sanat Merkezi Müzik Grubu da kýsa bir müzik dinletisi yaptý. “Devrim Mücadelesi sürüyor, türkülerimizi susturamayacaklarý gibi Eðitim-Sen’i de kapatamayacaklar. Anadilde Eðitim engellenemez, eðitim emekçileriyle mücadeleyi paylaþmaktan mutluluk duyuyoruz” dediler. Yapýlan dinleti emekçilerin beðenisini kazandý. Türkülere eþlik eden ve alkýþlarýyla beðenilerini dile getiren emekçiler ziyaret sonunda teþekkür ettiler. Mücadele Birliði Platformu Temsilcileri, öðretmenlerle sabaha kadar sendikada kaldýlar. Cuma saat 11:00’de mahkemenin Eðitim-Sen’i kapatma davasýný Þubat ayýna ertelediði öðrenildi. Antep Mücadele Birliði Platformu

Zindanlardaki Mücadele Kararlýlýðýmýzý Biliyor Zindanlarda kýyasýya bir savaþ devam ediyor. Ölüm Orucu Eylemi sürüyor. Faþist devletin yeni saldýrý tasarýlarýyla zindanlardaki devrimci tutsaklara, iþçi ve emekçi halklara, öðrencilere saldýrýlarýný arttýrdýðý günlerde dünyada eþi görülmemiþ bir katliamýn ve bir o kadar da kahramanlýðýn adý olan 19 Aralýk Zindan savaþlarýnýn bir yýldönümü daha geçti. Bizler Ýzmir’den Leninistler olarak, zindanlarda sürmekte olan Ölüm Orucu Eylemi’ni ve 19 Aralýk Zindan savaþlarýný Ýzmir iþçi ve emekçilerinin gündemine sokmak için Ýzmir’in üç bölgesinde deðiþik propaganda eylemleri gerçekleþtirdik.

18

Ýlk olarak 20 Aralýk günü, saat 15:00 civarýnda Ýzmir’in en merkezi yerlerinden biri olan Konak Meydaný’nda bulunan bir köprünün meydana bakan tarafýna, “19 Aralýk Katliamýný Unutma; Leninistler” yazýlý bir pankart astýk. Halkýn yoðun ilgisiyle karþýlaþan pankart, yaklaþýk bir saat asýlý kaldý. Ýkinci olarak, 21 Aralýk günü, yine saat 15:00 civarýnda bu kez genelde öðrencilerin çok yoðun olduðu Buca bölgesinde 9 Eylül Üniversitesi’nin Ýktisat ve Eðitim Fakültelerine geçiþte kullanýlan caddenin üzerindeki bir üst geçide, “Murat Ördekçi Ölümsüzdür, Leninistler” yazýlý bir pan32. Sayý /5-19 Ocak 2005

kart astýk. Bu pankartta yarým saate yakýn asýlý kaldý ve insanlarýn ilgisini çekti. Son olarak da 23 Aralýk günü 12:00 civarýnda iþçilerin çok yoðun bulunduðu Çiðli’de merkezde bulunan bir üst geçidin üzerine, “Ölüm Orucu Sürüyor, Leninistler” yazýlý bir pankart astýk. Zafer bize bu yolda ýþýk tutan devrimci tutsaklarýmýzýn savaþma azminde yüreðimizi ýsýtýyor ve inancýmýza taze kan oluyor. Ýzmir’den Leninistler


DEVRÝMÝN AYAK SESLERÝ DÜNYAYI SARSIYOR TEKSTÝL ÝÞÇÝLERÝ GREVE GÝDÝYOR Tekstil sektöründe, 20. Dönem Grup Toplu Ýþ Sözleþmesi’nde, patronlarýn tavrý nedeniyle onbinlerce iþçi greve hazýrlanýyor. Bossa T.A.Þ’e baðlý Bossa1, Bossa2, Bossa3, Bossa4, Bossa5, Bursa Coats, Karadeniz Örme, Ýnceler Boyahanesi, Ýnsa ve Ýnci Plastik iþyerlerinde greve çýkýlmasý kararý alýndý. 60 günlük yasal sürecin iþlediði iþkolunda grev, 5 bin iþçiyi kapsýyor. Ýþçiler, patronlarýn, þu anki mevcut çalýþma koþullarýndan çok daha geri taleplerle masaya geldiklerini belirterek, kazanýlmýþ haklardan taviz vermeyeceklerini söylüyor ve mücadeleyi sürdürmeye kararlý olduklarýný söylüyorlar. DÝSK ve Tekstil Sendikasý Genel Baþkaný Süleyman Çelebi, tekstil patronlarýnýn ‘grevin ihracat sektörünü zor duruma soktuðu’ gerekçesiyle grevi yasaklatmaya çalýþacaklarýný söylüyor.

