EVP0406-BEYAZ EVİN GİZEMİ

Page 1


Yazann Yayınevimizden

Çıkan Diğer Kitabı

SOKAKLARDAN BİR ALİ


CananTan Ankara'da dogdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu. Degişik edebiyat türlerindeki yarışmalar da dereceler ve ödüller aldı. • Kelebek (Hürriyet) gazetesinin Senaryo Ya.rışına­ sı'nda birincilik ödülü/ Oglum (Eser fotoro man olarak çe-

kildi.) • I. Ulusal Nasrettin Hoca Gülmece Öykü Ya.rışma­ sı'nda

1. Mansiyon/ Dedektiflik Bürosu • inkılap Kitabevinin .AziZNesin Gülmece ôykü Ya.rış­ ması'nda basıl.maya deger görülen ister Mor, ister Mavi kitabıyla, Türkiye'de mizah öyküleri kitabı olan kadın yazar unvanı

• BU Yayınevinin Çocuk Öyküleri Yarışması'nda 1. Mansiyon/ Sevgi Yolu • Rıfat llgaz Gülmece Öykü Ya.rışması'nda birincilik ödülü/ Sol AyajJı.mın Başparmagı


• İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Romanları Ödülü/ Sokaklardan Bir Ali • İzmir Büyükşehir Belediyesinin Cumhuriyet'in 75. Yılı Çocuk Öyküleri Ödülü/ Arkadaşım Pasta Panda • 1O. Orhon Murat Arıburnu Ödülleri'nde uzun metAkrep rajlı film öyküsü dalında birincilik ödülü / • İzmir Milli Egitim Müdürlüğünden 2004 Yılı Köşe Yazarı Ödülü Yeni Asır (İzmir) gazetesine iki yıl köşe yazarlıgı yaptı. Milliyet Pazar'da güncel olayları esprili bir dille yorumlayan yazılar yayımlandı. Mimoza dergisinde Çuvaldız; Kazete adlı kadın gazetesinde Kazete-Mazete adlı köşelerde yazılar yazdı. Öykü, roman, mizah ve çocuk edebiyatı çerçevesinde çok

sayıda kitabı bulunmaktadır.


DOSTLAR SiTE5İ "Aman Allah'ım, cennet gibi kırdı annem. Gerçekten de öyleydi.

olmuş burası!"

diye hay-

Şehrin tozundan, gürültüsünden, sıcak havasından sonra, tam bir cennetti burası bizim için ... Alabildiğine uzanan yemyeşil çimen ler, mis kokulu renk renk çiçekler... Bu güzelliğin içine serpiştirilm iş, masallardan fırlamışçasına şipşirin, birbirinin aynı, minik minik evler ... Tam yirmi bir tane. Ortalarında da masmavi bir havuz! Pırıl pırıl sularıyla yüzme çağrısı yapıyor sanki.


Canan Tan Burası

Gerçek Ve

Dostlar Sitesi! dostların buluştuğu, yazlık

işte, şu

bir site ...

da bizim evimiz!

Sonunda, yıllardır babam, aylıklarından

gün geldi. Annemle parayla bu evi bizlere

beklediğimiz artırdıkları

kazandırdılar.

Ha, söylemeyi unuttum, ben bir öğretmen çocuğu­ yum. Annem de babam da öğretmen. Sitemizin diğer sakinleri gibi... Ablamla ben daha çok küçükken, öğretmenlerin kurduğu bir kooperatife ortak olmuş bizimkiler. Ne iyi etmişler! Zaman zaman bizlere de yansıyan, "Borç ödüyoruz, ölçülü davranmalıyız." gibi kısıtlamaların anlamını, şim­ di daha iyi kavrayabiliyorum. Bizim de yazlık bir evimiz var artık! Biraz küçük, fazla lüksü yok; ama olsun. Annemin söylediği gibi cennet burası, cennet ... Burada geçireceğimiz güzel günleri düşündükçe içim içime

sığmıyor ...


EviMiZE YERLEŞİYORUZ "Hoş

İşte

geldiniz,

geldiniz!"

Nihat amca!

Babamın Şimdi

hoş

de

en

yakın arkadaşı, aynı

yazlık komşumuz

okulda

öğretmenler.

oldu.

"Nerelerdeydiniz? Gözlerimiz yollarda kaldı." diye anneme koşan da Güler teyze. Koca koca insanların, çocuk sevinciyle sarmaş dolaş olmaları öylesine hoştu ki ... Bir yandan onlara, bir yandan da kamyondan indirilen eşyalara bakarken arkamdan gelen sesle irkildim. "Ne haber Bıcırık?" kollarını açıp

Korhan'dı.

Nihat amcayla Güler teyzenin oğlu. Bu yıl beşinci sınıfa geçti. Ben de dördüncü ... Benden bir yaş büyük diye, "Bıcırık" der bana. Zaman zaman kız~ sam da bir yaşlık ağabeyin varlığı benim de hoşuma gidiyor. "Geç kaldın." dedi Korhan, başını yarak. "Neler kaçırdın bir bilsen ..."

bilmiş bilmiş

salla-


Canan Tan

de bizden bir hafta önce taşınmanın üstünlüğü­ nü kullanacak anlaşılan ... Kamyonun arkasına sıra sıra dizilmiş kolilere bakarak, "Nerede eşyaların?" diye sordu. "Eray" Kitaplarımın ve giysilerimin olduğu, üzerinde yazan karton kutuları gösterdim. "Haydi, davran bakalım!" diye bir tanesinin altından Şimdi

kavrayıverdi.

Durur muyum hiç? Ben de diğer tarafına yapıştım. Amma da ağırdı! k"tı. Zorlandığımı belli etmedim. Adım zaten "Bıcırı Bir de "Güçsüz Bıcırık" mı olsundu?

* * * bölümü ne güzel şeydi! Annem, babam, Nihat amca, Güler teyze, Korhan, ablam, ben ... Hepimiz arı gibi çalışmıştık. İki saat içinde tüm eşyalar eve taşınmış, ait oldukları odalara konulmuştu. Bundan sonrası kolaydı. Herkes kendi odasını yerleş­ tirecekti. Mutfak anneme aitti. Salon hem anneme hem babama ... Ablamla ben de ortaklaşa kullanacağımız odadan sorumluyduk. "Bugünlük bu kadar!" dedi babam. Güler teyze akşam yemeğine bekliyordu bizi. Mutfağı­ mız henüz işler halde değil de ... İş


Beyaz Evin Gizemi Neşe

içinde, Güler teyzenin özenle ya oturduk.

hazırladığı

Mantı açmıştı

Güler teyze. Bir de cevizli un vurmuştu. İkisi de birbirinden nefisti.

sofra-

helvası

ka-

"Keşke

biz her gün ev taşısak." demem, masadaki herkesi güldürdü. Yemekten sonra, bizim geldiğimizi duyan komşular akın akın Nihat amcaların bahçesine gelmeye başladıl ar. Kerim amcalar, Nuri amcalar, Güngör teyzeler ... Onlar kahve içerken biz de siteyi keşif turuna çıktık Önde Korhan, arkasında ablam ve ben ... Ohoo, galiba gerçekten de geç kalmıştık gelmekte ... Herkes buradaydı. Burak, Burcu, Levent, Zeynep, Sinem ... Havuz başında toplanmış konuşuyorlardı. Ablamla beni görünce, "Nilay, Eray ... Nilay, Eray ..." diye tempo tuttular. Ne güzeldi... Hepimiz li hak etmiştik. Hemen

sınıflarımızı geçmiş,

iyi bir tati-

aralarına katıldık.

Biz gelmeden önce, önemli bir galiba.

şeyler konuşuyorlardı

"Kaldığımız yerden devam ediyoruz." diyerek Korhan'a döndü Burak "Şu beyaz ev!" dedi. "Baksana, yine ışıl ışıl... Kocaman, kristal camdan yapılmış bir lamba gibi. İçinde neler oluyor kim bilir?" Başımı kaldırıp gösterdikleri eve baktım.


Canan Tan

Bizim sitenin yanı başında, hafif eğimli bir yamacın üzerine oturtulmuş, bize göre biraz yüksekte kalan, parlak beyaz bir ev ... Gördüğüm kadarıyla olağanüstü hiçbir durum yoktu ortada. Korhan, düşüncemi okumuş gibi, "O, gizemli bir ev!" dedi. "Biz de o gizemi çözeceğiz." dedi. "Neden gizemli olsun ki?" diye şaşkın şaşkın sordum. "Baksana ..." dedi Korhan. "Bizim evler, çimlerin üzerinde özgürlüklerini yaşarken, bu ev duvarların içine çevrihapsolmuş. Yetmezmiş gibi, demir parmaklıklarla li... Hem gelen giden kimse de yok ortalıkta. Gündüz, köpek havlamalarından başka ses duyulmuyor. Geceleri de böyle garip bir şekilde aydınlatılıyor." Sitedeki evleri göstererek ekledi: "Bak bizim evlere ... Hepsinde ışık var, ama onunki gibi

değil!" "Sakın

orada

uzaylılar yaşıyor olmasın!"

diye

atıldı

Zeynep. "Saçmalama!" diye susturdu Korhan. "Ya köpek havlalemalarına ne demeli? Uzaylılar, köpeklerini de beraber rinde getirmişler anlaşılan ..." "Ben hiç uzaylı köpek görmedim." dedi Burcu. "Sanki uzaylı insan gördün de ..." diye güldü Levent. "Ben uzaylıların varlığına inanmıyorum." dedi Zeynep. Korhan düşünceli düşünceli, "Her neyse, orada bir ler dönüyor." diye mırıldandı.

iş-



Canan Tan

"Ya katiller, hırsızlar, kötü adamlar varsa orada?" diye bağırdı Burcu. İçimizde en küçüğümüz oydu. Burak'ın kardeşiydi ve henüz ikinci sınıfa geçmişti. "Yok be ufaklık." dedim, Korhan'ın bana "Bıcırık" demesine benzer havada. Kötü adamlar karanlık yerleri severler. Baksana, burası ışıl ışıl... Yine de yatıştıramamıştım Burcu'yu. Ağlamakla ağlamamak arası, "Ben eve gidiyorum!" diye yerinden Burak da

fırladı. peşinden ...

"Bu gecelik bu kadar." dedi Korhan. "Gün pay parlaklıktan daha aydınlatıcıdır." Gerçekten de öyle mi acaba? Bakalım yarın neler olacak. ..

ışığı,

bu ya-


AçıK HAVA KAHVALTISI Sabah, annemin bizi çağıran sesiyle uyandım. "Nilay ... Eray ... Yataklarınızı toplayıp hemen buraya gelin. Kahvaltı hazır." Çabucak toparlandık. Elimizi yüzümüzü çeye koştuk. Annemin bekliyordu.

hazırladığı

Ablam masaya "Yaşasın,

şöyle

annem

harika bir

bir

baktı,

açık

yıkayıp

bah-

sofrası

bizi

hava

sevinçle

haykırdı:

'balık ekmeği' yapmış!"

Hemen düzelttim. "O, 'balık Hep

ekmeği' değil,

tartışırdık

Hafta

sonları

'ekmek

balığı' ..."

ablamla bunu.

annem, ekmek dilimlerini yumurtaya bulayıp kızartırdı. Biz de bayıla bayıla yerken "ekmekti", "balıktı" diye birbirimizi kızdırırdık. Babam, "İster balık ekmeği, ister ekmek balığı." dedi gülerek. "Ekmekler, yumurtadan giysilerini giymiş, sizi bekliyor işte ..."


Canan Tan içinde masaya oturduk. Yazlık evimizdeki ilk kahvaltımızdı bu. Gerçek bir açık hava kahvaltısı ... Nilay bardağına süt doldururken, "Biliyor musunuz?" dedi annemle babama. "Yanımızda, cinli perili bir ev varmış ..." Hay Allah, bu kızın da dili durmaz ki! Oysa ben, beyaz evin gizemi çözüldükten sonra anlatacaktım her şeyi... "O da nereden çıktı?" diye sordu annem. Nilay, akşam duyduklarını ballandıra ballandıra anlatmaya başladı. "Artık kimse cinli, perili evlere inanmıyor." dedi babam. "Atın kafanızdan bu saçmalıkları ..." Babamın görüşlerine katılıyordum. Ama içimden bir ses, o evde farklı bir şeylerin olduğunu söylüyordu. Neşe

Anneme döndüm. "Orada kimlerin yaşadığını biliyor musunuz?" diye sordum. Annem güldü. "Yoo ... Daha yeni taşındık oğlum. Belki bize bir 'hoş geldin' ziyareti yaparlar, tanışırız." Çok beklersiniz, diye geçirdim içimden. Konu kapanmış görünüyordu. Ama bizim için kapalı, giz dolu bir kutu, daha yeni açılıyordu ...


MERAKLI BisiKLETLiLER Tam son lokmamı ağzıma Korhan değil mi?" dedi annem.

atıyordum

ki,

"Şu

gelen

Evet, oydu. Bisikletinin üzerinde, bize el sallıyordu. Hemen yerimden fırladım. Koşup yeni bisikletimi bodrumdan çıkarmak için can atıyordum. Babam sabırsızlığımı fark etmişti. "Aman ha!" diye mek yok!" Geçen yaz

uyardı.

başımızdan

"Frenlerini

sıkıştırmadan

bin-

geçen bir olay hepimize ders

olmuştu:

Tatilde, Ayvalık'taki teyzemleri ziyarete gitmiştik. .. Kuzenimizin yeni alınan bisikletine, ilk ablam binmek istedi. Konuk olduğu için bu isteğini kırmadılar. Meğer,

bisikletin frenlerini

sıkıştırmamışlar!

Ablam, eğimli bir yolda hızla giderken yere kapaklanı­ verdi. Yara bere içinde kaldı zavallıcık. .. Hastaneye götürüp tetanos aşısı yaptırdılar. Günlerce yaralı kollarını yastık üzerinde tutarak uyuyabildi ablacığım ...


Canan Tan Böyle bir durumu tekrar yaşamayı kim ister? Önde babam, arkada Korhan'la ben, hep beraber bodruma indik. Bisikletimi kutusundan çıkardık. Öyle harika görünüyordu ki... Babam, tüm frenleri sıkıştırdı, tekerlek vidalarını yağ­ ladı. Korhan'la birlikte lastiklere hava bastık. Korhan, kendi bisikletinin sepetinden iki parça bez çıkardı.

"Temizlik işini biz hallederiz Ömer amca." dedi. Bisikletlerimize atladığımız gibi, sitenin çevresinde bir deneme turu attık. Harikaydı! Bisikletim, beni hiç yormadan, yağ gibi kayıyordu yol üzerinde ... Artık bakım işine başlayabilirdik.

Sitenin çıkışındaki düzlüğe indik, bezlerimizi alıp zaten yeni ve pırıl pırıl olan bisikletlerimizi parlatmaya koyulduk. Yaptığım işe iyice dalmıştım ki Korhan'ın, "Şuraya bak, sanki terk edilmiş!" demesiyle kendime geldim. Başımı kaldırıp baktım.

