14 minute read

Türkiye Ürettiğinden Fazlasını Alan, Kazandığından Fazlasını Harcayan Bir Ülke

"türkiye ürettiğinden fazlasını alan, kazandığından fazlasını harcayan bir ülke konumundadır"

Hilmi Uğurtaş İzmir Atatürk organize Sanayi bölgesi (İAoSb) başkanı

Advertisement

Türkiye’nin en önemli ekonomik göstergeleri içinde yer alan cari açık çok uzun yıllardır içinde bulunduğu olumsuz tablodan çıkamamıştır diyen izmir atatürk organize sanayi bölgesi (iaosb) başkanı hilmi uğurtaş, "bu durumdan çıkışın tek yolunun da üretmek olduğu hususunda herkes hemfikirdir. üretmek denince akla gelen iki şey, üretimin nitelik ve nicelik problemleridir" dedi.

ÖZEL RÖPORTAJ

Murat Alişiroğlu

Ülkemizin istihdam sorununu ve nitelikli eleman ihtiyacını, sektörün de içinde yer aldığı “kaliteli ve ihtiyaçlara göre düzenlenen mesleki eğitim”in çözeceğini belirten Başkan Hilmi Uğurtaş, Air World Türkiye Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Murat Alişiroğlu'nun sorularını yanıtladı. n Sayın Başkanım, Öncelikle

bizleri kabul ettiğiniz için okurlarımız adına teşekkür ederim. Sizin İzmir Atatürk OSB Başkanlığınız dışında kendi işiniz ve OSBDER başkanlığını da başarı ile yürüttüğünüzü biliyoruz. Okurlarımızın sizi tanıması açısından Hilmi Uğurtaş kimdir? Kısaca bahsedebilir misiniz?

İzmir’de doğdum. İlk, orta, lise eğitimimi İzmir’de tamamladım. 1978 yılında Ege Üniversitesi Tekstil Fakültesi Boya Terbiye Bölümü’nden mezun oldum. İş hayatım, mezun olduğum yıl Bursa Merinos Fabrikası’nda başladı. 1984 yılında ise İzmir Yün Fabrikası’nda İşletme Müdürü, 1985’de ise Genel Müdür Yardımcısı oldum. 1987 yılında tekstil yan sanayinde yıkama ve boyama alanlarında hizmet veren kendi işimi, Özgün Boya San. Ve Tic. Ltd. Şti. adı ile kurdum. Şirketimiz tamamen ihracata gönderilen denim giysilerin yıkanması ve boyanmasını gerçekleştirmektedir. 1994 yılında ise duyduğumuz daha geniş bir yerde çalışma ihtiyacı neticesinde, İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi (İAOSB) içindeki 8 bin metrekarelik yeni tesisimize taşındık.

İAOSB’nin 2003 yılında gerçekleştirilen ilk Genel Kurulu’nda Yönetim Kurulu Başkanı seçildim. O günden bugüne tüm Genel Kurul’larda katılımcılarımızın güvenine mazhar olarak bu görevi sürdürmekteyim.

İAOSB’de geçen yıllar içinde arkadaşlarım ile birlikte çok anlamlı, değerli hizmetler verdiğimize inanıyorum. Ancak, Özel İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Nedim Uysal Mesleki ve Teknik Anadolu Lise’mizin Kurucu Temsilcisi olmak ve bu okulumuzda gençlerimizi yüzde 100 burslu olarak, sanayimize nitelik kazandıracak insanlar olarak yetiştirmek beni en çok mutlu eden hizmetimiz olmuştur. n İzmir Atatürk OSB’yi diğer

OSB’lerden farklı kılan özelliği nedir? OSB'nizde bulunan firmaların Türkiye

"özel izmir aTaTürk orGanize sanayi bölGesi nedim uysal mesleki ve Teknik anadolu lisemizin kurucu Temsilcisi olmak ve bu okulumuzda Gençlerimizi yüzde 100 burslu olarak, sanayimize niTelik kazandıracak insanlar olarak yeTişTirmek beni en çok muTlu eden hizmeTimiz olmuşTur."

Sanayisindeki yeri ve katkılarından bahsedebilir misiniz?

İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi alan olarak belki Türkiye’nin en büyük OSB’si değil. Ancak organizasyonu, yapısı, yönetim ve hizmet anlayışı ve bugüne değin yaptıkları ile Türkiye’nin gözbebeği olan, örnek alınan, takip edilen OSB’lerinden biridir. Bir OSB’nin yapısını şekillendirirken, gidilecek yolu belirleyecek olan unsurlardan ilki; “Yatırımcı bir OSB’de yatırım yapmak için ne ister?”, diğeri ise “Bir OSB’de üretim yapan sanayici ne bekler?” sorularının cevaplarıdır.

OSB’lerde mevzuatın sağladığı avantajların yanında, hammaddeye ve pazara ulaşım ağına (kara, hava, deniz, demir yolu) olan yakınlığı ve işletmelerin temel girdileri olan elektrik, su, doğalgaz, atık, iletişim, çevre vb. hususlardaki yeterliliği ilk sorgulanacak başlıklardır. İstenilen nitelikte ve sayıda mavi ve beyaz yakalı çalışan bulabilme olanakları çok önemlidir. O bölgede arsaya yapacağınız yatırımın size geri dönüş süreci ve elde edilebilecek katma değer, diğer bir önemli noktadır.

Eğer, yatırım yapılacak OSB geçmişi olan bir OSB ise o zamanda o OSB’nin vizyonuna, çevre, eğitim, sağlık, spor, sanat gibi alanlardaki yapılanmalarına bakılır. Tüm bu boyutlar doğrultusunda İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi, pek çok sektör için ideal yatırım ve çalışma ortamı sunmaktadır. Bölgemiz 8 milyar dolara varan iş hacmi, yarattığı ihracat kapasitesi, 50 bine yaklaşan çalışanı, sektörlerinde çok başarılı olan ve pazarlarında güçlü katılımcı firmaları ile de her yatırımcının içinde bulunmak istediği bir bölgedir. n OSB’nizin gelecekte

genişleme planı var mı? Yeni yatırımcı çekebilmek adına neleri yapıyorsunuz?

İAOSB olarak en çok üzüntü duyduğumuz konulardan biri, bölgemize gelmek, yatırım yapmak isteyen yerli yada yabancı yatırımcılara sunacak arsamız olmamasıdır. Bölgemiz tam doluluk ile Türkiye Sanayisine hizmet vermektedir. Bu nedenle yeni

"iaosb olarak en çok üzünTü duyduğumuz konulardan biri, bölGemize Gelmek, yaTırım yapmak isTeyen yerli yada yabancı yaTırımcılara sunacak arsamız olmamasıdır."

yatırımcı çekmek ile ilgili yapılabilecek çalışmaları uzun yıllar önce bırakmak zorunda kaldık. n Yerel yönetimlerin OSB’lerin

genişlemesindeki payı nedir? Bu konuda İzmir Valisi başta olmak üzere Büyükşehir belediyesi ve Çiğli Belediyesi'nin katkılarından bahsedebilir misiniz?

Eğer OSB’niz İzmir gibi büyük bir metropolün içinde kaldıysa, kent-sanayi barışı için yerel yönetimlerle karşılıklı saygı ve anlayış içinde çalışmak çok önemlidir.

Biz İAOSB olarak Valiliğimiz, Büyükşehir

Belediye Başkanlığımız ve Çiğli Belediye Başkanlığımız ile uzun yıllardır karşılıklı güven içinde çalışmaktayız. Özellikle lojistik, çevre gibi ortak yaşam konularında birlikte hareket etme kabiliyetimiz çok yüksektir. Genişleme hususuna gelince de, bölgemiz artık şehir ile entegre olmuş durumdadır. Bu nedenle genişleme imkanı ne yazık ki yoktur. İzmir’in genel sıkıntılarından biri de büyük yüz ölçümlerde sanayiye tahsis edilecek alan kıtlığıdır. n İzmir’in bir liman kenti

olması OSB’nizin firmalarına olan uluslararası ilgiyi mutlaka arttırıyordur. Fakat bunun getirdiği şehir içi ulaşım sıkıntısı da oluyordur. Atatürk OSB başta olmak üzere sanayicinin İzmir’deki sıkıntılarından ve bu sıkıntılarla ilgili çözüm önerilerinizden bahsedebilir misiniz?

