Yeni Evrede
Baþyazý
Mücadele Birliði
gular; karþý devrim güçlerinin, gericiliðin, faþizmin toplum içinde azýmsanmayacak bir gücü olmasý ve sayýsýnýn milyonlarý bulmasýdýr. Bunlarýn bir kýsmý devrimin etkisiyle daðýlsa bile, kapitalistlerin ve emperyalizmin devrimci iþçilere ve halk güçlerine karþý harekete geçirdiði ve geçireceði büyük bir güç var olacaktýr. Devrim, daha zaferden önce tüm bu düzen güçlerini, gerici güçleri, faþist güçleri yenmeden hedefine ulaþamaz. Ya da devrim sýçramalýbir geliþim sonucu zafere ulaþmýþ olsa da, yine de bir iç savaþla karþýlaþacaktýr. Bir çok ülkedeki devrim deneyimi bunu ortaya koymuþtur. Sýnýf mücadelesinin bu gerçeði, devrimlerin bu deneyimleri yok sayýlamaz. Sýnýf mücadelesi üzerine teori, tüm bu olgular göz önünde tutulmadan doðru olarak yapýlamaz. Teori, sadece bir yerdeki sýnýf mücadelesinin deneyimlerini deðil, sýnýf mücadelesinin baþka yerlerdeki deneyimlerini de kapsamalýdýr. Ýç savaþ konusunda teorik bilgilendirme emek ile sermaye arasýndaki sýnýf mücadelesinin tarihi yeniden ve yeniden ele alýnarak -çünkü bir olguyu, bir görüþü en iyi öðrenmenin yolu budur- derinleþtirildi. Bu bakýþ açýsýyla sýnýf mücadelesinin uzun tarihi tüm yönleriyle açýða çýkarýldý. Programýný iç savaþ temeline dayandýrmayan bir komünist partisinin, aslýnda sýnýf iþbirlikçisi bir konumdan öteye varmayacaðý, çünkü iþçi sýnýfýnýn büyük hedefine, ancak iç savaþ yoluyla varacaðý; öncelikle de iç savaþ ancak doðru olarak kavranabilirse anlaþýlabileceði bilinmelidir. Demek ki Leninistler, somut olgu üzerine, iç savaþ üzerine görüþ geliþtirirken, aslýnda sýnýf savaþýnýn evrensel içeriðini anlatmýþ oluyorlar ayný zamanda. Geçici Devrim Hükümeti: Geçici Devrim Hükümeti (GDH) görüþünün devrimci durum ve iç savaþýn geliþme gösterdiði ayný dönemde ortaya konmasý açýktýr ki bir rastlantý deðildir, dönemin kendi karakteriyle iliþkilidir. Ýç savaþýn varlýðý, devrimin iç savaþ biçiminde sürdüðü anlamýna gelir. Süren iç savaþ dýþýnda bir devrim mücadelesi yoktur. Devrim mücadelesini, sýnýf mücadelesinin somut biçimlerinden, yani olgulardan baðýmsýz olarak ele alanlar, somut deðil, soyut bir devrim mücadelesinden söz etmiþ oluyorlar. Devrimci durumun tüm koþullarýyla yaþandýðý, uzun iç savaþýn sürdüðü, yani diðer koþullar bir yana, emekçi, halklarýn devlet güçleriyle bu kadar uzun süre savaþtýðý bir yerde, devrim çok güçlü bir olgudur. Halk kitlelerinin iktidar güçleriyle çatýþtýðý bir yerde Geçici Devrim Hükümeti önerisinde bulunmak bir zorunluluktur. Geçici Devrim Hükümeti önerisi Leninistlerce yapýldýðýnda, bir çok konuda geri düþüncelere sahip olan ortalama sol hareket bu konuda da ayný tutumunu sürdürdü. Kendi geriliðini aþacaðýna Leninistlerin önerisini ileri, hatta her zamanki gibi “aþýrý” buldu. Ortalama sol, devrimci mücadele biçimlerini zaten hep “aþýrý” bulmuþtur. Fakat kazanmak, zafere ulaþmak isteyen iþçi sýnýfý ve emekçiler onlarýn en mücadeleci, militan devrimci kesimi ortalama solu ciddiye almadýlar. Ne zaman ciddi sokak çatýþmalarýna girsek Geçici Devrim Hükümeti, devrimci emekçiler tarafýndan gündeme getirildi. Ve her ciddi çatýþmada da gündeme gelecektir. Ýþçi sýnýfýna ve devrimci harekete bu konuda bir ba-
LENÝNÝST PARTÝ’NÝN TEORÝK GELÝÞÝMÝ L
eninistler bu topraklar üzerinde süren sýnýf mücadelesine iliþkin görüþ geliþtirirken, somut olaný, özgül olaný bulup ortaya çýkarýrken, yani özel olaný tanýmlarken, özel olan ile genel olanýn baðýný kurarlar. Sýnýf mücadelesini etkileyen ögeler yerel olsa da emek sermaye ilþkisi tüm kapitalist sistemde aynýdýr; sýnýf mücadelesinin alaný ise tüm dünyadýr. Biz buradaki sýnýf mücadelesini anlatýrken, onun yerel biçimlerini ifade ederken, özel olarak sýnýf mücadelesinin enternasyonal içeriðini de ifade etmiþ oluyoruz. Devrimci Durum: Bugün daha da olgunluk kazanmýþ olan devrimci durum, Türkiye ve Kürdistan’da çok önceden ortaya çýktý. Bütün koþullarýyla birlikte 90’larda daha da belirginleþmekle birlikte, ilk olarak 70’li yýllarýn sonlarýnda ortaya çýktý. 12 Eylül askeri faþist diktatörlüðüyle halk kitlelerinin aktif kitlesel eylemliliklerinde belirgin bir geri düþüþ olmasýna karþýn devrimci durumu yaratan ekonomik ve politik koþullar ortadan kalkmadý. Tersine askeri faþist diktatörlük altýnda emekçilerin tüm ekonomik kazanýmlarý zorla gasp edildi, kitleler için ekonomik yaþam tam bir yýkým oldu. Suyun akýþý önlenemedi, sadece önüne set çekildi. Ama sürekli biriken su, 89 iþçi baharý ile birlikte önündeki seti aþýp geçti; kitleler tüm barikatlarý devirip geçtiler. Sürekli oluþan devrimci durum sistemi temellerinden sarstý. Devrimci durum, her ülkenin somut ekonomik-toplumsal durumuna baðlý olarak ortaya çýkar. Ancak herhangi bir ülkeye özgü bir olgu deðildir. Her ülkenin verili tarihsel durumuna göre belirlenebilir. Kapitalist ülkelerde birbirinden farklý zamanlarda ortaya çýkmýþtýr. Leninistler devrimci durum üzerinde dururken tüm devrimlerin deneyimlerinden yararlandý, devrimci durum koþullarýnýn baþka ülkelerde nasýl ortaya çýktýðýný ayrý ayrý irdeledi. Devrimci durum ve devrimler üzerine teorisini saðlam bilgilere dayandýrdý. Marksist bilgi kapasitesini güçlendirdi. Marksist teoriyi kavrayýþý ve somut koþullara uygulayýþýyla dünya komünist hareketi içinde ileri bir konum elde etti. Ýç Savaþ: Ýç savaþ 90’lý yýllarda þiddetlenmekle birlikte, sýnýf mücadelesi yaklaþýk 40 yýldýr ya iç savaþ ya da iç savaþa yakýn bir çizgide geçmiþtir. Sýnýf mücadelesinin bu olgusu o güne deðin çeþitli yönleriyle birlikte açýklanmýþtýr. Ancak daha geniþ ve tam bir teorik açýklamasý 90’ýn baþlarýnda yapýldý. Türkiye ve Kürdistan’da sýnýflarýn karþýlýklý iliþkisi, sýnýf savaþýmý ve bunun verili koþullarý irdelenirken þu durumdan hareket edilmiþtir: devrim sonunda bir ayaklanmayla tamamlansa da iþçi sýnýfý ve bütünlüklü olarak da emekçi halkýn kapitalist sýnýfa karþý salt bir ayaklanmasý biçiminde olmayacak, ancak uzun bir iç savaþýn sonucu olacaktýr. Bu teorik belirlemeye neden olan ol-
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
3
Yeni Evrede
Baþyazý
Mücadele Birliði
kýþ açýsý kazandýrýlmýþtýr. Devrimci biçimde düþünmek gerektiði öðretilmiþtir. Geçici Devrim Hükümeti düþüncesi, Türkiye ve Kürdistan iþçi sýnýfý ve halk hareketi için teorik-politik bir kazanýmdýr. Yarýn pratik olarak da yaþama geçmesi kaçýnýlmazdýr. Geçici Devrim Hükümeti teorik olarak deðerlendirildiðinde, bu konuda da incelenmesi gereken dünyadaki devrim örnekleridir. En çok bilinen örnek 1905 devrimi sýrasýnda Lenin’in ileri sürdüðü Geçici Devrim Hükümeti önerisidir. 19.yüzyýl ile 20. yüzyýl devrimleri deðerlendirildiðinde hangi isim ve görünüm altýnda olursa olsun, ortaya çýkarsa çýksýn Geçici Devrim Hükümeti tüm devrimlerin ortak özelliðidir. Burjuva devrimler sýrasýnda, proletarya devrimlerinde ve demokratik halk devrimlerinde, devrimin zafere ulaþmasýnýn ilk yapýtý ve belirtisi olarak devrimci hükümetler kurulur. Marx, Hiçbir gücün dizginleyemeyeceði otoriter, devrimci hükümet aygýtýný 1848 devrimlerini irdelerken bunun üzerinde ýsrarla durmuþtur. Paris Komün’ü sýrasýnda Komün Merkez Komitesini -ki Geçici Devrim Hükümeti rolünü oynamýþtýr- iktidarý çabuk býraktýðý için, Komün’ü otoriter, devrimci bir organdan yoksun býraktýðý için eleþtirmiþtir. Engels, 1873’te Ýspanya’daki ayaklanmanýn derslerini ele alýrken Geçici Devrim Hükümetinde yer almayý reddeden anarþistleri eleþtirmiþtir. Lenin, Marx ve Engels’in söylediklerini ve devrimlerden öðrendiði sonuçlarý Rus Devrimi sýrasýnda yeniden deðerlendirdi. Geçici Devrim Hükümeti, 1905 Devriminde yenilgiye uðrar ama 1917 Ekim Sosyalist Devrimi sýrasýnda iþçilerin ve köylülerin sosyalist hükümeti olarak hayata geçer. Geçici Devrim Hükümetleri, 1940’lý yýllarýn Doðu Avrupa sosyal devrimleri sýrasýnda da görülür. Tüm bu örnekler incelendiðinde Geçici Devrim Hükümeti sorununun, devrimin baþarýya ulaþmasý için yaþamsal bir sorun olduðu rahatlýkla anlaþýlýr. Küresel Ýç Savaþ: 1990’larýn ortalarýna doðru her yerde kapitalist dünyayý derinden sarsacak yeni bir eylem dalgasý yükseldi. Leninistler daha o zaman bu saptamayý kesin olgularla ortaya koydu. Bu olgular, daha sonraki dönem kadar kendini tüm yönleriyle göstermemiþ olmasýna raðmen, o ilk belirtileri, o ilk eylem dalgasý bile Leninistler için eylemlerin yöneliþini ortaya koymaya yetmiþtir. Bu tarihte ortaya çýkan kitle eylemleri büyüyerek ve geniþleyerek yüzyýlýn en kitlesel eylemleri boyutuna vardý. Dünya proletaryasýnýn, emekçilerin eylemleri süreklilik kazanmýþtýr. Bu dönem, dünya burjuvazisinin emperyalist-kapitalist sistemin dünya proletaryasýyla yüzyýl savaþlarýna tutuþtuðu bir dönemdir. Kapitalistler ve hükümetleri baskýnýn ve saldýrýnýn tüm yollarýna baþvurarak, proletaryanýn yüzyýlda elde ettiði ne varsa tümünü ortadan kaldýrmaya yöneldi. Bu artýk, emek ile sermaye arasýndaki küresel iç savaþtýr. Leninistler bu savaþý zamanýnda ve doðru olarak saptayarak dünya genelindeki geliþmelerle ilgili teorik yeteneklerini göstermiþ oldu. 3.Dünya Savaþý: Bu dünya savaþý, küresel iç savaþa yol açan ayný ekonomik, politik, tarihsel temelden, kapitalizmin dünya ekonomisinden, onun uzlaþmaz sýnýf çeliþkilerinden doðdu. ABD emperyalizmi tarafýndan, dünyada yýkýlmakta olan egemenliðini korumak, durumunu devam ettirmek için baþ-
4
latýldý. ABD egemenleri bu savaþý, sýnýrlarý ve süresi belli olmayan bir savaþ olarak belirlediler. Savaþ fiilen baþlatýldý, ama henüz bir sonuç alýnmýþ deðil. Hiçbir savaþ, yýkýlmakta olan ekonomik, toplumsal bir sistemi kendi sonundan kurtaramamýþtýr. 3. Dünya Savaþýnýn esas hedefi, çeþitli uluslardan çok dünya proletarya hareketidir. Emperyalist kapitalist sistemin geliþimi ve bu geliþimin vardýðý düzey, uluslar arasýndaki çeliþkilerden çok sýnýfsal çeliþkileri ön plana çýkarmýþtýr. Dünya çapýndaki asýl tayin edici savaþ da emek ile sermaye arasýndadýr. Ýnsanlýðýn geleceðini karara baðlayacak olan da bu savaþtýr, bu savaþ da proletaryanýn utkusuyla sonuçlanacaktýr. Leninistlerin Küresel Ýç Savaþ ve 3. Dünya Savaþý üzerine görüþleri her geçen gün dünya proleter hareketi içinde taraf buluyor. Yeni Evre: Leninistler Yeni Evre ile genel teorik bir sorunu çözümledi. Baþka bir ifadeyle, diyalektik ve tarihsel materyalizmi, günümüz dünyasýnýn somut koþullarýna uyguladý. Toplumlarý deðiþmeye zorlayan üretici güçlerin geliþmesidir. Toplumsal iliþkilerle, belirli bir geliþme derecesinde çatýþmaya giren üretici güçler, üretim biçimini ve bununla birlikte toplumsal iliþkileri deðiþmeye zorlar. Kapitalist üretim biçimi de bunu yaptý. Üretken güçleri sonuna deðin geliþtirdi. Üretimin toplumsal karakteri ileri boyutlara ulaþtý. Emeðin durmadan artan yetkinliði, daha yüksek ve ileri bir topluma geçiþi kaçýnýlmaz hale getirdi. Emeðin dünya genelindeki sosyal karakteri ile kapitalist özel mülkiyet tam bir çatýþma içinde. Yeni toplumun dayanacaðý maddi ön koþullar kapitalist üretimin içinde iyice olgunlaþtý ve açýða çýktý. Bu maddi ögeler eski toplumun yapýsýnda daha çok kendini göstermese, yeni toplumu kurma çabasý çok anlamsýz olurdu. Ýþte maddi koþullarýn bu geliþmesidir ki, sayesinde yeni topluma geçiþ olanaklý olmuþtur. Bu geliþmelere ve olgulara dayanarak sosyalizm, kurucularý tarafýndan ortaya konmuþtur. Leninistlerin yaptýðý, olgularýn bu gün ulaþtýðý geliþme derecesini göstermek ve tüm bu maddi ve zihinsel geliþmenin insanlýk tarihinde nasýl bir geliþme basamaðýna, Yeni Evre’ye girdiðini ifade etmek olmuþtur. Tarih ardýþýk geliþme evrelerini izler. Her tarihsel evre somut olarak ele alýnmalý. Yeni Evre bir önceki dönemin kapanmasý, yeni bir dönemin baþlamasý demektir. Maddi ve kültürel koþullarýn bu denli geliþmesi var olan koþullarý, dýþ koþullar, dýþ dünya, yabancýlaþmanýn koþullarý olmaktan çýkarýp kendi ortak ve denetlenebilir koþullar haline getirmesiyle birlikte insani kurtuluþ gerçek olur. Ýnsani kurtuluþun genel koþullarý oluþmuþtur. Emekçi insanlýk, var olan koþullarý dönüþtürerek kendi kurtuluþunu gerçekleþtirebilir. Bu, insanýn, zorunluluk çaðýndan özgürlük çaðýna sýçramasý (atlayýþý)dýr. Bu, insanýn büyük yürüyüþünün Yeni Evre’ye girmesidir. Yeni Evre bir tarihsel dönemi, toplumsal bir geliþmeyi ifade ediyor, kesin bir olgudur. Bir olgu olarak gerçekliðini herkese kabul ettirecektir. Dünya devrimci hareketinde, dünya komünist hareketinde bu yönde çabalar var. Ama halen belirginleþtirilmemiþ durumda. Bu teori ne kadar anlatýlýrsa, dünya onu o denli iyi kavrayacaktýr. Yeni Evre’nin öncü ve dönüþtürücü gücü proletaryadýr. Yeni Evre bu nedenle öncelikle proletarya tarafýndan kavranmalý. C.DAÐLI
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
Yeni Evrede
Ýç Savaþ
Mücadele Birliði
bildirisi, bunun startýný veriyor. Genelkurmay’ýn geceyarýsý talimatý, basit bir davet yada çaðrý deðil, tam bir zorlama ve dayatmayý içeriyor. Daha önceki bildiride “Ne mutlu Türküm diyene” demeyenler açýkça hain ilan ediliyordu. Þimdi, her düdük çaldýðýnda bayrak elde alanlara koþmayanlar hain ilan ediliyor. Karþý-devrim, geniþ kitleleri kazanmak ve harekete geçirmek isterken, yalpalama ve tereddüt içinde olanlarý karþý safa itecek kadar sabýrsýz, saðduyudan uzak bir tavýr sergilenmiþ oluyor. Týpký Bush’un söylediði gibi “Ya bizdensiniz, ya da onlardan!” Ancak, geniþ emekçi kitlelere yalpalama ve tereddütü adete yasaklayan sermayenin kendisi tereddüt ediyor. Tekellerin ve devletin gazetesi olmakla övünen Hürriyet’in “paþa”sý Ertuðrul Özkök “biz bütün kalbimizle, sessizliðimizle, itirazsýzlýðýmýzla arkanýzdayýz” gibi anlamlý kinayelerden sonra ekliyor: “... yeter ki verilen mücadeleye siyaset bulaþmasýn.” Sermayenin düþman kamplarý birbirine güvenmiyor. Ayný gazetede Oktay Ekþi daha ileri gidiyor: “Öyle bir çaðrýnýn ne gibi felaketlere yol açabileceðini bu satýrlarý yazan veya yayýmlatan her kimse bilmiyor mu?; Genelkurmay sitesine o bildiriyi koyanlar veya koyduranlarý bu sözlerin onlardan beklenen görevin neresine uygun olduðunu da bu akþamki sitelerinde açýklamazlar mý?”. Bu sözler sadece bir tereddütü deðil, geniþ kitleleri içine çekecek en sert mücadelelerin nelere gebe olduðuna dair korkuyu da dile getiriyor. Geceyarýsý bildirisinin bu saðduyudan uzak ve sabýrsýz karakteri, devrim ile karþý-devrim arasýnda iç-savaþ biçiminde süren mücadelenin doðasýna uygundur. Genelkurmay elbette tereddüt gösterenleri hain ilan edecektir. Çünkü iç-savaþýn geldiði aþamada, ne devrim ne de karþý-devrim için, tereddüte yer vardýr. Devrim geliþip güçlendikçe, karþý-devrimi daha uç ve daha keskin noktalara itmekle kalmýyor; küçük küçük ve birbirinden kopuk mevzi savaþlarýyla deðil, ancak ve sadece topyekün bir hesaplaþma, bir büyük meydan muharebesiyle birbirine üstünlüðünü kabul ettirebilecek büyüklükte güçleri harekete geçiriyor. Genelkurmay bildirisi, tam anlamýyla ve öz olarak, 1 Mayýs’ta yaþananlara bir cevaptýr: Hodri Meydan!