Beyaz ev, tüm görkemi ve gizemiyle yordu.

karşımızda

duru-

Bu, rastlantı olamazdı! Bulunduğumuz yeri, Korhan'ın özellikle seçtiğinden emindim. Gündüz gözüyle dikkatle baktım eve ... Gördüğüm kadarıyla her şey son derece normaldi. "Garip olan ne var ki?" diye sordum Korhan'a. "Bizim sitedeki evlerin pembe boyalı olduğuna bakma. Yazlık


Beyaz Evin Gizemi evlerin çoğu zaten beyaz. Duvarlar ve demir lar da oturanların seçimi ..."

parmaklık­

"İyi

de ..." dedi Korhan. "Bu eve girip çıkan kimse yok! Sanki terk edilmiş gibi." İşte

bu doğruydu.

Öyle ıssız, öyle sessiz duruyordu ki beyaz ev ... Kimse yaşamıyor muydu burada acaba? Belki, ev sahipleri henüz gelmemişlerdi. Biz de daha yeni gelmemiş miydik? Belki de bizim görmediğimiz zamanlarda gelen giden birileri vardı. .. Biz bunları tartışırken hiç beklemediğimiz bir şey oldu: Karşımızdaki yoldan hızla gelen koyu renk küçük bir araba, beyaz evin kapısının önünde durdu. Arabanın

içinden takım elbiseli, kravatlı, siyah gözlüklü birisi indi. Elinde kahverengi, deri bir çanta vardı. Evin demir

kapısına doğru yürüdü.

Tam kapıyı çalacağını düşünüyordum ki kocaman kapı kendi kendine açı­ lıverdi.

Adam, geri dönüp tekrar dan evin bahçesine girdi.

arabasına

bindi.

Açılan kapı­

Kapı, açıldığı

gibi sessizce kapanıverdi. Önce birkaç köpek havlaması duyuldu. Sonra o da kesildi. Etraf biraz önceki

sessizliğine kavuşmuştu.

Korhan'la nefeslerimizi liyorduk.

tutmuş,

Benim için, ortada gizem falan

pür dikkat

kalmamıştı.

olanları

iz-


Canan Tan

dedim. "Eve giren birisi oldu. Demek ki burası, hiç de terk edilmiş bir yer değil! Söylediklerinin hepsi de deli saçması ..." Saflığıma kızarcasına güldü Korhan. "İşte."

"Tam tersi." dedi. "Olanlar benim haklı olduğumu gösteriyor." Sonra, usta bir dedektif gibi, bulduğu ipuçlarını sıra­ lamaya başladı: "Söyle bakalım, bu adam kim? Burada oturmadığı belli... Yaz gününde takım elbiseli ve kravatlı geziyor. Gözünde siyah gözlükler, elinde çanta ... Neden bizim evlerimize böyle birileri gelmiyor?" Korhan yaşlı bir bilge gibi sını sürdürdü.

başını

sallayarak

konuşma­

"Sonra, kapı hiç çalınmadan kendi kendine açılıyor ... Ortada hiç kimseler yok! Köpekler bir havlıyor, bir susuyor ... Bunların hepsi normal mi sence? Görmedin mi, gözümüzün önünde, ev, o arabayı ve sürücüsünü yutuverdi sanki..." Haklıydı Şöyle

ben mi

bir

galiba. Korhan Neden ben de

düşündüm.

aptaldım?

çok

kafamı

akıllıydı,

onun gibi

yoksa çalış­

tıramıyordum?

Bir an için olanlara onun gözüyle bakmaya çalıştım. Evet evet, ortada bir gariplik vardı; ama neydi? Bir süre, hiç konuşmadan bisiklet parlatma devam ettik. Sessizliğimizi ablamın sesi bozdu.

işimize


Beyaz Evin Gizemi "Nerelerdesiniz?" diye yer kalmadı."

bağırdı.

"Sitenin içinde, sizi

aramadığım

Elindeki

parayı

ve annemin

sipariş

"Annem, bakkaldan bunları ekmek, meyve suyu, salça ...

listesini bana

almanı

istiyor."

uzattı.

Baktım;

Tam o sırada, beyaz evin kapısı açıldı. Biraz önceki koyu renk araba, takım elbiseli sürücüsüyle beraber dı­ şarı çıktı. Hiç duraklamadan ana yola döndü, hızla uzaklaştı.

Demir

kapı ardından kapanıvermişti

Korhan'la göz göze geldik. duk.

bile ...

Artık aynı

dili

konuşuyor­

"Ne haber, meraklı bisikletliler?" dedi Nilay. "İşte, gizemli dediğiniz eve giren çıkan var ya ..." Belli belirsiz güldük Korhan'la. Ablamın, bizim düşüncelerimize ulaşması, biraz zaman alacaktı anlaşılan ... "Haydi!" dedi Korhan. "Gidelim de annenin istediklerini alalım bakkaldan ..."


ŞEKER BAKKAL "Öyle şeker bir bakkalımız var ki bayılacaksın!" dedi Korhan. Yol, bisikletle birkaç dakika sürdü sürmedi. Beyaz badanalı, iki katlı bir binanın önünde durduk. Bisikletlerimizi yolun kenarına park ettik. "İşte." dedi Korhan eliyle göstererek. "Burası Şeker Bakkal!" Önce şaka yapıyor sandım. Sonra baktım ki dükkanın tabelasının üzerinde, gerçekten de "Şeker Bakkal" yazı­ yor. İçeri girdik. Bizi, dükkanın adı kadar tatlı ve tonton görünen sahibi

karşıladı.

"Oo, hoş geldin Korhan!" diyerek kollarını iki yana açnı. Sonra bana dönüp, "Kim bu şirin delikanlı?" diye sordu. Korhan hemen tanıştırdı. "Şeker Bakkal amca, bu arkadaşım Eray. Siteden ... Eray, bu da bizim dünya tatlısı Şeker Bakkal amcamız ..." Bakkalımız, gerçekten de şeker gibiydi.



Canan Tan tombul yanakları, cıvıl cıvıl gülen gözleri, burnunun üzerine oturttuğu tel çerçeveli gözlükleriyle şipşirindi Şeker Bakkal amca. Kıpkırmızı

Ha, güldükçe hop hop hoplayan göbeğinin, bu şirinli­ ğe yaptığı katkıyı da unutmayalım ... Korhan, daha önce pek çok kez geldiği için deneyimliydi; nasıl davranılacağını biliyordu. Ben olsam, bakkal amcaya istediklerimi sıralar, parası­ nı verir, torbamı da alır çıkardım. Korhan, kasanın yanında duran tel sepetlere doğru yürüdü. Birini alıp elime tutuşturuverdi. Sıra sıra rafların bulunduğu bölümlerin arasında tur atmaya başladık. Neler yoktu ki ... Yiyecekler, içecekler, temizlik malzemeleri... En hoşuma giden de bisküvi, gofret, şekerleme bölümü oldu. Bu kadarını ummuyordum doğrusu. Burası "bakkal" boyutlarının ötesinde, şehirlerdeki "market" özelliklerine sahip bir yerdi. Bakkallardaki gibi, içeri girince istediğinizi söyleyip, verileni alıp çıkmıyordunuz. Tıpkı marketlerdeki sistemle alışveriş yapabiliyordunuz. Elinizde sepet; görerek, inceleyerek. .. Annemin ısmarladığı şeyleri sepete doldurduk. Birer tane de gofret Kasanın

amcaya

aldık.

önüne gelince, elimdeki

uzattım.

parayı Şeker,

Bakkal


Beyaz Evin Gizemi "Burası

ket'

değil

harika bir yer!" dedim. "Neden de 'Şeker Bakkal?"'

adı 'Şeker

Mar-

Yanıt, Şeker

Bakkal amcadan önce, Korhan'dan geldi. "Aman Eray." dedi yüzünde azarlar gibi bir ifadeyle. "En sorulmayacak soruyu sordun!" Şaşırdım, kaldım.

Ne yapmıştım ben? Bu şirin yeri, şehirlerdeki görkemli marketler kadar beğenmem suç muydu? Neyse ki Şeker Bakkal amcanın yüzü gülüyordu. "Bak güzel oğlum ..." dedi bana. "Bu soru beni çok kız­ dırıyor. Neden mi? Benim dükkanım ne kadar büyük olursa olsun, adı 'bakkal'dır. Hiçbir zaman da değişmeye­ cek! 'Market' sözcüğü Türkçe değil. Bizi anlatmıyor. Şim­ di söyle bana, buranın adı 'Sugar Market' ya da 'Şeker Market' olsaydı, daha mı çok hoşuna giderdi?" Suçlu suçlu önüme baktım. Doğru söylüyordu. Güzel Türkçemiz dururken ne gerek vardı yabancı sözcüklere ... Benim halime bakıp göbeğini hop hop hoplatarak gülmeye başladı Şeker Bakkal amca. "Asma öyle

suratını."

dedi. "Şunu unutma ki, burada hiçbir markette yoktur. Hangisine girdiğinde, seni benim gibi şeker bir bakkal karşılar ha?" bulduğun sıcaklık,

Yanıtımı

beklemeden, kasanın yanındaki cam kavanozdan bir avuç kağıtlı bonbon şekeri çıkardı; Korhan'la benim avuçlarımıza bırakıverdi.


Canan Tan

Bakkal amcaya veda edip bisikletlerimize bindik. Arkamızdan gülerek el sallayan böylesine şirin bir bakkalı ilk kez görüyordum. Şeker

Yolda

anlattı

Korhan ...

Bakkal amca, iki yıl önce emekli olunca buraya yerleşmiş ve dükkan açmış. Evi de aynı binanın üst katın­ Şeker

daymış.

Güler yüzlü ve sevecen haliyle kısa zamanda tüm çevredekilerin sevgilisi oluvermiş. Nasıl olmasın? Ben bile ilk görüşte bayılmadım mı?


DEDEKTİFÇİLİK YOK! Eve

geldiğimizde,

annem öyle yemeği için soframızı bile. Babamla beraber bizi bekliyorlardı. Korhan'ı da bırakmadık. "Yaz yemeği." dedi annem. "Menemen ..."

kurmuştu

Nasıl

da acıkmışız ... Çok geçmeden, ne varsa silip süpürüvermiştik. Karpuzlarımızı

tabaklarımızda

yerken konuyu açtım. "Biliyor musunuz, bugün beyaz eve bir araba geldi. Garip bir adam, içeride biraz kaldı. Sonra, gerisingeriye çekti, gitti."


Canan Tan

Babam, yüzünde ciddi bir ifadeyle Korhan'la bana döndü. "Bakın çocuklar, bu yaptığınız hiç doğru değil! Tanı­ madığınız insanları gözetlemek size yakışıyor mu? Buraya tatil yapmaya geldiniz, dedektifçilik oynamaya değil! Güzel güzel dinlenin, havuza girin, kitap okuyun, oyun işlere burnunuzu oynayın... Ama, sizi ilgilendirmeyen sokmayın! Tamam mı, bundan sonra dedektifçilik yok!" İkimiz de başımızı önümüze eğdik. Bir süre suspus oturduk. Babam, havayı yumuşatmak istercesine, "Ha, Eray!" dedi. "Biliyorsun bize tatil yok. Yarın sabah erkenden işi­ min başındayım. Sabahları marketten gazete ve ekmek almak, sana düşüyor artık. .." Birden hareketleniverdim. "Seve seve!" diye haykırdım. "Ama, orası 'market' değil, 'bakkal', babacığım. Şeker Bakkal..." Sonra, Şeker Bakkal'ı, Şeker Bakkal amcayı, onun "market" sözcüğüne neden kızdığını anlatmaya koyuldum. Biraz önceki sert konuşma, hiç olmamıştı sanki... Hepimiz beyaz ev konusunu

unutmuş

gibiydik.


AKiLLi USLU TATİL YAPIYORUZ! Tam dört gündür, yürüyoruz. Yani,

akıllı

babamın

uslu tatil

bizim için

çizdiği

yolda

yapıyoruz!

Her sabah erkenden uyanıyorum. Babamı işe uğurla­ dıktan sonra, bisikletime atlayıp Şeker Bakka l'a gidiyorum. Gazetemizi, ekmeğimizi alıyorum. Şeker Bakkal amcayla biraz sohbet ediyoruz (Artık, iyiden iyiye dost olduk!). Eve dönüp kahvaltımı yapıyorum. Sonra, ablamla ve annemle beraber havuza iniyoruz. Öğle yemeğinin ardından yataklarımıza çekiliyoruz. Dinlenme saati! Uyumak şart değil. Ablam da ben de kitap okumayı uyumaya yeğliyoruz.

Ama dün, havuzda çok yorulmuştum; me düşmüş, uyuyakalmışım. İkindi vakti, annemlerin

kitabım göğsü­

"çay saati" koşuşturması baş­ Sitedeki hanımlar, her gün bir evde toplanıyorlar. Biz de o evin bahçesinde kek, çörek, pasta payımızı alıp onlardan ayrılıyoruz. lıyor.


Canan Tan sitenin çıkışındaki küçük düzlükte top oynuyoruz. Ne yazık ki erkek sayımız futbol maçı yapmak için yeterli değil! Biz de kızlarla beraber, takımlara oruz. ayrılarak kıran kırana istop maçları yapıy Eve dönüp duş aldığımızda, annem akşam yemeği haAkşamüzeri,

zırladıkları

için mutfakta oluyor.

Bunlar benim en sevdiğim saatler ... Elime kitabımı kta kitap okualıp bahçedeki hamağa uzanıyorum. Hama manın tadı bambaşka!

Böyle giderse nü

okuyacağım.

tümüŞimdiden kalın bir romanı bitirdim bile. kısa

Ve babamın iş

sürede,

getirdiğim kitapların

dönüşü ...

okuldaki görevi, yalnız öğretmenlik değil. de her gün Aynı zamanda müdür yardımcısı. Onun için yakın, baişe gitmek zorunda. Neyse ki yazlığımız şehre bam her akşam siteye gelebiliyor. Onun, bu durumdan yakındığını hiç duymadım. ÇünBabamın

işini

çok seviyor.


Beyaz Evin Gizemi "Ben de yarım tatil yapıyorum." diyor. "Böylesi daha zevkli ..." Babam gelir gelmez akşam yemeğimizi yiyoruz. Sonra da hep beraber havuz başına ... Havuz başı geceleri çok güzel oluyor. Sitedeki her yaş grubundan insan orada toplanıyor. Bizler, ilköğretim çağında olanlar; bizden biraz büyük ablalarımız, ağabeylerimiz (Onlar da kendi araları nda toplanıp eğleniyorlar.) ve annelerimiz, babalarımız ... Biz, birinci yaş grubundakiler, akşamları sessiz sinema oynuyoruz. Bazen, bize katılan abla ve ağabeyler de oluyor. Peki, ya televizyon? Haberler dışında, pek televizyon izlemiyoruz. Yazın, ekranların çekim gücü azalıyor galiba ... Evet, tam dört gündür "beyaz ev"i ağzımıza bile alma-

dık.

Zaman zaman göz göze geliyoruz Korhan'la ... Aklımız­ dan aynı şeylerin geçtiği kesin. Ama, düşüncelerimizi dile getirmiyoruz. Yaptığımız gizli bir anlaşmayı bozmaktan korkar gibiyiz. İçimizde

bir yerlerde uykuya dalmış, ama her an canlanmaya hazır, kıpır kıpır bir şey var. Bizim de ne olduğunu bilmediğimiz bir şey ... Bakalım ne zaman uyanacak daldığı uykudan ...