İzmir lojistik anlamda Ege Bölgesi’nin başkenti görevini üstlenmiştir. Tarihten gelen liman kenti olma özelliği, şehrin Türkiye’nin en büyük üçüncü kenti olması ile birlikte kara, hava ve demir yolu ulaşımı bakımından da yoğunluğun oluştuğu bir alandır. İzmir’in coğrafi yapısına bakıldığında, İzmir Körfezi çevresinde çanak şeklinde bir yapılanma görmekteyiz. Bu yapılanma ancak coğrafi şartların elverdiği alanlarda genişleme ve büyüme şansı vermektedir. Son yıllarda Kuzey aksında Menemen tarafına ve Güney Batı aksında, Seferihisar tarafından yarımadaya yönelen bir yapılaşma başlamıştır.

Ayrıca, İzmir’in sahip olduğu ve sürdürdüğü bazı kültürel değerler nedeniyle de ciddi göç almasına neden olmaktadır. Tüm bu olguların var olması neticesinde yaşanan en büyük sıkıntı, bu kentleşme planına uygun ve artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılayacak altyapı olup olmadığıdır. Bu sorunun en büyük yansıması da şehir içi ulaşımda gözükmektedir. Artık şehrin içinde kalan çevre yolunun alternatifinin devreye girmemesi, körfezde deniz taşımacılığını istenilen düzeye gelmemesi, Körfez geçişi veya trafik sorununu çözecek alternatif projelerin uygulamaya alınamaması nedeni ile bu sorun gün geçtikçe büyümektedir. İzmir, sahip olduğu pek çok özellikle yabancı yatırımcılar için uygun bir kenttir. n Son dönemde artarak ivme kazanan bir

diger konuda ülke genelinde sanayicilerin yetişmiş ara eleman ve beyaz yaka personele ulaşamama sorunu. İzmir bir eğitim kenti. Organize Sanayi bölgenizde bir personel sıkıntısı var mı? Bölge içinde açmış olduğunuz veya açılmasını planladığınız bir mesleki eğitim kurumu var mı? Ülke bu durumdan nasıl çıkacak?

Türkiye’nin en önemli ekonomik göstergeleri içinde yer alan cari açık çok uzun yıllardır içinde bulunduğu olumsuz tablodan çıkamamıştır. Türkiye ürettiğinden fazlasını alan, kazandığından fazlasını harcayan bir ülke konumundadır. Bu durumdan çıkışın tek yolunun da üretmek olduğu hususunda herkes hemfikirdir. Üretmek denince akla gelen iki şey, üretimin nitelik ve nicelik problemleridir.

Türkiye’nin büyümesi ve gelişmesi sadece kendi iç pazarına odaklı bir üretim yapısı ile mümkün değildir. Büyümek için gereken en büyük itici güçlerin başlarında ihracat gelmektedir. Ülkemiz, ihracatının büyük çoğunluğunu sanayi ürünleri ile gerçekleştirmektedir. Ancak sanayi sektörünü destekleyecek yeterli sayıda ve nitelikte insan kaynağı mevcut değildir. İhtiyaç ve beklentileri sürekli olarak değişen sektörün, bu ihtiyaç ve beklentilerine uygun bir mesleki eğitim verilemediği için; mevcut eğitim modeli zamanında ve hızlı çözümler üretmekte yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle işsizlik artarken, işverenler de iyi yetişmiş nitelikli eleman sıkıntısı çekmektedir.

Ülkemizin istihdam sorununu ve nitelikli eleman ihtiyacını, sektörün de içinde yer aldığı “kaliteli ve ihtiyaçlara göre düzenlenen mesleki eğitim” çözecektir Bu sorunun çözümünü sadece devletten beklemenin de yanlış olduğu artık çok iyi anlaşılmıştır. Bu nedenle sanayicilerimiz ellerini taşın altına koyarak, kendi ihtiyaçları uygun sayıda ve donanımda çalışan yetiştirebilmek için, kendi okullarını kurmaya yönelmiştir.