ESKÝÞEHÝR’DE EYLEM Eskiþehir’de yapýmý uzun zaman süren tramvay, 24 Aralýk Cuma günü seferlerine baþladý. Ancak, tramvayýn çalýþmaya baþlamasýyla birlikte, Büyükþehir belediyesi çoðu bölgenin otobüs ve dolmuþ hatlarýný iptal etti. Tramvay seferlerinin yetersiz olmasý, otobüs seferlerinin de iptal edilmesi nedeniyle ev ve iþyerlerine vaktinde ulaþamayan 1.000 emekçi, eylem yaptý. Esnaf Sarayý önünde tramvay duraðýnda beklerken belediye önüne doðru yürüyüþe geçen Eskiþehir halký yolu da trafiðe kapattý. Belediye önüne kadar, “Ulaþým Hakkýmýz Engellenemez” sloganlarýyla yürüyen emekçiler, belediye önünde polis barikatýyla karþýlaþtý. Belediye baþkaný ile görüþmeden yolu açmayacaðýný söyleyen emekçiler, sloganlar eþliðinde oturma eylemine baþladý. Eyleme saldýran polis, 6 kiþiyi gözaltýna aldý.

ARJANTÝNLÝ EMEKÇÝLER 3 YIL ÖNCEKÝ AYAKLANMAYI UNUTMADI 19-21 Aralýk ayaklanmalarýnýn 3. yýldönümünde Arjantinli emekçiler, yeniden Buenos Aires sokaklarýndaydý. Onbinlerce emekçi, 21 Aralýk akþamý Kongre Binasý önünde toplanmaya baþlayarak 3 ayrý koldan cumhurbaþkanlýðý konutunun bulunduðu Mayo Meydaný’nda buluþtular. Çeþitli siyasi oluþumlarýn yaný sýra, 2001 olaylarýna damga vuran baðýmsýz kitle örgütlenmeleri ve mahalle konseylerinin katýlýmýyla gerçekleþen mitingde, IMF ile iliþkilerin kesilmesi, dýþ borçlarýn iptali, siyasi mahkumlarýn serbest býrakýlmasý, Arjantin silahlý kuvvetlerinin Haiti’den çekilmesi yönünde talepler dile getirildi. 19 Aralýk 2001’de onbinlerce emekçi boþ tencerelerle tempo tutarak sokaða dökülmüþtü. Kýsa sürede ayaklanmaya dönüþen bu eylemde 27 kiþi katledilmiþ ve birkaç hafta içinde 4 cumhurbaþkaný deðiþmiþti.

ÝÞÇÝLER ASGARÝ ÜCRETÝ PROTESTO ETTÝ Ankara’da 21 Aralýk günü Asgari Ücret Komisyonu toplandý. Milyonlarca aileyi yakýndan ilgilendiren bu görüþmelerin sürdüðü sýrada iþçiler de eylemdeydi. On milyonu aþkýn iþçiyi yalnýzca Türk-Ýþ’in temsil etmesine tepki gösteren DÝSK’li iþçiler, 60 kiþilik bir kitle ile bakanlýk binasý

önüne geldiler. “Asgari Ücret Sefalet Ücreti Olamaz” diyen iþçiler, bu görüþmelere tüm iþçi sendikalarýnýn dahil edilmesini ve asgari ücretin yükseltilmesini talep ettiler. Polisin müdahalesiyle karþýlaþan sendikacýlar içeriye alýnmadýlar. Bakanlýk bahçesine giren bir grup iþçi de devletin kolluk güçleri tarafýndan dýþarý çýkarýldý.

BELÇÝKA’DA 50 BÝN EMEKÇÝ EYLEM YAPTI Belçika’da ACV ve ABVV sendikalarýnýn çaðrýsý üzerine 21 Aralýk günü eylem yapýldý. Baþkent Brüksel’de 50 binden fazla emekçinin katýldýðý eylem, çalýþma sürelerinin uzatýlmasý ve emeklilik hakkýnýn kýsýtlanmasý planlarýna karþý yapýldý. “Haklarýmýzdan Vazgeçmeyeceðiz”, “Çalýþma Sürelerine Dokunmayýn” pankart ve dövizleriyle þehir merkezine yürüyen emekçiler, bu yüksek katýlýmla sendikacýlarý bile þaþýrttý. Eylem en yüksek 20 bin emekçinin katýlacaðýný hesap eden sendikacýlar, hükümetle görüþmelerin hale sürdüðünü ama hükümetin kendilerini hiç hesaba katmadýklarýný belirttiler. Uzun yýllardan sonra Belçika’da gerçekleþen en büyük eylemin bir baþlangýç olduðunu söyleyen emekçiler, bu barýþý devletin bozduðunu dile getirdiler.