KıRMIZI BiR ARABA Bugün havuzda çok eğlendik. İki takım halinde yüzme yarışı yaptık. Levent dışında hepimiz oradaydık. Levent, babasıyla şehre inmişti. Hakemimiz Nuri

amcaydı.

Nuri amcanın, boynuna taktığı düdüğü çalmasıyla hep beraber havuza atlamamız bir oldu. Kıyasıya bir yarış başlamıştı.

yüzücüsü Burak, açık arayla öndeydi. Biz de peşinde, tüm gücümüzle kulaç atıyorduk. Tam o sırada, bizim takımın maskotu Burcu, havuzun ortasında yarıştan vazgeçip dışarı çıkmaz mı? Birinciliği, göz göre göre rakiplerimize kaptırıverdik. Karşı takım, başta Korhan, "Burcu ... Burcu ..." diye coş­ kuyla tempo tuttu. Onun sayesinde yarışı kazandılar ya ... Nuri amca, birinci gelenlere meyve suyu ısmarlaya­ caktı. Ama, bizi ayrı tutmaya gönlü razı olmadı. Biraz sonra, hepimiz meyve sularımızı almış, havuz Takımımızın yıldız

başında

oturuyorduk.


Beyaz Evin Gizemi Herkes Burcu'ya takılıyordu. Korhan, "Biz Burcu'ya, iki şişe meyve suyu ısmarlama sözü vermiştik; onun için yarışı bıraktı." dedi. Burcu ağlamaya başladı. Gözlerinden inen yaşları silerken bir yandan da meyve suyunu içmeye çalışması öyle şirindi ki... Korhan, söylediklerinin kadar akla karayı seçti. Tam öğle vent geldi.

yemeği

şaka olduğunu anlatıncaya

için evlerimize

dağılıyorduk

ki Le-

"Size bomba gibi bir haberim var!" diye bağırdı. "Sabah şehre giderken beyaz evden, kırmızı küçük bir arabanın çıktığını gördük. Babam, arabanın o evin sahibin e ait olduğunu söyledi." Sinem de, "A, ben o arabayı Şeker Bakkal'ın önünde görmüştüm!" demez mi? Hemen Levent'in başına toplandık. Sorularımız yağ­ mur gibi, ardı ardına geliyordu ... Arabanın plakası neydi? Sürücüsünü görmüş müydü? Babası, o arabanın beyaz evin sahibine ait olduğunu nereden biliyordu? Onları tanıyor muydu? Ne yazık ki aldığımız yanıtlar çok yetersizdi! Araba, yanlarından çok hızlı geçmişti. Levent, sürücüyü görememişti. Babası da evin sahiplerini tanımıyordu ya da Levent'e yanıt vermek istememişti. Yine de biraz yol almış sayılırdık. En azından, beyaz evde, kırmızı küçük bir arabanın varlığını biliyorduk artık. ..


Canan Tan

Ablam,

bilmiş bilmiş başını salladı.

"Ortada çözülecek bir şey kalmadı." dedi. "İşte, evin bir sahibi de var, arabası da ... Neymiş öyle cinler, periler? .. Bırakın artık bu saçmalıkları..." Korhan başını kaldırıp yüzüme baktı. İkimizde de biraz

düş kırıklığı vardı.

Yoksa kendi yazdığımız bir macera öyküsüne, kendimiz mi inanmıştık? Gerçekten her şey göründüğü kadar sıradan ve olağan mıydı? Kafalarımız karmakarışık, akşamüzeri üzere sözleşip evlerimize dağıldık.

top oynamak


TOP BAHÇEYE KAÇAMAZ MI? "Zeynep!" Zeynep

koşarak

Levent'in yükseklere

attığı

topu yaka-

layıverdi.

"İstop!"

Hiç bekletmeden

Nilay'a

fırlattı.

Sitenin çıkışıyla beyaz evin arasındaki düzlükte istop oynuyorduk. Her günkü gibi ... "Korhan!" Nilay'ın sesiyle yerinden fırlayan Korhan, topu güçlükle yakalayabildi. Çok dalgın görünüyordu bugün ... Elinde topla yanıma yaklaştı. Yalnız

kaçamaz

benim duyabileceğim bir sesle, "Top bahçeye dedi.

mı?"

Neden

olmasın,

gibisinden güldüm. Korhan, topu havaya fırlatacağına, tüm gücüyle beyaz evin duvarlarından aşırtıverdi. "Eray!"


Canan Tan

Topun ortadan kaybolmasıyla öylece kalakaldık orada ... Hiç kimse ağzını açıp da bir şey söyleyemiyordu. Şaşkın şaşkın birbirimize bakıyorduk. Ne

yapacaktık şimdi?

"Haydi!" dedi Korhan. "Gidip topumuzu "Kolaysa sen iste." diye güldü Burak.

isteyelim."

"İsterim, ne olacak .." dedi Korhan, demir kapıya doğ­

ru iki

adım

Ondan

atarken.

laştım. Diğerleri

numda O

cesaretle ben de duvarın dibine yakbiraz geride, her an kaçabilecek bir ko-

aldığım

duruyorlardı.

sırada,

hiç beklenmedik

bir

şey

oldu!

Demir kapı, hafifçe aralandı. İri yarı esmer, son derece asık suratlı bir adam önce başını uzattı; sonra da heybetli gövdesiyle karşımıza dikiliverdi. ­ Dışarı çıkarken kapıyı, bizim içerisini göremeyeceği miz

şekilde çekmişti.

Hepimizi teker teker,

suçlayıcı

bir ifadeyle süzdü.

Korhan bu sıkıntılı sessizliği bozmak istercesine, "Topumuz bahçeye kaçtı da ..." dedi. Adam, hiç de inanmış görünmüyordu. Öfke dolu bakışlarını Korhan'ın üzerine dikti. "Bir daha burada top

oynamayın!"

dedi sertçe.

Tam dönüp gidecekti ki kapı biraz daha zel, hem de çok güzel bir kadın beliriverdi ğında.

aralandı.

Gü-

kapının aralı­



Canan Tan üzerinde yazlık bir elbise, annem yaşlarında hoş bir kadın ... Elinde topumuzu tutuyordu. "Dur Hüseyin Efendi." dedi usulca. Sarı saçları atkuyruğu,

Sonra bize döndü. daha olma"Alın topunuzu çocuklar ... Ama, lütfen bir sın!"

Hayret! Adının Hüseyin olduğunu öğrendiğimiz o aksi ı bize. Hatta, adamın tersine, çok yumuşak davranmışt bir daha böyle bir şey yapmamamız için rica eder gibiydi. Nedense çok etkilenmiştim. Hemen öne çıktım. Biraz mahcup, "Teşekkür ederiz." diye mırıldanarak elindeki topu kaptım. da gözden Kadın sessizce geri döndü, kapının ardın kayboldu. Hüseyin adlı adam da son bir kez bize ters ters üze kapatı­ bakıp içeri süzüldü; kapıyı "küt" diye yüzüm verdi. Bir süre hiç konuşmadan birbirimize baktık. Garip duygular içindeydik. İlk ağzını açan ablam oldu. ız ettiniz "Yaptığınız ayıp!" dedi. "Bu insanları rahats de başınız göğe mi erdi?" nmiş gibi geKonuşan ablam olunca, sözler bana söyle liyordu; ama yanıt verecek durumda değildim. Yardım istercesine Korhan'a bakıp başımı önüme eğdim. "Ama Nilay ..." dedi Korhan. "Topumuz bahçeye kaçmış

olamaz

mı?"


Beyaz Evin Gizemi "Hiç de hat

inandırıcı değil!"

bırakın artık

diye bu insanları ..."

karşı çıktı

ablam. "Ra-

Haklıydı. Ayıp etmiştik!

Kös kös siteye İçimden,

doğru

yürüdük.

bir daha Korhan'a uymamaya söz verdim. Beyaz evdekileri, hele o güzel teyzeyi üzmeyi, hiç ama hiç istemiyordum ...


iPEK TEYZE

Bu sabah, Hemen atladığım

diğer

günlerden daha erken

uyandım.

yatağımdan fırlayıp hazırlandım.

gibi,

doğru Şeker

Bisikletime

Bakkal'a ...

Akşamüzeri konuklarımız geleceği

için, annemin si-

listesi yüklüydü bugün. Tam yolu yarılamıştım ki yanımdan kırmızı küçük bir araba geçti. Evet oydu! Beyaz evin kırmızı arabası. ..

pariş

Bakkal'a yaklaştığımda arabanın, dükkanın önünde park edilmiş olduğunu gördüm. Heyecanla bisikletimden atladım, içeri girdim. i seŞeker Bakkal amcaya, "Günaydın!" deyip, yerdek petlerden birini kaptım. Bölümler arasında tur atmaya Şeker

başladım.

Önce gazeteyle ekmeği aldım. Sonra, bisküvilerin buarımıza lunduğu kısma doğru yürüdüm. Annem, konukl "mozaik pasta" yapacaktı. Onun için bisküvi ve kakao almam gerekiyordu.


Beyaz Evin Gizemi Ben mozaik pastayı çok severim. Küçükken, annem konuklara ikram edince, bana kalmayacak diye ağlarmı­ şım. Artık ağlamıyorum!

Büyük bir paket bisküviyi sepete attım. Ve ... Başımı kaldırdığımda "o"nu gördüm. Beyaz evdeki güzel teyzeyi ... Demek kırmızı arabayı kullanan oydu. Demek

alışveriş

Demek

Şeker

için

Şeker

Bakkal'a geliyordu.

Bakkal amca onu tanıyordu ... İçim garip bir sevinçle doldu. "Gü ... günaydın ..." diye kekeledim. Beyaz evin güzel teyzesi, beni yanıtsız bırakmadı. Yüzünde sıcacık bir gülümsemeyle, "Günaydın." dedi o da. Sonra dönüp

alışverişine

devam etti.


Canan Tan Bir an, elindeki tel sepete ilişti gözüm. Paket paket kremalı bisküviler, çikolatalar, gofretler, top kekler ... Bu güzel teyze de benim sevdiğim şeyleri seviyordu galiba ... İşimi bitirip kasaya doğru yürüdüğümde, henüz bir "günaydın"lık tanıdığım teyzeyle Şeker Bakkal amca sohediyorlardı.

bet

Şeker Bakkal

amca, "İyi günler İpek Hanım." diye uğur­

ladı

onu. Demek adı İpek'ti. Bu ad, ne kadar da yakışıyordu kendisine ... İpek gibi yumuşacık, sıcacıktı o da. İpek teyze ... Keşke ona böyle seslenebilseydim ... Arkasından dalgın dalgın bakarken, Şeker Bakkal amcanın sesiyle kendime geldim. "Ne oldu Eray? Uyurgezer gibisin bugün." "Şeker Bakkal amca!" diye haykırdım. "Sen onu tanıyorsun! Ama, bize hiçbir şey anlatmadın ..." güldü Şeker Bakkal amca. "Sormadınız ki!" dedi. Sonra, ellerini iki yana açıp konuşmasını sürdürdü. "İpek Hanım benim müşterim. Beyaz evde oturuyor. Her sabah, en erken o gelir. Onunla siftah etmek, benim Tatlı tatlı

uğurumdur."

Bugün erkenden kalkıp gelmekle ne iyi etmiştim! "Ya evdekiler?" diye merakla sordum. "Evde başka kimler var?" "Orasını bilmem." dedi Şeker Bakkal amca. "Benim gördüğüm, bir İpek Hanım, bir de ara sıra gelen o iri yarı adam. Adı Hüseyin mi ne ..."


Beyaz Evin Gizemi Dışarı çıktığımda, kırmızı

araba da, İpek teyze de ortalarda yoktu. Deli gibi asıldım bisikletin pedallarına ... Bir an önce eve ulaşmayı istiyordum. Annem, kahvaltıyı hazırlamış, beni bekliyordu. Elimdeki torbaları mutfağa bırakıp sofraya oturdum. İçim içime sığmıyordu. Yaşadıklarımı birileriyle paylaşmalıydım.

"Biliyor musunuz?" dedim annemle ablama. "Ben, beyaz evin sahibiyle tanıştım!" İkisi de inanmaz bakışlarla şaşkın şaşkın yüzüme bakı­ yorlardı.

"Evet." dedim, onları meraklandırmanın tadını çıkara­ rak. "O, İpek teyze ..." Gözlerimi karşıdaki bir noktaya dikip, "Öyle güzel, öyle tatlı ki ..." diye mırıldandım. "Tıpkı anneme benziyor." "Sen bunları bırak da neler oldu onu anlat!" dedi ablam sabırsızlıkla. Baştan

ce

beri bize

karşı çıkan ablamın

keyiflendirmişti.

bu ilgisi, beni iyiOnun meraklı bakışları altında, en bile atlamadan, her şeyi büyük bir

ufacık bir ayrıntıyı zevkle anlattım. "Desenize, beyaz evin gizemi ortadan kalktı..." diye güldü annem. Yoo, ben aynı görüşte değildim. İçimden bir ses, bu işin bu kadar kolay olmadığını söylüyordu. Henüz hiçbir şey aydınlanmamıştı! İpek teyze, karanlığın içindeki küçücük bir ışıktı yalnızca ...


IYiiş YAPTIN

BıcıRıKı

sonra, soluğu havuz başında aldım. Bizimkiler tam kadro, havuza girmeye hazırlanıyorlardı. "Boş verin şimdi yüzmeyi!" diye bağırdım. "Size harika haberlerim var!" Hemen yanıma koştular. Ben de ballandıra ballandıra, olanı biteni anlatmaya koyuldum. Kahvaltıdan

Hepsinin yorumu farklıydı. "Beyaz evin sahibi, ipek gibi bir hanım ha ..." dedi Sinem. "Siz de ne öyküler döktürmüştünüz ..." "O iri yarı adamı unutuyorsunuz ama ..." diye uyardı Burak. Burcu da içindeki çocuksu korkuyu dile getirdi. "Ya o güzel teyze, o kötü adamın tutsağıysa?" diye hepimizi güldürdü. Kötü adamlar, tutsaklıklar söz konusu değildi artık ... Cinli, perili, uzaylı konuşmalardan da çoktan vazgeçmiş­ tik. Hayret, Korhan hiçbir şey söylememişti!


Beyaz Evin Gizemi "Sen ne diyorsun?" diye usulca sordum. "İyi iş yaptın Bıcırık!" İşte,

dedi, sustu.

yine bana "Bıcırık" demişti. Kendisinden önce İpek teyzeyle tanıştığım için bozulmuş muydu yoksa? Belki de kafasındaki çözümsüz sorularla boğuştuğu için böyle suskundu. Onu rahatlatmak adına, "Ben artık eminim." dedim. "İpek teyzenin bulunduğu yerde kötü bir şey olmaz!" "Göreceğiz." diye, belli belirsiz mırıldandı Korhan. Evet, bakalım bundan sonra neler görecektik?


BEŞ ARABALI TOPLANTI Korhan olmasa,

artık

bu

işin

üzerinde hiç durmaya-

caktım.