İAOSB’de bu nedenlerle Özel İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi, Nedim Uysal Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni açmıştır. Okulumuz, çağdaş ve ileri teknolojiye göre donatılmış, 14 bin metrekare kapalı alan, 600 öğrenci kapasiteli, öğrencilerinin tamamı; eğitim öğretim, kıyafet, kitap ve kırtasiye, ulaşım, yemek dâhil olmak üzere yüzde yüz burslu. Okulumuzda gençlerimizin önüne iki yaşam alternatifi sunulmaktadır. Dilerler ise, okuldan mezuniyet sonrası üniversite eğitimine devam edebilirler. Okulumuzdaki aldıkları eğitim onlara üniversite kapılarını açacaktır. Ancak dilerlerse de, mezuniyet sonrası iş hayatına geçerek bir an evvel üretmeye ve hayatlarını kazanmaya başlayabilirler. Bu tercihte de okulumuzda aldıkları eğitim sayesinde gittikleri işletmelerde çok hızlı bir biçimde fark edileceklerdir.

Halkımız mesleki eğitim sistemini tanımamaktadır. Geçmiş dönemlerde meslek liseleri ile ilgili bazı sistem hataları yapılmış, öğrenci ve velilerimiz bu okullar yerine akademik liseleri tercih etmiştir. Ancak hepimizin bildiği gibi bu durum ülkemizdeki işsizlik sorununu körüklemiştir. Toplumdaki “olumsuz meslek lisesi algısı“ nı değiştirmek için; öncelikle bu okulların özellikleri ile avantajları, öğrenci ve velilere anlatılmalıdır. Bu konuda her türlü iletişim aracından yararlanılmalıdır. Mesleki eğitim, ulusal ve uluslararası işgücü piyasalarının ihtiyaç ve talepleri dikkate alınarak yapılandırılmalı, eğitim-istihdam ilişkisi güçlendirilmelidir. Eğitimler; okul, sanayi/sektör iş birliği içerisinde, katılımcı bir anlayışla gerçekleştirilmelidir. Mesleki eğitim, hayat boyu öğrenme sistemi dikkate alınarak yapılandırılmalı ve kalitesinin sürekli olarak yükseltilmesine özen gösterilmelidir n Sayın başkanım, dergimizin

önemli bir misyonu var ve bu konuda desteğinizi bekliyoruz. AIR WORLD TÜRKİYE dergisi olarak kamu kuruluşlarında Türkiye’de üretilen bir ürün ise yerli ve milli ürün kullanımı ile ilgili olarak bir bilinç oluşturmaya çalışıyoruz. Kamuda kaliteli yerli ve milli ürün kullanımı ise her ne kadar dillendirilse bile tavsiye kararı olmaktan öteye geçemiyor. Özellikle şartnamelerin “kopyalayapıştır” yöntemiyle hazırlandığı

"Toplumdaki “olumsuz meslek lisesi alGısı“ nı değişTirmek için öncelikle bu okulların özellikleri ile avanTajları, öğrenci ve velilere anlaTılmalıdır. bu konuda her Türlü ileTişim aracından yararlanılmalıdır."

görülüyor. Yerli firmalar ise çok büyük alımlarda şartname engeliyle eleniyor. Bizler birçok kurumda bunun mücadelesini vererek en azından şartnameleri genele açma girişimlerinde bulunuyoruz. Başta bir sanayici, OSBDER başkanı ve İzmir Atatürk OSB Başkanı olarak sizden bu konudaki görüşlerinizi rica ediyoruz.

Türkiye’de ulusal üretimin artması, gelişmesi için kullanılması gereken en değerli pazarlardan biri kamu alımlarıdır. Yani kendi devletimiz, devletimize bağlı tüm kurum ve kuruluşlar ihtiyaç duydukları her şeyi önce yurt içinden yani ulusal kaynaklardan aramalıdır. Bu noktada karşımızda iki sorun çıkmaktadır. İlki, mevzuat bu arayışı kolaylaştıracak, destekleyecek bir yapıda mıdır? İkincisi ise bu ihtiyaçların karşılanmasında ulusal üretim istenilen miktar ve kaliteye ulaşmış mıdır?