SAÐLIKÇILAR ÞÝÞLÝ’DE DE EYLEMDE DÝSK Dev Saðlýk Ýþ Sendikasý da saðlýk hizmetlerinin taþeronlaþtýrýlmasýna karþý eylem yaptý. Þiþli Etfal Hastanesi bahçesinde yaklaþýk 40 kiþi saðlýkta güvencesiz çalýþtýrýlmaya karþý sloganlarýn olduðu dövizlerle basýn açýklamasý yaptý. DÝSK’e baðlý diðer sendikalar ve SES ile TTB’nin de destek verdiði açýklama, hasta yakýnlarýndan da ilgi gördü. Hastanelerde saðlýk ve temizlik hizmetlerinin taþeronlaþtýrýlmasý sonucu iþ güvencesiz, kadrosuz ve örgütlenme hakký olmadan saðlýk emekçilerinin çalýþtýrýlmasýnýn yasaklanmasýný istedi. Saðlýk emekçileri, “Eþit Ýþe Eþit Ücret”, “Taþeron Deðil Kadrolu Çalýþan”, “Herkese Eþit Ücretsiz Saðlýk”, “Saðlýk Haktýr, Satýlamaz” sloganlarý ile eylemlerini sonlandýrdý.

TEKEL ÝÞÇÝLERÝ EYLEMDE Malatya’da TEKEL iþçileri, sigara bölümünün özelleþtirilmek istemiyle tekrar ihaleye çýkarýlmasýný protesto etti. 2 saat boyunca iþi durduran iþçiler, 300 kiþi ile fabrika önünde eylem yaptý. SES, Eðitim Sen ve Tüm Köy Sen sendikalarýnýn da destek verdiði eylemde hükümetin TEKEL’i yerli ve yabancý þirketlere yem yapma planýný yürürlüðe koyduðu söylendi. Bu yasanýn sadece tütün üreticilerini ve TEKEL iþçilerini deðil, tüm Malatya esnafýný etkileyeceðini belirttiler. Bu özelleþtirme sonucunda tüm TEKEL iþçileri, kazandýklarý tüm özlük haklarýný ve kazanýlmýþ haklarýný kaybedecekler. Sendika haklarý da olmayan iþçiler, sözleþmeli olarak yýlda en fazla 10 ay çalýþtýrýlacak.

AVUKATLAR “ANTÝ-TERÖR”E KARÞI 11 Eylül saldýrýlarýnýn ardýndan Ýngiltere’de uygulamaya giren anti-terör yasasý, avukatlar tarafýndan protesto edildi. Avukatlar, bu yasaya dayanarak, yabancý þüphelilerin yargýlanmadan uzun süreler tutuklandýðýný ve bunun hukuka aykýrý olduðunu söylediler. “Yaban-

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

19


çýkarýlýrken, 200 taþeron iþçinin alýndýðýný da söyleyen iþçiler, belediye hizmetlerinin aksamasýndan kendilerinin deðil yönetimin sorumlu olacaðýný söylediler.

IRAK’TA ÝÞÇÝLER GREVDE

cý þüpheli”lerden birinin avukatý olan Ian Macdonald, yasa kapsamýnda yer alan “hak ve özgürlüklerin görmezden gelinmesinin bir zorunluluk olduðu” anlayýþýný kabul etmediðini söyleyerek istifa etti. Ýnsanlarýn suçlanmadan, hatta yargýlanmadan tutuklanamayacaðýný belirten Macdonald, istifa edecek daha fazla sayýda avukat olduðunu belirtti.

Ýþgalin katliamlarla sürdüðü Irak’ta bir taraftan silahlý direniþ sürerken, diðer tarafta yaþamý yeniden üretmeye çalýþan iþçiler de hemen her üretim alanýnda grevdeler. Irak Ýþçi Konseyleri ve Sendikalarý Konfederasyonu’nu çerçevesinde son yapýlan eylem ve grevlerden bir kaçý þöyle: Baðdat’ýn 180 km güneyindeki Kut þehrinde, tekstil iþçileri greve gitti. Þirket yönetimi ve devlet güçlerinin çaðrýsýyla güvenlik güçleri iþçilere saldýrdý ve 4iþçi bu saldýrý sonucu yaralandý.Irak Ýþçi Konseyleri ve Sendikalarý Konfederasyonu (FWCUI) þirket yönetimi eliyle gerçekleþen bu saldýrýyý protesto eden bir açýklama yaptý. 7-UP Gazoz Fabrikasý iþçileri, ücretlerinin artýrýlmasý ve çalýþma koþullarýnýn iyileþtirilmesi istemleriyle grev çaðrýsýnda bulundu. Baðdat’ýn 370 km güneyindeki Nasýriye þehrinde elektrik iþletmesi çalýþanlarý, ücretlerine zam yapýlmasý ve Nasýriye kentine elektrik saðlanmasý talebiyle greve baþladý. Basra Elektrik Þirketi iþçileri de, ücretlerine %30 zam yapýlmadýðý ve çalýþma koþullarý düzeltilmediði takdirde greve gidecekleri tehdidinde bulundular.

