s097

Page 1



Yeni Evrede

Baþyazý

Mücadele Birliði

peryalizmin jandarmasý rolünü oynamayacak, emperyalizm ve irticaya karþý dövüþe devam edecek” ve emekçiler için demokratik reform gerçekleþtirecek hükümet ve partileri destekleme arzusunu ifade etmesi asýl olarak o dönem Kemalist iktidarýn neleri yapmadýðýný açýkça gösteriyor. Kemalist iktidar emperyalistlerle iþbirliði içinde olduðundan anti-emperyalist olmadý. Komintern’in açýklamasý yayýmlandýðýnda Cumhuriyetin ilaný ve Lozan Antlaþmasý gerçekleþmemiþti. Kurtuluþ savaþý döneminde emperyalizmle iþbirliði halindeydiler. Sadece iþgale karþý bir savaþ yürütüldü. Sýk sýk irtica karþýtlýðýný ifade ederler. Gericiliðe karþý tepkileri devlet denetimine almak, egemenlik için kendi iç çatýþmalarýnda kullanmak amacýyla laiklik kullanýldý. Ayrýca çaðýn zorunlu kýldýðý bazý deðiþimlere uyum ötesinde iþlevi olmadý. M.Kemal’in aktarýlan sözündeki gibi dini inançlarý kendileri için bir güvence gördüler. Cumhuriyetin baþýndan beri dini hep destekleyip kontrollü olarak devam ettirdiler. Emperyalizmin jandarmalýðýna daha baþtan soyunan Kemalist iktidar bunu çok ileri düzeyde gerçekleþtirdi. Demokratik reformlara gelince, tam tersine faþist Ýtalyan yasalarý örnek alýndý. Kürt halkýnýn inkarý ve ilhak baþlatýldý. Emekçiler ve komünistlere yönelik en aðýr baskýlar uygulandý. Kemalist iktidarýn temelini oluþturan anti-komünizm ve þovenizm oldu. Baþtan bugüne kadar bu temeller üzerinde durmaya devam ediyor. 1920’li ve 30’lu yýllarda komünistlere ve Kürt halkýna yönelik gerçekleþtirilen baskýlar, iþkenceler, tutuklamalar ve katliamlar bu temelin nasýl olduðunu da gösteriyor. 1930’lu ve ’40’lý yýllarda Alman faþizmiyle olan sýký iliþkileri yine Kemalist iktidarýn gerici niteliðinin bir göstergesiydi. 1971 ve ’80 darbeleriyle Kemalist iktidarýn sürdüðü devletin faþistleþtirilmesi yine gerici þoven ideolojiyle gerçekleþti. ’90’lý yýllarda yükselen iç savaþ sürecinde gerçekleþen katliamlar yine ayný anti-komünist ve þovenist anlayýþla gerçekleþtirildi. Faþist katliamlarýn tamamýnýn devletin yönlendirmesiyle ya da örgütlemesiyle yapýldýðý biliniyor. 1970’li yýllardan baþlayýp bugünlerde de devam eden cinayet ve katliamlar faþizm tarafýndan sürdürülüyor. 1920’lerden bugüne kadar devlet Kemalistlerin iktidarýnda devam etti. Burjuvazi Kemalist düþüncelerle iktidarýný sürdürdü. 1971 faþist darbesiyle faþistleþen devlet yine Kemalistlerin iktidarýndaydý, bu ’80 darbesinden sonra da, günümüzde de devam ediyor. Yüzbinleri sokaða döken Kemalistlerin amacý ne? Ýlk olarak þunu belirtelim, bugüne kadar Türk burjuvazisi kitlelerin sokaða çýkmasýndan hep büyük korku duymuþtur. Emekçilere yönelik ’77 1 Mayýs katliamý, ’96 1Mayýs’ýnda üç devrimcinin katledilmesi, 15-16 Haziran 1970 ayaklanmasýnda yaþananlar, 1991’de Zonguldak maden iþçilerinin Ankara yürüyüþü karþýsýndaki saldýrýlar, 30 yýldýr emekçilerin Taksim’de 1 Mayýs’larda güçlerini toplamasýnýn engellenmesi gibi birçok örnek burjuvazinin bu korkusunun ifadesi oldu. 2007 1 Mayýs’ý ayrýca burjuvazinin emekçi kitlelerin sokakta gücünü göstermesi 1 Mayýs’ta 1 Mayýs Taksim Alaný’nda devrimci eylemlerle ortaya koymasýndan ne kadar korktuðunun da göstergesi oldu. Cumhuriyet mitinglerinde yüz binlerin sokaða dökülmesinde emekçilerden küçük burjuvalara, orta burjuva tabakaya kadar deðiþik sýnýfsal konumdakilerin katýlmasý burjuvazinin sýnýf mücadelesini engelleneme anlayýþýnýn ürünüdür. Bu mitinglerin nedenlerine gelince bir yandan burjuva sýnýf içerisindeki çatýþma olduðu bir gerçek. Diðer yandan ise içinde bulunduðumuz yeni evrede sýnýflar mücadelesinin ve çatýþmasýnýn proleter iç sa-

BURJUVAZÝNÝN ÇÖKÜÞÜ BÜTÜN ALANLARDA urjuvazi egemenliðini sürdürürken, sömürüyü sürdürürken emekçileri ideolojik olarak da egemenlik altýnda tutmaya çalýþýr. Bunun için de toplumun sýnýflara ayrýlmýþ olduðu gerçeðini gizlemeye, reddetmeye çalýþýr. Teorik ve bilimsel olarak sýnýflarýn olduðunu reddetmek bir yana sýnýflar mücadelesinin varlýðýný bile burjuva devrimler çaðýnda burjuva aydýnlar açýklamýþlardýr. Ancak emekçilerin sömürülmesi ve yönetilmesi için burjuva sýnýf, sýnýflarýn varlýðýný sürekli olarak gizleme çabasý içinde olur. Bu gizleme yaþamýn nesnelliðine tam karþýtlýk oluþturduðu için burjuvazinin ideolojik propagandasý olmasý dýþýnda bir anlamý yok. Sýnýflar oldukça sýnýflar mücadelesi engellenemez. Her kapitalist ülke burjuvazisi burjuva ideolojisini kendi ulusal özelliklerine, ulusal motif ve renklerine büründürüp bunun ulusal bir ideoloji olduðunu söyler. Oysa tüm kapitalist ülkelerde burjuva ideolojisi belirli temel nitelikleri taþýr. Kemalistlerin kullandýðý ideoloji de bir burjuva ideolojisi olarak burjuva egemenliði sürdürmek üzere kuruldu. Ancak bunu ulusal biçimlerle þekillendirip ulusun tek bir bütün olduðu ve sýnýflarýn olmadýðý vurgusu yapýldý. Kemalist iktidarýn ilk kuruluþ döneminde yaþananlar niteliði de gösteriyor. M.Kemal’in konuþmalarýnda da bu açýkça görülüyor. “Gizli komünist teþkilatýný her suretle tevkif ve (...) etmek mecburiyetindeyiz.” “Ne yapsalar nafile(...) Türk milleti sosyal bünyesine ve kuvvetli inançlarýna katiyen uymayan komünizmi hiçbir vakit benimseyemez.” Bu sözler öylesine söylenmiþ sözler deðil. Kemalist iktidarýn anti-komünist bir iktidar olduðunun ifadesidir. Bu elbette sadece konuþmalarla sýnýrlý deðil. Bakü’de toplanmýþ olan Komintern kongresinden dönmekte olan Türkiye Komünist Partisi’nin kurucularý, yöneticileri ve kadrolarýndan oluþan 15 komünistin Trabzon’da saldýrýya uðramasý ve sonra denizde katledilmeleri Kemalistlerin gerçek yüzünü gösteren olaylarýn baþýnda geliyor. Bu katliamdan sonra komünistlere karþý iþlenen cinayetler, baskýlar, iþkenceler, tutuklamalar hep devam etti, günümüzde de devam ediyor. Kemalist iktidarýn komünistleri katletmesi nedeniyle 1922’de toplanan Komintern’in 4. Kongresi Türkiye’nin Komünistlerine ve Çalýþan Halkýna çaðrý yayýnlýyor. “Emperyalizmle uyuþmaya hazýrlýk olarak milliyetçi hükümet, sizin gerçek temsilcilerinizi yok etmek ve onlarý dýþarýdaki dostlarýndan ayýrmak istemektedir. Komünist Enternasyonal’in 4. Kongresi bu barbarca hareketi protesto eder ve emperyalizmin jandarmasý rolünü oynamayacak, emperyalizm ve irticaya karþý dövüþe devam edecek ve Türk kitlelerinin reformlarý gerçekleþtirecek herhangi bir hükümet veya siyasi partiyi desteklemek arzusunda olduðunu resmen ilan etmeyi kendisine vazife sayar. Unutmayýn ki yoldaþlar, zindanýn karanlýðý devrimin güneþini asla söndüremez.” Komintern’in çaðrýsýnda “Milliyetçi hükümet”e karþý, “em-

B

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

3


Yeni Evrede

Baþyazý

Mücadele Birliði

vaþa dönüþmesi nedeniyle Türk burjuvazisinin karþý karþýya oldu- ama tarihin gidiþini geriye döndürmek mümkün olmayacaðý için ðu durumdur. Kemalist düþüncenin anti-komünizm ve þovenizm baþarýsýz oldu. Bugün de ulusalcýlýk söylemiyle, cumhuriyet mitemeli üzerinde yükseldiðini belirtmiþtik. Bunlardan þovenizm; tingleri düzenleyerek sokaða çýkýlmasý sonuç vermeyecektir. Bu Kürt halkýnýn inkarý asimilasyonu, Ermeni düþmanlýðý, Arap ve mitinglerin burjuvazinin çýkarlarýna hizmet ettiði anlaþýlýnca eYunan halklarýna düþmanlýk, yabancý düþmanlýðýydý. Ekonomik mekçiler bunlardan uzaklaþacaklardýr. Ankara’daki mitinglerine geliþmenin uluslararasý iliþkileri güçlendirmesiyle giriþilen ekono- emekçi yýðýnlar daha baþtan doðru teþhis koyup cuntacýlara destek mik iliþkiler, turizm vs. sonucu Arap ve Yunan düþmanlýðý, yaban- mitingine katýlmadýlar. Ýstanbul mitingi gündeme geldiðinde sencý düþmanlýðý artýk eskisi gibi körüklenemez oldu. Bu hem ekono- dikal hareket üzerinden politik çevirmenin uygulamasý gündeme mik olarak Türk burjuvazisinin çýkarlarýna etki ediyor, hem de ile- geldi. Sendikacýlar “hem þeriata hem darbeye karþý” sloganýyla etiþim alanýndaki geliþmeler sonucu sürdürülemez hale geliyor. Er- mekçi yýðýnlarý bu oyuna katmaya çalýþsa da istediði sonucu alameni düþmanlýðýnýn ise Hrant Dink’in cenazesine katýlan yüz bin- madý. Þimdi burjuvazi geçmiþte dincilere, milliyetçilere yaptýrdýðýný lerin çýkýþýyla emekçiler içinde artýk tutmayacaðý biliniyor. Kürt halkýnýn yok sayýlmasýna gelince, yaný baþýmýzda fiilen kurulmak- Kemalist söylemlerle harekete geçirdiklerine yaptýrmayý deniyor. ta olan bir Kürt devleti varken “Kürtler yoktur, hepimiz Türk’üz” Bu geçmiþte de yaþandý. 1940’lý yýllarda Tan gazetesi baskýný ve söylemleri artýk ilkokul çocuklarý nezdinde bile inandýrýcýlýðýný yi- diðer gerici saldýrýlarda yaþandý. Son yýllarda üniversitelerde devtirmeye baþlýyor. Kaldý ki Kürt halkýnýn son 20 yýldýr yükselmiþ o- rimcilere karþý Kemalist olduðunu söyleyen ajan ve uþaklar taralan özgürlük mücadelesi kendini Kürt halký olarak fiilen kabul et- fýndan saldýrýlar baþlatýldý. Önümüzdeki süreçte burjuvazi dincilik, tirdi. Teknolojik geliþmeler sonucu bilgiye eriþimin çok kolay ol- milliyetçilik söylemleri yanýnda Kemalist söylemlerle sokaða çýmasý nedeniyle de okullarda verilen Kemalist eðitimin etkisi aza- karacaðý faþistleri de emekçilerin karþýsýna çýkarma yönünde adýmlar atýyor. “Rejim tehlikede” sözü kýsa vadede burjuva sýnýfýn lacaktýr. Kemalist düþüncenin þovenist ayaðý çökmüþ durumda. Diðer iç çatýþmasýnda kullanýlsa da uzun vadede burjuva sýnýfýn emekçitemel dayanaðý olan anti-komünizm ise Kemalistlerin baþtan beri lere karþý saldýrýlarýnýn parolasý olacak. Bu sefer sokaklarda rejim bütün gericilerle ortaklaþtýðý bir temel oldu, olmaya devam ediyor. savunuculuðu için Kemalist söylemi kullananlarýn emekçilere salBugün Kemalistlerin sokaða çýkmasýnda temel etkenlerden biri dýrýlarda görülmesi þaþýrtýcý olmayacak. Kemalistlerin sokaða sürülmesi ve Kemalistlerin yönlendiryeni evrede kapitalizmin yaþadýðý yýkýmdýr. Burjuvazi bugüne kadar ideolojisini Kemalist anlayýþla ifade ederken kimi zaman mil- mesiyle yüz binlerin sokaða çýkmasýnýn sýnýflar mücadelesi içeriliyetçiliði kimi zaman dinciliði fiili olarak öne çýkardý. Milliyetçi- sinde etkileri silinecektir. Gericiliðe karþý tepkisini ortaya koymak lik ve dinci gericilik faþizmin emekçilere karþý saldýrýlarýnda, Kürt için Kemalistlerin yanýnda olanlarýn burjuva gericilikten kopmasý halkýna karþý saldýrýlarýnda kullanýldý. Kimi zaman katliamlarda, için fazla zamana gerek yok. Devrimcilerin ilkeli politikalarý gerikimi zaman devrimcilerin ve aydýnlarýn katledilmesinde kullanýl- ciliðe karþý mücadelenin devrimci mücadele olduðunu kabul ettidý. Bazen tetikçilik yaptýrýlarak, bazen emekçiler üzerinde baský rir. Diðer sonuç ise emekçilerin burjuva sýnýfa karþý mücadelesinin burjuva egemenlik aygýtý devlete kurmak için kullanýldý. Bugüne karþý mücadele olarak daha açýk kadar dinciliðin ve milliyetçiliKemalist düþüncenin anti-komünizm ve bir hedefe yönelmesi olacaktýr. ðin devamlý olarak burjuvazinin Devletin temel kurumlarýnýn Kefaþist saldýrýlarýnda kullanýlmýþ þovenizm temeli üzerinde yükseldiðini malist düþünceyi temsil ediyor olmasý ve buna raðmen TC’nin belirtmiþtik. Bunlardan þovenizm; Kürt olmasý burjuvazinin Kemalistletarihindeki en büyük rejim tehhalkýnýn inkarý asimilasyonu, Ermeni ri sokaða sürmesi sonrasýnda edidiyle karþý karþýya kalmasýnýn düþmanlýðý, Arap ve Yunan halklarýna mekçilerin mücadelesinin Kesonucu olarak Kemalistlerin somalistlere karþýtlýðý devlet kukaða sürülmesi sermaye sýnýfý idüþmanlýk, yabancý düþmanlýðýydý. rumlarýyla daha açýk bir karþýtlýk çin zorunluluk oldu. Ne dinci Ekonomik geliþmenin uluslararasý iliþkileri oluþturacaktýr. gericilik, ne de milliyetçilik bugüçlendirmesiyle giriþilen ekonomik iliþkiler, Kemalizme yönelik burjuva gün burjuva sýnýfýn iktidarýný korumak için yeterince iþleve turizm vs. sonucu Arap ve Yunan düþmanlýðý, cepheden gelen kimi eleþtiriler ise, burjuva sýnýfýn iç çatýþmasýsahip deðil. Kemalistlerin bu yabancý düþmanlýðý artýk eskisi gibi nýn yanýnda burjuvazinin ideoloanlamýyla sokaða çýkmasý yeni körüklenemez oldu. Bu hem ekonomik jik çýkýþsýzlýðýna yol arama çabaevrede kapitalizmin yaþadýðý yýolarak Türk burjuvazisinin çýkarlarýna etki sýdýr. Kemalist düþüncenin çökükýmýn boyutlarýnýn sonucu olarak burjuvazinin egemenliðini ediyor, hem de iletiþim alanýndaki geliþmeler þü burjuva ideolojisinin çöküþü olacak Kemalist düþünceyi yýkakoruma çabasýdýr. Bu burjuvazisonucu sürdürülemez hale geliyor. Ermeni nin son mermisini namluya sürdüþmanlýðýnýn ise Hrant Dink’in cenazesine cak olan proletaryanýn devrimci mücadelesi burjuva sýnýfýn egemesidir. Altý okun oklarýnýn tek katýlan yüz binlerin çýkýþýyla emekçiler içinde menliðini de tarihin çöplüðüne tek iþlevsizleþmesi nedeniyle ideolojiyi oluþturan aðacýn dalý artýk tutmayacaðý biliniyor. Kürt halkýnýn yok atacak. Proletarya zaferini kazasayýlmasýna gelince, yaný baþýmýzda fiilen nacak. kalmadýðý için köküyle ortaya “Unutmayýn ki yoldaþlar, sürmesidir. Ama bunun da kuru kurulmakta olan bir Kürt devleti varken zindanýn karanlýðý devrimin güsýký olduðunu biliyoruz. Kema“Kürtler yoktur, hepimiz Türk’üz” söylemleri neþini asla söndüremez.” list iktidar daha ilk baþtan uluartýk ilkokul çocuklarý nezdinde bile salcýlýk söylemiyle sýnýf mücainandýrýcýlýðýný yitirmeye baþlýyor. delesinin önüne geçmeye çalýþtý C.DAÐLI