İşin mevzuat yönünü siyasi erke bırakıyorum. Burada sadece yapılacak bu tür çalışmalara ilgili sektör temsilcilerinin de katılmasının önemini hatırlatmak istiyorum. Siyasi karar alıcılar, bürokrasi ve üretenler bir platformda buluşarak, samimi bir biçimde ulusal ürünlerin, kamu alımlarında nasıl öne çıkarılacağının formüllerini bulmalıdır. Burada ulusal ürünlerin seçimi derken, kamu kaynaklarının yetersiz de olsa ulusal ürünlerle heba edilmesini kastetmiyorum. Eşitler ve alternatifler arasında ulusal ürünlerin tercih edilmesini sağlayacak düzenlemeler olmalıdır.

Ancak iş üretimin miktar ve kalite olarak yabancı tedarikçilerin önünde geçmesi olunca da, ülkemizdeki üretimin Ar-Ge, inovasyon, teknoloji, katma değeri yüksek bir tabana sahip olup olmadığını irdelemeliyiz. Bu hususta da ulusal stratejiler belirlenerek, uygulanmalıdır. Özellikle cari açığı azaltacak ürün ve ara malların ülkede üretilmesini sağlayacak, cazip hale getirecek destekler yapılandırılmalıdır. Kamu istediği kalite ve miktarı bulduğu her yerli ürüne sahip çıkmalıdır. n 2021 yılı ve sonrasında İzmir

Atatürk OSB'de kaç firmanın yatırım yapmasını planlıyorsunuz? OSB’nizin genişleme planı var mı?

Bölgemiz tam dolulukta olduğu için, yeni yatırımdan söz edemiyoruz. Ancak, bölgemiz içindeki katılımcı firmalarımızın değişen piyasa ihtiyaçlarına, gelişen teknolojik gelişmelere göre ilave yatırımları, revize ve yenilenmeleri durmaksızın devam etmektedir.

n İAOSB de yatırım yapan firmalar

için herhangi bir teşvik veriliyor mu? OSB olarak genel ihtiyaçlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

İAOSB’de yatırım için sadece bizim bölgemize haiz özel bir teşvik yoktur. Güncel mevzuat içinde yer alan 1. Bölgede yer OSB’lere uygulanan muafiyet ve istisnalar vardır. İAOSB’de yatırım yapmak için en önemli motivasyon, bölgemiz içinde yer alındığında sağlanacak hizmet kalitesi ve çevredir.

Daha önce bilgi verdiğim gibi İAOSB’de 8 milyar dolara dayanan bir üretim hacmi, bu hacmin yarısına yakını ihracat olup ihracatın yarısı kadar da ithalat hareketi vardır. Bölge 50 bine gelen istihdam sayısına sahiptir. Bu büyük organizasyonun topluma ve kamuya yarattığı kaynak gerçekten çok büyüktür. Ancak yaratılan bu kaynaktan bölgemiz hiçbir şekilde bir pay alamamaktadır. Oysa verilen hizmetler neredeyse belediye hizmetleri ile eşdeğerdir. Ayrıca İAOSB kendi genel kurulu ile kendini yönetebilen, katılımcısı olan sanayicilerin iradesi ile şekillenen bir yapıdır. Elbette gönlümüz bu yapının daha güçlü olmasıdır. İAOSB olarak bugüne kadar elde ettiğimiz kaynakları kenarda tutmak yerine sanayimize, bölgemize hizmet için kullandık. Daha fazla kaynağımızın olması demek daha fazla hizmet üretme şansıdır.