SEKA’DA EYLEM SEKA Ýzmit iþçileri, SEKA’nýn kapatýlarak arazisinin Kocaeli Büyükþehir Belediyesi’ne devredilmesini protesto etmek için, aileleriyle birlikte eylem yaptý. 27 Ocak 2005 tarihi itibariyle iþten atýlmalarýna karar verilmesi üzerine, 28 Aralýk 2004 günü, Selüloz Ýþ Sendikasý’na baðlý SEKA iþçileri 4 bin kiþi ile eylem yaptý. Fabrika önünde yapýlan eyleme, çeþitli siyasi parti, sendika ve kitle örgütleri de destek verdi. “Bugün SEKA Yarýn Tüm Ülke”, “Her Yer SEKA Her Yer Direniþ” sloganlarýyla Büyükþehir Belediyesi’ne yürüyen iþçilere halk da evlerinden çýkarak destek verdi. SEKA iþçileri, yürüyüþ yolu üzerinde iþten atmalara karþý eylem yapan Saraybahçe Belediyesi iþçilerine de sloganlarýyla destek oldu. Ýþçiler, Büyükþehir Belediyesi önüne gelince polis barikatý ile karþýlaþtý. Sloganlarla barikatý protesto eden iþçiler, barikatýn birkaç metre geri çekilmesini saðladý. 14 gündür direniþte olduklarýný söyleyen iþçiler, “Bizim SEKA’dan Ölümüz Çýkar” diyerek bu özelleþtirmeyi kabul etmeyeceklerini söylediler.

ATÝNA’DA POLÝS KARAKOLUNA BASKIN 24 Aralýk akþamý, Yunanistan’ýn baþkenti Atina’da, 200 kiþilik maskeli bir grup, polis merkezine taþlarla saldýrdý. Karakolda gözaltýnda bulunan bir Afgan gencinin kaçmasý sonucunda herhangi bir Afgan gencini yakalayýp gözaltýna alan polislerin, genci iþkenceli sorgulardan geçirmesi üzerine bir grup genç, karakola saldýrarak kapý ve pencerelerini, otomobillerini parçaladý. Bu eylemin sonrasýnda gözaltýna alýnan anarþist bir gence polisin iþkence yapmasý, gencin diþlerinin ve burnunun kýrýlmasý, kabadayak iþkencesine maruz kalmasý üzerine, gencin çýkarýldýðý mahkemenin önü de eylem alanýna döndü. Delil yetersizliði nedeniyle gencin serbest býrakýlmasý üzerine, kitle sloganlar atarak daðýldý.

BAKIRKÖY BELEDÝYESÝ’NDE EYLEM Bakýrköy Belediyesi’ne baðlý çalýþan iþçiler, Toplu Sözleþme’nin uygulanmasý için, 3 saat iþ býraktý. Tüm Bel Sen ve Belediye Ýþ Sendikalarýna baðlý iþçiler, “Toplu Sözleþme Hakkýmýz Gasp Edilemez”, “Direne Direne Kazanacaðýz”, “Baskýlar Bizi yýldýramaz” sloganlarý ile Bakýrköy Özgürlük Meydaný’nda toplandý. Kamu emekçilerinin 2004 yýlý Toplu Sözleþmelerinden doðan haklarýnýn ödenmediði gibi, belediye iþçilerinin de bu haklarýnýn gasp edilmeye çalýþýldýðýný söylediler. Personel sýkýntýsý gerekçesiyle 150 iþçi iþten

20

FRANSA’DA ÝÞGAL Ýsveç kökenli H&M konfeksiyon zincirinin Fransa geneline daðýtým yapan deposunda çalýþan 300 iþçi, 3 hafta süreyle depoyu iþgal etti. Patronlarla süren toplu iþ görüþmelerinin kesilmesi üzerine, görüþmelerin tekrar baþlamasýný talep eden iþçiler, daðýtým bürosunu iþgal ettiler. Le Bourget þehrindeki daðýtým deposunun ülke genelindeki 63 H&M Maðazasýna yeni sezon giysilerini gönderememesi üzerine H&M grubu zor durumda kaldý. 3 hafta boyunca bu nakliyatý engelleyen iþçiler, ücretlerinin yükseltilmesini talep ediyorlar. 28 Aralýk günü depo önüne gelen polis, eyleme son verdi. Zor kullanarak içeri giren polis, iþçilere saldýrarak dýþarýya çýkardý. Yaralanan iþçinin olmadýðýný açýklayan polise, bu tutumundan dolayý siyasi parti ve sendikalar tepki gösterdi. H&M grubu, iþçilerle görüþmelere tekrar baþlayacaðýný bildirdi.

