ahali8

Page 1

Ahali

Ahali’den

yeryüzü bir bütündür bölünemez

sf 10

malatesta

Mart 2011 yıl:4 - sayı:8 aylık haber fikir yorum gazetesi 2,5 TL - http://ahaligazetesi.org

Ahali Gazetesi’nin, O’nu var edenlerin gözünde yeri kendinden menkuldür. Ahali, Anarşi’nin bu topraklardaki var oluş imtihanına, bir yayım olarak ne katmış ise, O’nu var edenler yaşama, alanlarına, yerelliklerine, çok daha fazlasını katmıştır. Hani bir kişi yapıp ettiklerini anlatmak için etrafına bakıp “şu sokakların dili olsa da konuşsa” der ya, işte ahali bir biçimiyle o sokakların, alanların “dili” olmuş, 7 sayı konuşmuştur. sf. 2

ATEŞLER BILE ANLADI*

Devlet ile Yasa Aynı Torbada Röportaj: Erkan AYDOĞANOĞLU Ekmeğin Fethi sf.5

Televizyonlarınızı izlediyseniz, Libyalıların geleceğinin Libyalılara bırakılamayacak denli mühim olduğu konusunda Kaddafi ile hemfikir, büyükçe bir gemi dolusu yerli ve yabancı stratejist, gazeteci ve diplomat eskisi olduğunu Bu isyan ne kadar akıllara durgunluk vermiş olsa, haftalar süren bir hayret uyandırmış olsa da öncesiz ya da sonrasız değil. Tunus’ta kendini yakan üniversite mezunu işportacı gence ilişkin yapılan haber, üç yıl önce piyasa kriziyle içi içe geçmiş gıda krizinin yol açtığı, hem özellikle Haiti olmak üzere Amerika kıtasındaki pek çok ülkede hem de sosyal politikaları hiçbir zaman gelişmiş ülkelerinkine benzeyememiş Afrika ülkelerinde görülen isyan haberlerinin bir devamı gibi görülebilirdi. Peki, bu kendini yakma eylemi nasıl başka işsiz ve genç insanlar için de yaşamın kendilerinden çalınmasına isyanın ifadesi olarak çoğaldı? Genç insanların hayattan umutlu olmaları beklenir, kendilerini yakmaları dünyanın neresinden bakılırsa bakılsın kolay anlaşılamaz ve sıra dışı bir şey olarak görülür. Bir insan bir bidon benzini kendi başına başından aşağı dökmeden, üstüne dökülen benzini ateşle buluşturmazdan evvel son düşündüğü ne olabilir? Bu genç adamın yaptığını yapmak zor ama ne düşündüğünü tahmin etmek zor değil. Kimse ve hatta kendisi de onun yerinde olmak istemezdi, ‘yaşamak bu değil’ dedi muhtemelen. Yaşamak olmayan böylesi bir yaşam yansa da hiç acıtmazdı. Yazının devamı sf. 3-4

EV-EKSENLI KADINLAR: BIZ IŞÇIYIZ AMA... 1990’ların başından beri görünür olmaya çalışan ev eksenli çalışanlar, 2008’de EVEKSENLİ ÇALIŞANLAR SENDİKASI GİRİŞİMİ adı altında birleştiler. Mevcut yasal düzenlemelerde iş kolu olarak tanınmayan ev emeği, yasal olarak sendikalaşma hakkına da sahip değildir. Bütün yasal kısıtlamalara rağmen örgütlenen ve çoğunlukla ‘yasal sendikalar’ tarafından görmezden gelinen ev emekçileri örgütlü mücadelelerini sürdürüyorlar. 2008’de yayımladıkları deklarasyonlarında “..bizler işçiyiz. Ama çalışması görünmeyen, emeği yok sayılan, işçi olduğu tanınmayan işçileriz…” diyen Ev-eksenli çalışan kadınlarla görüştük… Ahali: Çalışan ve işçilikten kaynaklanan haklarınızı elde etmek için verdiğiniz mücadele 17 yıl gibi bir zamanı kapsıyor. EV-EKSEN’i kurma sürecini nasıl başardığınızı soracağım. Bir araya gelmeyi, sendika kurmayı nasıl başardınız?... Röportajın tamamı, sf. 14

YERYÜZÜNÜN LANETLILERI:

MÜLTECILER İlk sayılarımızda dünyada mülteciler ve mülteci politikalarına dair bir değerlendirme yazısı yayınlamıştık. Milyonlarla ifade edilen mültecilerin istatistiklerden ibaret olmadığını göstermek için bir de hayat hikâyesi dinlemiştik. Mültecilerin Avrupa ülkeleri için bir tehdit unsuru oluşturduğunu, sermaye ve beden politikalarını alt üst ettiğini vurgulamıştık. Ve Giorgio Agamben’in “...mülteci, devlet/ulus/toprak teslisini menteşelerinden ayırması itibariyle siyasal tarihimizin marjinal değil, temel figürü olarak ele alınmayı hak etmektedir.” tespitini yinelemiştik. Şimdi o günden bu güne ne değişti ve neleri es geçtik bir bakalım. Öncelikle ekonomik krizin faturasının büyük bir kısmının mültecilere kesildiğinin altını çizelim. Bu krizle birlikte Avrupa’daki sosyal devlet anlayışının son kırıntıları da ortadan kaldırılmaya başlandı. Değişen koşullar ve standartların düşmesi yasaların daha hızlı çıkmasına neden oldu. Horkheimer’in dediği gibi ‘kapitalizm konusunda konuşmak istemeyen, faşizm konusunda da sessiz kalsın.’ Ekonomik kriz kapitalizmin krizidir. Yazının devamı, sf. 18-19

Anti-Militarizm Halil SAVDA sf. 6 Röportaj: Bülent B. “Bir yerde barıştan söz ediliyorsa...” sf. 6-7 Röportaj: Pembe Hayat Toplum Bizden Neden Korkar Çingeneler Fala İnanmaz sf. 8-9 Kemal KOM... Ne Bombası sf. 13 Borç Rejimleri ve Tufan Nizam MÜESSES sf. 15 Ahali’nin Gergini Daatma Gendini sf. 24

ÜSTÜMDE PARLAYAN GÖKYÜZÜ

VE IÇIMDEKI PROSPEKTÜS Antikapitalist, antifaşist, antipsikanaliz, antipsikiyatri, antichrist, antioedipus… anti olmanın baştan çıkarıcılığı. Belki karşıtına mahkum bir başkaldırı deneyi, uzlaşmaz ama sınırları dışarıdan çekilmiş bir olumsuzlama uzayı. Daha fazlası mı? Tüm bu anticiliklerimiz yıkıcı mıdır, geçebilir mi zıttının ötesine, bu oyunun dışına taşabilir mi hiç? Yoksa karşıtıyla birlikte yok olmaya mı programlanmıştır? Ama anticiliklerimize karşı sistemler işbaşındadır, onların baştan çıkarıcılıklarını devşirir: antipsikotik, antidepresan… bir mücadele hattını içselleştirir, hiçbir mümkün dışarının onun olmayan oyuncaklarla düşlenmesini istemez sistemler. Antipsikotik karşısında antipsikiyatrinin ellerini bağlar, onu çürütmeyi dener, cepheyi kendi oyuncaklarıyla oynanan bir oyuna dönüştürmek ister(özellikle şizofreninin DNA’lara dayandırılarak açıklandığı doksanlardan itibaren hastalıkların toplumsal kaynaklarıyla bağı kesilmiş, ucuz bir bilimsellikle bu argümanlar desteklenmiştir… DNA’mdaki şizofren çık dışarıya… Yazının tamamı, sf. 16-17

ORTADOĞU VE SIYASET ÜZERINE BIR MÜLAHAZA İsyan dalgasının bir anda despotizmin paçasını tutuştururken bizi de şaşırtması tam da bu yüzdendir. Yerelin sürekli değişen siyasi bilgisini ve haritasını edinmeden Ortadoğu’ya ilişkin değerlendirme yapılamayacağı gibi, Ortadoğu’da siyaset yapmanın, aynen felsefe yapmak gibi bir kurnazlık (Jacques Derrida) içerdiği apaçıktır. Tunus ile başlayan ve Mısır’a sıçrayan isyan dalgası Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da iktidar yoklamalarına neden oldu. İsyanın etkisi birçok Arap ülkesinde (Bahreyn, Yemen, İran, Ürdün, Cezayir) iktidara ve baskıya karşı protestolarla devam etti. Bu krizin ilk dalgası, başka bir veçheden de olsa Lübnan’da ocak ayı sonunda

Hizbullah’ın Saad Hariri başkanlığındaki koalisyon hükümetine verdiği desteği çekmesi sonucunda hükümetin düşmesiyle başlamıştı. Amerikan hükümeti dış işleri aracılığıyla Hizbullah kaygısını ve Ortadoğu siyasetindeki ağırlığını hatırlattı. Daha sonra Tunus’taki kalkışma Bin Ali’nin gidişine neden olurken, ikircikli bir tavırla Batı

medyası ve hükümetleri -başta Sarkozy, Bin Ali’nin Fransa’ya girişini engelleyerek- bu değişime destek verdi. Mübarek’in tahtı da Mısır’da 18 gün süren isyanla son bulurken, can alıcı nokta Batı demokrasisi standardları dışında bir demokrasi talebi inşa ediliyor oluşundaydı. Yazının tamamı sf. 4


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Issuu converts static files into: digital portfolios, online yearbooks, online catalogs, digital photo albums and more. Sign up and create your flipbook.