Biz, pembe evlerde oturuyorduk; İpek teyze de beyaz. Hüseyin Efendi, yanında çalışan yardımcısıydı. Böyle büyük evlerde köpek olması da son derece doğaldı. Ee, ne

kalıyordu

geriye?

duvarlar ve demir parmaklıklar mı? Onu da Şeker Bakkal amcaya sorduk. Ne yazık ki o da bu konuda fazla bir şey bilmiyordu. "Ben buraya geleli iki yıl oluyor." dedi. "Yalnız, daha önce evin çevresinde duvar yokmuş. Biz bu dükkanı döşerken onlar da örülen duvarların üzerine demir parKalın

maklıklar koyduruyorlardı."

bu ilginçti! Ne olmuştu da beyaz evi kalın duvarlar ve parmaklıklar içine hapsetme gereği duymuşlardı? Aslında, bu da benim için fazla önemli değildi. İşte

erken kalkıp Şeker Bakkal'a gitmek, alışve­ riş yapmak, benim için öyle zevkli bir hale gelmişti ki... Sabahları


Beyaz Evin Gizemi Aşağı yukarı her gün karşılaşıyorduk İpek teyzeyle. Bazen ben geç kalıyordum; bazen de İpek teyze sipariş­ lerini Hüseyin Efendi'ye aldırıyordu. O zaman görüşemi­ yorduk. "Günaydın

Eray, bugün neler alıyorsun bakalım ..." "Bugün erkencisin Eray, benden önce gelmişsin ..." Bir seferinde, Korhan da benimleydi. Onları tanıştırdım. İpek

teyze, Korhan'a: karşı da bana kadar sevecendi. Korhan ise saygılı, ama biraz ürkek ve ölçülüydü. Tatil günlerimiz eski sakinliğine kavuşmuş gibiydi. olduğu

Düne kadar! Dün sabah, havuz

başında toplanmış,

suya girmeye

hazırlanıyorduk.

Levent kan ter içinde, koşa koşa yanımıza geldi. "Beyaz evde bir şeyler oluyor!" diye bağırdı. "Arabalar dizi dizi..." Hemen fırladık. Sitenin cek şekilde sıralandık.

çıkışında,

beyaz evi görebile-

Doğruydu.

Beyaz evin kapısının önünde, üç tane araba duruyordu. Dikkatle bakınca, en öndekinin, daha önce de gelen koyu renkli araba olduğunu gördük. Biraz sonra bir araba daha geldi. İçinden, elinde çanta, takım elbiseli, kravatlı birisi çıktı. Açılan kapıdan içeri girdi. Köpek havlamaları ve sessizlik. .. Tıpkı daha önce olduğu gibi.


Canan Tan

arabalardan inenlerin de takım elbiseli ve çantalı olduğunu söyledi. Çok geçmeden beşinci araba da kapının önünde durdu. Yine, ciddi görünüşlü, takım elbiseli, eli çantalı biri... Aramızda fısıldaşarak yorumlar yapmaya başladık. Zeynep, her zamanki iyimserliğiyle, "Ne var bunda?" dedi. "Konuklar geliyor besbelli ..." "Sizin eve, yaz günü böyle konuklar geliyor mu?" diye Levent,

karşı çıktı

diğer

Levent.

"Gizemli evin gizemli lamlı güldü Korhan. Tamam,

toplantısı!"

diyerek

işte doğru sözcüğü bulmuştuk!

toplantı yapılıyordu ...

anlamlı

an-

Burada bir


Beyaz Evin Gizemi "Bir iş görüşmesidir belki." dedi Selin, umursamaz bir tavırla.

"Amma da yaptın!" dedi Burak. mesi... Şehrin suyu mu çıktı?" "Adamların

diye

görüşünü

"Yazlık

evde

iş görüş­

giysilerini, ciddiyetlerini görmediniz mi?" savunmaya çalıştı Selin.

Zeynep, "Konu ne olursa olsun, böyle gizli lantılar hiç hoş değil." diye söylendi.

saklı

top-

kez olumsuz konuşuyordu Zeynep. "Doğru." dedi Levent. "Saklamaya çalıştıkları bir ler var, ama ne?"

şey­

İlk

Aradan ne kadar zaman geçti, bilemiyoruz; birden, yüksek sesle köpek havlamaları başladı. Ardından, demir kapı ardına kadar açıldı. Evet, ilk kez

ardına

Kapının

kadar!

önü bir anda bahçenin içini görmemiz En önde,

kalabalıklaşıverdi.

Ne

yazık

ki

olanaksızdı.

kapıyı

açan Hüseyin Efendi, arkasında beş sürücüsü ... En arkada da İpek teyze! Yanın­ da, o güne kadar hiç görmediğimiz bir adamla beraber ... arabanın beş

"Bu da kim?" diye fısıldadı Korhan. "Acaba kocası mı?" dedi Zeynep. İyi

de İpek teyze evli miydi ki? Neden olmasın? Kimse aksini söylememişti ki... Peki, bu adam İpek teyzenin kocasıysa şimdiye kadar neredeydi?


Canan Tan

Neyse, bunları düşünecek zaman değildi. Tüm dikkatimiz kapının önündeki kalabalığın üzerinde, solukları­ mızı tutmuş, olanları izliyorduk. İpek teyzeyle yanındaki adam, konuklarla tek tek tokalaştılar. Hüseyin Efendi de arabaların kapılarını açıp binmelerine yardımcı oldu. Çok geçmeden, beş araba, konvoy halinde yola koyulmuştu.

teyzeyle yanındaki adam, bir süre onların arkalarından baktılar. Sonra içeri girip gözden kayboldular. İpek

Kapı,

yine sessizce

kapanıverdi.

Gizemli evdeki gizemli toplantı bitmişti Yerlerimizden kalkıp siteye döndük.

anlaşılan ...

Olanlara hiçbir anlam verememiştik. Eve girdiğimde, beni havuzda sanan annemin, kupkuru mayoma bir anlam veremediği gibi...


KALE SuRLARı GEçir VERİR Mi? Ertesi sabah, merakla

Şeker Bakkal'ın

yolunu tuttum.

Ne yazık ki İpek teyze görünürlerde yoktu. Ondan sonraki ve onu izleyen üç gün de Şeker Bakkal'a gelmedi İpek teyze. Bu sabah yine erkenden

kalktım.

Tam bisikletime binecektim ki ... Hay Allah, arka teker bisikletsiz ...

patlamamış mı? Kaldık "Boş

ver oğlum." dedi annem. "Dünden kalma ekmekler var, idare ederiz. Gazeteyi de sonra aldırırız." Ama benim içime sinmedi. "Ne var ki!" diye gider gelirim."

karşı çıktım.

"On

dakikalık

yol. Bir

koşu

Hemen odama çıktım. Volkmenimi kulağıma taktım. biraz keyifli bir hale getirmeliydim ... Kulaklarıma dolan müziğin sesine uyarak, ıslık çala çala sitenin dışına çıktım.

Yürüyüşümü

Önce biraz koştum. Yorulunca, dinlene dinlene yürümeye koyuldum.


Canan Tan

Yolu yarılamıştım ki volkmenin gürültüsü arasında, arkamda belli belirsiz bir motor sesi duydum. Geri dönmemle, kırmızı arabayla yüz yüze gelmem bir oldu. Aa, İpek teyzeydi! Tam yanımda fren yapıp durdu. "Hey, sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye öfkeli bir sesle camdan seslendi. Şaşırmıştım. Öylece bakakaldım. "Çıkar o volkmeni kulağından, atla arabaya!" diye bağırdı.

Hemen söylediklerini yaptım. Kapıyı açıp ön koltuğa, İpek teyzenin yanına yerleş­ tim, daha doğrusu büzüştüm.


Beyaz Evin Gizemi Başka

zaman olsa, bu durum beni nasıl da sevindirirdi... Ama, İpek teyze nedense kızmıştı bana. Gözünü yoldan ayırmadan, "Ne oldu bisikletine?" diye sordu daha yumuşak bir sesle. "Lastiği patladı."

Yolun bundan

dedim ürkek ürkek

sonrasında

hiç

konuşmadık.

Şeker Bakkal'ın

önüne gelince, aşağı atladım. Sessizce, İpek teyzenin arabayı park etmesini izledim. Beraberce içeri girdik Benim alışverişim kısa sürdü. Ekmekle gazeteyi bir torbaya koyup İpek teyzenin işini bitirmesini bekledim. Kasanın önüne para vermeye geldiğinde, gözlüğünü çıkardı İpek teyze. İşte o zaman, gözlerinin kıpkırmızı ve şiş olduğunu gördüm. Evet evet, İpek teyze ağlamıştı! Acaba neye üzülmüş­ tü bu kadar? Benim yüküm azdı. İpek teyzenin, torbaları taşıması­ na yardım ettim. Hepsini, beraberce arabanın bagajına yerleştirdik. Dönüş

yolunda da gidişteki gibi suskunduk. İpek teyze, derin düşüncelere dalmış gibiydi. Ben de onu rahatsız etmemeye çalışıyordum. Beyaz evin önüne gelince durduk. Kapıyı açtım. Teşekkür

dum ki

düşümde

görsem

edip

ayrılmaya hazırlanıyor­

inanamayacağım

bir

şey

oldu!

"Eray." dedi İpek teyze, her zamanki sevecenliğiyle. gelip bir meyve suyu içmek ister misin?"

"İçeri


Canan Tan

"Dilini yutmak" diye, işte buna denirdi! bir şeyler söylemek istiyordum, ama sesim Neden sonra, diyebildim.

"Şey ... Ben

daha

Ağzımı açıp çıkmıyordu.

kahvaltımı yapmadım."

"O halde kahvaltıdan sonra gel." dedi İpek teyze, şaş­ kın halime gülerek. Kafamdan yıldırım hızıyla geçen düşünceler, konuş­ mamı engelliyordu. Aman Allah'ım! Ben, beyaz eve çağrılıyordum! O gizemli, o haftalardır üzerine öyküler yazdığımız, korkulu senaryolar ürettiğimiz beyaz eve ... Beynimden geçenleri okurcasına, "İstersen, Korhan'ı da getir." dedi İpek teyze. Bunun, beni rahatlatacağını düşünüyordu besbelli ... da. İpek teyzeyi kendime ne kadar yakın bulursam bulayım, beyaz ev benim için bütün gizemini koruyordu. Hatta, ürkütücü olduğunu bile söyleyebilirdim. Özellikle de o son toplantıdan sonra ... Yanımda Korhan olursa ... O zaman işler değişirdi. "Hem, annenden de izin alırsın." dedi İpek teyze. Haklıydı

Her

şeyi, nasıl

da inceden inceye

düşünüyordu ...

de bu büyük değişimin sebebi neydi? Yanına bile yaklaşamadığımız, kale surları gibi duvarlar, nasıl oluyordu da bize geçit verebiliyordu? Önünde top oynamamız bile yasaklanan demir kapı, neden bugün ardına kadar açılacaktı ki? İyi


Beyaz Evin Gizemi Bunları düşünecek zamanım

den

yoktu. İpek teyze, ben-

yanıt

bekliyordu. Olur, gibisine başımı salladım. "Beni buraya kadar getirdiğiniz için teşekkür ederim." deyip arabadan indim. "Bir saat sonra bekliyorum." diye seslendi arkamdan. Siteye doğru dalgın dalgın yürümeye başladım. Bakalım,

annem bu

işe

ne diyecekti?


BEYAZ EviN YENİ KoNUKLARı Siteye girince, hemen eve gitmedim. Önce Korhanlara uğradım. Bu bomba gibi haberi Korhan'la paylaşmak istiyordum. Korhanlar, kahvaltı masasındaydılar. Sesim heyecandan perde perde, bir çırpıda olanları anlatıverdim.

Güler teyze, dikkatle dinledi beni ... Acaba Korhan'a izin verecek miydi? "Ne olur Güler teyze ..." diye yalvardım. "Korhan gelmezse ben de gidemem. Annem izin vermez." Aslında, Korhan'dan destek alacağımı, onunla güç bulacağımı söylemeliydim. İşin doğrusu buydu. Ama, korkak olduğumu düşünmelerini istemiyordum. Neyse ... Güler teyze sonunda, "Gidin bakalım." deyiverdi. Korhan'la ben, sevinç içinde el çırptık. Ah, aynı sözleri annemin ağzından da duyabilseydim! Onları öylece bırakıp doğru eve koştum.


Beyaz Evin Gizemi Ekmekle gazeteyi masaya bıraktım. "Biliyor musunuz?" diye bağırdım. beyaz eve çağırdı! Konuk olarak. .." Ardından

"Beni ve

"İpek

teyze beni

da hemen ekledim:

Korhan'ı..."

Annemle ablam, şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Onlar da böyle bir şeyi, hiç ama hiç beklemiyorlardı. "Bu da nereden çıktı şimdi?" dedi annem. Olanları bir de onlara anlattım. Sonra da boynumu büküp, annemden "olur" yanıtını beklemeye başladım. Annem kararsızdı.

"Baban ne der, bilmem ki?" diye kendi kendine söylendi. "Ama Güler teyze Korhan'a izin verdi." dedim, kahvalotururken.

tı masasına

Annemin önüme koyduğu sütü, bir dikişte bitirdim. Tabağımdaki peynir ve domatesi son kırıntısına kadar, hiç nazlanmadan sildim süpürdüm. Annemin gözüne girmek için, ne gerekiyorsa yapmaya hazırdım. Tam, ekmeğimin üzerine annemin yaptığı vişne reçelinden sürüyordum ki Korhan geldi. Özenle hazırlandığı belliydi Korhan'ın. Günlük giysilerini çıkarmış, koyu renk bir pantolonla ekose gömleği­ ni giymişti. Annem bir Korhan'a, bir de bana halimiz onu da etkilemiş gibiydi.

baktı.

Bizim hevesli


Canan Tan

"Gidin

bakalım."

dedi. "Ne olacaksa ..."

gibi anneme koştum. Sımsıkı saağzımla "şap" diye yanağından öpüverdim. Sonra, doğruca banyoya ... Elimi, yüzümü, ağzımı tertemiz yıkadım, dişlerimi fırçaladım. Odama çıkıp annemin yeni aldığı kot pantolonu ve yarım kollu beyaz gömleğimi giydim. Saçlarımı ıslatıp taradım. Babamın, yaz başında armağan ettiği kokudan

Yerimden rıldım, reçelli

fırladığım

sıktım.

Tamam,

hazırdım işte ...

Annem, bahçeden birkaç beyaz gül

kopardı. Saplarını

yaldızlı kağıtla sardı.

"Bunları İpek Hanım'a boş

götürün." dedi. "İlk ziyarete eli

gidilmez ..."

Ablam bir kenara

çekilmiş,

Korhan'la bana imrenerek

bakıyordu.

"Belki bir gün seni de götürürüz." dedim, avutmak istercesine. "Ne yapalım, beyaz evin bugünkü konukları bizleriz ..." Saatime baktım. İpek teyze bizi bekliyor olmalıydı. Korhan'la beraber, eve doğru yürümeye Demir yordu. İşte

koşar adımlarla

gizem dolu beyaz

başladık.

kapıya yaklaştığımızda,

kalplerimiz küt küt

atı­

yine buradaydık!

Ama bu kez, kaçamak bir top oyunu için evin çağrılı konukları olarak. ..

değil;

beyaz



BEYAZEviNGizEMi Bu evin kapısının, daha çalınmadan sanki birisi, "Açıl susam açıl!" demiş gibi, kendiliğinden açılmasına alış­ mıştık.

Ama, bu kez öyle olmadı. Korhan, kapıya "tak tak" diye usulca vurdu. Beklemeye başladık. Birden içimde, dönüp kaçmak için dayanılmaz bir istek duydum. Korhan, aklımdan geçenleri anlamış gibi güldü. Tam, elini

kaldırıp

bir kez daha

vuracaktı

ki

kapı açı­

lıverdi.