KOÞAR ADIM SON BÜYÜK MEYDAN SAVAÞINA.... Yüzbinlerce askerin yürüttüðü operasyonlar, sýnýra yapýlan zýrhlý araç ve tank yýðýnaðý, helikopter ve savaþ uçaklarýnýn cirit atýp bomba yaðdýrdýðý tepeler ve her gün yeniden kalkan cenaze alaylarý... Bütün bunlar, kimilerinin artýk geçmiþte kaldýðýna inandýðý 90’lý yýllarýn ilk yarýsýný hatýrlatýyor. Ýç-savaþýn o en kanlý günlerinde her gün görmeye alýþtýðýmýz manzaralar yeniden beliriyor. Ama tarihte hiçbir þey, ayný biçimde iki kez tekrar etmez. Ýkincisi, birincisini aþan çizgilere sahip olur. Bu çizginin ne olduðunu görmek isteyen, Genelkurmay’ýn geceyarýsý bildirilerine gözatsýn. 90’lý yýllarýn ilk yarýsýnda iç-savaþ henüz “ilan edilmemiþ, üstü kapalý” nitelikler taþýyordu, bu nedenle toplumun en geniþ kesimlerine doðru yayma ihtiyacý duyulmamýþtý. Þimdi biliyoruz ki, böyle bir toplumsal aktif destek olmadan, sermaye sýnýfý iç-savaþý yürütecek moral kapasiteyi toplayamýyor. Yine 90’lý yýllarda sermayenin bütün kesimlerinin tam bir mutabakatý vardý. Þimdiyse, iç-savaþý beraber yükseltirken bile burjuva kamplar birbirlerinin ayaðýna her fýrsatta çelme takmaktan geri duramýyorlar. Ve en önemlisi, Güney topraklarý, KDP-KYB iþbirliðiyle rahatlayan bir operasyon bölgesi deðil; tersine, uzanacak eli yakmaya hazýr bir ateþ topu... Ýç-savaþýn bu yeni çizgileri, sermaye sýnýfýnýn hareket alanýný öyle daraltýyordu ki; onu, bütün sertliði ve amansýzlýðýyla, toplumun bütün kesimleri arasýna yaymaktan baþka bir çare kalmýyordu. Üstelik, sokaklarý temizleyeceði düþünülen bir erken seçim sürecinde. Geniþ emekçi yýðýnlarda politikleþmenin, hareketin arttýðý böyle bir dönemde, seçim artýk, sokaklarý süpüren deðil, sistemin bütün çeliþkilerinin en sert biçimde, üstüste yýðýldýðý tarihsel bir kavþak noktasý haline geliyor.
Uçlara Savrulan Sýnýf Mücadelesi... Ankara’da patlayan bombadan sonra tekelci sermaye, Tandoðan katýlýmcýlarýnýn, bu kez “terörü tel’in” için oraya koþacaðýný sandý. Beklentileri boþa çýktý. Yaratýlan onca þovenist atmosfere raðmen, yaþamlarýný yitiren yoksul emekçilerin dramlarýný günlerce Tv ekranlarýna taþýmalarýna raðmen, Ankara’nýn emekçileri oyuna gelmedi. Sermaye sýnýfý için bu bir ders oldu. Yalnýzca olaylarýn geliþimi ve Tv ekranlarýndan yapýlan þovenist ajitasyon, Tandoðan-Çaðlayan katýlýmcýlarýný kendiliðinden karþý-devrimin en uç, en keskin düzeyine taþýmýyordu. Dahasý, Tandoðan-Çaðlayan sürecinin böyle bir iç-dinamiði de bulunmuyordu. Sermaye sýnýfý, bundan böyle, geniþ emekçi kesimleri karþý-devrimin en uç, en keskin söylem ve pratiðine çekmeyi, kendiliðindenliðe býrakmayacak, bizzat kendi örgütlenmeleriyle sürece yüklenecekti. Genelkurmay’ýn geceyarýsý
Taksim, Döneme Damgasýný Vuruyor... Ýç-savaþ bu denli sert ve yaygýn bir mücadele aþamasýna ulaþtýysa, o zaman devrimin öne çýkardýðý en önemli görev, içindeki tereddüt ve yalpalamalarý temizlemektir. 1 Mayýs, devrimin geniþ kitlesinde tereddüte, yalpalamaya yer olmadýðýný, bu türden zayýflýðý taþýyan unsurlarýn, reformist ve oportünist düþünceden kaynaklandýðýný yeterince kanýtladý. Kýsacasý, devrimin geniþ kitleleri kahramanca ve sonuna dek gidebilecek savaþýma hazýr. Hazýr olmayan, reformizmdir, ortalama sol düþüncedir. Bu topraklarda reformist düþünce, salt yasal-reformist partilere özgü deðildir. Devrimci pratik bir sorun olarak düþünmeyi neredeyse onyýllardýr bir kenara býrakmýþ olan oportünizm, 1 Mayýs Taksim savaþlarý gibi ete kemiðe bürünmüþ devrimi bi-
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
5
Yeni Evrede
Ýç Savaþ
Mücadele Birliði
le, “Vali istifa” mevzilerine çekmeye çalýþtý. Ortalama sol düþünceye göre, her adýmda küçük mevziler kazanýlarak, karþý-devrimi adým adým geriletmek gerekir. Herhalde sonunda herþey, egemen sýnýfýn son mevziden kaçýp gitmesiyle son bulacaktýr. Onlar, devrimin gücünü de, kazanýlan mevzilere göre ölçerler. Eðer 1 Mayýs Taksim’de sergilenen devrimci enerji “Vali istifa” kampanyasýný baþarýya ulaþtýrmamýþsa, yapýlan herþey buhar olup uçmuþ demektir. Bu kadar sýð bir kavrayýþýn, ancak reformlarla ilerleyerek toplumsal dönüþümün saðlanacaðýný hayal eden reformist kavrayýþla ne farký var? Ayný sýð, ortalama kavrayýþ, þimdi sokaklarda kalabalýk karþý-devrim kitlesini gördüðünde, “eyvah, eyvah!” çýðlýklarý atmaya hazýrdýr. Çünkü bu kalabalýklarda sermayenin gücünü, yenilmezliðini görürler sadece. Üstelik, kendi insanlarýna, bu karþý-devrimci kalabalýklarý gösterip; “Bakýn, biz demiyor muyduk, devrim ne kadar da uzakta!” namelerini okumak için, ellerine deðerli bir fýrsat geçmiþ olur. Ýç savaþýn geldiði aþamada, tekelci sermayenin kendisini böyle kitlelerle, tahkim etme ihtiyacýný duymasýnýn ardýnda yatanýn, devrimin hýzlý bir yükseliþte oluþu gerçeði, oportünistin aklýna dahi gelmez. Çok deðil, daha bir ay önce o, Taksim’i fethe çýkan onbinlerin arasýnda mutlu ve umutluydu. Ne de olsa, bir “mevzi kazanýlacak, burjuvazi geri adým atacak, Taksim yasallaþacaktý.” Ortalama sol bu hayallerle avunurken, tekelci sermaye biliyordu ki, 1 Mayýs’ýn kitlesel militanlýðýna-kararlýlýðýna-keskinliðine denk bir kitle gücünü harekete geçirmezse, moral üstünlük devrimin saflarýný daha da büyütecektir. Genelkurmayýn geceyarýsý bildirisinin, karþý-devrimin geniþ bir kitlesini harekete geçireceðine kuþku yok. Sakarya’da yaþanan linç giriþimi, asker cenazelerinde sýkýlan kurþunlar, DTP binalarýna yapýlan saldýrýlar, mücadelenin bundan böyle geniþ kitleler arasýnda, en keskin en sert biçimlere bürüneceðinin iþaretidir. Mahalle, mahalle, sokak, sokak, etkilerini göreceðimiz bir mücadele sürecidir bu. Karþý-devrimci kuþatma, devrimin kitlesel gücünün pekiþmesi, tereddütlerinden arýnmasý için, tarihi bir fýrsat olacaktýr. Þimdi, ortalama ve reformist solun geniþ kitleler üzerindeki moral bozucu, güçleri daðýtýcý, karþý-devrimin gücünü abartan etkisi mutlaka kýrýlmalýdýr. Eðer yoksul-emekçi kitleler, karþý-devrimci kuþatma ve tehditlerle ayný sertlikte cevap vermekte tereddüt gösteren bir devrimci cepheyi görürse, kendi kabuðuna ve savunmaya çekilmeyi yeðleyecektir. Öyleyse, devrimin tereddütlü unsurlarýný kazanmanýn yolu, öncülerin kendi tereddütlerini aþmasýndan geçiyor. Bu koþul yerine getirilmeden, karþý-devrimin kitlesel gücü felç edilemez.
6
Yaygýnlaþan Ýç Savaþ Zaferi Doðurur Uzun yýllara yayýlmýþ bir iç-savaþýn kendine özgü dinamikleri vardýr. Uzun bir dönemi boydan boya kaplayan en sert mücadelede, moral üstünlük bazen devrime, bazen de karþý-devrime geçer. Birbirleriyle sürekli savaþan bu iki cephe, kimi zaman, yaralarýný sarmak, gediklerini kapatmak, yeni ve taze güçleri derleyip, eðitip, saflarýný güçlendirmek için, geçici sürelerle geri çekilir. Uzun iç-savaþlar, bu yüzden, sürekli yükselen bir çizgi izlemez. Kuþkusuz, tekelci sermaye sýnýfý, mali olanaklarý, iletiþim ve haberleþme araçlarýndaki tekelci mülkiyeti ve yýllarýn yönetici deneyimi ile, karþý-devrimin ihtiyaç duyduðu kitleyi daha kýsa sürede harekete geçirir. Devrim ise, hem bu etkin iletiþim araçlarýndan yoksundur, hem de, belli bir geliþme aþamasýna dek, kesin kabul görmüþ bir liderlik kurumundan... Yine de, devrim, karþýtýna kýyasla, iki çok önemli avantaja sahiptir. Birincisi, ekonomik-siyasi ve toplumsal çeliþkiler devrimden yanadýr ve karþý-devrim kendi kitlesini kaba demagoji ve yalanlarla toplayabildiði için, topal bir at gibi her adýmda tökezler. Ýkincisi, devrimin çok güçlü bir “kendiliðinden hareket” refleksi vardýr. Toplumun en saðlýklý, en samimi, en namuslu unsurlarýný barýndýran devrimci cephenin kitlelerinde, emekçilerin öz çýkarlarýna dair derin bir sezgi ve kavrayýþ gücü bulunur. Ýþte bu nedenle devrimin kitlesel gücü, kesin ve kabul edilmiþ bir liderlik yokluðuna raðmen, sürekli hareket halinde olabilir. Son yaþanan 1 Mayýs, bunun örnekleriyle doludur. Karþý-devrim ise, cehalete, lümpenliðe, çürümeye, küçük çýkarlar için satýlan onurlara, ezilmiþliðin komplekse dönüþtüðü hastalýklý ruhlara dayandýðý için, bu kitle hep bir yerlerden iþaret, talimat ve en anlamsýzý güvence bekler. Karþý-devrimci kitlenin kendiliðindenliði zayýftýr; özveri-kahramanlýk niteliklerinden uzaktýr ve ancak böyle fedakarlýklara gerek olmadýðý noktalarda ortaya çýkar. Devrimin güçlü olduðu yerlerde kuma yatar, ölü taklidi yaparlar ama çevrelerine yüzlerce kiþiyi aldýklarýnda, linççi kesilirler. Resmi kolluk güçlerinin destek ve himayesi olmadan, eþit olmayan bir kavgaya bile girmezler. 35 yýllýk devrim tarihi, bu topraklardaki karþý-devrim kitlesinin bu zayýf karakterini yüzlerce kez kanýtlamýþtýr. Ýþte sermaye sýnýfý, bu çürük, daðýlmaya hazýr kitleleri etrafýna toplayýp, yükleniyor. Devrim güçleri de ayný karþýlýðý vermelidir. Bu süreç, iki büyük gücün kozlarýný nihai olarak paylaþacaðý, bir meydan muharebesinin son hazýrlýklarýný içeriyor. Bu ciddiyet, bu kararlýlýk, bu kavrayýþ ve cesaretle devrimin kitlelerine gidelim. Çünkü þu an onlar, en çok bu nitelikleri görmek istiyorlar.
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
Yeni Evrede
Seçimleri Boykot
Mücadele Birliði
BÝZ DENÝZLERÝN YOLDAÞIYIZ
10 Haziran Pazar günü saat 11.30’da “Barýþa Semah Dönenler” etkinliðinin yapýldýðý Beþiktaþ Ýnönü Stadyumunun önündeydik. Öncelikle Mücadele Birliði ve Ayýþýðý Sanat Merkezi standlarýmýzý açtýk. Standýn çeþitli yerlerinde “Dinci Gericilikle Ýttifak Devrime Ýhanettir” ve “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ” baþlýklý iki bildirimizi daðýttýk. Güleryüzle ve anlatarak verdiðimiz bildirileri daðýtýrken bir çok emekçiyle tanýþma imkaný bulduk. Dýþarýda standlarýmýz açýk iken bir kýsmýmýz içeri girdik. Geçen yýllara göre Ýnönü Stadý tam dolmamýþtý. 10-15 bin kiþi arasýnda gelen vardý. “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ-Mücadele Birliði Platformu” yazýlý 23 metre uzunluðundaki pankartýmýzý açmak için sahnenin tam karþýsýnda kalabalýk olan her iki yan tribünün de bizi görebileceði bir yerde konumlandýk. Saat 14.30’da 23 metrelik dev pankartýmýzý astýk. Ardýndan çeþitli yerlerden kuþlamalarýmýzý yaptýk. Ýnsanlarýn tüm ilgisi sahneden bize çevrildi. Pankartýmýz yaklaþýk 25 dakika açýk kaldý. Bu arada seçimleri boykotla ilgili çevremizdeki insanlarla sohbet ediyorduk. Bu sýrada 20-30 resmi polis, 4-5 sivil polis pankartýn yanýna gelip “Kim astý bunu buraya” dedi. Biz önlerine atýlýp “Biz astýk” dedik. Afalladýlar. “Neden ne oldu?” dedik. “Bu pankart yasak” dediler. “Nesi yasak?” dedik. “Mücadele Birliði imzasý mý yasak, yoksa se-
çimleri boykot edip devrim için savaþmamýz mý? Dýþarýda ayný bildirileri daðýtýyoruz. Mücadele Birliði bizim dergimizdir ve yasal olarak yayýnlanmaktadýr. Seçimleri boykota gelince oy vermek nasýl bir haksa boykot da bir haktýr. Geçen seçimlerden belli” dedik. Sivil polisler iþin içinden çýkamadý. Resmilerde þaþkýndý. Sivil polisin biri çaresizce “TMÞ polisleri nerede çaðýrsanýza” dedi. O sýrada biraz önce seçimleri boykot üzerine sohbet ettiðimiz yaþlý bir amca kimliðini çýkartýp önümüze atýldý. “Ben onlarýn avukatýyým. Siz kimsiniz?” Siviller “polisiz” dedi. “Kimlik göreyim” dedi. TMÞ polisi kimliðini çýkarttý þaþkýn bir halde. Avukat “Ýsmin okunmuyor, ismin ne?” dedi. Artýk þaþkýnlýðýný üstünden biraz atan polis “Ben sana ismimi söylemek zorunda deðilim” dedi. Tartýþmalar sürerken çevreden insanlar da destek verdi. Gençler “Onlarýn en doðal hakký karýþamazsýnýz” dediler. Yine bir baþka kadýn “Yasal haklarý, biz arkalarýndayýz” dedi. Çevremizdeki kitlenin duyarlýlýðý ve bize sahip çýkmasý görülmeye deðerdi. Bu arada polis iyice gerilemeye baþlamýþtý. Tam da bu esnada Barýþ Radyo’nun güvenlik görevlileri pankartý dört bir koldan saldýrýrcasýna sökmeye baþladýlar. Polisleri býrakýp onlara yöneldik. Ama bu güvenlik görevlileri bizi dinlemekten çok uzaktý. Ýçeriden organizasyonu düzenleyenlerden emir aldýklarýný acilen sökmeleri gerektiðini heyecanlý heyecanlý anlatýp duruyorlardý. Biz de yetkililerle kendimiz görüþmek istediðimizi söyledik. Bizden iki kiþiyi Barýþa Semah Dönenler Programý’nýn sorumlularýnýn bulunduðu “Þeref Tribününe” kadar götürdüler. Arkadaki bölüme geçtiðimizde hararetli hararetli para sayan bir yetkiliyle tanýþtýrýldýk. Ve pankartýmýzý tekrar açmak istediðimizi bunun yasal olduðunu vb. anlattýk. Ancak görevli kiþi tekrar açarsak gözaltýna alýnmamýzýn söz konusu ol-
duðunu sivillerin bizi istediðini söyledi. Bunu göze aldýðýmýzý ve korkmadýðýmýzý söylediðimizde asýl baklayý aðzýndan çýkardý. “Lütfen açmayýn. Biz zaten zor izin aldýk” dedi. Sivil polisler programý durdurmak ve düzenleyenleri gözaltýna almakla tehdit etmiþ. Biz de önceden kendi aramýzda aldýðýmýz karar doðrultusunda polislerin deðil ama Barýþa Semah Dönenlerin inisiyatifini tanýdýk. Pankartýmýzý tekrar açmadýk ancak program boyunca kuþlamalarýmýzý ve propagandamýzý içerde ve stadýn dýþýnda giriþteki standlarýmýzda yaptýk. Propagandamýzý bildirilerimizle, bire bir sohbetlerle ve dergilerimizle devam ettirdik. Deniz baskýlý tiþörtlerimiz ise içeride oldukça ilgi gördü. Kimi yaþlý analar bize sarýlýp alnýmýzdan öpüyordu. Kimi aileler Deniz’in resmini öpüp baþýna koyuyordu. Deniz tiþörtü öyle ilgi görüyordu ki çok uzak bölümlerden yanýmýza kadar gelip alanlar oluyordu. Yine bir ana “Bizim için Hz. Hüseyin ne ise Deniz Gezmiþ de öyledir” dedi. Gözleri dolarak alanlar oldu. Ama istisnasýz her kes bize mutlaka olumlu tepkiler veriyordu. Ayrýca az önce açtýðýmýz pankarttan da bizi tanýyorlardý. Gülümseyerek “Sizi pankartçýlar sizi” diyorlardý. Bu arada sayýsýz gençle, emekçiyle sohbet etme imkaný da yakaladýk. Birebir sohbetlerimiz de çok olumluydu. Saat 18.00’de Edip Akbayram sahnede Aþk Olsun Sana Çocuk adlý parçayý söylerken stad görülmeye deðerdi. Ellerinde Deniz tiþörtünü bir bayrak taþýrcasýna zafer iþaretleriyle havaya kaldýranlar, üstüne giyip ayakta zafer iþareti yapanlar. Ama yüzlerce Deniz tiþörtü stadda muhteþem bir görüntü yaratmýþtý. Polisler, güvenlik görevlileri tüm su, yiyecek vb. satýþý yapanlarý dýþarý çýkarmaya çalýþýrken bize kimse müdahale etmedi. Çünkü biz tamamen ilgi odaðý halindeydik. Bu arada bu programda açtýðýmýz pankart, Deniz tiþörtleri ve standýmýz sayesinde bir çok emekçiyle tanýþtýk Gerçekten çok yüksek bir moralle ayrýldýðýmýz program bizim politikalarýmýz açýsýndan çok olumlu geçti. Akþam saat 19.00 gibi ayrýldýðýmýz programdan verimli geçen bir günün ardýndan tatlý bir yorgunluk kaldý bize... Ýstanbul’dan Mücadele Birliði Okurlarý
Divriði Pilav Ve Kültür Þenliðinde Seçimleri Boykot Çaðrýsý 23’üncüsü düzenlenen Divriði Pilav ve Kültür þenliði 24 Haziran’da Sarýyer Çayýrbaþý’ýnda yapýldý. Sabah saatlerinde baþlayan etkinlikte bizler de, Mücadele Birliði ve Ayýþýðý Sanat Merkezi olarak stantlarýmýzla yerimizi aldýk. Standýmýzý açtýktan sonra ailelere Mücadele Birliði dergimizin yeni sayýsýnýn daðýtýmýný yaptýk, seçimler üzerine sohbetler ettik. Bundan sonra sýk sýk seçimleri boykota çaðýran bildirilerimizi daðýttýk, kuþlamalarýmýzý yaptýk ve stantlarýn kurulduðu alana “Seçimleri
Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ-Mücadele Birliði Platformu” pankartýmýzý astýk. Bundan sonra ailelerle yaptýðýmýz sohbetler seçimler ve boykot üzerinden geliþti. Karþýlýklý tartýþmalarýn geliþtirici olduðu sohbetler, aslýnda halkýn çok politikleþmiþ olduðunu, herkesin politika üzerine söyleyecek sözleri olduðunun göstergesiydi. Gün boyunca alanda en çok konuþulan, tartýþýlan konu þüphesiz seçimlerdi. Sanatçýlarýn sahne almasýndan sonra akþam saat 19.30’da þenlik sonlandýrýldý.