JOTUN TOZ BOYA’DA DÝRENÝÞ Ekim ayýnda, Tekirdað’daki Jotun Toz Boya Fabrikasý’nda gerçekleþen 2 günlük grevin ardýndan imzalanan Toplu Ýþ Sözleþmesi’nin patronlar tarafýndan uygulanmamasý üzerine 3 günlük yemek boykotu yapmýþlardý. Bu boykot üzerine patronlar fabrikaya noter getirerek iþçilerin iþ býraktýðýný, çalýþmadýklarýný tespit ettirmeye çalýþmýþtý. Buna dayanan patronlar, Petrol Ýþ’te örgütlü 45 iþçiyi iþten attý. Jotun Boya patronlarý, Jotun Boya Sanayi iþletmesinde de örgütlü 28 iþçiyi iþten atmýþtý. Bu olaylar üzerine, Jotun Toz Boya Fabrikasý iþçileri, direniþe baþladýlar ve patronlarýn fabrikadan sendikayý çýkarmasýný protesto ettiler.

KÜBA’DAN ABD’YE KARÞI BÜYÜK TATBÝKAT Küba ordusu, ABD’nin saldýrgan politikalarýna yanýt vermek amacýyla, son 20 yýlýn en büyük tatbikatýný düzenledi. 100 bin asker, 400 bin yedek ve milyonlarca sivilin katýldýðý tatbikatta Küba savaþ uçaklarý, hava taarruzu baþlattý. Genel Kurmay Baþkan yardýmcýsý, “Amerika’nýn Küba Devrimi’ni her ne pahasýna olursa olsun yýkma düþüncesi bu tatbikatý zorunlu kýlmýþtýr” dedi. Savunma Bakaný Raul Castro da Amerikan baþkaný Bush’u uyararak “Ülkemizi iþgal etmeye kalkarsanýz, aðýr bir yenilgi alýrsýnýz” dedi. Raul Castro, bu tatbikatýn Amerika’nýn Küba halkýný hafife almamasý gerektiðini kanýtladýðýný söyledi.

32. Sayý /5-19 Ocak 2005


BÝLÝNÇ AY N I Z A M A N D A SORUMLULUKTUR

B

ugün yeryüzündeki her insan, insanlýk tarihinin dörtbin yýllýk birikimini tüketiyor. Bir an durup düþündüðümüzde kullandýðýmýz her aracýn, her bilginin bin yýllar süren mücadeleler ve bedeller sonucu bize ulaþtýðýný görürüz. Þu an elinizde tuttuðunuz bu dergiye bakýn. Ýnsanoðlu neleri kaðýt, neleri mürekkep olarak kullanmamýþ ki? Bilgisini baþka kuþaklara ulaþtýrmak için el yazýlarýyla çoðaltýlmýþ hatta taþlara oyulmuþ yazýtlar bize neler anlatýyor. Tüm insanlýk birikiminin ötesinde bugün bize ulaþan yazýlarýn her biri nice devrimcilerin, ilericilerin hayatlarýna mâlolmuþ birikimleri taþýyor. Devrim kavramýnýn aðza alýnmasý bile tarih boyunca ve bugün ne büyük bedellere mâlolmuþtur. Bilinç sahibi olan insanlar ne büyük bir sorumlulukla karþý karþýyalar. Bugün bizler Ekin- Sanat alanýnda mücadele edenler, insanýn tüketici olmaktan çýkýp üretim sorumluluðunu yerine getirmesi gerektiðini vurgularken aslýnda böylesi bir tarihsel sorumluluktan bahsediyoruz. Kapitalizm üretim karþýsýnda edilgenleþtirdiði, nesneleþtirdiði insanýn böylesi bir tarihsel sorumluluðu olduðunu, ondan gizler. Ýnsanýn tarihin, üretimin, yaþantýsýnýn öznesi olmasý demek kapitalizmin yokoluþu demektir. Bunun için kapitalizm kitlelerin uyanýþýna engel olmak ve sömürüsünü sonuna kadar vardýrabilmek için insaný derin bir uykuya çeker. Dünü ve yarýný göremeyen, anlamayan kendisini diðer insanlardan kopuk ve güvensiz hisseden kapitalizmin insaný, bencilleþir ve bencilleþtikçe yalnýzlaþýr. Burjuvazi ikiyüzyýllýk birikimiyle ve bütün üretimlerden sömürdüðü maddi olanaklarýyla büyük bir savaþ yürütüyor. Ýnsan olmanýn bilincindeki her insanýn bu büyük saldýrýya raðmen ve ona karþý mücadele etmek zorunda kaldýðý açýktýr. Bugün önümüze çýkan en önemli soru tüm bu saldýrýlara karþý nasýl mücadele edeceðiz ve yeni insaný oluþtururken nasýl bir yöntem izleyeceðiz. Bizler sistemi oluþturan maddi alt yapýya karþý mücadeleyi, üst yapýya karþý yürüttüðümüz mücadeleden ayrý tutmuyoruz. Kapitalizmi tanýmak demek ekonomiyi-politikayý tüm yönleriyle yorumlayabilmek demektir. Üretim iliþkilerini incelemek zorundayýz ama üretimine yabancýlaþan emekçiyi de incelemeliyiz. Paranýn dolaþýmýný bilmeliyiz ama para karþýsýnda insanýn nesneleþmesi süreciyle de ilgilenmeliyiz. Hepimiz insaný insan yapan iki öðesi bilim ve sanatýn gücünü biliyoruz. Bilimsel dünya görüþümüzü en etkili dille, sanatýn diliyle ulaþtýrmanýn gerekliliði konusunda hem fikiriz. Ancak “nasýl yapmalý” konusunda týkanýklýklar yaþandýðýný da gözlemliyoruz. Ya alelacele yakýn kaygýlarla oluþturulmuþ kaba-basit gösteriler ya da özün içinde iyice kaybolduðu biçimsel kalýplar þekline dönüþebiliyor yaptýklarýmýz. Alman ideolojisinde Marx “sanatçý adý onun mesleki geliþmesinin sýnýrlýlýðýný gösterir sa-