Hüseyin Efendi, iri daydı işte ...

yarı

kocaman gövdesiyle

karşımız­

geldiniz çocuklar!" dedi, sevecen ve güler yüzle. Hayret, onun böyle davranabileceğine, düşümde gör"Hoş

sem

inanmazdım!

Ürkek adımlarla açılan kapıdan içeri girdik Ağır demir kapı, arkamızdan sessizce kapanıvermişti.


Beyaz Evin Gizemi Bizi ilk karşılayan, şimdiye dek dışarıdan duyduğu­ muz köpek havlamaları oldu. Hemen girişteki, iki kocaman köpek kulübesinden başlarını uzatan azman köpekler, var güçleriyle havlıyorlardı. Hüseyin Efendi, maya çalıştı bizi.

"Korkmayın, bağlılar ..."

diye

yatıştır­

O önde, biz arkada; kapının önünden yamaca doğru yükselen genişçe bir yolda yürümeye başladık. Bir yandan da çevremizi inceliyorduk. Aman Allah'ım, ne kadar güzel bir yerdi burası!.. İki yanımızda göz alabildiğine uzanan yemyeşil çimenler, yol boyunca mis kokulu renk renk çiçekler ... Gökyüzü bile bir başka görünüyordu sanki buradan.

"Cennetin yeryüzü

şubesi!"

diye

fısıldadı

Korhan.

Yürüdüğümüz kısa

yol, bizi bir düzlüğe taşıdı. Geniş beton zeminin ortasında, masmavi bir havuz vardı. Hem de neredeyse bizim sitedeki kadar büyük bir havuz ... Ve ... Düzlüğün bitiminde, yüzme havuzunun arkasında tüm görkemiyle harika bir beyaz ev yükseliyordu. "Hoş geldiniz çocuklar!" İşte İpek teyze ... Oturduğu koltuktan kalkmış, gülerek bizi karşılıyordu. Şeker

Bakkal' da gördüğümden ne kadar saray gibi evin prensesiydi sanki. Korhan'la ve benimle

tokalaştı.

farklıydı ... Bu


Canan Tan

oturun." diye yer gösterdi. Her taraf çeşit çeşit, renk renk çiçeklerle doluydu. Havuzun çevresinde öbek öbek beyaz, kırmızı, sarı, kocaman güller vardı. Elimdeki birkaç beyaz gül, onların yanında öylesine anlamsız kalıyordu ki... Keşke hiç getirmeseydim, diye düşünürken İpek tey"Şöyle

zenin sesiyle irkildim. "Aman Allah'ım, ne güzel güller böyle!" Elimdeki gül demetini okşar gibi aldı. Arkaya dönüp,

"Ayşe Hanım!"

diye seslendi.

Havuzun gerisinde bir yerlerde bekleyen yardımcı kadın koşarak geldi. "Ayşe Hanım!" diye yineledi İpek teyze. "Bunları hemen bir vazoya

yerleştirin."

Bize döndü. ederim çocuklar." dedi. "Düşünüp bana çiçek getirmeniz, ne büyük incelik. .." da Asıl incelik onun bize böyle davranmasıydı. Duyan bahçesinde hiç çiçek, hiç gül yok sanırdı ... Havuzun başındaki bambu koltuklara, cam sehpalara, gösterilen güneşliklere kaçamak bakışlar fırlatarak bize "Teşekkür

yere oturduk. Kocaman oval bir masanın bir başında İpek teyze, bir ben ... başında ürkek ürkek etrafa bakınan Korhan'la "Ee, nasılsınız bakalım?" diye sıcacık gülümsedi İpek teyze.


Beyaz Evin Gizemi Ardından, çekingenliğimizi aşmak

için, Korhan'a ve bana sorular yöneltmeye başladı. Kaçıncı sınıfa geçmiş­ tik, kaç kardeştik, tatilimiz nasıl geçiyordu? .. Yavaş yavaş açılmaya başlamıştık.

"Umarım,

İpek

köpeklerimiz

sizi

korkutmamıştır."

dedi

teyze.

"Yok..." dedi Korhan. "Biz onların sesini ten ..."

tanıyoruz

za-

İpek

teyze güldü. "Biliyorum, burayı, beyaz evi çok merak ediyordunuz. Hatta, gizemini çözmeye çalışıyordunuz ..." İkimiz de suçüstü yakalanmış gibi, başımızı önümüze eğdik.

Demek İpek teyze, bizim meraklı arayışlarımızın hepsinden haberdardı. Şeker Bakkal amcadan mı öğrenmiş­ ti acaba? "Gördüğünüz gibi, burası da normal bir ev." diye devam etti İpek teyze. "Biraz büyük, biraz da dışa kapalı ..." Son tümceyi söylerken sesi titremişti nedense. Birden ayağa kalktı. Masanın

"Sen meyve

gerisinde,

öylece bekleyen Ayşe Hanım'a, biz geliyoruz." dedi.

sularını hazırla,

Sonra bize döndü. "Gelin." dedi. "Size bir şeyler göstereceğim." Önde İpek teyze, arkasında Korhan'la ben, iki adım gerimizde Hüseyin Efendi; havuzun kenarını izleyerek beyaz evin arkasına dolandık.


Canan Tan

da en az evin ön tarafı kadar güzeldi. Geriye rın göldoğru yamaç boyunca yükselen kocaman ağaçla gesi, beyaz evin üzerine düşüyor; sanki ona bekçilik yaBurası

pıyordu.

Çevremize bakma bakma yürürken ileride iki ağacın arasına kurulmuş bir hamak ilişti gözüme. Üzerinde birisi uzanmıştı galiba ... Biraz daha yaklaşınca görüntü iyice netleşti. İpek teyzenin sözleriyle de tam karşılığını buldu. "Çocuklar, bu benim oğlum Murat!" diyordu İpek teyze, hamağa uzanmış kitap okuyan çocuğu göstererek. Kafam birden boşalıvermişti sanki, hiçbir şey düşüne­ miyordum. Hamakta öylece yatan çocuğa gözlerimi dikormiş, İpek teyzenin bir şeyler daha söylemesini bekliy dum. "Bak Murat..." diye devam etti ipek teyze. "Bunlar Korhan'la Eray. Dostlar Sitesi'nden ..." O konuşurken biraz kendimi toparlamış, ilk şaşkınlı­ ğı üzerimden atmıştım. Demek beyaz evin de bir çocuğu vardı. Hem de bizim yaşlarımızda ...

de neden hiç ortalıklarda görünmüyordu? Murat, Korhan'la bana şöyle bir baktı. Sonra ilgisizce, dönmek başını öte yana çeviriverdi. Okuduğu kitaba için sabırsızlanıyor gibiydi. "Bırak şimdi kitabı Murat." dedi İpek teyze. "Görüyorsun konuklarımız var. Beraber meyve suyu içeceğiz." İyi


Beyaz Evin Gizemi Başıyla

Hüseyin Efendi'ye bir işaret yaptı. Hüseyin Efendi, ağacın gerisinde kaldığı için, o ana kadar göremediğimiz bir tekerlekli sandalyeyi yürüterek hamağın yanına getirdi. Sonra, incit mekten korkar gibi, yumuşacık hareketlerle Murat'ı kucakladı; tekerlekli sandalyeye yerleştirdi. Aman

Allah'ım!

Murat... İpek teyzenin oğlu ... Yürüyemiyordu! Mavi şortun altından uzanan çelimsiz bembeyaz bacaklar adım atamıyordu demek. .. Bir an, Korhan'la göz göze geldik. Sonra, bu duru mun suçlusu bizlermişiz gibi, başımızı önümüze eğdik . Bu kez Hüseyin Efendi öndeydi. O ve tekerlekli sandalyedeki Murat ... Ardında da neşeli görünmey e çalışan İpek teyze, Korhan ve ben. Yeni den oval masanın başındaki yerlerimizi aldık . Murat hiç konuşmuyordu. Biz de gördüklerimiz in şaş­ suspus olmuştuk. Bir tek İpek teyze konuşu­ yor; cıvıl cıvıl, havadan sudan, dinlemediğim için ne olduğunu anlamadığım bir şeyler anlatıyordu. Böyle bir durumda nasıl davranılırdı, bilemiyord um. İçimde fırtınalar koparken her şey olağ anmış gibi sakin sakin oturmak öyle zordu ki... Aynı suskunluk içinde, Ayşe teyze nin getirdiği meyve sularını içmeye başladık. kınlığıyla


Canan Tan İpek "Bu vişne suyunu Ayşe Hanım hazırladı." dedi . "İçin­ teyze, dikkatimizi başka yöne çekmek istercesine şeker ..." de hiçbir katkı maddesi yok. Yalnızca vişne ve uş gibi Korhan, elindeki bardağa ilk kez görüyorm baktı.

"Gerçekten de harika!" dedi. "Elinize sağlık." deArdından, Ayşe teyzeye dönerek, meyi de unutmadı. sağlamıştı. Bense, Anlaşılan, Korhan duruma uyum bu konuda onun kadar başarılı değildim. ek dışı Zaten konuşmak gelmiyordu içimden... Gerç

dum.

iyor ve saçma şeyler söyleyeceğime, susmayı yeğl hiç mi hiç ilgilendirVişne suyunun içindekiler de beni, miyordu. üzerinYüzüne bakmasam da tüm dikkatim Murat'ın

deydi. beri, ağzından tek sözcük Tamam, yürüyemiyordu. Peki, ya diline ne Yoksa Murat konuşamıyor muydu? Tanıştığımızdan

tı.

çıkmamışolmuştu?

Meyve sularımız bitmişti. İpek teyze Murat'a döndü. "Dinlenmek ister misin Murat?" diye sordu. esine, Murat, büyük bir sıkıntıdan kurtulmak isterc "Evet!" diye yanıtladı annesini. Böylece, konuşabildiğini görmüş olduk!

ına çı­ "Hüseyin Efendi!" dedi İpek teyze. "Murat'ı odas karabilirsin."



Canan Tan 'ın Hüseyin Efendi'yle tekerlekli sandalyedeki Murat kapı­ havuz başından ayrılıp beyaz evin camlı kocaman ik. sından içeri girmelerini hüzünle izled KorBiraz önce vişne suyu üzerine nutuklar atan han'da da bende de konuşacak hal kalmamıştı. Suskunluğu yine İpek teyze bozdu. t ... Benim "İşte çocuklar, beyaz evin gizemi bu! Mura

biricik

oğlum!"

Utanç içinde yere diktik gözlerimizi. ! "Yoo ..." dedi İpek teyze. "Sakın kendinizi suçlamayın nır­ Ben de sizin yerinizde olsaydım, sizler gibi davra dım."

Sustu. Son derece üzgün görünüyordu. uk Ne yapacağımızı, ne söyleyeceğimizi bilemiyord ki... Korhan'la. Oysa sorulacak o kadar çok soru vardı Tüm gücümü toplayıp, "Murat ne zamandır böyle İpek teyze?" diye soruverdim.

güldü İpek teyze. t da siz"Aşağı yukarı iki yıl." dedi. "İki yıl önce, Mura a, o kaler gibi cıvıl cıvıl, hatta afacan bir çocuktu. Sonr Acı acı

za ..." Gözlerini uzaklara dikti, anlatmaya başladı: "O sabah bisikletiyle dolaşmaya çıkmıştı. Kulağında, en vardı. Yolda babasının sınıf geçme armağını volkm yı fark zikzaklar çizerek ilerlerken arkadan gelen araba Murat volkmenin edememiş. Araba korna çalmış, ama sesinden duyamamış ..."


Beyaz Evin Gizemi İpek teyzenin,

bana yolda volkmen dinlediğim için neden o kadar kızdığını şimdi anlıyordum. Beni öyle görünce, kendi oğlunu ve kazayı anımsamıştı demek. .. Sessiz sessiz ağlayan İpek teyzeye dönüp, "Peki, hiç yürüyemeyecek mi Murat?" diye sordum. "Yoo, küçük de olsa bir ümit var." dedi İpek teyze gözlerini silerken. "Kazadan hemen sonra, büyük bir ameliyat geçirdi Murat. Şimdi, bir ameliyat daha olması gerekiyor." Birden

hıçkırıklara boğuluverdi.

"Ama, Murat'ı buna razı edemiyoruz ki! Bu yaşadıkla­ rından sonra, hastaneye gitmek bile onda fobi haline geldi. Ne zaman ameliyat lafı açılsa krize giriyor ..." Bir süre, İpek teyzenin sakinleşmesini bekledik. Konuşmaya başladığında, eski haline dönmüş gibiydi. "Biliyor musunuz, Murat bu konuda psikolojik tedav i görüyor. Anlayacağınız, oğlumun bu yaşta psiki yatristi var." Belli belirsiz gülerek ekledi: "Hani şu koyu renk küçük araba var ya, sık sık gelip gidiyor ... İşte onun sahibi, Doktor Nedim Bey." "Ya diğerleri?" diye atıldı Korhan. Yine ileri

gitmişti! Hatasını anlayıp

hemen sustu. "Ha, şu geçen günkü araba selini soruyorsunuz." diye hoşgörüyle gülümsedi İpek teyze. "Onl ar, Murat'ın ilk ameliyatında bulunan doktorlar ..."


Canan Tan

Derin bir soluk alıp devam etti: . Ha, bu arada Oğuz "Oğuz gelince, hepsini davet ettik orları çabenim eşim. Üç haftadır iş gezisindeydi. Dokt yordum." ğırmak için onun dönüşünü bekli "Garajı­ Evin yan tarafındaki kapalı garajı göstererek, z yokken Nedim Bey'in mız iki araba alıyor." dedi. "Oğu n gün Oğuz'un arabası arabasını içeri alabiliyoruz. Geçe tüm arabada buradaydı, yani garaj doluydu. Onun için lar kapının önüne dizilmişti." nasıl da biliyorİpek teyze, merak ettiğimiz bir şeyi eli hiçdu ... Hepsini bir bir yanıtlayarak aklımızda şüph bir nokta kalmaması için çaba harcıyor gibiydi. tüm soBiz de bunca zamandır içimize hapsettiğimiz başladık. ruları pıtır pıtır ortaya dökmeye çekine "Peki, ya bu duvarlar, bu parmaklıklar?" diye çekine sordu Korhan. si kaza"Önceleri hiçbiri yoktu." dedi İpek teyze. "Hep dan sonra

yapıldı."

Korhan'la bana biraz daha yaklaştı. klar ..." dedi. "BisikleSıcacık bir sesle, "Düşünün çocu bir çocuk. .. te binmeyi, top oyamayı, çok ama çok seven akranlarını da görArtık bunları yapamıyor! Yapabilen mek istemiyor haliyle ..." Başını

öne

eğdi.

yan, bi"Bu duvarlar, bu parmaklıklar; onun, top oyna siklete binen çocukları görmemesi için yapıldı."