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
7
Yeni Evrede
Seçimleri Boykot
Mücadele Birliði
SEÇÝMLERÝ BOYKOT ET DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞ “Seçimleri Boykot” Çaðrýsý Yapanlara Polis Saldýrýsý 20 Haziran günü, “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ” kapak sloganlý dergimizin
94. sayýsýnýn tanýtýmýný ve daðýtýmýný yapmak ve “Seçimleri Boykot” propagandasý için Ýstiklal Caddesi’ndeydik. Akþamüzeri saat 17.30’da baþladýðýmýz Mücadele Birliði dergisi daðýtýmýný, 19.00’a kadar sürdürdük. Biz 19.00’da bitirmeyi planlamýþtýk. Ancak tam o saatte bizim yanýmýza gelen sivil polislerin, “kimden izin aldýnýz” vb sataþmalarýyla gerginlik baþladý. Ýnsiyatifi alan bir arkadaþýmýz da “siz kimsiniz” diye sordu. Hemen sinirlenerek, “biz polisiz, biz polisiz” diye baðýrmaya baþladýlar. Arkadaþýmýz kimliðinizi “görebilir miyiz” deyince artýk öfkeleri iyice artmýþtý. Kimliklerini çýkardýlar gözümüze sokarcasýna tuttular. Ardýndan “dergiden bir tane verir misin” dediler, kontrol edeceklermiþ. “Hayýr” dedik, “vermiyoruz, 94. sayýmýz, kontrol edin”. “Güzellikle söylüyoruz” diye baðýrdýlar, ardýndan konuþtuklarý bayan arkadaþýmýzýn kolunu sýkarak alçak sesle “þimdi bir tane vuracaðým, göreceksin ver þunu” dediler. “Biz seni iki gün önce gözaltýna almadýk mý” diye de laf attýlar. Arkadaþýmýz hafta sonu “Kürt Halkýna Özgürlük” þiarýyla yapýlan basýn açýklamasýnda gözaltýna alýnmýþtý. Dergimizi vermediðimiz için yýrtarak elimizden zorla aldýlar. Bunun üzerine arkadaþýmýz “Görüyor musunuz faþizmin yaptýklarýný, Mücadele Birliði’ne baskýlar sürüyor. Dergimizi yýrttýlar. Baskýlar bizi yýldýramayacak. Polisin bize yaptýklarýný görüyor musunuz. Bize, devrimcilere sahip çýkýn. Devrimcileri sahiplenin” diye etrafta toplanan halka seslendi. Bunun üzerine polisler telaþla “baðýrma, tamam, tamam” dediler. Etrafta toplananlar alkýþlarla durumu protesto etmeye baþladý. Ve birlikte “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” diye slogan atmaya baþladýk. Polisin yýrtarak elimizden almýþ olduðu dergimizi geri aldýk. O sýrada bulunduðumuz yere gelmiþ olan Çevik Kuvvet Polis aracý ve sivil polisler slogan ve alkýþlarla orasý-
8
nýn bir eylem alanýna dönüþmesinden rahatsýz olup gittiler. Oluþan tepki onlarý rahatsýz etti. Yaptýðýmýz ajitasyon ve propaganda ve insanlarýn bizi sahiplenmesinin ardýndan, insanlar yanýmýza gelip “Sizi takdir ediyoruz” dediler. 19.00’da bitirmeyi planladýðýmýz dergi daðýtýmýný yarým saat daha uzattýk. Bu esnada uzaktan sloganlarýmýzý duyan bazý okurlarýmýz da daðýtýma katýldý. “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ”, “Çözüm Sandýkta Deðil Devrimde”, “Seçim Deðil Devrim”, “Çözüm Demokratik Halk Ýktidarýnda” sloganlarýmýzla 19.30’a kadar daðýtýma devam ettik. “Seçimleri Boykot”a ilgi oldukça yoðundu. Sesimizi duyurmaya devam edeceðiz. Hiçbir kuvvet bizi yürüdüðümüz bu yoldan alýkoyamayacak.
Sandýða Gitme Çözüm Devrimde Üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda, içinde bulunduðumuz iç savaþ koþullarýnda artýk parlamentonun iþçiler, emekçiler ve yoksul halklar için bir çözüm üretemeyeceðini, bu süreçte tek devrimci çözümün seçimleri boykot etmek olduðunu anlatabilmek için Gazi Mahallesi'nde bildiri daðýttýk. 24 Haziran günü, “Seçimleri Boykot Et, Devrim Ýçin Savaþ” baþlýklý bildirilerimizi, Gazi Mahallesi Dörtyol'dan baþlayarak ana cadde boyunca daðýtarak Barajüstü'ne kadar geldik. “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ”, “Mücadele Birliði” yazýlý önlüklerimiz ve kuþlarýmýzla yol boyu halka bildiri daðýtýrken, megafonumuzla da sýk sýk slogan atarak ajitasyon yaptýk. Yeni seçilecek meclisten kurulacak hükümetin bir savaþ hükümeti olacaðýný, katliamlarýn devam edeceðini, yoksulluða çare olmayacaðýný anlattýk. Halkýn devrimci öncülerinin hapsedildiði zindanlar sorununa çare olamayacaðýný anlattýk. Bunlarýn çözümünün sandýða gitmek, seçimlere katýlmak olmadýðýný, tek çözümün halkýn kendi iktidarýný kurmak için Demokratik Halk Devrimini yapmak zorunda olduðunu anlattýk. Devrimci tek çözümün sandýða gitmek yerine devrim mücadelesini yükseltmek olduðunu söyledik emekçi Gazi halkýna. Gazi'nin gecekondu mahallesine geldiðimizde ise; burjuvazinin “kentsel dönüþüm” adý altýnda yoksul halkýn gecekondularýný baþlarýna yýktýklarýný hatýrlatarak en son yaþanan Ayazma örneðini verdik. Ve sorunlarýna seçimlerin çare olmayacaðýný yineledik. Yaklaþýk 2 saat süren bildiri daðýtýmý ve ajitasyonumuzda hemen her iþyerine, her gecekonduya ulaþmaya çalýþtýk. Ama henüz bu baþlangýç. Seçimlere kadar gideceðimiz çok ma-
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
halle, çok ev, iþyeri olacak. Ve her yerde þunu anlatacaðýz: Sandýða gitmeyin, çözüm devrimde. Çözüm, demokratik halk devrimi mücadelesini yükseltip kendi iktidarýmýzý, Demokratik Halk Ýktidarýný kurmakta. Gazi'den Mücadele Birliði Okurlarý
Gazi’de Seçimleri Boykot Çalýþmalarý Merhaba Mücadele Birliði okurlarý. Bugün Türkiye’de milyonlarca insan 21 Temmuz’da yapýlacak olan seçimleri bekliyor. Burjuva partiler hala emekçilere umut kapýsýný açacaðýný beyan ediyor. Ama bu aldatmaca kendini bu gün daha net bir þekilde insanlara gösteriyor. Çünkü artýk yýðýnlar savaþýn, acýnýn, gözyaþýnýn olduðu bu dönemde ayný yemeði tekrar yemeyeceklerdir. Þunu biliyoruz ki kim baþa gelirse gelsin deðiþen hiçbir þey olmayacak. Aslýnda deðiþen tek þey daha fazla sömürülmek ve daha fazla zulüm olacak. Bu yüzden bir Mücadele Birliði okuru olarak ben de sandýða gitmeyeceðim. Bu düzenin partilerini, meclisini oy kullanmayarak boykot edeceðim. Biliyorum ki insanlarýn kurtuluþu için çözüm halk iktidarýný kurmaktýr. Ancak o zaman mutlu bir dünya, güzel bir gelecek bizim olabilir. Bunlarý gazi emekçilerine
de duyurabilmek için mahallemizde çeþitli çalýþmalar gerçekleþtirdik. Afiþlerimizi yaptýk, seçimleri boykot bildirimizi pazarlarda daðýttýk. Gazi sokaklarýnda üzerimizde “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ-Mücadele Birliði” önlükleriyle megafonla ajitasyon yaparak kalabalýk bir þekilde bildiri daðýtýmý yaptýk. Sloganlarýmýzý haykýrarak yaptýðýmýz bildiri daðýtýmýný Gazi’nin en merkezi yeri olan Dörtyol’dan baþlatarak tüm cadde boyu yaptýk. Mahallemizde seçimleri boykot çalýþmalarýna devam edeceðiz. SEÇÝMLERÝ BOYKOT ET DEVRÝM ÝÇÝN SAVAÞ! BÜTÜN ÝKTÝDAR EMEÐÝN OLACAK! Gazi’den Bir Mücadele Birliði Okuru
Yeni Evrede
Devrimin Toplumsal Tabaný
Mücadele Birliði
kalar tarafýndan “küçük ortak” haline getirildiler. Burada amaç, baðýmlý ülkelerin kendilerine ait bütün finansal kaynaklarýný kurutmak ve dünyanýn bütün kapitalist ekonomilerini, ayný finans havuzunu kullanmaya mecbur býrakmaktý. O finans havuzu, sayýlarý onu geçmeyen dev bankalarca yönetiliyor. Emperyalist tam ilhak, elbette bu ülkelerde bir oldu bittiyle gerçekleþmedi, uzun tarihi dönemlere yayýldý. Geleneksel iç-pazar ve buna yönelik üretimi çöktükçe, yoksullaþan köylülerin, kent esnaf ve zanaatkarlarýnýn isyanlarý görüldü. Meksika ve Tayland’ý 70’li yýllarda sarsan kýrsal ayaklanmalar etkisini yýllarca sürdürdü. Türkiye, kent ve kýrýn geleneksel üretici sýnýflarýnýn en çarpýcý isyanýný, 2001’de yaþadý. Tam ilhak sürecinde ilerleyen baðýmlý ülkelerde, çözülüp daðýlan ve proleterleþen bu geleneksel küçük-mülk sahibi sýnýflarýn yerini, yeni küçük mülk sahibi sýnýflar aldý. Geleneksel sýnýflarýn geride býraktýðý boþluðu, bu yeni türeyen sýnýf doldurdu.
“ÇAÐDAÞ YAÞAM”CILAR VE EMPERYALÝST TAM ÝLHAK Tarihleri ve kaderleri birbirine çok benzeyen dört ülke var. Arjantin, Meksika, Tayland ve Türkiye. Askeri darbelerle dolu tarihleri, iç savaþ tecrübeleri ve sýk sýk gündeme gelen ekonomik alt üst oluþlar, ilk bakýþta göze çarpan benzeþmelerdir. Daha yakýndan bakýldýðýnda ise, bu dört ülkenin de, klasik sömürgecilik dönemini “yarý-sömürge” ve baðýmlý bir ekonomik yapý ve siyasi baðýmsýzlýk içinde geçirdiklerini görüyoruz. Bu da, yüzyýllara dayanan güçlü bir devletçi gelenek; siyasal alanda belirleyici roller üstlenen bürokratik ve militarist yapýnýn miras kaldýðýnýn ifadesidir. Böylesi sosyo-ekonomik yapýlarýn çözülmesinde, “gelenekçilik” ve çaðdaþlýk” özel rol oynarlar. Hele ki, bu çözülme, emperyalist tam ilhak sürecinin bir parçasýysa, ezberlenmiþ kamusal roller, iyice birbirine karýþýr. Daha düne kadar “muhafazakar-gelenekçi” olanlar, þimdi dünya ile bütünleþmeyi savunur hale gelirler. Daha düne kadar çaðdaþ yaþamýn taþýyýcýsý olduklarýna inananlar ise, üzerlerine en dar ulusal giysileri kuþanýrlar. Yine de söylem ve eylem, gerçek yerini devrim sürecinde bulur. Hele ki bu devrim, artýk sýk sýk yaþamaya alýþtýðýmýz ekonomik felç dönemlerinde kýþkýrtýlýrsa. Söylemin nasýl bir eyleme dönüþeceðini öngörmek için, emperyalist tam ilhaký yaþayan ülkelerdeki yeni sýnýf dinamiklerini incelemek gerekir.
Ýç-Pazarýn Daðýlýþý ve Tam Ýlhak Bir dünya sistemi olarak kapitalizmde, eþitsiz geliþim temel bir yasadýr. Emperyalist sermaye, baðýmlý ülkelerin ekonomik yapýlarýný giderek daha fazla birbirine yaklaþtýrsa da, her ülkenin farklý tarihsel-siyasal koþullarý, çeliþkileri kendine özgüdür. Bu nedenle, ülkeler arasýnda benzeþimler kurmak, çoðu zaman kiþiyi yanlýþ politik sonuçlara götürür. Buna raðmen, baðýmlý ülkelerin emperyalizmle girdikleri tam ilhak iliþkileri, bu iliþkinin içpazarda yarattýðý yýkým ve yeni sýnýf iliþkileri, ortak sonuçlar çýkaracak kadar genel bazý karakterler taþýr. Emperyalist tam ilhak, baðýmlý ülkelerde genelde þu etkileri yarattý: 1)20. yüzyýl boyunca süren ekonomik-mali-askeri baðýmlýlýk iliþkileri, geri kalmýþ ülkelerde, emperyalist tam ilhak için olgun koþullarý geliþtirdi. 1980’lerle birlikte hýzlanan süreçte, baðýmlý ülke iç-pazarlarý, emperyalist dýþ pazarlara entegre oldu. Bu entegrasyon, basitçe, iç-pazarlarýn geleneksel üretim iliþkilerinin, dýþ pazarlardan gelen üretici güçle bileþime gitmesi deðildi. Burada, emperyalist sermaye belirleyici güç oldu ve bu entegrasyon, iç-pazarlarýn geleneksel üretim iliþkilerinin, az ya da çok zamanda yýkýmýna ve bu yýkýmýn üzerine, emperyalist tekellerin hakim olduðu bir ithalat-ihracat yapýsýnýn kurulmasýna dayandý. Böylece baðýmlý ülkeler, giderek artan ölçüde ekonomik kaynaklarýný salt bu dýþ ticaret faaliyetlerine yönlendirir duruma geldiler. 2) Yýkým yaþayan iç-pazarlara paralel, geleneksel kredi sistemi de bozuldu. Bankalar el deðiþtirdi ya da büyük yabancý ban-
“Çaðdaþ Yaþam”ýn Rahatlýðý ve Tedirginliði Bu yeni, kentli küçük-mülk sahibi sýnýflarý büyüten, kalabalýklaþtýran, tam ilhak sürecinin kendisidir. Geleneksel iç-pazar iliþkilerinin yerine geçen, dýþ pazarlarla bütünleþen bu yeni üretici güç, kentlerin emekçi katmanlarý arasýndan süzülüp geldi. Bunlar, ithalat-ihracata baðlý sýnai ve finansal yapýnýn gerektirdiði emeðin sahipleri oldular: Mühendisler, teknik elemanlar, ofis çalýþanlarý, dýþ ticaret uzmanlarý, pazarlamacýlar, iletiþim ve reklam uzmanlarý, banka çalýþanlarý, akademisyenler vs, vs. Hepsi de, ülkelerinin darbelerden, bürokratik ve militarist yozlaþmanýn yarattýðý karanlýk ve küçültücü geçmiþ dönemlerinden, ancak bu yeni kurulan uluslararasý ticari iliþkiler sayesinde kurtulacaklarýna inanan; dahasý, üzerinde yükseldikleri bu yeni üretici güç ve onun gerektirdiði modern kentli yaþamla, en güçlü emperyalist ülkelerle nihayet eþit olabilecekleri hayaliyle kývranan “çaðdaþ yaþam” temsilcileriydiler. Arjantin; sonunda bir Avrupalý gibi saygý görebilecekti; Taylandlýlar, en az Japonlar kadar kývanç duymalýydýlar. Meksikalýlar, kuzeydeki büyük komþularýnýn insanlarýndaki o, illegal çete savaþlarýnýn ve askeri darbelerin bir arka sokak karanlýðýna döndürdüðü Meksika imajýný, nihayet düzeltebilir, saygýnlýklarýný kazanabilirlerdi. Ve Türkiye, AB’nin gerçek ve eþit bir üyesi olarak, yaratýlan bu “çaðdaþ yaþam”ý, yasal güvencelere kavuþturabilirdi. Çürümüþlük, yolsuzluk, sefalet ve karanlýk darbelerle dolu bir geçmiþi aþmanýn mümkün olduðunu, bu iþ için büyük sermayeyi izlemenin yeterli olacaðýný hayal ediyorlardý, ancak bu þekilde geçmiþin hayal kýrýklýklarýndan kaçabiliyorlardý. Boþ hayalleriyle burjuvaziyle yakýnlaþtýlar. Bu tatlý hayallere dalan kent “orta” sýnýflarýnýn unuttuklarý, bir deðil, iki þey vardý: birincisi, kendilerinin yarattýðýný sandýklarý “modern yaþam”, tam ilhak sürecinde emperyalist sermayenin hareket tarzýna baðýmlýydý. Ýkincisi, üzerinde yükseldikleri yeni üretici gücün hemen etekleri altýnda, korkunç bir ekonomik yýkým saklanýyordu. Onlarýn sýrtýna bindikleri ekonomik gücün, Ýkarus kanatlarý vardý; güneþe doðru yükseldikçe eriyen ve ayný ölçüde sert bir düþüþle yere çakýlacak olan... Meksika’da 1994’te, Tayland’da 1997’de ve Arjantin’de 2001’de, bu yeni kentli mülk sahibi katmanlarýn hayallerini tuzlabuz eden, onlarýn kafasýný sert bir duvara vurup kendine getiren ekonomik krizler yaþandý. Hemen hepsinde de krizin geliþim
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
9
Yeni Evrede
Devrimin Toplumsal Tabaný
Mücadele Birliði
seyri, tetikleyici unsurlarý ve yarattýklarý yýkýmýn boyutu benzeþiyordu. Her üç ülkede de ithalat-ihracat rejimi, iç piyasalarý yýkýp, onun tüm maddi kaynaklarýný ele geçirirken; ortaya çýkan yeni ekonomik yapýnýn finansal kaynaðýný, emperyalist-kapitalist dünyadan yaðan “sýcak-para” saðlýyordu. Týpký Türkiye gibi. Yüksek faiz-düþük kâr uygulamasýna dayanan bu finansal akýþ, her tür spekülasyonun ve ballý-börekli kazançlarýn kaynaðýydý. Baðýmlý ülkelere bolca yaðan bu “sýcak-para”, en çok da, bu yeni kentli “orta” sýnýfýn cüzdanýndaki kredi kartlarý dizisinin boyunu uzatýyordu. Ýthal malý ucuz ve lüks ürünler, müþterilerini en çok bu kesimlerden topluyor, kredi kartlarýna bol taksitli satýþlarla bu ürünlere özellikle yönlendiriliyorlardý. Bu sýnýf, geçmiþe oranla daha iyi yaþadýðýný somut olarak hissedebiliyordu; her seferinde daha borçlu duruma düþtüklerini anlamalarý uzun sürmeyecekti. Meksika, Arjantin, Tayland, kentlerini dolduran bu yeni sýnýfýn “plaza kardeþliði”nin yarattýðý modern yaþam tarzýna sahne oldu. Ellerinde dijital kameralar, telefonlar, her sabah arabalarýný plaza otoparklarýna yan yana park ediyorlardý; temiz-bahçeli ve ucuz sitelerde güven içinde yaþýyorlardý. Taa ki tekelci kapitalizm, onlarýn yarattýðý üretici gücün tüm sahibinin kendisi olduðunu ve ayný gücün kentli-üretici sýnýfa ne denli yabancýlaþtýðýný kanýtlayana kadar. Bunun için, sýcak para akýmýnýn kesilmesi yeterliydi. Ýþte o zaman, bütün o plazalarda, temiz ucuz sitelerde, geleceðe güvensizliðin karanlýk kuþkularý ve büyük hayal kýrýklýðýnýn öfkesi dolaþmaya baþlar.