dece. Komünist bir düzende ressamlar yoktur, baþka etkinliklerinin yaný sýra resimle uðraþan insanlar vardýr” diyerek cevaplýyor sorularýmýzý. Her birimiz insan olmanýn tüm bilinciyle üretimlerimizi estetize edebilmeliyiz. Sevginin, öfkenin, düþüncenin karþý tarafa iletilmesinin en etkin yolunu daha çok yol bilerek bulabiliriz. Sadece sanat kurumlarýnda çalýþanlar için deðil yaþamýn her yerinde sanat, mücadelenin bir aracýdýr. Bilincimizi taþýmanýn en etkin yollarýný, içinde barýndýrýr. Güzel ve etkili konuþmak ve yazmak bir devrimci için vazgeçilmezdir. Bir marþýn ya da bir türkünün ne kadar etkili olduðunu biliriz. Özenle dekore edilmiþ bir ev, bir kurum çevremizdekilere bizi en iyi þekilde anlatýr. Hatta düzgün ve temiz bir kýyafet disiplinimizi yansýtmanýn iyi bir yoludur. Yeni bilincimizle tanýþan insanlara devrimci romanlarý tavsiye ederiz. Sanatý bir araç olarak kullanmak kapalý salonlarda yapýlan gösteriþli sahnelerle sýnýrlý deðildir. Aslýnda belki de bilince çýkaramadýðýmýz ama gün içinde pek çok kez yaptýðýmýz ve karþýlaþtýðýmýz bir unsur sanat. Burjuvazinin bir bilinç bombardýmaný yürüttüðünü ve bunun sonuçlarýný görüyoruz. Futbol, reklamlar, diziler, dev reklam panolarý, pop ve arabesk kültür. Verilen haberlere kullanýlacak kavram ve kelimelere kadar her þey bilincimize yönelen bir saldýrýyý içeriyor. Bizler bulunduðumuz her yerde sadece burjuvazinin bu bilince saldýrýlarýný teþhir etmekle onunla mücadele edemeyiz. Hele biz bile bu saldýrýlarý yeterince bulamýyor, çözümleyemiyor, bilince çýkartamýyorsak ayný saldýrýya maruz kalacaðýmýz, çürüme ve yozlaþmanýn içine düþmemiz iþten bile deðildir. Ancak bu saldýrýlara raðmen ve ona karþý etkin bir duruþ gerçekleþtirebilirsek ayakta kalabiliriz. Tüm devrimci kadrolarýn kendi geliþimi ve çevresindekileri bu tufandan kurtarmak için estetik bilimini öðrenmeleri, güzelle-çirkini, bayaðý ile yüceyi birbirinden ayýrma ve yorumlama yetisine sahip olmalarý gerekir. Biçimi yadsýmak kaba biçimci bilince tutsak olmaktýr, özü yadsýmaksa yozlaþmanýn temel bulmasýdýr. Tabii ki bilinç baþta da belirttiðimiz gibi sorumluluklarý getirir. Bilinç sahibi olan insan tüm davranýþ, duruþ ve yorumlarýnda bunu dýþa vurur. Estetik bilimi de bu dýþa vurumun bilimidir. Ekin-Sanat alanýnda çalýþanlar bu bilgiyle donanmalý tüm çalýþmalarda yöntemler geliþtiren etkin insanlar olmalýdýrlar. Yaþamýmýzýn her aný Marksist bilincin diyalektik yöntemleriyle yani bilinçle, özenle donanmýþ olmalýdýr. Sosyalizmin yeni insaný, bugünden altyapý ve üstyapý konusunda kendini hazýrlamalýdýr. Bu çalýþmalarýn geniþ bir zamana yayýlamayacaðý yükselen devrimle kendisini bize dayatýyor.