4

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007


Yeni Evrede

Eleþtiri

Mücadele Birliði

EN DEVRÝMCÝ DÜÞÜNCE BÝÇÝMÝNE RAÐMEN ILIMLI ÇÝZGÝ ÝZLEYENLER Devrimci iþçi sýnýfý hareketi ve bilimsel sosyalizm, çaðýmýzýn öylesine etkin ve sürükleyici bir gücü haline geldi ki,burjuva entelektüelleri etkilediði gibi, küçük burjuva hareketi daha kitlesel ve derinden etkiledi. Bu etki, kapitalizm ve sanayinin geliþimiyle birlikte, iþçi sýnýfýnýn nicel olarak büyümesi ve nitel yönden geliþimi ile yükseliþinden ileri geliyor. Ýþçi sýnýfýnýn, insanlýðýn geleceðini belirleyen bir sýnýf olduðu pratik olarak açýða çýkmýþtýr. Kapitalizmin baský altýna aldýðý, ezdiði tüm sýnýflarýn baský ve sömürüden kurtulmalarý için iþçi sýnýfýný izlemeleri bir zorunluluk olmuþtur. Küçük burjuvazinin içinden gelip iþçi sýnýfý hareketinden, sosyalizmden büyük ölçüde etkilenen unsurlarýn, marksizmin devrimci özünü, onun diyalektik yöntemini özümsedikleri, içselleþtirdikleri anlamýna gelmiyor her zaman. Devrimci bir dünya görüþüne, marksizme dayanan, elinde insanlýðýn en geliþmiþ ve en yüksek düþünce biçimi olmasýna karþýn çeþitli komünist partilerin, sosyalist partilerin ve sosyalist çevrelerin ýlýmlý, uzlaþmacý politik sonuçlara ulaþmalarý nasýl açýklanabilir? Bu durum ancak bu hareketlerin küçük burjuvaziye ya da küçük burjuva düþünce biçimini aþamamýþ iþçilere dayanmalarýndan kaynaklanýyor. Küçük burjuvalar gibi düþünmek için doðrudan küçük burjuva olmak gerekmiyor; onun hareket biçimine baðlanmak yetiyor. Buradan da anlaþýlacaðý gibi sorun, hangi sýnýfýn toplumsal (sýnýfsal) konumundan hareket edildiðidir. Proletaryanýn devrimci sýnýf konumundan hareket edilmedikçe, elinde diyalektik gibi devrimci bir düþünce yöntemi olmasýna raðmen, buna aykýrý biçimde pratik sonuçlara varýlabiliyor. Hegel’in elinde diyalektik yöntem vardý, ama politikada ýlýmlý bir çizgi izledi. Alman küçük burjuvazisinin toplumsal konumuna baðlanmýþtý çünkü. Politikada ýlýmlý çizgi izleyen komünist, sosyalist partilerin, proletaryanýn devrimci sýnýf konumuna baðlanmayýp, küçük burjuvazinin ve burjuvazinin sýnýf konumlarýna baðlandýklarý için ellerinin altýnda devrimci düþünce yöntemi, bilimsel dünya görüþü marksizmin olmasý bu durumlarýný deðiþtirmiyor. Bu gerçeði öðrendikten sonra bir komünist partisi nasýl olur da devrimci bir politika izlemeyip ýlýmlý bir politika izliyor diye þaþmamak gerekir. Daha çok ileri kapitalist ülkelerde, ama genel olarak kapitalizmin egemen olduðu her yerde, emekçi sýnýflar içinde olup, küçük burjuva konuma uygun yaþayan ve davranan emekçiler var. Bunun yanýnda toplumsal iþ bölümünün getirdiði avantajlarý kullanan küçük burjuva konumlu aydýnlar toplumda belirli bir sayý oluþturuyor. Ama bu gruplar, sermayenin baskýsý altýnda olduklarý ve ezildikleri için, sisteme karþý eleþtirel bir tutum alýrlar. Durumlarý nedeniyle sosyalist ve komünist partilerde toplanýrlar, ýlýmlý bakýþ açýlarýný ve davranýþlarýný da birlikte getirirler. Marksizm-Leninizmin özünü deðil, lafzýný benimserler. Bu nedenle marksizmin devrimci özünü, diyalektiði bir kenara býrakýp ýlýmlý bir çizgide ilerlemeyi konumlarýna daha uygun sayarlar. Zaten bu tipte ýlýmlý komünist partiler kurulu düzenle öylesine iç içe geçmiþler ki, kapitalist sýnýfýn egemenliðine karþý devrimci bir politika izleyecek durumlarý da kalmamýþtýr. Tamamen statükocu, konformist ve ýlýmlý bir çizgi izliyorlar. Bunlarýn bir bölümü kaçýnýlmaz olarak yýkýldý, kalanlarda kaçýnýlmaz olarak çözülüp gideceklerdir. Proletaryanýn devrimci mücadelesi bunlarýn dýþýnda geliþmiþtir ve geliþecektir. Proleter bilimsel sosyalizm iþçi sýnýfýnýn dünya görüþüdür ve yalnýzca bu devrimci sýnýf tarafýndan sahiplenilir. Türkiye ve Kürdistan küçük burjuva sol hareketi sosyalizmden çok derinden etkilendi. Laf düzeyinde de olsa sosyalizmi esas olarak kendilerinin temsil ettiklerini ileri sürebildiler. Evet, laf düzeyinde sosyalizmi savunuyorlar; Ama asýl sorun olan politika ve pratiðe gelince, gerçek

toplumsal (sýnýfsal) özleri olan küçük burjuvalara uygun ýlýmlý, uzlaþmacý bir çizgi izledikleri her adýmda anlaþýlýyor. Sosyalist mücadeleye yeni katýlan bir insan soruyor: Marksizmi-leninizmi benimsediðini söyleyen bir hareket nasýl olur da teoriyi somut koþullara uygularken devrimci teoriye aykýrý biçimde ýlýmlý, uzlaþmacý olabiliyor? Bunun yanýtý açýktýr: Sosyalizm sadece bilimsel sosyalizm deðil, ayný zamanda proleter sosyalizmdir. Yani sosyalizm proletaryanýn devrimci sýnýf konumuna dayandýrýlmazsa adýna layýk olmaz. Marksizmin bilimsel çalýþmalarýný burjuvazi de kabul etmeye hazýrdýr. Ama, sosyalizmin proleter devrimci yönünü ise her seferinde “aþýrý” olarak mahkum etmeye çabalar. Küçük burjuva sol harekette marksizmi benimsediðini ilan eder. Ancak uygulamalarý ve tüm hareket þekli buna aykýrýdýr. Mesele marksizmin devrimci teorisini söz düzeyinde kabul etmek deðil, tüm pratikte, günlük çalýþmada, propaganda ve ajitasyonda sonuna kadar marksizme baðlý kalmaktýr. Yalnýzca proletarya sonuna kadar gidebilen devrimci bir sýnýftýr. Ýnsanlýðýn en devrimci düþünce yöntemi sonuna dek tutarlý devrimci olan proletarya tarafýndan yaþama geçirilir. Yalnýzca proletarya bu en devrimci düþünce yöntemine dayanýr, devrimci biçimde düþünür ve devrimci biçimde hareket eder. Küçük burjuva sol hareket, bilimsel ve devrimci bir dünya görüþüne dayanmadan, en azýndan kendisini düþünsel planda sosyalizmle iliþkilendirmeden emekçi kitleler üzerinde etkili olamayacaðýný bilir. Çünkü sosyalizm emekçi kitleler içerisinde derinlemesine nüfuz etmiþtir, maddi bir güce dönüþmüþtür. Bu nedenle küçük burjuva sol hareket laf düzeyinde de olsa sosyalist, komünist olduklarýný söylemeden kendilerini kitlelere anlatamaz ve kabul ettiremezler. Yani sosyalist olma iddialarý gereði böyle davranmalarý gerekiyor. Ama onlarýn ellerinde en devrimci dünya görüþü, en devrimci teori, en devrimci düþünce yöntemi bile devrimci özüne aykýrý olarak içi boþaltýlmýþ, burjuvazinin kabul edebileceði sýnýrlara çekilmiþ ve en ýlýmlý hale sokulmuþtur. Onlara göre Marx, Engels, Lenin birer komünist devrimci deðil, birer ýlýmlý liberallerdir adeta. Ilýmlý sol hareketin küçük burjuva özlerini açýða çýkaran sýnýf mücadelesidir, sýnýf mücadelesinin geliþimidir. Sýnýf mücadelesi þiddetlendikçe, onu sonuna kadar götürmek gerektiði anlaþýldýkça, lafta devrimci ama pratikte ýlýmlý çizgi izleyenlerin gerçek durumlarý apaçýk ortaya çýkar. Küçük burjuva sol hareket ne zaman iþçi sýnýfýný savunmaya soyunsa, iþçi sýnýfýnýn çýkarlarýný kendi kýstaslarýna göre ele alýr. Emekçi sýnýfýn istemlerini kendi stiliyle ortaya koyar. Ýþçi sýnýfýnýn istemlerine ve mücadelesine bakýþýnýn gidebildiði en ileri nokta “halkçý” bakýþ açýsýdýr. Sýnýf mücadelesinin her sorununa “halkçý” bakýþ açýsýyla yaklaþýr. Oysaki gerçekte, halkýn sorunlarý ve durumu ancak iþçi sýnýfýnýn sýnýf bakýþ açýsýyla açýklanabilir. “Halkçý” bakýþ açýsý hiçbir þekilde proletaryanýn sýnýf bakýþ açýsýna varmaz. Elinin altýnda en devrimci düþünce yöntemi hazýr olsa da onun bakýþ açýsý deðiþmez. O kendi toplumsal konumunu ve düþünce tarzýný terk etmedikçe daha ileriye, gerçek anlamda bilimsel bir bakýþ açýsýna ulaþamaz. Ýþçi sýnýfýnýn kapitalizm karþýsýndaki rolü, yýkýcý ve devrimcidir. Kendi kurtuluþunu ancak bu yoldan gerçekleþtirebilir. Ama reformist ve oportünist görüþ açýsýndan iþçi sýnýfýnýn rolü ýlýmlý, uzlaþmacý, sistemin sýnýrlarýný aþmayan bir roldür. Oysaki iþçi sýnýfý kendisine yabancýlaþmýþ olan kapitalist üretimin tüm koþullarýyla karþýtlýk halindedir. Ancak bu koþullarý kendi ortak denetimine alýrsa kurtulmuþ sayýlýr. Ýþçi sýnýfý kendi koþullarýný deðiþtirmeden kurtulamaz. Kapitalizmi yýkmadan da kendi koþullarýný deðiþtiremez. Bu nedenle iþçi sýnýfý kurtuluþu için yýkýcý devrimci bir çizgi izler. Ve bitirirken Che’den bir söz: “‘Ilýmlýlýk’ da sömürgecilik ajanlarýnýn kullanmayý sevdiði kelimelerden biridir. Korkanlar ya da her hangi bir biçimde ihanet etmeyi düþünenler hep ýlýmlýdýr. Halk ise kesinlikle, hiçbir zaman ýlýmlý deðildir.”

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

5


Yeni Evrede

Dünya Ekonomisi

Mücadele Birliði

Yeni moda þu: küreselleþmenin sonunun geldiðini itiraf etmek. Kimi zaman imalar ve kaçamak laflarla, kimi zaman da açýk ve dobra sözlerle; dünyanýn önde gelen gazete yazarlarý, editörleri, banka yöneticileri ve akademisyenler, ayný itirafý yineleyip duruyorlar. Kapitalist küreselleþmenin teknokrat aygýtý IMF, serbest ticaretin aðýr tahribatlarýný masaya yatýran bu tartýþmalara atýfta bulunarak, “dünyada ciddi bir korumacýlýk tehlikesi var” ikazýnda bulundu. Bazý devletler, kendi ekonomik varlýklarýný korumak amacýyla, tümüyle serbest olmasý gerektiðine inanýlan piyasalara müdahale etmeye baþlamýþlardý ve bu eðilim her geçen yýl daha da güçleniyordu. Elbette, “küreselleþme” denen olgunun, tümüyle devlet müdahalesinden baðýmsýz ve tümüyle serbest piyasalar aracýlýðýyla gerçekleþtiði, kocaman bir yalandý. Dünyanýn en büyük 500 tekeli, dünya ticaretinin %70’ini ve en büyük 10 bankanýn, kredi ve finans piyasalarýnýn %80’ini kontrol ettiði bir dünyayý, “serbest piyasalar dünyasý” olarak ifade etmek ne denli akýl dýþýysa, bu tekellerin devlet otoritesinin dýþýnda bulunduðunu söylemek de o denli akýl dýþýdýr. Devletlerle tekellerin iç içeliðini ve ortaya çýkan bu bileþik gücün, günümüz küreselleþmesini nasýl yönettiðini, azgýnlýðý ve gericiliðiyle tekeller dünyasýnda “saygýn” bir yer edinen Thomas Friedman þöyle dile getiriyordu: “Mc Donell Douglas’ýn ürettiði F-16’lar olmadan, Mc Donalds, dünyanýn hiçbir yerinde hamburger satamaz” Gerçekte “küreselleþme”, devlet-tekel bütünleþmesinin üzerinde yükselmektedir. Öyleyse, IMF’nin zoru ne? Neden devletlerin “piyasalara” müdahalelerini bir tehlike olarak deðerlendiriyor? Yükselen korumacýlýk eðilimlerini, süre giden “küreselleþmenin sonuna gelindi” tartýþmalarýyla beraber deðerlendirirsek, IMF’nin neden, at sineðinin gadrine uðramýþ bir uyuz eþek gibi tepindiðini daha iyi anlarýz. “Dehþet Dengesi”nin Sacayaklarý Çöküyor Tartýþma yeni deðil. Küreselleþme denen olgunun bütün dünyayý hýzla bir felakete doðru sürüklediðini çok uzun zamandýr dile getirenler var. Son yýllarda, özellikle finans piyasalarýnýn iyice kontrolden çýkýp balon gibi þiþmesiyle ortaya çýkacak patlama þiddetinin dünyayý alt üst edeceðini söylemek, artýk özel bir marifet sayýlmýyor. “Küreselleþme” adýyla formüle edilen ve baðýmlý ülkelerin ticari mal ve finansal fonlarla tam iþgal altýna alýndýðý son 25 yýl boyunca, emperyalist sermayenin karlarý her yýl yeni bir rekor kýrdý. Kar çýlgýnlýðý bu egemen sermaye güçlerini çok daha riskli ve spekülatif faaliyetlere yönlendirdi ve bunun sonucunda emperyalist-kapitalist ekonomi dünyasýnda bir “dehþet dengesi” oluþtu. Buraya kadarý, herkesin hemfikir olduðu konulardýr. Ama asýl tartýþma, bütün bu dehþet ortamýnýn, patlamalarýn, özcesi, küreselleþmenin sonunu ilan edecek olan bu bir dizi tarihi olayýn, dünyayý nasýl bir geleceðe

doðru taþýdýðýdýr. Sosyal-reformistler ve Ergin Yýldýzoðlu gibi sosyal-þovenler, güçlenen korumacýlýk eðilimlerini, avuçlarýný patlatýrcasýna alkýþlýyorlar. Onlara göre, nihayet, “ulusal burjuvazi”, ulus-devleti korumaya alacak, sihirli kalkýnma reçeteleriyle tüm uluslar, elbette kapitalist üretim temelinde, mutlu mesut yaþamaya devam edecek. Proletaryanýn devrimci partisi ise, küreselleþme denen olgunun yarattýðý yeni güç ve olanaklarla, yepyeni ve sosyalist bir dünyanýn kurulmakta olduðunu, bu tarihi dönemecin en önemli duraðýnýn, emperyalist sistemin çöküþü olduðunu dile getiriyor. Güçlenen “korumacýlýk” tartýþmalarýna, dünyayý saran emperyalist-kapitalist kabuðun parçalanmasý gözüyle bakabiliriz. Ve bu parçalanma süreci, en tepede baþladý bile. Bilindiði gibi, emperyalist sermaye, bütün dünyayý kendi pazarlarýna ve kaynaklarýna baðýmlý hale getirirken, þu üç uluslararasý kurumu ön plana çýkartmýþtý: IMF, Dünya Bankasý ve Dünya Ticaret Örgütü. IMF, tüm baðýmlý ülkelerin mali aygýtlarýný ve devlet bütçelerini, finans-sermayesinin güdümüne sokmakta kullanýldý. DB, bu ülkelerin hangi malý üreteceði ve hangi üretim alanlarýndan çýkacaðýný kararlaþtýrdý. DTÖ ise, bu baðýmlý ekonomilerin dünya piyasalarýna hangi mallarý, hangi fiyatlardan ve ne kadar sunacaðýna karar veren mekanizma oldu. Küreselleþme denen yeni baðýmlýlýk iliþkileri ve buna dayalý sermaye birikimi, ortaya bir “dehþet dengesi” çýkartýp sýkýþtýkça, dehþet dengesinin bu sacayaklarý, en hýzlý yýpranan kurumlar oldular. IMF, girdiði ülkelerde arkasýnda öyle büyük bir enkaz býrakýyordu ki, artýk yeni “müþteriler” bulamaz olmuþtu. Ve sonunda, bu yýl yapýlan zengin ülkeler konferansý G-7 zirvesinde, IMF’nin kapýsýna kilit vurulmasý istemi, açýktan dile getirildi. DB, bundan daha iyi durumda deðil. Irak Kasabý þöhretiyle, DB Baþkanlýk koltuðuna oturan Wolfovitz, kepazelik dolu bir istifa süreci yaþayýnca, bu kurumu artýk hiçbir gücün eski otorite ve etkinliðine kovuþturamayacaðýný herkes biliyordu. Sacayaðýnýn üçüncü kurumu DTÖ, her yýl bir öncekinden daha kavgalý geçen zirve toplantýlarýyla, resmen olmasa bile, fiilen darmadaðýn. DTÖ’yü bu acýklý sona taþýyan geliþmeler, 1999 yýlýnda Seattle ayaklanmasýyla baþlamýþtý. ABD’nin Seattle kenti sokaklarýnda toplanan yüzbinler, emperyalist sistemin yoksul ülkeler üzerindeki baskýlarýný protesto ederken, sokaklardan güç alan salondaki yoksul ülke temsilcileri, binbir tehditle önlerine konulan anlaþmalarý imzalamadan DTÖ zirvesini terk etmiþlerdi. O günden bu yana DTÖ, sürekli kan kaybetti. Bu yýl yapýlan toplantýnýn sonu öyle kötüydü ki, DTÖ bir kere daha toplanýp toplanmayacaðýna bile karar veremedi. En tepede bunlar yaþanýrken, biraz daha alt seviyelerdeki görüntü, bundan daha iyi deðildi. Avrupa Birliði, en baþta mali

DÜNYANIN KABUÐU ÇATLARKEN...