Devrimin Yeni Olanaklarý Geleceðe güvensizlik ve kuþku tohumlarýnýn bir anda kentli sýnýflarda boy attýðý ekonomik felç onlarý, o ana kadar ekonomik yapýyý hayatta tutan kan akýþýnýn, yani “sýcak-para” denen finansal akýþýn durmasýyla tetiklenir. Kent “orta” sýnýflarýnýn cüzdanlarýndaki prestijli kredi kartlarý, birer plastik yýðýnýna dönüþür, borç yüzünden cüzdanlarý içe doðru büzüþmeye baþlar. Ellerine geçirdiklerini sandýklarý “modern yaþam”ýn bütün kaynaklarýnýn kuruduðunu gören bu sýnýf, kendini toplumsal bir hareketliliðin içinde bulur. Bu sýnýflar, 1994 Meksika krizi sýrasýnda, El-Barzan (Boyunduruk) adýný verdikleri bir eylemlilik sürecini bizzat baþlatmýþlardý. Ellerindeki iletiþim olanaklarýyla hýzla örgütlendiler. Avukatlar, banka çalýþanlarý, ofis elemanlarý, milyonlarca insanýn bankalara olan kiþisel borçlarýnýn tasfiyesi için harekete geçmiþtiler. 1997 yýlýndaki kriz sýrasýnda, Tayland’ýn kentlerinde de benzer manzaralar yaþandý. Ve 2001 Arjantin krizinde, yine ilk harekete geçen onlar oldu. Kentli “orta” sýnýfýn öfkesiyle, Arjantin’de hükümetler düþtü. Bu deneyimleri þunun için anlatýyoruz. Tam ilhak sürecini yaþayan baðýmlý ülkelerde emekçi sýnýflarýn hareketi, benzer evrimler geçiriyorlar. Bu yeni kentli ve yoksul olmayan emekçi katmanlarda, ideolojik yönden alabildiðine çeliþkili, sürekli büyük yalpalamalara açýk ve öfkeli bir toplumsal enerji birikiyor. Bunlar, bir ekonomik felç anýnda, iþçi sýnýfýndan bile daha hýzlý örgütlenebiliyorlar. Oysa, ekonomik felç dönemleri iþçi sýnýfýnýn en yoksul emekçi kesimleri yanýna alarak ve yine bu öfkeli kentli “yoksul olmayan” emekçi kalabalýðýnýn enerjisini bünyesine katarak devrime uzanabileceði dönemlerdir. 94 yýlýnda Meksika, 97’de Tayland ve 2001’de Arjantin proletaryasý, olaðanüstü önemde devrim fýrsatlarýný kaçýrdýlar. Niye? Çünkü hepsi, bu ye-
10
ni kentli sýnýfýn tuzu kuru unsurlarýna ve yalpalayan ideolojik tavýrlarýna, derin bir güvensizlik duyuyorlardý. Arjantin’de iþsizler hareketi, yoksul olmayan bu kentli emekçilerin baþýný çektiði eyleme çok sonradan dahil oldu. Ve böylece, en baþýndan bir hareketin yönlendiricisi olma fýrsatýný kaçýrdý. Bugünlerde, bu topraklarda da ayný olanaklar ve ayný hatalar, bir bir ortaya çýkýyor. Tandoðan-Çaðlayan mitinglerinde, kentlerin bu “yoksul olmayan” emekçi sýnýflarý boy gösterdiler. Onlar, ellerinde bayraklarla, kürsüde esen þoven rüzgarlara alkýþ tuttular. Bu halleriyle, kentlerin varoþlarýný dolduran, en baþta Kürt yoksul emekçileri ve Türk emekçileri endiþelendirdiler. Yoksul emekçi sýnýflarda, küçük-mülk sahibi sýnýflara karþý bu güvensizlik, kesinlikle ileri ve devrimci bir bilinçtir. Ve kesinlikle bu bilinç, demokratik devrimi sosyalizme sürükleyecek en büyük güçtür. Öte yandan devrimci proletarya, en yoksul emekçilerle, küçük-mülk sahibi sýnýf ve emekçilerin devrimci enerjisini ittifak halinde buluþturamazsa, bu topraklarda devrim yüzü göremez. Burada meselenin özü, Tandoðan-Çaðlayan meydanlarýný dolduran bu yeni kentli emekçilerin, potansiyel bir devrimci dinamizm taþýyýp taþýmadýklarýna dairdir. Biz bu soruya, tereddütsüz “evet” cevabýný veriyoruz. Bugünün siyasal konjonktürü içinde, bu kentli yeni sýnýflar, “modern yaþam”ý koruma içgüdülerini, patlak veren bir siyasi kriz anýnda gösterdikleri için, o siyasi kriz ve konjonktüre göre kendilerini ifade ettiler. Ama eðer bu içgüdü ve öfke, ekonomik felç anlarýnda ortaya çýkmýþ olsaydý, öfkenin hedefinin doðrudan bankalar, borsa þirketleri, tekelci sermaye olacaðýný söylemek için kahin olmaya gerek yok. 2001 krizi sýrasýnda sokaklarý dolduran geleneksel kent küçük-mülk sahiplerinin (esnaflar, zanaatkarlar, küçük ticaret erbabý), o öfke anýnda sermayenin en can alýcý kurumlarýna saldýrdýklarýný hep beraber gördük. Oysa ki bu harekete giriþenler, daha bir önceki gün, en gerici burjuva partilere alkýþ tutmuyorlar mýydý? Tam ilhak sürecini yaþayan baðýmlý ülkelerde, kentli yeni mülk-sahibi sýnýfýn, bu yoksul olmayan emekçi tabakanýn siyasal karakteri birbirine benzerdir: ideolojik ve siyasi açýdan olaðandýþý yalpalanmalara açýk, derin kriz anlarýnda hýzla bir araya gelme refleksi güçlü. Proletarya, bir toplumsal ayaklanma sürecinde, bu yeni kentli sýnýfý harekete yedeklemeyi baþarmalýdýr. Yoksul olmayan bu yeni emekçi katmanlara güvensizlikle bakan en yoksul kalabalýklarý hareketin baþýna geçirmek, ancak devrimci proletaryanýn etkin ittifak politikalarýyla mümkün olur. Kapitalist geliþim, proletaryaya, küçük ticaret erbabý ve küçük köylüden daha güçlü bir müttefik kazandýrmýþtýr. Geleneksel kent küçük burjuvalarý, barikatlarýn arkasýnda alacaklýlarýný (proleterleri), barikatýn önünde de borçlandýklarýný (büyük sermaye) görüp, ona göre saf belirlerdi. Bu yeni kentli, yoksul olmayan emekçi sýnýfý alacaklýsý bulunmayan, ama boðazýna kadar borçlandýðý tekelci sermayenin hayat damarlarýný týkayabilecek üretim süreçlerinde konumlanan bir sýnýftýr. Geleneksel küçük ticaret erbabýnýn böyle bir gücü yoktu. Bu sýnýflarýn ideolojik yalpalamalarý bizlerin, devrimci proletaryanýn gözünü korkutamaz. Onlarýn bu yalpalamalarý en çok, karþý-devrim saflarýnda daðýnýklýk, moral yitimi ve güvensizlik yaratýr. Devrim saflarýndaysa, sabýr ve soðukkanlýlýk hakim olmalýdýr. Çünkü, bu büyük ve teknik kapasitesi geliþkin kitle, sola doðru yalpaladýðý an, onun enerjisinden yararlanan proletarya, devrimin zaferini avuçlarýnýn arasýna alabilir.
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
Yeni Evrede
Röportaj
Mücadele Birliði
Merhaba, evleri yýkýlan ve çadýrda yaþamaya mahkum edilen Ayazma halký ile yaptýðýmýz röportajý sizlerle paylaþmak istiyoruz. Mücadele Birliði: Bize yaþam koþullarýnýzdan bahseder misiniz? Burada nasýl, ne koþullarda yaþýyorsunuz? Veli: Ben geleli 10 yýl oluyor. 10 yýldýr yýkýlacaðý söyleniyordu ve biz buraya kiracý olarak geldik. 200 milyon kira veriyordum, buna gücüm yetiyordu. Ben 500 milyon ücret alýyorum, nasýl 400-450 milyon kira verim. Belediye yýkým ekipleri buraya gelmiþ, evi yýkarken haným beni aradý. Ben de yýkýma engel olmak için buraya geldim. Ben öðrenci servisi yapýyorum, yýkým için buraya gelince tekrar iþe yetiþemedim, bunun sonucu iþten atýldým. Þu anda 82 gündür çadýrda yaþamýmýzý devam ettirmeye çalýþýyoruz. Küçükçekmece Belediye Baþkaný Aziz Yeniay; “Biz sizi, kiracýlarý maðdur etmeyeceðiz” diye söz verdi. Bir de zarf verdi “kentsel dönüþüm projesinden yararlanacaksýnýz” yazýyordu. Þimdi sözünde durmuyor. Bu belgeye sahip çýkmýyor. Bizi kandýrdý. Mücadele Birliði: Önümüzdeki ay seçimler var. Seçimlerden çýkan sonuç ne olursa olsun oradakilerin sizi temsil edeceðine, sorunlarýnýza çözüm bulacaðýný inanýyor musunuz? Veli: Hayýr inanmýyorum. Ben hayatýmda hiç oy kullanmadým. Kullanmayý da düþünmüyorum. Mücadele Birliði: Sizce çözüm ne? Veli: Çözüm bu sistemin artýk deðiþmesi. Yaþamýmýzýn deðiþmesi.
ve Büyükþehir Belediyesi birlikte vermesine raðmen sahiplenmiyorlar. Bir nevi çete, resmen çete bunlar. Seçimleri iyi deðerlendirsinler, onlarýn kandýrmacalarýna kesinlikle güvenmesinler. Mücadele Birliði: Önümüzdeki ay seçimler var. Seçimlerden çýkan sonuç ne olursa olsun oradakilerin sizi temsil edeceðine, sorunlarýnýza çözüm bulacaðýný inanýyor musunuz? Gültekin: Bizim oyumuz belli. Oy kullanmayý düþünmüyorum. Kimseye güvencimiz kalmadý artýk. Mücadele Birliði: Sizce çözüm ne? Gültekin: Çözüm halkýn, bizim gibi insanlarýn birleþmesinde ve seçimleri boykot etmesinde. Halký seçimi boykot etmeye çaðýrýyorum.
“YETER! EZÝLMEYELÝM”
Mücadele Birliði: Bize yaþam koþullarýnýzdan bahseder misiniz? Burada nasýl, ne koþullarda yaþýyorsunuz? Gültekin: Bize enkaz parasý yerine bir daire parasý verebilir, bizi bu çadýrlara muhtaç etmeden yaþatabilirlerdi. Þu anda çadýrlarda çok zor þartlar altýnda yaþamak mecburiyetinde kalmýþýz. 20 yýldýr elektrik faturasý sorulmadan yaþanan bir yerde, þimdi gelip elektrik faturasý soruyorlar. Suyu kesiyorlar faturalý olduðu halde. Elektriðimizi kesiyorlar biz buradan çýkýp gidelim diye. Küçükçekmece Belediyesine ait çöp araçlarý buraya geçip kimyasal artýklar döküyorlar. Bu insanlarýn saðlýk sorunlarý var. Þu anda bir doktor gelse, bu insanlarýn %90’ý hasta. Sabahlarý insanlar, çocuklar kalkamýyor gözleri þiþ. Bu insanlar bizim saðlýðýmýzla oynuyorlar. Buradan seslenmek istiyorum, bugün bize yapýlmýþsa, yarýn yýkým planýnda olan bölgeler bunu iyice okusun. Bize yazýlý metin verildiði halde Küçükçekmece
Mücadele Birliði: Bize yaþam koþullarýnýzdan bahseder misiniz? Burada nasýl, ne koþullarda yaþýyorsunuz? Tacettin: Biz dýþarda yaþýyoruz. Ben Türk Hava Kurumu’na gittim, bir tanýdýk vasýtasýyla oradan çadýr aldým. 10 nüfusum var. Þimdi çadýrda yaþýyorum. Ama gündüz çadýrda yaþamak zor oluyor, öylece yaþamýmýzý sürdürmekteyiz. Su kesik rezil oluyoruz, elektrikçiler de elektriði kesmekle sürekli tehdit ediyor, çok sýkýntý yaþýyoruz. Hep hastayýz, büyük oðlum yýkýmdan beri sýkýntýda, hasta. Doktorda tedavi görüyor. Yaþamýmýz böyle devam ediyor, halen çözüm bekliyoruz. Etrafýmýza belediye arabalarý kimyasal maddeler döküyor, yaðmur yaðýnca kendi kendine yanýyor, ateþe dönüþüyor nasýl bir kimyasal anlayamadýk. Bize belediye baþkaný bir zarf verdi. Bizi maðdur býrakmayacaðýna dair imzalý belge verdi, halen elimizde. Biz TOKÝ’ye gidiyoruz TOKÝ bize diyor ki, “biz sizin hakkýnýzý vermiþiz, belediye size niye vermiyor”. Büyükþehir Belediye Baþkanýna gittik, bana dedi ki, “Aziz Yeniay’ýn iki dudaðý arasýndadýr verirse verir”. Ýþte þu an çok maðdur ve zor durumdayýz. Mücadele Birliði: Önümüzdeki ay seçimler var. Seçimlerden çýkan sonuç ne olursa olsun oradakilerin sizi temsil edeceðine, sorunlarýnýza çözüm bulacaðýný inanýyor musunuz? Oy kullanacak mýsýnýz? Tacettin: Kullansak iyi olur ama kime oy vereceðimizi güvenemiyoruz, kime oy vereceðimizi bilmiyoruz. Mücadele Birliði: Sizce çözüm ne? Tacettin: Ben halký çaðýrýyorum, çok dikkatli olsunlar, biz güvendik evimiz yýkýldý onlar güvenmesinler. Birbirimize destek olalým; yeter ezilmeyelim.
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
11
Yeni Evrede
Gündem
Mücadele Birliði
BURJUVAZÝNÝN K PROLETARYANIN DEVRÝM MÜ Türkiye “sol” hareketinin hatýrý sayýlýr bir kesimi burjuva parlamentosuna ve kapitalist düzene, içi güven ve saygýyla dolu kuru bir baðýrsaktýr dersek haksýzlýk mý yapmýþ oluruz? Sanmýyoruz. Aþýrýya kaçtýðýmýzý da düþünmüyoruz. Türkiye’nin Baþbakaný, yani kapitalist düzeni ve burjuva parlamentosunu korumak, kollamak vs den birinci dereceden sorumlu kiþi bile, parlamentoya “baðýmsýz” olarak girmenin hiç bir kýymet-i harbiyesi olamayacaðýný açýkça itiraf ederken, sosyal reformistler ve onlarla baðlarýný bir türlü koparmak istemeyen oportünistler ýsrarla tersini iddia ediyorlar. Baþbakanýn bu itirafý, farklý amaçlarla, Kürt halkýnýn oylarýný kapmak için yaptýðý doðru. Fakat farklý amaçlar yapýlmýþ olsa da, bu itirafýn doðruluðundan þüphe duyulmamalý. Bu deðerli itirafa þunu da eklemeli: Sadece “Baðýmsýz” milletvekilliðinin deðil, bir bütün olarak parlamentonun kendisinin de bir kýymet-i harbiyesi yok. Gerçeði görmek ve bunu halka göstermek isteyen her göz, bunu rahatlýkla görebilir. Örnek mi? Örnekten bol ne var! Daha dün tam Cumhurbaþkanýný seçecekken, askerlerin bir bildirisiyle eli ayaðýna dolanan ve “bize bir Cumhurbaþkanýný bile seçtirmediler” deyip salya sümük ortalýkta dolaþan, bizzat bu meclisin kendisi deðil mi? Çýkaracaðý her önemli yasa ya da alacaðý önemli karar öncesinde generallerin gözlerinin içine bakan bu meclis deðil mi? Gerçek yaþamda sadece Ordu deðil, MÝT ve Polis de bu meclisin üstündedir. 1994 yýlýnda Kürtçe konuþtular diye DEP’li milletvekillerinin sivil polisler tarafýndan meclisten yaka-paça nasýl atýldýklarý hafýzalardan silinmiþ olamaz. Polis, yani düzenin asýl bekçileri “dokunulmaz” milletvekillerine öyle bir dokunmuþtu ki, manzaraya tanýk olanlar, bunun nasýl
12
bir dram olduðunu unutmuþ olamazlar. Bir burjuva partisiyle ittifak kurmakla baþlayan bu trajik süreç, zindanlarda geçirilen on yýlla noktalandý. Bir halkýn en basit taleplerini dahi Mecliste dile getirmenin bedeli, iþte böyle ödetilmiþti. Bu neden böyle olmuþtu? Þu basit ve kolay anlaþýlabilir nedenden dolayý: Sýnýf savaþý, toplumsal devrim burjuva düzeni öyle tehdit eden bir noktaya gelmiþti ki, yasalar, anayasal kurumlar bu devrimi önlemek için, savaþan burjuvaziyi boðan birer mengeneye dönüþmüþtü. Egemenliðini ve düzeni ayakta tutmak için sert bir savaþ yürüten burjuvazi, yasalarýn kendisini daha fazla engellemesine izin veremezdi. Dün vermedi, bugün de vermiyor. Düzen ve kapitalist özel mülkiyet herþeyin üzerindedir. Yasalar ve kurumlar düzeni ve kapitalist özel mülkiyeti koruduklarý sürece “saygýya deðer”dir. Bu olmadýðý sürece onlar polis, ordu vb. tarafýndan çiðnenmek üzere varlar. Toplumsal devrimin geliþmesi, Kürt halkýnýn özgürlük savaþý iþleri iþte bu noktaya getirmiþti. Madem ki, deðiþiklik önergeleri oy pusulalarýyla deðil, sokak ve daðlarda top atýþlarý ve silah takýrtýlarýyla veriliyordu, o zaman yasalarý yorumlamak da “vekiller”e deðil asker ve polise düþerdi. Genelkurmay Baþkaný’nýn karþý-devrimin kitle tabanýna “toplumsal refleks gösterin” çaðrýsýyla linç ve katliam talimatý vermesi; bir valinin “PKK’li gördünüz mü keseceksiniz” demesi; bu açýklama ve çaðrýlarýn hemen akabinde hastaneye yaralý getirilen bir gerillanýn hastanenin ortasýnda faþistlerce linç edilmek istenmesi baþka nasýl izah edilebilir? Sözünü ettiðimiz bu olgular uzak bir geçmiþe deðil, bugüne ait somut örneklerdir. Her duruma iliþkin politika, o durumun somut özelliklerinin tahliline dayanmalýdýr. Marksizmde peþin ka96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
bul gören ve her duruma uyan mücadele biçimi yoktur. Seçimler gibi özel bir döneme iliþkin politika da, bu temel yaklaþýma uygun saptanmak durumundadýr. Ekonomik ve siyasal kriz, yani devrimci durum içinde bulunduðumuz dönemin temel karakteristik çizgilerini oluþturuyor. Düzenin cumhuriyet tarihinin en aðýr krizini yaþadýðýný, tekelci sermaye sýnýfý dahil, aþaðý yukarý herkes kabul ediyor; sosyal reformistler ve ortalama sol düþünce düzeyini aþamayan oportünist örgütler hariç. Burjuva düzenin yýkýlabilirliðine gerçekte hiç inanmayan bu adamlarý bir kenara koyarak, þimdi asýl soruyu sorabiliriz: Devrimci komünist bir parti, düzenin krizi karþýsýnda nasýl bir politika izler? Kýsa yanýt þudur: Kapitalist düzeni bir devrimle yýkmak üzere krizi derinleþtirecek bir politika izler. Komünist bir parti için devrimci kalmanýn temel kriteri budur. Tekelci sermaye sýnýfý, kapitalist düzenin içinde bulunduðu derin krizden burjuva çýkýþ yolu olarak seçimleri gündeme getirdi. Seçimlerle hem kendini bunaltan iç çatýþmalarý ertelemek, hem emekçi sýnýflarý ve Kürt halkýný vaatlerle beklentiye sokarak tekrar düzene baðlamak, hem de devrimci kitle hareketinin hýzýný kesmek amacýndadýr. Düzenin belli baþlý kurum ve temsilcilerinin halk kitlelerine öncelikle “seçime katýlýn” çaðrýsý yapmalarý, bu tespitlerimizin birer kanýtýdýr ayný zamanda. Bu çaðrýlar da gösteriyor ki, tekelci sermaye sýnýfý için öncelikle önemli olan þey, geniþ halk kitlelerinin seçimlere katýlmasýný saðlamaktýr. Seçimleri hangi burjuva partinin kazanacaðý, hükümeti kimin kuracaðý vb sorunlar, onlar için ikinci derecede önem taþýyan konulardýr. Cumhurbaþkaný’nýndan tekelci sermaye sýnýfýnýn simgesi haline gelen Koç Grubu’na kadar hepsinin, burjuva partiler arasýndaki reka-