Beyaz Evin Gizemi Bir süre konuşmadan, uzaklara baktı İpek teyze . "Hata etmişiz." diye yeniden başladı konuşmay a. "Doktor Nedim Bey, Murat'ın dış dünyaya açılması nı istiyor artık. Böylelikle ameliyat düşünces ine alışabilecekmiş." "Ya diğer doktorlar?" diye sordum. "Onlar, psikolojik durumu uygun olduğu anda , ameliyatı yapmaya hazırlar. Sonuçtan da son derece umutlular. Bel kemiği omurlarından birinde çatlak varm ış. Çatlak, sinirlerin üzerine baskı yaptığı için yürü yemiyor Murat. O omur onarılınca baskı da ortadan kalka cak ..." "Peki ya okul?" diye sordu Korhan. "İlk yıl okula gidemedi. Bu kış, Hüseyin Efendi tekerlekli sandalyeyle götürüp getirdi. Okulu, eve çok yakın zaten." Haftalardır

merak

ettiğimiz

her şeyin bir açıklaması Ancak, aklıma takılan son soruyu da sormasam , içim rahat etmeyecekti. vardı.

"İpek nıyor?"

teyze, neden geceleri beyaz evin tüm ışıkları ya-

"Kazadan sonra, karanlıktan ürker oldu Mura t." diyerek içini çekti İpek teyze. "Hava kararmaya başlayınca, Ayşe Hanım evdeki tüm ışıkları yakar. Murat uykuya dalıncaya kadar da hepsi açık kalır . Birden gülmeye başladı İpek teyze. lık

"Sorgulama bitti mi? Aklınızda aydınlanmayan, karanbir nokta kaldı mı?"


Canan Tan Hayır, kalmamıştı.

bizim Ama çözüm, çözümsüzlükten daha üzücüydü da Murat için. Keşke tüm sorularımız yanıtsız kalsaydı böyle olmasaydı. .. de üz"Kusura bakmayın." dedi İpek teyze. "Sizi düm ..." mü Kendi çektiklerinin yanında, bizimkinin sözü olurdu? ı yüzümüze dikti Yardım bekleyen çaresiz bakışların İpek teyze. şacık "Sizden bir ricam olacak çocuklar." dedi yumu yardım­ bir sesle. "Murat'ın psikolojik tedavisinde, bana cı olur musunuz?" başı­ Korhan da ben de hiç düşünmeden, heyecanla mızı salladık.

diyebilirdik ki? Elimizden ne gelirse, seve seve yapmaya hazırdık. beraber "Her gün bu saatlerde, buraya gelip Murat'la . "Biliyovakit geçirmenizi istiyorum." dedi ipek teyze rum, pek zevkli bir durum değil, ama ..." "Bunu, isteyerek ve "Hayır!" diye şiddetle karşı çıktım. Nasıl "hayır"

severek

yapacağımızdan

hiç

kuşkunuz olmasın."

rek baKorhan da, "Keşke bir faydamız olabilse ..." diye na destek verdi. erinde umut "Umarım olacak." dedi İpek teyze, gözl ışıltılarıyla.


Beyaz Evin Gizemi İçimde anlam veremediğim buruk bir mutluluk duyu-

yordum. Beyaz evdeki bu ilk konukluğumuz, "son" olmayacaktı ya ... Ondan mıydı bu garip sevincim acaba? İpek teyze, aşağıdaki demir kapıya kadar geçirdi bizi.

Hüzünlü

bakışlarla

uzun uzun el

salladı arkamızdan.

Evet, sonunda beyaz evin gizemini çözmüştük! Ama, geride çözülmesi gereken öyle çok sorun ki...

vardı


BEYAZ

EvGüNLERi

Korhan'la beyaz ev günlerimiz başladı. Her sabah, İpek teyzenin söylediği saatte beyaz eve gidiyoruz. Döndüğümüzde, sitedekiler merakla karşılıyor­ lar bizi. Olanı biteni anlatıp onlarla beraber çeşitli yorumlar yapıyoruz. Zaten, şu ana kadar kayda değer bir gelişme de olArtık,

madı...

Dün, beyaz evdeki üçüncü günümüzdü. Murat'la olan ne yazık ilişkimizde, bir arpa boyu kadar yol alamadık ki ... İlk günkü kadar suskun ve ilgisiz Murat. Bizim konuş­ şka bir malarımızı duymuyor gibi. Kendi yarattığı bamba dünyada yaşıyor ... Bu sabah, bir farklılık yaratmak istedim. Son okuduTuğum, Jules Verne Oül Vern)'in "Seksen Günde Dünya ru" adlı kitabını yanımda götürdüm. Yine hamaktaydı Murat. Başını çevirip yüzüme bakmadı bile ...


Beyaz Evin Gizemi Doğruca yanına

gidip kitabı uzattım. "Biliyor musun, benim de bir hamağım var. Ben de orada uzanıp kitap okumayı çok seviyorum. Bu, son okuduğum kitap. Okumak ister misin?" Soluğumu

meye

tutup,

göstereceği

tepkiyi merakla bekle-

başladım.

Murat, hafifçe başını kaldırdı. Kitabı elimden aldı, şöyle bir baktı. Yüzünde belli belirsiz bir gülüm seme do-

landı.

Yaşasın,

ilk kez bir ilgi ışıltısı yakalamıştım Murat'ta!.. Bu kadarla da kalmadı. Başını koyduğu yastığın altın­ dan bir kitap çıkardı, bana uzattı. Mark Twain (Mark Tıveyn)'in "Toru Sawyer (Tom Sovyır)"ı... Daha önce okumuştum, ama geri çevirmedim. Sevinçle aldım kitabı. "Teşekkür okuyacağım."

ederim Murat!" diye

haykırdım.

"Seve seve

Bizi izleyen İpek teyze, "Desenize, kitap alışverişi baş­ diye neşeyle gülümsedi.

lıyor."

Ayşe

da üzeri

teyze, bizim için limonata hazırlamıştı. marmelatlı, nefis kurabiyeler ...

Yanında


Canan Tan

Hemen, masa

başındaki yerlerimizi

aldık.

teyze, bardaklarımıza limonata doldururken, "Çocuklar ..." dedi. "Buraya geldiğiniz için havuza giremiyorsunuz. Bu da beni üzüyor ..." "Hiç önemi yok!" diye karşı çıktım. "Biz ne zaman olİpek

sa havuza girebiliriz." "Ben size başka bir çözüm önereceğim." dedi İpek teyze. "Yarın sabah gelirken mayolarınızı giyin. Bir de beyaz evin havuzunda yüzün bakalım ..." Korhan'la birbirimize baktık. Sonra, aynı anda Murat'a döndük. O yine, konuşmaları duymamış gibi ilgisiz, limonatasını

yudumluyordu.

Murat bu haldeyken onun gözü önünde havuza girip yüzmek, yakışık alır mıydı? İpek teyze, aklımızdan geçenleri kovmak istercesine, tatlı tatlı güldü. "Haydi, düşünmeyin artık! Yarın mayonuzla geliyorsunuz. Tamam

mı?"


BEYAZ EviNHAvuzu Sabah kahvaltıdan sonra, annemin yeni aldığı mavi mayomu giydim. Havlumu, plaj terliklerimi alıp evden çıktım. şort

Korhan, sitenin dışında beni bekliyordu. O da mayosunu giymiş, havlusunu almıştı. "Nasıl olacak bu iş?" dedi. "Top oynayan, bisiklete binen çocukları görmesin diye duvar örüyorlar ... Sonra da gözünün önünde yüzelim diye, bizi havuza çağırıyorlar." "Belki Murat odasına çıkınca gireriz havuza." diye tahminimi söyledim. "Hani sıkılıp odasına çıkıyor ya ..."

"Doğru."

dedi Korhan. "Herhalde İpek teyze de öyle düşünüyordur ..." Konuşa konuşa

beyaz evin her günkü gibi, Hüseyin Efendi Yamacı tırmanırken

içimde. Keşke nüyordum.

kapısına varmıştık.

Bizi

karşıladı.

garip bir suçluluk duyuyordum mayomu giymemiş olsaydım, diye düşü­


Canan Tan Korhan'la beraber, süklüm püklüm havuza doğru yürüyorduk ki... O da nesi? İpek teyze de mayosunu giymiş, bizi beklemiyor mu? otuYanında da tekerlekli sandalyesinde, heykel gibi ran Murat. Her zamanki gibi yüzümüze bile bakınıyor ... Biraz sohbet ettikten sonra, "Haydi!" dedi İpek teyze. "Doğru havuza ..." Bizim kararsız halimiz, onu eğlendirınişe benziyordu. Havuzun merdivenlerine doğru yürüdü. "Cup" diye suya atlayıverdi. "Ne duruyorsunuz, gelsenize!" diye seslendi bize de. Gözlerimiz Murat'ta, istemeye istemeye, Korhan'la beraber havuza girdik. İşte o anda, hiç beklemediğimiz bir şey oldu! "Haydi Hüseyin Efendi." dedi İpek teyze. "Sıra Murat'ta ..." Hüseyin Efendi pantolonunu, gömleğini çıkardı. Ala aldırma­ tında mayosu vardı. Bizim şaşkın bakışlarımız n içihavuzu dan, Murat'ı koltuk altlarından tuttuğu gibi ne daldırıverdi. Korhan'la ben, soluklarımızı tutmuş, olanları izliyorduk. İpek teyze, suyun içine usulca süzülen Murat'ı belinden kavradı; sonra öylece bırakıverdi. Ve ... Murat, kollarıyla kulaç atarak hızla yüzmeye baş­ tsizdi; ladı. Ayaklarını çırpaınıyordu, bacakları hareke ama kolları yetiyordu ona ...


Beyaz Evin Gizemi Öylesine şaşırmıştım ki neredeyse suyun dibini boylayacaktım!

İpek teyze, Murat'ın yanı sıra yüzerken bir yandan da bize laf yetiştiriyordu.

"Biliyor musunuz çocuklar, Murat çok iyi bir yüzücüdür. Sakın ha, onunla yarışmaya kalkmayın! Yarı yolda kalıverirsiniz ..." Gerçekten de çok iyi yüzüyordu Murat! Bize meydan okurcasına, havuzu boydan boya bir kez kulaçladı. Geri döndü, havuzun başındaki merdivenlere kadar hiç durmadan, hırsla yüzdü ... Merdivenlere dayanıp biraz dinlendi. Soluk soluğa kalmıştı. Tüm yük kollarına binince, yorulmuştu haliyle ... Havuzun kenarında pür dikkat Murat'ı izleyen Hüseyin Efendi, yarı beline kadar suya girdi. Murat'ı girişte olduğu gibi kol altlarından tutup havuzdan çıkarıverdi; yere serili hasırın üzerine oturttu. Biz de İpek teyzeyle beraber havuzdan çıktık İpek teyze havluyla Murat'ı kurularken, "Amma yaman bir yüzücüymüşsün Murat!" dedi Korhan. Murat'ı ilk kez böyle görüyorduk. Yaptığı işten gururluydu. Pek belli etmese de neşelendiğini bile söyleyebilirdik. İpek

teyze, hasırın üzerine, Murat'ın yanına oturdu. Bize dönüp, "Siz hiç yüzen bebek gördünüz mü?" diye sordu. "Biliyor musunuz, bebekler yürümeyi öğren­ meden önce, yüzmeyi öğrenebilirler. Çok daha iyi yüzerler ..."


Canan Tan

bir yandan da okşarcasına Murat'ın saçlarını kuruluyordu. "Benim oğlum da çok güzel yüzüyor. Sonra da yürüyeBir yandan

konuşuyor,

cek. .." İşte bu sözler, henüz iyiye gitmeye başlayan ilişkileri­

mizi

kopardı, attı!

Murat'ın

Başını kaldırıp

tür." diye

nedense ... Hüseyin Efendi'ye, "Beni odama gö-

yüzü altüst

oluvermişti

fısıldadı.

Hüseyin Efendi, Murat'ı kaptığı gibi tekerlekli sandalyeye oturttu. Bizim şaşkın bakışlarımız arasında, evin camlı kapısının ardında kayboldular.


Beyaz Evin Gizemi Ne

olmuştu?

Hiçbir şey anlayamamıştık. Sesimizi çıkarmadan, İpek teyzenin bir açıklama yapmasını bekliyorduk. Gülerek başını salladı İpek teyze. "Gördünüz mü? Yürüyecek, deyince ne hale geldi... Çünkü, yürümesi için ameliyat olması gerektiğini biliyor. Ve biz, değil 'ameliyat', onu çağrıştırıyor diye, 'yürümek' sözcüğünü bile ağzımıza alamıyoruz." Gerçekten, çok zordu İpek teyzenin işi... Yalnız

Bizim

onun mu? işimiz,

onunkinden

kolay

mıydı

sanki?


TOPLU ZiYARET Beyaz ev günlerimiz, daha neşeli geçiyordu artık... Havuz, Murat'la bizi birbirimize yakınlaştırmış gibiydi. Çünkü, suyun içindeyken bizden bir farkı kalmıyor­ du Murat'ın ... Birkaç kısa tümce dışında konuşmasa da bizimle birlikte yüzmekten zevk aldığı belliydi. Zaman zaman, adı konmamış yarışlar yapıyorduk aramızda. Hep Murat kazanıyordu. Hayır, torpil falan yoktu! Murat, gerçekten de şaşıla­ cak kadar iyi yüzüyordu. İpek teyzeyle konuşmalarımız da hep yüzme üzerineydi artık. "Yürümek" sözcüğünü yasaklamış gibiydik. Dün, çok güzel bir gelişme oldu! İpek teyze, sitedeki diğer arkadaşlarımızı da havuza davet etti. Korhan, "Bizim havuzda en iyi yüzen "Kimse onu geçemez!" İpek teyze, bu fırsatı kaçırır mı hiç?

Burak'tır."

dedi.


Beyaz Evin Gizemi "Gelsin de görelim Biraz

düşünüp

bakalım."

diye

yeşil ışık yakıverdi.

ekledi:

"Yalnız

Burak değil, diğer arkadaşlarınızı da alın, getirin. Yarın, hep beraber bizim havuzda yüzelim ..." Bu

çağrı,

Dostlar Sitesi'ni yerinden

oynattı!

Günlerdir yolumuzu merakla bekleyen, bizim anlatavunan arkadaşlarımız, büyük bir hevesle beyaz eve konuk olmaya hazırlandılar. Heyecanları görülmeye değerdi... tıklarımızla

Bu sabah da hep beraber beyaz evin yolunu tuttuk. Öylesine kalabalıktı ki Hüseyin Efendi, demir kapıyı ardına kadar açmak zorunda kaldı. Köpek

havlamaları

tıklarımızı

bizimkileri hiç korkutmadı. Anlatezberlemişlerdi, köpeklerin bağlı olduğunu

biliyorlardı. Neşe

içinde

yamacı tırmandık,

havuzun

başına koş-

tuk. İşte, İpek

teyze ve Murat bizi bekliyorlardı.

Tanıştırma işini

Korhan yüklendi.

"Burak, Burcu, Zeynep, Nilay, Levent, Sinem ... Bu da Murat!" Murat, önceki günlere göre daha neşeliydi. Korhan'ın saydığı adları, ezberlemek istercesine dikkatle dinliyordu. Ayşe

teyze, hepimize meyve suyu getirdi. kendi elleriyle yaptığı un kurabiyeleri vardı.

Yanında

da


Canan Tan Masanın başına

geçtik; güle söyleye, yiyip içmeye

baş­

ladık.

