Yeni Dönem Sayı: 3 Elde kalan tezkere - GÜNDEM Demokrasinin Yolu AB’den Değil, Mücadeleden Geçer! – ARİF BENOL Sendikaların krizi ancak devrimci önderliğin inşasıyla aşılabilir – MAVİ MAYIS Özelleştirmelere karşı işçiler haykırıyor: "Fabrikalar kalemiz" – FUAT KARAN Türkiye ve dünya işçi hareketinden haberler – FUAT KARAN Söyleşi: Seda Giyim’de işçi kıyımı – MÜCAHİT YILMAZ YÖK ve işgale karşı öğrenciler alanlardaydı – NEHİR GÜLEN UİB-DE (LIT-CI) Bolivya Deklerasyonu – UİB-DE Bolivya’yı sarsan ayaklanma – MURAT YAKIN
Elde kalan tezkere! İşçi Cephesi Irak’a asker gönderme tezkeresinin parlamentoda kabulünü isteyen güçlere göre, Irak’a askerin gitmemesi durumunda Türkiye kendisini direk olarak ilgilendiren Irak sürecinin dışında kalacak ve bu durumda Türkiye’nin bölünmesine bile yol açabilecek bir tehlikeye gereken müdahalenin yapılması zorlaşacaktı. Ordu, Genelkurmay Başkanı aracılığıyla birinci elden bu anlayışını sürekli olarak empoze etti. Asker gönderme kararının zorunlu olduğunu iddia eden Hilmi Özkök’e göre birinci tezkerenin parlamentoya takılması Türkiye için büyük bir hata ve kayıp oldu. Çıkarları gereği Irak’ta olması gereken Türkiye eğer ilk tezkereyle ABD’ye olumlu yanıt verse, zahmetsiz şekilde Irak masasında yerini alacaktı. Bu iddianın sahibi Genelkurmay Başkanı Özkök’e göre ilk fırsatı kaçıran Türkiye, hem çıkarları gereği asker gönderme konusunda ABD’ye olumlu yanıt vermek hem de artık “riski” daha fazla olan bir adım atmak noktasına gelmişti. Bu nedenle asker gönderme kararı parlamentoda kabul edildiğinde kimse Türk askerinin ABD istemediği için Irak’a gidemeyeceğini hesaba katmadı. Tezkerenin elde kalışı Oysa gelinen noktada ABD, "müttefik" Türkiye’ye biçtiği yardımcı role bölgenin hassas durumu nedeniyle “bu aşamada” ihtiyaç duymadığını açıkladı. Bu gelişme ordu ve hükümet üzerinde soğuk duş etkisi yaptı. Irak’a göndermek üzere askeri birliklerini hazırlayan Türkiye bir anda yeniden sürecin dışında kalmış oldu. Konuyla ilgili hükümet ve ordu sözcüleri ayrı tellerden çaldı. Abdullah Gül kararı, ABD ile birlikte uyum içinde aldıklarını söylerken Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Irak’a asker gönderme heveslisi olmadığını açıkladı. Hilmi Özkök ise Türk askerinin Irak’ta olması gerektiği tezine devam etti ve “neler oluyor, bilmiyoruz...” sözleriyle duyduğu kaygıyı dile getirdi. Bu farklı açıklamalar sadece Türk tarafında değil ABD tarafında da kendini gösterdi. Türk askerinin Irak’ta olmaması gerektiğini söyleyenden elinde tezkeresi olan Türkiye’yi Irak’a almamanın rezalet olduğunu söyleyene kadar bi dizi ABD’linin açıklaması basında yer aldı. Ne ABD’nin ne de Türkiye’nin Irak hakkında tek ve berrak bir plan/programa sahip olmadığı ortada. Türkiye’nin Irak başta olmak üzere bölgeye ilişkin politikası bir yana fiili hareket planı ABD’ye göbekten bağlı durumda. ABD’ye rağmen ve ondan bağımsız bir Ortadoğu stratejisine sahip olmayan/olamayan Türkiye’nin, ABD’nin emperyalist işgal ve sömürge politikaları ekseninde hareket edişini İsrail merkezli bir Ortadoğu kavrayışı içinde olduğunu söyleyerek tamamlamak gerekir. Sonuç olarak Türk tarafı kanını dökmekten kendisini alıkoyan nedenleri korku ve endişeyle izliyor ve Sam amcanın şapkasından çıkacak şeyin bir Kürt devleti olmasının kabusunu görüyor... ABD ve Türk tarafında bunlar yaşanırken Irak Geçici Yönetim Konseyi Başkanlığı’nın ve Talabani/Barzani önderliğindeki Kürtlerin kesin karşı duruşu bir yana, Irak halkının yeni bir işgalciye ve özellikle de “komşu” Türkiye’ye sabrının olmadığını haftalardır basın-yayın yoluyla zaten izliyoruz. Bu karşı çıkışlar TBMM’den Irak’a asker gönderme kararı çıkmasından önce başladı ve ABD’nin Türk askerine ihtiyaç olmadığını “ima