Yeni Evrede
Gündem
Mücadele Birliði
KRÝZÝNE KARÞI ÜCADELESÝNÝ YÜKSELTELÝM beti bir kenara koyarak, öncelikle “oy kullanýn” çaðrýsý yapmalarý, egemen sýnýfýn durumunu ve politikalarýný anlamak isteyenler için yeterince açýklayýcýdýr. Þüphesiz, anlamak ve devrimci bir çizgide kalmak isteyenler için; yoksa burjuvaziye karþý aðzýna kadar güven ve saygýyla dolu olanlar için deðil. Burjuva sýnýfýn krizden çýkýþ yolu olarak izlediði bu politikaya karþý, proletarya nasýl bir yol, nasýl bir politika izlemelidir? Aslýnda bu sorunun yanýtý, yukardaki satýrlarda verilmiþ bulunuyor. Proletaryanýn ve devrimci komünist bir partinin izleyeceði politika burjuvazinin iç çatýþmalarýný derinleþtirecek, kitlelerin sistemden kopuþunu hýzlandýracak, devrimci kitle mücadelesine ivme katacak bir içeriðe sahip olmalýdýr. Bu politika, içinde bulunduðumuz koþullarda, seçimleri boykottur. Devrimci komünist bir parti, emekçi sýnýflara ve Kürt halkýna, devrimci kitle eyleminin hýzýný kesecek, onlarý beklentiye sokacak “seçimlere katýlýn” çaðrýsý yerine “seçimleri boykot edin devrim için mücadeleyi yükseltin” çaðrýsý yapmalýdýr. Leninist Parti proletaryaya, Kürt halkýna ve diðer emekçi sýnýflara bu çaðrýyý yapýyor. Bu, özellikle de Kürt halkýnýn özgürlük savaþý açýsýndan önemlidir. Çünkü, bu koþullarda, Kürt halkýnýn etkin boykotuyla seçimleri Türkiye’de ve hatta dünyada tartýþmalý hale getirmesi kadar hiç bir þey, devrimi ve özgürlük savaþýný geliþtiremez. Somut koþullar ve devrim ile karþýdevrim arasýndaki güç iliþkileri böyle bir politikayý zorunlu kýlarken, sosyal reformistler “Meclise tünel kazmak” laçkalýðý; oportünistler “en küçük olanaktan bile yararlanmak” bahanesiyle kitleleri burjuva politikalarýn peþine takmaya çalýþýyorlar. Sanki “boykot politikasý”yla seçim ortamýný, devrimci propaganda ve ajitasyon için kullanmak mümkün deðilmiþ gi-
bi... Oysa biliyor ve görüyoruz ki, seçim ortamýný devrimci propaganda ve ajitasyon için en iyi kullananlar, seçimleri boykot politikasý izleyen Leninistlerdir. Geri kalanlar seçim ortamýný devrimci deðil, reformist bir propaganda ve ajitasyon için kullanýyorlar; “Meclise tünel kazmak”, “Meclise Ufuk getirmek” ya da yalan yanlýþ vaatlerde bulunmak gibi... VE SAVAÞ Türkiye bir yandan seçimlere hazýrlanýrken, öte yandan koþar adým geniþ çaplý bir savaþa doðru ilerlemektedir. “Tatbikat” adý altýnda yapýlan top atýþlarýna bakarak, aslýnda savaþýn bir anlamda baþlamýþ olduðunu söylemek de mümkün. Ordu, G.Kürdistan’a yönelik bir savaþta nasýl ýsrarcý olduðunu geçtiðimiz hafta Genelkurmay Baþkaný’nýn açýklamasýyla bir kez daha ortaya koymuþ oldu. Savaþ, hazýrlýk aþamasýndan pratik olgu aþamasýna doðru ilerledikçe egemen sýnýf kendi iç çatýþmalarýný erteleyerek Ordunun arkasýnda birleþiyor. Geçtiðimiz hafta, Genelkurmay açýklamasýnýn hemen ertesinde, Hükümetin “Meclis’i seçimlerden önce toplayabiliriz” þeklindeki açýklamasý da bunu gösterdi. Savaþýn önündeki tek engel þimdilik, G.Kürdistan Kürt örgütleriyle Türkiye arasýnda sýkýþýp kalan ABD’dir. Türkiye, þimdi bu engeli çeþitli araç ve yöntemleri ayný zamanda kullanarak aþamaya çalýþýyor. Tekelci sermaye sýnýfý, karþý-devrim cephesindeki iç çatýþmalarý ertelemenin devrim karþýsýnda zafer kazanmanýn ilk koþulu olduðunu biliyor. G.Kürdistan’a yönelik bir savaþ, bu amaca ulaþmanýn en etkili aracý olarak görülüyor. Nitekim þimdiden karþý-devrim cephesinin farklý kesimleri Ordunun arkasýnda bir araya gelmeye baþladýlar. Karþý-devrim cephesi arasýnda tam bir birlik saðlama çabalarýnda asýl hedefin toplumsal devrimin, birleþik devrim güçlerinin, 96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
Kürt halkýnýn özgürlük mücadelesinin ezilmesi olduðundan þüphe yok. Bunun belirtileri ve pratik adýmlarý ortaya çýkmaya baþladý bile. G.Kurmay Baþkaný “toplumsal reflex” adý altýnda yaptýðý linç çaðrýlarýndan sonra þimdi de, “iþbirlikçileri yok etmeden baþarý saðlanamaz” diyerek Kürt halkýna karþý yapýlan katliam hazýrlýklarýný açýkça itiraf etti. Proletarya tarihin kendisine yüklediði devrimci rolüne ve baðýmsýz sýnýf çýkarlarýna baðlý kalabilmek için savaþ karþýsýnda düzenin krizini derinleþtirecek, devrimci kitle eylemini hýzlandýracak, krizden bir devrimci halk iktidarýyla çýkýþý saðlayacak bir politika izlemelidir. Böyle bir politikanýn içeriði, seçimlerde izlenecek politikayla öz olarak aynýdýr. Yaklaþan, hatta baþladý denebilecek savaþ karþýsýnda izlenecek böyle bir politika, iç savaþýn sertleþtirilmesinden baþka bir anlama gelmez. Ama zaten burjuva sýnýf ile faþist devlet, linç çaðrýlarý, “iþbirlikçileri yok etme” planlarý, seferberlik ilanlarý, polise katliam yapma hakký tanýyan yasalarý vb ile, iç savaþý olabilecek en sert düzeye çekmeye baþlamadý mý? Tekelci kapitalist düzen tarihinin en aðýr bunalýmýný yaþýyor. Seçimler, savaþ, en yetkili aðýzlardan linç çaðrýlarý, seferberlik ilaný, “iþbirlikçi” adý altýnda yoksul Kürt halkýný imha hazýrlýklarý vb burjuva sýnýfýn nasýl çok yönlü bir arayýþ, ama ayný zamanda dengesizlik içinde olduðunu gösteriyor. Devrimci proletarya, toplumu köleliðe ve yok oluþa sürükleyen kapitalist düzenin bu durumundan, onu bir devrimle yýkmak; burjuva egemenlik yerine halkýn devrimci iktidarýný kurmak için yararlanmalýdýr. Koþullar bu devrimci hedefleri gerçekleþtirmek için son derece uygundur. Yeter ki, sosyal reformistlerin zevzek laflarýna ve oportünistlerin yalan yanlýþ vaatlerine aldýrmadan bu devrimci hedeflere doðru kararlýlýkla yürünsün.
13
Yeni Evrede
Aysun / Anma
Mücadele Birliði
ADANA’DA GÖZALTI ve TUTUKLAMA
26 Haziran 2001 tarihinde Ölüm Orucu eyleminin 183. gününde ölümsüzlüðe uðurladýðýmýz Aysunumuzun mezarý baþýnda bir anma etkinliði gerçekleþtirdik. Anma etkinliði için gittiðimiz Kabasakal Mezarlýðýnda, bizden önce sabahýn erken saatlerinde jandarma ekipleri de yerini almýþtý. Saat 15:30’da üzerinde “Aysun Bozdoðan Ölümsüzdür, Mücade-
le Birliði” imzalý pankartýmýzý açarak yoldaþýmýzýn mezarýna doðru ellerimizde kýzýl bayraklar ile yürüyüþe baþladýk. Yürüyüþ boyunca, “Aysun Yoldaþ Ölümsüzdür”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Sibel, Aysun, Murat Yoldaþ Yaþýyor Savaþýyor”, “Devrimci Tutsaklar Teslim Alýnamaz” sloganlarýný hap bir aðýzdan haykýrdýk. Aysunumuzun yaný baþýna geldiðimizde mezarbaþý anmamýza, Aysunumuz nezdinde tüm devrim savaþçýlarý için saygý duruþu ile baþladýk. Saygý duruþunun ardýndan bir arkadaþýmýz yoldaþýmýzý anlatmaya baþladý. Kavgamýzý anlatan þiirler ve marþlarýmýzýn ardýndan, yanýmýzda getirdiðimiz kýzýl karanfilleri yoldaþýmýzýn baþucuna býraktýk. Eylem sonunda ise hep birlikte servis aracýmýza binip mezarlýk çýkýþýna yöneldik. Ancak çýkýþta aracýmýz jandarma tarafýndan durdurulduk; anmaya katýlan herkesin, savcýlýk kararýyla gözaltýna alýnacaðýný söylediler. Saat 16:30’da Dikili Jandarma Karakolu’na götürüldük jandarma karakolunda hiçbir þekilde ifade vermeyeceðimizi söyledik. Geceyi jandarma karakolun-
BASINA VE KAMUOYUNA 28 Haziran 2007 Tarihi Ölüm Orucu Eyleminin 183. gününde Kartal Devlet Hastanesi’nde zorla müdahale iþkencesi sonucu ölümsüzleþen Aysun BOZDOÐAN için, 26 Haziran günü Adana’daki Kabasakal Mezarlýðý’ndaki “ölümsüzlük yataðýnýn” baþucunda yapýlan anma sonrasýnda, aralarýnda Adana Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi ve Antep Genç Emekçiler Birliði Derneði çalýþanlarýnýn da olduðu 14 kiþi, jandarma tarafýndan gözaltýna alýnmýþtý. 1 gün Dikili Jandarma Karakolu’nda tutulan 14 kiþi, daha sonra savcýlýða çýkarýlmýþ, 6’sý tutuklanarak Adana Kürkçüler Zindanýna götürülmüþlerdir. Bu saldýrý ilk deðil. Geçen sene de Aysun BOZDOÐAN’ýn
14
da geçirdikten sonra, ertesi gün saat 17:00’da Adana Aðýr Ceza Mahkemesi Savcýlýðýna çýkarýldýk. Savcýlýða çýkarýlan 14 kiþiden 6’sý, (Ferhat Erkabalcý, Mesut Paksoy, Serkan Acubucu, Sami Tunca, Ýbrahim Yalçýnkaya, Aytaç Murioðlu) “yasadýþý TKEP/L örgütünün propagandasýný yapmak”, “Suçu ve suçluyu övmek” ve “yürüyüþ kanununa muhalefet” suçlamasýyla, tutuklanma istemiyle mahkemeye sevk edildiler. Diðer 8 arkadaþýmýz ise savcýlýk tarafýndan saat 18:30 da serbest býrakýldýlar. Mahkemeye çýkarýlan 6 arkadaþýmýz, yöneltilen suçlamalardan dolayý tutuklanarak Adana Kürkçüler Cezaevi’ne gönderildiler. Bizler Adana Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi emekçileri olarak tutuklanan arkadaþlarýmýzýn derhal serbest býrakýlmasýný istiyoruz. BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ Adana Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi
mezarý baþýnda yapýlan anma sonrasý bir çok okurumuz gözaltýna alýnmýþ ve dava açýlmýþtý. Kapitalist sistem, içinde bulunduðu ekonomik ve siyasi krizi aþabilecek durumda deðil. Günden güne olgunlaþan devrimci durum karþýsýnda yapabildiði tek þey, iþçi sýnýfý ve emekçilere saldýrmaktýr. Tekelci sermaye ve onun devleti, iþçi sýnýfý ve emekçilere, yoksul Kürt halkýna karþý “topyekün bir savaþ” baþlatmýþ durumdadýr. Bu savaþýn ön cephesinde ise ordu, polis ile devrimciler, komünistler savaþýyor. Savaþýn giderek daha da þiddetleneceðinin bilincindeyiz. Devrimci bir dönemde olaylarýn baþka türlü geliþmesini beklememek gerekir. Bu savaþýn sonucunda iþçi sýnýfý ve emekçiler, devrimciler ve komünistler kazanacak. Hiçbir güç, hiçbir saldýrý, komünist devrimin zaferini engelleyemeyecektir. AYSUN BOZDOÐAN ÖLÜMSÜZDÜR! TUTUKLANANLAR DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR! MÜCADELE BÝRLÝÐÝ PLATFORMU
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
Yeni Evrede
Aysun / Anma
Mücadele Birliði
6 yýl önce bu gün, 26 Haziran günü, Aysunumuzu, Baharýmýzý, Ayýþýðýmýzý uðurladýk ölümsüzlüðe... 6 yýl önce bugün, Ölüm Orucu eyleminin 183. gününde ölümsüzleþen Aysunumuzun cenazesini bile bize vermemiþlerdi. Ölüm Orucu eyleminin gücünü tanýyan devlet, ölümsüzleþenlerin cenazelerinden bile korkuyordu. Cenazesi polislerce kaçýrýlarak memleketine gönderilen Aysunumuza tören yapýlamasa da, yoldaþýmýz, Taksim Ýstiklal Caddesi üzerinde yapýlan korsan bir eylemle anýlmýþtý. Aysunumuzu, her yýl Taksim’de, Ýstiklal Caddesi’nde, sanat çalýþmalarýný yürüttüðü yer olan Genç Ekin Sanat Merkezi’nin önünde anmak geleneksel hale geldi. Bu yýl da, iki yýldýr olduðu gibi, Ayýþýðý Sanat Merkezi, Aysunumuzu Ýstiklal Caddesi’nde sanatýyla, müziðiyle, þiiriyle, dansýyla anmak istedi. Öðlen saat 12.00’de adýný Aysunumuzdan alan Ayýþýðý Sanat Merkezinin yer aldýðý Rumeli Han önünde toplandý Ayýþýðý Sanat Merkezi emekçileri ve Aysunun dostlarý, arkadaþlarý, yoldaþlarý. Aysunumuzu tanýttý ilk önce Ayýþýðý emekçisi bir arkadaþ. Ardýndan onu þiirle anlattýk, dansla anlattýk. Sanat Merkezi adýna okunan basýn açýklamasýnýn ardýndan, Mücadele Birliði Platformunun yapacaðýný duyurduðu basýn açýklamasý için Galatasaray Lisesine doðru yürüyüþe geçildi. Planlanan, pankartlarýmýz, Aysunumuzun resimleri ve sloganla Galatasaray Lisesi’ne yürümek, orada basýn metni okunduktan sonra þiir okumak ve sözü müziðe, Grup Emeðe Ezgi’ye býrakmaktý. Aysunumuzu böyle anacaktýk bu sene. Ancak henüz Aða Camii’nin önüne gelmiþtik ki, emniyet mensuplarý ve bir ekip çevik kuvvet polisi önümüzü kesti. Bu yürüyüþe izin vermeyeceðini, bunun 2911 nolu yasaya aykýrý olduðunu söyledi. Sözü alan arkadaþýmýz, bunun yasalara aykýrý olmadýðýný, daha önce de Ýstiklal Caddesi’nde böyle yürüyüþler yapýldýðýný hatýrlattý ve yolu kapatmadýðýmýz, can güvenliði tehlikesi yaratmadýðýmýz ve çevreyi rahatsýz etmediðimiz için “izinsiz toplantý ve yürüyüþ yasasý”na muhalefet etmediðimizi açýkladý. Geçen yýl da 26 Haziran’da bu yürüyüþün yapýldýðýný, bu yýl 8 Mart’ta da ya-
pýldýðýný, birkaç gün önce Ayazmalýlar’ýn burada yürüdüðünü ve þimdi de yürümemizde bir sakýnca olmadýðýný belirttik. Bizi yürütmemek konusunda ýsrarlýydýlar. Bize pankartýmýzý kapatýp üçerli beþerli gruplar halinde Galatasaray Lisesine inmemizi, orada açýklamayý yapabileceðimizi söylediler. Bunu kabul etmeyeceðimizi biliyorlardý. Yürümemize izin verseler bile, savcýlýk soruþturma açacakmýþ bu konuda. Açsýn dedik biz de. Savcýlýðýn soruþturma açabilmesi için de kimliklerimizi vermeliymiþiz polislere. Elbette ki hiç bir isteklerini kabul etmeyecektik. Takviye kuvvet çaðýrdýlar. Bir saatin üzerinde bekledik orada bu inatlaþma ile. Ve bu bize, Ýstiklal Caddesi’nde o süre boyunca polisin bu baskýcý tutumunu protesto etme, Aysunumuzla ilgili ajitasyon ve propaganda yapma olanaðý tanýdý. Orada bekletildiðimiz süre boyunca sürekli “Umudumuz Kavgada Kavgamýz Sanatýmýzla”, “Devrimci Sanat Engellenemez”, “Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Aysun Yoldaþ Ölümsüzdür”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” sloganlarý attýk. Sürekli, Aysunumuzu, onun Ekin Sanat Mücadelesini, 19 Aralýk Katliamý ve Zindanlar Savaþýný, Ölüm Orucu Eylemini anlattýk etrafýmýzdaki sürekli deðiþen, durup bizi dinleyen, fotoðraflarýmýzý çeken kitleye. Cehennem sýcaklarýnýn olacaðýnýn ilan edildiði günlerde öðle sýcaðýnda, polis ablukasýnda andýk Aysunumuzu. Týpký ölümsüzleþtiði gün gibi. Bir saat geçtiðinde, eylemimiz amacýna ulaþmýþtý. Ýstiklal Caddesi’nde, tahminimizden daha uzun ve etkili bir eylem yapmýþ, propaganda ve ajitasyon yapmýþtýk. Aysunumuzun sesini duyurmuþtuk yine bu sokaklarda. Þiirimizi de polis ablukasýnda okuduk. Etrafýmýzda biriken insanlarýn alkýþlarý, destekleri de eksik olmuyordu. Bu koþulda eylemimizin þeklini deðiþtirdik ve yeniden Rumeli Han’ýn önüne yürüdük. Mücadele Birliði Platformu adýna basýn açýklamasý okundu sloganlar eþliðinde. Daha sonra Aysunumuz için bestelenen “Gel Bahar Ol” parçasýný söylemek üzere Emeðe Ezgi davet edildi. Emeðe Ezgi’den sonra, yapýlan bu baskýyý protesto etmek için hep birlikte Çav Bella Marþý söylendi. Anmamýz, sloganlar ve alkýþlarla 13.30 civarýnda sona erdi. BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ!
