Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
2
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
Dayanışma ve Sevgi ile Çıktık Yola
Üniversite sıralarında hayal edip gerçekleştirdiğimiz ve mezun diyetisyenler olarak da öğrenci ruhumuzdan kopmadan, ailemize yeni öğrenciler katıp alan içi ve alan dışı gelişmeleri takip ederek gerek meslektaşlarımızla gerekse multidisipliner yaklaşımla iş birliği içerisinde olacağımız meslek gruplarıyla bir yola çıktık. Gün geçtikçe büyüyen ailemizle herkese kucak açıyor hedefimizi her sayıda daha da ileriye taşıyoruz. 2015 Mayıs ayı itibariyle online olarak yayınlanan ilk öğrenci tabanlı Beslenme ve Diyetetik dergisi olduk. Mayıs 2017 itibariyle 2. Yılımızı doldurmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Bu süreçte yalnızca gönüllülük esasıyla bu dergide zaman-mekân tanımadan çaba sarf eden koca yürekli ekibime siz değerli okuyucularımızın nezdinde teşekkür etmek istiyorum. Ve Bir Kocaman Teşekkür de Sizlere… Okuduğunuz için varız ve siz var oldukça var olmaya devam edeceğiz… #TuruncuYurekler İyi ki Varsınız...
Saygı ve Sevgilerimle… “İnanmak başarmanın yarısıymış hayal etmek ise başlamanın tek şartı” Mavi hayaller ve turuncu başlangıçlarla, bir sonraki sayıda görüşmek üzere.. TURUNCU SAĞLIK Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Dyt. Büşra DOKUZ
www.turuncusaglik.com
3
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
4
www.turuncusaglik.com
Haziran-Temmuz Ekim - Kasım17’, 17’,7.Sayı 9.Sayı KÜNYE GENEL YAYIN YÖNETMENİ
İÇİNDEKİLER
BÜŞRA DOKUZ EDİTÖR ANIL ÖZTÜRK
Organik Beslenmek 8 ......................... İstiyorum Vücudumuzun En Çok 10 ......................... İhtiyaç Duyduğu Vitameinler Cilt Sağlığını 15 ......................... Korumanın Yolları
YAZI İŞLERİ ELİF MELEK AVCI BÜŞRA SÖYLEMEZ WEB & REKLAM & İLETİŞİM SORUMLUSU ABDULLAH AKSOY HABER MÜDÜRÜ CANSU ARSLAN
Besinlerin Zihinsel 18 ......................... Gelişim Üzerine Etklisi
ART DİREKTÖR
Gebeliğin Önlenmesi 22 ......................... (KONTRASEPSİYON)
SOSYAL MEDYA SORUMLULARI
Dondurmanın Mevsimi 24 ......................... Olmaz, Doğru Tericihi Olur
BÜŞRA DOĞAN BUĞÇE ÇATALTEPE BATUHAN ÇILDIR BÜŞRA SÖYLEMEZ
Obezite ve Gebelik 27 ......................... Nefes ve Beslenme 28 ......................... Nazenin Mısralar 29 .........................
NAZİF MERT GÜDEK
YAZARLAR ABDULLAH İNCİOĞLU ALİM GÜNDÜZ AYNUR ALTAŞ BERNA ERYILMAZ BETÜL ÜSTÜN ELİF MELEK AVCI EMİNE ALAYCI İZAN IŞIK MİHRAÇ TOPÇU NAZLICAN YILDIZ SARYA ERDEM SULTAN MURAT SÜLEYMAN BARIŞ KÖKSAL SÜMEYYE ŞÜKRAN ÖZKELEŞ TASARIM NAZİF MERT GÜDEK www.turuncusaglik.com
5
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
Merhabalar; Yeni yıla son bir ay kala yine dolu dolu bir içerikle karşınızdayız sevgili okuyucu.Bu sayımızda neler mi var? Yeni birisiyle tanıştığımızda ilk önce dikkatimizi çeken karşımızdaki insanın yüzüdür şüphesiz.Cildi parlak bir insan için sağlıklı besleniyor sonucunu çıkarabiliriz hatta rahatlıkkla.Peki parlak ve sağlıklı bir cilt için nasıl beslenmemiz gerekir? Dyt. Izın Işık “Cilt Sağlığını Destekleyen Besinler” yazısında işte tam da bu konudan bahsediyor.
6
Vücudumuz sağlıklı kalabilmek adına temek besin öğelerinin yanında birçok vitamin ve mineralede ihtiyaç duyar.Peki bu vitamin ve minerallerin içinde olmazsa olmaz olanlar nelerdir? Dyt.Sultan Murat vücudumuzun en çok ihtiyaç duyduğu vitaminlerin neler olduğundan bahsediyor size bu sayıda. Dondurma severler bu yazı özellikle sizler için.Havaların gittikçe soğumaya başladığı bu günlerde günden güne beslenme alışkanlıklarımızda değişir durumda.Peki ya herkesin çok severek tükettiği yazın vazgeçilmezi dondurmayı kışında tüketebileceğinizi söylesem ne düşünürdünüz? Dyt.Cansu Aslan sizin için kaleme aldı. Tabiki konularımız bunlarla sınırlı değil.Dyt.Büşra Doğan besinlerin zihinsel gelişim üzerindeki etkilerinden bahsederken ,Hemşire arkadaşımız sevgili Mihraç Topçu da gebeliği önleme yollarının neler olduğundan bahsedecek sizler için. Edebiyat bölümümüzde ise sevgili Abdullah İncioğlu,sevgili Emine Alaycı,sevgili Betül Üstün,sevgili Alim Gündüz gönülden geçirdiklerini bizlerle paylaşırken, sevgili S.Barış Köksal arkadaşımız “Kimdir?” başlıklı yazısında bize Yaşar Kemal hakkında bilgiler verecek. Şimdiden herkese keyifli okumalar diliyorum. Sevgiyle ve sağlıkla kalın.
www.turuncusaglik.com
Dyt. Anıl ÖZTÜRK
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
7
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
ORGANİK BESLENMEK İSTİYORUM…
8
Organik besinler tüketmek günümüzde pek kolay olmayan bir durumdur. Nedenlerine geçmeden önce organik besin nedir buna bir açıklık getirelim. Organik besin: Doğal yapısı bozulmamış toprakta, kimyasal gübre ve pestisit kullanılmadan üretilen yiyeceklerdir. Doğal yapının bozulmamasından dolayı ‘doğal yiyecek’ olarak da adlandırılır. “Yediğimin organik olduğunu nasıl anla Ticari kaygılar bu durumun nedenlerinin barım?” sorusunun cevabı için ise; organik yişında gelmektedir. Daha fazla ürün üretmek, daha kısa yeceklerin standardına bakmak gerekir. sürede daha fazla verim elde etmek ve daha kaliteli bir görünüm elde edip raf ömrünü arttırmak amacıyla Bu standart Uluslararası Tarım Feuygulanan işlemler bizleri doğal besinlerden uzaklaşderasyonu Hareketi (IFOAM) tarafından tatırdı. Ayrıca uzun yıllar kimyasal maddelere maruz nımlanmıştır. Bu tanıma göre; her çeşit yakalan toprakta doğal besin üretmek zor hale geldi. pay gübre, pestisit, büyümeyi kontrol eden Şehir hayatının temposunda insanların hazır gıdaları maddeler, hayvan yetiştiriciliğinde kullanılan kurtarıcı olarak görmesi de organik besin tüketimikatkı maddeleri kullanım dışıdır. Bu standarni azalttı. Organik beslenmek artık pahalı hale geldi da uyması gereken üreticidir. Üretici organik fakat kırsal kesimlerde kendi besinini üretenler için tarım yapıyorsa mutlaka “organik tarım ve bu durum söz konusu değil. Köyde yaşayıp toprakla organik gıda sertifikası”nın olması gerekir. etkileşim halinde olanlar bu konuda çok daha şanslı. Organik beslenme neden günümüzde zahmetli bir iş haline geldi ve giderek organik besinlerden uzaklaştık?
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
Peki doğal beslenmek neden önemli?
* Besinin maruz kaldığı kimyasal maddeler toprağı ve canlıları etkilemektedir. Doğal sürecinde üretilen besinlerin: * Besin değeri daha yüksektir. * Daha lezzetlidirler. * Mineral dengeleri daha iyidir. * Antioksidan özelliğini kaybetmez bu sayede obezite ve kanser oluşumuna olanak vermezler. * Kimyasal madde içermedikleri için vücutta birikim olmaz ve vücut bütünlüğüne zarar vermezler.
Sağlıklı beslenmenin olmazsa olmazı doğal besinlerdir. Unutulmamalıdır ki; yediğimiz her besin yeni nesillerin temelini oluşturacaktır.Sağlıklı beslenen annelerin sağlıklı çocukları olacaktır. Artan kronik hastalıklara karşı koymanın yolu da yine doğal besinler tüketmekten geçiyor. Tüm bu nedenlerden ötürü imkan dahilinde doğal besinler tüketmeye gayret edelim.
9
Dyt. Nazlıcan YILDIZ
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
VÜCUDUMUZUN EN ÇOK İHTİYAÇ DUYDUĞU VİTAMİNLER Vitaminler olmadan sağlıklı bir yaşamdan söz edemeyiz. Çünkü vücuttaki birçok faaliyeti başlatan ve sürdüren, vitaminlerdir. A VİTAMİNİ (BETA-KAROTEN) A vitamini; görme, büyüme, üreme, embriyo gelişmesi, kan yapımı, bağışıklık sistemi ve doku hücresi farklılaşmasında gerekli bir vitamindir. A vitamini yağda erir, ısıya dayanıklıdır, emilimi için safra asitlerine ihtiyaç vardır.
10
Vücut Çalışmasındaki Görevleri: Vücudun hastalıklara karşı bağışıklık sisteminin oluşumunda yardımcıdır. Kemik dokusunun ve üreme sisteminin gelişiminde yardımcıdır. Gözlerinizin karanlıkta normal olarak görmesine ve alacakaranlığa alışmasına yardım eder. Epitel (barsak,deri vb) doku yapımı, gelişimi ve korunmasında görev alır. A vitamini yetersizliğinde; böbreklerde, sindirim organlarında bozukluklar görülebilir. A vitamini solunum ve üreme sistemi ile sindirim sisteminde; ağız, mide ve ince bağırsakların ve idrar yollarındaki deri ve dokuların sağlıklı bir şekilde devamlılığını sağlayarak, enfeksiyonlara karşı korur. Karotenoid formları bir antioksidan olarak çalışırlar ve çeşitli kanser türleri ile yaşlanmaya bağlı hastalıklara karşı koruyucu etki gösterebilirler. A vitamini vücutta depo edilen bir vitamindir. Bu nedenle yetersizlik belirtileri, uzun süre A vitamini alınmadığında görülür. Yetersiz ve dengesiz beslenenlerde ve büyümenin hızlı olduğu çocukluk, gebe ve emziklilik dönemlerinde sorun ortaya çıkar.
Günlük A vitamini Gereksinmesi: Besinlerde A vitamini retinol ve A vitamini ön maddesi karoten olarak bulunur. Günlük ihtiyaçlar Retinol eşdeğeri (RE) olarak şöyledir: 0-12 aylık bebeklerde 375mcg, 1-3 yaş grubu çocukta 400mcg, 7-10 yaş grubu çocukta 700mcg, 11-14 yaş grubu çocukta 800mcg, 15-18 yaş grubu çocukta 1000 mcg retinoldür. İhtiyaç yetişkin erkek için 1000 mcg, kadın için 800 mcg ‘dır. www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
A Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler: Organizmamız A vitaminini iki yolla sağlar. Retinol formundaki A vitaminini hayvansal kaynaklı karaciğer, balık yağı, süt, tereyağı, yumurta gibi besinlerden alırız. Bitkisel kaynaklardan ise beta karoten gibi karotenoidleri alır ve bunları organizmamızda A vitaminine dönüştürebiliriz. Karotenoidlerin ( A vitamini ön maddesi) kaynakları kırmızı ve sarı portakal ile birçok koyu yeşil yapraklı sebzelerdir. En çok sarı turuncu (havuç , kış kabağı vb.) koyu yeşil yapraklı sebzeler ile sarı ve turuncu meyvelerde (kayısı, şeftali vb.) bulunur.
B12 VİTAMİNİ Suda ve alkolde çözünen bir vitamindir. Yüksek ısıda ısıtıldığında kayba uğrar. Karaciğer, kalp ve böbrek dokularında B12 önemli oranda bulunmaktadır. Bağışıklık sisteminde, protein metabolizmasında, sinir sisteminde ve kemik iliğinde kan hücrelerinin yapımında görevlidir.
11
B12 yetersizliğinde: Sinir sisteminde bozukluklarla pernisiyöz anemi oluşur. Kol ve bacaklarda uyuşma, duyu azalması, ruhsal bunalım ve kasılmalar en belirgin eksiklik belirtisidir. Özellikle sadece bitkisel kaynaklı besin tüketenlerde, besinlerin saklanması ve pişirilmesindeki aksaklıklarda vitamin kaybı çok olmaktadır. Bu vitamin sadece hayvansal kaynaklı besinlerde bulunmaktadır. Günlük B12 Vitamin Gereksinmesi: İnsanlar vitamin B12 ihtiyacını hayvan dokularından sağlarlar. Günlük ihtiyaç 2 mcg ‘dır. Gebelik ve emziklilikte ihtiyaç 2.6 mcg’dır.B12 vitamininin en çok bulunduğu besinler: Et ,süt, peynir, yumurta ve balıktır. B12 vitamini bitkisel besinlerde bulunmaz.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
FOLİKASİT
12
Folik asit besinlerde yaygın olarak bulunmasına rağmen, dünyada en sık rastlanan vitamin eksikliği, folik asit eksikliğidir. Karaciğer hariç hayvansal gıdalar folik asitten fakir iken, bitkisel gıdalar folik asit bakımından zengindir. Ayrıca alkol ve östrojenler, sulfasalazin, barbiturat gibi ilaçlar folik asit metabolizmasını bozarlar. Folik asit çok hassas bir vitamindir. Işık ve sıcakla kolayca bozulabilmektedir. Folik asit eksikliğinden tüm hücrelerimiz etkilenmekle birlikte, en çok hızlı bölünen dokular olan eritrositler, gastrointestinal sistem ve genital trakt hücreleri etkilenmektedir. Folik asit eksikliği sonucu büyüme yavaşlaması, ishal, kansızlık, diş eti iltihabı, depresyon, uyku bozuklukları, huzursuzluk, unutkanlık, iştahsızlık ve bulantı gelişebilir. Folik asit eksikliğine bağlı olarak, eritrosit büyüklüğünde artışla karakterize megakaryositik anemi gelişir.
Folik asit eksikliğine tanı koymak için anemi gelişmesine güvenmek, akıllıca değildir. Folik asit miktarını değerlendirmede en iyi ölçüt, eritrosit içindeki folik asit miktarıdır. Ancak, plazma homosistein seviyesini ölçmek, folat miktarını hızlıca değerlendirmede kolay ve güvenilir bir yöntemdir. B12 ve folat eksikliğinde, homosistein metiyonine dönemez. Yapılan bir çalışmada; 296 yaşlı hastanın homosistein, kobalamin ve folat miktarına bakılmıştır. Bu üç test arasında ilişki saptanmıştır. Böylece plazma homosistein seviyesinin, B12 ve folat eksikliğini belirlemek için iyi bir belirteç olduğu gösterilmiştir. Folat ve B12 replasmanı ile homosistein seviyesi normale gelmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), gebe olmayan kadınların ve yetişkinlerin günlük folik asit alımını 170 mcg olarak önerirken nöral tüp defektlerindeki etkisini göz önüne alarak gebelikte bu miktarı 370- 470, emziklilikte 270 mcg olarak belirlemiştir.
Folik Asitin en çok bulunduğu besinler: Karaciğer, diğer organ etleri, yeşil yapraklı sebzeler,maya, kuru baklagiller ve tahıllardır. Besinlerin hazırlanması, işlenmesi ve depolanması aşamaları folik asit kaybına neden olur. Bu nedenle sebzelerin pişirilmesi ve saklanması ilkelerine dikkat edilmelidir.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
C VİTAMİNİ C vitamini diyetle mutlaka alınması gereken besinlerdendir. Çoğu insan turunçgillerin en iyi C vitamini kaynağı olduğunu düşünse de brokoli, patates gibi sebzeler de yüksek oranda C vitamini içerir. Havayla temas etme C vitaminini bozduğu için, taze yemekleri oldukça hızlı tüketmek önemlidir. Öğle yemeğinde salata yemek hamburger yemekten daha sağlıklı olduğu halde, salatadaki meyve ve sebzelerin C vitamini içeriği, salatada bulunduğu parçaların tazeliği ile ilgilidir. Taze dilimlenmiş salatalık, eğer bekletilecek olursa, ilk üç saat içinde %41–49 oranında C vitamini içeriğini kaybeder. Dilimlenip, buzdolabında üstü açık bırakılmış kavun 24 saatten kısa sürede C vitamini içeriğinin %35 ini kaybeder. Çoğu hayvan kendi C vitaminini üretebilirken, insanlar üretememektedir. C vitamini eksikliğinin klasik sendromu skorbüttür. Skorbütün klasik semptomları dişeti kanamaları, yara iyileşmesinde gecikme, yaygın morluklardır. Buna ek olarak skorbütte, enfeksiyona yatkınlık, histeri ve depresyon görülür.
13
C Vitamininin En Çok Bulunduğu Besinler; Limon,portakal, mandalina gibi turunçgiller, çilek, böğürtlen, kuşburnu, domates, lahana, patates ile ıspanak, marul, yeşil biber, asma yaprağı gibi yeşil yapraklı sebzeler zengin kaynaklarıdır. Bu besinleri taze olarak tüketmek, bekletmemek kayıpları önlemek açısından önemlidir.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
D VİTAMİNİ Yağda eriyen bir vitamindir.Emilimi için yağ ve safraya ihtiyaç vardır.Balık yağı ve güneş ışığında bulunan D vitamini eksikliğinde raşitizm görülür. Raşitizmde kemik ve dişlerde bozukluk ve eğrilik görülür. Dişler geç çıkar. Kafa kemikleri yumuşar ve eğrilir. Eklemlerde şişkinlik görülür. En önemli işlevi kalsiyum metabolizmasını denetlemek ve düzenlemektir. Kemikler kalsiyum deposudur. Kalsiyumun kemiklere taşınmasına ve yerleşmesine yardımcı olur. Aynı zamanda fosfor metabolizmasına da yardımcı olmaktadır.
14
D vitamini Yetersizliğinde: Güneş ışığını doğrudan alamayan bireylerde, hızlı büyüyen çocuklarda, az güneş alan ülkelerde, D vitamini eksikliği görülür. D vitamini yetersizliğinin yaygın olarak görülme nedeni doğal yiyeceklerde yeterince bulunmamasına bağlıdır. Eksikliğinde çocukluk çağı raşitizmi (rikets) görülür. Bu hastalıktan korunma için güneş ışınlarından yararlanmak gerekir. Pencere camları ve kapalı giysiler güneş ışınlarını engeller. Güneş ışınları dik gelmeli, hergün15-30 dakika süre ile güneşlenme düzenli olarak yapılmalıdır. Derinin ince ya da kalın olması ve rengi önemlidir. Açık tenliler güneş ışığından daha zor D vitamini oluştururlar. Osteomalasia erişkin dönemde görülen bir kemik hastalığıdır. Kemikler yumuşak, kalsiyum ve fosfor oranı düşüktür. Sık doğum yapan, yetersiz ve dengesiz beslenen, güneşten yararlanamayan kadınlarda görülen bir hastalıktır. Vitamin D suda erimediği için fazlası idrarla atılamaz ve bu nedenle ihtiyaçtan fazlası ve gelişigüzel alınması sakıncalıdır Günlük D Vitamini Gereksinmesi : Gebe ve emziklilerin, güneşten doğrudan yararlanamayan kişilerin D vitamini almaları veya güneş ışınlarından düzenli yararlanmaları gerekmektedir. Çocuklara doğumdan 15-20 gün sonra ek D vitamini 400 IU ( 10 mcg) verilmelidir. 400 IU vitamin D ;1 çay kaşığı balık yağı ile de sağlanabilir. Çocuk, genç ve yetişkin bireylerin günlük ihtiyacı 10 mcg’dır. D Vitaminin En Çok Bulunduğu Besinler : Balık yağı, balık, karaciğer, yumurta sarısı, tereyağı, zenginleştirilmiş besinler (örneğin margarin) ve güneş ışınlarıdır. Stajer Diyetisyen Sultan Murat
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
CİLT SAĞLIĞINI KORUMANIN YOLLARI Tükettiğimiz besinler vücudumuzu ve ruhumuzu beslemenin yanı sıra cildimizi de besliyor ve güzelleştiriyor. Şunu hiçbir zaman unutmayalım, bu dünyaya geldiğimiz andan itibaren çıkaramadığımız, değiştiremediğimiz, hayatımızın sonuna kadar bizde kalacak tek giysi cildimiz. 1-Su Su tüketimi genel sağlığımız için ne kadar önemliyse özellikli olarak cilt sağlığımız için de önemlidir. Cildin üst tabakasının suyunu kaybetmesi sonucu ciltte soyulmalar ve döküntüler meydana gelebilir. Bu nedenle yeteri kadar su içmek, çiğ sebze, meyve tüketimini artırmak su kaybını önlemek için alınabilecek önlemler arasındadır. Vücut ağırlığınıza göre su tüketimi hesabından gün içinde tüketmeniz gereken su miktarını belirleyebilirsiniz. Günlük Su İhtiyacı (mL) = Kilogram x 30 mL
15
2-Besin Çeşitliliği
3-
Koyu Yeşil Yapraklılar
Hiçbir besin veya besin grubu tek başına vücudumuzun ve cildimizin ihtiyacı olan tüm besin öğelerini sağlayamaz. Bu yüzden günlük beslenmemizde besin çeşitliliği sağlamak kilit noktadır. Yeterli ve dengeli bir beslenme programı uygun karbonhidrat, protein, yağ örüntüsünü içermekle birlikte vitamin, mineral ve antioksidan maddeleri de bünyesinde barındırandır. Bireye özel hazırlanacak bu program için mutlaka bir diyetisyenden yardım almalısınız.
Koyu yeşil yapraklı sebzeler hücre yenilenmesini sağlayarak cildin daha parlak bir görünüme sahip olmasını sağlar. Bu nedenle ıspanak, pazı, roka, tere, maydanoz gibi yeşillikler beslenmemizde sıklıkla yer almalıdır. Taze meyve sebze yerine hazır, işlenmiş gıdaların tüketimi ise cildin parlaklığını yitirmesine yol açtığı için günlük beslenmemizde bu gibi besinleri sınırlı tutmamız önem arz eder.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
4-E Vitamini Yumurta, bitkisel yağlar, yağlı tohumlar ve tam tahıllı ürünler, içeriğinde bulundurdukları E vitamininin antioksidan özelliği sayesinde cildi, UV ışınlara karşı koruyarak, kırışıklık oluşumunu engellemeye yardımcıdır. Ayrıca, yağlı tohumların (ceviz, fındık, badem) içerdiği çoklu doymamış yağ asitleri de cildin nem dengesini sağlamaya yardımcı olarak soyulmalara ve dökülmelere karşı koruma sağlar.
5-C Vitamini
16
Ciltte leke oluşumunun en önemli nedenlerinden olan UV ışınların zararlı etkilerinden korunmak için alınan antioksidan miktarının artırılması önemlidir. C vitamini, E vitamini cilt için savaşan en önemli antioksidan kaynakları arasında yer alır. Portakal, limon, bergamot, yeşilbiber, kivi, çilek gibi besinler C Vitamininden zengin kaynaklardır. C vitamini içeren bu kaynaklar deri dokusunun gelişmesini sağlarken, yaşlanma etkilerine, sigaranın zararlarına ve kırışıklıklara karşı da cildimizi korurlar.
6-D Vitamini Kemik sağlığımız için son derece önemli olan D vitaminini vücudumuza güneş ışınları sayesinde sağlayabiliyoruz ancak bu noktada güneşten gelen UV ışınların cilt lekeleri ve kırışıklık üzerine olumsuz etkilerinin olduğunu da unutmamak gerekli. Bu yüzden cilt ve kemik sağlığı için her gün 10-15 dakika kadar eller, avuç içi, kollar ve ayaklar açıkta kalacak şekilde güneşlenebiliriz. Sabah saat 10.00’dan önce ve akşamüstü 16.00’dan sonra güneşlenmek için en uygun zamanlardır. Çünkü özellikle saat 11.00-15.00 aralığındaki güneşlenmeler cilt kanserleri açısından risk barındırmaktadır.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
7-
Yeterli Uyku
Stres ve stresli bir yaşam tarzı cilt sağlığı için olumsuz etkilere sahiptir. Bu yüzden cildimizi dinlendirmek için yeterli ve düzenli uyku sistemimizin olması gereklidir. Yetişkin bireylerin günde 6-8 saatlerini uykuya ayırmaları önemlidir.
8-
Aktif Hayat
Geleceğimize yatırım yapmanın bir yolu da fiziksel aktiviteden geçiyor. Esnek bir cilt yapısına sahip olmak için beslenmemizi düzenledikten sonra fiziksel aktiviteyi de mutlaka hayatımıza dahil etmeliyiz.
9-
10-
Alkol
Sigara
Sigarada bulunan toksinler cildimizin kollajen yapısını bozarak erken yaşlanmaya sebep olacağından ve aynı zamanda antioksidan ihtiyacımızı artıracağından ötürü cilt sağlığını olumsuz etkiler. Sağlıklı bir solunum sistemi ve hayat için sigaradan uzak dururken güzel ve parlak bir ciltte sizin için bir armağan olacaktır
Aşırı alkol tüketimi dehidratasyon sorununu beraberinde getirir. Susuz kalan bir cilt ise kuruyarak, dökülmeye veya soyulmaya başlar, parlaklığını yitirir. Bu yüzden alkol tüketimi sınırlandırılmalıdır.
Dyt. İzan Işık www.turuncusaglik.com
17
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
BESİNLERİN ZİHİNSEL GELİŞİM ÜZERİNE ETKİSİ Merhaba sevgili okur, sonbaharı uğurlayıp kışa hoş geldin diyeceğimiz günlere az kalmışken sizlerle tekrardan buluşmanın heyecanını yaşıyorum. Haydi bakalım bu yazımda neler öğreneceğiz? Yeni eğitim-öğretim döneminin başlaması ile birlikte annelerin çocuklarının beslenmesi üzerine biraz daha kafa yorup ‘Acaba çocuğum ne yemeli?’ sorusuna cevap aradıklarını tahmin edebiliyorum. Ben bu yazımda çocuğum ne yemeliden ziyade, hangi besinlerin zihinsel performansı arttırdığına dair sizlerle küçük bir sohbet edelim istedim, başlayalım o halde!
18
Gebelikte ve bebeklik döneminde beynin yapısının oluşabilmesi açısından beslenme çok önemlidir. Özellikte çocukluk ve yetişkinlik döneminde bilişsel, motor gelişim ve sosyo-duygusal becerilerin gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Yani gebelik-bebeklik dönemindeki beslenme yetersizliklerine bağlı ilerleyen yaşlarda biliş, davranış ve üretkenliği olumsuz yönde etkileyecektir. Beslenme, anne karnından itibaren yaşamsal döngüde başrolü oynarken geri planda bırakmak ne kadar doğru? Tabi ki cevap belli! Bu evrede folik asit, bakır ve A vitamini gibi mikro besin öğelerinden etkilenen beynimiz için baştan beri yani anne karnından itibaren yeterli ve dengeli beslenme gereklidir. Yetersiz beslenmeden kaynaklı ise çocuklarda aktivite azalması, çevreye karşı ilginin azalması görülmektedir. Bu konuda yapılmış bir çalışmaya dikkat çekmek isterim:
www.turuncusaglik.com
“Nutrition Reviews” in 2014 yılında yayımlanan bir çalışmasında 2. Dünya Savaşı’ndaki hamile olan kadınları da dahil ederek tüm Hollanda nüfusuna yönelik bir yapılıyor. Çalışmanın amacı belli bir dönem anne karnında açlıkla mücadele eden bebekle, açlıkla karşılaşmamış bebeği karşılaştırmak. Her iki gruba da yeterli beslenme desteği sağlanıyor. Çalışmaya dahil edilen kişiler 19 yaşına geldiğindeyse yapılan testler sonucunda ortalama IQ’ları, anneleri hamilelik döneminde kıtlıkla mücadele eden bireylerle diğer gruptaki bireylerin arasında aslında hiçbir fark olmadığı tespit edilmiş. Ama ek olarak tespit edilen bir gerçeklik ise anne karnında kıtlığa maruz kalan kişilerde şizofreni tanısı riski artmış, anti sosyal kişilik bozukluğu ve herhangi bir bağımlılık tedavi programına kabul edilme riski daha yüksek bulunmuştur. Bu bulgulardan ortaya çıkan sonuç ise erken dönemde yetersiz beslenmeye maruz bırakılan bireylerde beyin gelişiminde meydana gelen olumsuzlukların bazılarının, hepsi olmamakla birlikte, beslenme, sağlık bakımı ve zenginleştirilmiş ortamla birlikte durumun tam tersine çevrilebileceği bulunmuştur.
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
Bilişsel, motor gelişim ve sosyo-duygusal becerileri etkileyen mikro besin öğelerinin bazılarını söyleyecek olursak; İyot, Çinko, Demir, DHA (omega 3), A, E, C, K ve B vitaminler gibi. Özellikle dünya üzerinde %33 iyot, %33 çinko yetersizliği olduğu, aynı zamanda demir eksikliği anemisine maruz kalan bebeklerde takviyeler yapılsa bile demir eksikliğine bağlı gelişen olumsuzlukların uzun süreli etkilerinin görülebileceği ama prenatal dönemde yapılan takviyelerle önüne geçilebileceği vurgulanmıştır. Yani gebelik döneminde sizlere doktorunuzun verdiği takviyeleri aksatmadan kullanmanız gerekmektedir, unutmayın!
Kahvaltıyı tüketmeyen çocukların fiziksel olarak daha az aktif oldukları söylenmiştir. Yapılan çalışmalara göre kahvaltıların davranış, bilişsel ve okul performansı açısından çocuklarda öğrenmeyi olumlu bir şekilde etkilediğine dair kanıtlar ortaya sunulmuştur. Kahvaltının etkilerinden birini örnek olarak verecek olursak; yapılan bir çalışmada düzenli bir kahvaltının ders esnasında bilişsel fonksiyonda kısa süreli değişiklikler yaptığı yani hafıza, dikkat ve okul performansında anlamlı bir artış sağlayarak daha çok derse katılım ile bilgileri hatırlama becerisinde artış görülmüştür.
Anne karnındaki sürece değindikten sonra aslında en çok değinmek istediğim konuya geldik: KAHVALTI! Kahvaltı her yaştan birey için vazgeçilmez bir öğündür. Ama gün içerisinde en çok atlanan ve küçük atıştırmalıklarla geçiştirilen bir öğün olmaktan ileri gidememekte maalesef ki! Düzenli olarak kahvaltı yapan bireylerde demir, B vitaminleri ve D vitamini yaklaşık %20-60 daha yüksek olduğu tespit edilmiş ve de düzenli tüketilen dengeli ve yeterli bir kahvaltının beden kitle indeksini normal aralıkta tutulmasına katkıda bulunduğu vurgulanmıştır.
Bu her yaştan insan için geçerli bir durumdur aslında. Çünkü kahvaltısız başlanan bir gün; yorgun, huzursuz, konsantrasyonda düşüş, daha az aktif bir yaşamı beraberinde getirir. Kahvaltı beynin gıdasıdır! Beynimiz güne yeterli ve dengeli bir öğünle başladığında vücuttaki işlevlerini emin olun daha mutlu yapacak- 19 tır. Size bununla ilgili çok güzel bir çalışmayı örnek vermek istiyorum:
Çalışma 4 Avrupa ülkesini (Almanya, İngiltere, Macaristan, İspanya) kapsıyor ve Granada Üniversitesi’nde yayımlanmış. NUTRIMENTIK PROJESİ kapsamında yürütülen bu çalışmaya göre ‘beslenmenin çocuklarda zihinsel gelişme ve performans üzerindeki etkileri konusundaki anlayışı-bilgiyi arttırmayı amaçlamış. İlkokul çağındaki çocukların beslenme takibi yapılarak zihinsel performans üzerinde uyku ve öğrenim kalitesi gibi faktörler dikkate alınmış. Çalışmaya aynı zamanda ebeveynler ve öğretmenlerde dahil edilmiş. Ebeveynlerin çocukların beslenmesinde gıda alışverişini nasıl yaptığına dair incelemeler yapılmış. Hatta bu çalışma sayesinde halk sağlığı politikası sonuçları elde edilmiştir. Çalışmada ailelerin çocukların fiziksel veya zihinsel gelişimlerini genelde genetik ve biyolojik faktörlere bağladığı aslında göz ardı edilmemesi gereken çevre ve sosyal bağlamı unuttukları ifade edilmiştir. İşte tamda bu nokta ebeveynlerin gıda tercihlerinde bilinçli davranarak çocukların beslenme alışkanlıklarını sağlıklı bir şekillendirmeleri için eğitimler verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Özellikle gıdanın etiketini incelemenin önemine dikkat çekmişlerdir. Bunun zihinsel gelişimle ne alakası var derseniz;işlenmiş paket gıdaların vücudumuzun fonksiyonlarını ne derece etkilediklerini kısa vadede anlaşılmasa da uzun vadede etkilerini görmek mümkündür.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
Özellikle paket gıdaların çocuklarda hiperaktiviteyi arttırdığına dair yapılan çalışmalar mevcut. Aslında bu durumu biraz kentleşme durumuyla özdeşleştirirsek bizler topraktan, doğadan uzaklaştığımız her anda vücudumuz doğal besinlerden de uzaklaştı. Haliyle şu an buzdolaplarımızda, mutfak dolaplarında doğal yollarla elde edilmiş köy peyniri, yoğurt, salça gibi besinlerin yerini işlenmiş paket gıdalar aldı. Ailelerin bu nokta da daha bilinçli olması gerekiyor. Aslında çocukların besinlerle tanışmasını sağlamak ve sağlıklı besinle işlenmiş besin arasındaki farkı çocuklara öğretmenin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz değil mi? NUTRIMENTIK Projesi’ne dönecek olursak bu çalışmada öğretmenlerin görüşlerine başvurulmuş. Öğretmenlere besin alımı yetersizliklerinde oluşabilecek olumsuzluklara dair eğitim verilmiş ve besin alımı yetersizliklerinin çocuklarda dikkat dağınıklığına neden olduğu bildirilmiştir. Dolayısıyla bu proje ile aslında sadece ilkokul çocukları için değil her yaştan birey için çıkarılması gereken dersler bulunmakta : Sağlıklı bir yaşamı teşvik etmek anne karnından başlar. Peki sağlıklı beslenme ve zihinsel gelişimi korumak için neler yapılmalı?
20
• Her şeyden önce gebelik döneminde doktorunuzun önerdiği takviyelerinizi düzenli kullanmaya dikkat edin sevgili anne adayları. Aynı zamanda sağlıklı bir şekilde beslenmek için bir diyetisyenin kapısını aralayabilirsiniz. • Beynimizin gıdası kahvaltı dedik! Kahvaltılar atlanmasın! Güne pozitif bir şekilde başlamanın, başarının anahtarı kahvaltıdan geçiyor unutmayın! Beynimizin gıdası kahvaltının yanı sıra beslenmenize ek yapabileceğiniz besinleri de unutmayalım; • Kakao ve bitter çikolatanın içeriğinde yer alan flavonoidlerin beynimizdeki kan akışını hızlandırarak bilişsel ve görsel görevleri geliştirdiği ortaya konmuştur. Ama biz yine de fazla abartmadan tüketmeye çalışalım. • Flavonoidler aynı zamanda nöronlardaki nörotoksinlerin verdiği hasardan korumak, nöroinflamasyonu azaltmak, hafıza, öğrenme ve bilişsel fonksiyonu destekleme kapasitesini de içeren birçok özelliği vardır. Meyve ve sebzeleriniz ne kadar çeşitliyse o kadar flavonoidi vücudunuza almış olursunuz. • Son yıllarda yapılan çalışmalar meyve, sebze ve özellikle antioksidan bakımından zengin gıdaların tüketilmesinin yani Akdeniz diyeti temelli beslenme şeklinin bilişsel düşüşü ve Alzheimer hastalığını önleyebileceğini göstermiştir. • Genel olarak fıstık, ceviz gibi yağlı tohumlarda bulunan biyoaktif bileşenlerin zengin bir matriksi vardır. Bu sayede ilerleyen yaşla birlikte ortaya çıkan beyin fonksiyonu kayıplarının önüne geçtiği söylenmiştir. • Avokadonun içeriğindeki K vitamini ve folat sayesinde bilişsel işlevin, özellikle bellek ve konsantrasyonun iyileşmesine yardımcı olduğuna dikkat çekilmiştir. www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
• Pancarda bulunan doğal nitratlar sayesinde beyindeki kan akışının yükselterek zihinsel performansa yardımcı olduğu vurgulanmıştır. • Yaban mersinin, yüksek antioksidan içeriğiyle beyni stresten ve dejenerasyondan koruduğu bulunmuştur. • Brokolinin yüksek K vitamini ve kolin içeriği sayesinde hafızayı güçlendirdiği ifade edilmiştir. • Aynı zamanda kereviz, kemik suyu, yeşil yapraklı sebzeler, sızma zeytinyağı, somon ve diğer balık türleri, zerdeçal, biberiye, Hindistan cevizi yağı ve yumurtanın beyin dostu besinler olarak gösterilip önemine dikkat çekilmiştir. Her şeyden önce tüm bu çalışmalar bizlere gösteriyor ki beynimiz biz ona iyi davrandığımızda daha kaliteli bir şekilde görevini yerine getiriyor. İster ilkokul çocuğu ister üniversiteli ister bir iş adamı, doktor, ev hanımı ya da Emekli Salih Amca olun! Sağlıklı ve dengeli besinleri hayatınızda bulundurup beyninizi ve diğer organlarınızı işlenmiş gıdalardan uzak tutarak başarılı, sağlıklı ve huzurlu bir hayatın kapısını aralayabilirsiniz! Sağlığınız sizin ellerinizde, kıymetini bilin. Sağlıcakla kalın...
21
Dyt. Büşra Doğan
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
GEBELİĞİN ÖNLENMESİ (KONTRASEPSİYON) Sevgili Turuncu Sağlık okurları herkese yeniden merhaba. Geçtiğimiz aylarda 2. Yılını kutlayan dergimizin yeni sayısıyla tüm okurlarımıza faydalı olacağını düşünerek keyifli okumalar diliyorum.
Bu sayımızda sizlere bahsetmek istediğim konu istenmeyen gebeliklerin nasıl önleneceği, aile planlamasının nasıl hayata geçirileceği olacak. Aile planlaması bünyesinde ülkemizde uzun yıllardır çeşitli faaliyetler yürütülmektedir ve bu hizmetlere her kesimin ulaşması, faydalanması için ücretsiz olarak hizmete sunulmuştur. Bu kapsamda Aile Sağlığı Merkezleri gibi bölgelere dağılan kurumlarda uygun danışmanlık, eğitimler, kontroller ve kondomlar ücretsiz olarak verilmektedir.
Peki bu aile planlaması yöntemleri nelerdir?
22
Kabaca bakacak olursak iki başlık altında toplanan yöntemler; 1-)Etkin/Modern Kontraseptif Yöntemler 2)Etki Derecesi Sınırlı/Geleneksel Yöntemler olmak üzere karşımıza çıkıyor.
1)Etkin/Modern Kontraseptif Yöntemler: • Hormonal Kontraseptifler: Oral tabletlerdir. • Cerrahi Sterilizasyon: Kadınlarda olan çeşidine tüpligasyon denir. Anestezi altında gerçekleştirilir. Halk arasında kullanılan ismi tüpleri bağlatmaktır. Genellikle son vajinal yolla olmayan doğum sırasında işlem gerçekletirilir. Erkeklere uygulanabilen türüne ise vazektomi denilir.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
2)Etki Derecesi Sınırlı/Geleneksel Yöntemler • Takvim Yöntemi : Mensturasyon(adet döngüsü) baz alınarak yumurtlamanın gerçekleştiği düşünülen günlerde cinsel ilişkiden uzak durmak esaslanır. Koruyuculuğu sınırlıdır. • Koitus İnterraptus: Geri çekme yöntemi demektir. Cinsel ilişki sırasında sperm çıkışı gerçekleşmeden sonlandırılmasıdır. Kişilerin oto kontrolü her zaman buna izin vermez ve prostatta, üretrada bulunan bir miktar seminal mayi vajene kaçabilir. •
İmplantlar
•
Vajinal Halka
• Rahim İçi Araç: RİA olarak isimlendirilen aynı zamanda spiral olarak bilinen uterusun (rahim) üst kısmına sağlık personeli tarafından anestezi gerektirmeyen ağrı hissettirmeyen yerleştirilen araçtır.
23 Kondom(Prezervatif): Erkeklerin kulla• nımına uygun olan kondomlar olduğu gibi kadınlar için olan kondomlar da geliştirilmiştir. Ücretsiz olarak ulaşımı mümkündür.
• Diyafram-Servikal Başlık: Kadınlarda serviks(rahim ağzı) bölgeye kişinin kendisi tarafından yerleştirilen araçtır. • Transdermal Bant: Hormon salgılarak gebeliği önlemeye çalışan cilde yapıltırılan bantlardır • Postkoidal Kontraseptifler: Genellikle tablet olarak karşımıza çıkar •
Erkekler için hormonal kontraseptifler
Öğr. Hemşire Mihraç Topçu
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
DONDURMANIN MEVSİMİ OLMAZ, DOĞRU TERCİHİ OLUR Besinleri soğutarak muhafaza etmek Antik Yunan’dan beri uygulanan bir yöntemdir. Bu yöntemin doğru şartlar altında uygulandığında iyi bir yol olduğunu bilim insanları onaylamaktadır. Bu mantıktan yola çıkarak üretilen dondurmalar da pek çok yüksek kalorili tatlıya nispeten iyi bir tercih olmuştur. Genellikle yaz aylarında satışları tavan yapan bu ürünün son yıllarda her mevsimde paralel bir satış eğilimi gösterdiği görülmüştür. Bunun sebepleri arasında alım gücünün artması, ulaşılabilirliğinin kolaylaşması, evlerdeki sıcak ortamın olumlu etkisi ve elbette dondurma sevgisi sıralanabilir.
Dondurmanın besin değeri
2 Top sütlü dondurma yaklaşık 160 kaloridir. 20 gram karbonhidrat, 6 gram protein ve 6 gram yağ içerir. İçerdiği süt sayesinde özellikle kalsiyum ve fosfordan zengindir. Vitamin açısından da zengin olan bu besin A,C,D,E vitaminlerinin yanında tiamin, niasin, riboflavin. B6, B12 ve folik asitte içerir.
24
Dondurma kilo artışına sebep olur mu ?
Dondurma yüksek enerjili bir besin olması sebebiyle, sporcu beslenmesi, işçi beslenmesi, kilo alma diyetlerinde sıkça kullanılırken zayıflama diyetlerinde de enerji dengesi ayarlanarak beslenme uzmanı eşliğinde tüketilebilir. Hatta dondurmanın 100 gramında sütten daha fazla kalsiyum olduğu düşünülürse yeterli alınan kalsiyumun kilo kaybını desteklemesiyle pozitif yönü daha da artar. Ayrıca şerbetli tatlılar yanında çok düşük kalan kalorisi ile de doğru bir tercih olur. Kalorisini artıracak çikolatalı meyveli sosları, fındık- fıstık karışımlarını üzerine eklemeyerek kalori kontrolü de yapılabilir. Ancak yağ ve şeker içeriği yüksek olduğundan özellikle kardiyovasküler problemlere sahip bireylerin diyabetli bireylerde olduğu gibi az şekerli ve az yağlı olanları tüketmesi önerilir.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
Laktoz intoleransında dondurma tüketimi Dondurma içerdiği süt ile elbette laktoz içerir. Laktaz enziminde sıkıntı yaşayan bireyler için dondurma alternatifleri bulunur. Bunların arasında soya sütü ile yapılmış dondurmalar ilk sıradadır. Sadece meyvelerden yapılan sorbe türü dondurmalar da tüketilebilir. Daha sonraki aşamalarda ise beslenme uzmanı eşliğinde dondurulmuş yoğurttan yapılan dondurmalar (Frozen Yogurt) değerlendirilebilir. Bu dondurma çeşidi ülkemizde hala çok azdır. Ancak yurtdışında pek çok aroma çeşidiyle satılmaktadır. Dondurulmuş yoğurt probiyotik bakteri içeriğiyle de dondurmadan 1 adım öndedir. İrratabl bağırsak sendromunda da tüketilebilir.
25 Keçi sütünden yapılan dondurmalar
Günümüzde hızla artan inek sütü alerjisi, bu dondurmanın tüketimini artırır. Keçi sütünü tüketmek içinde iyi bir yoldur. Tadı yoğun gelse de denemekte fayda var. İtalya’da meşhur olan Gelato’dan ( daha yoğun kremalı bir tür dondurma) daha az yağlı olduğu için de tüketiminin arttığı görülür.
Hazır dondurmaları rahatlıkla tüketebilir miyiz?
Bu noktada hijyene çok dikkat edilmelidir. Güvenilir firmalar kullanılmalı, dondurmanın pastörize sütten yapıldığına emin olunmalıdır. Yoksa dondurma sektöründe “salmonella riski“ doğabiliyor. Üretim sırasında Gıda Kodeksi’ne uygun katkı maddelerinin kullanılması, etiketlemenin, paketlemenin büyük bir dikkatle yapılması, üreticiden tüketiciye taşınırken uygun soğuk zincirin sağlanmış olması gerekir. Bu akışına güven duyduğunuz dondurma firmaları tercih edilmelidir.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
Soğuk havada dondurma yemek mi, neden?
Yazımda dondurmanın faydalı içeriğini, farklı alternatiflerini paylaşsam da soğuk havada dondurmaya hala sıcak bakmayanlar için geliyor bu cümlelerim; evde geçirilen vaktin artması, fiziksel aktivitenin azalması kışın alınan kiloları kolaylıkla davet ediyor. Günlük tatlı ihtiyacını karşılamak adına meyvelere, muhallebilere alternatif olarak, akılcı bir yol olduğu için dondurma tercih edilebilir. Burada porsiyon kontrolü çok önemlidir. Hamur işi tatlılardan da mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Evde dondurma yapılır mı?
Özellikle frozen yogurt tarzında yoğurda aroma, meyve, bal ekleyerek yapılan dondurmalar sağlıklı bir tercihi oluşturacaktır. Çocuklar için teşvik edici dondurma kapları piyasada satılmaktadır. Bu fikri hem kendileri için hem de çocukları için ebeveynler değerlendirmelidir. Böylece soğuk havalarda evde geçirilen zamanda çocuklarla iyi bir aktivite yapılmış, kalsiyum kaynağı bir tatlı hazırlanmış, dondurma özlemi giderilmiş olur. Soğuk bir havada dondurma yerken, tüm bu yazdıklarımın hatrınızdan geçmesi dileğiyle… Dyt.Cansu ARSLAN
26
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
OBEZİTE VE GEBELİK Günümüzde obezitenin birçok sağlık sorununa yol açtığı bilinmektedir. Özellikle yaşamın belirli dönemlerinde obezite nedeniyle meydana gelen sorunların hayati önemleri bulunmaktadır. Gebelik döneminde, obez gebelerde glisemik kontrolün bozulması, hi¬perglisemi ve insülin direnci gelişme riski daha fazla¬ olmaktadır. Ailesinde diyabet geçmişi olan, şişman, daha önceden sorunlu gebelik yaşamış ve 35 yaş sonrası gebe kadınlarda diyabet görülme riski artmaktadır. Gebeliğin 6. Ayından sonra hormonal değişikliklerin meydana gelmesi sonucu kan şekeri düzeyi yükselir ve gestasyonel diyabet riski artar. 2015 yılında dünya genelinde 20.9 milyon canlı doğum gebelikte görülen hiperglisemiden etkilenmiştir. Gebelik süresince görülen diyabet, hipertansiyon, 4500 gr üzerinde bebeklerin doğması, anne ve bebekte çeşitli sorunlar yaratır. Gebelik süresince ortaya çıkan diyabetin gelişiminde gebelik öncesi yaşam tarzı ve beslenme durumu etkilidir. Düzensiz ,yetersiz ve dengesiz beslenme; aşırı karbonhidrat tüketimi, kızartmaların ve yağlı gıdaların tüketimi, şekerleme – tatlı tüketimi, fast-food tüketimi, sağlıksız - işlenmiş ürünlerin sık tüketimi gibi nedenler de gestasyonel diyabetin ortaya çıkmasında etkilidir. Sağlıklı bir gebelik için sağlıklı beslenme planı şarttır. Obez gebeliklerde kan basıncının yüksekliği, çeşitli enfeksiyonlar, doğum sorunları görülebilmektedir. Yeni doğanın iri olması, nedeni bilinmeyen anomaliler, bebek ölümleri meydana gelebilmektedir. Bu nedenle obez bireylerin gebelikleri sıkı takip altına alınmalıdır.
Sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebilmesi için ağırlık kazanımı ve kontrolü önemlidir. İdeal kilo sınırlarında gebe kalan bireylerde toplam ağırlık kazanımının 10-14 kg arasında olması beklenirken, obez gebelerin bu sürede 6-8 kg kazanması yeterli olacaktır. Gebelik öncesinde kilo kontrolünün sağlanması özellikle obez ve fazla kilolu bireyler için önem taşır. Gebelikte doğru beslenme her besinden istenilen miktarda, fazla fazla yemek değildir. Gebe kadının ihtiyacı olan günlük gereksinimine ilave olarak 300 kkal kadar enerji eklenmesi, gereksinimleri doğrultusunda beslenme örüntüsünün düzenlenmesidir. Artan enerji ihtiyacının kişiye özgü beslenme planı oluşturularak karşılanması, obez gebelikler ile beraber tüm gebeler açısından önemlidir. Diyetisyen kontrolünde olmayan ve kişiye özel hazırlanmamış programların /tekniklerin uygulanması anne ve bebek için sakıncalıdır. Bu nedenle gebelik sürecinin diyetisyen eşliğinde ilerlemesi anne adayları ve bebeklerinin sağlığının gelişiminde önemlidir.
Sağlıklı nesiller, sağlıklı anneler ve sağlıklı seçimler ile yetişir…
Dyt. Elif Melek Avcı
www.turuncusaglik.com
27
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
NEFES VE BESLENME Bugüne kadar doğru beslenme,doğru egzersiz programları hakkında bilgiler edinip kendimiz için sağlıklı bir yaşam sürmeye çalıştık. Peki ya hiç nefes alma şeklinize dikkat ettiniz mi? Ruhun,bedenin en önemli ihtiyacı olan oksijeni vücudumuza tam olarak alıp hücrelerimizi oksijenle doyuruyor muyuz? Ruhsal açlığımızın nedeni belki de yetersiz oksijen alımı olabilir mi? Nefes yaşamımızı değiştirecek içimizdeki güçtür.
Hiçbir şey yemeden iki hafta, su içmeden iki gün yaşayabiliyorken oksijensiz olarak sadece birkaç dakika yaşayabiliriz.
28
Nefes alışımız bedensel fonksiyonlarımızın tümünü en çok da metabolizmamızı etkiler.Metabolizma vücudun enerji üretme hattıdır.Bedenimiz aldığımız su ve besinleri,oksijen varlığıyla yakarak enerjiye dönüştürür.Fakat vücudumuz yeterli oksijeni almayıp aldığımız besinleri yakamadığında onları yağa dönüştürerek depolar.Ayrıca asit-baz dengesinin bozulmasıyla oluşan toksinler vücudun su tutmasını arttırarak ödem oluşmasına neden olurlar. Oksijenin dokulara taşınmasına gelecek olursak burada en önemli rolü hemoglobinin yapısındaki demir elementi alır.Demir oksijeni hücrenin solunum mekanizmasına yönlendirir.Yani nefes alabilmemiz vücudumuzdaki demir miktarıyla ilgilidir.Demirin vücudumuza yeteri kadar alınamamasıyla kansızlık, bununla birlikte dokulara yeteri kadar oksijen taşıyamadığımızda ise yorgunluk halsizlik,bağışıklık sistemimizin zayıflaması gibi sorunlarla karşılaşırız.Demir eksikliği dünyanın en sık görülen beslenme problemidir.Yani bu demek oluyor ki dünyada çoğu insan oksijeni dokulara taşıyamıyor ve bu da giderek artan obezite sorununa neden oluyor.Sizce de mantıklı değil mi?Yanlış beslenme ve yanlış nefes ile birlikte gelen koca bir obezite sorunu… www.turuncusaglik.com
Dokulara oksijen taşınmasında demirle birlikte potasyum,magnezyum,çinko,kalsiyum,omega 3 gibi elementlerde görev almaktadır.Öyleyse beslenmeye bağlı oksijen kapasitemizi artırmak istersek ; kırmızı et , karaciğer,ceviz,badem,muz,balık ,süt ürünleri,keten tohumu ,tahıllar ,yeşil yapraklı sebzeler ,pekmez ,mevsim meyve sebzelerinin beslenme programımızda olmasına dikkat etmeliyiz.Demir emilimini arttırmak için et gibi protein kaynaklı besinlerimizi , mevsim yeşillikleri yada taze sıkılmış meyve suları gibi C vitaminli besinlerle beraber tüketmeliyiz. Bunlarla birlikte besinlerin vücudumuzda yeterli emilmesini sağlamak için bağırsak sağlığımız açısından ,probiyotiklerden zengin yoğurt ,kefir ve ev yapımı turşu gibi besinlerden yararlanmayı unutmayalım! Doğru beslenme ve doğru nefesle beraber hızlı bir metabolizma, istediğiniz vücut ölçüleri,sağlıklı bir beden ,kendinize güven,artan seratoninle paralel artan mutluluk ,sağlıklı bir bağışıklıkla beraber yaşam kalitenizi yükseltip mutlu bir hayata sahip olabilirsiniz. Hayatımız için en önemli üç unsurun oksijen, besin ve su olduğunu unutmayıp kendiniz için koca bir iyilik yapıp farkındalığınızı arttırın ve doğru beslenip doğru nefes alın ve sıvı tüketmeyi ihmal etmeyin.. İhtiyacınız olan güç damarlarınızda dolaşan kanda oksijen olarak mevcut. Herşey sizin elinizde yeterki isteyin , hayal edin … Dyt. Büşra ATMACA ( Nefes Koçu)
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
NAZENİN
MISRALARI
29
29
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
DOĞU ROMADAN OSMANLIYA: AYASOFYA Şehirlerin kapıları vardır demiştik ve hatta o kapılardan geçmeyenlerin o şehre giremediklerinden bahsetmiştik. İstanbul’un üç kapısı vardır, şimdi o üç kapı haricinde farklı bir kapıdan gireceğiz İstanbul’a. Ayasofya… İstanbul’un Ayasofya kapısından girmek, bir Romalının ruhaniyet penceresinden 1500 sene öncesine gitmektir. Mabedin taşlarını, mermerlerini ve o muazzam kubbesini duyup, görüp 1500 senelik geçmişe ortak olmak;yaşanmış zamana tanıklık etmekte kendini vazifeli hissetmektir.
30
Ayasofya… Bütün semavi dinlerde kutsal sayılan Kudüs’te ki Mescid-i Aksa ve dinlerin kendi kutsal mabetleri dışında, yeryüzündeki bütün mabetlerin annesi, ilham kaynağı, yapılan ve yapılacak olanların kıyas mercii, yapıldığı dönemde ve yapıldığı yıldan sonra ki 1000 sene boyunca yeryüzünün en büyük mabedi, kubbesi en yüksek ve en büyük yapısı; Ayasofya. Şimdi bu muazzam yapıda biraz gezintiye çıkacağız ama önce yapılışı hakkında biraz malumat elde etmemiz gerekiyor. Milattan sonra 313 senesinde Batı Roma imparatoru Licinius ile Doğu Roma imparatoru I.Konstantinos arasında Milano Fermanı imzalandı. Bu fermana göre; Hristiyanlık, Doğu Roma’da hor görülmeyecek, Hristiyan halk baskı altına alınmayacak ve bu yeni dine hoşgörü ortamı sağlanacaktı. I. Konstantinos’un annesi Helena,Hristiyan olmuş ve halk da yavaş yavaş bu yeni dine tabi olmayabaşlamıştı. İlerleyen yıllarda Hristiyanlık yayılmaya başlayınca bir ibadethaneye ihtiyaç duyuldu. İmparator Konstantinos’un isteği üzerine bir mabet inşaatına başlandı. Milattan sonra 337 senesinde yapımına başlanan mabet Ayasofya idi. Yapımı yaklaşık 25 sene sürdü ve bu yeni dinin mabedinin çatısı ahşaptı. Milattan sonra 5. yüzyıla gelmeden imparator Arcadius’un eşi Eudoksia ile Ayasofya patriği İoannes Chrysostomos arasında çıkan bir tartışma sonucunda imparatoriçe, patriği Adalar’a sürgün etti. Zaten yönetimden şikâyetçi olan halk bunu fırsat bilip isyan etti ve Ayasofya’yı yakarak yok etti. Koltuğumuza yaslanıp www.turuncusaglik.com
geçmişe doğru hızlı bir yolculuk yaptığımızda insanoğlunun sorunlarını çözme konusunda yıllar öncesinde de yakıp yıkmaktan başka bir çözüm yolu bulamadığını görebiliyoruz. Hangi dine mensup olursa olsun… Yaklaşık 10 sene sonra imparator II. Theodosius döneminde ikinci bir Ayasofya’nın inşaatına başlandı. Bu yeni yapınında çatısının ahşap olduğu ve beş ayrı bölmesinin bulunduğu tahmin ediliyor. 532 senesinde aristokrat kesimi temsil eden maviler ile tüccar ve esnaf kesimi temsil eden yeşiller birleşip yönetime karşı tek yumruk olması sonucu bir isyan çıktı. İmar imparatoru I.Justinaous’un 5. Saltanat yılına denk gelen bu ayaklanmayı tarih, Nika ayaklanması yada Nika İsyanı olarak anacaktır. Bu olayın sonucunda şehir ikinci ibadethanesini de kaybetmiş oldu. Ayasofya ikinci kardeşini de kaybetti. Şimdi bir düşünün isyan eden bir halk var ve bu isyanın bedelini yönetime ödetmek için ibadethanelerini yok ediyorlar. Bu çılgın güruhun bunu nasıl gelenek haline getirdiğini merak etmemek elde değil, değil mi? Bilge Mimar Turgut Cansever’in dediği gibi ‘’ Şehri imar ederken, nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.’’ İmar edilen şehrin, ihya edilmemiş neslidir şüphesiz ibadethanelerini yakanlar. Mabedin yok edilmesinin üzerinden daha bir ay geçmemişken Justinaous yeni bir Ayasofya’nın inşaatı için hazırlıkları başlattı. Tarih boyunca depremler, yangınlar, doğal afetler yöneticilerin kendilerini halka ispatlamaları için muazzam fırsatlar olmuştur. Justinaous’ ta bunu fevkalade değerlendirmiştir. Ve nihayet II. Ayasofya’nın temelleri üzerinde yeni bir Ayasofya inşaatına başlandı. Şu an ayakta duran ve 1500 yıldır İstanbul’un Sarayburnu mevkiinde muhafız gibi nöbet tutan, devasa boyutlarıyla bakanları kendisine hayran bırakan, mühendislik harikası yapının temelleri milattan sonra23 Şubat 532’de atıldı. Justinaous yapılacak olan Ayasofya’nın en iyisi olmasını istiyordu. Bunu Ayasofya için yaptığı icraatlardan görebiliriz. Ayasofya’yı tutan ana sütunların dünyanın farklı coğrafi bölgelerinden getirilmesinden tutun da inşaatın hızlı bir şekilde bitirilmesi için oluşturulan on bin
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
işçilik bir ekibin hazırlanmasına kadar yaptığı bütün icraatlar bunun tartışmasız ispatıdır. Ayasofya’nın sekiz temel sütunu, Romalıların porfir dedikleri ve kutsal saydıkları kırmızı granit taşındandır. Bahsettiğimiz gibi bu sütunlar dünyanın farklı yerlerinden getirilmiştir. Günümüzün Lübnan topraklarında bulunan Baalbek şehrindeki Heliopolis tapınağından, Fenike harabelerinden, Konstantinopolis sınırlarında ki Kıztaşı’ndan ve günümüzün Topkapı Sarayı yakınlarından, Yunanistan’ın Delphi bölgesinden, Marmara, Eğriboz adalarından, Afyon’dan, kısacası Anadolu, Suriye ve Yunanistan topraklarında bulunan antik şehirlerden toplam 104 adet sütun getirtildi. 40 tanesi alt galeri katına, diğer 64 tanesi ise üst galeri katına yerleştirildi. Şimdi bir düşünün! Belki o gün mimarlar ve imparator zaman kaybetmemek adına sütunları eski tapınaklardan ve şehirlerden getirttiler. O günün teknolojik imkanlarını düşünün demiyorum, bugünün imkanlarını göz önünde bulundurun ve bugüne bakın. Ayasofya’nın dengi bir yapı ile karşılaşabiliyor musunuz? Eksik olan nedir? Düşünüyor musunuz? Önceden insanlar bir eser bırakıyorlardı şimdi ise beton yığınları... Ciddi bir duygu eksikliği var, estetik kaygı yok. Güzelliğe tutkun olma yetimizi kaybettik ve kaybetmeye devam ediyoruz insanlık olarak.
Bu hummalı inşaat,tarihçi Prokopios’un aktarımına göre beş sene sonra Miletli İsidoros ve Aydınlı Anthemios’ un mimarlığında tamamlandı. M.S 537 yılında Justinaous’un Ayasofya’sı törenle açıldı. Yeryüzünün gördüğü en güzel mabetti şüphesiz. İmparatora, Kudüs’te bulunan ve Süleyman peygamberin yaptırmış olduğu Süleyman Mabedine ithafen, ‘Seni geçtim Süleyman!’ dedirtecek kadar muazzam ve mühendislik harikası bir yapı. Daha önce hiç denenmemiş bir kubbe sistemi, daha önce ulaşılmamış bir kubbe yüksekliği… Bir ana kubbenin iki yarım kubbeyle desteklendiği bir plan şeması, 50 metreye ulaşan tepede asılı bir kubbe, dünyanın farklı yerleşim yerlerinden getirilen birçok yapı unsuru, beş sene boyunca aralıksız çalışan on bin kişilik bir ekip ve ısrarlı bir o kadar da aceleci imar imparatoru. Ve işte Ayasofya…
www.turuncusaglik.com
31
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
Daha önce hiç denenmemiş bir kubbe sistemiyle yapıldığı için tecrübesizliklerden dolayı, Ayasofya’nın kubbesi üzerinden daha birkaç asır geçmemişken çöktü. Bir ana kubbeyi önden ve arkadan iki yarım kubbe ile desteklemişlerdi ve bu iki yarım kubbe ana kubbenin ağırlığını eşit olarak ayaklara dağıtıyordu. Sağ ve sol cephede yarım kubbeler bulunmadığı için ve kubbeyi tutan kalkan duvarlar da yeteri kadar güçlü yapılmadığı için kubbe çöktü. Mimar İsidoros’un soyundan gelen Genç İsidoros’a kubbe yeniden yaptırıldı. Kubbeye yapılan destekleme çalışmaları yüksekliğini 56 metreye kadar çıkardı.
32
Ayasofya kubbe sistemi
Ayasofya’nın mermer kaplı duvarlarının dışındaki tüm yüzeyleri eşsiz mozaiklerle kaplandı. Estetik duygusu göz önünde bulundurularak yapılan bu süslemeler kendi döneminde ve kendisinden sonraki yüzyıllarda en gözde süslemeler olarak kaldı. Doğu Roma döneminde imparatorluk kilisesi olduğu için taç giyme törenleri burada yapıldı. Ana kapıdan girdiğinizde renkli taşlarla çevrilmiş yuvarlak bölüm Doğu Roma İmparatorlarının taç giydiği bölümdür.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
Taç giyme törenlerinin yapıldığı bölme M.S 1204 senesinde IV. Haçlı Seferi düzenlendi. Amaçları Kudüs’e ulaşmak olan bu devasa orduya Venedik donanma desteği verecekti. Rotasını Kudüs’ten Konstantin’e çeviren Dük Enrico Dandolo şehre girdi. Aynı dine mensup olmalarına rağmen mezhep farkından dolayı dinsiz gördükleri Ortodokslara zulmettiler, şehri yağmaladılar. Şu an İstanbul’da bir tane Roma imparatorunun mezarını bulamazsınız. Oysaki yüzyıllar boyunca burada hüküm süren imparatorların ve imparatoriçelerin kesinlikle mezarları olması gerekirdi,ama yok. Çünkü Latinler o mezarları da yağmaladılar, lahitleri açıp Ortodoks imparatorların ölü bedenlerini yaktılar. Dönemin hipodrom meydanı ve günümüzün Sultan Ahmet meydanında bulunan heykelleri, dikili taşları Venedik’e götürdüler. Bu yağmalardan ve vahşetten Ayasofya’ da nasibini aldı. Ve kadere bakınız ki Venedik Dükü Enrico Dandolo Ayasofya’da gömülüdür. Mezarına ait bir kalıntı bulunmamış olsa bile, dinsiz olarak gördüğü Ortodoksların en büyük kilisesine gömülmek, en azından mezar taşının orada bulunması trajikomik bir durum. Nihayet 1261 senesinde imparator Mihail Peleologos şehri geri aldı. Şehri yeniden eski ihtişamlı günlerine ulaştırmak için çok çaba harcadı ve bir ölçüde başarılı olabildi.
Milattan sonra 29 Mayıs 1453’te Osmanlı Devleti’nin başında bulunan Sultan Mehmet, ‘şehirlerin kraliçesi’ zengin ve güçlü bir Konstantinopolis de- 33 ğil de son demlerini yaşayan harap olmuş bir şehir buldu. Şeyh-ül müverrihin diye bilinen, hocaların hocası Prof. Halil İnalcık’ın dediği gibi, ‘ Fatih, Doğu Roma’nın harap olmuş Konstantin şehrini, bir Türk İslam şehri haline getirmiştir.’ Sultan Mehmet şehri fethettikten sonra kılıç hakkı olarak Ayasofya’yı camiye çevirdi ve restore işlemleri başladı. Duvarlar güçlendirildi ve destek amacıyla payandalar eklendi. Camii olarak kullanılmaya başladığı ilk günlerde, yapının içerisinde duvar resimlerine dokunulmadı her hangi bir müdahalede bulunulmadı. Kıble duvarı üzerinde bulunan duvar resimleri geçici bir süreliğine çarşaf vb.araçlarla kapatıldı. Ancak Ayasofya’ya gelen gayr-ı müslim ziyaretçiler, kutsal emanet götürme adı altında üst galeri de bulunan Deisis mozaiğinden parça kopara kopara %60’a yakın bir kısmını yok ettiler. Bunun önüne geçmek için sonra ki yıllarda Osmanlı yöneticileri, bu mozaiklerin üzerini alçı sıva ile kapattılar. Bu duvar resimlerinin bugüne kadar zarar görmeden ulaşmış olması bu önlem sayesinde olmuştur.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
Fatih Sultan Mehmet döneminde Ayasofya’ya bir minare ile bir de medrese eklendi. II. Bayezid döneminde, Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Humayun girişinde ki minare eklendi. Yerebatan Sarnıcı tarafında ki minareler ise II. Selim döneminde eklendi. Mimar Sinan tarafından yapılan bu iki büyük minare yapıya doğal payanda desteği vermiştir. Koca Mimarın bu eklemeleri Prof. İlber Ortaylı’nın dediği gibi ‘Ayasofya’nın bugünlere ulaşmasının en büyük sebeplerindendir.’
34 İlerleyen yüzyıllarda Ayasofya içerisinde birçok ekleme yapıldı. Mihrabın iki tarafında bulunan bronz kandiller, Kanuni Sultan Süleyman’ın Budin Seferi dönüşünde getirilmiştir ve camiye hediye edilmiştir. O günlerde bu bir gelenekti. Fethedilen şehirlerden o yörenin alamet-i farikaları getirilirdi. Sultan Süleyman’da bu geleneğe uyarak bu iki şamdanı Ayasofya’ya hediye etmiştir. İlerleyen yıllarda da Ayasofya içerisinde bir hayrat bırakmak gelenek haline gelmiş, müezzin mahfilleri, vaaz kürsüleri vb. eklemeler devam ederek gelmiştir. Yakın tarihin en kapsamlı restore çalışması Sultan Abdülmecid döneminde yaptırılmıştır. İsviçreli Fossati kardeşlerin 1847-1849 yılları arasında yaptığı bu çalışmalarda bazı eklemelerin yerleri değiştirildi ve güçlendirildi.
www.turuncusaglik.com
Aynı dönemde hattat Kadıasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan devasa levhalar eklendi. 7.5 metre çapındaki bu dev levhalar ana binanın 8 temel sütununa yerleştirildi. Üzerlerinde ‘Allah, Hz.Muhammed, Hz.Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz.Ali, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’ yazan bu levhalar İslam aleminin en büyük hat levhalarıdır. Ve yine aynı hattat ana kubbenin ortasına Nur Suresinin 35.ayetini de yazmıştır. O boyutlarda bir yapı ancak bu büyüklükte levhalarla süslenebilirdi şüphesiz.
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
Levhalar 1935 yılında İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün A. Scheinder başkanlığında yaptığı kazılarda, bugün ki zeminin yaklaşık 2 metre altında ikinci Ayasofya giriş kapısının basamakları, sütun kaideleri bulundu. 12 havariyi temsil eden kuzu kabartmalı blok çıkarıldı. Bahsettiğimiz 12 havari, İsa Peygamberin 3 yıllık tebliğ hayatı boyunca ona inanmış olan 12 kişidir. 921 sene kilise ve 482 sene boyunca da camii olarak hizmet vermiş olan Ayasofya, 1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün emri ve
Bakanlar Kurulunun kararı ile müzeye çevrilmiş, yerli ve yabancı ziyaretçilere açılmıştır. 1936 tarihli tapu senedine göre Ayasofya ’57 pafta, 57 ada, 7.parselde Fatih Sultan Mehmet Vakfı adına Türbe, Akaret, Muvakkithane ve Medreseden oluşan Aya35 sofya-i Kebir Camii Şerifi’ adına tapuludur. Günümüz Türkçesi ile ‘ Büyük Ayasofya Camii ’ diyebiliriz. Ayasofya; plan şeması bazilika(kilise), tapusu camii ve kendisi müze olan bir yapıdır.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
36
Yolunuz bir gün İstanbul’a düşerse ki kesinlikle düşmeli… Ayasofya’ya gidin, bahçesinde dolaşıp 1500 senelik havayı teneffüs edin. Konstantinopolis’ten İstanbul’a uzanan bu tarihi yolun en belirgin kilometre taşı olan bu yapıyı karış karış gezin. Yapıdaki ihtişama ve estetiğe hayran olacaksınız, çıkmak istemeyeceksiniz, gitmelisiniz. 481 sene camii olarak hizmet vermiş bir yapıda nasıl olurda bu kadar Hristiyan duvar resimleri olabilir diyeceksiniz. Ve bakmasını bilen gözler bir medeniyetin hoşgörüsünü görecekler. ‘Güzellik detayda gizlidir.’ sözündeki detayı her alanda arayan insanlar Ayasofya’da ki güzelliği görecekler. Ölmeden önce yapılması gerekenler listenize ‘Ayasofya’ maddesini de eklemenizi umuyorum. Alim GÜNDÜZ
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
KİMDİR ? Yaşar Kemal, bir gün köye bir çerçinin geldiğini görür. Çerçinin köylü kadınlara istediklerini verdiğini ve bunları bir deftere kaydettiğini görür. Bu yaptığı şeyin yazı olduğunu ve okuyup unutmamaya yaradığını öğrenir. Yazıyla tanışan Yaşar Kemal’in halk şairleri gibi şiir söyleme ünü, yakın köylere yayılmaya başlamıştır. ‘Âşık Kemal’ mahlasıyla söylediği şiirler dillerdedir. Köyüne Toroslar’dan iki gözden yoksun Âşık Ali gelir. Sabaha kadar onunla atışan Kemal’e Âşık Ali: “Sen bu yaşta bu kadarsan sonunda Karacaoğlan gibi olacaksın.” der. Çocukluk yılları Yaşar Kemal’in, türküler söyleyip ağıtlar yaktığı yıllardır. Babasının koruyucusu olan ‘Zalanın oğlu’ adlı eşkıya öldürüldüğünde yaktığı ağıt onun için unutulmaz bir başlangıç olur. Önceleri oğlunun bu işlerle uğraşmasından rahatsızlık duyan annesi, bu ağıtı çok beğenir ve oğlunun uğraşısına artık ses çıkarmaz. 1950’ye kadar inşaat kontrol memurluğu, ırgat kâtipliği, arzuhalcilik, pamuk tarlalarında amelebaşılık, pirinç tarlalarında su bekçiliği, çiftliklerde kâtiplik, Kadirli’nin Bahçe Köyü’nde öğretmen vekilliği gibi sayısı kırkı bulan değişik işlerle uğraşır. Diğer yandan da Adana’da bulunan edebiyatçı aydınlarla tanışarak kendini yetiştirmeye çalışır. 1950 yılı Nisanında arzuhalcilik yaptığı yıllarda Çukurova Komünist Partisi kurucuları arasında bilindiğinden 15 gün hapishanede yatar. Yaşar Kemal bu süreci şöyle aktarır:
“1950 yılı nisanında hapse girdim. Adana’da Kadirlili bir çocuk komünist propagandası yaparken yakalanmış. Ben o zamanlar Kadirli’deydim. Arzuhalcilik yapıyordum. Küçük bir tahta kulübeydi dükkânım. Çocuğu çok dövmüşler. Oda bildiği adların 37 hepsiyle bir olmuş Çukurova’da Komünist Partisi kurmuş. Ben de o kurucular arasındaydım. Bir sabah candarmalar geldiler. Şangır şungur, ellerinde kelepçeler, birini bana taktılar; savcıya, sorgu yargıcına götürdüler, oradan da doğru hapishaneye. Kadirli Hapishanesinde on beş gün kaldım.” Yaşar Kemal, İstanbul’dan Adana’ya sürgün edilen Abidin Dino vesilesiyle okuduğu Don Kişot’tan çok etkilenir. Bu yıllar yazarın Batı edebiyatıyla tanıştığı yıllardır. Homeros, Moliere, Faulkner, Balzac, Tolstoy, Çehov, Stendhal, Dostoyevski; yerli edebiyattan Nazım Hikmet, Karacaoğlan, Orhan Veli, Dadaloğlu, Sait Faik hayran kaldığı, dilinden ve anlatımından etkilendiği yazarların başında gelmektedir. İlk folklor denemesi olan Ağıtlar derlemesini bu yıllarda yapar. Kadirli’de evinin jandarma tarafından aranıp bazı derlemelerine el konulmasından sonra başına ne geleceğini bilemediğinden adı Kemal Sadık’ı, Yaşar Kemal diye değiştirir.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
1942-1944 yıllan arasında Ramazanoğlu Kütüphanesi’nde çalışırken okuduğu yüzlerce klasik eser sanatını oluşturan diğer bir unsurdur. Seçilmiş eserleri okumasında Arif, Abidin ve Güzin Dino’ların yardımları olur. Hatta Güzin Dino, yazara okuması gereken kitapları gösteren ve Fransız klasiklerinden oluşan bir liste verir. Üzerinde derin etkiler bırakmış biri de, gözleri görmeyen ve hayatı halk arasında efsaneleşmiş bir dengbej olan Abdale Zeynikî’dir. Adana’da 1940’lı yıllardaki mevcut kültür çevreleri ve aydınları da sanatının oluşmasında önemli unsurlardandır. Yaşar Kemal, kendini bir geçiş döneminin tanığı olarak nitelendirir: “Bu yüzyılın olağanüstü olaylarından birini yaşadım. Çukurova’nın geçirdiği büyük değişimleri yaşamak, daha sonra da bunları gözlemlemek ve yazmak fırsatı buldum. Kendimi seve seve, beraberinde getirdiği tüm sorunlarıyla eski ile yeninin bir arada var olduğu bir geçiş döneminin tanığı olarak nitelendirebilirim.” Her kitabında kişiler arasında en azından bir çocuğun bulunmasını, bazı romanlarının tümüyle çocuklara yönelik olmasını, yazar şu cümlelerle açıklar: “Çocukların benim zayıf yanım olduğunu söylemeliyim, çocukların yapıtlarımda birinci sırayı tutması böyle açıklanabilir şüphesiz. Evet, onları çok seviyorum; çünkü doğa karşısında davranışları hep duygusaldır. Onların sonsuz bir sevgi, neşe yeteneği vardır; ama bir o kadar da korkuları.” Sait Faik Abasıyanık
38
18 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul Erkek Lisesi’nin sonuncu sınıfında iken Bursa Lisesi’ne geçti, buradan mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. Ekonomi öğrenimi için İsviçre’ye gitti. Kısa süre kaldı ve Fransa’ya geçti. 3 yıl Fransa’da yasadı. Yurda dönüşte ticaretle uğraştı. Bir süre Halıcıoğlu Ermeni Yetim Mektebi’nde Türkçe grup dersleri öğretmenliği yaptı. Hikâyeleriyle tanındi. Yasemini Şişli’de Bulgar Çarşısı’ndaki apartman ve Burgaz Ada’daki köşklerinde annesi ile geçirdi. Evlenmedi. Ölümünden sonra Burgaz Ada’daki evi müze haline getirildi. 11 Mayıs 1954’te sirozdan öldü. Annesi, ölümünden sonra “Sait Faik Hikâye Ödülü” oluşturdu. Olayı temel alan geleneksel öykü kalıplarını yıkarak Türk öykücülüğünde yeni yollar açtı. Şiirsel bir anlatım, gerçeği çeşitli durumlarıyla görünür kılan bir gözlem ve izlenim gücüyle kendisinden sonraki öykücülere önderlik etti. Çağdaş edebiyata katkılarından dolayı Amerika’daki Uluslararası Mark Twain Derneği’nin onur üyeliğine seçildi.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
ŞİMDİ SEVİŞME VAKTİ
Çıplak heykeller yapmalıyım. Çırılçıplak heykeller Nefis rüyalarınız için Ey önünden geçen ak sakallı kasketli, Yırtık mintanından adaleleri gözüken Dilenci Sana önce Şiirlerin tadını Aşkların tadını Kitaplardan tattırmalıyım Resimlerden duyurmalıyım, resimlerden... Şu oğlan çocuğuna bak Fırça sallıyor Kokmuş manifaturacının ayağına Dörtyüzbin tekliğinden On kuruş verecek. Seni satmam çocuğum Dört yüz bin tekliğe. Ne güzel kaşların var Ne güzel bileklerin Hele ne ellerin var, ne ellerin Söylemeliyim Yok Yok... meydanlarda bağırmalıyım, Bu küçük Güllerin buram buram tüttüğü Anadolu şehri kahvesinde Kiraz mevsiminin Sevişme vakti olduğunu.
Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım. Baygınlık getiren şiirler. Kiraz mevsimi, kiraz Küfelerle dolu pazar. Zambaklar geçiriyor bir kadın. Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını Belediye kahvesinde hakla o eski, o yalancı O biçimsiz bizans şarkısı. Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem Nasıl etsem, nasıl yapsam da Meydanlarda bağırsam Sokak başlarında sazımı çalsam Anlatsam şu kiraz mevsiminin Para kazanmak mevsimi değil Sevişme vakti olduğunu... Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını, Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam Boş geçirdiğim bağırmadığım sustuğum günlere Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğunun Oğlu bir şiir okusa Karacaoğlan’dan Orhan Veli’den Yunus’tan, Yunus’tan... Sait Faik Abasıyanık
Süleyman Barış KÖKSAL
www.turuncusaglik.com
39
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
BİRAZ ÇAY BİRAZ SEVDA
40
Yine mevsimlerin birbirine karıştığı şehirde, kış tasvirli bir günde soğuktan uyuşmuş ellerini umutsuzca montunun cebine sokup yürümeye devam etti. İnsanların tek tük kaldığı sokaklardan geçti. Yorulmuştu lakin yorgunluğunun sebebi neydi o biraz tartışılırdı. Biraz soğuk, biraz kırgınlık, biraz insanlar... Kendisini sıcak bir mekâna girerken buldu bir şıngırtıyla. Oturdu, sıcaklığa alışmaya çalışan bedenine yardımcı olmak istercesine kollarını birbirine sardı. O dakikada önüne bir çay konuldu, nazik bir selam ile. Havanın bile kendi soğukluğundan üstüne beyaz bir örtü çektiği günde bir selam kadının içini bu kadar ısıtmamalıydı. Kafasını kaldırdı ve en derin koyulukta olan gözlere denk geldi. Selamına karşılık bir şeker attı çayına, ardından sigarasını yaktı derin olduğunu bile bile kıyısında dolaştığı gözlere. Uyuşmuş hislerine ve bedenine bir başkaldırı gerçekleştirdi gönlü. Hal bu ki soğuktu kadın, biraz umutsuz, biraz inançsız. Sonra yine denk geldi o gözlere, bir çay daha geldi masaya ve bu sefer atmadı şekeri. Bir sigara daha yakıldı başkaldırıya katılan dudaklar için. Adam gülümsedi, kadın derin bir nefes aldı boğulamadığı gözlerin derinliğinde.
www.turuncusaglik.com
Hal bu ki boğulmalıydı bilmediği sularda lakin hiç bir derinlik bu kadar evi gibi hissettirmemişti ve hiç bir doğru bu kadar ağır gelmemişti kadına. Bu ağırlığın sebebi neydi tartışılırdı. Biraz sıcak, biraz umut, biraz kahverengi... Kalktı yerinden yavaşça, elini yüzünü yıkadı da mavilerinden silemedi kahveleri. Usulca gitmek için toplandı ama yolunu tatlı ile kesti adam. Boyun eğdi kadın. Onun boyun eğmesi saçlarını sımsıkı toplamasıydı, topladı da. Bir iki tutamı düştü adamın gözbebeklerine, gülümsedi. Bir sigara yandı, bir çay daha yerini aldı masada. Hiç ait hissetmemişti kadın, hiç bir adamın yanında böylesine yer bulmamıştı kendine. O, bol kafeinli acı kahvelerin kadınıydı. Çöplerine kadar içtiği çay bu kadar demlenmiş olmamalıydı. Isınmayan elleri sıcaktan uyuşmuş olmamalıydı. Montunu aldı, sigarasını söndürdü ve son yudumlarını bıraktı masada. Bir elveda bu kadar çabuk özlemi hatırlatmamalıydı. Gözleri doldu da sebebi neydi tartışılırdı. Biraz rüzgâr, biraz sevda ve bir bardak çay daha... Betül ÜSTÜN
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
KAYIP NESLİN GÜNCESİ Dünyamı çevreleyen şu koca dağlardan ne zaman kurtulacağım? Bu soru çok kurcalıyor zihnimi şu aralar. Ruhumu çevreleyen ve canı istediğinde nefesimi kesercesine ruhumu sıkıştıran şu koca dağlar… Her biri şu an tek tek patlayıp gökyüzünü toza dumana boğsa ben yine de şu süzülerek toprağa düşen ölmüş yaprağı izleyeceğim. Bir an içinde binlerce anlam yükleyeceğim o ölü yaprağa ve bin anlamı yine tek cümleyle anlatmaya çalışacağım. Oysa bir anlamı bin cümleyle tasvir edemeyen sığlarla dolu hayatım. İstediğim çoğu şeyi elde ettim, elbette başaramadığım hedeflerim oldu, yani henüz. Yoksa hayatta olmamın ne anlamı olurdu ki? Rüzgârın ufacık bir nefesinde savrulacak olan ve hiçbir şekilde karşı koyamadan toprağa süzülen şu ölü yapraktan ne farkım kalırdı? Günümüz şartlarına göre ömrümün üçte ikisini tamamlamış bulunmaktayım. Tabi ki yarın ölsem hakkımı arayabileceğim bir yer olduğunu zannetmiyorum. Yapacak daha çok işim, ulaşmam gereken, ulaşmak istediğim, daha çok hedefim vardı diye kime ağlayabilirim ki? Ve demezler mi ki; onca vakittir ne yaptın? Bir ağacın dalından toprağa düşene değin süren bir vakitte dağlar var olup dağlar yok oluyor. Ve ben sadece kendi dağlarım arasında sıkışıp kaldım uzunca bir süre. Hal bu ki her birini ben yarattım. Özellikle her fırsatta zihnimi tırmalayarak yüreğimi ezen, şu tam ruhumun arkasına saklanmış geçmiş dağını. Geçmiş… Bir cümleyi –miş takısıyla bitirince ne kadar da kolay görünüyor oysa telaffuz etmesi. Ancak tek bir kelimenin ardına geldiğinde? Geçmiş kelimesi yüklendiği onca anlamla yumruklar indiriyor göğsümün sol yanına, her defasında. Saflığımla, daha çocuk yaşlarda annemi yok yere üzdüğümün utancı çıkmıyor nedense zihnimden.