Murat, konuşmadan bizi izliyor, zaman zaman da hafifçe gülümsüyordu. Onun bu ilgili hali, İpek teyzeye neşe ve coşku olarak yansıyordu. Biraz sonra, "Haydi çocuklar!" diye bağırdı İpek teyze. "Hep beraber havuza!" O da biliyordu ki biricik oğlunun en mutlu olduğu yer orasıydı. .. Murat'ın gözü, geldiğimizden beri Burak'ın üzerindeydi. Bizim sitenin en iyi yüzücüsü oydu ya ... Suyun içinde yüzüp oyunlar oynarken

Murat, Bu-

rak'ın yanına yaklaştı.

Bir

baş

hareketiyle, "Haydi." dedi.

Hemen açıldık; havuzun kenarına tutunup onları izlemeye başladık. "Yüzme" deyince, bizim Burak'ta hiç acıma yoktur! Kimsenin gözünün yaşına bakmaz ... Murat'la da kıyasıya bir yarışa girdi. İkisi birden tüm gücüyle kulaç atıyordu. Hızla yarılan suların arasında, hangisine bakacağımızı şaşırmıştık. Hayret, havuzu bir baştan bir başa, birbirine paralel doğrultuda, aynı hızla kat ettiler! Dönüşte de değişen bir şey olmadı.

Burak'la Murat İkisini

yenişememişti.

de çılgınca alkışladık.



Canan Tan Havuzdan çıkıp hasırların üzerine oturduğumuzda, Burcu, ağabeyinin yanına yaklaştı. "Murat senden daha başarılı işte!" diye Burak'a nispet O, yürüyemediği halde, yaptı. "Sen yürüyebiliyorsun. senden iyi yüzüyor ..." Allah'ım! Yaşça

Aman

gizli

mızdaki

en

yasağı delmiş,

olan Burcu, araen söylenmeyecek şeyi söy-

küçüğümüz

leyivermişti...

Ne

olacaktı şimdi?

Korka korka Murat'a zü allak bullaktı!

baktım.

Tahmin

ettiğim

gibi, yü-

Hüseyin Efendi'ye dönüp, "Beni hemen yukarı çıkar!" dedi öfkeyle. "Ama Murat!" diye karşı çıktı İpek teyze. "Konukları­ mız senin için geldiler ..." Murat

bunları

duyacak halde

değildi.

Hepimize

kızgın

kızgın bakıyordu.

Hüseyin Efendi ise ne yapacağını şa­ şırmış, öylece bekliyordu. Birden, "Hayır İpek teyze!" diyen Levent'in sesini duyTam

arkasındaki

dum. Tüm gözler Levent' e çevrilmişti. O ise kararlılıkla başını sallayarak konuşmasını sürdürdü: "Murat hiç rahatsız olmasın! Biz gideriz ..." gelinen bir yerden böyle ayrılmak, değildi. Ama, başka çaremiz yoktu galiba ...

Neşeyle, coşkuyla

hiç de

hoş


Beyaz Evin Gizemi Korhan'la benim dışımda tüm arkadaşlarımız, havlularını toplayıp gitmeye hazırlanıyordu. "Size teşekkür ederiz İpek teyze." diye elini uzattı Levent. Onu

diğerleri

izledi.

İpek teyzenin yüzüne baktım. Olanlara engel olacak bir hareket ya da bir söz bekledim ondan ... Hayır! Her şey olağanmış gibi, sakin bir şekilde konuklarını uğurluyordu İpek teyze. Hatta, böyle olmasını isteyen bir hali vardı sanki...

Birden geri döndüm! Murat'ın karşısına

geçtim.

"Baksana bana sen!" diye bağırdım. "Sen, bencil ve tekisin! Bu durumda olan yüzlerce çocuk var ... Onların şartları, seninki gibi de değil üstelik. Çoğunun tedavi olacak parası bile yok. Oradan buradan toplanan yardımlarla ameliyat parası bulmaya çalışıyorlar. Ya sen? Böyle cennet gibi bir yerde, seni seven insanların arasın­ da şımardıkça şımarıyorsun. Neymiş, beyimiz ameliyat olmaktan korkuyormuş ... Ayıp sana ayıp! İster yürü, ister yürüme; bu senin seçimin. Ama, senin yerinde olmaya can atan, yürüyemeyen ve umutsuz durumda nice çocuk olduğunu da unutma!.." Arkamı dönüp arkadaşlarımın yanına gitmeye hazırla­ nıyordum ki Murat'ın gözlerindeki iki damla yaşı fark ettim. korkağın

Birden içim burkuluverdi.


Canan Tan Hay Allah, ne

yapmıştım

Ne var ki geriye

dönüş

ben!

yoktu

artık ..

Çaresizlik içinde kıvranırken İpek teyzeye ilişti gözüm. Bu söylediklerimden sonra, nasıl kızmıştı kim bilir bana? .. Hayret, hiç de öyle görünmüyordu. Benim konuşma­ mı onaylarcasına, başını sallayarak Murat'a bakıyordu. Daha fazla duramayacaktım orada ... İpek teyzeyle çarçabuk vedalaşıp yamaçtan aşağı hız­ la inen arkadaşlarımın arasına katıldım. Büyük umutlarla başlayan toplu ziyaretimiz, başarısız­ lıkla sonuçlanmıştı!..


BEKLENMEDİK KONUKLAR Ertesi sabah, havuz

başında toplandık

ve bir durum

değerlendirmesi yaptık.

Her kafadan bir ses Burak, Burcu'ya "Sana mı mek?" diye.

çıkıyordu.

çıkışıyordu.

kalmıştı, Murat'ı

daha iyi yüzücü ilan et-

Zeynep ise Levent'e, "Neden hemen gidelim dedin?" diyordu. Sinem de bana dönüp, "Ya senin yaptığın? Çocukcağı­ zı bir dövmediğin kaldı!" demez mi? Zaten ben, dünden beri kendimi suçlayıp duruyordum. Gece, doğru dürüst uyuyamamıştım bile. Kaç kez, sıçrayarak uyanmıştım uykumdan... Her seferinde de gözlerinde yaşlarla Murat'ı görüyordum karşımda ... Bir tek Korhan destekledi beni. "Aferin Bıcırık!" dedi. "Söylediklerinin hepsi doğruy­ du ve söylenmeliydi. Oğlan şımarığın teki! Ona böyle bir ders vermek gerekiyordu ..."


Canan Tan "Ama o

ağlıyordu."

dedim

pişmanlıkla.

"O kadar bağırıp çağırırsan, tabi ağlar!" diye üstüme geldi ablam. "Çocuk hasta, yürüyemiyor ... Siz de karşısı­ na geçmiş onu üzmek için elinizden geleni yapıyorsu­ nuz ..." Konuşmalarımız, sonuca ulaşacak gibi değildi. Kesin olan bir tek şey vardı: İpler kopmuştu! Bizim için beyaz ev sayfası, bir daha açılmamak üzere kapanmıştı.

Bu durumun tek sorumlusu da bendim! Kendimi çok kötü hissediyordum ... "Boş ver Bıcırık!" diye omzuma vurdu Korhan. "Haydi havuza girelim. Beyaz evinki kadar lüks olmasa da ... İda­ re ediver artık!" Hiç şaka kaldıracak halde değildim. "Siz girin." dedim. "Benim canım istemiyor." Tam o sırada, sitenin önünde bir kaynaşma oldu. Önce, Nuri amcanın sesini duydum. "Buyrun buyrun, hoş geldiniz!" diyordu birilerine. Yakınları,

ziyarete geliyor

olmalıydı

Nuri

amcaları ...

ki ne göreyim? Önde tekerlekli sandalyesiyle Murat, hemen yanında İpek teyze, arkada da Hüseyin amca, bize doğru gülerek gelmiyorlar mı? Yerimden fırladığım gibi yanlarına koştum, Murat'a sımsıkı sarıldım. İkimizin de gözlerinden sicim gibi yaş­ lar iniyordu. Kayıtsızca

dönüp

baktım


Beyaz Evin Gizemi

Bir süre öylece Herkes

kaldık.

başımıza toplanmıştı.

İpek

teyze gülerek bir adım öne çıktı. "Bugün de biz sizi ziyarete geldik." dedi. "Bu beklenmedik konukları kabul ediyor musunuz?" Nasıl

etmezdik?

Daha da ötesi, İpek

kocaman

onları

en iyi şekilde

teyze geriye döndü, Hüseyin

ağırlamalıydık!

amcanın

elindeki

torbayı aldı.

"Bunlar,

Murat'ın

size

barış armağanı."

diyerek Mu-

rat'ın kucağına bıraktı.

Murat, hepimizin adını tek tek söyleyerek torbadaki çikolataları ve gofretleri dağıtmaya başladı.


Canan Tan "Büyük yüzücü Burak'a, yaramaz Burcu'ya, Levent'e, Nilay'a, Sinem'e ..." Bu işi öylesine zevkle yapıyordu ki... Dünkü Murat gitmiş de yerine bir başkası gelmişti sanki! Herkes çok mutluydu. En çok da ben! Bu arada Nuri amca, elinde kocaman bir tepsi, renk renk meyve sularıyla yanımıza geldi. teyzenin elleriyle hazırladığı o nefis meyve sulimonataların yerini tutmaz ama ..." dedim.

"Ayşe larının,

Güldü İpek teyze. Usulca yanıma sokuldu. "Dün için sana çok teşekkür ederim Eray." dedi alçak sesle. "Suyun içine düşmüş, kaybolmuş, çok değerli bir anahtarı bulup çıkardın ..." Hayretle yüzüne

baktım.

Oysa ben, dün söylediklerim için İpek teyzeden özür dilemeyi düşünüyordum. Sihirli bir el değmiş gibi, biraz önceki moral bozukluğum, yerini sevince, coşkuya bırakmıştı. Ne güzel, her

şey yeniden

yoluna giriyordu!

"Çocuklar!" diye seslendi İpek teyze. "Murat'ın size söyleyeceği çok önemli bir şey var!" Ah Murat ah! Gülünce, oluyordu ... Onu hiç böyle

konuşunca

şirin

görmemiştim.

"Bu cumartesi, benim dogünüm. Bugünü beraber kutlamaya ne dersiniz?

"Arkadaşlar ..." dedi neşeyle. ğum

ne kadar da


Beyaz Evin Gizemi Hepinizi, cumartesi rum ..."

öğleden

sonra beyaz eve bekliyo-

Evet, kutlamalıydık! Eski suskun, somurtkan, aksi Murat gitmiş; yerine cı­ vıl cıvıl, güler yüzlü, neşe dolu, yepyeni bir Murat gelmişti.

Murat'ın malıydık. ..

yeniden

doğuş

gününü, en iyi şekilde kutla-


FARKLI BiR ARMAGAN gündür, sitemizde tatlı bir koşuşturma var. Hepimiz Murat'a en güzel armaganı seçme çabasında­ yız. Her yerde bu konuşuluyor, bu tartışılıyor. Ablam, "Okumayı çok seviyor Murat." dedi. "En iyisi İki

kitap ..." de biz zaten Murat'la sıkı bir kitap alışverişi içindeyiz. Bu kez, farklı bir armagan götürmeliyim ona ... Sinem, gögsüne çıpa motifi işlenmiş bir tişört aldır­ mış annesine. Hepimize gösterdi, çok begendik. Zeynep, şık bir yüzücü mayosu armagan etmek istiyordu Murat'a. Babası şehre indiginde alıp getirecekmiş. Levent, Burak ve Burcu, paralarını birleştirip suya daİyi

yanıklı

bir saat

almışlar.

Bense bir türlü karar veremiyorum! Korhan birkaç kez sordu. Hatta, benim suskunlugumu yanlış yorumlayıp bozulur gibi oldu. "Ben de söylemeyecegim sana ne alacagımı!" dedi.


Beyaz Evin Gizemi Oysa, benim henüz ... Sonunda, Yok yok,

armağanım

aklıma

gerçekten de belli

en olmayacak

saçmalıyorduın

şey

değildi

geldi!

yine ...

Ama düşündükçe bunun çok iyi olabileceğine karar verdim. İçimdeki son kuşku kırıntılarını yok etmek için de babamla konuştum. Babam, dikkatle dinledi beni. Bir süre "Neden olmasın?" dedi. Tamam,

armağanımın adını

Babama rica ettim, İçim

koydum

düşündü.

işte!

yarın şehirden alıp

getirecek. ..

içime sığmıyor!

Herkes yüzmekle ilgili bir Bakalım,

benim farklı yaratacak mı Murat'ta?

şey alırken ...

armağanım, umduğum

etkiyi


DoGuMGüNO •

lşrE BöYLE KurLANIR!

Sonunda beklenen gün geldi! Sitedeki tüm çocuklar, bayram sevinciyle hazırlandık. Ellerimizde armağan paketlerimiz, en güzel giysilerimizle sitenin önünde buluştuk. Korhan'ın elinde, yaldızlı kağıda sarılı kocaman bir kutu vardı. İçinde ne olduğunu kimselere söylemiyordu. Ben de armağınımı gizli tutuyordum. Elimdeki büyücek paketin içinde ne vardı acaba? Soranlara, "Sürpriz!" diye

yanıt

vererek

geçiştirmeye

çalışıyordum.

Levent, bizim bu halimize kızmış gibiydi. "Beyaz evin gizemi çözüldü; sıra Korhan'la mağanlarının gizemine geldi..." "Onun çözümünü de Murat'a rek omuz silkti Zeynep.

Eray'ın

bırakalım artık"

ar-

diye-


Beyaz Evin Gizemi Neşe

içinde, beyaz eve doğru koştuk: İpek teyzeyle Murat, kapıda karşıladılar bizi. Hep beraber yamaca tırmanmaya başladık. Havuz başına geldiğimizde, gözlerimize inanamadık! Oval masa, iki yanından açılmış, daha uzun bir hale getirilmişti. Üzerinde, bembeyaz bir masa örtüsü seriliydi. Çeşit çeşit kurabiyeler, çörekler, pastalar masadaki yerlerini almıştı. Asıl

ilginç

olanı,

havuz başının süslenişiydi: Elektrik renk renk balonlar, yaldızlı kağıtlardan yapılmış, birbirinden şirin süsler sarkıyordu. Ya havuzun kenarında duran kocaman palyaçoya ne demeliydi? Öylesine canlı görünüyordu ki... Bizi karşıla­ mak için sıraya girmişti sanki. İpek teyze, elimizdeki armağan paketlerini alıp kocaman bir sepetin içine yerleştiriyordu. lambalarından


Canan Tan kestikten sonra açacağız hepsini." dedi. Paketlerin karışması gibi bir sorun yoktu nasılsa ... Hera, pimiz, babamın şehirden getirdiği cicili bicili kartla Murat için bir şeyler yazmıştık. Altlarında da adlarımız "Pastayı

ve

imzalarımız vardı.

Buraya son gelişimizden bu yana ne çok şey değişmiş­ bizti... Murat'la aramızda hiçbir pürüz kalmamıştı. O da den biriydi artık ... tablonun içinDüşümde görsem inanamayacağım bir aradeydik: Biz, Dostlar Sitesi'nin tüm çocukları, Murat'ı şakalaşıyor, eğ­ mıza alınış; neşeyle, coşkuyla konuşuyor,

leniyorduk ... Biraz sonra Ayşe teyze, Murat'ın doğum günü pastası­ ortasına yernı getirdi. İpek teyzeyle beraber, masanın leştirdiler.