AYSUNUMUZU POLÝS ABLUKASINDA ANDIK
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
15
Yeni Evrede
Aysun / Anma
Mücadele Birliði
Gazi Ayýþýðý’nda Aysunumuzun Ayýþýðýmýzýn Anmasý Ölümü uðurlamak hayattan… Ki ekmek gibi kokar genç bir ömür açlýðýn küresel sofrasýnda. Koca bir gezegen boyu ekmeðin ölümcül mülkiyeti…Ve… Bir hapishane hücresi kadar açlýðýn ölümsüz topraðý… Bazen hayat hücre hücre baþak taneleri olur bedenimizde deniz gibi… Her þey soluk soluða o kadar ölesiye iþte… “Ünlü mapushanelerinde Anadolu’nun En çok Çukurovalýlar mahpusdur” diyor Ahmed Arif Çukurovalýydý Aysun yoldaþýmýz. Akdeniz insanýnýn sýcaklýðýný, içtenliðini taþýyordu. Yoldaþýmýzýn devrime olan bilimsel inanýþýný bilmeyen yoktur. Yüreðinde ve bilincinde devrim için biriktirdiði her þeyle, düþmana karþý her alanda savaþýný yükseltti. Ve bu mücadeleden onurlu ve baþý dik çýkan Ayýþýðýmýz oldu. 1999 Aralýðýnda tutuklanan yoldaþýmýz, 19 Aralýk Zindan Katliamýndan sora baþlayan Ölüm Orucu eylemin ilk gönüllüsü oldu ve devletin her türlü psikolojik saldýrýsýna ve 3 kez yapýlan zorla müdahaleye raðmen; Leninist olmanýn onurunu taþýyarak eyleminin 183. gününde ölümsüzleþerek
karanfillerimizin arasýnda yerini aldý. Biz de Gazi Ayýþýðý Sanat Merkezi olarak Aysunumuzun sesini soluðunu Gazi emekçilerine taþýyabilmek için, onu anlatabilmek için bir etkinlik gerçekleþtirdik. Etkinliðimiz, yapýlan kýsa bir konuþmanýn ardýndan, saygý duruþu ile baþladý. Ýlk olarak sözü Ayýþýðý Sanat Merkezi’nin yöneticisi olan ve onu çok yakýndan tanýyan Songül Yücel aldý. Ardýndan Vefa Serdar. Onlar, Aysunumuzu, yaptýðý çalýþmalarý, özelliklerini, devrime olan inancýný, iþçi ve emekçilere taþýdýlar. Etkinliðe katýlanlar arasýnda, etkinlik saati sýrasýnda yol yapýmýnda çalýþan ve izin alarak etkinliðe katýlan iþçiler de vardý. Bu konuþmalarýn ardýndan, Tiyatro Grubu olarak hazýrladýðýmýz, “Ben Ulrike Mainhoff Baðýrýyorum” adlý, zindan ve hücre koþullarýný anlatan tiyatro gösterimini yaptýk. Gelen herkes, oyundan çok etkilendiðini belirtti. Sonrasýnda verilen 10 dakika aranýn hemen ardýndan, etkinliðimiz iki genç arkadaþýmýzýn kendilerinin hazýrladýklarý, Aysun’u anlatan öykü ve þiirlerden oluþan dramatizasyon gösterimi ile son buldu. Ayýþýðýmýzýn, Aysunumuzun adý adýmýzdýr, kavgasý kavgamýzdýr. Onun bize býraktýðý mirasý, büyük bir onurla taþýyacaðýz. Proleter kültür ve devrimci sanatýn yaygýnlaþmasý ve sosyalizmi, yeni insanlýðý yaratmak için tüm gücümüzle savaþacaðýz. UMUDUMUZ KAVGADA KAVGAMIZ SANATIMIZLA! KAVGA YAÞAMIN HER ALANINDA! AYSUN BOZDOÐAN ÖLÜMSÜZDÜR! Gazi Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi
Aysun Bozdoðan Çukurova Topraklarýnda Anýldý Devrim ve sosyalizm mücadelesinde Kürt ve Türk emekçi sýnýflarýna yol gösteren baharýmýzý, Aysun’umuzu ölümsüzlüðünün 6. yýlýnda Adana Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi’nde andýk. 24 Haziran 2007 Pazar günü gerçekleþtirdiðimiz anma etkinliðimiz saat 14.00’te Aysun Bozdoðan nezdinde ölümsüzleþen bütün devrim savaþçýlarý için saygý duruþuyla baþladý. Saygý duruþu esnasýnda Aysun Bozdoðanýn kendi sesinden “Tarihe Leninistçe ad koymak” þiirini dinledik. Sonrasýnda sanat merkezi emekçisi bir arkadaþýmýz Çukurova topraklarýnýn baðrýnda doðup yetiþmiþ olan baharýmýzýn yaþamýný ve mücadelesini anlatan bir konuþma yaptý. Daha sonra baþka bir emekçi arkadaþýmýz sahneye çýkarak kýsaca sanat merkezinden ve sanat anlayýþýmýzdan bahsetti. Konuþmalarýn ardýndan Adana Ayýþýðý Þiir Grubu sahneyi alarak hazýrladýklarý dinletiyi bizlerle paylaþtýlar. Þiir dinletisinden sonra Mücadele Birliði adýna Serkan Yýlmaz sahneyi alarak 19 Aralýk 2000 tarihinde gerçekleþen katliamýn hangi koþul-
16
larda yaþandýðýný, 11 Eylül saldýrýlarýyla birlikte, emekçi halklarý yönetememe krizi içerisindeki emperyalistlerin dünya emekçi halklarýna karþý pervasýzca bir savaþý geliþtirdiðine deðindikten sonra “Biz bu sürece Yeni Evre dedik, küresel iç savaþ dedik. Dünyada yaþanan geliþmelere bakýldýðýnda o zaman söylediklerimizin gerçekliði doðru bir þekilde yansýttýðý þimdilerde çok daha iyi görülebiliyor”dedi. Uzun bir sürece yayýlan ölüm orucu eylemi hakkýnda da “5 yýl gibi bir süreyi aþan ve 122 devrimcinin ölümsüzleþtiði ölüm orucu eylemi dünyada eþi benzeri görülmemiþ bir
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
eylemdir. Aysunumuz da bu eylemde tereddütsüzce yerini almýþtý ve bu eylemde ölümsüzleþti. Bu eylem sermaye iktidarýna karþý savaþýmda iþçi ve emekçi halklarýmýza yol gösterici bir eylemdir ayný zamanda. Ýþçi ve emekçiler bilmelidirler ki devrim ve sosyalizm mücadelesinde Aysunlar gibi ölümü göze almadan asla zafer yüzü göremeyiz” diyerek sözlerini bitirdi. Daha sonra ise sahneye Denize Ezgi müzik grubu çýkarak Kürtçe ve Türkçe türküleriyle ve marþlarýyla gelenleri coþturdular. Katýlýmcýlarýn oldukça beðenisini toplayan dinletinin ardýndan Adana Mücadele Birliði Platformu’ndan bir arkadaþýmýz Aysun Bozdoðan’ýn ölüm yýldönümü olan 26 Haziran Salý günü mezarý baþýnda yapýlacak olan anmaya herkesi davet etti. Ve böylece yeni etkinliklerde buluþmak üzere etkinliðimiz sona erdi. Etkinlikten sonra ise etkinliðe katýlan arkadaþlarla yaptýðýmýz sohbetlerde etkinliðin çok güzel geçtiði görüþü herkesin ortak düþüncesi idi. ADANA AYIÞIÐI SANAT MERKEZÝ
Yeni Evrede
Okurlardan
Mücadele Birliði
Olmam Gereken Yerdeyim Acý, yoksulluk, aðýt, feryat, isyan, iþsizlik, ezilmiþlik... Hiçbirimiz bu olgularýn yabancýsý deðiliz. Bir çoðumuzun yakýnlarý öldürüldü bu düzende. Acýlarýmýz diz boyu, feryatlarýmýz ve acýlarýmýz susmak bilmiyor. Bir çoðumuz yaþadýklarýmýzýn asýl nedenini görmezden gelerek tanrýya isyan ediyor. Kimilerimiz ise öteki dünyada yaþayacaðýný düþündüðü cennetin ona bu yaþananlarý unutturacaðý düþüncesiyle susuyor. Acaba yapmamýz gereken ne olmalý? Ben hep bu sorunun cevabýný aradým. Babam iþçi benim, annem bütün diðer kadýnlarýmýz gibi ezilenlerin ezileni; yani ev hanýmý. Hayatýn o hiçbir þeyi anlamadýðýmýz pembe döneminden kurtulunca, ilk duyduðum babamýn isyanýydý. Biz büyümüþtük, para lazýmdý. Ama yetmiyordu maaþý. Halbuki o güne kadar alýnan þeker ya da oyuncaðýn verdiði mutluluktu hayatým. Her þeyi yavaþ yavaþ anlamaya baþlamýþtým. Aslýnda çocukken çok güzel oyuncaklarý olan ve her istediði alýnan arkadaþlarýmý görünce benim neden yok derdim ama bu düþünce oyun baþladýðý anda uçup giderdi. Þimdi ise bu uçurumu düþünmemi uçurup götürecek ne bir oyun ne de bir oyuncak vardý. Büyümüþtüm týpký herkes gibi. Ýkinci duyduðum ses ise annemin isyanýydý. Parasý yoktu, söz hakký azdý ve iþ yapmaya mahkumdu. Ayrýca toplumda da babamdan sonraydý yeri. “Doðuma gittiðimde hemþire, kýz çocuðumuz oldu dediði zaman öyle üzüldüm ki kýzým” derdi annem. Neden diye sorduðumda “Ezileceksiniz, erkeðe baðlý bir hayat süreceksiniz, benim yaþadýklarýmý yaþayacaksýnýz” derdi. Ve bunu hala da demekte. Annem için kurtuluþumuz okumaktý. Acaba gerçekten okuyup yüksek yerlere gelen bayanlar kurtuluyor muydu ezilmiþlikten? Yoksa annem gibi deðil de farklý þekilde mi eziliyorlardý? Dünyaya, topluma baktýðýmda bir zengin bir de fakir taraf vardý. Fakir tarafýn yeri zenginlerden sonraydý ve bazen de yer hakký bile yoktu. Yiyecek ekmek bulamayýp açlýktan ölen insanlarýn yanýsýra sofrasýnda kuþ sütünün eksik olmadýðý insanlar vardý. Peki bunun sebebi neydi? Benim babamýn aldýðý maaþýn iki katýný çocuðuna günlük harçlýk olarak veren insanlarýn var olduðu bu düzen nedendi? Sonralarý ülkemde farklý bir ayrým daha yapýldýðýný gördüm. Türk-Kürt ayrýmý. Ben de bir Kürt’tüm ve bu yüzden de ezildiðimi fark ettim. Ama böyle bir ayrým nedendi? Türk’lere göre biz bu ülkeyi terk etmeliydik, Kürt’lere göre bize ait olaný geri almalýydýk. Ne yapmam gerektiðini bilmiyordum. Komünizm olgusuyla tanýþtým sonralarý. Ama kulaktan dolma bir tanýþýklýktý benimkisi. Komünizm iyi idi ve huzur getirirdi. Bildiðim buydu. Ve bir de bu düzende komünizmin aðza alýnmasýnýn bile yasak olduðunu öðrendim ve tuhafsadým. Neden iyi ve güzel olaný istemek suçtu anlamýyordum. Komünizmi tanýmak için birçok yola baþvurdum. Birçok grupla tanýþtým. Bana bu düzenin nedenini az çok anlattýlar. Kendi okuduðum kitaplardan da bu iðrenç düzenin temelinin özel mülkiyete dayalý üretim olduðunu anladým. Ama bir sorun daha vardý. Anlamak yetmiyordu. Ne yapmalýydýk? Þimdi sýra bunu araþtýrmaktaydý. Kimisine göre ulusal kurtuluþ mücadelesi en iyisiydi. Ama ulusal kurtuluþ bana sýnýfsal kurtuluþu getirmezdi ki. Kürt çatýsý altýnda zengin-fakir olgusu sürecekse ulusal kurtuluþ gerçek bir kurtuluþ olamazdý. Ayrýca ben tek bir ýrkýn savaþýný vermek istemiyordum. Ýnsanlýk savaþý verilmeliydi. Çünkü Kürt ezilmiþliði bu iðrenç düzenin sonuçlarýndan biriydi. Önemli olan bu sonuçlarý doðurana karþý savaþtý. Ben bir Kürt olarak bu iðrenç düzenin bana doðurduðu tek bir sonuçla savaþmamalýydým. Kimilerine göre ise bu iðrenç sistemle savaþýlmalýydý tabi ama Kürt’lerin ezilmiþliði bu savaþýn dýþýndaydý. Onlara göre Kürt sorunu bu düzenin bir sonucu deðildi. Bu beni çok kýzdýrmýþtý. Çünkü bu fetihçi kapitalist düzendi Kürt’lerin topraðýný alan ve yýllar boyu onlarýn üstünde baský kuran. Bu çözüm
yollarý benim istediðim çözüm yollarý deðildi ve olamazdý. Bir gün diðerlerine hiç benzemeyen bir grupla karþýlaþtým. Onlar da týpký diðerleri gibi bu düzenin iðrenç ve yýkýlmasý gereken bir düzen olduðunu biliyorlardý. Ama ne yapýlmalý konusunda diðerlerine hiç benzemiyorlardý. Onlara göre bu düzenin tüm sonuçlarýný göz önünde bulundurmalýyýz ve bu sonuçlarý oluþturan bu iðrenç düzeni ortadan kaldýrmalýyýz. Ýþte buydu olmasý gereken. Tek bir sonuçla savaþmakla ya da bazý sonuçlarý görmezden gelmekle elde edilemezdi istenilen. Onlarla yani leninistlerle tanýþtýktan sonra ne mi oldu? Bu iðrenç katil düzene karþý kendimi hiç olmadýðý kadar güçlü hissediyorum. Çünkü Kürt ezilmiþliðini, sýnýf ayrýmýný, köleliðini de içinde barýndýran bu düzeni yýkmak yolunda olmam gereken yerdeyim. Leninistlerin yanýndayým. Babamýn, annemin, kendimin, insanlýðýn kurtuluþu safýndayým. Çocuklarýmýz büyüyünce bizler gibi iðrenç bir düzende kendini bulmayacaklar, bulmamalýlar. Baþarý ve zafer yakýn; yeter ki bu iðrenç düzeni kavrayalým ve bu iðrenç düzenle savaþalým, yolumuzu doðru seçelim. Tüm leninistlere selam olsun. Varlýðýnýz gelecek güzel günlerin umut ýþýðýdýr. Yaþasýn Türk - Kürt Halklarýnýn Mücadele Birliði Sivas’tan Bir Mücadele Birliði okuru
“BU DÜZENBAZLAR DÜZENÝNE OY YOK” Bizler, Gazi Mahallesi’nde Mücadele Birliði Platformu olarak, Plastik iþçisi Hüseyin abiyle bir röportaj gerçekleþtirdik. Kendisine 3 soru sorduk. Mücadele Birliði Platformu: Merhaba Bize kendinizden biraz bahseder misiniz? Plastik Ýþçisi Hüseyin: Ben fakir bir ailenin çocuðuyum. Orman köyünde doðduk, büyüdük, ortaokuldayken Ýstanbul’a geldik. O geldiðim günden bugüne, hala iþçiyim. Þu anda da 40 yaþýnda, 3 çocuk babasýyým. Çalýþtýðým süre içerisinde, bir gün bile rahat bir yaþamýmýz olmadý. Borç, harç alarak bugüne kadar getirebildik. Þu anda plastik fabrikasýnda iþçiyim, 700 ytl maaþ alýyorum. Fakat bu para aileme kesinlikle yetmiyor. Ay sonunu nasýl getirdiðimi bilmiyorum. Mücadele Birliði Platformu: Genel olarak içinde olduðumuz bu süreci, bir iþçi olarak nasýl deðerlendiriyorsunuz? Plastik Ýþçisi Hüseyin: Ýçinde olduðumuz süreç, her geçen gün daha kötüye gidiyor. Patronlar bize maaþ deðil, ölmememiz için, yarýn tekrar iþe geri gelebilmemiz için para veriyorlar, bizi insan olarak bile görmüyorlar, bir makina gibi görüyorlar. Yaþama hakký bir azýnlýða ait bizim yaþama hakkýmýz bile yok. Bu devletin askeri polisi de o azýnlýðýn bekçisidir. Sýradan bir eylem bile yaptýðýmýzda fabrikaya hemen polis geliyor, “eylem yapmak bile suç”. Fakat patron bizi kapý dýþarý attýðýnda, maaþýmýzý vermediðinde bu polisler gelmiyor. Genel olarak bu süreci de þöyle deðerlendiriyorum. Türkiye Amerika’nýn emrinde ve kendi çýkarlarý için bu katliamlarý yapýyor, çocuklarý öldürüyor ve savaþa kendi menfaatleri için giriyor. Bu anlamda da bizi ne zaman öldürecekler, bizim çocuklarýmýza ne zaman sýra gelecek bunun endiþesi içindeyiz Mücadele Birliði Platformu: Önümüzde 22 Temmuz’da yapýlacak seçimler var, bu konuda neler düþünüyorsunuz ? Plastik Ýþçisi Hüseyin: Seçimler için þöyle söyleyebilirim. Þimdiye kadar yapýlan “herkese iki anahtar”dan tut “iki sene daha kemer sýkalým refaha ereceðiz”e kadar tüm vaatler bizleri aldatmak içindir. “Sol” adý altýnda da yýllarca bizleri kandýrdýlar. Þimdi ise CHP’nin MHP’den aslýnda bir farký olmadýðýný anlamýþ durumdayým. Þu ortamda bu düzene bu parlamentoya oy vermek istemiyorum. Onlarýn bu iþbirlikçiliðine ve katliamlarýna da ortak olmak istemiyorum. Ýnsanlar tv dizilerinden baþlarýný kaldýrsýnlar, bu yoksulluðu ve cehaleti niye çektiklerini anlasýnlar, bu düzenbazlar düzenine katýlmasýnlar ve oy vermesinler. Mücadele Birliði Platformu: Bizimle bu röportajý yaptýðýnýz i-
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
17
Yeni Evrede
1 Mayýs