6

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007


Yeni Evrede

Dünya Ekonomisi

Mücadele Birliði

ve siyasi mekanizmalarýný birleþtirecek anayasayý, halklara kabul ettirememiþti. AB’yi emperyalist hegemonya yararýna büyük bir mali-siyasi güç olarak çýkartabilecek olan anayasadan umudu kesen Avrupalý emperyalistler, bu yýl topladýklarý zirvede, bir “ortaklýk belgesi”yle iþi kurtarmaya çalýþtýlar. Bu belgenin en önemli maddesi, aslýnda varlýðýyla deðil, yokluðuyla kendinden söz ettirdi. Daha önceki belgelerde altý çizilerek vurgulanan “serbest rekabetçi piyasa taahhüdü”, þimdi buhar olup uçmuþtu. Bu madde ortadan kalkýnca, her ülke kendini, korumacý politikalarla çevreleyebilecekti. Fransa’nýn 4. Napolyon’u Sarkozy; “Rekabet Avrupa’ya birþey kazandýrmadý, korumacýlýk artýk tabu deðil” diyordu. Küreselleþmenin merkezlerinden biri daha, ölümcül yara almýþtý. Benzer durum Amerika kýtalarýnda yaþandý. ABD’nin baskýlarýyla Güney ve Kuzey kýtalarýndaki tüm baðýmlý ülkelere dayatýlan FTAA (Tüm Amerika Serbest Ticareti) anlaþmasý, Latinler’den esen devrim rüzgarýnda, adeta kül oldu. Afrika kýtasýnda ise bambaþka birþey gerçekleþiyordu. Kýtanýn en yoksul ülkeleri, ne IMF, ne DB, nede Londra ve Paris kulüplerinde toplanmýþ bankalara avuç açýyorlar, ama onlarýn yerine, Çin’e yaklaþýyorlardý. Küreselleþme olgusunun, yukarýdan aþaðýya doðru baþlayan bu çözülmesi, ancak onlarca baðýmlý ülkenin üzerine çekirge sürüsü gibi çöreklenerek ayakta duran finans-sermayesinin güzel günlerinin geride kaldýðýný haber veriyor. Ama asýl büyük fýrtýna, þimdilerde þurada burada dile gelen “korumacýlýk” eðiliminin, fiili ve egemen bir politika haline gelmesiyle yaþanacaktýr. Hürriyet ekonomi yazarý Ercan Kumcu’nun deyimiyle bu bir “toplu intihar”dýr. Ya Sonsuz Dehþet Ya Ýntihar Toplu intihar betimlemesi bir abartý deðil. Herkes, bu günkü “dehþet dengesi”nin çok fazla sürdürülemeyeceðini biliyor. Ama, bunun yerini alacak korumacýlýðýn, emperyalist-kapitalist sistemi, bir dünya sistemi haline getiren tüm mekanizmalarý parçalayýp daðýtacaðý da en az bunun kadar biliniyor. Nedenlerini açýklayalým. Küreselleþme denen olgu ile, yalnýzca mali-piyasalar iç içe geçmedi. Hatta bu mali entegrasyon ve baðýmlýlýk, ekonomik entegrasyondan sonra ve bunun üzerinde yükseldi. Günümüz üretim süreçleri, 19. yüzyýlla kýyaslandýðýnda, çok aþamalý ve oldukça karmaþýk bir yapýya sahiptir. Emperyalist ülkeler, baðýmlý ve yoksul ülke ekonomilerini, bu çok aþamalý ve karmaþýk üretim sürecinin parçasý haline getirdiler. Ýþbölümü ve iþbirliði, mali piyasalardan önce, esas olarak bu üretim alanýnda gerçekleþti. Emperyalist sermaye, üretim sürecinin en çok canlý emek gerektiren aþamalarýný baðýmlý ülkelere taþýdýlar. Þu anda ABD’de, bütün parçalarý ülke içinde üretilen tek bir Amerikan araba markasý yoktur. Elektronik, beyaz eþya, bilgi-iletiþim ve hatta demirçelik gibi daha temel sanayi dallarýnda da durum aynýdýr. Bir örnekle durumu açýklayalým: Ev bilgisayarlarýndan torna tezgahlarýna, cep telefonlarýndan en karmaþýk silah sistemlerine kadar yüzlerce farklý alanda kullanýlan mikroçiplerin üretimi neredeyse dünya çapýnda bir iþbölümü ve iþbirliði ile gerçekleþtiriliyor. Mikroçiplerin üretiminde kullanýlan silikat, kobalt,

bakýr gibi hammaddeler; Rusya, Kongo ve Þili gibi deðiþik geliþme aþamasýndaki ülkelerden yola çýkýyor. Ýskoçya’da kurulu dev tesis gibi, dünyadaki birkaç fabrikada bunlar, silikon plaka haline getiriliyor ve üzerine “elektron otoyollarý” döþeniyor. Herhangi bir dijital radyo ya da cep telefonunu açýp görebileceðimiz silikon yongalar üzerinde gezinen ve milimetrenin onda biri ölçülerine sahip bu “elektronik otoyollar”ýn üretimi, yüksek elektronik mimarisine ve son derece geliþmiþ makinelere dayanýr. Üretimin bu aþamasýnýn baðýmlý ülkelerde gerçekleþmesi oldukça zordur. Çünkü henüz iþin içinde yalýn ve canlý emek girmemektedir. Bundan sonra, Ýskoçya’dan yüklenen silikon plaka yüklü gemilerin yanaþacaðý limanlar, baðýmlý ülkelerdedir. Silikon yonga üzerine açýlan “elektron otoyollarý”nýn kesiþme noktalarýna yüzlerce farklý parça yerleþtirme aþamasýna gelinmiþtir. Ve bunun için, ince ve hýzlý parmaklara, gözünü makineden ayýrmayan bir dikkat ve disipline sahip canlý emek-gücüne ihtiyacý vardýr. Tam da bu aþama, emek-gücünü en yoðun kullanýldýðý aþamadýr. Burada uygun parçalar eklenen mikroçipler, þimdi artýk son montaj hattýna doðru, cep telefonlarýna, dijital fotoðraf makinelerine, savaþ uçaklarýna ve karmaþýk silah sistemlerine takýlmak üzere, geliþmiþ ülke limanlarýna seyahat eder. Çok aþamalý ve oldukça karmaþýk hale gelen üretim süreci, verdiðimiz örnekten de izlenebileceði gibi, onlarca farklý ülkeye daðýlmýþ bir iþbölümü yaratýrken; bütün bu iþlerin finansmaný, üretimdeki daðýlmanýn tersine, en büyük bankalar tarafýndan saðlanýr. Bir mikroçipin hammaddeci ülkelerden çýkýp, son montaj hattýna ulaþan yolculuðu boyunca, onu, binlerce hisse-tahvil-bono-poliçe vs, izler. Dünya üzerine bu denli daðýlmýþ bir üretim süreci, kredi-para olmadan gerçekleþemez. Sipariþler, ihracat kontratlarý, liman yükleme belgeleri, sigortalar, alacaklar, döviz gereksinmeleri, hepsi, tüm dünyayý saran finansal araçlarýn üzerinde yükseldiði geniþ temeli oluþturur. Yol boyunca upuzun bir alacak-verecek zinciri meydana gelir. Ýþte, IMF ve Ercan Kumcu gibi yazarlarýn “korumacýlýk toplu intihardýr” sözleriyle dikkat çektikleri tehlike, tam burada ortaya çýkýyor. Korumacýlýk, bu denli yaygýn bir iþbölümü ve iþbirliðine dayanan bir “dünya ölçeðinde toplumsallaþmýþ üretim süreci”nin dibine dinamit koymak demektir. Dahasý, bu üretim süreciyle birlikte, onun üzerinde yükselen ve akýl almaz boyutlarda bir balon oluþturmuþ finansal piyasalarý da havaya uçuracaktýr. Herkesin herkese borç-alacak zinciriyle baðlý olduðu bu piyasalarda patlayan balon, emperyalist-kapitalist sermaye birikim sistemini, 1929 bunalýmýna rahmet okutacak düzeyde bir bunalýma sokar. Ve böyle bir þey gerçekleþtiðinde, sadece baðýmlý ülkelerin yýkým yaþamasý deðil, emperyalist ülkelerin de ayný derecede bir tahribata uðramasý kaçýnýlmaz. Ýþte o zaman, bir sistem olarak emperyalist-kapitalist dünyanýn ortadan kalkýþýna tanýk olacaðýz. Sistem, “korumacýlýk” yoluna giderse, tüm kapitalist ülkeler þunu görecekler: Küreselleþme balonuyla iyice azdýrýlmýþ bir aþýrý-üretim kapasitesi ve içerde emekçilerin yoksulluðu ile çökmüþ bir iç pazar. Nitratla gliserini, bundan daha iyi bir oranda bir araya getirmek, herhalde mümkün olmazdý!

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

7


Yeni Evrede

Tekelcilik

Mücadele Birliði

netilmesi oldu. 2000’li yýllarla birlikte emperyalizm yeni bir evreye vardý. Bu, emperyalist kapitalist sistemin her yönden aþýlmasýnýn, daha ileri bir topluma geçiþin maddi koþullarýnýn olgunlaþmasý demektir. Burada artýk kapitalizm, tekeller sadece tarihsel olarak deðil, pratik olarak da egemenliðini elinden kaçýrmýþtýr, egemen deðildir. Emperyalizmin yeni evresi ile birlikte artýk “kriz yönetimi” de yürümedi, iflas etti. Derinleþen bu yapýsal kriz yalnýz ekonomik bir kriz deðildi. Ayný zamanda politik krizle iç içe oldu ve karþýlýklý olarak biri diðerini etkileyip daha da derinleþtirdi. Bu derin kriz tekelci sermayenin yüzyýl boyunca öyle ya da böyle sürdürdükleri egemenliklerini temellerinden sarstý. Ellerinden kaçýrdýklarý üretici güçleri yeniden egemenlikleri altýna alabilmek, yakalamak umuduyla dünya ölçeðinde emek güçlerine, devrim güçlerine karþý kapsamlý bir saldýrý planladýlar. Bu kapsamlý saldýrýnýn baþlangýç fiþeði olarak da bizzat Amerikan tekelleri ve CIA eliyle 11 Eylül’de “Ýkiz Kuleler” havaya uçuruldu. Egemen olamayan tekelci güçler, egemen olabilmek amacýyla küresel iç savaþa baþvurdu. Bunun sonucu olarak ABD ve bazý baþka emperyalist ülkeler de faþizme baþvurdu. Bu onun bir tercihi deðil, ömrünü biraz daha uzatmak amacýyla son çaresi olarak uygulamaya kondu. Bu gün açýsýndan emperyalist merkezlerde faþizm sonucu ele alýnýrken dikkat edilmesi gereken yanlar var. faþizm sorunu artýk 20. yüzyýlýn ilk yarýsýndaki faþizmlerden önemli farklýlýklar gösterir. Almanya ve Ýtalya örneðindeki gibi bazý Batý Avrupa ülkelerinde faþizm, tabandan baþlayýp “týrmanarak” üst yapýyý, devleti ele geçirdi. Bunun nedeni tarihsel olarak bakýldýðýnda anlaþýlabilir. Serbest rekabetçi kapitalizm döneminden devralýnan burjuva demokrasisi biçimindeki devlet, her ne kadar proletarya üzerinde bir diktatörlük olsa da burjuva sýnýf açýsýndan bir demokrasidir. Bu esas yapýlanmasý nedeniyle, bu devlet, faþizmi uygulamaya elveriþli deðildir. Bu durumda tekelci sermaye, devleti ele geçirmek için tabandan baþlayýp tepeye kadar bütün devlet yapýlanmasýný ele geçirmek ve istedikleri biçimde yeniden yapýlandýrmak durumundaydý. Ýþte Almanya ve Ýtalya’da da

Faþizmin Maddi Alt Yapýsý: TEKELCÝLÝK “Az kaldý dünyayý fethedecekti bu Halklar onun üstesinden geldi Ama sevinmeyin hemen, Çünkü onu doðuran karýn hala verimli Bertold Brecht” 20. yüzyýla doðru serbest rekabet tekele yol verdi. Emperyalizm yüzyýlýn baþýndan itibaren dünya pazarlarýnýn egemen gücü oldu. Ancak bütün bu süreç boyunca her emperyalist ülke, grup, bu pazardan daha fazla pay elde etmek amacýyla her türlü yola baþvurarak, her türlü araçla birbirleriyle rekabetlerini sürdürdüler, birbirleriyle kýyasýya mücadele içinde oldular. 20. yüzyýlýn ilk yarýsýnda ortaya çýkan ciddi ve derin krizler iki kez dünya savaþýna neden oldu. Tekelci sermayenin her bir grubu, dünya pazarlarýndan daha fazla pay alabilmek için birbirlerinin boðazýna sarýldý. Milyonlarca insanýn hayatý pahasýna her emperyalist ülke daha geniþ bir pazarý ele geçirmek, bu pazarlardaki kendi egemenliðini kurmak, pekiþtirmek ve diðer emperyalist ülkelere kendi egemenliðini kabul ettirebilmek için çaba içinde oldu. Ýki büyük savaþ sonrasýndaki süreç de farklý olmadý; irili ufaklý onlarca savaþ... 1917 Ekim Devrimi’yle kapitalist dünya zincirinin ilk halkasý koptu. 1945 ve sonrasýnda ise dünyanýn önemli bir bölümü bu kapitalist dünya pazarýnýn dýþýna çýktý, sosyalizme yöneldi. Sovyetler Birliði’nin daðýlmasýndan sonra emperyalist kapitalist sistem, dünyayý yeniden kapitalist bir pazar haline getirmek üzere hemen harekete geçti, zaferini ilan etti. Fakat tam da bu süreçte yaþananlar bunun ne kadar sahte bir zafer olduðunu açýða çýkardý. Emperyalist kapitalist dünya 20. yüzyýlýn sonuna doðru büyük bir krizin içine yuvarlandý. Bütün dünyayý pençesine alan bu kriz daha öncekiler gibi olmadý. Emperyalizm, zaten 20. yüzyýl boyunca sürekli olarak bir krizle iç içe yaþadý. Bu nedenle, kendi doðasýnýn bir parçasý olan bu krizin þiddetlenen dalgalarýný zaman zaman sarsýlsa da asýl yükü baðýmlý ülkelere yýkarak hafifletmeyi öðrenmiþti. Denebilir ki, emperyalizm, bütün öteki þeylerin yanýnda, kapitalist üretimin doðasýnda var olan yapýsal krizinin de yö-

8

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

bunu yaptý. Bu, elbette faþizmin iþ baþýna gelmesi için geçerli olan tek yol deðil. Doðu Avrupa ülkelerinde yaþanan örnekler, faþizmin iktidara gelmesinin bir baþka yolunu verir. Bulgaristan ve daha sonra Yunanistan ve Türkiye örneklerinde de olduðu gibi, mevcut devlet yapýsý faþizmi uygulayabilecek kadar uygun bir yapýya sahipse, burada faþizmin iþbaþýna gelebilmesi için tabandan baþlayýp týrmanmasýna gerek yoktur. Faþizm, bu örneklerde de görülebileceði gibi yukardan bir darbeyle iþbaþýna geldi. Faþizmin asýl maddi temeli tekelciliktir, tekellerdir. Bu süreçten önce tekeller ekonomik alt yapýda egemen konuma gelmiþlerdi. Bu egemenlik üst yapýda, devlet mekanizmasýnda gerçekleþmemiþti. O dönemde, bu örneklerden açýkça görülebileceði gibi, bu egemenlik, tekellerin devleti ele geçirmesi yoluyla oldu, faþizm biçiminde gerçekleþti. 2. Emperyalist Paylaþým Savaþý’nýn sonunda Almanya, Ýtalya ve müttefikleri yenildiler. Bunun sonucunda bir sistem olarak faþizm yenildi. Faþizmin politik yapýlanmasý daðýtýldý. Ancak tarihin çarký geriye dönmez. Burada faþizm politik yapý olarak daðýtýlsa da burjuva demokratik devletlere geri dönüþ olmadý. Çünkü burjuva demokratik devlet tekel öncesi kapitalizmin devlet yapýlanmasýydý. Adý üstünde, burjuvalar için bile olsa demokratik bir yaný vardý. Oysa tekelcilik her türden demokrasinin inkarý demektir. Bu koþullarda faþizmin daðýlmasý sonrasýnda yeniden biçimlenen Batý Avrupa ülkelerindeki devletler, mali sermaye oligarþisinin siyasi gericiliði temelindeki diktatörlükler oldular. Politik üst yapýda faþizm daðýtýldýðý halde, onun asýl maddi temeli olan tekelcilik hem politik üst yapýda hem de ekonomik alt yapýda egemen oldu. Bu maddi temel nedeniyle emperyalist ülkelerde faþizm, ihtiyaç duyulduðu zaman uygulandý, uygulanýyor. Zaten Avrupa’da neo-faþist hareketler de bu temel üzerinde var oldular. 20. yüzyýlýn ilk yarýsýyla bugün arasýndaki temel fark, yukardan da açýkça anlaþýlacaðý gibi, tekel-devlet bütünleþmesinin gerçekleþmiþ olmasýdýr. Bu durum emperyalist merkezlerde olduðu kadar baðýmlý kapitalist ülkelerde de gerçekleþmiþtir. Devlet, artýk genel olarak burjuvazinin deðil, sadece tekellerin egemenlik ve baský aracý olacak biçimde düzenlenmiþtir. Bu nedenle tekelci sermaye, devlet eliyle, istediði politikalarý yürürlüðe koymakta, uygula-


Yeni Evrede

Tekelcilik

Mücadele Birliði

yabilmektedir. ABD’de “Patriot Act” ya da Fransa’da “Anti-Terör Yasasý” olarak gündeme getirilen faþist yasalar, bunun günümüzdeki en somut örnekleridir. Amerika’da, Avrupa’da ve bütün kapitalist dünyada derin ve yýkýcý bir kriz yýllardan beri hüküm sürüyor. Üstelik bu kriz sadece ekonomik bir kriz de deðil. Ekonomik krizin yanýnda politik kriz de var. tekelci sermaye, ekonomik ve politik krizin var olduðu bu koþullarda, elinden kaçýrdýðý üretici güçleri ekonomik yollarla ve araçlarla yeniden yakalama, egemenliði altýna alma þansýna ve yeteneðine sahip deðil. Bu nedenle, egemenliðini devam ettirebilmenin çaresi olarak ekonomik zorun yanýnda siyasi zora da baþvuruyor. Bu derin ve yýkýcý krizin sermaye sýnýfý açýsýndan ve proleter, emekçi sýnýf açýsýndan farklý etkileri, sonuçlarý var. sermaye açýsýndan kriz, sermaye birikimini, merkezileþme ve yoðunlaþmasýný arttýrýyor, tekeller arasýndaki kýyasýya rekabeti þiddetlendiriyor. Bunun sonuçlarýný bütün dünyada görmek mümkün. Enron gibi dev tekeller çö-

kerken, bir çoðuda acýmasýz koþullarda varlýðýný sürdürebilmek için birleþme yolunu seçti. 20. yüzyýl boyunca dünya petrol piyasasý ”7 bacýlar” olarak bilinen 7 büyük tekelin elindeyken, bugün 5 hatta 4 tekelin elinde. Üstelik Sovyetler Birliði’nin daðýlmasýndan sonra piyasaya giren Rus tekeli Gazprom da bunlarýn dýþýndan gelip piyasaya ortak oldu. Bu durum sadece petrol için geçerli deðil;tarým,bankacýlýk, elektronik, otomotiv vb. bütün sektörlerde, bütün alanlarda bunun örnekleri yaþandý, yaþanýyor. Yani tekeller daha da büyüyerek bu krizden kurtulmaya çabalýyor. Bu amaçla, baðýmlý ülkelerde birikmiþ olan sermayeyi de kendilerine katmak üzere tam ilhak politikalarýný bütün yol ve araçlarla uyguluyorlar. Bunu ekonomik araçlarla gerçekleþtiremediði zaman ordusuyla, askeriyle, iþgalle bunu uygulamaya koyuyor. Kriz, diðer cephede, proletarya ve emekçiler cephesinde de kendi sonuçlarýný doðuruyor. Dünyada yüz milyonlarca insan açlýk ve sefalete sürüklendi; yerlerinden, yurtlarýndan edilip “kaçak göçmen” haline

getirilerek en olumsuz koþullarda, hiçbir güvencesi olmadan boðaz tokluðuna çalýþmak zorunda býrakýldý. Son on yýllýk yoðun tarih sürecinin ortaya koyduðu gerçek; yeryüzünün her yerinde, bütün ülkelerde emekçi sýnýflar sürekli bir ayaklanma içinde. Krizden çýkýþýn her sýnýf açýsýndan yollarý da farklý. Tekelci sermaye kendisi için yolu olarak dünya emek güçlerine karþý bir savaþ baþlattý. 150 yýlýn sert sýnýf savaþlarýyla proletaryanýn elde ettiði ne kadar kazaným varsa, hepsini gaspetmeye yöneldi. Proletarya ve emekçi sýnýflar ise, kendi çýkýþ yollarýný gerçekleþtirmek üzere her yerde ayaklanmalarla, baþka yollarla sýçramalý biçimde sosyalizme doðru ilerlemesini sürdürüyor. Ýnsanlýk, kendi önündeki bu aþýlmaz sanýlan duvarý, kapitalist özel mülkiyeti her yönden aþmak, daha ileri bir toplum olan sýnýfsýz toplumu gerçekleþtirmek üzere harekete geçmiþ durumda. Sermaye sýnýfý, bu ileri yürüyüþü, ne faþizm yoluyla ne de baþka yollarla, yöntemlerle durdurmaya muktedir deðil artýk. Kazanan mutlaka proletarya olacaktýr.

“SÝVAS’IN, ÇORUM’UN KATÝLÝ DÝNCÝ-GERÝCÝLERÝ GAZÝ’DE BARINDIRMAYIZ” Türkiye tekelci kapitalizmi, kendisini bir daha geri dönmemek üzere tarihin çöplüðüne atabilecek bir kriz içinde. Bu, devrimci bir krizdir ve proletarya bundan devrim için yararlanmalýdýr. Fakat burjuvazinin bir çýkýþ yolu olarak gördüðü seçimler, burjuvaziyi kurtaramayacaktýr. Bu tür çabalar, olsa olsa oksijen çadýrýnda yaþayan kapitalizmin oksijen torbasýný biraz þiþirebilir. Ama baþýndaki devrim belasýndan asla kurtulamaz. Burjuvazi, iþçi ve emekçileri her türlü yalan ve ikiyüzlülükle kandýrmaya ve kendine yedeklemeye çalýþýyor. Bizler, Gazi Mahallesi’nden Mücadele Birliði okurlarý olarak, burjuvazinin bu oyununun iþçi ve emekçiler kanmasýn diye çalýþmalarýmýza tüm hýzýmýzla devam ediyoruz. Kýbrýs Caddesi ve Son Durak’ta megafonla ajitasyon yaparak, Mücadele Birliði önlüklerimizi giyip “Seçimleri Boykot Et, Devrim Ýçin Savaþ” bildirilerimizi daðýtýp kuþlamalarýmýzý yaptýk. Ýnsanlarýn ilgisini çeken bildiriler, çevredeki esnaf ve ailelerin olumlu tepkilerine neden oldu. Bildiri daðýtýmýmýzý, otobüs duraklarýnda daðýttýðýmýz bildirilerle bitirdik. Yol kenarlarýnda asýlý olan AKP ve DP’ye ait poster ve benzeri þeyleri indirip, herkesin gözü önünde parçaladýk. Sonra “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði” ve Seçimleri Boykot Et, Devrim Ýçin Savaþ” sloganlarýmýzý attýk. Ara sokaktan ajitasyonlarla devam ederken, iki bina arasýna asýlmýþ bir AKP bayraðý gördük. Hemen iki kiþi binalara çýkýp bayraðýn iplerini kesmeye gittik. Çatýlara çýkan kapýlar kilitlenmiþti. Bu sýrada aþaðýda, bir arkadaþýmýz dinci biri ile tartýþýyordu. Çevrelerine de bir sürü insan toplanmýþ ve bize, “sizi destekliyoruz” gibi sözlerle desteklerini sunuyorlardý. Bu sýrada apartmanlardan aþaðýya inen arkadaþlarýmýz halka ajitasyon yapmaya baþladýlar. “Sivas’ýn, Çorum’un katili dinci-gericileri Gazi’de barýndýrmayýz. Bu bayraklar inecek” dedik ve eðer 10 dakika içinde inmezse o bayraðý yakacaðýmýzý söyledik. Bunun ardýndan çatýlardan birer birer ipler kesildi. Bayraðý, herkesin ortasýnda yaktýk. Yakma iþlemine çevremize toplanan insanlar da yardým etti. Bu sýrada “Gazi Faþizme Mezar Olacak”, “Faþizme Karþý Silah Baþýna” sloganlarýný attýk. Yaptýðýmýz bu eyleme çevredeki bir çok insan, özellikle Kürt halký destek verdi. “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði” sloganlarý ile eylem alanýndan ayrýldýk. Gazi’den Mücadele Birliði Okurlarý 97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

GAZÝ’DE PANKART ASMA EYLEMÝ Seçimlere sayýlý günler kaldý. Ýþçi ve emekçilerin önüne tekrar sandýk konuluyor. Bizlerden “domuz ahýrýna” için adam seçmemizi istiyorlar. Bizim parlamentoya güvenimiz yok. Parlamentodan birþey beklediðimizde yok. Kurtuluþumuzun kapitalizme karþý birleþmekten ve savaþmaktan geçtiðini biliyoruz. Bu perspektifle seçimleri boykot ediyoruz. Gazi Mahallesi Mücadele Birliði okurlarý olarak seçimleri boykot çalýþmasýna devam ediyoruz. Gazi Mahallesi’nin bir çok yerine “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ-Mücadele Birliði” imzalý pankartlarýmýzý astýk. Emekçilerden olumlu tepkiler aldýk. Doðru bir politika, emekçilerce sahipleniliyor. Yoðun devrimci faaliyet mutlak sonuç alacaktýr. Çalýþmalarýmýz bu bilinçle sürüyor. Gazi Mahallesi Mücadele Birliði Okurlarý

9


Yeni Evrede

Seçimleri Boykot Et

Mücadele Birliði

ÝKÝTELLÝ’DE SEÇÝMLER SÖYLEÞÝSÝ: Parlamento Çare Deðil Aldatmacadýr 8 Temmuz günü Ýkitelli Ayýþýðý Ekin Sanat Derneði’nde seçimlerle ilgili olarak bir söyleþi gerçekleþtirildi. Saat 17:30’da baþlayan söyleþide önümdeki seçimlerde izlenilmesi gereken devrimci politika ve “Seçimleri Boykot” politikasý tartýþýldý. Konuþmacý olarak söyleþiye katýlan Mücadele Birliði’nden Vefa Serdar, emperyalist-kapitalist sistemin içerisinde bulunduðu ekonomik ve siyasi krizi anlatarak, yaþadýðýmýz topraklarda devrimci durumun olgunlaþtýðý söyledi. Bugün parlamentonun bir çare olarak iþçi ve emekçilere götürüldüðünü belirten Serdar, parlamenter deneyimin Türkiye’de iddia edilenin aksine yaþandýðýný, zamanýn TÝP’inin parlamentoya milletvekili gönderdiðini, Nazým’ýn vatandaþlýktan çýkarýlmasýna karþý çýktýðý için Çetin Altan’ýn Meclis’te dayak yediðini, yine parlamentoya giren DEP milletvekillerinin parlamento yeminini Kürtçe yapmasý üzerine yaka paça gözaltýna alýndýklarýný ve yýllarca bunun bedelini ödediklerini ifade etti. Bugüne kadar hiçbir parti döneminde iþçi ve emekçilerin durumunun iyiye gitmediðinin altýný çizen Serdar; “Bugün CHP’nin yaptýðý propagandaya bakarsanýz MHP’den hiç bir farký olmadýðýný göreceksiniz. Bugün iktidara geldiðinde yapacaðý ilk iþ ordunun Kürdistan’a girmesi için gereken neyse onu yapacak. Yine katliam yeni yoksulluk deðiþen hiçbir þey yok” dedi. Bugün iþçi ve emekçilere parlamentonun yolunun gösterilesinin devrime ihanet olduðunu, böyle bir tavrýn devrimi güçten düþüreceðini asýl olan devrimin, iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu olduðunu ifade ederek þunlarý söyledi: “Biz sadece parlamentonun iþlevsiz olduðu için mi boykot ediyoruz. Hayýr. Geniþ emekçi yýðýnlarýnýn beklentilerinin ve arayýþlarýnýn parlamento dýþý olduðu için. Yýðýnlar parlamentodan umutlarýný kesmiþ, kendilerini kurtuluþa götürecek farklý arayýþ içerisinde, bu durumda onlara seçim sandýðý deðil devrim götürülmeli.” Ýnsanlarýn bugün gidip oy kullanacak olsa bile meclisten hiç bir umutlarýnýn olmadýðý söyleyen Serdar son olarak þunlarý ifade etti; “Bugün insanlara sandýða gidin, oy verin, ne gerekçe ile olursa olsun gidin oy verin demek insanlarýn dikkatini devrimden sandýða kaydýrmaktýr. Gerçekten tarihsel bir moment, tarihsel bir fýrsat. Biz insanlarýn önünden seçimi kaldýrýrsak tekbir alternatif kalýr o da þu: DEVRÝM” Serdar konuþmasýný tamamladýktan sonra karþýlýklý soru cevap bölümüne geçildi. Bu bölümde de seçimlerle ilgili karþýlýklý tartýþmalar yaþanýrken söz alan Kürt bir arkadaþ da: “Ben niçin boykot edilmesi gerektiðini anladým. Bunu ben herkese anlatýrým bu politikayý destekliyorum” dedi. Söyleþinin sonunda tek bir politikada herkes hem fikir edindi: Seçimler aktif boykot edilmeli ve devrim mücadelesi yükseltilmeli.

GAZÝ EMEKÇÝLERÝ SEÇÝMLERÝ TARTIÞIYOR Ýþçi sýnýfý ve emekçiler önemli bir süreçten geçiyor. Siyasi ve ekonomik krizin tavana vurduðu ve devrimci durumun her gün olgunlaþtýðý, her gün en seri yýðýnlarýn bile politik ortama dahil olduðu bir dönemde, burjuvazi seçimler yoluyla kendine bir çýkýþ, bir umut yolu arýyor. Ve kendi kurtuluþ yolu olarak gördüðü seçimleri iþçi ve emekçilere bir umut kapýsý olarak göstermeye çalýþýp aldatmaya çalýþýyor. Bunun için bizler 8 Temmuz Pazar günü Gazi Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi’nde “Gazi Emekçileri Seçimleri Tartýþýyor” adlý bir etkinlik düzenledik. Söyleþi ve karþýlýklý sohbet olarak süren etkinliðimiz, daha baþlamadan konuþmalar ve tartýþmalar baþlamýþtý. Söyleþiye Mücadele Birliði adýna Süleyman Acar, DÝK (Devrimci Ýþçi Komiteleri) adýna Mesut Aydýn ve DÖB (Devrimci Öðrenci Birliði) adýna Kenan Aktaþ katýldý. Ýlk olarak sözü Mesut Aydýn aldý. Ve bu günkü meclisin, parlamentonun iþlevini yitirdiðini, iþçi ve emekçiler için bir umut kapýsý olmadýðýný, iþçilerin ve emekçilerin sandýða deðil devrime yönelmesi gerektiðini söyledi. Bunun için de seçimleri boykot edip devrim için savaþýlmasý gerektiðini söyledi. Ardýndan sözü Süleyman Acar aldý. Acar, ilk olarak tarihten bu yana Türkiye’deki seçimlere iliþkin bir dokümaný katýlýmcýlara gösterdi ve “sýnýf mücadelesi ne zaman yükselmiþ ve sertleþmiþse seçimlere katýlým oraný da o derece düþmüþtür” dedi. Mücadelenin yükseldiði anlarda yýðýnlarýn sandýklara deðil, sokaklara yöneldiðini anlattý. Daha sonrasýnda ise katýlýmcýlara þöyle bir soru yöneltti. “Oy vereceðiniz kiþileri tanýyor musunuz?” Herkes kesin bir þekilde “hayýr” dedi. Bu soru üzerine kapitalist toplumdaki burjuva seçimlerin adaletsizliðini ve aldatmacasýný anlatýp, sosyalizmdeki seçim uygulamasýyla karþýlaþtýrdý ve katýlýmcýlara hangisinin daha demokratik ve denetlenebilir olduðu konusunda soru yöneltti. Katýlýmcýlar kendilerine en yakýn olan sosyalist sistemi daha uygun buldular. Bu sýrada tartýþma canlandý. Özellikle Alevi kökenli insanlarýn CHP’ye olan son umut kýrýntýlarý üzerine konuþuldu. CHP’nin de diðer burjuva partiler gibi bir parti olduðunu ve sermayenin hizmetinde iþçi ve emekçilere karþý savaþtýðýný, Alevi yurttaþlara yönelik katliamlarýn CHP döneminde yapýldýðýný, bu açýdan CHP’nin bir “umut” olamayacaðý anlatýldý. Bazý katýlýmcýlar, CHP’nin AKP’den ya da MHP vb partilerden daha iyi olduðunu söyleyip, en azýndan onlar kadar kötü olmadýðýný söyleyip oy vereceklerini söylemelerinin ardýndan; Çorum, Malatya ve Sivas katliamlarý örnek verildi. Tüm bu katliamlarda hükümette CHP’nin olduðuna dikkat çekildi. Bu sýcak tartýþmalardan sonra kýsa bir süre ara verildi. Aranýn hemen ardýndan tartýþmalar bu konu etrafýnda devam etti. En son olarak söz alan DÖB’lü arkadaþýmýz “yaptýðýmýz þeyin devrime yararlý olup olmadýðýný sormamýz gerektiði”ni söyledi ve devam etti: “Lenin açýk bir þekilde belirtir, devrimcilerin seçimler konusunda sonal olarak iki tavrý vardýr. Eðer devrimci durum koþulu yoksa devrimciler seçim kürsüsünde devrim ve sosyalizm propagandasý yaparlar ama eðer devrimci durum varsa yapýlacak tek þey seçimleri boykot edip devrimci krizi derinleþtirmektir” dedi. Bundan sonra da kýsa bir süre CHP üzerine konuþulduktan sonra etkinlik sona erdi. Ýþçi ve emekçiler seçimlerden bir umut beklemiyor. Ama hala var olan kýrýntý halindeki beklentiler onlarý burjuva kanallara çeker. Biz, ýsrarlý ve fedakar bir çaba ile bu insanlarý kazanabiliriz. Gazi’den Mücadele Birliði Okuru Bir Öðrenci

SARIGAZÝ’DE SEÇÝMLER ÜZERÝNE SÖYLEÞÝ 22 Temmuz yaklaþmakta. Bizler de bu süreçte Sarýgazi iþçi ve emekçilerin düþüncelerini paylaþmak istedik ve Ayýþýðý Ekin Sanat Derneði’nde bir söyleþi düzenledik. 8 Temmuz Pazar günü saat 17.30’da etkinlik baþladý. Sözü alan Yýlmaz Ekþi, günümüz koþullarýnda parlamenter sistemin çözüm olmadýðýný, çünkü þu süreçte ekonomik ve siyasal krizin olduðunu ve bu seçimlerle bu krizin çözülemeyeceðini, parlamentoyu insanlara göstermenin yanlýþ olduðunu dile getirdi. Söyleþi soru ve cevaplar þeklinde ilerledi. Sonuç olarak parlamenter sistemin çözüm olmadýðý demokratik halk iktidarý için savaþmamýz gerektiði, burjuvazinin oyununa gelinmemesi ve seçimlerin aktif olarak boykot edilmesi gerektiði dile getirildi. Etkinliðimiz saat 19.30’da sona erdi. Sarýgazi Ekin Sanat Derneði Emekçileri

10

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007


Yeni Evrede

Seçimleri Boykot Et

Mücadele Birliði

Ayaküstü sohbetlerin konusu; bu süreçte otobüslerde, otobüs duraklarýnda ya da her hangi bir yerde tanýk olduðumuz halk, iþçi sohbetleri. Sürece dair onlarýn söyleyeceði çok þey var. Kartal-Yenidoðan otobüs hattý. Akþam saatleri iþ çýkýþý evlerine dönen dört iþçinin seçimlere iliþkin kendi görüþleri: 1.Ýþçi: Bu siyaset yapanlarýn hepsi yalancý. Hiç kimseye oy vermeyeceðim. Hepsi aldatýyor bizi. 2.Ýþçi: Bir ülke varmýþ orada herkes kendisi için çalýþýyormuþ. 3.Ýþçi: Rusya, Rusya 1.Ýþçi: Hayýr orasý deðil. Orasý daðýldý ya. 4.Ýþçi: Küba, Küba orada sosyalizm tam olarak yaþanýyor. Herkes kendisi için çalýþýyor. Çok iyi yönetiliyor. (Evet gerçekten de Küba’da tam bir sosyalizm yaþanýyor ve insanlar çok iyi yönetiliyor. Bizim ülkemizdeki iþçiler aslýnda çoktan politikleþmiþler. Bakýn nelerden konuþuyorlar. Ýþçi sýnýfýndan umudu olmayanlara duyurulur.) ***** Kadýköy’de otobüs duraðýnda bekliyordum. Yanýma þýk giyimli bir bayan oturdu. O da otobüs bekliyordu anlaþýlan. Arka tarafta AKP’nin seçim kabini kurulmuþ, propaganda yapýyorlar. Kabinin hemen arkasýnda, bizim olduðumuz yana doðru bir “sokak insaný” (sokakta yaþayan) yerde boylu boyunca uzanmýþ yatýyor. Biraz sonra AKP’li biri adama sýcak çay getirip; “Kalk kalk yatma öyle. Sana çay getirdim” dedi. Bunun üzerine ben yanýmdaki bayana; “Belki de AKP’li milletvekili adayý göndermiþtir çayý” dedim. Kadýn; “Lanet olasýlar. Bu insanlar(sokak insaný) toplumun ne hale getirildiðinin kanýtýdýr” dedi. Ben de; “Elbette bu insanlar böyle bir yaþama daha doðrusu yaþamsýzlýða itiliyorlar. Adýna yaþamak denilirse. Ama buna raðmen her seçim sürecinde hiç utanýp sýkýlmadan bin bir türlü yalan vaatlerle kapýmýzý çalýyorlar. Ben þahsen hiçbirine oy vermeyeceðim. Vermememiz gerektiðini düþünüyorum” dedim. Yanýmdaki bayan da benimle hemfikir oldu ve insanlarýn nasýl hala oy verebildiklerine inanamadýðýný, toplum olarak genel sorunumuzun bilinç eksikliði olduðunu söyleyip “Toplum bilinçli olsa böyle mi olurdu? Saf zannediyorlar bu yüzden kandýrýyorlar. AKP, CHP ya da diðerleri hiçbirinin diðerinden farký yok” diyor. Aramýzdaki sohbet uzun süre devam etti bayanla. Kiþisel sohbetlerimiz de oldu. Bayan Aðrý Doðubayazýt’lý bir Kürt olduðunu söyledi. Yýllarca yaþanýlan acýlardan, baskýlardan, ambargolardan bahsetti. “Bu kez baþka olmalý meclisin hiçbir þey olmadýðýný biliyorum aslýnda ama baðýmsýz adaylara oy kullanacaðým. Sesimiz olsun orada diye düþünüyorum. Bakalým nasýl olacak?” Bayan bir çok þeyi biliyordu aslýnda ama ezilen ulusun insaný olarak istekleri ve özlemleri var. ***** Taksim otobüsündeyim. Otobüsün içi oldukça kalabalýk, yaþlýca bir amca bindi ve ben de kalkýp yer verdim oturmasý i-

çin. Ben yer vermek isterken yanýmdaki bey beni oturtup kendisi amcaya yer verdi. Bu durumda artýk amcayla yan yana oturuyorduk. Benim elimde Lenin’in “Nisan Tezleri” kitabý var, okuyorum. Amca sýk sýk eðiliyor, doðruluyor. Ne yapmaya çalýþtýðýný az sonra fark ettim. Elimdeki kitabýn ismini okumaya çalýþýyormuþ. Nihayet dayanamayýp kitabýn kapaðýna baktý ve bana - Hadi söyle bakalým genç bir insansýn. Bu seçimler nasýl olur sence? dedi. Ama bu arada söyleyeyim amca CHP’li çýktý. Ben de: - Bence, bu seçimlerde milyonlarca insan sandýða gitmeyecek. dedim. - Oooo oldu mu þimdi niye sandýða gitmiyorsunuz? diye söylenmeye baþladý. - Çünkü; milyonlarca insan artýk parlamentoya güvenmiyor. - Ben vereceðim. Ne yani vermeyeyim de cami hocalarý gelip ülke mi yönetsinler? diye diye zaten ineceði yere gelmiþti ve arabadan indi amca. Anlayacaðýnýz bana cevap hakký tanýmadan inip gitti. Ama otobüsteki insanlarýn hoþ bir tebessümle sohbetimizi dinlediklerini fark ettim. Amca klasik bir CHP taraftarý ve anladýðým kadarýyla alevi. Onlar iþe biraz inanç boyutuyla bakýyorlar. Bu arada Sivas katliamý sýrasýnda SHP’nin hükümet ortaðý olduðunu unutuyorlar. Ýstanbul’dan Bir Mücadele Birliði Okuru

AYAKÜSTÜ SOHBETLER

OTOBÜSTE BOYKOT ÜZERÝNE SOHBET Merhaba Mücadele Birliði Okurlarý, 28 Haziran Perþembe günü, saat18.00 sularýnda Taksim’den Cebeci istikametine giden ÝETT otobüsüne, Tarlabaþý Duraðýndan bindik. Bindiðimiz otobüs, Kasýmpaþa’ya geldiðinde arkadaþlarla kendi aramýzda seçimlerle ilgili sohbete baþladýk. Yaptýðýmýz konuþmayý, otobüste bulunan yaklaþýk 40 kiþi pür dikkat dinliyordu. Bir arkadaþýmýz CHP’nin desteklenmesi gerektiðini anlatýyordu. Biz ise seçimlerin boykot edilmesi gerektiðini savunuyorduk. Ve neden boykot edilmeli, onu anlatýyorduk. Otobüste tartýþmamýzý dinleyenler ise, boykot etmek için gerekçelerimizi söylediðimizde bizi bakýþlarýyla ve kafalarýný sallayarak onaylýyorlardý. Bu durum da bize gösteriyor ki, iþçi sýnýfý, emekçiler, ezilen sýnýfýn artýk mevcut parlamentodan bir umudunun kalmadýðýný ve sýnýfýn tek bilincinin bir iktidar (Demokratik Halk Ýktidarý) olduðunu açýkça ortaya koydu. ÝKTÝDAR DIÞINDA HERÞEY HÝÇBÝR ÞEYDÝR! ZAFER SAVAÞAN ÝÞÇÝLERLE GELECEK! SANDIÐA GÝTME ÇÖZÜM DEVRÝMDE! Gazi’den DÝK’li Bir Ýþçi

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

11


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

HALK ÝKTÝDARINDA kitleler, gericiliðe, þeriata, faþizme karþý çýkma istek ve amacýyla sokaklara döküldüler. Kentlerin ezilen, sömürülen kitleleri içlerinde düzene, gericiliðe, faþizme karþý birikmiþ öfkeyi akýtacak kanal olarak bu mitingleri önlerinde bulunca düþünmeden oraya aktýlar. Böylece TC tarihinin en kalabalýk, en görkemli mitingleri gerçekleþti. Mitinglere katýlanlarýn sayýsý milyonlarla ölçülüyordu. Kitlelerin gerçekte hükümete, hükümetin þahsýnda cisimleþen gericiliðe, düzene karþý sokaklara aktýklarý açýktý. Generaller ise, bu dev kitle gücünü karþý-devrim cephesindeki hesaplaþmada kendi dayanaklarý haline dönüþtürme çabasý içindeydiler. Kitleler, düzene, düzeni temsil eden kurumlara karþý eylem isteði içinde sokaklara çýkmýþlardý. Ortada bir yanýlsama vardý ama bu yanýlsama sadece kitlelere ait deðildi. Bütün taraflar yanýlmýþtý. Emekçi sýnýflar, kendi erekleri, sýnýf çýkarlarý ve amaçlarý ile katýldýklarý mitinglerin düzenleniþ amacý, içeriði ve arkasýndaki güçler arasýndaki çeliþki itibarýyla büyük bir yanýlsama içindeydiler. Ama onlarýn hareketini kimse doðru þekilde kavrayamadý. Onlarýn içine düþtükleri yanýlsama baþkalarýný da yanýlgýya düþürmüþtü. Ne ordu kesimi, ne sosyal-reformistler, ne de oportünistler yanýlgýya düþmekten kurtulabildiler. Generaller, emekçi kitlelerin bu mitinglere akmasýný kendilerine destek olarak algýladýlar. Ne de olsa mitinglerin arkasýndaki gerçek güç kendileriydi. Nasýl bir yanlýþ hesap içinde olduklarýný anlamalarý için bir ay kadar beklemeleri gerekti. Emekçi sýnýflarýn, geniþ halk kitlelerinin hareketini, amaç ve isteklerini yanlýþ okuyan; bunu kendilerine destek olarak algýlayan ordu, Mayýs ayýnda bizzat Genelkurmay Baþkaný’nýn aðzýndan kitlelere “teröre toplumsal refleks gösterin” çaðrýsý yaptý. Sonuç tam bir fiyasko: Mitinglere birkaç yüz kiþiden baþka katýlan olmamýþtý. Toplumda en saygýn ku-

rum olarak varsayýlan Ordunun baþýnýn yaptýðý çaðrýya kimse kulak asmamýþtý. Nisan-Mayýs aylarýnda alanlara akan milyonlarýn yerinde yeller esiyordu. Ama zaten emekçi kitleler, Genelkurmay’ý çaðrýsýyla baþbaþa býrakmadan çok önce, 1 Mayýs’ta gerçek istek, eðilim, duygu ve çýkarlarýný devletle, polisle gün boyu çatýþarak ortaya koymamýþlar mýydý? 1 Mayýs’ta binlerce insanýn gün boyu devlet güçleriyle çatýþarak verdikleri mesaj neydi? Türkiye, 1 Mayýs’ýn dünyada en militan, en devrimci tarzda kutlandýðý ülkelerin baþýnda geldi. Belki de, bu yýl 1 Mayýs dünyanýn baþka hiç bir ülkesinde Türkiye’de olduðu düzeyde devrimci; kitlelerin düzene ve faþist devlete karþý öfkelerini çatýþmalarla ortaya koyduðu militanlýkta kutlanmadý. Tekelci sermaye sýnýfýnýn kitlelerde düzene ve devlete karþý birikmiþ bu öfkeyi görmemesi düþünülemezdi. Öte yandan, Kürt halkýnýn özgürlük savaþýnýn giderek sertleþmesi, ordunun asker kayýplarýnýn 90’lý yýllarý aratýr hale gelmesi burjuvazinin kaygýlarýný artýran ikinci önemli bir etken oldu. Ýþte bu koþullarda tekelci sermaye sýnýfý, kendi iç çatýþmalarýný en azýndan ertelemek; yýkýcý öfkeyle dolu, devrimci eyleme büyük istek duyan kitleleri beklentiye sokarak yatýþtýrmak üzere seçimleri gündeme soktu. Sosyal-reformistler ve oportünistler burjuvazinin önlerine attýðý bu yeme anýnda atýldýlar. Fakat sonuç hiç de burjuva sýnýfýn umduðu gibi olmadý. Seçimlere ve Meclise iliþkin on yýllarýn deneyimine sahip halk kitleleri seçim kampanyalarýna ilgi göstermediler. Seçimlere ilgiyi artýrmak için sosyal-reformistlerin yaptýðý þaklabanlýklar, ortalama solun kampanyalarý, televizyonlarýn her gün bir sosyal-reformist parti baþkanýný ekrana çýkarmalarý vb vb. kar etmedi. Ýþte bir burjuva yazarýn bu durumdan duyduðu üzüntüyü dile getiren satýrlarý: “Liderler meydanlarda esip gürlüyorlar, televizyonlar ve gazeteler de seçim miting97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

lerini ellerinden geldiðince yansýtýyorlar ama seçim halk arasýnda beklediðim seviyede tartýþýlmýyor. Ola ki; Türk milleti artýk demokrasiyi iyice benimsemiþ bir millet olarak seçimleri fazla iplememekte, vaatleri ciddiye almamaktadýr. Herkes seçim günü sandýða gidecek, vakar içinde oyunu kullanacak, sonra evine çekilecek, seçim sonuçlarýný doðru dürüst merak bile etmeyecek.” Büyük bir üzüntüyle, burjuva düzen adýna duyulan kederle yapýlan bu tespitlerin doðruluðundan þüphe yok. Ama burada bir soru akla geliyor: Devrimci bilinç ve sezgi açýsýndan kim daha ilerde? Televizyonlarýn gazetelerin bütün çabalarýna raðmen seçimleri “iplemeyen” (bu argo ifade burjuva yazara ait), vaatleri ciddiye almayan, seçim sonuçlarýný merak bile etmeyen geniþ halk kitleleri mi, yoksa “Meclisi propaganda için kullanacaðýz” diyecek kadar seçimleri ve Meclisi hala ciddiye alan sosyal-reformistlerle oportünistler mi? Bu sorularýn yanýtýný okura býrakarak devam edelim. Meclisi, seçimleri, vaatleri ciddiye almayan halk kitleleri umutlarýný nereye baðlamýþ olabilirler? Önce þunun altýný çizelim: On yýllarýn deneyimine sahip halk kitleleri burjuva parlamentonun, burjuva iktidarlarýn hiç bir sorunlarýný çözmeyeceðini herkesten daha iyi biliyorlar. Ýþte bu nedenle onlar umutlarýný bugüne kadar görmüþ olduklarý iktidarlardan farklý bir iktidara; devrimci bir halk iktidarýna umut baðlýyorlar. Ne emekçi sýnýflar, ne de Kürt halký bu seçimlerden, seçim sonuçlarýndan bir þey bekliyor deðiller. Halk kitleleri, burjuva sýnýf içindeki çekiþme ve kavgalarda kullanýldýklarýný, aldatýldýklarýný görüyor, kavrýyorlar. Onun için dikkatlerini seçimlere deðil devrimci eyleme, devrimci seçeneklere, devrimci bir iktidar olasýlýðýna çeviriyorlar; sosyal-reformistlerin ve oportünistlerin burjuvaziye yardým eden çabalarýna raðmen...

13


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

HALKLARIN UMUDU ormal süresine dört ay gibi kýsa bir süre kalmýþ genel seçimleri erkene almak neyin iþareti ve hangi ihtiyacýn ürünü olabilir? Tekelci sermaye sýnýfý, seçimleri normal süresinde yapmak için neden dört ay daha bekleyemedi? Oysa biliyoruz, genel seçimlerin normal süresinde yapýlmasý düzenin “istikrar” görüntüsü için son derece önemliydi. Ýþin bu önemine raðmen, dört ay bekleyecek gücü kendilerinde bulamadýlar. Peki, neden? Ýþçi sýnýfýna, ezilen, sömürülen kitlelere sýnýf savaþýnda öncülük etme iddiasýyla yola çýkanlar bu sorulara doðru, nesnel, olgularla kanýtlanabilir yanýtlar vermek zorundalar. Tekelci sermaye sýnýfý ve faþist devletin politikalarýný, hareket tarzýný anlamak; onlarýn politika ve hareket tarzlarýna karþý seçim gibi özel bir dönemde iþçi sýnýfýnýn, ezilen halklarýn izleyebilecekleri doðru, devrimci politikalar geliþtirebilmek için bu gerekiyor. Burada diyalektik düþünme, yani bilimsel düþünme devrimci komünist partinin, devrimci öncü iþçilerin en büyük, en önemli silahýdýr. Diyalektik düþünmek, olaylarý ve olgularý birbirinden yalýtýk, ayrý, birbirinden kopuk deðil, birbirleriyle iliþkileri ve deðiþim halinde yani süreç halinde ele almaktýr. Ancak bunu yaptýðýmýz zaman yüzeydeki görüntünün bizi aldatma tehlikesinden kurtulabilir ve olaylarýn, süreçlerin son gerçek nedenine ulaþma olanaðýný elde edebiliriz. Tekelci sermaye sýnýfý, seçimleri erkene alma kararýný birbirini etkileyen, birbirini tetikleyen, her biri kendinden sonraki geliþmelerin nedeni haline gelen bir dizi geliþmenin sonunda vermek zorunda kaldý. Bu geliþmelerin baþýnda devrimci kitle hareketindeki hýzlý yükseliþ ile Kürt halkýnýn özgürlük savaþýnda kararlýlýðýný gösteren eylemlerdeki artýþ geliyor. Emekçi kitleler, öncesi bir yana, sokaða çýkma eðilimlerini, devrimci eyleme isteklerini Hrant Dink cinayetini

N

12

protesto eyleminde yüz binler halinde sokaða akarak ortaya koydular. Bu, kitlelerde faþist devlete, kapitalist sömürü düzenine karþý birikmiþ muazzam bir öfkenin dýþa vurulmasýydý. Faþist devletin, papazlar ve sosyal-reformistlerle el birliði içinde bu dev protesto gösterisini, bu öfke patlamasýný devlet seramonisine dönüþtürme gayreti gerçeði ortadan kaldýramazdý; kaldýrmadý. Þayet kitlelerde faþist devlete karþý birikmiþ muazzam bir öfke olmasaydý hiçbir güç yüz binlerce insaný sokaða dökemezdi. Faþist devlet ile tekelci sermaye sýnýfý, kitlelerin sokaklara akarak verdikleri mesajý doðru okudular. Ancak ortalama sol düþünceyi aþamayan devrimci örgütler burjuva sýnýfýn bu konuda gösterdiði yeteneði gösteremediler; kitleleri sokaða döken gerçek nedenleri anlama becerisini ortaya koyamadýlar. Onlar, kitle hareketinde dönüm noktasý sayýlabilecek bu dev gösteriyi anlýk bir tepki, öncesi olmayan, sonrasý da olmayacak gelip geçici, sýradan bir eylem olarak algýladýlar. Kitleleri harekete geçiren ne gerçek dinamikleri görebildiler ne de kitlelerdeki deðiþimi sezebildiler. Devletin faþist baskýsýndan, polis ve jandarma teröründen, iþsizlik ve yoksulluktan bunalmýþ emekçi sýnýflar ise devrimci eyleme duyduklarý isteði-eðilimi bulduklarý her fýrsatta ortaya koyuyorlardý. Þüphesiz bu her zaman büyük kitle gösterileri biçiminde olmuyordu. Olmasý da mümkün deðildi. Hele de kendilerine “öncüyüm” diyenlerin düzenin ve devletin yýkýlmazlýðýna sarsýlmaz(!) bir inanç besledikleri koþullarda bu çok daha böyleydi... Çünkü böylesi koþullarda, yani devrimci eyleme istek ve eðilimin yüksek olduðu koþullarda, kitleler, “öncü” diye bildiklerinden ne yapmalarý gerektiðine dair þeyler duymak isterler. “Öncü” olarak bilinenler ise, kitlelere devrimci hedefler göstermek yerine, kitlelerdeki devrimci potansiyeli, düzenin sýð sularýnda bir tas çorba karþýlýðýnda eritmekle 97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

meþguller. Sosyal-reformistlerin ve oportünistlerin bu eþsiz desteklerine raðmen tekelci sermaye sýnýfýnýn içi rahat deðildi. Ne de olsa burjuvazi, iþini bilen bir sýnýf olarak, çýkarlarýný ve düzenini saðlama almadan edemezdi. Toplumsal devrime ve Kürt halkýnýn özgürlük savaþýna karþý önlemlerini artýrdý; EMASYA adýný verdiði silahlý birliklerle ayaklanmalarý bastýrma eðitimlerine baþladý, K.Kürdistana silah ve askeri birlik sevkiyatýný hýzlandýrdý vb vb. Emekçi sýnýflar ve Kürt halký, tekelci sermaye sýnýfýna ve faþist devlete, kaygýlarýnýn boþuna olmadýðýný göstermek istercesine, bir dizi küçük eylemden sonra tekrar dev bir gösteriyle sahneye çýkmaya devam ettiler. Newroz kutlamalarý bunun bir örneði oldu. Bu arada, devrimin baskýsý, karþý- devrim cephesindeki çatlaklarý büyüttü. Nisan-Mayýs aylarýnda, burjuva karþý devrim cephesinde olup bitenler henüz hafýzalardaki tazeliðini koruyor. Kendini birþey sanan Meclis ve Meclis’teki çoðunluk partisi tam Cumhurbaþkaný’ný seçmeye hazýrlanýrlarken bu iþi kendi baþlarýna ve gönüllerince yapamayacaklarýný kendilerine hatýrlatan generallerin bildirisiyle daldýklarý hayal aleminden uyandýlar. Anayasa denen þey nihayetinde bir kaðýt parçasýydý. Onu yorumlamak anayasada belirtilen kurumlarýn deðil, düzeni elde silah koruyanlarýn, yani askerlerin iþiydi. Meclis Cumhurbaþkaný’ný seçemedi; seçtirmediler. Meclis, bir-iki diklenecek gibi oldu, ikinci bir bildiriyle burnu sürtüldü. Devletin en tepe kurumlarý, yargý, hükümet, meclis ve ordu birbirine girdiler; ortalýk toz duman oldu. Ordu, karþý- devrim cephesi içindeki bu savaþtan zaferle çýkmak için “sivil” uzantýlarýný harekete geçirdi. “Sivil toplum örgütleri” denen bir sürü dernek “cumhuriyete sahip çýk” sloganýyla mitingler düzenleme kararý aldýlar. Bu örgütlerin arkasýndaki asýl gücün generaller olduðundan þüphe yoktu. Buna raðmen


Yeni Evrede

Aysunumuz

Mücadele Birliði

BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ Tekelci kapitalist sistemin içine girmiþ olduðu ekonomik ve siyasi kriz gün geçtikçe daha da derinleþmektedir. Faþist devlet yaþadýðý yapýsal buhranýn üstesinden gelebilecek durumda deðildir. Geliþen devrimci durum karþýsýnda yapabildiði tek þey kolluk kuvvetlerinin yetkisini arttýrýp iþçi sýnýfý ve emekçilere saldýrmaktýr. Ve bu saldýrýlarýn þiddetini de günden güne arttýrmaktadýr. Bunun örneðini ise Adana ve Ankara’da yaþadýk. Adana’da Ölüm Orucu eyleminin 183. gününde kaldýrýldýðý Kartal Devlet Hastanesi’nde zorla müdahale iþkencesiyle katledilen Ölüm Orucu Savaþçýsý Aysun Bozdoðan’ý mezarý baþýnda anmak istedik. Ancak mezarlýk çýkýþýnda jandarma tarafýndan gözaltýna alýnýp bir gece karakolda tutulduk. Gözaltýna alýnan 16 kiþiden aralarýnda Adana Ayýþýðý Sanat Merkezi yöneticisi ve Antep GEB baþkanýnýn da bulunduðu 6 arkadaþýmýz 27 Haziran tarihinde çýkarýldýðý mahkemece “yasadýþý örgüt propagandasý yapmak” , “suçu ve suçluyu övmek” ve “yürüyüþ kanununa muhalefet” suçlamalarýyla tutuklanýp Kürkçüler F Tipi Cezaevi’ne götürülmüþlerdir. Ankara’da ise 17 Haziran 2005 tarihinde Dersim’in Mercan Vadisinde faþist devletin kolluk güçleri tarafýndan gerçekleþtirilen katliamý kýnamak amacýyla yapýlan basýn açýklamasý 12 kiþinin gözaltýna alýnýp DHP üyesi 6 kiþinin tutuklanmasýyla sonuçlanmýþtýr. Bizler Adana Mücadele Birliði Platformu üyeleri olarak 04 Temmuz tarihinde DHP ile birlikte organize ettiðimiz bir basýn açýklamasý gerçekleþtirdik. Diðer devrimci yapýlarýn da destek verdiði eylem 12:30’da Ýnönü Parký’nda yapýldý. Arkadaþlarýmýzýn tutuklanmasýný protesto ettiðimiz eylemde “Baskýlar Bizi Yýldýramaz, DHP-Mücadele Birliði” imzalý pankart açtýk. Eylemde “Tutuklamalar, Gözaltýlar Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganlarýný hep birlikte attýk. Eylemde okunan basýn metni “Faþist devletin kolluk güçleri tarafýndan estirilen gözaltý ve tutuklama terörü bizi mücadelemizden alýkoyamaz. Tutuklanan tüm arkadaþlarýmýzýn derhal serbest býrakýlmasýný istiyoruz” þeklinde son buldu. AYSUN BOZDOÐAN ÖLÜMSÜZDÜR! BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! Adana Mücadele Birliði Platformu

14

“BÝZÝMKÝLER GÜLÜÞÜNDEN TANIR BÝRBÝRLERÝNÝ” Merhaba Sevgili Dergi Okurlarý; Sizlerle “26 Haziran’da yüreklerimizde” yaþadýklarýmýzý paylaþmak istiyoruz. 26 Haziran, “Aysunumuzu güneþe uðurladýðýmýz gün” yaklaþtýkça içimizi garip bir duygu sarýyordu. Öyle ya Ýzmir Ayýþýðý’nýn bugünkü çalýþanlarý olarak bizlere devredilen bayraðýn sorumluluðunu taþýyorduk. Bugün, yoldaþýn býraktýklarýný ne kadar ileriye götürebildik, mücadeleyi ne kadar yükselttik kendimize bunun hesabýný verme günüydü. Evet, ne kadar yol almýþtýk, baþlangýçtan ne kadar uzaklaþmýþtýk… Tüm bunlarýn yüreðimizdeki etkisiyle 26 Haziran anmasý için çalýþmaya baþladýk. Üzerinde yoldaþýmýzýn resmi olan davetiyeler hazýrladýk. 10 gün boyunca görüþtüðümüz insanlara bu kartlardan verip (her zamankinden daha yoðun olarak) yoldaþý ve mücadeledeki yerini anlattýk. Sanat Merkezinin içini Aysunumuzun resimleri ve günlüðünden aldýðýmýz þiir ve yazýlarýyla yeniden düzenledik. Ayrýca ölümsüzleþtiði haberi duyulunca cezaevlerindeki yoldaþlarýnýn dergiye yazdýðý mektuplarý arþivlerden çýkarýp sergiledik. 24 Haziran Pazar günü gerçekleþtirdiðimiz anma etkinliði “Bizimkiler gülüþünden tanýr birbirlerini” diye baþladý. Açýlýþ konuþmasýnda Ayýþýðýmýzýn devrimci yapýsý, çelik iradesi ve disiplinli çalýþmasý anlatýldý. Yoldaþý tanýyan bir dostumuzun konuþmasýnýn ardýndan, þiir dinletisi ve Grup Sýra Neferi’nin seslendirdiði Emeðe Ezgi besteleriyle anma son buldu ama Aysunumuzu kiþi olarak tanýma þansýna sahip olamamýþ bizlerin, onun mücadeleye ve dolayýsýyla bizlere kattýklarýndan dolayý yüreðimizde var olan sevgi yangýný daha da bir harlandý. Yoldaþ gücümüze güç kattý. Onu öyle çok seviyoruz ki…

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

DEVRÝMCÝ TUTSAKLAR YALNIZ DEÐÝLDÝR! ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK! Ýzmir Ayýþýðý Sanat Merkezi


Yeni Evrede

Okurlardan

Mücadele Birliði

ANALARIN ÖFKESÝ KATÝLLERÝ BOÐACAK Yýllardýr dile getirdiðimiz kapitalist sistemin içinde bulunduðu sert ve köklü bunalým buna baðlý olarak sýnýf savaþýmýnýn her gün daha fazla sertleþerek geliþeceði gerçeði özellikle son günlerde kendini burjuvazinin çýkardýðý iç savaþ yasalarýyla,komünist ve devrimcilere yaptýðý saldýrýlarla somut bir biçimde herkesin görebileceði bir gerçeklik haline geldi Ýçinde bulunduðu krizi aþamayan ve aþma yeteneði de olmayan tekelci sermaye son çözüm olarak iþçi ve emekçi sýnýflar üzerinde baský þiddet ve zor yöntemleriyle saldýrýyor. Son olarak geçen aylarda ÝÝMB yazý iþleri müdürü Þafak GÜMÜÞSOY’un tutuklanmasýyla baþlayan saldýrýlar 26 Haziran’da T Tipi Zindanlarýn kapatýlmasý için baþlatýlan ölüm orucu eyleminde ölümsüzleþen Aysun BOZDOÐAN’ý mezarý baþýna anan Adana ve Antep Ayýþýðý sanat merkezleri ve GEB-DER çalýþaný 6 arkadaþý-

mýzýn çeþitli gerekçelerle tutuklanmasýyla devam etti. Yapýlan bu saldýrýlarý protesto etmek için basýn açýklamasý yapmaya hazýrlandýðýmýz günlerde, Ýzmir’de dergi okurumuz olan bir anamýza yapýlan saldýrýyla karþý karþýya kaldýk. 2 Temmuz sabahý saat 09:00 civarlarýnda dergi okurumuzun iþ yerinde tek olduðu sýrada gelen faþizmin eli kanlý uþaðý iki TMÞ polisi okurumuza “arkadaþlarla bir daha görüþmeyeceksin senin sanatla falan iþin olmaz gözümüz üzerinde” diyerek tehdit etmiþlerdir. Bunun üzerine anamýz “kiminle konuþacaðýmý sana mý soracaðým pislik” deyince anamýza tokat atýp silahlarýný göstererek “gözümüz üzerinde, görüþ de görelim” diyerek iþyerinden çýkmýþlar. Yaþanan olaydan bir gün sonra anamýz sabah evden iþe gitmek için çýktýðýnda, kapýda yine faþizmin uþaklarý bekliyorlardý. Konuyla ilgili 3 Temmuz saat 13:00’da Ýzmir ÝHD’de bir basýn toplantýsý gerçekleþtirdik. Basýn toplantýsýna dev-

NE OLURSA OLSUN

BÝZ KAZANACAÐIZ! Burjuva uþaklarýnýn geliþimimizi hissettiði zaman üzerimizde uygulamaya baþlayacaðý baskýyý az çok okuduðum kitaplardan biliyordum. Ama hiç beklemediðim anda uðradýðým saldýrý beni biraz þaþýrttý. Karþýmdaki insan kýlýðýndaki köpeklerin devrimi ezmek için yýllardýr emekçi halka saldýrmalarýyla yýldýracaklarýný sanýyorlar. Her geçen gün daha kuvvetli büyüyerek geldiðimizi görüyorlar. Büyüyen korkularýný her hareketleriyle açýða vuruyorlar. Baský kurarak, bizi yýldýracaklarýný sanarak, çok büyük yanýlgýya uðradýklarýnýn farkýna vardýlar. Bana yapýlan bu saldýrýdan ve þiddetten sonra donup kalmýþtým ve kendime geldiðimde aklýma gelen ilk þey en çok güvendiðim, sevdiðim kiþiyi aramak oldu. Ondaki mücadele ruhu beni dostlukla kendime getirmiþti. Ve o an kararýmý verdim. Ben hep onlarla birlikte olacaktým. Ne olursa olsun, burjuvazinin köpekleri ne kadar baský yaparsa yapsýnlar, kazanan biz olacaðýz. Ve ben önce bir ana olarak onurlu yaþamaktan yana kulandým tercihimi. Ýzmir’den Bir Mücadele Birliði Okuru

rimci çevrelerin duyarsýzlýðý dikkatimizi çekti. Ve basýn açýklamasýndan sonra devrimci kurumlarý dolaþarak saldýrý ve basýn açýklamasý üzerine konuþtuk Açýklama günü akþam saatlerine doðru sermayenin faþist kolluk güçlerinin ananýn çalýþtýðý iþyerinin etrafýnda dolaþtýklarý haberi de bize ulaþtý. Faþizmin eli kanlý uþaklarýna karþý anamýzýn tutumu ve söyledikleri en iyi cevaptýr. Bundan sonra da bu ve benzeri saldýrýlar komünist ve devrimci güçlere yapýlacaktýr. Bunun bilincindeyiz. Ancak tekelci sermaye ve uþaklarý bilmelidirler ki, hiçbir baský, katliam, saldýrý devrimcileri yýldýramaz; geliþen ve güçlenen devrimi engelleyemez. BASKILAR TUTUKLAMALAR BÝZLERÝ YILDIRAMAZ! BÜTÜN ÝKTÝDAR EMEÐÝN OLACAK! Ýzmir Mücadele Birliði Platformu

SARIGAZÝ’DE SEÇÝMLERÝ BOYKOT PANKARTI Yaklaþan seçimler öncesi, Sarýgazi Demokrasi Caddesi’ne “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ-Mücadele Birliði Platformu” imzalý pankart asýldý. 5 Temmuz günü sabah saat 06.30 gibi asýlan pankart ile Sarýgazi halký seçimleri boykot etmeye, düzenin seçim aldatmacasýna karþý devrim mücadelesini yükseltilmeye çaðrýldý. Sandýða Gitme Çözüm Devrimde Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ

SEÇÝM ÇALIÞMALARINDAN Burjuvazinin halký aldatma çabalarý sürerken, bizim de emekçi mahallelerinde burjuvazinin oyununa karþý çalýþmalarýmýzda sürüyor. Ýþçi ve emekçilerin yoðun olarak yaþadýðý Okmeydaný’nda “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ-Mücadele Birliði”, “Sandýða Gitme Çözüm Devrimde-Mücadele Birliði” yazýlamalarý yaptýk. Burjuvazi sandýðý umut olarak gösteriyor. iþçi ve emekçilere ama umut devrimde ve sosyalizmde, devrim ve halk iktidarý için savaþýmý yükseltmeye devam edeceðiz. Okmeydaný’ndan Mücadele Birliði Okurlarý

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

15


Yeni Evrede

2 Temmuz

Mücadele Birliði

kartýmýzý açtýk. Ellerimizde katliamda ölümsüzleþenlerin resimleri ve “Sivas’ý Unutma, Unutturma”, “Devrimci Sanat Susturulamaz”, “Sivas’ýn Hesabý Sorulacak” sloganlarýyla eylemimize baþladýk. Þiir grubu, hazýrladýðý “Benim Adým Koray” adlý þiiri okuyarak büyük bir ilgi topladý. Arkasýndan Grup Denize Ezgi bir müzik dinletisi sundu. Denize Ezgi, seslendirdiði, Sivas’ý, katliamý anlatan ezgileriyle büyük bir ilgi topladý. Grup daha sonra Çav Bella marþý ile dinletisine son verdi. Etkinliðin ardýndan platform adýna Ayýþý Sanat Merkezi temsilcisi Memik Kýlýnç basýn açýklamasýný okudu. Basýn açýklamasýnda; “Biz bu yüzleri Maraþ, Çorum ve Gazi katliamlarýndan, 19 aralýk cezaevi katliamýndan ve en son Hrant Dink’in katledilmesinden tanýyoruz. Sistem ne zaman çýkmaza ve krize girse, ne zaman ilerici devrimci geliþmeler yaþansa, bu durum karþýsýnda hep katliamlar ve ölümler karþýmýza çýkýyor. Bu topraklarda sýnýfsal ve ulusal mücadelenin yükseldiði bir süreçte, özgürlük simgesi Pir Sulatan Abdal’ý anma etkinliðinde, þeriatçý, faþist grubun eliyle gerçekleþen saldýrýda, dünyanýn gözleri önünde 37 aydýn yakýlarak katledildiler…. Bu tür katliamlar tüm iþçi-emekçi halklara ve onlarýn sesine ses katan toplumcu-gerçekçi anlayýþla ilerleyen aydýnlarýmýza yapýlmýþtýr. Bu katliamlarýn asýl amacý iþçi ve emekçilerin üzerinde baský ve korku yaratmaktýr. Kapitalist sistem son çýrpýnýþlarýný yaþarken katliamlarla ve halklarýn üzerinde baský kurarak ömrünü kýsa da olsa uzatma çabasýndadýr. Sivas ne ilktir ne de son olacaktýr. Sivaslarýn, Maraþlarýn, Çorumlarýn ve 19 Aralýklarýn yaþanmamasý için tüm iþçi-emekçi ve ezilen halklarý sömürüsüz bir dünya ve sosyalizm yolunda mücadeleye çaðýrýyoruz. Ancak bu yolla bu tür katliam ve baskýlara son verebiliriz” denildi. Basýn açýklamasý sloganlarla son buldu.

ANTEP’TE SÝVAS ANMASI “Her þeyimizi elimizden alabilirler. Ama türkülerimizi alamazlar” diyordu Salvador Allende. Öyle de oldu. Her þeyimizi almaya, yok etmeye çalýþtýlar. Ve gerçekten de türkülerimizi silemediler hafýzalardan. Ateþe verdiler, bedenlerimizi yaktýlar, ama türküler o alevlerin bizlerde uyandýrdýðý hýnçla daha da gürledi, güçlendi. Yozluðu, çürümüþlüðü dayatan burjuva sanata karþý, toplumcu-gerçekçi sanat anlayýþý ile insanlarý ileri taþýyan devrimcidemokrat 37 aydýn ve sanatçýmýzý 2 Temmuz 1993’te, Sivas’ta, Madýmak Oteli’nde yakarak katlettiler. Bu katliamýn 14. yýlýnda onlarýn sanatlarýný, fikirlerini ve üretimlerini kitlelere ulaþtýrmak, anýlarýný yaþatmak ve katliamýn sorumlularýna karþý birlikte mücadele etmek için Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi olarak devrimcidemokrat kurumlara çaðrýda bulunduk. Ortak bir komite oluþturuldu. Yeþilsu Parký’nda bir etkinlik ve basýn açýklamasý kararý alýndý. 1 Temmuz Pazar günü saat 18:30’da Yeþilsu Parký’nda Ayýþýðý Sanat Merkezi, Genç Emekçiler Birliði, Ezilenleri Sosyalist Platformu, Ýnsan Haklarý Derneði ve Özgür Düþünce Derneði olarak “Sivas’ý Unutmadýk, Unutturmayýz Hesap Soracaðýz” yazýlý pan-

16

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

Antep Ayýþýðý Sanat Merkezi Antep Genç Emekçiler Birliði


Yeni Evrede

2 Temmuz

Mücadele Birliði

ADANA’DA 2 TEMMUZ ANMASI ANTEP’TE 2 TEMMUZ ANMA ETKÝNLÝÐÝ

Tarih 2 Temmuz 1993’ü gösteriyordu. Sýnýf savaþýmýnýn en yoðun olduðu ve sürecin iç savaþa evrildiði bir dönemde yapýlmýþtý Madýmak Katliamý. Faþist devlet boðazýna kadar hissettiði devrimi engelleyebilmek için planlamýþtý bu katliamý. Amacý sýnýflar arasý çatýþmayý, mezhepler-halklar arasý çatýþmaya çevirerek devrimi boðmak idi. Ama devrim bu topraklarda gün geçtikçe filizlenip boy veriyor. Adana’da Madýmak Katliamý’nýn 14. yýl dönümünde bir dizi eylemler gerçekleþtirdik. Ýçerisinde Alýnteri, BDSP, ÇHKM, DHP, ESP, HÖC, Mücadele Birliði ve Partizan’ýn bulunduðu devrimci yapýlar, ilk olarak 29 Haziran Cuma günü emekçi halkýmýzýn yoðun olarak yaþadýðý Meydan Mahallesi’nde saat 19.30’da Kýbrýs Caddesi boyunca coþkulu bir yürüyüþ gerçekleþtirdik. Bir sonraki eylemimizi ise 2 Temmuz günü iþçi ve emekçilerin iþ çýkýþ saati olan 17.30’da Çakmak Caddesi giriþinden cadde boyunca Ýnönü Parkýna kadar yürüyüþ gerçekleþtirmek oldu. Yürüyüþ boyunca, “Katil Devlet Hesap Verecek”, “Bedel Ödedik Bedel Ödeteceðiz” ve “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganlarýný gür bir þekilde haykýrdýk. Attýðýmýz sloganlar ve taþýdýðýmýz dövizlerin çevremizdeki insanlarýn ilgisini çektiðini gözlemledik. Bu ilgi TMÞ ekiplerinin gözlerinden kaçmamýþ olacak ki çevremizdeki insanlarý uzaklaþtýrmaya çalýþýyorlardý. Yürüyüþ Ýnönü Parký’nda ortak hazýrlanan metnin okunmasýyla son buldu. DÜN MARAÞ’TA BUGÜN SÝVAS’TA ÇÖZÜM FAÞÝZME KARÞI SAVAÞTA! YAÞASIN HALKLARIN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ!

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaþanan katliamýn yýldönümünde bir gidip bin gelenler, Antep’te de katliamý unutmadýklarýný ve unutturmayacaklarýný gösterdiler. 1 Temmuz Pazar günü, Antep’te Hacý Bektaþ-ý Veli Derneði (HBVD) tarafýndan düzenlenen etkinlikte katledilen aydýn ve sanatçýlar bir kez daha anýlarak aslýnda ölmedikleri, tam tersine ölümsüzleþmiþ olduklarý haykýrýldý. Etkinlik Madýmak otelinde yakýlarak katledilen 37 insan nezdinde, ölümsüzleþmiþ tüm ilerici ve devrimciler için 1 dakikalýk saygý duruþu ile baþladý. Aðýrlýklý olarak müzik ve þiir dinletileri ile geçen etkinlikte, isimleri 2 Temmuz tarihi ile özdeþleþmiþ olan sanatçýlarýn eserleri ile onlar için yazýlmýþ olan þarký ve þiirler dernek gençleri ve saz ekipleri tarafýndan izleyenlere sunuldu. Etkinlikte daha sonra Ayýþýðý Sanat Merkezi müzik grubu Denize Ezgi sahne aldý. Kendi bestelerinin yaný sýra Sivas’ta ölümsüzleþenler için yazýlmýþ olan þarký ve þiirleri de seslendiren grup, yaptýðý konuþmalarda da emekçi insanlarýn birtakým suni ayrýmlarla sermaye sýnýfý tarafýndan parçalanmaya çalýþýldýðýný, bunun için de bazý insanlarýn Alevi, bazýlarýnýn Kürt vs. þeklinde ayrýmlara tabi tutularak horlanmaya çalýþýldýðýný, ancak esas ayrýmýn ekonomik sýnýflar arasýnda olduðunu anlatýp, bütün bu kavgalarýn sonlandýrýlarak gerçek ve ortak düþman olan sermayeye karþý birleþilip, mücadelenin yükseltilmesi gerektiðini söyledi. Denize Ezgi, deyiþler ve halk türkülerinin de özgün yorumlarý ile sahnede güzel bir performans sergileyerek katýlýmcýlarýn beðenisini kazandý. Sivas’ta ölümsüzleþen isimlerden olan Edibe Sulari’nin yeðeni Berrin Sulari de sahne alarak halk müziðinden ve Sivas’a yakýlan türkülerden örnekler okudu. Sulari, yaptýðý konuþmasýnda etkinliðin baþýnda Hacý Bektaþ-ý Veli Derneði’ni ziyarete gelmiþ olan bazý milletvekili adaylarýna da dikkat çekerek: “Sadece birkaç dakika görünüp sonra kayboldular, etkinliðe katýlmadýlar bile. Onlarýn Sivas’ta yaþamýný yitiren aydýnlara ve sanatçýlara verdikleri deðer ve duyduklarý saygý ancak bu kadardýr. Bir anma etkinliðine bile vakit ayýramýyorlar. Seçimden sonra ise bizleri tamamen unutacaklar” diyerek insanlara oy vermeme çaðrýsý yaptý. Konuþma salonda büyük bir destek ve alkýþla karþýlandý. Son olarak HBVD Semah Ekibinin semah töreni ile 14 yýl önce ateþte semah dönenler bir kez daha hatýrlandý ve etkinlik sona erdi.

Adana Mücadele Birliði Platformu 97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

17


Yeni Evrede

2 Temmuz

Mücadele Birliði

SÝVAS KATLÝAMINI UNUTMADIK UNUTTURMAYACAÐIZ 1 Temmuz 2007, Pazar günü, Sivas katliamýyla ilgili Sarýgazi’de yaklaþýk 600 kiþinin katýlýmýyla ortak bir eylem gerçekleþtirildi. “2 Temmuz Sivas Katliamýný Unutmadýk, Unutturmayacaðýz” pankartýyla Vatan Ýlköðretim Okulu’ndan Demokrasi Caddesi’ne doðru saat 19.00 gibi yürüyüþe geçildi. Eyleme Mücadele Birliði Platformu, ESP, DHP, ODAK, Partizan, Toplumsal-Der ve EMEP katýldý. Biz Mücadele Birliði olarak, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Faþizme Karþý Silah Baþýna”, “Dün Maraþ’ta Bugün Sivas’ta, Çözüm Faþizme Karþý Savaþta” dövizlerimizle ve kýzýl bayraklarýmýzla eylemde yerimizi aldýk. Yürüyüþ esnasýnda “Sivas Þehitleri Ölümsüzdür”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Dün Maraþ’ta Bugün Sivas’ta, Çözüm Faþizme Karþý Savaþta”, “Türküler Susmaz, Pir Sultanlar Ölmez”, “Katil Devlet Hesap Verecek”, “Halkýmýz Saflara Hesap Sormaya”, “Sivasýn Katili Faþist Devlettir”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganlarý hep bir aðýzdan gür bir þekilde atýldý. Eylem esnasýnda Sarýgazi halký büyük bir coþkuyla bizleri selamlýyor, alkýþlar, zýlgýtlar ve ýslýklarla destek veriyorlardý. Bunun yaný sýra eyleme halkýn içerisinden insanlar da katýlým saðlýyorlardý. Saat 20.30 sularýnda Nazým Hikmet Parký’nda herkes yerini aldýktan sonra, Sivas Katliamýnda ölümsüzleþenler için bir dakikalýk saygý duruþundan sonra, basýn açýklamasýný okumak için Mücadele Birliði’nden bir arkadaþýmýz sahnede yer aldý. “Bundan tam 14 yýl önce en iri tekellerin açýk terörist diktatörlüðü olan faþizm gerçek yüzünü açýkça ortaya koydu. Osmanlýnýn katliam, baský ve soygunlarýna karþý çýkarak asýlan Pir Sultanlarý anmak için halk 93 yýlýnýn Temmuz ayýnda Sivas’ta bir araya geldi. 2 Temmuz’da devletin beslemeleri olan dinci faþistler, 37 aydýnýmýzý ‘tekbir’ sesleri eþliðinde diri diri yaktýlar, onlarca insanýmýz yaralandý. 93 yýlýna girdiðimizde sermaye sýnýfý politik terörüne hýz vermiþ durumdaydý.

18

Derin bir ekonomik ve siyasi kriz içerisine girmiþ olan egemenler ve onun devleti içine girdiði durumdan çýkýþ yolunu gericilerle birlikte iþçiler emekçiler ve aydýnlara baþlattýðý savaþta görmüþtür. Dün Sivas’ta karþýmýza çýkanlar, bugün benzer þekilde Hrant Dink’in katlinde, Malatya’da karþýmýza çýkýyor. Bunlarýn arkasýnda polis yetki yasasýný çýkaranlar, bunlarýn arkasýnda halký sözde yarattýklarý kutuplaþmalarla içine çekmek isteyen ve sýnýf mücadelesini örtbas etmeye çalýþarak Cumhuriyet mitinglerini düzenleyip böylece kitleleri kendi yanýnda yedeklemeye çalýþanlar, bunlarýn arkasýnda Kürt haklýna yönelik imha ve iþgal politikasýnda ýsrar eden ve bir sýnýr ötesi operasyona baþlayanlar var. Bunlarýn arkasýnda kendi sonunu gören ama ömrünü biraz daha uzatmak için her yolu mubah sayan sermaye sýnýfý ve onun faþist devleti var” denildi. Basýn açýklamasýnýn ardýndan Sarýgazi Ayýþýðý Ekin Sanat Derneði çalýþanlarýndan bir arkadaþýmýz þiirini okumak üzere sahnede yerini alarak Filistinli þair El Kasým’dan “Ýþsizlik, Pazarýnda Söylev” þiirini okudu. Ayýþýðý Sanat Merkezi müzik grubu Emeðe Ezgi sahnede yerini aldý. Bu esnada “Umudumuz Kavgada Kavgamýz Sanatýmýzla” sloganý atýldý. Ayrýca Grup Emeðe Ezgi’nin solisti, konuþmasýnda þunlara yer verdi; “Bunca açlýðýn, sefaletin, bunca iþkencenin, katliamýn, bunca zulmün olduðu bir yerde, bir avuç egemenin hakimiyeti süremez, sürmeyecek. Bir de bunlarýn üstüne sizlerden seçimlerde oy istiyorlar. Kendinizi burjuvalara satmayýn. Seçimleri boykot edin, oy vermeyin” diyerek sözlerine þarkýlarýyla devam ettiler. Son olarak Hernepeþ marþýyla þarkýlarýna son verdiler. Büyük bir beðeniyle dinlenilen Grup Emeðe Ezgi sahneden zýlgýtlarla ve alkýþlarla ayrýldýlar. Daha sonrada PSAKD Kartal Þubesi müzik grubu ile program son buldu. Eylem bitiminde “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði” sloganlarý eþliðinde eylem noktasýndan ayrýldýk. Sarýgazi Mücadele Birliði Platformu

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007


Yeni Evrede

2 Temmuz

Mücadele Birliði

SÝVAS’I UNUTMA UNUTTURMA!

2 Temmuz 1993’de, Sivas’ta 37 kiþinin diri diri yakýlarak katledildi. Tüm bir tarihi baský, terör ve katliam üzerine kurulu olan faþist devletin ne ilk katliamýydý bu, ne de sonuncusu olacaktý. Bugün Sivas katliamýnýn üzerinden tam 14 yýl geçti. Ortalama sol “en geniþ anti-emperyalist cephe” adýna dinci gericilerle ittifak yapa dursun, her 2 Temmuz dinci gericiliðin gerçek yüzünün u-

nutturulmamasý açýsýndan büyük bir önem arz ediyor. Bu sene Sivas Katliamý yine her yerde anýldý, lanetlendi tepkiler çeþitli biçimlerde ortaya konuldu. Bu etkinliklerden biri de iþçi ve emekçilerin yoðun olarak yaþadýðý Gazi Mahallesi’nde gerçekleþtirildi. Gazi Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi tarafýndan düzenlenen etkinlik, Okul Parký’nda 8 Temmuz günü saat 19:00’da baþladý. Parkýn çeþitli yerlerine “Sivas Katliamýný Unutturmadýk / Mücadele Birliði Platformu”, “Seçimleri Boykot Et Devrim Ýçin Savaþ / Mücadele Birliði Platformu”, “Umudumuz Kavgada Kavgamýz Sanatýmýzla / Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi” pankartlarý asýlýydý. Deniz Gezmiþ’in resmimin basýlý oldu-

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

ðu kýzýl bayraklarýn dikkat çektiði etkinlikte ilk olarak Grup Emeðe Ezgi sahne aldý. Sivas katliamýný türküleriyle unutturmayacaklarýný söyleyen Grup elemanlarý þarký ve türkülerini katliamda ölen 37 kiþi için seslendirdi. Emeðe Ezgi’den sonra Ayýþýðý Ekin Sanat Merkezi þiir grubundan bir arkadaþ Sivas’ta katledilenler için daha önceden hazýrladýklarý þiirleri okudu. Parkta toplanan Gazi’lilerin þiir dinletisinden sonraki alkýþlarla uzun süre destek vermesi yapýlan etkinliðin amacýna ulaþtýðýnýn iyi bir kanýtý niteliðindeydi. Etkinlik boyunca “Dün Maraþta Bugün Sivas’ta Çözüm Faþizme Karþý Savaþta”, “Sivas’ýn Hesabý Sorulacak” þeklinde sloganlar atýldý. Etkinliðin geri kalan bölümünde yerel müzik gruplarý sahne aldý. Etkinlik saat 22:00 sularýnda hep birlikte söylenen türkülerle sona erdi.

19


Yeni Evrede

2 Temmuz

Mücadele Birliði

SÝVAS KATLÝAMININ 14. YILINDA ANMA 2 Temmuz 1993 yýlýnda devlet eliyle dinci faþistlere yaptýrýlan Sivas Katliamý’nýn üzerinden 14 yýl geçti. Her yýl alabildiðine geniþ sol çevreyi kapsayarak yapýlan anma bu yýl iki ayrý etkinlikle yapýldý. 2 Temmuz öncesi yapýlan toplantýlara Pir Sultan Abdal Kültür Derneði çaðrýcý olmuþ ve yapýlan toplantýda Sivas katliamýnýn, 1 Temmuz Pazar günü bir mitingle anýlmasý yönünde karar alýnmýþtý. Bu doðrultuda oluþturulan eylem komitesi hazýrlýklarýna baþlamýþken, tekrar yapýlan toplantýda PSAKD bir “U” dönüþü yaptý. “Genel Merkezlerinin aldýðý karar doðrultusunda, anmayý 2 Temmuz günü yapacak”larýný ve “tüm siyasi çevrelerle birlikte örgütlemek istediklerini” söylediler. Bunun, PSAKD ile devrimci çevrelerin ayrýþmasý demek olduðu açýktý. Kendilerini bu, açýkça ifade edildi. Bu dayatmacý tutumlarý ve ortak iradeyi çiðneme eðilimleri eleþtirildi. 1 Temmuz’da miting yapýlmasý yönünde kararýn olduðu ve bu karar doðrultusunda hareket edileceði belirtilerek PSAKD’ye bu durumda tavýrlarýnýn ne olacaðý soruldu. Onlar bu durumda (ayrýþma) sadece mezarlýk anmasý yapacaklarýný yani miting organize etmeyeceklerini belirttiler. Bu noktada bir ayrýþma yaþandý ve bazýlarý PSAKD’nin alacaðý kararlarý destekleyeceklerini, bizim de içinde olduðumuz birçok devrimci çevre ise eleþtiri-

lerini sürdürerek, 1 Temmuz konusunda kararlý olduklarýný dile getirdiler. Eylem komitesi yine hazýrlýklarýna devam ederken, PSAKD’nin 2 Temmuz günü miting kararý aldýðý ve baþvuru yaptýðý açýklandý. Bunun üzerine PSAKD’nin de arasýnda olduðu ayrýþan gruplarla tekrar toplantý alýndý. Fakat PSAKD bu toplantýda da tavrýný deðiþtirmemiþ, özeleþtiri vermemiþ ve dayatmacý tutumunu sürdürmüþtü. Bizim yönelttiðimiz “devlet partileriyle(CHP vs.) birlikte mi örgütleyeceksiniz” sorusuna da net olmayan yuvarlak yanýtlar verdiler. Bu toplantýdan da ortak sonuç alýnmadan toplantý terk edildi. 1 Temmuz’da ortak miting düzenleme çabalarý da bu þekilde baþarýsýzlýða uðramýþ oldu. Burada sorun bizim açýmýzdan gün sorunu deðildi. Son tahlilde sorun PSAKD’nin CHP gibi devlet partileriyle birlikte iþ yapýp yapmama, devrimci yapýlarla arasýna set çekme istek ve eðilimi ve tutarsýz tutumuydu. Son süreçte düzenlenen “cumhuriyeti sahiplenme mitingleri” ile alevi yurttaþlarýn düzenin bir kesiminin arkasýna yedeklenmeye çalýþýldýðý koþullarda, PSAKD’nin izlemiþ olduðu bu tutum, devrimcilerle yollarýný ayýrmaktýr, devletin ekmeðine yað sürmektir. Yaþanan geliþmelerin ardýndan 1 Temmuz Pazar günü saat 14.00’da Karacaahmet Mezarlýðý’nda Sivas’ta katledilenleri anmak üzere Mücadele Birliði Platformu, Divriði Kültür Derneði, HÖC, Kaldýraç, AKA-DER, TKP, Proleter Devrimci Duruþ, Halkevleri bir araya geldi ve mezarlýða yürüdü. Orada yapýlan basýn açýklamasýnýn ardýndan anma sona erdi. DÜN MARAÞ’TA BU GÜN SÝVAS’TA ÇÖZÜM FAÞÝZME KARÞI SAVAÞTA!

ÇÝÐLÝ ORGANÝZE SANAYÝ BÖLGESÝNDE ÝÞTEN ÇIKARILAN LÝDER DERÝ ÝÞÇÝLERÝ EYLEMDE Eylemde olan Lider Deri iþçilerinden biriyle yaptýðýmýz kýsa bir röportajý paylaþýyoruz sizinle. Mücadele Birliði: Siz ve iki oðlunuz neden iþten çýkarýldý? Ýþçi: Verimsizlikten çýkardýklarýný söylüyorlar ama onlarca yýl çalýþtýk, Lider Deri’yi 8 makineyle kurduk, para almamacasýna çalýþtýk, çocuklarýmla birlikte yýllarca hizmet ettim. 20 sene mesaili çalýþtým, mesai ücreti almadým, parça baþý çalýþýyorduk. Sadece sendikalaþma çabasý nedeniyle bizi iþten çýkardýlar. Sendika istedik ki, çocuklarýmýz hak hukuklarýný alabilsinler, bizim gibi helak olmasýnlar. Mücadele Birliði: Eyleme kadar geliþen süreçten bahseder misiniz? Ýþçi: Patron beni iki kere aradý. Görüþmek için telefonunu verdi, yýrttým attým. Dedim ki “ben ispiyoncu olsaydým ustabaþý olurdum o fabrikada”. Anlayacaðýnýz onlar kapýnýn önünde olmamýzdan, eylem halinde olmamýzdan rahatsýzlar. 24 iþçi sendikalý olarak tekrar girmeyi bekliyoruz. Mücadele Birliði: Bundan sonrasý için ne yapmayý planlýyorsunuz? Ýþçi: Biz orada sendikalý çalýþmaya baþlayana kadar mücadele etmeye devam edeceðiz. Ayrýca Alkan Deri’de de 25 gündür süren bir mücadele olduðunu haber vermek isterim. Mücadele Birliði: Durumunuzu bizimle paylaþtýðýnýz için teþekkür ederiz. Ýþçi: Derginin bir sonraki sayýsýný merakla bekliyorum. Ben teþekkür ederim.

20

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007


Yeni Evrede

Devrime Adanmýþ Yaþamlar

Mücadele Birliði

VARLIÐINIZ DÜNYA ÝÞÇÝ SINIFI Dünya Halklarý Seni Hiç Unutmadý HAREKETÝNE ARMAÐANDIR “ÝÞÇÝ SINIFININ YÝÐÝT EVLADI” Clara Zetkin 5 Temmuz 1857’da Almanya’nýn Saksonya eyaletinde dünyaya geldi. Kendisi 14 yaþýnda iken ailesi Leipzig’e taþýnýr. Okulu bitirdikten sonra bir süre öðretmenlik yapar. 1877’den itibaren Alman Sosyal Demokrat Partisinin toplantýlarýna katýlýr. Marx ve Engels’in teorilerini okumaya baþlar. Bu arada Almanya’da 1878’de “Sosyalistlere Karþý Yasa” yürürlüðe girer. Bu yasa eyalet polis müdürlüklerine yerel sosyal demokrat cemiyetleri, sendikalarý ve iþçi eðitim cemiyetlerini yasaklama yetkisi vermektedir. Bu yasanýn yürürlüðe girmesiyle birlikte o da illegal çalýþma alanýna çekilir. Ýtalya’ya ve oradan da Zürich’e gider. O koþullarda Zürich’te yayýmlanýp illegal yollardan Almanya’ya giren Sozial Demokrat’ýn(Sosyal Demokrat, Alman Sosyal Demokrat Parti’sinin yayýn organý) posta iþlerini büyük bir baþarý ve titizlikle yürütür. 1889 yýlýnda Alman meclisi çýkarýlan yasayý geri çektiðinde yurda geri döner. Burada ASDP’nin yardýmýyla Almanya’nýn bir çok yerini gezip emekçi kadýnlarla tanýþýr ve onlarýn sorunlarýna ortak olur. Clara Zetkin bundan sonraki tüm yaþamýný iþçi sýnýfýnýn ve emekçi kadýnlarýn mücadelesine adar. 8 Mart 1857’de, New Yorklu 40 bin kadýn dokuma iþçisi 12-14 saati bulan çalýþma saatlerine karþý, 8 saatlik iþgünü talebiyle kitlesel bir biçimde greve gitmiþtir. Bu grev Amerikan yönetimi tarafýndan kanlý bir þekilde bastýrýlmýþ ve 129 dokuma iþçisi kadýn katledilmiþtir. “8 Mart 1857” eylemi, kadýnlarýn tarihteki ilk kitlesel grevi olarak yerini almýþtýr. Kanlý 8 Mart direniþinden sonra Clara, 2. Uluslararasý Kadýnlar Konferansýnda 8 Mart’ýn Dünya Emekçi Kadýnlar Günü olmasý önerisini getirmiþ ve kabul edilmiþtir. Birinci Emperyalist Paylaþým Savaþý patlak verdiðinde ASDP’nin savaþ için çýkartýlan kredi yasalarýný onaylamasý üzerine; bu sosyal-þoven politikalarýn ve savaþýn teþhiri iþine girer ve Spartakistler Birliði’nde yer alýr. Daha sonra ise Alman Komünist Parti’si yönetim kurulu üyesi olarak görev yapar. Bir doðum gününde yoldaþlarýnýn kutlama dilekleri karþýsýnda Clara yoldaþlarýna þöyle der: “Bana takdir sözleriyle seslendiðinizde, beni övdüðünüzde elimi kolumu baðlýyorsunuz. Bana karþý çýktýðýnýzda kendimi daha iyi hissediyorum. Devrimin devamý yolunda açýklýk getirmeye yaradýðýmý düþünüp mutlu oluyorum.” Þimdi de biz kutluyoruz seni Clara, iyi ki doðdun, varlýðýn dünya iþçi sýnýfýna ve emekçi kadýnlara armaðandýr.

18 Haziran 1882 yýlýnda Bulgaristan’ýn Pernik kasabasýnda doðdu. Öðrenimini yarýda býraktý ve küçük yaþlarda çalýþmak zorunda kaldý. Dimitrov çalýþmak zorunda kaldýðýnda bir matbaa, basýmevi iþçisi olarak çalýþmaya karar verdi. Çalýþmaya baþlamasýyla birlikte Marx ve Engels’in öðretilerini okumaya baþladý. Bulgaristan Sosyal Demokrat Ýþçi Partisi ile tanýþtý. 1902 yýlýnda (20 yaþýnda iken) partiye üye olduðu toplantýda heyecanýný saklayamamýþtý. Dimitrov bundan sonraki yaþamýnda yaptýklarýyla adýndan sýkça söz ettirecekti. 1909 yýlýnda henüz 27 yaþýndayken Parti Merkez Komitesine seçildi. 1918’de savaþ karþýtý propaganda yapmaktan dolayý üç yýl hapse mahkum edildi. Ama dört ay sonra serbest býrakýlmak zorunda kalýndý. Haziran 1920’de parti, Moskova’da toplanacak Komünist Enternasyonal 2. Kongresine, Dimitrov’u ve Merkez Komitesi sekreteri Vasil Kolarov’u göndermeyi kararlaþtýrdý. 1923’te Bulgaristan’daki komünist ayaklanmayý yönetti. Ayaklanma bastýrýldýktan sonra idama mahkum edildi. Yurt dýþýna çýkarak Viyana ve Berlin’e geçti. 1929’da Komintern Orta Avrupa bölümünün baþkanlýðýný yaptý. 27 Þubat 1933’teki Reichstag davasý (Alman meclisinin Naziler tarafýndan yakýlmasý ve bundan komünistlerin sorumlu tutulmasý) Dimitrov adýnýn tüm dünyada hayranlýkla anýlmasýna yolaçtý. Bu faþist komploda merkez komitesinden baþka yoldaþlarýyla birlikte yargýlandý. Dimitrov, yaptýðý olaðanüstü savunmasýyla hem faþistlerin oyununu boþa çýkardý, hem de faþizmin sýnýfsal tahlilini baþarý ile yaptý. Tüm dünyada Dimitrov ve yoldaþlarýnýn özgürlüðü için kampanyalar örgütlendi. Nazilerin planý ters tepmiþ, yargýlamaya kalkanlar yargýlanmaya baþlamýþlardý. Bir yýl süren davanýn ardýndan Dimitrov ve dört yoldaþý serbest býrakýlmak zorunda kaldý. Ardýndan Moskova’ya yerleþti. Dimitrov faþizmin tahliline iliþkin görüþleriyle de dünya komünist hareketi içinde ilklerdendi. “Faþizm savaþ demektir!” uyarýsý doðru çýkmýþtý. 1939 yýlýnda 2. Dünya Savaþý patlak vermiþti. 24 Haziran 1942’de Bulgar Ýþçi Partisi silahlý mücadeleye geçme kararý aldý ve 17 Temmuz’da Vatan Cephesi programý açýklandý. 15 Eylül 1944’de krallýk devrildi ve Bulgaristan’da Halk Cumhuriyeti ilan edildi. O yýl 27 Kasým’da yapýlan halk meclisi seçimlerinden sonra Dimitrov hükümetin baþýna getirildi. Ve 2 Temmuz 1949. Sovyetler Birliði Komünist Partisi Merkez Komitesi, tedavisi görülen Dimitrov için þu yaslý bildiriyi yayýnladý. “Uluslararasý iþçi hareketinin en büyük temsilcilerinden biri, Bulgaristan Halk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Baþkaný, Bulgaristan Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri, yoldaþýmýz ve kardeþimiz Georgi Mihailov Dimitrov, Moskova yakýnýnda Boroviça sanatoryumunda öldü.” Ýþçi sýnýfý ve dünya halklarý seni hiç unutmadý “proletaryanýn yiðit evladý”.

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007

21


Yeni Evrede

Devrime Adanmýþ Yaþamlar

Mücadele Birliði

ENTERNASYONAL SAVAÞÇILAR Hiç kuþku yok ki, bir ulus proletaryasýnýn en ter nas yo nal harekete en önemli katkýsý, “kendi” ülkesinde devrimi ba þar ma sý dýr. Ama proletarya, kendini bu noktada durdurmaz. Ayný þekilde diðer ulus proleterlerinin ve emekçi halklarýn devrimci mücadelesini, her alanda aktif bir þekilde destekleyerek, gerçek proleter enternasyonalizmini gösterir. Pasif, salt söze dayalý “dayanýþma”, devrimci proletaryanýn asla benimseyemeyeceði bir yoldur. Bu gerçeði en iyi kavrayan komünistlerden biri olan Che’nin dediði gibi, sorun, kendini, kendi kaderini, mücadele eden “kurbanýn” kaderine baðlamaktýr. Onlarla yazgýlarýný paylaþmaktýr. Leninistler, bu bilinçle, daha yola çýktýklarý ilk anlarda bile, ezilen halklarýn mücadelelerinde aktif olarak yer aldýlar. THKO önder ve kurucu kadrolarý, Filistin halkýnýn özgürlük mücadelesinde yer aldýlar. Gerçek proleter enternasyonalizminin güzel örneklerini sergilediler. Denizlerin ve onlarýn yolundan ilerleyerek yaþamlarýný feda edenlerin kahramanlýðý sonucu Türkiye ve Kürdistan halklarý dünyadaki mücadeleci ve onurlu halklarýn yanýnda yerlerini almýþlardýr. Denizlerin yaný sýra yaþamlarýný devrim ve komünizm için feda eden bütün devrimci ve parti savaþçýlarý Türkiye ve Kürdistan’a sýnýrlý ulusal bir devamýn deðil evrensel ve enternasyonal bir davanýn kahramanlarý olarak tarihe geçtiler. Çünkü burada ortak temel insanlýðýn kurtuluþu davasýdýr. Týpký Che’nin, Ekim Devrimini yaratan kahramanlarýn ortak davalarýnýn insanlýðýn kurtuluþ davasý olmasý gibi. Bu yolda “baþka ülkelerin göðü altýnda” sonsuzluða uðurladýðýmýz savaþçýlarýmýz, bizi proletarya enternasyonalizmine güçlü bir þekilde baðlayan halkalar olarak tarihimizdeki yerlerini aldýlar. Ýmam Ateþ ve Mustafa Çetiner 1982 Temmuz’unda Filistin halkýnýn savaþýnda, Arnor Kalesi’nde ölümsüzleþtiler ÝMAM ATEÞ: Antalya GEB(Genç Emekçiler Birliði)çalýþmalarýnda etkin faaliyet sürdüren Ýmam Ateþ yoldaþ 1981 yýlýnda partinin kararý üzerine Filistin’e gönderilir Filistin’de eðitim kampýmda askeri eðitim gördükten sonra Lübnan’a Siyonistlerle savaþmak için geçiþ yapar ve Arnor Kalesi’nde uçak savar baþýn da savaþarak ölümsüzleþir. MUSTAFA ÇETÝNER: THKO-MB ile örgütlü mücadeleye baþlayan Mustafa Çetiner yoldaþ GEB içinde faaliyet gösterdi.1981 yýlýnda parti kararýyla Ortadoðu’ya gönderilir. Lübnan’da Ýmam Ateþ ile birlikte uçaksavar bataryasýnýn baþýnda ölümsüzleþir. YAÞASIN PROLETARYA ENTERNASYONALÝZMÝ! BÜTÜN ÝKTÝDAR EMEÐÝN OLACAK! DEVRÝM SAVAÞÇILARI ÖLÜMSÜZDÜR! Eskiþehir’den Leninistler

22

“Bizim Yaþamýmýz Eylem” Yalýmlý bir yel esiyor beynime doðru Deðil, anne, kardeþ, yar deðil, Dövüþmeyi özledim Geceler boyu sabahlamayý, Sýnýrsýz kaçýþlarý özledim Vuruþmalarý, Sevmeleri, Belaya kalkansýz dalmayý... Ayrýlýrken her sabah, Her yeni günün þafaðýnda Yoldaþlarýma bu son, belki dönemeyeceðim gibi, bakmayý özledim...

Týpký yukardaki þiir gibidir bir Leninist Gerilla’nýn hayatý. Yaþamý zordur, zordur ama bir o kadar da onurludur. Onlarýnkisi bir sevdadýr, baðlýlýðýn ve inancýn en yoðunlaþmýþ yeridir, bu yolda zaferden baþka bir seçenek tanýmazlar. Bu yoldan onlarý alýkoyacak tek þey vardýr; fiziki ölüm. Baþka bir seçeneði koymamýþlardýr yaþamlarýna... O yüzdendir ki fiziki ölümleri dahi onlarý kavgadan ayýrmaz aksine hep kavganýn içinde yaþarlar. Onlarýn arkasýndan yürüyen, devrettikleri bayraðý taþýyan yoldaþlarýnýn düþlerinde onlar gibi olabilme isteðiyle kavganýn en önünde olurlar. Savaþçý bir Parti’nin deðerleridir. Aðit, Murat, Cihan... ve daha niceleri. Bizi biz yapan, Leninist yapan, kararlýlýðýmýzý sýnayan ve devrimin gerçek öncü ve yöneticileri yapan... Cihan yoldaþ bir mektubunda þöyle diyordu yoldaþýna; “(...)Biz, her an tetikte olmak zorunda kalan askerleriz. Sadece eylem saatlerimizde deðil, eylem dýþýndaki saatlerimizde planlý disiplinli olmak zorunda. Bu sadece biz gerillalarýn deðil, mücadelenin herhangi bir alanýnda faaliyet yürüten, savaþan insanlar için de ayný derecede önemli. Çünkü düþman sadece silahla saldýrmýyor.” Böylesine yüksek bilinç ve inançla donatmýþtý Cihan yoldaþ kendini. Bu yüksek bilincini belki de somutlayan en iyi ifadesiydi “bizim yaþamýmýz eylem” sözü... Mücadelenin her anýnda düþmaný nereden en derinden vuracaðýný düþünürdü ve sadece gerillalarýn deðil kavganýn her alanýndaki yoldaþýn yaþamýnýn her anýnda düþmanla savaþ içinde olmasý gerektiðini söylerdi. Bir Leninistin nefes alýp verdiði her saniye düþman biraz daha boðulacaktý çünkü. Tarýk Ziya Yýldýrým (Cihan) yoldaþ iþçi olarak yaþamýný sürdürür. Ve bu süreçte Leninist Parti’yle tanýþýr, aktif mücadeleye atýlýr. Cihan Yoldaþ gösterdiði kararlý tutumu üzerine belirli bir süre 13 Mart Genç Komünistler Birliði (13 Mart GKB) içerisinde görev alýr. Aldýðý tüm görevleri büyük bir sorumlulukla eksiksiz olarak yerine getirir. Mücadele içerisinde sýnar kendini ve kýsa zaman içerisinde artýk mücadelesini gerilla alanýnda devam ettirir. Leninist Gerilla Birliði (LGB) içerisinde aktif mücadele verir. Gerilla yaþamý boyunca yoldaþlarýna LGB’nin ölümsüzleþen ilk savaþçýsý Yaþar Bulut’u kastederek; “Aðit Yoldaþ’tan sonra ölümsüzleþen ilk ben olacaðým” der. Mücadele yaþamý boyunca her zaman üzerine aldýðý sorumluluklarý en iyi þekilde yerine getiren Cihan yoldaþ, yine yoldaþlarýna söylediðini yapar. Tarih sanki bir Leninist Gerilla’nýn verdiði sözü tutmasý için ona fýrsat verir gibi... Cihan yoldaþ 26 Temmuz 1995’te Bakýrköy’de bir polisin kimlik sormasý üzerine polislerle girdiði çatýþmada yaralanmýþ ve polisi cezalandýrmýþtý. Daha sonra bulunduðu alan kuþatýlan yoldaþ yaralý olarak tutsak düþer ve faþistlerce katledilerek cansýz bedeni Vakýf Gureba Hastanesi’nin bahçesine atýlýr. Cihan yoldaþ bir kez daha söylediðini yerine getirmiþti, Agit’ten sonra ölümsüzleþen ilk ben olacaðým diyordu ve her zaman olduðu gibi yine dediðini yerine getirdi. Leninist Gerilla olmanýn onurunu taþýyan ve öyle yaþayan Cihan yoldaþ yine bir gerilla olarak partisi ve devrimin zaferi için savaþýrken en önde ölümsüzleþti. Tüm yeryüzünde ve bu topraklarda Leninist Parti iþçi sýnýfý ve emekçilerin nihai kurtuluþu için savaþacaktýr ve Leninistler olduðu sürece bu savaþ proletaryanýn zaferiyle sonuçlanacak. Leninistlerin olduðu bir yerde bu kaçýnýlmazdýr. Not: e-posta yoluyla elimize ulaþan bu yazýyý, haber niteliðinden dolayý yayýnlýyoruz.

97. Sayý / 18 Temmuz - 1 Aðustos 2007




Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Issuu converts static files into: digital portfolios, online yearbooks, online catalogs, digital photo albums and more. Sign up and create your flipbook.