Yüzümü buruşturan bir kokusu var o anının. Oysa daha beter üzdüğümü bilirim sevdiklerimi, nedense onları hatırlayamıyorum. Zeki olmakla övünen bir insan için yaptığı aptallık unutulmaz olmalı demek ki. Yahut canımı en çok acıtan o ihaneti her hatırlayışımda zihnime dağılan şu tuzlu su. İnsanın genzinin yanması gibi bir his veriyor, tabi daha gerilerde bir yerde. Bir de nedense bir çift göz beliriyor hayalimde. Anılarımda olmayan, şu zihnimi yakan suyun gözleri olmalı onlar. İşte en küçük zafiyette zihnimi ezen o dağ. Peki ya hemen şu sol tarafımdan sıkıştıran tepeciğe ne demeli. Normalde baksam görünmez ya. Ama bir tek onun elinde bıçak var. Özlediğim ne varsa biriktirmiş yüreğine. Kıyıp elimi kaldıramayacağımı da biliyor ya, dilediği gibi tepindi bunca zaman ruhumun üstünde. Hele ki şu son zamanlar. Her hangi bir insan için özlenecek ne varsa kaldım uzağında; 41 aile, sevgili, dostlar. Ve sıradağların zirvesi, hem hayalim hem de engelim. Aşk… Birkaç yıl önce sorsalar, ülke genelinde bir şiir okuyucusu olacak, sağlam romanlar yayınlayacak, en azından üç üniversite bitirip kendimi tamamlayacaktım. Şimdiyse ülkenin en doğusunda sıkışıp kalmış ve karşımdaki dağın gölgesinden dahi çıkmaya korkan birine dönüştüm. İşin garibi bu dağın gölgesinden çıkmak da istemiyorum. Bir diziden alıntı, çok sevdiğim bir söz var: Aşk, dediğim gibi insan hatasıdır. Birçok dine göre insan zaten yeryüzüne hata yapmak üzere gönderilmiştir. Sonra da o hatalardan ders almak için tabi. Peki ya ders almak istemiyor ve o hatadan zevk alıyorsak? Hata kavramı da göreceli oluyor bu durumda. Seçimlerimin sonucu beni mutlu etmişse eğer, başka insanlara göre hatalı bir seçim olmuş olsa bile, bana göre doğru değil midir bu? Tabi insan olmanın verdiği iştahla diğer seçeneklerin ihtimallerini düşünmüyor olsaydım.
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
42
En başta her yanımı saran dağlar olduğunu söylemiştim ancak; şu an daha iyi anlıyorum ki sağ yanımda kalan yer koca bir uçurum olabilir ancak. Adım attığımda düşmediğim, sadece boşlukta süzüldüğüm ve yalnızca dağların arasına dönmek istediğimde hareket edebildiğim bir solucan deliği. Peki, ne mi var orda? Tercih etmediğim yollar. Belki ilerde tercih etmeyeceklerim de oradadır, henüz deneyimleyemediğim çok şey var haliyle. Ruhumun daraldığı anlarda oraya adım atacak deliliğe ulaşıyorum bazen, her defasında boşluğa düşüp kaybolacağımı hayal ederek. Çünkü ne yapıyorum ki şu an ben? Ruhum da bedenim de hiç bilmediğim bir yerde sıkışıp kalmış halde. İşin kötüsü bu noktaya kadar gelmek için yıllarca debelenmiş, biriktirmiş ve bu noktaya geldiğim anda sevinmiş kişi de yine benim. Ve şu an olduğum yere geldiğimden beridir, yola devam etmeye her çalıştığımda, aynı süreçte yarattığım dağlar engel oluyor bana. Kendimi aşamıyor, kendimden kurtulamıyor, kendimle yola devam edemiyorum artık. Yola devam etmeye gücüm yokmuşçasına üretmeden, düşünmeden, yapmam gerekenleri yapıp arta kalan zamanı harcamaya kaynak arıyorum artık. Biz insanlar, kısıtlı sahip olduğumuz mal varlığını harcayacağımız gereksiz ve anlamsız maddeleri ürettiğimiz gibi daha da kısıtlı sahip olduğumuz zamanı harcamak için de birçok bahane üretmişiz. Kendi varlığına bu kadar düşmanca davranan başka bir canlı var mıdır diye soracağım, ancak düşmanlık edebilen tek varlık biziz zaten. Gereksiz şeylere harcayacağım parayı kazanmak için geçirdiğim saatlerden sonra, paramı zamanı verimsiz ve hızlıca geçirmenin yollarına harcıyorum. Çok basit bir teoridir. Eğer ışık hızına ulaşırsak zaman durur. Düşüncelerimiz ise zamandan müstesnadır. Aynı anda milyonlarca şey düşünür, içlerinden istediğimi seçer, o bilgiyi değerlendirir, öğrenir ve özgün bir yorumla tekrar depolarım. Bunu çok sık yaparsam hızı iyice artırır, bir bilgisayar oyununa ayıracağım sürede belki de binlerce bilgiyi kendime göre şekillendirip depolayabilirim
www.turuncusaglik.com
. Ya da henüz tatmadığım duyguları hissedip onları deneyimleyebilirim. Oysa başka insanların hayatını, başarılarını, maceralarını izleyip bunlara bağımlı olup kendimi, asla yerinde olamayacağım kişilere imrenerek tatmin etmekle geçiyor zamanım. Ağaç dalından toprağa kadar… Sahi ne yapıyorum ben? Bir amacı olmayan hatta amacının olması gerektiğini unutan, değersiz anılar biriktirip korkularına kısılıp kalmış, daha da kötüsü korkularından dahi bihaber olan insan gerçekten insan mıdır? Dünyanın kurtulması gerektiğine inanmıyorum, böyle bir şey olsa da ne yapabilirim ki bu kadar sıkışıp kalmışken. Yaptıklarımın hatta yapmadıklarımın, şu an benimle birlikte yaşayan tüm insanlara ve benden sonrakilere ne zararı olabilir ki zaten? Evrende bir noktanın içinde öylece savrulan bir zerreyim sadece. An içinde anları yaşayabilen, icat edebilen, keşfedebilen ancak tüm bunlara erinen yahut gereksiz bulan bir organizmayım. Hapishanesi ancak dağlardan olabilecek kadar mükemmelim. Ve bu hapishaneden çıkmaya takatim yok. Hiçbir şey yapmamaktan yorgun halde hiçbir şey yapmamaya devam edecek ve öylece düşeceğim toprağa. Ne de olsa her yol sona çıkar. Ve ben sona nasıl ulaştığımı umursamıyorum hatta sondan habersizim de diyebiliriz. Geceyi karanlığından kurtaran dolunay, tül tül bulutların arasından gülümsedi öylece. Sonuçta hayat; çiğnemeden yutulan nefesler, bir ölümlük can ve yürekten damlayan suyun gözleri… Ve ölü yaprak öylece düştü toprağa. Abdullah İNCİOĞLU
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
YÜREĞİMDEKİ İZİN ÖLDÜRDÜ SENSİZ GÜNLERİ Gözlerin görünmez ufuk çizgisi gibi
Haberini alırdım balkondaki güvercinlerden.
Hislerin dokunulmaz sıcak çay gibi
İtina ile konardı her sabah, her akşam…
Hissettirdiklerin unutulmaz sürur gibi
Benim içim upuzun bir yol gibi…
Yüreğimdeki izin naif koku gibi
Her sahile gidişimde,
Yağmurdan sonra çıkan gökkuşağı gibi
Dalgalara sorardım senin gelişini…
Adımların sisten buğulanmış cam gibi
Ne an, ne gün, ne ömür…
Ve kalelerin ucundan beklenen umuttun…
Uçan martıya sorardım sensiz geçen günleri
Hayalindi karşında oturup Galata’yı izlemek,
Buluttan düşen yağmura anlatırdım
Hiç ayırmadan gözlerimde esir kalmak,
Gözlerim dolu tanesi oluverirdi…
Sevgimi kahvenin lezzetinden hissetmek…
Kayalarla dertleşirdik uzun uzun
Denizi seyredip yazdığım şiirimsin.
Her doğan Güneş, her batan gemi
Sokaklarda aradığım aşina yüzsün.
Sensiz günlerin öldüğüne tanık olurdu…
Her sabah gözüme gülümseyen Güneş’ sin.
43
Emine ALAYCI
Yüreğimi ısıtan, gözlerimi ışıldatan Varlığım için yükselen ellerim, Kabul olmuş en güzel duamdır…
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’,9.Sayı
KAYNAKÇA VÜCUDUMUZUN EN ÇOK İHTİYAÇ DUYDUĞU VİTAMİNLER-http://www.ctf.edu.tr/stek/pdfs/11/
1103ga.pdf,http://www.synlab.com.tr/fileadmin/standortseiten/synlab_tr/pdf/SYNLAB_A_VITAMINI_VE_ KAROTENLER.pdf,http://www.synlab.com.tr/fileadmin/standortseiten/synlab_tr/pdf/FOLIK_ASIT__VITAMIN_B9_.pdf,Erciyes Tıp Dergisi (Erciyes Medical Journal) 24( 4) 209-214, 2002, Wacker M, Holick MF. VİTAMİNLER MİNERALLER VE SAĞLIĞIMIZ Yrd. Doç. Dr. Gülhan Samur Hacettepe Üniversitesi - Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü
CİLT SAĞLIĞINI DESTEKLEYEN BESİNLER-
https://www.bda.uk.com/foodfacts/SkinHealth.pdf http://dermatology.yale.edu/dermsurg/Chapter%2010%20Healthy%20Nutrition%20and%20Your%20 Skin_36899_284_5.pdf BESİNLERİN ZİHİNSEL GELİŞİM ÜZERİNE ETKİSİ-
44
1. Dewey ELPaKG. Nutrition and brain development in early life. Nutrition Reviews® Vol 72(4):267–284. 15 October 2014. 2. Katie Adolphus* CLLaLD. The effects of breakfast on behavior and academic performance in children and adolescents. Frontiers in Human Neuroscience. 08 AUGUST 2013. 3. Nehlig A. The neuroprotective effects of cocoa flavanol and its influence on cognitive performance. British Journal of Clinical Pharmacology. 10 JULY 2012. 4. ROBLES JCL. PERCEPCIÓN DE PADRES Y PROFESORES SOBRE LOS EFECTOS DE LA DIETA EN EL DESARROLLO MENTAL DE LOS NIÑOS. 15 de Mayo de 2017. 5. Sujatha Rajaram1† CV-P, 3†, Montserrat Cofán2,3, Joan Sabaté1, Mercè Serra-Mir2,3, Ana M. Pérez-Heras2,3, Adam Arechiga4, Ricardo P. Casaroli-Marano5, Socorro Alforja5, Aleix Sala-Vila2,3, Mónica Doménech2,3, Irene Roth2,3, Tania M. Freitas-Simoes2, Carlos Calvo2,3, Anna López-Illamola2,3, Ella Haddad1, Edward Bitok1, Natalie Kazzi1, Lynnley Huey1, Joseph Fan6 and Emilio Ros2,3*. TheWalnuts and Healthy Aging Study (WAHA): Protocol for a Nutritional Intervention Trial with Walnuts on Brain Aging. Frontiers in Aging Neuroscience. 10 JANUARY 2017.
GEBELİĞİN ÖNLENMESİ (KONTRASEPSİYON)-PROF. DR. LALE TAŞKIN KADIN SAĞLIĞI HEMŞİRELİĞİ Kitabı DONDURMANIN MEVSİMİ OLMAZ-
1. İce Cream Fourth Edition, W. S. Arbukle 2. http:// www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmede/25476191 3.http:// healthyeating.sfgate.com/advantages-disadvantages-ice-cream-human-health-2858.html OBEZİTE VE GEBELİK-
Baysal A. Beslenme, Hatipoğlu Yayınevi Samur G. Obezite ve Gebelik, Hacettepe Üniversitesi Yayınları
www.turuncusaglik.com
Ekim - Kasım 17’, 9.Sayı
45
www.turuncusaglik.com