Mücadele Birliði taþ’ta bulu- vermeye baþladýk. Ve polisi geri püskürttük. þacaktýk. A- Yorulmuþtuk, 10 dakika dinlendikten sonra ma orasýnýn Taksim Meydaný’ný yeniden zorlamak için tutulduðunu karar aldýk. Taksim’e çýkarken yola pusu kuöðrendik ve ran polis, üstümüze taþ atmaya baþladý, sanýhemen yeni rým bombalarý bitmiþti. Þimdi eþit durumdaybir plan ha- dýk ve hemen taþlayarak üstlerine doðru koþzýrladýk. Bir arkadaþýmla birlikte elimizde 3 tuk. Kaçtýlar. Polis otolarýyla önümüzden gemetrelik pankart borularýyla Ýkitelli’den yola çerken de taþladýk ve 3 araç kullanýlamaz haçýktýk. Elimizdeki borularý gören otobüsler bi- le geldi. Artýk yaklaþmaya korkmaya baþlazi almýyorlardý, baþýmýz belaya girer diye ba- mýþlardý. Yaralanan bir arkadaþýmýzý hemen haneler öne sürüyordu. Mecidiyeköy’e ulaþ- hastaneye göndermek istedik, ama kabul etmayý baþardýðýmýzda, oradaki otobüsler de bi- medi. Onun o halde “Taksim’e yürüyelim” zi almadýlar. Beþiktaþ’a doðru yürümeye baþ- demesi herkesi cesaretlendirmiþti. Hemen, ladýk. Uzun bir yürüyüþten sonra önceden ka- hýzlý bir þekilde Meydan’a yürümeye baþlararlaþtýrdýðýmýz yerde bazý arkadaþlarla buluþ- dýk. Her yerden meydana giriþi zorladýk. tuk. Her taraf tutulmuþ olduðu için Anadolu Ve saatler ilerledikçe, insanlar yorulmaya yakasýndan gelecek arkadaþlar gecikecekleri- baþladýlar. Orada tanýþtýðýmýz insanlar yavaþ ni haber verdiler. Hemen gelen arkadaþlarla yavaþ kopmaya baþladýlar. Bize, “siz ne yapabir araya gelerek iki kol halinde toplanma ye- caksýnýz” dendiðinde, “tarih hala 1 Mayýs” ri olan Dolmabahçe’ye doðru yola çýktýk. Ýki dedik ve onlarý da saat 16.00’da Meydan’da ayrý yol üzerinden gidiyorduk. Biz, 5-6 kiþi yapacaðýmýz eyleme davet ettik ve oradan ayyürürken, sivil polisler ellerinde kýzýl bayrak- rýldýk. lar taþýyan arkadaþlarý farkettiler ve hemen 10 dakika sonra yoldaþlar adeta kuþ olup gözaltýna almaya çalýþtýlar. Yanýmdaki arka- Kýzýl Meydaný fethetmiþlerdi. daþla birlikte müdahale etmek istedik ama eliBiz o meydana birçok kez çýktýk, ama ilk mizdeki malzemeleri alana götürmek zorun- kez, Leninistler dýþýnda iþçi sýnýfý da oradaydý. daydýk. O sýrada bizi de farkettiler ve bizi de Yani devrimci politikanýn ete, kemiðe bürüngözaltýna alacaklarýný anladýk ve elimizdeki düðü gündü. Ýþçiler, devrimci politika için malzemeleri bir yere zulalayarak Taksim’e dövüþmüþlerdi. doðru yürümeye devam ettik. Her cadde ve Þimdi bir kez daha Taksim Kýzýldýr, 1 her sokak, 100-200 kadar çevik kuvvet polisi Mayýs Alaný Taksim’dir diyoruz, “2008’de tarafýndan tutulmuþ olduðu için Taksim’e tekrar iþçi sýnýfý ile birlikte Taksim’i fethetmeyaklaþýk 2 saatte ulaþabildik. Biz oraya ulaþ- ye” diyerek, mücadele dolu bir 2008 diliyomadan 5 dakika kadar önce, 400-500 kiþilik ruz. bir grup Meydan’da slogan atmýþlar, oturma Ýstanbul’dan bir Tekstil Ýþçisi eylemi yapmýþlar, polis müdahalesi olmuþ, her taraf biber 2008’DE DE TAKSÝM’DE gazý dolmuþtu. Biz o1 Mayýs, iþçilerin, emekçilerin bayramý. Ama faþist devlet, 77 yýraya geldiðimizde kitle daðýtýlmýþtý. Ve lýnda yaptýðý katliam ile 1 mayýsý bizlere bir yas günü olarak býrakmak hemen diðer arkadaþ- istedi. Ama biz devrim için özgürlük için savaþmak için varýz. Çünkü larla buluþma yeri a- karþýmýzda tamamýyla kokuþmuþ büyük bir leþ var. Ancak parçalayýp rýyorduk, yavaþ ya- atýlarak dindirilebilir kokusu. 1977 yýlýnda katledilen iþçi emekçi karvaþ toplanmaya baþ- deþlerimizin kanýnýn aktýðý yere, Taksim’e çýkmak devrime ve özgürladýk. 7-8 kiþilik bir leþme mücadelesine baðlýlýðýn, cesaretin bir kanýtýdýr. Faþist devletin grup halinde Ýstiklal tüm uyarýlarýna ve yapacaklarýný önceden söylemesine raðmen, proleCaddesi’nde buluþ- ter sýnýfýn bilincindeki devrim ateþini söndüremedi ve büyük bir halk tuk ve hemen slogan kitlesi çatýþmalar kavgalar ve bir sürü zulüm ve hakarete karþý yinede atmaya baþladýk. Et- yýlmadan dövüþmeye savaþmaya katýldý... Dün Taksim için savaþan iþrafýmýzdaki 1.500- çi ve emekçiler, yarýn daha kitlesel olarak Taksim için savaþacaklar. 2.000 kiþiyle birlikte Bunu günümüz sýnýf savaþýmý ve Kürdistan’daki baskýlardan da anlahep bir aðýzdan “Ýþte mak mümkün. Taksim Ýþte 1 Mayýs” Taksim’e çýkmak, iþçi sýnýfýnýn kanýnýn döküldüðü yere çatýþarak sloganý atmaya baþlaçýk mak, devrimin gücünün bir göstergesidir. Kadýköy’e gitmek ise, sadýk. 10 dakika boyunca polisler gele- dece devrime sýrt dönmenin dýþýnda baþka bir þey deðildir. Çünkü 1 Mayýs günü proletaryanýn savaþ alaný Taksim Meydamediler ve sonra panzerlerle gelmeye baþ- ný’dýr. Eðer yüreðin (cesaretin) varsa oradasýn. Eðer yüreðin cesaretin ladýlar. Her taraftan yoksa, o zaman katledilen iþçi ve emekçi yoldaþlarýmýzý düþünmeden gaz bombasý, biber Kadýköy’e gidersin. gazý yaðýyordu üzeriSon olarak þunu söylemek istiyorum. Sömürüsüz sýnýfsýz haksýzmize. Kitle, ara so- lýðýn olmadýðý bir yaþam, özgür olduðumuz bir yaþam bize ne gökten kaklara daðýldýðýnda, inecek ne de sistemin partilerinden. Gerçek zafer, ancak her þeyi göze Tarlabaþý’nda çýkan alan iþçi ve emekçi sýnýflarýn inatçý mücadelesiyle kazanýlacak. çatýþmalara destek Kemalpaþa’dan Genç Bir Mücadele Birliði Okuru
“Yoldaþlar Adeta Kuþ Olup Kýzýl Meydan’ý Fethetmiþlerdi” Merhaba, ben Ýstanbul’da tekstilde çalýþan bir iþçiyim. Takvim sayfalarýnda 1 Mayýs yaklaþtýkça, 1 Mayýs nasýl olacak, nerede, ne biçimde yapýlacak diye düþünmeye baþladýk. Mücadele Birliði’nin Taksim Meydan, yani Kýzýl Meydan politikasýný bildiðim için, daha haftalar önceden Ýkitelli’deki arkadaþlara yardým etmeye baþladým. Günlerce halkla birebir konuþmalar yaptýk, 1 Mayýs Taksim politikasý hakkýnda çýkan bildirileri iþ çýkýþlarýnda köprüler, evler, posta kutularý vb aklýmýza gelen bütün yollardan insanlara ulaþtýrmaya çalýþtýk. Ve tarihler 26 Nisan’ý gösterirken, Devrimci Ýþçi Komiteleri (DÝK) olarak, saat12.00’de, “1 Mayýs Alaný Taksim’dir”, “1 Mayýs’ta Taksim Meydaný’na” diyen bir basýn açýklamasý yapacaktýk. Ama devlet, “Taksim yasaklý bir meydandýr” diyerek müdahale etmek istedi. Biz de bu yaptýðýmýzýn demokratik hakkýmýz olduðunu anlattýk. Pankartýmýzý açtýk ve basýn metnini okurken pankarta müdahale ettiler. Biz de ayný dille, “pankartýmýzý alamazsýnýz” dedik. Etrafýmýz devlet güçlerince çevriliydi ve insanlarýn izlemesine engel oluyorlardý. Halktan da destek gelmeye baþladý. Ýzleyicilerden biri, “Sizi destekliyorum, alkýþlýyorum, bu alan topçulara, popçulara, polis mitinglerine açýk, sadece iþçi sýnýfýna kapalý. Sizi her zaman destekliyorum ve ben de sizinle 1 Mayýs’ta burada, Kýzýl Meydan’da olacaðým” dedi ve sermayenin paralý itleri tarafýndan gözaltýna alýnmaya çalýþýldý. Biz de, gözaltýna almaya çalýþtýklarý arkadaþý itlerin elinden almak için müdahale ettik. Polisler orada hepimizi darp ederek otobüslere bindirdiler ve savaþ orada da sürdü. 10-15 dakika boyunca darp edildik. Bir gün boyunca karakolda bekletildik. Ama çalýþmalarýmýz orada da sürdü. Gözaltýna alýnmýþ olan insanlarla sürekli sohbet ettik, o gece yaklaþýk 23 kiþi alýnmýþtý. Sabah saat 10.00 civarý herkesi savcýlýða çýkarmak için polis araçlarýna bindirdiler ve en sona bizi býraktýlar. Eþyalarýmýzý bize verirken birisi bize küfür etti, buna karþýlýk, biz de sert çýktýk. “Siz kimsiniz” diye tartýþmaya baþladýk. Buna önceden hazýrlandýklarý bizi en sona býrakmalarýndan belliydi ve ellerimiz kelepçeli yüzümüze biber gazý sýktýlar. 40-45 dakika kadar orada öldüresiye darp edildik; ama hepimizin bir diðerini korumak için üzerine kapanmasý, yoldaþça sahipleniþimiz görülmeye deðerdi; arkadaþlarýn bazýlarý belinden ve kolundan, ben de bacaklarým ve kafamdan yaralandým. Sonunda çýkarýldýðýmýz savcýlýk bizi serbest býraktý. Böylelikle iki günlük çalýþmamýzý engellediler. Ama biz arkadaþlarla, içimizdeki kinle ve bilincimizle 1 Mayýs için çalýþmalarýmýzý daha da hýzlandýrarak sürdürdük. Ve 1 Mayýs Alanýný nasýl zapdederiz diye araþtýrmaya baþladýk, planlar yaptýk. 1 Mayýs günü sabah erkenden Beþik-
18
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
Yeni Evrede
Etkinlikler
Mücadele Birliði
15 - 16 HAZÝRANIN YILDÖNÜMÜNDE ANTEP GEB’DEN ETKÝNLÝK Yýl 1970. Tarih 15 Haziran. Türkiye iþçi sýnýfýnýn o güne kadarki en büyük baþ kaldýrýþý. Ankara asfaltý üzerindeki OTOSAN fabrikasýnda çalýþan 2 bin 700 iþçi baþlattý eylemi ve Ýstanbul-Ýzmit sokaklarý elleri nasýrlý iþçilerle doldu taþtý. 16 Haziran’da Ýstanbul’da bir araya gelmeye çalýþtýlar ama tekelci sermayenin devleti onlara barikatlar kurarak, engeller çýkartarak durdurmaya çalýþtý. Askeri, polisi iþçilerin birleþmemesi için ellerinden geleni yaptýlar ama þunu unuttular: Artýk iþçi sýnýfý uyumuyordu; kendiliðinden bir sýnýf olmaktan çýkmýþ kendileri için bir sýnýf olmuþlardý. 16 Haziran’da DÝSK yöneticilerinin eylemleri durdurma çabalarý karþýsýnda iþçi sýnýfý daha ileriye gitmedi. Halbuki eylemler, iþçilerin haklarýný gasp eden ve DÝSK’in örgütlenmesinin önüne geçen yasaya karþý baþlamýþtý. Tekelci sermayenin engelleyemediði, durduramadýðý eylemleri sermaye sahipleriyle uzlaþmaya çalýþan ve baþarýlý olan DÝSK yapmýþtý. Yaklaþýk 150 bin iþçiyi daha ileri gitmemeleri için durdurmuþtu. Bu büyük ayaklanýþ iþçi sýnýfýnýn bilincinde bir sýçrama yaratmýþ ve tüm ezilen halklara, emekçilere devrimin öncülüðünü iþçi sýnýfýnýn yapabileceðini göstermiþtir. Bu büyük ayaklanýþý 37 yýl sonra Antep iþçi ve emekçilerine anlatmak için Antep Genç Emekçiler Birliði’nde bir etkinlik yapýldý. 1970, 15-16 Haziran ayaklanmasýnda ölümsüzleþen üç iþçi sýnýf kardeþimiz þahsýnda devrim ve sosyalizm mücadelesinde ölümsüzleþen tüm yoldaþlar için bir dakikalýk saygý duruþuyla baþlayan etkinlik 15-16 Haziran ayaklanmasýný anlatan sinevizyon gösterimiyle devam etti. Sinevizyon gösteriminden sonra Genç Emekçiler Birliði çalýþanlarýndan matbaa iþçisi bir arkadaþýmýzý 15-16 Haziran’ýn nasýl baþladýðýný olaylarýn nasýl geliþtiðini iþçi sýnýfýna neler öðrettiðini anlattý ve yeni 15-16 Haziran’lar yaratmak için herkesi örgütlenmeye ve ileri atýlmaya davet etti. Daha sonra iþçi emeklisi yoldaþýmýz Ýmam ÖZHARAT 15-16 Haziran’ý oluþturan koþullardan, daha önceki mücadelelerden, ayaklanmadan sonra geliþen iþçi eylemlerinden, günümüzde ayný sorunlarý yaþadýðýmýzdan bahsederek “þimdi kapýlarýmýzý çalýp bizden oy istiyorlar. Çünkü daha çok sömürüp daha çok aç býrakacaklar, daha çok saldýracaklar” diyerek yaklaþan seçimlere de deðindi ve herkesi sandýk baþýna gitmemeye, seçimleri boykot ederek devrimci mücadeleyi yükseltmeye çaðýrdý. Daha sonra etkinliðe Ayýþýðý Sanat Merkezi þiir grubunun þiirleriyle devam edildi. Þiir grubundan sonra sahneyi grevlerde, eylemlerde iþçi sýnýfýnýn ve ezilen halklarýn yanýnda gördüðümüz Grup Denize Ezgi aldý. Kendi üretimleri olan þarkýlarla ve diðer türkü ve marþlarla, konuþmalarýyla kitleye daha bir coþku kattý. 17 Haziran Pazar günü saat 14:30 da baþlayan etkinlik 16:00 sýralarýnda bitti. Etkinliðe gelen insanlarla yapýlan sohbetlerde etkinliðin ve konuþmalarýn beðenildiði anlaþýlýyordu. YAÞASIN ÝÞÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ! FABRÝKALAR TARLALAR SÝYASÝ ÝKTÝDAR HERÞEY EMEÐÝN OLACAK! Antep Genç Emekçiler Birliði 96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
ESKÝÞEHÝR’ DE NAZIM HÝKMET ANMASI 3 Haziran 1963 yýlýnda Moskova’ da ölen, Devrim tarihimizde önemli bir yere sahip, devrimci sanatýn dünyaca ünlü þairlerinden Nazým Hikmet, hala mezar tartýþmalarýnýn geçtiði, 44. yýlýnda, Dünyanýn, Türkiye ve Kürdistan’ýn çeþitli yerlerinde anýldý. Biz de Eskiþehir Mücadele Birliði olarak, 3 Haziran günü, Devrimci Sanatçýmýz, Nazým Hikmet anýsýna piknik düzenledik. Gültepe Mahallesi Cemevi önünden, bindiðimiz araçla, Musaözü Mesire yerine harekete geçtik. Piknik alanýna geldiðimizde, uygun bir yere yerleþip, hep beraber hazýrladýðýmýz kahvaltýmýzý yaptýk. Büyük insanlýðýn ve devrimci sanatýn, dünyaca sahiplenilen Nazým Hikmet’ imizi anma programýmýza, bu etkinliði yapmamýzýn temel nedenini anlatarak baþladýk. Çünkü bir gün öncesinden, Deniz, Hüseyin, Yusuf yoldaþlarýmýzýn ve diðer Devrim Savaþçýlarýmýzýn verdiði savaþýmýn içini boþaltmak için, oportünist ve reformist çevrelerin, gene, Nazým Hikmet adýna olduðu söylenen ve Seyitgazi Ýlçesi Doðançayýr Beldesinde her yýl düzenli olarak gerçekleþen Nazým Hikmet etkinliklerinde olduðu gibi, Devrim Savaþçýlarýmýzý ve Devrimci Sanatçýlarýmýzý sahiplenmeyi sürdürmek için hazýrladýðýmýz, “Komünist Þair Nazým Hikmet Ölümsüzdür” pankartýmýzý asmamýza engel olmaya çalýþan, Doðançayýr Belediyesi yetkilileriyle yaþanan arbede sonunda, Jandarma tarafýndan gözaltýna alýnan Devrimci Öðrenci Birliðinden (DÖB) arkadaþlarýmýz, bu tutumlarýyla, her alaný politikleþtirmek ve Nazým Hikmeti sahiplenmenin örneðini buradaki tutum ve davranýþlarýyla da göstermiþlerdir. Aslýnda, oportünist ve reformistlerin, Devrimci savaþçýlarýmýz Deniz, Hüseyin, Yusuf yoldaþlarýmýzýn adýna, sahip çýkýyormuþ gibi görünerek onlarý sahiplenmek adýna düzenlediklerini söyledikleri bu etkinliklerle, onlarý öldürmeye çalýþtýklarýný, Devrimci Sanatçýmýz Nazým Hikmet için de “Aþk Adamý”, “Vatansever Þair” diyerek onu mezara gömmeye çalýþtýklarýný söyledik sonrasýnda. Nazým Hikmet’imizi daima sahipleneceðimizi, onu ve onun gibi komünist sanatçýlarý yaþatmak için onlar gibi savaþmamýz gerektiðini söyledikten sonra, bir arkadaþýmýz Nazým Hikmet’ in hayatýný anlattý. Nazým Hikmet þiirlerinden örnekler verildi ve müzik programýmýza geçip, türkülerimizi, marþlarýmýzý okuduk. Yemek yedikten sonra, Piknik alanýna gelen insanlarýn müzik etkinliðimize katýlmalarýyla beraber hep beraber türkülerimizi ve marþlarýmýzý söyleyip, etkinliðimizi sonlandýrdýk ve aracýmýza binip, gelenlerin yüzlerinden okunan mutluluklarýyla, bu etkinliðin tekrar yapýlmasý istekleriyle, piknik alanýndan ayrýldýk. KOMÜNÝST ÞAÝR NAZIM HÝKMET ÖLÜMSÜZDÜR! ESKÝÞEHÝR MÜCADELE BÝRLÝÐÝ
19
Yeni Evrede
Ýþçi / Gençlik
Mücadele Birliði
GAZÝ DEVRÝMCÝ ÝÞÇÝ KOMÝTELERÝ (DÝK)’TEN EYLEM
15-16 Haziran büyük iþçi eylemlerin yýldönümünde 16 Haziran Cumartesi günü saat 19.30’da Gazi Mahallesi Dörtyol’da Devrimci Ýþçi Komiteleri tarafýndan bir basýn açýklamasý yapýldý. DÝK adýna yapýlan açýklamada; 15-16 Haziran 1970 yýlýnda devletin saldýrýlarýnýn iþçi sýnýfýna ve onun örgütlü gücüne dönük olduðu, iþçi sýnýfýnýn bu saldýrýlara yanýtýnýn ise iki gün boyunca Ýstanbul sokaklarýnýn zaptetmek olduðu, bir çok yerde iþçilerle devlet arasýnda çatýþmalarýn çýktýðý belirtilmiþtir. Açýklamada ayrýca; 22 Temmuz’da yapýlacak olan genel seçimlere deðinilmiþ ve iþçi ve emekçilerin bu seçimi boykot etmesi çaðrýsýnda bulunulmuþtur. Yapýlan basýn açýklamasýnýn ardýndan üzerinde “15-16 Haziran Ruhuyla Halk Ýktidarýný Kurmak Ýçin SavaþalýmDevrimci Ýþçi Komiteleri” yazýlý pankart açýklamanýn yapýldýðý alana asýlmýþtýr. Basýn açýklamasý atýlan sloganlar ve yapýlan ajitasyonlarla son bulmuþtur. Gazi Mahallesi Devrimci Ýþçi Komiteleri
Yenidoðan’da Faþist Odaklarý Daðýtacaðýz! Merhaba Mücadele Birliði okurlarý; 29 Haziran 2007 tarihinde saat 24:00 sularýnda, Sarýgazi’de bir tanýdýðýmýzýn kasetini tanýtmak için yaptýðý konserdeydik. Bizler konserde zafer iþareti yapýyorduk ve bir grup faþist elleriyle kurt iþareti yapmaya baþladýlar. Bizler de orada bulunan konser dinleyicileriyle birlikte buna müdahale ettik. Neye uðradýðýný þaþýran faþistler, þaka yaptýklarýný söyleyerek özür dilediler. Bizler, bunun þaka olmadýðýný ve bilinçli bir þekilde yaptýklarýný biliyorduk; bu grubu hep birlikte konser alanýndan dýþarý attýk. Aileler, bizlerin onlara iyi bir ders vermemize engel oldu ve sonradan bizler, Yenidoðan’da gençler olarak tekrar bir araya geldik. Yenidoðan’da asýlý AKP ve MHP’nin pankartlarýný indirdik, yaktýk. Sonrasýnda “Sivas Katliamýný Unutmadýk, Unutturmayacaðýz”, “Sivas’ýn Hesabý Sorulacak” sloganlarýný attýk. Eylemimiz sýrasýnda insanlar dýþarý ve camlara çýkýp alkýþladýlar. Destekleriyle yanýmýzda olduklarýný gösterdiler. Alkýþlarla eylemimiz sona erdi. Yenidoðan’dan Mücadele Birliði Okurlarý