Bu noktada OSB’lerimizin kaynak arayışını kısıtlayan bir hususu da değinmek istiyorum. Malumunuz, OSB’lerin gelir kaynaklarına bakıldığında verilen alt yapı hizmetlerinden her hangi bir kar elde etmek mevzuat gereği mümkün değildir. Düzenli gelir kaynağı olarak sayılabilecek tek unsur aidatlardır. Aidatların yanında eğer bölgenin yeri ve imkanı varsa, inşa ettiği gayrimenkullerden gelen kiralar sayılabilir. Ancak özellikle aidat gelirlerine bakıldığında sanayiciye ekstra bir finans yükü vermemek için rakamların sembolik olduğunu görebiliriz. Peki aidat gelirleri bütçeler içinde çok küçük bir yere sahipken, bir de OSB’nin kira geliri sağlayacak üniteleri yoksa, o OSB’ler hangi kaynaklar ile hizmet üreteceklerdir? İşte bu noktada yapılan arsa satışlarının hayatiyeti ortaya çıkmaktadır. Gelin görün ki, 2019 yılı başlarında çıkan yönetmelikle arsa satış fiyatlarının belirlenmesine bazı kısıtlar getirilmiştir. İAOSB gibi geçmişi uzun OSB’lerde o usullere göre tespit edilecek arsa metrekare bedelleri ne yazık ki piyasa gerçekleri ile örtüşmemektedir. Bu durumdaki OSB’lerin arsa satışlarından elde edeceği gelirleri inanılmaz biçimde geriletecektir. Bu hususun çözümü için o günden bugüne temaslarımızı sürdürüyor, taleplerimizi iletiyoruz. Beklentimiz bu yanlış hesabın bir an önce düzeltilmesidir. n Yaşadığımız pandeminin olumlu

veya olumsuz etkilediği bir çok sektör ve sanayi kuruluşu var. Gerek kendi OSB’niz için gerekse Türkiye ölçeğinde baktığımızda son bir yılı nasıl özetlersiniz?

Küresel salgınının ekonomiye etkileri, salgının hissedilen gücü ve mevsimsel veriler ile değişkenlik göstermiştir. 2021 yılı Mart ayı ile Türkiye’de başlayan sürecin ilk döneminde insani ve temel ihtiyaçlarını sunan sektörler hariç, diğer tüm sektörler ciddi daralmalar ve hatta süreli kapanmalar yaşadı. İkincil ihtiyaçlar diyebileceğimiz ürünleri üreten firmalar da büyük bir üretim kaybı yaşarken, temel ihtiyaçları üreten firmalar kapasitelerinin üstüne çıktı. Panik ve korkunun şekillendirdiği bu dönemden sonra pandemi ile yaşamaya alışma dönemi içinde yavaş yavaş normalleşme adımları atıldı. Bu dönemde bazı sektörler için birkaç aylığına boşalan piyasaların tekrar talep yarattığını görüyoruz. Bu, sanayinin genelinde bir toparlanma trendi olarak yaşandı.

İAOSB’de olduğu gibi ihracatı yüksek olan OSB’lerde ihraç için üretilen ürünlerin karşı tarafın kabulü ya da lojistiği ile ilgili sorunlar da ortaya çıkmıştır. Ertelenen teslimatlar, vazgeçilen siparişler, karşı taraf beklediği halde ulaştırılamayan ürünler nedeniyle ya üretim durdurulmuş ya da stoğa çalışılmıştır.

Ayrıca ithalata dayalı üretim süreçleri olan bazı işletmelerde hammadde temini ya da ara malı temininde de sıkıntılar yaşamıştır. n Hilmi bey, özellikle basınçlı

hava sektöründe ve buna bağlı iş kollarında Çin’den Türkiye’ye kayan yüzde 2-3’ü geçmeyen siparişte firmalarımızın kilitlendiğini gördük. Emtia fiyatlarındaki artış, hammadde ve yarı mamule ulaşım sıkıntısı derken ülke olarak aslında bir çok sanayi kuruluşumuzun kapasite yetersizliğini de görmüş olduk. Özellikle İAOSB de Türkiye’nin sayılı büyük kuruluşlarının yatırımları mevcut. Sizde de bu sıkıntılar var mı?