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

21


Dünya Devrim Hareketinin Ýki Komünist Önderi: Rosa Luxemburg Ve Karl Liebknecht Alman faþizminin katlettiði iki devrimci önder; Luxemburg ve Liebknecht… 15 Ocak 1919’da kendilerinin de içinde olduðu 23 devrimci, kabusu olduklarý burjuvazinin barbarca saldýrýsý karþýsýnda “nihai devrimci görevlerini yerine getirdiler.” Proletaryanýn savaþýmý için hiçbir zaman kaçýnmadýklarý canlarýný bu uðurda yiðitçe verdiler… Rosa Luxemburg 1871’de Polonya’da, Karl Liebknecht 1871’de Almanya’da doðdu. . doðdu. Ýkisi de genç yaþta sosyalizmle ve sýnýf mücadelesiyle tanýþtýlar genç Liebknecht Marx’ýn yanýnda eðitim gördü. Rosa, iþçi hareketinin güçlü olduðu zamanlarda Almanya’ya geçti ve mücadelesini Alman Sosyal Demokrat Partisi çatýsý altýnda sürdürdü. Parti içinde oportünist yaklaþýmlar sergileyenlerin karþýsýnda yoldaþý Liebknecht’le birlikte devrimci bir karþý tavýr ortaya koydular. Rosa Luxemburg 1907 yýlýnda Stuttgart’ta toplanan 3. Enternasyonal Kongresine katýldý. Yaþamý boyunca eylem alanýnda etkili olmanýn gerekliliðini özellikle savundu. Ve bu alanda çalýþmalar sürdürdü. Bunun yanýnda teorik çalýþmalarýný ihmal etmedi. 1913 yýlýnda, kapitalizmin, az geliþmiþ ülkelere doðru kaymasýnýn nedenlerini anlattýðý “Sermaye Birikimi” adlý eserini yayýnladý. 1. Dünya Savaþý’nda (1914) üyesi olduklarý Alman Sosyal Demokrat Partisi, yurtseverlik demagojisiyle, Alman burjuvazisinin yanýnda yer alarak, hükümetin savaþ bütçesini onaylýyordu. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht 15 kadar arkadaþýyla, bu tutuma karþý çýktýlar. Savaþa karþý mücadele kararý alan, içlerinde Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht ile birlikte Klara Zetkin, F. Mehring’in de bulunduðu grup Spartakist Birliði’ni kurdular. Spartakist Birliði’nin Rosa Luxemburg tarafýndan yazýlmýþ “ilkeleri” þöyle diyordu: “Eðer enternasyonal proletarya, emperyalizme karþý, uzlaþmaksýzýn bir bütün olarak dövü-

þürse, bütün gücünü ve kendini feda etme yeteneðini bir araya getirip, eylemine pratik ilke olarak ‘savaþa karþý savaþ’ sloganýný seçerse, sosyalizmin nihai amacýna ulaþabilir.” Rosa Luxemburg savaþýn sonuçlarý konusunda ise þu görüþleri ileri sürüyor: “Burjuva toplumu, bir çýkmazla yüz yüzedir; ya sosyalime ya da barbarizme dönecektir. Biz seçimle yüz yüzeyiz ya emperyalizmin zaferi ve bütün bir kültürün yokolmasý, eski Roma’daki gibi çökme, yýkýlma, bozulma, uçsuz bucaksýz bir mezarlýk; ya da sosyalizmin zaferi, emperyalizme ve onun metodu olan savaþa bilinçli þekilde hücum eden iþçi sýnýfýnýn zaferi!... Bu, dünya tarihinin karþýlaþtýðý güçlüktür, o mu, bu mu; zarlarý sýnýf bilincine eriþmiþ proletarya atacaktýr.” 1918’de Alman Sosyal Demokrat Partisi iktidara geldi. Ancak parti önderliði sosyalizme ve sýnýfa yabancýlaþmýþ, burjuvaziyle bütünleþmiþti. Buna raðmen sendikalarýn büyük bir çoðunluðu bu partinin etkisindeydi. Spartaküs’çüler ise Sovyetler’e benzer iþçi ve askeri birliklerkomiteler kuruyorlardý. Ekim Devrimi, içinde bulunduðu iç ve dýþ savaþ koþullarýna raðmen iktidara gelen Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin sosyalizmi gerçekleþtirebilmesi için maddi destek sunmuþtur. Devrimin Avrupa Kýtasýna yayýlmasý çok önemseyen Bolþevikler, Sovyet Toplumu açlýk ve yokluk içinde bulunmasýna raðmen trenler dolusu tahýl göndermiþtir. Ancak Alman Sosyal Demokrat Partisi bu desteði reddetmiþ, trenleri geri göndermiþ, kendi burjuvazisiyle bütünleþmeyi tercih etmiþtir. Berlin’de 1919 Ocak’ýnda baþlayan ayaklanma, Spartaküs’çülerin hazýrladýðý, sokak çatýþmalarýnýn yaþandýðý bir ayaklanmadýr. Rosa ve Karl burada da mücadeleden geri durmamýþlardýr. Hayatlarýný kaybetme tehlikesi net bir biçimde kendisini göstermesine raðmen, yine de iþçiler arasýnda olmaktan vazgeçmediler. 15 Ocak 1919’ta, Rosa, Karl ve yoldaþlarýnýn yaþadýklarý ev bir manga asker tarafýndan basýlýr. Karl Liebknecht hemen orada, baþýna aldýðý dipçik darbeleriyle ölür. Rosa Luxemburg ve yoldaþlarý evden alýnarak bir otele götürülür ve Rosa orada, bir teðmenin baþýna sýktýðý kurþunla öldürülür. Cesedi 3 ay sonra bir su kanalýnda bulunacaktýr. Diðer yoldaþlarý da bu katliamda öldürülürler. Geriye býraktýklarý kocaman bir miras vardýr: “Sýký durun. Kaçmadýk. Yenilmedik… Çünkü Spartaküs ateþ ve ruh demektir, yürek ve can demektir, proleter devrimin iradesi ve eylemi demektir… Bunlar elde edildiði zaman, biz ister yaþayalým ister yaþamayalým, programýmýz yaþayacaktýr ve kurtulan halklarýn dünyasý egemen olacaktýr. Her þeye raðmen…”

lar tarafýndan çalýþan iþçilere bir gözdaðý, bir baský aracý olarak kullanýlýyor. Son yasa ile saat ücreti, bir eurodan hesaplanacak ve çalýþma zorunluluðu getirilecek. Bu düþük ücretli iþçiler sanayiye taþýnacak. Bu yüzden hiçbir firma, bu yasa çýkana kadar iþçi alýmý yapmýyor. Sermaye sýnýfý, sömürüsünü artýrmak için bu yöntemlere daha sýk baþvuruyor. Ancak buna karþý emekçiler de boþ durmuyor. Ülkenin bir çok yerinde bu yasaya karþý eylemlilikler devam ediyor. Gösterilen tepkiler ve sürdürülen eylemler, Almanya proletaryasý açýsýndan büyük bir adým Tepkilere örnek olmasý bakýmýndan size baþýmdan geçen bir olayý anlatayým. Çalýþtýðým iþyerinde her yýl düzenli olarak yýlbaþý primi veriliyor. Ýþçiler için hazýrlanan bir ilan tablosunda, þu gülünç ilan dikkatimi çekti: “Eðer bir iþçi, yýl içinde 8 gün hastalýk raporu almýþsa, bu yýlki primin ancak yarýsý veri-

ALMANYA’DA KAPIÞMAYA DOÐRU… “En sonunda Kazanan Biz Olacaðýz” Merhaba sevgili Mücadele Birliði okurlarý. Ben Almanya’da yaþayan bir iþçiyim Günümüzde dünyada emek ve sermaye arasýndaki çeliþki o kadar keskinleþti ki, artýk bunu her yerde görmek mümkün. Dünyadaki egemen sömürücü güçler, artýk tahtlarýnýn sallandýðýný biliyorlar. Maskeler düþüyor, açýk saldýrýlar her yerde kendini gösteriyor Almanya’da son zamanlarda bu sömürü artýþý, kendini iyice hissettirmeye baþladý. 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren yürürlüðe girecek olan Hartz 4 Yasasý ile Alman hükümeti, daha önce kendi ulusuna sus payý olarak verdiði bir takým sosyal haklarý geri alýyor. Bu yasa, her ne kadar iþsizler için görünse de, özünde tüm çalýþan kesimi etkileyecek. Çünkü Almanya’daki iþsizlere verilecek gülünç miktardaki iþsizlik parasý, patron-

22

32. Sayý /5-19 Ocak 2005

lecek.” Yani bir yýl içinde bir haftalýðýna hastalanmak sosyal bir haktan mahrum kalmak demek. Bu ve benzeri kýsýtlamalar ve tehditler, iþyerinde artmaya baþlamýþtý. Buna karþý iþçiler bir yemeðe topluca katýlmadý ve uygulamayý protesto ederek iþverene yazýlý olarak açýklama yapýldý. Sýrf bu bile bizim iþyerinde ciddi bir kýpýrdanýþ. Her yerde benzer olaylar yaþanýyor. Ve artýk iþçiler giderek bir çok þeyin farkýna varýyorlar. Alman hükümeti saldýrýlarýný týrmandýrmayý düþünürken, emekçiler de tepkilerini boyutlandýrmaya hazýrlanýyorlar. Ýleriki dönemde daha etkili eylemlilikler olacaðýna inanýyorum. Yol uzun, ancak sonu þimdiden görünüyor: En sonunda kazanan biz olacaðýz. Dünya Ýþçileri Birleþin! Devrim Ellerimizde Yüreðimizde! Ya Devrim Ya Ölüm!

Y.E.Mücadele Birliði Okuru/ Stutgart/Almanya




Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Issuu converts static files into: digital portfolios, online yearbooks, online catalogs, digital photo albums and more. Sign up and create your flipbook.