20
GAZÝ’DE DÖB PÝKNÝÐÝ 23 Haziran günü DÖB (Devrimci Öðrenci Birliði) olarak Gazi Mahallesi’nde bir piknik düzenledik. Ýlk olarak, pikniðe gelecek liseli ve üniversiteli dostlarýmýzla sabah saatlerinde Gazi Ayýþýðý Sanat Merkezi önünde buluþtuk. Tüm arkadaþlarýmýzýn gelmesiyle, daha önce ayarladýðýmýz araca binerek pikniði yapacaðýmýz Gazi Barajý’na gittik. Gider gitmez ilk olarak, piknik yapacaðýmýz alaný hep birlikte temizledik ve daha sonra yine aramýzda bir iþ bölümü yaparak yiyecekleri hazýrlamaya baþladýk. Kimimiz sofrayý seriyordu, kimimiz yiyecekleri hazýrlýyordu, kimimiz de yaptýðý müzikle coþkumuza coþku katýyordu. Çoðumuzun birbirini ilk defa görmesine raðmen aramýzda hemen sýcak bir iliþki saðlanmýþtý sanki kýrk yýllýk dosttuk hepimiz. Aramýzda paylaþýmcýlýk ve yardýmlaþma en ön plana çýkan unsurdu. Bu bir anlamda yoldaþlaþmanýn da getirdiði bir þeydi. Yapacaðýmýz ilk hazýrlýklar bitince yine iþ bölümü yaptýk ve bir bölümümüz yenecek yemekleri hazýrlarken ve mangalla uðraþýrken bir kýsmýmýz da güneþin sofrasýný donattýk. Daha sonra yemeðin hazýr olmasýyla hep birlikte yemeðimizi yedik. Yemekten sonra aramýzda bulunan Grup Emeðe Ezgi bizleri söyledikleri þarkýlarla coþturdu; bizler de þarkýlara hep bir aðýzdan eþlik ettik. Aramýzda saz ve gitar çalabilen baþka arkadaþlarýmýz da vardý; onlarda maharetlerini bizlerle sýnýrsýzca paylaþtýlar. Eðlenceli ve coþkulu bir müzik paylaþýmýndan sonra hep birlikte tekrar voleybol oynadýk. Böylesine bir hareketlilikten sonra birbirimizi daha yakýndan
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
tanýmak için düþüncelerimizi paylaþmamýz gerekiyordu. Bizler de öyle yaptýk. Gölge ve serin bir yere geçerek sohbet etmeye baþladýk. Yaptýðýmýz sohbette kapitalizmin insanlarýn hayallerini nasýl sýnýrladýðýný ve gençleri geleceksizleþtirdiðini, geleceðinden bir umudu olmayan gençleri nelere sürüklediðini ve bunlarýn çözüm yollarýný tartýþtýk. Sonuç olarak sohbetimizin sonunda gençlerin gelecekleri konusunda artýk sorumluluk sahibi olmasý gerektiði ve politikaya ve politik mücadeleye aktif katýlmasý ve örgütlenmesi gerektiði üzerinde durduk. Sýnýflý toplumlarda taraf olunmadýðýný iddia etmenin egemen sýnýfýn iktidarýný dolaylý yoldan desteklemek olduðu ve nihayetinde insanlýðýn kurtuluþunun iþçi sýnýfý ve emekçilerin kurtuluþundan geçtiðini ve öðrenci gençliðin mücadelesinin iþçi sýnýfýnýn kurtuluþundan ayrý olmadýðý konusunda hemfikir olduk. Oldukça yararlý geçen sohbetimizin ardýndan tekrar hep birlikte þarký söyledik. Oldukça güzel geçen saatlerin ardýndan artýk pikniði sonlandýrma vakti gelmiþti. Çevremizi hep beraber temizledikten sonra geldiðimiz araçla tekrar geri döndük. Geri dönerken herkesin yüzünde sevinç ve paylaþýmýn verdiði bir huzur ve mutluluk vardý. Belki de herkesin aklýndan Johann Stock’un sözleri geçiyordu: “Düþünmeyi ve hissetmeyi bilen bir insanýn yaþamýnda hiçbir þey boþa gitmez”. Aracýn içerisinde bu söylediðimiz türkülere, þarkýlara da yansýyordu: VENCEREMOS YAÞASIN DEVRÝMCÝ ÖÐRENCÝ BÝRLÝÐÝ! DÖB (Devrimci Öðrenci Birliði)
Yeni Evrede
Basýn Açýklamalarý
Mücadele Birliði
EVLERÝ BAÞLARINA YIKILAN AYAZMA HALKI EYLEMDE Yýllardýr evleri baþlarýna yýkýlan ve bir çoðu sokakta kalan Ayazma halký dün öðlen saatlerinde Ýstiklal Caddesi’nden yürüyüþ yaparak Taksim Mey da ný’nda ki Tramvay duraðýna gelip orada basýn açýklamasý yaptýlar. 24 Haziran saat 12.00’da yapýlan basýn açýklamasýnda Ayazmalýlar; belediyenin kentsel dönüþüm projesi kapsamýnda evlerini yýktýðýný, þu an bir çok ailenin sokakta kaldýðýný, karton yada çadýrdan yapýlmýþ evlerde yaþamaya çalýþtýðýný aktardýlar. Ayazmalýlar belediye baþkaný Aziz Yeniay’ýn kendilerine verdiði sözü tutmadýðýný ve çok uzun bir süredir maðdur durumda olduklarýný söylediler. Bu güne kadar yýkýmlara karþý mücadele ettiklerini bundan sonra da mücadelelerinin süreceðini kaydettiler. Bilindiði gibi Ayazmalýlar daha öncede yýkýmlara karþý Leninistlerle birlikte eylem örgütlemiþ, yýkým ekiplerine karþý yollara barikatlar kurmuþ, polis ekipleriyle çatýþmýþ ve gözaltýlar yaþanmýþtý. Yýkýmlar devam ederken 8 Mart sürecinde Ayazmalý kadýnlar ve eþleri Emekçi Kadýnlar (EKA)’nýn düzenlediði yürüyüþe ve basýn açýklamasýna katýlmýþ seslerini duyurmuþlardý. Mücadele Birliði Platformu Ayazmalýlarý dün olduðu gibi bu gün de yalnýz býrakmamýþ basýn açýklamasýný öncesinde ve eylem anýnda desteklemiþtir. EVLERÝMÝZÝ YIKAN SERMAYENÝN ÝKTÝDARINI YIKACAÐIZ!
SALDIRILARA KARÞI SERHILDAN Merhaba ben bir Kürt anasýyým. Geçenlerde haberlerde izlediðim yürekleri kahreden bir olayý sizlerle paylaþmak istiyorum. Sakarya’da Ahmet Kaya tiþörtü giyen ve Özgür Gündem gazetesi okuyan inþaat iþçisi üç Kürdistanlý genç, milliyetçi-faþist bir grup tarafýndan öldüresiye dövüldü. Kürt halký ve özellikle gerilla analarý bu linçlere, saldýrýlara, Kürdistan’daki operasyonlara karþý barýþ talepleriyle gitmemelidir. Çünkü kendimize, daðda, tank tüfek þehirde de linç giriþimleriyle dönüyor bu talepler. On yýllarca asýlýp kesildik, kimyasal silahlarla katledildik, yok sayýldýk. En kötü iþlerde çalýþtýk, en kötü yerlerde yaþadýk. Bu kadar aþaðýlanmaya eziyete ve yoksulluða karþý Kürt halký ayaklanmalýdýr. Kadifekale’den Kürt Bir Ana
BEYOÐLU’NDA ÝÞKENCE VAR! 26 Haziran günü, 1997 tarihinde, Birleþmiþ Milletler tarafýndan “Ýþkenceye Karþý Mücadele ve Ýþkence Görenlerle Dayanýþma Günü” ilan edilmiþti. ÝHD Ýstanbul Þubesi de, sistematik hale gelmiþ olan iþkenceyi teþhir ve protesto için, 29 Haziran günü “Beyoðlu’nda Ýþkence Var” konulu bir basýn açýklamasý düzenledi. ÝHD, bu açýklama için, devlet tarafýndan iþkence gördüðü için þikayetçi olanlarýn, baþvuru yapanlarýn çokluðundan dolayý, sembolik olarak son altý ay içinde Beyoðlu ilçesinde þubelerine yapýlan baþvurularý seçmiþti. Çeþitli olay ve eylemlerden dolayý gözaltýna alýnarak ya da olay yerinde polis tarafýndan darp edilen 22 kiþinin açýklamalarýna yer verilen basýn açýklamasýnda, açýklamada adý geçen ÝHD MYK üyesi Doðan Genç, Ýkitelli Ayýþýðý Ekin Sanat Derneði emekçisi A.Rojda Þendur, Mücadele Birliði Platformu temsilcisi Vefa Serdar ve Mücadele Birliði dergisi muhabiri Özlem Oral hazýr bulundu. Açýklamada “Beyoðlu’nda asayiþ olaylarýndaki artýþý gerekçe gösteren güvenlik güçleri, kendilerince ‘suç iþleme potansiyeli bulunan’ kiþilere karþý, ulusal ve uluslararasý hukuku çiðneyerek iþkence ve kötü muameleyi günlük, olaðan bir uygulama haline dönüþtürmüþtür. Baþta Ýstiklal Caddesi olmak üzere, rastgele ve kiþilerin ten-saç rengine ve yaþýna göre keyfi olarak kimlik kontrolü yapan, aralarýnda özel tim mensubu polislerin de olduðu ekipler, çoðu zaman kendilerince suçlu olma olasýlýðý bulunan kiþileri sokak ortasýnda alenen dövmekte ve ‘seni bir daha burada görmeyeyim’ tarzý hitaplarla Ýstiklal Caddesi ve çevresinden kovabilmektedir. Bu uygulamalar, tanýklarýn bizlere aktarýmý ve maðdurlarýn yaptýðý baþvurulardan da açýkça görülmektedir. (...) Polise geniþ yetkiler tanýyan Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’ndaki deðiþiklikler gündeme gelmeden, bu kadar yoðun ihlal iþleyen bir polis biriminin bu yasal düzenlemeden sonra neler yapabileceðini düþünmek, açýkça, bizleri endiþelendirmektedir” denildi ve “Yetkilileri, Beyoðlu Emniyet Müdürlüðü’ne baðlý birimlerin neden olduðu insan haklarý ihlallerini incelemeye ve gerekli önlemleri almaya davet ediyoruz” sözleriyle açýklama bitirildi. Daha sonra Doðan Genç, ÝHD’li olarak gözlemci olarak katýldýðý bir basýn açýklamasýnda uðradýðý polis saldýrýsýný anlattý, ardýndan A.Rojda Þendur ve Özlem Oral da 1 Mayýs 2007 günü Taksim’de yaþadýklarý polis saldýrýsýný ve gözaltýnda yaþadýklarýný aktardýlar. Vefa Serdar da iki hafta önce “Kürt Halkýna Özgürlük” adý altýnda yapýlmak istenen basýn açýklamasýnda ve 26 Nisan tarihinde ,taksim Tramvay duraðýnda DÝK adýna 1 Mayýs için yapýlan bir basýn açýklamasýný izlerken maruz kaldýðý gözaltý olayýný ve baský, iþkenceleri aktardý. Verilen bu gibi örneklerin ardýndan, yeni çýkan yasalarla bu örneklerin artacaðý da söylenerek basýn açýklamasý sona erdirildi.
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007
21
Yeni Evrede
Eylemler
Mücadele Birliði
ÝÞÇÝLERDEN EYLEMLER ANTEP’TE TÜM-TÝS ÝÞÇÝLERÝNÝN EYLEMÝ SÜRÜYOR Antep Büyükþehir Belediyesinin belediye otobüslerini ihale ile KEVSER Turizm’e devretmesinden sonra TÜM-TÝS Sendikasýna üye olduklarý için iþten çýkarýlan 52 otobüs þoförü 19 Haziran 2007 günü saat 16:00’da Büyükþehir Belediyesi önünde bir basýn açýklamasý yaptý. Bizlerin de Genç Emekçiler Birliði olarak destek verdiðimiz eylemde “iþçi kýyýmýna son”, “maaþlarýmýz ödensin”, “direne direne kazanacaðýz” yazýlý dövizler ve ayný içerikte slogan atan iþçiler adýna TÜM-TÝS genel örgütlenme sekreteri Muharrem YILDIRIM konuþma yaptý. Muharrem YILDIRIM konuþmasýnda; “52 üyemiz KEVSER turizm tarafýndan kanunsuzca iþten çýkarýlmýþtýr ve þu anda çalýþan iþçi arkadaþlarýmýzýn ise maaþlarý 3 aydýr geç ödenmektedir üyelerimiz evlerine para götüremediði için esnafa olan borçlarý birikmiþ ve ödeyemez halle gelmiþtir. Zarar eden KEVSER Turizm borçlarýný ödeyemediði için otobüslere haciz gelmiþtir. Bu konuda belediye baþkaný ihaleyi feshetmeli, maðdur olan iþçi arkadaþlarýmýzýn maaþlarý ödenmeli, iþten çýkarýlan 52 iþçi iþe alýnmalýdýr. Eðer bu konuda daha önceki gibi belediye baþkaný sessiz kalýrsa eylemlerimize devam edeceðiz” dedi. Muharrem YILDIRIM’ýn konuþmasýndan sonra eyleme destek veren ve TÜM-TÝS’e kayýtlý iþçilerle beraber saat 21:00’a kadar oturma eylemi yapýldý. ZAFER SAVAÞAN ÝÞÇÝLERÝN OLACAK Antep den GEB’li bir iþçi
KESK’TEN ANTEP’TE BASIN AÇIKLAMASI Seçimlerin yaklaþmasýyla hükümetin enflasyon hakkýnda yaptýðý açýklamalar ve 4,5 yýllýk faaliyet raporuna iliþkin KESK (Kamu Emekçileri Sendikalarý Konfederasyonu) üyeleri ve sendika temsilcileri Antep’te Demokrasi Meydaný’nda basýn açýklamasý yaptý. Yaklaþýk 150 kamu emekçisinin katýldýðý basýn açýklamasýna Mücadele Birliði Platformu da destek verdi. Basýn açýklamasýný okuyan, KESK dönem sözcüsü ve Eðitim-Sen Antep þube baþkaný Mehmet Bozgeyik açýklamada þunlara deðindi: “Hükümetin 4,5 yýllýk icraatlarýnýn halkýn yaþamýnda nasýl büyük tahribatlar yarattýðýný görebilmek için gündelik yaþama ve çarþý-pazara bakmak yeterlidir… Bu yýlýn ilk altý aylýk dönemi için memurlara yapýlan %3’lük maaþ zammý, daha yýlýn dördüncü ayýnda enflasyon karþýsýnda erimiþtir… Hükümet, 4,5 yýldýr sergilediði emekçi karþýtý tutumu artýk bir kenara býrakarak, taleplerimize kulak vermelidir. Ülkemizde tek bir kiþinin insanca yaþayabilmesi için gerekli yoksulluk sýnýrý harcamasý 1.100 YTL iken, en düþük memur maaþý 725 YTL’dir. Bu sefalet ücretleri kabul edilemez. Hükümetler artýk kamu çalýþanlarýný sefalet ücretine mahkum etmek yerine, emekçilerle toplu sözleþme masasýna oturmalýdýr.” Basýn açýklamasý bittikten sonra kamu emekçileri sloganlarla daðýldý.
TÜM-TÝS ÝÞÇÝLERÝNÝN MÜCADELESÝ DEVAM EDÝYOR Bundan üç buçuk ay önce uydurma gerekçelerle iþten çýkarýlan TÜM-TÝS Sendikasýna kayýtlý 52 þoför balýklý parkýnda, KEV-
22
SER Turizm Þirketi’ne ait büronun önünde direniþlerine devam ediyor. TÜM-TÝS Sendikasý ve sendikaya üye 250 iþçi 14 Haziran 2007 günü saat 14:00’da Balýklý Parký’nda direniþte olduklarý yerde bir basýn açýklamasý yaptýlar. TÜM-TÝS sendikasý adýna basýn metnini okuyan TÜM-TÝS Ýl Baþkaný Kenan ÖZTÜRK basýn açýklamasýnda; “Toplu iþ sözleþmemize (TÝS) ve yasalarýn kesin hükümlerine karþýn bu þirket, iþçilerin ücretlerini geç ödemektedir. Ödemeler de parça parça yapýlmakta, üyelerimiz maðdur olmaktadýr. KEVSER turizm þirketi, TÝS gereði iþçilere vermesi gereken yazlýk elbiseleri halen vermedi. Müfettiþler ‘ödenmesi gerekir’ dediði halde 10 aydýr paso paralarýný da ödemedi. Þirket, çalýþtýrdýðý iþçilerin ücretlerinden kestiði primlerin karþýlýðýný SSK’ya yatýrmadýðý için üyelerimiz istirahat parasý alamýyor, kendilerinin, eþlerinin ve çocuklarýnýn tedavisini yaptýrmakta zorlanýyorlar. Öte yandan sendikamýza kayýtlý 52 üyemiz ihale sözleþmesine aykýrý bir þekilde iþten çýkarýldýlar. Eþleri ve çocuklarýyla 3,5 aydýr açlýða mahkum edilmiþ durumdalar. Bu uygulamalar yasalarýn olduðu kadar insan haklarýnýn da ihlalidir, KEVSER turizm iþverenleri suç iþliyor” diyerek herkesi TÜM-TÝS iþçilerine destek olmaya çaðýrdý. Antep’den GEB’li bir iþçi
SALÝHLÝ ÝÞÇÝLERÝ GREVDEN VAZGEÇMÝYOR Manisa’nýn Salihli ilçesi belediyesinde çalýþan Genel Ýþ Sendikasý üyesi iþçiler, toplu sözleþme taleplerinin karþýlanmamasý üzerine, 20 Haziran günü greve çýkmýþtý. Salihli Belediyesi, iþçilerin grevini kýrmak için harekete geçti. Polis ekiplerinden destek alarak taþeron iþçiler aracýlýðýyla çöp kamyonlarýný kullanarak grevi kýrmaya çalýþtý. Ancak taþeron iþçiler grevdeki iþçileri destekleyerek çöp toplamaya çýkmayý kabul etmediler. Zabýtalar ve polis aracýlýðýyla zorla çöp araçlarýný þantiyeden çýkarýlmaya çalýþmasýna Genel-Ýþ Toplu Sözleþme Daire Baþkaný, sendika yöneticileri ve iþçiler karþý koydular. Bunun üzerine polis ve jandarmalar iþçilere biber gazý, cop ve sopalarla saldýrdýlar. Grevdeki 255 iþçiden 29’u, bu saldýrýda yaralanarak hastaneye kaldýrýldý, ardýndan gözaltýna alýndý. Grevleri 4. güne gelen iþçiler, halk saðlýðýný tehlikeye atmamak için, Salihli sokaklarýnda bulunan çöpleri ilaçlýyor, pazar yerinin çöplerini poþetlerle topluyor, hastane týbbi atýklarýný topluyor, halka çöp torbasý daðýtýp ajitasyon yaparak Salihli halkýnýn da desteðini alýyor. Salihli Belediyesi, grevdeki iþçilerin görüþme konusunda taleplerini kabul etmiyor, sendika yöneticileri belediye binasýndan içeri sokulmuyor. Ýþçiler ise, taleplerinin en baþýna, belediyenin taþeron iþçilerinin de iþ güvencelerinin saðlanmasýný koydular. Grev sýrasýnda çalýþmayarak sýnýf dayanýþmasý gösteren taþeron iþçilerin maðdur olmasýna izin vermeyeceklerini söylediler. Grevin 8. gününde, Kaymakamlýk bünyesinde oluþturulan Ýlçe Grev ve Lokavt Danýþma Kurulu, halk ve diðer kurumlarýn grev nedeniyle biriken çöpleri kaldýrabileceklerine karar verdi; Kurul, grevci iþçilerin belediye önünde bekletilmesine de izin vermeyeceklerini açýkladý. Genel Ýþ Sendikasý da Grev ve Lokavt Danýþma Kurulu’nun hiçbir yasal zemininin bulunmadýðýný belirterek, yürütmenin durdurulmasý için dava açtý.
96. Sayý / 4 - 18 Temmuz 2007