Kocaman, gemi şeklinde, harika bir pastaydı bu ... Üzerinde, "Murat'a nice mutlu yıllar" yazılıydı. Tam ortar saçan bir maysında, geminin bacasının üstünde, ışıkla tap çubuğu vardı. "Murat, pastasının üzerine mum koymamızı istemeyadi." diye açıkladı İpek teyze. "Bu bir tek maytap, onun en doğuyormuş şını gösteriyor. Söylediğine göre, yenid da ..." Hepimiz alkışlayarak onun bu görüşüne katıldığımızı anlatmaya çalıştık. t'la bera"İyi ki doğdun Murat!" diye haykırarak, Mura ber, maytabın yanıp bitmesini bekledik.


Beyaz Evin Gizemi Sıra, pastanın

kesilmesine gelmişti. Murat, alkışlar arakocaman bir bıçakla pastaya ilk darbeyi vurdu. Gerisi, Ayşe teyzenin işiydi; dilimlediği pastaları tabaklara koyup dağıtmaya başladı. İpek teyze de bardaklarımıza limonata dolduruyordu. Her şey öylesine güzeldi ki ... sında,

ta

Çok geçmeden, tabaklarımızı silip süpürmüştük. Pasda yalnızca geminin bacası kalmıştı.

tabağında

"Artık armağanlarını

açabilirsin Murat." dedi İpek tey-

ze. Ayşe ğan

teyze, tepeleme armağan dolu, kocaman armasepetini getirdi, ortaya koydu.

İpek teyze de kartların üzerindeki

isimleri okuyarak paketleri sahiplerine uzatmaya başladı. Herkes armağa­ nını, kendi eliyle verecekti Murat'a. İlk

paket Sinem'indi. Hepimiz, içinde çıpa motifi işle­ meli bir tişört olduğunu biliyorduk. Bakalım, Murat da bizim kadar beğenecek miydi armağanını? Murat, önce Sinem'in kartını okudu. Sonra, renkli rafyaları çözüp paketi açıverdi. Sevinçle, "Ah Sinem, çok teşekkür ederim." diye bir çığlık attı. "Çocuklar, şu çıpanın güzelliğine bakın ..." Ardından,

Parlak renkli

ablam

armağan

paketini uzattı Murat'a ... üç tane kitap çıktı.

kağıtların arasından

Murat, hepsini birden göğsüne bastırarak, "İşte armaen güzeli! İlk işim bunları okumak olacak." dedi.

ğanların


Canan Tan Zeynep'in aldığı mayo da Murat'ı çok sevindirdi. "Havuza ilk girişimde bunu giyeceğim." diye söz verdi Zeynep'e. Levent, Burak ve Burcu'nun ortaklaşa aldıkları yüzücü saati, gerçekten de harikaydı! "Denizci değilim; ama, iyi bir havuzcu olarak, bu güzel armağınınız için çok teşekkür ediyorum." dedi Murat. Sıra

Korhan'la bana

gelmişti.

Bir an, kararsızlıkla birbirimize baktık. İkimiz de sona kalmayı istiyorduk. Şans

benden

yanaydı.

teyze, sepetten Korhan'ın paketini alıp Murat'a vermesi için ona uzatıverdi. Murat, İpek teyzenin de yardımıyla paketi açtı. Önce ne olduğunu anlayamadık. Şekilsiz parlak renkli bir şeydi. Lastikten yapılmıştı galiba ... İpek teyze, naylon torbasından çıkarırken, "Murat'a oyuncak mı getirdin yoksa Korhan?" dedi. şişiril­ "Nasıl bir oyuncak olduğunu görmemiz için, mesi gerekiyor." diye güldü Korhan. Hüseyin amca koştu, bir bisiklet pompası getirdi. Bizim meraklı bakışlarımız altında, rengarenk lastik yığını­ İpek

nı şişirmeye başladı.

Hüseyin amcanın pompaya her basışında, karşımızda­ ki tablo değişiyordu. Sonunda, fok balığı şeklinde, bir yaçıktı ortanı yeşil, bir yanı sarı, kocaman bir deniz yatağı ya ...


Beyaz Evin Gizemi Gerçekten, harika bir armağandı! Hepimiz bayılmıştık. Özellikle de Murat ... İpek teyze, bu şipşirin lastik foku tutt uğu gibi havuza

atıverdi.

"Hiç bu kadar güzel bir deniz yatağım olmamışt ı." dedi Murat. Gözleri havuzda süzülen fok balığında, tekra r tekrar teşükkür etti Korhan'a. Sepetin içinde, bir tek armağan paketi kalmı ştı: Benimki! Şu ana kadar aldığı armağanlar, Murat'ı çok mutlu etmişti. Bakalım, benim armağanı ma da böyle sevinecek miydi? Bundan pek emin değildim doğrusu ... Hatta, göstereceği tepkiden korkuyordum bile. "Ve işte Eray'ın armağanı!" diyen İpek teyzenin sesiyle biraz canlandım. Titreyen ellerle armağan paketini Murat'ın kuca

bırakıverdim.

ğına

Herkes merak içinde, Murat'ın paketi açmasını bekliyordu. Derin bir soluk aldım; başımı önüme eğip arkadaşlarımın bekleyişine ben de katıl dım. Murat, paketin içindeki torbanın ağzını arala dı, şöyle bir baktı ve gizemli armağanımı çıkarıverdi. Deriden yapılmış, gerçek bir futbol topuydu bu! Korka korka başımı kaldırdım, Murat'a baktım. Yüzü maske gibiydi. Ne düşündüğünü anlam ak ola-

naksızdı.


Canan Tan yine her şeyi berbat ettin Eray, diye geçirdim içimden. rini çeMurat, kucağında top, sandalyesinin tekerlekle virerek bana yaklaştı; tam karşımda durdu. Ve ... gülmeye başladı! Hem de kahkahalarla ... İşte

Şaşırmıştım.

Neler oluyordu? Bu kadarla kalsa iyi... Topu, var gücüyle havaya verdi Murat.

fırlatı-

"Eray!.." Fırladığım

gibi

yakaladım

topu.

"İstop!"

ordu. Orada bulunan herkes, çıt çıkarmadan bizi izliy Murat'la karşı karşıya uzun uzun bakıştık. i. Topu atıp "İstop!" demiştim. İki adım ötemdeyd yakabilirdim onu. Ama, yapamıyordum! miş gibiydi. lığım, onu kızdıraca~ına, eğlendir Kararsız

"Bu fır­ "At, korkma at!" diye bağırdı alay edercesine. e kuş gisat bir daha eline geçmez! Gelecek yıl, beni böyl bi avlayamayacaksın ..." uyla sürBir an durakladı, sonra daha büyük bir coşk dürdü sözlerini: ek yıl "Çünkü gelecek yıl yürüyeceğim ... Çünkü gelec ceğim ..." m, istediğim yere kadar kaçabile koşacağı

Top elimde, öylece kalakalmıştım. Ne demek oluyordu bu?



Canan Tan söyledikleri ... Gerçek olabilir miydi? "Murat!" diye sevinçle haykırdım. "Evet." dedi İpek teyze. "Bu da Murat'ın size armağa­

Murat'ın

nı. .."

verdim." dedi Murat neşeyle. "Ameliyat olayürüyüp koşabile­ cağım! Artık arkadaşınız da sizler gibi cek, top oynayabilecek. .." Bu, bizim için çok büyük bir müjdeydi! "Kararımı

alkış yağmuruna

Hep beraber,

tuttuk

Murat'ı.

"Durun, dahası var!" diye araya girdi İpek teyze. "Dün duhastaneye gittik. Ameliyat için gün almaya ... Murat'ın bet'la rumunda, kimsesiz bir çocuk vardı. Onu da Mura raber ameliyat ettireceğiz." Sesini biraz

alçalttı.

"Masraflarını

biz üstleniyoruz."

Murat bana döndü. "Hani şu senin söylediğin çocuklardan biri ..." Sevinçten ne diyeceğimi bilemiyordum. Yüreğim küt küt

atıyordu.

"En iyisini

düşünmüşsünüz."

dedim usulca.

"Çifte sünneti görmüştük de çifte ameliyatı ilk kez duyuyoruz." diye hepimizi güldürdü Korhan. O zamana kadar sesini pek az duyduğumuz Ayşe teyze, "İçine doğdu galiba çocuğun." diye atıldı. Sonra bize dönüp Anadolu şivesiyle tatlı tatlı anlatmaya koyuldu:


Beyaz Evin Gizemi "He vallah,

Murat'ınki

essahtan da çifte sünnetti! Yatağının yanında, bir sünnet arkadaşı vardı. Fakir bir ailenin bebesi ..." İpek teyze,

bu konuda casına omuz silkti. İçimde sıcacık

bir

konuşmak istemediğini anlatır­

şeylerin kımıldadığını duyumsadım.

Ne güzel bir davranıştı bu böyle ... İpek teyzeler, zenginliklerini başkalarıyla paylaşmayı çok iyi biliyorlardı. Üstelik bunun, abartılı bir şekilde ortaya konulmasından da hoşlanmıyorlardı. İpek

teyzeyi boşuna sevmemiştim ben!

"Hastanedeki çocuk biraz ürkekti." diye anlatmaya başladı Murat. "Onu yüreklendirdim! 'Ameliyat dediğin ne ki?' dedim. 'Biraz uyuyacaksın, uyandığında bakacaksın ki her şey olmuş bitmiş ... Yürüyüp koşabilecek hale gelmişsin ...' Neyse, zor da olsa, 'peki' dedirttim çocuğa ..." Kulaklarıma inanamıyordum! Bunları

söyleyen Murat dı bu onun için ...

mıydı?

Ne büyük bir

aşamay­

Artık

doktorlar eve gelmiyordu. O hastaneye gidiyor; üstelik ameliyattan korkan bir başka çocuğa cesaret verebiliyordu. "Çocuklar ..." dedi İpek teyze. "Hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Murat'a ve bana destek oldunuz. Murat yürüyebilecekse eğer, sizlere çok şey borçlu ..." Bakışlarını

bana çevirdi.


Canan Tan

"Ama Eray'a özel bir teşekkürüm var! Çünkü, düğümü çözen, Murat'a doğru yolu gösteren, onun o günkü konuşması oldu ..." Hepimiz, biraz mahcup, bir şeyler mırıldanmaya çalış­ Böyle durumlarda, insanın dili tutulutık, beceremedik. yor galiba ... beni konuşmaktan alıkoyu­ yordu. Oysa, içimden neler neler geçiyordu ... Toparlanmalı ve İpek teyzenin teşekkürüne yanıt verDuygularımın yoğunluğu,

meliydim. "Ben ne yaptım ki?" dedim. "Murat, kendi doğrularını kendisi buldu ..." Hepimiz, bu duygu yüklü havaya iyice kapılmıştık ki Burcu yine Burculuğunu yaptı... Murat'ın karşısına

geçti.

Bıcır bıcır konuşmaya başladı.

"Sen bizim gibi yürüyüp koşabileceksin, ama hiçbirimiz senin kadar iyi yüzemeyeceğiz!" Onun bu

şirin sızlanışı,

hepimizi kahkahaya

boğdu.

Murat, "Gelecek yıl, benimle yüzme yarışına var mı­ sın?" diye sordu Burcu'ya. "O zamana kadar, senin de kolların, bacakların biraz daha uzamış, güçlenmiş olur ..." Sonra bize döndü. "Bundan sonraki ye bağırdı. "Tamam

doğum

günümde de beraberiz!" di-

mı?"

"Tamam!" diye hep bir

ağızdan yanıt

Bu son sözler, biraz buruktu.

verdik.

Vedalaşıyor

gibiydik. ..



Canan Tan Artık

gitme

zamanımız gelmişti.

Ne güzel bir gün geçirmiştik. .. Belki de yaz tatilimizin en keyifli saatleriydi bunlar. Beyaz evden ayrılırken hepimiz aynı görüşü paylaşı­ yorduk: Bir doğum günü, ancak bu kadar güzel kutlanabilirdi...


GELECEK

y AZ ...

Bugün beyaz ev Biraz önce,

boşaldı.

Muratları şehre uğurladık.

Pazartesi günü hastaneye mak için ... Okullar açılıncaya kadar doktorlar. Ne güzel!.. Sabah erkenden, sitenin

yatıyor

Murat. Ameliyat ol-

toparlanabileceğini söylemiş

çıkışında toplandık.

Çok geçmeden, beyaz evin kapısı ardına kadar açıldı. Önce Murat, İpek teyze ve Oğuz amca çıktı dışarı. Arkadan da onları uğurlayan Hüseyin amcayla Ayşe teyze ... Onlar, kışın da burada kalıyorlarmış. Vedalaşmamız kardeşimizi

hüzün yüklüydü ... Hepimiz, gerçek uğurlar gibiydik.

Murat da üzgün görünüyordu. ve cesur ...

Üzgün, heyecanlı; ama

kararlı

Bizi hastaneye istemedi. "Ameliyattan sonra

görüşürüz."

dedi.


Canan Tan Onu son kez tekerlekli sandalyede görüyorduk. Öyle olmasını umuyor, öyle olması için dua ediyorduk. Hepimiz, birer birer sarıldık Murat'a; şans diledik. Ayrılık anı gelmişti!

Hüseyin amca Murat'ı kucakladı, arabanın arka koltuğuna oturttu. Araba gözden kayboluncaya kadar el salladık arkalarından ... Siteye döndüğümüzde, derin bir boşluğa düşmüş gibiydik. Yaz tatilimizin bundan sonraki bölümünün, hiçbir tadı kalmamıştı artık .. Zaten, bizim de önümüzde iki haftalık bir zaman vardı. İki hafta sonra, şehre dönüp okul hazırlıklarına başla­ yacaktık.

Bir Dostlar Sitesi'ndeki evlere, bir de tüm görkemiyle karşımda duran beyaz eve baktım ... Hepsi de gelecek yı­ la kadar terk edilmiş, ıssız ve sessiz kalacaktı. Acaba bizleri, sahiplerini özleyecekler miydi? Onları bilemem ama, ben buraları çok özleyeceğim­ den eminim! Buraları, arkadaşlarımı, komşularımızı, Şeker Bakkal amcayı... Paylaştığımız tüm güzellikleri... Ve ... gelecek yaz! Bu yaz geçirdiğimiz tatilden de güzel bir tatilin bizleri beklediğini biliyorum. Murat'a gelince ... Yürüyebilen, koşabilen, cıvıl cıvıl bir Murat'la paylaşacağımız o günleri, şimdiden iple çekiyorum ...


Dostlar Sitesi... Gerçek dostların buluşt uğu yepyeni bir yazlık site. Eray, Korhan, Nilay, Burak, Burcu, Levent, Zeyne p, Sinem... Gönü llerince eğ l en ecekl eri bir yaz tatiline hazırlan~orlar. Am a onları, tüm gizem!)'le kendine tutsak eden bir konu var: Sitenin yanı başındaki görkemli beyaz evi Duvarların içine hap solmuş . demir, parma klı klarla çevri li.. .

Giren ç ıkan kimse yok. Geceleri de abartılı bir şekilde aydınlatıl~or. Bir şeyler dönüyor orada ama ne? Çocuklar evin gizem ini çözebilecek mi?

~, ~

l

24 122 1 1 BBD , '


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Issuu converts static files into: digital portfolios, online yearbooks, online catalogs, digital photo albums and more. Sign up and create your flipbook.