Yaşanan küresel salgın bugüne değin oluşturduğumuz pek çok ezberi bozdu. Bu dönemde insan kaynağı kullanımın dan tutunda, lojistik yapılanmalarına kadar pek çok sürecin tekrar yapılanması gerektiği ortaya çıktı. Firmalarımızdan bazıları kapanan pazarlar karşısında zor durumda kalırken, bazıları da pandemi ile sıçrayan talepleri karşılayamadılar. İhracat ve tedarik pazarlarında tek kanala bağımlı olmanın sıkıntıları yaşandı. Teknolojik altyapısı hazır olmayan firmalarda, sekteye uğrayan yüz yüze çalışma nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşandı. Bu gelişmelerin hepsini değerlendirdiğimizde tüm firmalarımızın ulusal ve küresel piyasalarda yaşayabilmesi için sürekli bir yenilenme, değişim ve gelişim içinde olmasının şart olduğu görüldü. Bu unsurların hepsini de yatırım olarak adlandırabiliriz. Bu yatırımların bazıları firma bünyesinde gerçekleştirilebilirken, bazıları da yeni sahalara gereksinim duymaktadır. Bu nokta da bölgemizde ne yazık ki, genişleme alanları yoktur. Genel anlamda İzmir’in sorunu olan büyük ölçeklerdeki arazi bulunamaması sorunu merkezi yönetimdeki hazine, milli emlak gibi kurumlarla, yerel yönetimlerin birlikte masaya yatırarak çözmesi gereken bir sorundur. n Hilmi bey, bizi İzmir AOSB'de

ağırladığınız için tüm okurlarımız adına teşekkür ederiz.

Ben de şahsım ve bölgemiz adına sağladığınız bu söyleşi imkânı için teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılarınızın devamını diliyorum.

Eroğlu: hammadde alımını durduruyoruz

Türk ve çinli üreticiler, çeşitli bahanelerle üretimlerinde kısıntıya giderek hammadde fiyatlarının yüzde 150’nin üzerinde zamlanmasına yol açan petrokimya karteline karşı ortak hareket etme kararı aldı.

Astronomik seviyelerde zamlanan hammadde fiyatları nedeniyle 750 fabrikanın üretimini durdurarak şalter indirmek zorunda kaldığını açıklayan PAGEV Başkanı Yavuz Eroğlu, “hammadde zamları istihdam ve ihracatı tehdit ediyor. Sanayiciyi zora sokan yüksek fiyat artışları, enflasyonu da körüklüyor. Gıda ambalajından plastik ipliklerle dokunan kıyafetlere, temizlik malzemeleri ambalajından ayakkabıya, içecek şişelerinden mutfak eşyalarına ve daha birçok alanda tüketicilerin hayatına direkt etki eden plastik ürünler, hammaddedeki fiyat artışlarına bağlı olarak zamlandı. 0,5 litrelik PET su şişede maliyetin %80’i şişenin kendisi, rafine ayçiçek yağı fiyatının %11’i plastik şişeye ait, çarşı/ pazarda satılan kıyafetlerin maliyetinin %20’si dokundukları plastik ipliğin fiyatı, ayakkabı maliyetinin %50’sini yine plastik taban/kaplama maliyeti oluşturuyor. Dar gelirli vatandaşın ana öğün yemeği olan makarna fiyatının %16’sını da yine plastik ambalaj oluşturur” dedi.

Çözüm olarak PETKİM’in üretimini ihracat yerine iç piyasaya kanalize etmesi gerektiğini belirten Eroğlu, devletten de vergilerden arındırılmış hammadde ithalatının önünün açılmasını talep ettiklerini söyledi. İlgili Bakanlıklarla görüşmeler yaptıklarını ifade eden Eroğlu, çeşitli bahanelerle üretimlerini kısarak piyasadaki arzı daraltan ve böylece hammadde fiyatlarında çılgın yükselişlere yol açan petrokimya karteline karşı “Hammadde Güç Birliği Platformu” üzerinden ortak hareket etme kararı aldıklarını duyurdu. Çin’in dünyadaki en büyük hammadde ithalatçısı olduğunu hatırlatan Eroğlu sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye bazı hammadde ithalatında ikinci diğerlerinde ise ilk 5’te. Örneğin polipropilen hammaddesinde dünyadaki toplam ithalatın %55’ten fazlasını Çin ve Türkiye gerçekleştiriyorlar. Dünyadaki toplam hammadde ithalatının yarısından fazlasını gerçekleştiren ve yılda yaklaşık 7 milyon tonluk alım yapan Çin ve Türkiye, üretimlerini kısarak hammadde fiyatlarının tavan yapmasına yol açan petrokimya karteline karşı iş birliğine giderse spekülatif şekilde artan hammadde fiyatlarını düşürebilir.”

This article is from: