xxi_kasim_2010

Page 1

xxi.com.tr

SAYI 94 KASIM 2010 9 TL (KKTC 10 TL)

AÇIKOFİS MİMARLIK FLUID MOTION ARCHITECTS MVVA ONBİR41 MİMARLIK SANTIAGO PARRAMON YVES BEHAR ZIGELBAUM+COELHO

KONE DESTEĞİ İLE BU DERGİ İÇİN AĞAÇ KESİLMEDİ

ÇOCUKLARLA OYNAYAN OKUL MERT EYİLER/MEMA’DAN İLKÖĞRETİM YAPISI

OTOMASYON REFERANS DOSYASI

YUVARLAK MASA: YEREL TASARIM ETKİNLİKLERİ

yaz›sıyla OTTO VON BUSCH

XXI < MİMARLIK TASARIM MEKAN < SAYI 94 < KASIM 2010 < AÇIKOFİS < BEHAR < EYİLER < FLUID MOTION ARCHITECTS < MVVA < ONBİR41 MİMARLIK < PARRAMON < ZIGELBAUM+COELHO < YEREL TASARIM ETKİNLİKLERİ

Y‹RM‹B‹R M‹MARLIK TASARIM MEKAN



Yirmibir Mimarlık, Tasarım, Mekân Depo Yayıncılık adına sahibi ve yayın yönetmeni Kuyaş Örs yazı işleri müdürü (sorumlu) Hülya Ertaş Ürer hulya@depo.com.tr endüstriyel tasarım editörü Elif Esmez elif@depo.com.tr yardımcı editör Merve Taşpatlatan merve@depo.com.tr

Var olan üretimin yansıması

reklam müdürü Burcu Hinginar Akıncı okuyucu ilişkileri sorumlusu Manolya Nurgün grafik tasarım Aslıhan Özgen sayfa tasarım ve uygulama Doğukan Bilgin kapak tasarımı Emre Çıkınoğlu web tasarımı Ufuk Demirgüç Anıl Dönmez Turgay Tuğsuz kapak fotoğrafı Tepe İnşaat İlköğretim Okulu, İstanbul, 2010, © Bilent Aydoğdu basım yeri Ofset Yapımevi Yahya Kemal Mahallesi Şair Sokak No: 4 Kağıthane, İstanbul yönetim yeri Depo Yayıncılık Hacı İzzet Paşa Sokak Rota 1 Apartmanı 12/2 34427 Gümüşsuyu İstanbul 0212 251 1811 xxi@depo.com.tr genel dağıtım DPP Yerel süreli yayın. Dergide yer alan yazı ve fotoğrafların tamamı ya da bir bölümü, Depo Yayıncılık’ın yazılı izni olmadan kullanılamaz.

Depo tüm yayınlarında KONE'nin desteği ile %100 dönüştürülmüş kağıt kullanıyor.

XXI dergisi bu ayki sayısına güncel proje haberleriyle başlıyor. Türkiye'de yapılı çevre ve tasarım alanında olup biten gelişmeleri, projeler ve alınan yerel ve uluslararası ödüllerle aktararak XXI, hem bugüne dair daha geniş bir panoramayı okurlarına ulaştırmayı hem de mimar ve tasarımcıların birbirlerinin üretiyor oldukları güncel işlerinden haberdar olmalarını sağlamayı hedefliyor. Böylesi bir bilgi paylaşımının bugün birbirleriyle ilişkileri halen küçük gruplar halinde olan mimarlık ve tasarım ortamının uzun vadede kendisini bir birlik içinde hissetmesini sağlayacağını umuyoruz. Diğer yandan projelere ağırlık veren yeni kurgusuyla XXI, bir süredir sürdürüyor olduğu tasarım sürecine odaklı proje yayınlama anlayışından vazgeçmeyerek yeni proje yayınlama yöntemlerini araştırıyor. Bitmiş üründen ziyade onun tasarım süreçlerini, ardındaki öyküyü metinler ve görsellerle aktarmayı hedefleyerek farklı ölçeklerde mekanla ilişkilenen projeleri okurlarıyla paylaşıyor. Bu kapsamda yarışma projelerini ve de gerçekleştirilmeyecek olan konsept aşamasında kalmış projeleri de içeriğine dahil ederek, mimari üretimi yalnızca inşa edilmiş olanın hakimiyetinden çıkarıyor ve üretimin altında yatan fikirlerin paylaşımına önem veriyor.

Artık Türkiye'de hem ürün hem de yapılı çevre bazında gerçekleştirilen üretimin kalitesi gittikçe artıyor. Bu nitelikli iş yoğunluğunun basılı yayına da yansıtılması elzem görünüyor. Dahası bu nitelikli işlere imza atan çok sayıda genç mimar, ürün tasarımcısı, iç mimar ve peyzaj mimarının da bu genel çerçeve içinde daha görünür kılınması için XXI'in uygun bir ortam sunacağını umuyoruz. XXI dergisinde bu ay Adnan Serbest, Alpay Er, Arhan Kayar, Gökhan Karakuş ve Tanju Özelgin'i bir araya getiren Yerel Tasarım Etkinlikleri ve Türk Tasarımına Etkisi başlıklı ilk yuvarlak masa toplantısı, Türkiye'de ve özellikle İstanbul'da gerçekleştirilen tasarım etkinliklerini her yönüyle masaya yatırıyor. Toplantı, etkinlikler anlamında potansiyelimiz ve eksiklerimize odaklanırken ortaya tasarım anlamında Türkiye'de etkinliklere gelene kadar tartışılacak ve masaya yatırılacak daha çok konunun olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

XXI


güncel

proje

8 güncel projeler

30 GATEWAY’E YENİ İLİŞKİLER

Eero Saarinen tasarımı Gateway Kemeri’nin çevresindeki ulusal parkın kent ve Mississippi Nehri ile olan bağlantısının kuvvetlendirilmesi için açılan ve 2015 yılı için bir vizyon geliştirilmesi öngörülen yarışmayı Michael Van Valkenburgh Associates (MVVA) ekibi kazandı.

34 EYVANLA KENTe KATILMAK

Tahran’daki Mellat Park Sinema Kompleksi, otoyol ile bir yeşil alan arasındaki konumunu önerdiği örtülü boşluk -eyvan- ile kamusal bir alana dönüştürüyor.

İçİndekİler

38 parçalı bütün

24 KÜÇÜK MÜDAHALELER

Otto von Busch / Cephede Tasarım

KASIM 2010 - XXI 2

26 FİLM GİBİ MİMARLIK

Real Time Architecture'ın kurucusu Santiago Parramon ile çalışma yöntemleri ve gerçek zamanlı mimarlık üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Yönetim Kurulu Başkanlığı tarafından mühendislik bölümlerinin kullanacağı bir laboratuar yapısı için 2006 yılının Ağustos ayında açılan çağrılı yarışmada Onbir41 Mimarlık hazırladığı öneri ile birincilik ödülünü aldı. Yapı XII. / 2010 Ulusal Mimarlık Ödülleri'nde aday olarak gösterildi.



44 çocuklarla oynayan okul

60 YUVARLAK MASA

Yerel Tasarım Etkinlikleri ve Türk Tasarımına Etkisi

Maltepe’deki Narcity’ye komşu olarak konumlanan ilköğretim yapısı, çocukların gözünden tasarlanan bir okulun nasıl olabileceğini araştırıyor. Mimarı MeMA’dan Mert Eyiler, kullanıcı odaklı mimari tasarımı bizimle paylaştı.

ürün 66 Ürün haberlerİ 74 DIŞ MEKANLARDA KALİTELİ AYDINLATMA

Philips’in Lyon’daki dış mekan aydınlatma uygulama merkezi OLAC, yol, sokak ve mimari aydınlatma için geliştirilebilecek farklı senaryoları sunuyor.

50 ANMAK İÇİN TOPLANMAK

Murat Gündüz - 2 Temmuz Canlar Anıtpark Ulusal Proje Yarışması'nı kazanan Açıkofis tasarımı proje, topoğrafyada oluşturulan bir yara metaforundan hareket ediyor.

W Hotel’in düzenlediği Designer’s of The Future yarışmasında dereceye giren tasarımlardan Six-Forty by Four-Eighty (640X480) modüler aydınlatma sistemini tasarımcıları Jamie Zigelbaum ve Marcelo Coelho anlattı.

76 otomasyon sİstemlerİ ve mekanİk Referans Dosyası

KASIM 2010 - XXI 4

İçİndekİler

54 PİKSELE DOKUN

58 KÖPRÜDEN SANDALYEYE

Yves Béhar tarafından Herman Miller firması için tasarlanan SAYL, San Francisco Golden Gate Köprüsü'nden ilham alınarak, asma köprülerin arkasındaki süspansiyon prensibinin çalışma sandalyeleri gibi günlük yaşantımızda yer alan tasarımlara aktarılması fikrinden yola çıkmış.

84 Ajanda

Akusta Kone Legrand Modern Elektronik





CITYSCAPE DUBAI AWARDS'TA EAA’YA İKİ ÖDÜL EAA-Emre Arolat Architects, sekiz projesiyle 12 farklı kategoride finale kalan tek mimarlık ofisi olduğu 2010 Cityscape Dubai Awards'tan iki büyük ödülle döndü. EAA-Emre Arolat Architects imzalı Maksimum Evler projesi “Konut Yapıları” kategorisinde, Minicity Maket Parkı Yapısı ise “Rekreasyon Yapıları” kategorisinde 2010 Cityscape Dubai ödüllerine layık görüldü. EAA-Emre Arolat Architects’in 12 finalist projesiyle katıldığı 2010 Cityscape ödül töreni 5 Ekim 2010’da Dubai’deki Grand Hyatt Hotel’de gerçekleşti. Bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen ödül, her yıl 120’den fazla ülkeden

gayrimenkul uzmanı, mimar, tasarımcı ve plancılarını uluslararası bir iletişim ortamında bir araya getiren Cityscape Dubai fuarı kapsamında organize ediliyor. American Institute of Architects tarafından da desteklenen ödüllerde yarışmaya katılan yapı ve projeler, ticari/karma kullanımlı yapılar, kamusal yapılar, rekreasyon yapıları, konut yapıları, turizm ve ulaşım yapıları gibi ana kategorilerde değerlendirdi.

AUTOPIA'YA ÖDÜL

KASIM 2010 - XXI 8

güncel

Autopia, International Property Awards'ta Türkiye’nin 2010 yılındaki Mimari Projesi kategorisinde birincilik ödülü kazandı. Mimari tasarımı Gökhan Avcıoğlu ve Dara Kırmızıtoprak'a ait olan Autopia, International Property Awards kapsamında düzenlenen, Europe and Africa Property Awards 2010'da Türkiye’nin 2010 yılındaki Mimari Projesi kategorisinde birincilik ödülü ile onurlandırıldı. Küresel emlak dünyasının üst düzey profesyonellerini bir araya getiren ve dünyanın sayılı emlak yarışmalarından birisi olarak

kabul edilen, Europe & Africa Property Awards 2010 ödüllerinin gala ve ödül töreni 24 Eylül Cuma günü Londra’da gerçekleştirildi. Keleşoğlu İnşaat ve Gül İnşaat ortaklığıyla hayata geçirilen proje 2011 son unda hizmete girecek. 180.000 m2’lik bir alana sahip yapının içerisinde otomobil ve çeşitli ulaşım araçlarıyla ilgili ekipmanların satışı gerçekleştiriliyor olacak.



BİR BEYOĞLU APARTMANI Meşrutiyet Caddesi’ndeki Şimal Merdivenleri’nin yanında konumlanan Belkıs Apartmanı'nın tasarımı Boran Ekinci Mimarlık'a ait. Boran Ekinci Beyoğlu hakkında çok şey söylemek mümkün. Her bir yapının sanki kendi hikayesi var. Bir araya geldiklerinde ise bir hikayeler ahengi ve cümbüşü ortaya çıkıyor. Birlikte hiç durmayan, sürekli değişen bir hayat oluşturuyorlar. Ve bu hayat güzel, güçlü, sakin, neşeli. Bu nasıl oluşuyor diye baktığımda, görüyorum ki bu hayatın her parçası kimlikli, kendine has. Fakat o kadar güzel ve özgürce bir araya geliyorlar ki, her bir parçası birbiriyle barışık, birlikte olmaktan çok mutlu gibi.

KASIM 2010 - XXI 10

güncel

Bizim yapımız da sadece kendi gibi. Sistemiyle, dokusuyla, malzemeleri, rengi kendi parçacıkları ve bütünüyle özgür ve özgün. Tüm komşuları ve sokağıyla barışık. Beyoğlu’nun zenginliğine katkıda bulunuyor, kendi gibi olarak.

proje adı: Belkıs Apartmanı mimari tasarım: Boran Ekinci Mimarlık mimar: Boran Ekinci ekip: Handenur Yazıcı Engin, Deniz Okten, Sasan Sahafi yüklenici firma: Segment İnşaat yer: Şişhane, İstanbul proje tipi: Konut proje tasarım tarihi: 2010 inşaat alanı: 1348 m2 statik: Şennur Aksu elektrik: Arc Elektrik - Cuma Üzüm mekanik: Demirli Mühendislik - Selçuk Kay 3d görselleştirme: +- Sıfır Mimarlık



SALON'UN YENİ YÜZÜ CM Mimarlık, İKSV'nin Şişhane'deki Deniz Palas binasında yer alan etkinlik mekanı Salon'u yeniledi. Cem Sorguç İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın geçtiğimiz sene taşındığı, Şişhane'deki 19. yüzyıldan kalma Deniz Palas binasının giriş katında yer alan performans mekanı Salon'u yenilerken öncelikle hacmin net, sek, uyarıcı olmayan ve her türlü gösteriye uygun bir kimliği olmasını istedik.

KASIM 2010 - XXI 12

güncel

Salon'un faaliyet zamanları arasında kalan iki ay içerisinde gerçekleştirilmesi gereken işi gereken hızda tamamlayabilmek ve bütün binayı etkileyebilecek değişiklikleri önlemek amacıyla mekanik ve elektrik aksamına dokunmadan mekanı taşıyıcısına kadar soyduk. Binanın iskeletini oluşturan dairesel çelik kolonları ve onlara bağlanan kirişleri açıkta bıraktık. Üst kata çıkan merdiveni, bar ve kontrol masasını bir bütün oluşturacak şekilde, mekana göre biçimlendirdik. Yeni şekliyle, kolay bir kullanım ve minimum alan kapsayacak şekilde tasarlanan ve aynı zamanda ufak bir tribün imkanı sağlayan merdivenin altını hemen yanındaki kontrol odasından kolayca erişebilecek bir depo olarak değerlendirdik. Çeşitli performanslar sırasında ihtiyaç duyulan fakat her daim aktif olmayan barları her iki katın da sahneye uzak köşelerine, ön plana çıkmayacak fakat kendini belli edecek şekilde yerleştirdik. Boyalı demir konstrüksiyonla kurulan bu ögeleri, mekanın akustik özelliklerini göz önüne alarak ve kullanıcıya sıcak bir his vermesi amacıyla açılı yerleştirilmiş, kaset şeklide döşenmiş parkeyle kapladık. Mekana açılan pencerelerin dışarıyla ilişkilerini kesmek ve sesin düzgün dağılımını sağlayabilmek adına duvarlara gerektiğinde pencerelere ulaşmak için açılan akustik paneller yerleştirdik. Atıl olan fuayeyi ve Hoşçan Çıkmazı'nı da kullanılır hale getirmek istedik. Dolayısıyla sokaktan fuaye girişi vermeye çalıştık ve oraya bir gişe yerleştirdik. Birkaç basamak da olsa Refik Saydam Caddesi'ne göre nispeten hemzemin bir giriş de sağlamış olduk. Caddeye göre sokakta buluşmak, konser, gösteri sonrası bir iki laflamak için de daha müsait bir konum yaratmış olduk. fotoğraflar: Cemal Emden

mimari tasarım: Cem Sorguç / CM Mimarlık proje ekibi: Tolga Yağlı, Sezin Ergene, Amina Rezoug işveren: İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı proje yeri: İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, Deniz Palas, Şişhane, İstanbul proje tarihi: Temmuz 2010 inşaat tarihi: Ağustos 2010 proje alanı: 350 m2



LEVENT'E FOSTER BİNASI Foster+Partners Büyükdere Caddesi üzerinde bir yapı tasarlıyor.

KASIM 2010 - XXI 14

güncel

Eriapartners’ın Levent Büyükdere Caddesi üzerinde planladığı yeni projesinin inşasına 2010 yılında başlanacak. Büyükdere üzerinde rezidans ve ofis karma kullanımlı olarak tasarlanan yeni yapı inovatif mimari yaklaşımıyla kente değer katmayı planlıyor. Teknoloji ve mühendislik ile kültürel mirası harmanlayan bir mimari yaklaşıma sahip olan Foster, aynı zamanda sürdürülebilirlik kavramına ve çevresel konulara öncelik veriyor.

SARIYER BELEDİYESİ'NE ÇEVRECİ BİNA Sarıyer Belediyesi'nin yeni hizmet yapısının tasarımı Ömerler Mimarlık tarafından yapılıyor. Sarıyer Belediyesi, Ömerlik Mimarlık’a tasarlattığı yeni yapı sayesinde bugün 17 ayrı noktada hizmet veren belediyeyi tek çatı altında toplayacak. Pınar Mahallesi’nde 17.782,69 m2 alanlı arsa üzerinde 76.000 m2 kullanım alanına

sahip olacak yeni binada Ömerler Mimarlık, akıllı ve çevreci bir yapı üzerine odaklanıyor. Ömer Faruk Kurdak ve Ömer Lütfi Somer tarafından kurulan Ömerler Mimarlık’ın üç blok olarak projelendirdiği binada

yağmur suyu toplanarak kullanma suyu olarak kullanılacak. Binada buna ek olarak gri su sistemi kurulacak. Böylece lavabolardan gelen atık sular, pisuar ve rezervuarlarda kullanılabilecek. Bina yapımındaki pek çok diğer malzeme de

ekolojik seçilecek. Ömerler Mimarlık’ın hazırladığı projede yeni belediye hizmet binasında 500 kişilik konferans salonu, atölyeler ve 1000 araç kapasiteli açık ve kapalı otopark da yer alacak.



ZİNCİRLİKUYU'DAN FIŞKIRAN Zincirlikuyu’da konumlanacak olan İstanbloom’un mimari tasarımı Bünyamin Derman / DB Mimarlık, iç mekan tasarımıysa Mahmut Anlar / Geomim tarafından gerçekleştiriliyor. 14.760 metrekare üzerine konumlanan yapı, toplam 46 katta 165 ayrı konut ve ofis alanı sunuyor. Büyükdere Caddesi’nden ulaşılan projenin 5600 metrekaresi yeşil alana ayrılmış durumda. DB Mimarlık’ın kurucusu Bünyamin Derman tarafından tasarlanan İstanbloom, bulunduğu kentsel alanın dokusuyla uyumlu bir şekilde hayata geçiriliyor. Projenin tüm iç mekan tasarımlarıysa Geomim'in kurucusu Mahmut Anlar tarafından gerçekleştiriliyor.

KASIM 2010 - XXI 16

güncel

Genellikle kentin dışında aranan doğayı, dinginliği ve güveni kent merkezinde sağlayan İstanbloom projesi, konumu sayesinde de sahiplerine İstanbul’un dinamik hayatına kolayca erişim sunuyor. Evinin tavanında gökyüzünü görmek isteyen konut sakinlerinin varlığını dikkate alan bir mimari anlayışla tasarlanan yapı, yüksek tavanlı konutlardan oluşuyor.



STARCK TASARIMI İÇ MEKANLAR İç mekan tasarımını Philippe Starck'ın yaptığı yooistanbul projesi, Say Yapı ve Yoo işbirliğiyle hayata geçiriliyor. Ulus'ta 22 bin metrekare üzerine inşa edilecek olan proje, beş katlı 11 bloklu toplam 100 daireden oluşuyor. Projenin 2010 da bitmesi planlanıyor. Mimari tasarımı TWW-Milan Giacomo Longoni'ye ait olan projenin iç mekan tasarımını ise Philippe Starck üstleniyor.

KASIM 2010 - XXI 18

güncel

Philippe Starck, Yooistanbul'un temel fikrinin, insanları kendilerini yansıtan evlerde yaşatma anlayışından ortaya çıktığını ve projede anahtar kelimenin "iletişim" olduğunu söylüyor. Ortak alanlara verdiği önemle Starck gitgide evlerine kapanan günümüz insanının "bir arada yaşamanın ve komşu olmanın"anlamını hatırlatmak istiyor. Projenin bir diğer özelliği Starck ve Hitchox'un doğaya saygı anlayışını yansıtan yeşil evlerden oluşması.



TATLI ÖDÜL Çikolata deseni ve grafik tasarımı Bülent Erkmen'e, çikolata konsept tasarımı Yeşim Bakırküre'ye ait Kahve Dünyası İstanbul 2010 Tablet Çikolatası Paketleri, Pentawards’da bronz ödüle layık görüldü.

KASIM 2010 - XXI 20

güncel

Yaratıcılık, işlevsellik ve tasarım kalitesi kriterleriyle dünyadaki tek ambalaj tasarımı yarışması Pentawards’da ödüllendirilen ürünler, İstanbul’un kültür ve sanat serüvenine ilham veren ve keşfedilmesi gereken bir labirent metaforunu yansıtıyor. Tasarım,

sadece paketlerde değil, tablet çikolatanın üzerine kabartmalı olarak da uygulanıyor. Pentawards Ödülleri'nde kazanan tüm tasarımlarla birlikte Kahve Dünyası İstanbul 2010 Tablet Çikolatası da Taschen Yayınevi’nden çıkan Pentawards özel kitabında yer alıyor.

ÇAĞDAŞ İTALYAN TASARIMI

TASARIM BİENALİ

25 Ekim - 21 Kasım tarihleri arasında Kadir Has Üniveristesi'nde açık kalacak Farnesina Design Koleksiyonu: Çağdaş İtalyan Tasarım Sergisi İtalyan endüstriyel tasarım ürünlerinden oluşuyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, Türkiye’de 2012 yılından itibaren Uluslararası İstanbul Tasarım Bienali’ni hayata geçiriyor.

İtalyan Dışişleri Bakanlığı, İstanbul İtalyan Kültür Merkezi ve Kadir Has Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi işbirliği ile 25 Ekim tarihinde Kadir Has Üniversitesi’nde İtalyan endüstriyel tasarım ürünlerinden oluşan Farnesina Design Koleksiyonu: Çağdaş İtalyan Tasarım Sergisi açıldı.

gerçekleştirilen “Nesne-Ötesi Tasarım: Sistemler, süreçler ve ürünlerin korunması” başlıklı sempozyumda tasarım ve ürünlerin hukuksal korumasına, Türkiye ve İtalya’dan akademisyen, tasarımcı ve sanayiden temsilciler konuşmacı olarak katıldı.

Küratörlüğünü İtalyan Dışişleri Bakanlığı mimarlarından Renza Fornaroli ve Angelo Capasso'nun üstlendiği sergiye paralel olarak

Farnesina Design Koleksiyonu: Çağdaş İtalyan Tasarım Sergisi 21 Kasım tarihine kadar Kadir Has Üniversitesi'nde görülebilir.

Tasarımı anlamak, anlatmak ve bu konudaki farklı tartışma noktalarını İstanbul’un kültür ve sanat yaşamının gündemine getirmek hedefiyle yola çıkan Uluslararası İstanbul Tasarım Bienali’nin ilki 2012 yılında gerçekleştirilecek. Bienal’e hazırlık sürecinde sempozyum, atölye çalışmaları ve sergilerden oluşan çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Bu kapsamdaki ilk etkinlik, 2-3 Aralık 2010 tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi’nde düzenlenecek olan Uluslararası İstanbul Tasarım Sempozyumu

Bienal'in Ulusal Danışma Kurulu’nu Alphan Manas, Doç. Dr. Mehmet Asatekin, Uğur Tanyeli, Bülent Erkmen, Faruk Malhan, Levent Çalıkoğlu ile Defne Koz oluşturuyor. Uluslararası Danışma Kurulu’nda ise John Heskett, George Beylerian, Deyan Sudjik ve Alexander von Vegesack bulunuyor. Ulusal ve uluslararası danışma kurulları, ortak görüşmelerle 2012’de düzenlenecek bienalin küratörünü belirleyecek. Seçilen küratörün bienal temasını 2011’in ilk yarısında açıklaması bekleniyor.

DERVİŞİN KAHVESİ Kunter Şekercioğlu tarafından Zula için tasarlanan Dervish kahve fincanı, Fransa’nın APCI ajansı tarafından verilen ''Observeur Design 11'' tasarım ödülüne layık görülerek Paris’te “Cité des Sciences” de düzenlenecek sergiye katılmaya hak kazandı ve sergide ilan edilecek olan ''Observeur Stars'' için aday gösterildi. Kahvenin anavatanı Etiyopya’dan başlayarak yayılışı, içilebilir ilk kahveyi Yemen’deki Sufi dervişlerinin pişirmesi, zamanla misafirperverlik ve hoşgörüyle özdeşleşmesi, değişik kahve ritüelleri Dervish’in tasarım sürecinde esin kaynakları oldu. Dervish’in çift cidarlı

porselen fincanı, kulba ihtiyaç duymadan güvenli bir şekilde tutulmasını, tabağındaki dalgalanmalar da kolay taşınabilmesini sağlıyor. Porselen fincan ile tabak, akıcı ve tek bir formda birleşerek kahvenin dökülme riskini azaltmış oluyor.



YILDIZ KÜMESİ Star Koleksiyonu, Ankara Fransız Kültür Merkezi'nin giriş alanı için Constance Guisset tarafından tasarlandı.

KASIM 2010 - XXI 22

güncel

Constance Guisset Proje, 2008 yılında Ankara Fransız Kültür Merkezi için açılan ve mimar Gül Gülven işbirliğinde kazandığımız yarışmayla başladı. Benim konum, içerisinde karşılama, kitap satış alanı ve kafenin yer aldığı merkezin giriş alanı için Türk ustaları tarafından Türkiye'de üretilecek birimlerin tasarımıydı. Tabure ve bar taburesi, sehpa, masa, bar ve karşılama bankosu, raf ve sergileme birimi olmak üzere 15 parçadan meydana gelen koleksiyonun ismi, kültür merkezinin konumlandığı

Yıldız semtinden geliyor. Mekanın sınıflara geçişini sağlayan kullanım senaryosu ve orada oluşabilecek insan yoğunluğu birimleri bir araya geldiklerinde takımyıldızı gibi gözükebilecek yuvarlak formlara doğru yönlendirdi. Koleksiyonda yer alan parçaların alt kısımları için metali, üst tarafı için ahşabı tercih ettim. Mekan içerisinde daha iyi ayırt edilebilmeleri açısından bar ve kasa bankosu gibi ana birimlerde siyah, onun dışındaki birimlerde ise grinin tonlarını kullandık. fotoğraflar: Ribon



CEPHEDE TASARIM Yeni rastladığım bir blog yazısında yönetim araştırmacısı Roger Martin, en son yayınlanan F-M 5.0 adlı ABD Ordu Saha El Kitabı’nda “tasarım”ın ana savaş doktrininde nasıl merkezi bir rol üstlendiğini vurguluyordu. Ayrık parçalar ve amaçlardan oluşan mekanik perspektif gitmiş ve yerine tüm operasyonlara yönelik holistik bir tasarım gerektiren bugünün askeri planlaması gelmiş. Tasarım ve savaş çok yakın bir şekilde bağlantılı görünüyor. Bu dünyada genellikle tasarımın sığ olduğunu, yalnızca bir cephe, bir yüzey olduğunu duymaya alışkınız. Özellikle de bu bir açıdan doğru, tasarım bir cephe, tıpkı bir dış kabuk gibi bir cephe, bir görünüş ve bir arayüz, ama aynı zamanda bir anlaşmazlık alanı olarak da bir cephe. Aslında denilebilir ki tasarım, tasarımcıların savaş çığırtkanları olduğu bir silahlanma yarışında sıkışıp kalmış durumda. Bunun nasıl olduğunu görelim.

bulundurmak önemli, vuduya inanıyoruz çünkü nesnelerin aracılık ettiğini deneyimliyoruz. Nesneler propaganda ve gündelik işkencelerle bizleri etkiliyor ve biçimlendiriyor. Biz de elimizden geldiğince karşı koyuyoruz. Ben Microsoft Word ile güreşiyorum. Word o kadar berbat ki o da bana karşılık veriyor. Örneğin, soyut bir Dadaist şiir yazmak istiyorum, Word karşı saldırıya geçerek yazım hatalarımı düzeltiyor. Siliyor ve yeniden yazıyorum. Word misilleme yapıyor ve kelimelerimin altını kırmızıyla çiziyor, kan kırmızısıyla. Word’ün bu davranışı, etkileşim tasarımcıları tarafından yaratılmış olan tipik bir karşı-isyan taktiği ve bununla her yerde karşılaşıyoruz: Önceden programlanmış “doğru davranışlar” biz masum kullanıcıların üzerine doğru ateşleniyor. Birçoğumuz yalnızca barış istiyor ama cephe bizi çağırıyor. Dilbilgisi düzeltme işlevlerini kapatmak için tercihler menüsünde umutsuzca diplomatik bir çözüm arıyoruz ama genelde çoğumuz başaramıyoruz.

KÜÇÜK MÜDAHALELER

Tasarlanmış arayüz bir savaş alanı. Çakışan iki ya da daha fazla sayıda istek arasında bölünmüş bir bölge. Örnek olarak kıyafetleri, giyinen bedenlerimizin dış yüzeylerini alalım. Kıyafetlerim bir savaş alanı. Kendi kimliğim olarak gördüğüm şeyle örtüşen bir ifadesi olan modanın peşindeyim. Bununla birlikte, birden bire fark ediyorum ki bazı stilistler ya da altkültürler benim mesajımı altüst etmişler ve aniden benim stilim başkalarının gözünde çok daha farklı bir anlam kazanmış. Benim rızam dışında kıyafetlerimin verdiği mesaj değişmiş. Ben kodlar ve anlamlar savaşının cephe hattında yakalanmış masum bir kurbanım.

KASIM 2010 - XXI 24

Bu cephelerle gündelik girişim savaşlarımızda da karşılaşıyoruz. Bebek arabasını merdivenlerden yukarı taşırken bir savaş veriyorum. Otomatik kapıların açılması için sensörün hareketimi tanıması için bir savaş veriyorum. Odamda doğru sıcaklığı sağlayabilmek için ısıtıcıyla savaşıyorum. Parkmetre bozuk paralarımı kabul etmiyor ve kaba bir tonla daha fazla para atmamı istiyor. Hatta bazı zamanlar makine bana kızdığında garip sesler çıkarıyor ve arkamdaki sırada dizilmiş insanlar bana kızgınlıkla bakarken yüzüm kızarıyor.

OTTO VON BUSCH TASARIMCI

Soğuk sabahta aracı çalıştırabilmek için onunla savaşıyorum ve hatta bazen çalışması için sihre başvuruyorum: İlk başlarda sakince konuşuyorum (-Haydi, haydi.), bir süre sonra lanet okumaya başlıyorum (-Çalış, seni kahrolası), devamında güç kullanmaya başlayıp ta ki çalışana dek direksiyonu yumrukluyorum. Bir alet çalışmadığında stresimi boşaltmak için ona canlıymış gibi davranıyorum, mekanik yüzünün ardında aslında canlı olduğunu hayal ediyorum. Bu temenni sihir, gerçek bir vudu büyüsü; tıpkı bir vudu bebeğinin bir insanla özdeşleştirilmesi gibi, burada da bir araba canlı bir varlıkmış gibi davranıyorum. Ve vudu büyüsü, bir savaş açma yöntemi. Ama vudu büyüsünün yalnızca yansıtmayla ilgili olmadığını göz önünde

Savaş tarihine kısaca göz atacak olursak tasarımın evrimiyle paralelliğini kolaylıkla fark edebiliriz. Tasarım da tıpkı savaşta olduğu gibi, her zaman yeni cepheler açabilmek ve yeni boyutlar kazanmak için kavga veriyor. Eski savaşlar konumlar ve savaş alanlarıyla ilgiliydi; generaller savaşılacak yerleri, alınacak kaleleri belirliyorlardı. Bu tek-boyutlu savaştı, mücadele belirli noktalarda veriliyordu. Sonrasında birinci Dünya Savaşı patlak verdi ve savaş noktaları sıkı savunmalı hatlara ve peyzaj boyunca kazılmış siperlere dönüşmeye başladı. Savaş iki


Bugün silahlı çatışmaların bitişleri genellikle belirsiz, ifadeler sürekli değişiyor. Birçok çatışmada bugün çok sayıda politik, ekonomik ve etnik bileşen bulunuyor. Çatışmalar gezegen üzerinde bazı yerlerde patlak verirken, gezegenin geri kalanı sürekli bir terorizm, bombalanma ya da diğer şiddet türlerinin tehdidi altında yaşıyor. Yeni hatlar ve boyutlar durmaksızın ve yeni yoğunluklarla açılıyor: nükleer savaş, siber savaş, biyolojik savaş, kültürel savaş. Cepheler güvensizliğin sürekli bulanıklığıyla karışıyor ve düşmanlar her an her yerdeymiş gibi hissediliyor. Tıpkı, tasarımda olduğu gibi. Aslında moda tasarımını tekrar incelersek aynı örüntüleri orada da fark edebiliriz. Bir zamanlar tek bir cephenin, giysinin yüzeyinde açığa çıkan anlamın, hakimiyetine karşı koymak üzerineydi tüm çaba. Tasarımcının bir amacı vardı, bir anlam öneriyordu ve kullanıcı da onu giymeyi ve onun anlamıyla tanımlanmayı seçiyordu. Ama altkültürler ortaya çıkarak bu anlamın altını oymaya başladılar. Amerikalı madencilerin kot pantolonları sanatçılar ve asilerce giyilmeye başlandı ve her yerde rastlanan bir modaya dönüştü. Yıllar içinde bazı etnik giysiler gerilla ifadelere dönüştü, bazı renklere fazlasıyla anlam yüklendi.

Yine de tasarımcıların birçoğu tek cephe, nesnenin yüzeyiymiş gibi çalışmaya devam ediyor. Işıltılı fotoğraflar ve manşetler üretilmesi için tasarım yapıyorlar (tişörtün önünde başarılı bir küfür daha) Silahlanma yarışına bir son verip yeniden düşünmemiz gerek. Savaştan ziyade uzlaşı için nasıl tasarım yapabiliriz? Silahlanma yarışına dahil olacağımıza çatışmaları nasıl çözebiliriz? Tasarımla uzlaşıya nasıl erişebiliriz? Savaş bitti, eğer öyle istiyorsak.

25 XXI - KASIM 2010

Daha yakın zamanlara geçmeden önce burada uğruna savaşılan boyutlara ikinci kez bakalım. Düşmanı yeni boyutlarla arkadan vurmaya çalışmak dışında bu aynı zamanda bir hız meselesi. Kaleler ve sığınaklar zamanı durdurmak, zamanı ve düşmanı dondurmak ve mevcut durumu sürdürmek için var. Bu telif haklarından ya da internet sitelerini yasaklamaktan çok da farklı bir uygulama değil. Ama siperler üzerinde uçmak, hızı artırmak, tünel kazmak ve savunmayı aşmak için yeni teknikler icat ediliyor. Roketleri, dosya paylaşımı için bitTorrent protokollerini ve openDNS’i düşünün.

Bugün moda çok fazla cepheye ve anlama sahip ve tasarımcıların sesi tüm bu dergiler, bloglar ve forumlar içinde neredeyse duyulamaz hale gelmiş durumda. Yalnızca anlam ya da kimlik cephelerinde değil bugün moda, ekolojik malzemeler, etik üretim, çeşitli kimyasallar, yeni lifler, atık yok edilmesi, beşikten beşiğe servis sistemleri gibi yeni cephelerde de var. Pazarlama guruları daha da fazla boyut arayışı içindeler, her bir marka bir atılım yapmak istiyor. Moda tasarımına genel bir göz geçirmek imkansızlaşmışa benziyor, bitişler ve anlamlar birbirine karışmış durumda, tüm stiller aynı zamanda bir arada var oluyor ve tüm bunlardan kalan tek fragman kıyafetlerin kendileri sanki.

KÜÇÜK MÜDAHALELER

boyutlu olarak gerçekleşmeye başladı, biri sonrasında siperler üzerinde uçulabilmesi için silahlı uçakların icat edilmesini gerektiren toprağa kazılı hat, diğeri de siperler altına kazılı olan tünellerdeki hat. Hatların atıllaşmasının önlenmesi için üçüncü boyut eklendi. Ama yine de savaş diğer boyutlarını korumaya devam etti, özellikle de belirli kesin bir noktada gerçekleşme, arsa ya da kapital elde etme ve karşısındakini teslim olmaya zorlama fikirlerini. Savaşların bitişleri hala kolay okunur, düşmanı yen ve topraklarını fethet - ki bunların anlamları yaratıcı düşünmeye açık.


söyleşİ - mİmarlık KASIM 2010 - XXI 26

FİLM GİBİ MİMARLIK Real Time Architecture'ın kurucusu Santiago Parramon ile çalışma yöntemleri ve gerçek zamanlı mimarlık üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Hülya Ertaş

he: Hem Barselona'da hem de Şanghay'da ofisleriniz var. İki ofisi bir arada yürütebilmek için geliştirdiğiniz araçlardan söz edebilir misiniz? sp: On altı yıldır bana ait oldukça basit bir yöntemle çalışıyorum. Artık daha başka bir yöntemle çalışmak benim için çok zor. Öncelikle bir eskiz çizip onu tarıyorum. Ofiste Mia kullanan çalışanlar var, önce bu yazılımla basit bir başlangıç modeli yapıyoruz. Sonra belki on farklı model hazırlıyoruz. Bu bizim konsepti ve fikri anlamamızı ve yaklaşımımızı belirlememizi sağlıyor. Modelleri önümüze alıp hangisinin

daha iyi olduğuna karar veriyoruz. Birini seçip onu geliştiriyoruz. Parametrelerle çalışıyor olduğumuzdan modele istediğimiz gibi müdahale edebiliyoruz; değiştirebileceğimizi düşünüyorsak, değiştiriyoruz. Yazılım kesitler almamıza izin veriyor. Modelin dışına bir kamera yerleştirip farklı cepheleri görebiliyoruz. Ancak benim binalarımın cepheleri yok. Hiçbir zaman kesitlerle, planlara çalışmıyoruz. Zanaatkarlar gibi model yapıyoruz fakat bizimkiler bilgisayar modelleri. Böyle bir yazılım daha çok ve hızlı bir şekilde çalışmamızı sağlıyor ve farklı fikirler üstünde çalışmamız için zaman sunuyor. Bu yöntem işimizi çok kolaylaştırıyor çünkü örneğin ben İstanbul'dan Barselona ya da Şanghay'a bir eskiz yolluyorum, onlar modelleri yapmaya başlıyor.

he: Yani siz ilk kıvılcımı çakıyorsunuz, ofisteki ekibiniz de gerisini hallediyor. sp: Ekip süreci çok iyi biliyor. Ofis bir mutfak gibi. Pişirmek için belirli bir yöntemimiz, bazı malzemelerimiz ve gizli formüllerimiz var. Böylece tasarımlarımız farklı oluyor. Doktora tezimin başlığı Architecture and Real Time (Mimarlık ve Gerçek Zaman) idi, bu aynı zamanda ofisimin de adı. İnsanların birbirine gerçek zamanlı bağlandığı bugünün dünyasında mimari tasarım yaklaşımlarının nasıl olabileceğini araştırıyoruz. Real Time'da alınan kararların hepsi küresel. he: Gerçek zaman filmlerden bildiğimiz bir kavram; bu mimarlıkla nasıl ilişkileniyor?


söyleşİ - mİmarlık 27 XXI - KASIM 2010


alt sırada: Hong Kong Tasarım Enstitüsü için Uluslararası Mimari Tasarım Yarışması, 2006, Hong Kong, Çin

önceki sayfada üstte ve orta sırada: Nanhe Kasabası için Uluslararası Davetli Yarışma ,2008, Tianjin, Çin

bu sayfada altta ve sağda: M Evi, 2008, Barselona, İspanya en alt sırada: Expo Şanghay 2010 için Barselona Pavyonu, 2008, Şanghay, Çin

KASIM 2010 - XXI 28

söyleşİ - mİmarlİk

giriş sayfasında Bezalel Sanat ve Tasarım Akademisi Uluslararası Yarışması’nda özel mansiyon ödülü alan proje, 2007, Kudüs, İsrail

sp: Teknolojiden olabildiğince yararlanmaya çalışıyoruz. Bina da tıpkı bir film gibi tasarlanıp inşa edilir. Filmin ortasında, sonunda kızın ya da oğlanın ölüp ölmeyeceğini bilmek istemezsiniz. Ancak bittiğinde filmi anlamalısınız. Tıpkı film gibi bina da bittiğinde anlaşılmalıdır. Örneğin Çin'de inşa ettiğimiz ilk binayı kimse anlamadı tamamlanana dek, çünkü bilindik anlamda cephesi, kesitleri olmayan bir binaydı. Tüm inşaat süreci üçboyutlu olarak yürütüldü, ikiboyutlu çizimlerden uygun bilgiyi edinmek mümkün değildi.

yoktu. Bir tasarım bilgisayar modeline baktığımızda onun ileride nasıl görüneceğini çok iyi anlıyoruz, çünkü çok gerçek görünüyor. Bazı sürprizler aradığınızı mı söylüyorsunuz? sp: Evet. Sürprizlere ihtiyacımız var. Bu sürece duyguların katılması gerek. Bugünlerde bilgisayar modellerinin tek işlevi müşterinize işinizi göstermek. Ancak biz bazı modelleri yalnızca tasarım ekibi için yapıyoruz. Müşteri bina bitmeden o bilgiye sahip olmuyor; çünkü o deneyimi bina tamamlandıktan sonra yaşaması, bir sürprizle karşılaşması gerek.

he: Yirmi yıl önce mimaride bugünkü gibi güçlü görselleştirme yöntemleri

Binalar tamamlandıklarında her şeyin bittiğine inanmıyorum. Bina

her değişimle yeni bir yaşama başlıyor. İşlev hiç bir zaman önemli değil, bir mimar yapıyı tek bir işlevle sınırlandırıp “bu oldu” diyemez. Belki on beş yıl önce bu mümkündü ama şimdi değil. Çünkü insanlar hareket halinde, sermaye küresel dolaşımda ve her şey çok hızlı değişiyor. İşlevlere odaklanmaktansa biz mimarların mekan tasarımı konusunda uzmanlaşmamız lazım çünkü mekanlarda sunacağımız yeni deneyimlerle iyi bir yaşama sahip, güzel ve duygusal yapılar üretebiliriz. he: Tasarım araçları hızla gelişiyor, ancak inşaat yöntemleri ve malzemelerin gelişimi daha yavaş.

Sizce inşaat teknolojisi tasarımın hızına yetişebilecek mi? sp: Bilgisayar yazılımları son derece karmaşık mekanlar, daha önce hiç görmediğimiz yeni mekanlar tasarlamamıza izin veriyor. Bu da mimari tasarımda Kartezyen anlayışın sonu demek. Ancak bu binaların yapımı çok zor, yine de bilgisayar bütün bu zorlukların üstesinden gelmemizi sağlıyor. Bilgisayar ortamında sonsuz elemanla, yeni bir hesaplama metoduyla çalışıyoruz. Bence bu bir devrim. Kolonlar, cepheler, kesitlerden oluşan sıradan binalar yapmak zorunda değiliz. İnşaatta da bir yenilik olmalı, her seferinde küçük bir adım.



KASIM 2010 - XXI 30

yarışma - kentsel tasarım - st. louıs

Tarihi peyzaj Yeni ve çeşitli bir bitkilendirme programı, peyzaj mimarı Dan Kiley’nin vizyonunu göz önünde bulundurarak geniş yürüyüş yollarını tamamlayan daha samimi ve uyumlu bir peyzaj kurgusu tasarladık. Erişilebilir sert zeminli ve çim patikaların meydana getirdiği bir ağla desteklenen zeminler bir dizi pasif rekreasyonal etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Arazinin hidrolojisinin yeniden düzenlenmesi ve organik bakım sistemi erozyonu ve suyosununun çiçeklenmesini önlüyor, peyzajı kentsel ekoloji ve sürdürülebilir uygulamalar için canlı bir laboratuara dönüştürüyor.

GATEWAY’E YENİ İLİŞKİLER Eero Saarinen tasarımı Gateway Kemeri’nin çevresindeki ulusal parkın kent ve Mississippi Nehri ile olan bağlantısının kuvvetlendirilmesi için açılan ve 2015 yılı için bir vizyon geliştirilmesi öngörülen yarışmayı Michael Van Valkenburgh Associates (MVVA) ekibi kazandı. MVVA

Kent+kemer+nehİr yarışması, Modern Bİr Başyapıtı Çerçevelemek

mvva

Başarılı kentsel bağlantılar birbirinden ayrılmaz iki şey sunar: kentsel engelleri aşmayı sağlayan “yollar” ve bunu istetecek “nedenler”. Jefferson Ulusal Anıtı’na ek projemizdeki peyzaj tabanlı yaklaşımımız bunların her ikisini de sağlıyor. Bunu da aşağı St. Louis, Kemer’in çevresi, su seti ve Illinois kıyısı arasında fiziksel ve programatik süreklilik sağlayarak yapıyor. Hem fiziksel hem de kültürel olarak kent yaşamına doğru yönlendirilen ve yapılı kentsel ekoloji açısından öncülük eden Anıt, kentsel ulusal parklar için bir 21. yüzyıl

paradigması olarak işlev görüyor ki bu da onu Mississippi Nehri’nin her iki yakasında sosyal ve ekonomik sürdürülebilirliğin sağlanması için hayati bir unsur haline getiriyor. proje ekibi: Michael Van Valkenburgh Associates, Steven Holl Architects, Greenberg Consultants, Uhlir Consulting, HR&A Advisors, Guy Nordenson and Associates, Arup, LimnoTech, Pine and Swallow Environmental, Applied Ecological Services, Ann Hamilton Studio, James Carpenter Design Associates, Cooper Robertson & Partners, Elizabeth K. Meyer, Project Projects, Vector Communications, ABNA Engineering jüri üyeleri: Robert Campbell, Gerald Early, Denis P. Galvin, Alex Krieger, David C. Leland, Cara Mccarty, Laurie D. Olin, Carol Ross Barney



Batı Gateway Batı kanadındaki yeni müze için geliştirilen anıta yeni araç girişi eski adliye yapısını imleyerek Saarinen’in kent bahçelerinin yanında yarattığı manzaranın kentsel enerjisini sürdürüyor ve Luther Ely Smith Meydanı’na merkezi kamusal bir alan olarak yeni bir önem kazandırıyor. 70. Otoyol’un üzerinden geçen bir blok genişliğindeki yürüyüş yolu, yayalara özel alan yaratıyor, otoyola bakış yarıkları açıyor ve trafik gürültüsünü azaltıyor. Diğer yandan da bilet satış ofisinin Kemer’den uzak bir noktada konumlanmasıyla ziyaretçilerin Kemer’in tepesine çıkış için bekledikleri sürede kent manzarasının ve Kemer çevresinin keyfini çıkarmalarına olanak sunuyor.

KASIM 2010 - XXI 32

yarışma - kentsel tasarım - st. louıs

Kuzey Gateway Mevcut otoparkın ve Washington Caddesi otobüs garının kaldırılmasıyla Eads Köprüsü’ndeki açık alanların Laclede Rıhtımı ile dinamik kentsel peyzaj arasında geçiş mekanları olarak kullanılması sağlanıyor. Erişilebilir patikalar içinde büyük bir oyun alanı, gölgede rahat oturma alanı, bir anfitiyatro ve okul sonrası ve yaz programları sunan Gateway Kentsel Ekoloji Merkezi’ni de barındıran bir dizi karma programı ve etkinliği birbirine bağlıyor.



yapı - sİnema - Tahran KASIM 2010 - XXI 34

fotoğraflar: Ali Daghigh, Rıza Daneşmir

EYVANLA KENTe KATILMAK Tahran’daki Mellat Park Sinema Kompleksi, otoyol ile bir yeşil alan arasındaki konumunu önerdiği örtülü boşluk -eyvan- ile kamusal bir alana dönüştürüyor. Hülya Ertaş

mellat park sİnema kompleksİ

fluıd motıon archıtects

he: Mellat Park Sinema Kompleksi bir otoyol ve bir yeşil alanın kesişiminde yer alıyor. Bu gerilimi bir tasarım parametresine dönüştürmeyi nasıl başardınız? Rıza Daneşmir: Formuyla esnekliği ve akışkanlığı temsil edecek şekilde projeyi tasarladık. Aynı zamanda sonradan “eyvan” adını verdiğimiz geniş boşluk aracılığıyla park ve kamusal alan arasında yeni bir bağlantı oluşturmayı hedefledik. Dahası çocuk oyun alanları, kuşlar için yüzme kanalları gibi eski etkinliklerini yitirerek terk edilmiş bir alana dönüşen parkın bu bölümünü yeni bir programla tekrar canlandırmak istedik.

he: Sinema kompleksi ne gelişmiş bir kentsel bölgede ne de tamamen kırsal bir bölgede yer alıyor. Yapının çevresiyle kurduğu ilişkide örtülü meydan -eyvan- ne gibi fırsatlar sunuyor? rd: Park, kamusal ve özel alanlar arasında yer alıyor. Bir tarafta İran uluslararası yayıncılık ve medya merkezi, İran uluslararası fuar alanı ve büyük bir spor merkezi bulunuyor ,diğer tarafta doğu yakasındaysa konut alanları ve özel ofisler yer alıyor. Örtülü meydan sadece sinema kompleksinin girişini oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda gösteriler öncesi ve sonrasında sinemasever ve sanatseverler için bir diyalog ve tartışma mekanı da yaratıyor. Alanın büyüklüğünün 1000 m2 olduğu göz önünde bulundurulduğunda belirli mevsimlerde toplanma ve kutlamalar için de uygun bir mekan olacağı anlaşılıyor.


35 XXI - KASIM 2010

he: Yapı özellikle kuzeydoğu tarafında bir dizi eğriyle mevcut peyzajın içine akıyor. Yapı ile payzaj arasında nasıl bir ilişki planladınız? rd: Ana kütlenin şekillenmesinde arazinin “S” biçiminde oluşu etkili oldu. Kesitte ise kent ve park arasında bağlantı kurmak ve manzarayı çerçevelemek için biçim değiştirdi ve dönüştü. Sonuçta ana hacimler mekanda yüzer hale geldi.

yapı - sİnema - Tahran

he:Yapı için verilen program şemasından ve bunun yapı tasarımını nasıl etkilediğinden söz edebilir misiniz? rd: İşverenimiz, Tahran Belediyesine bağlı bir birimdi ve bizden araziyi analiz etmemizi ve bölgenin kapasitesine ve konumuna uygun bir sinema kompleksi önerisi geliştirmemizi istedi. Bu nedenle, projenin önceden belirlenmiş bir programı yoktu, kararlar projeye göre verildi. Tek istenen lobisi, servis mekanları ve galerileri olan birden çok sinema salonu yapılmasıydı. Biz de işlevler üzerinde etüt yaptık ve proje alanının büyüklüğüne göre boyutlandırdık. Verilen arazinin çizgiselliğinden yola çıkarak yaptığımız ilk tasarım bir şerit formunda, lobileri ve servis alanlarıyla 300 kişilik iki sinema salonuydu. Son mekansal düzenlemedeyse ikisi zemin kotunda ve diğer iki sinema, lobi ve servis alanlarıyla, bodrum katında yer aldı. Bu düzenin ana fikri sinema salonlarının birbirlerine göre yerleştirilmesiydi. Sinema salonlarının, eğimleri sırt sırta gelecek şekilde yerleştirilmesiyle her katta büyük ve geniş mekanlar elde edilebildi. Projenin en büyük başarılarından biri bu oldu.


giriş sayfasında Sinema kompleksinin otoyoldan görünüşü önceki sayfada solda üstte: Eyvanda toplanan sinemaseverler solda ortada: Peyzaja akan kuzeydoğu cephesi solda altta: Vaziyet planı gelişim şeması sağda: Programın ayrışması

KASIM 2010 - XXI 36

yapı - sİnema - Tahran

bu sayfada üstte: Programın kütle içindeki yerleşimi üstte solda: Sırtı sırta vererek düzenlenen sinema salonlarının olanaklı kıldığı açıklıklar altta: Parkın organik patikalarının yapı içinde sürekliliğinin sağlanması sağ sırada: Yapı içindeki patikalar, rampalar altta sağda: Yapı içindeki patikalardan parkın patikalarına bakış

he: İç mekanda sirkülasyon alanları cam cephe ve kavisli rampalar kullanılarak öne çıkarılmış. Bu yapı için sirkülasyon alanlarının önemi nedir? rd: Yapının kütlesi oturduktan sonra dikkatimizi çeken bir diğer konu; parkı çaprazlar çizerek dolaşan mevcut organik patikalar oldu. Parktaki yaya hareketiyle bir devamlılık hissi yaratmak için yapının içinde rampa patikalar tasarladık. he: Binanın yapım yöntemi nedir, karma bir sistem mi (betonarme ve çelik)? İnşaat sürecinde karşılaştığınız zorluklar nelerdir? rd: Kısıtlı proje alanı ve arazi toprağının gevşekliği sebebiyle perde duvar yapılması zorunluydu. Orta açıklığın uzunluğu ve eğrisel formu göz önünde bulundurularak betonun büzüşmesinin önlenmesi için özel tasarlanmış kalıplarla inşaat gerçekleştirildi. Beton öncelikle karşılıklı iki kenara döküldü; oturması için bir ay beklendikten sonra orta kısmın betonu döküldü. Kalıpların eğrisel geometrileri sebebiyle ana kiriş ve tali kiriş birleşimlerinin farklı açılar ve yüksekliklerde yapılması gerekti ki bu da daha fazla dikkat ve zaman harcanmasına neden oldu.


yapı - sİnema - Tahran

zemin kat planı

37 XXI - KASIM 2010

1. kat planı

fluıd motıon archıtects Catherine Spirdonoff ve Rıza Daneşmir tarafından kurulan Fluid Motion Architects, Tahran'da (İran) bulunan genç bir mimarlık ofisi. Ofis, mimari tasarım ve kentsel tasarım alanlarında danışmanlık ve tasarım hizmeti vermekte. Ofis, yeni tasarım yaklaşımları geliştirdiği ve yenilikçi teknik çözümler ürettiği ödül kazanan birçok projesiyle ülkesinin önde gelen mimarlık ofislerinden biri. 2008’de Fluid Motion Architects, Mellat Park Sinema Kompleksi ile ülke çapında verilen Memar Ödülü’ne hak kazandılar.

2. kat planı

boy kesit

proje adı: Mellat Park Sinema Kompleksi proje yeri: Tahran, İran işveren: Tahran Belediyesi Kültürül Mekanlar Geliştirme Birimi mimari tasarım: Fluid Motion Architects proje mimarları: Reza Daneshmir ,Catherine Spiridonoff tasarım ekibi: Bijan Vaziri, Arash Javadi, Amir Badiei, Akram Lolaei, Elaheh Najafi, Iman Nedaei, Mohammad Mehrabani, Majid Ahmadi, Iman Daneshvarnejad statik danışmanı: Hamid Bastani Parizi (N.A.S Consulting Engineers.) mekanik danışmanı: Badri Rahimzadeh elektrik danışmanı: Amir Shaabanzadeh yapı yüklenicisi: Nikan Niroo elektrik ve mekanik yüklenicisi: Arkan Arzesh Co. sinema ekipmanı: Masoud Roostaei çevresel grafik: Peyman Banishoraka toplam proje alan: 15,000 m2 arsa alanı: 6.000 m2


KASIM 2010 - XXI 38

yapı - laboratuar - güzelyurt

Mevcut eğimin temelde üç farklı seviyede kurgulanarak yapı bloklarının üst ve ara kottan servis alabilmesi, alt kotta ise alenin yapı çeperine dokunarak plazaya katılması amaçlandı. Bu sayede ara kot A ve B-C blokların arasında yaratılan bir boşluk olmaktan öte mekanların açıldığı ve plazanın uzandığı bir iç bahçe olarak kurgulandı.

fotoğraflar: Murat Solakoğlu, Onbir41

parçalı bütün ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Yönetim Kurulu Başkanlığı tarafından mühendislik bölümlerinin kullanacağı bir laboratuar yapısı için 2006 yılının Ağustos ayında açılan çağrılı yarışmada Onbir41 Mimarlık hazırladığı öneri ile birincilik ödülünü aldı. Yapı XII. / 2010 Ulusal Mimarlık Ödülleri'nde aday olarak gösterildi. Onbir41 Mimarlık

Yapı bloklarının araziye yerleşimlerinde kampüs dokusuna ek olarak hakim rüzgar yönü, manzara ve program analizleri belirleyici oldu. Tasarım birbirinden bağımsız girişleri olan üç ana yapı grubundan oluşuyor. Makine, inşaat ve kimya mühendisliği laboratuar blokları arasında tanımlanan plaza ve üstündeki saçak tasarımın odak noktası.

ODTÜ KKK Mühendİslİk Programları Laboratuarları

onbir41 mimarlık

Program analizleri zemin kottan bağımsız

konumlanabilen laboratuar alanlarının, zemin kot ilişkisini kurmak zorunda olan laboratuar alanlarına oranının çok küçük olduğu gerçeğini ortaya çıkardı. Ayrıca zemin kotta yer almak zorunda olan mekanların hemen hemen tümünde titreşim problemi olması program dağılımında bir dengesizlik yaratıyordu. Programda ortaya çıkan bu dengesizlik yapının tek katta çözülmesini mantıklı kıldı. İlgili bölüm laboratuarları gruplandı. Servis ve kot ilişkilerinin fiziksel veriler doğrultusunda yorumlanması ile bloklar birbirlerinden ayrılıp ayrı kotlara oturtuldu. Ortada yaratılan yeşil alanı zedelemeden servis alması sağlandı ve arazide olası büyüme ihtiyaçlarına olanak verecek şekilde yerleştirildi.


Mevcut “amfi meydan” yerleşke içerisinde yaya dolaşım kurgusunun önemli bir noktası. Alle bu noktadan başlıyor ve mühendislik laboratuarlarının birincil yaya ulaşım aksını meydana getiriyor.

Manzarayı çerçeveleyen saçak üç kütlenin de üzerinde yer alarak plazayı tarifliyor, hacimsel etkiyi güçlendiriyor ve yaya allesinin üzerinden dönerek alleyi plazaya dahil ediyor.

39 XXI - KASIM 2010

proje adı: ODTÜ KKK Mühendislik Programları Laboratuarları proje yeri: ODTÜ KKK Güzelyurt, KKTC işveren: ODTÜ KKK Yönetim Kurulu Başkanlığı müşavir: EBİ A.Ş. mimari proje: Onbir41 Mimarlık proje mimarları: Fatih Yavuz, Hasan Okan Çetin, Ömer Emre Şavural proje ekibi: Abdullah Çıkrıkçı, Sezgi Gündüz 3d görselleştirme: Turan Türkal, Can Tamirci maket: M.Can Cansoy proje tarihi: Ağustos 2006- Mayıs 2007 yapım tarihi: Ekim 2007-Kasım 2008 statik projesi: Taylan Karabey, Ercan Akman,Erdal Hüdaoğlu mekanik projesi: Bahri Türkmen,Yunus Terlik, Mukaddes Önen elektrik projesi: Osman Eminel altyapı projesi: Yavuz Yüceer, Füsun Yüceer peyzaj projesi: Habibe Aduş yüklenici: Hasan Şakir Ltd. Şti. yapım türü: Betonarme, Çelik arsa alanı: 13.500 m2 toplam inşaat alanı: 7.000m2

yapı - laboratuar - güzelyurt

Yataydaki sürekliliği zedelemeden yapı siluetini zenginleştiren parçalılık ve bloklar arasından uzanan saçak, yapı plastiğine yön verdi.

Girişlerini plazadan alan laboratuar blokları iç bahçe kotunda planlanarak ortak mekan kullanımları zenginleştirildi, yapı blokları insan ölçeğinden uzaklaşmadan yaya allesinden kopartıldı. Bu sayede yüksek hassasiyet ve yoğunlaşma gerektiren çalışmaların ve deneylerin yapılacağı mekanlar ile yaya allesinin ayrışması sağlandı.


KASIM 2010 - XXI 40

yapı - laboratuar - güzelyurt

Plaza allenin yapılara uzandığı, yaşamı barındıran bir ara mekan olarak tariflendi. Üç laboratuar bloğunun açıldığı, bir buluşma ve toplanma mekanı olarak tasarlandı. Programdaki ortak mekan yokluğunun iklimsel, topografik ve işlevsel olarak çözümlenmesiyle bu ara mekan oluşturuldu.

1 A Blok (Makine Mühendisliği Laboratuarları), 2 B Blok (Kimya Mühendisliği Laboratuarları), 3 C Blok (İnşaat Mühendisliği Laboratuarları), 4 Saçak, 5 Alle, 6 Amfi Meydan

vaziyet planı

Onbir41 ile idari ve müşavir firma olan EBİ A.Ş. arasında mükemmel bir koordinasyon ve özveriyle kontrol edilen yapım süreci yaklaşık bir yıl sürdü. ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampüsü Yönetim Kurulu Başkanlığı ve müşavir firmanın yerleşke genelindeki diğer yapılarda olduğu gibi bu projenin de her detayının uygulanması için göstermiş olduğu hassasiyet bizler için çok önemliydi. Düzenli olarak her ay yapılan şantiye ziyaretleri ile Kıbrıs’ta ciddi bir problem olan nitelikli işçilik eksikliğinden doğan olası hatalar giderilmeye çalışıldı.


yapı - laboratuar - güzelyurt 41 XXI - KASIM 2010

Kütleler arası boşluk doğu – batı yönünde sürekli esen rüzgarın akışına olanak veriyor ve serinlik hissini kuvvetlendiriyor

Yarışma sürecinde laboratuar hacimlerinin yanında kampüsün geneline hizmet eden bazı servis ofislerinin de yapı içinde çözülmesi istendi. A blokun giriş katında bu ofisler ve yapı bloklarının ortak teknik mekanları çözülerek diğer iki bloğa göre daha büyük bir giriş holü ile birbirine bağlandı. Giriş holü yönetim birimlerinin karşılama alanı olarak çalışırken aynı zamanda zeminde plazaya açılan ve bütünleşen bazı ortak mekanları (bilgisayar işliği, öğrenci sosyal mekanları vb) da barındırıyor.

Her laboratuar hacminin tesisat açısından farklı gereksinimlerinin olması sebebiyle mekanları besleyen yoğun tesisat birimleri katmanlaştırıldı ve tüm mekanlara ortak bir mimari dil getirebilmek adına gizlenmeden kullanıldı. Havalandırma kanalları ile aydınlatma birimlerinin mimari elemanlar olarak kullanılıp açıktan gitmesiyle, aynı zamanda üretim mekanları olan laboratuarların bu yönlerinin de vurgulanması amaçlandı.


1 Akışkanlar Laboratuarı 2 Elektrik Makineleri Laboratuarı 3 Motor Laboratuarı 4 Kontrol Laboratuarı 5 Malzeme Test Laboratuarı 6 Mekanik Atölye 7 Isı Transferi Laboratuarı 8 Temel İşlemler Laboratuarı 9 Polimer ve Malzeme Laboratuarı 10 Biyoteknoloji Laboratuarı 11 Zemin Mekaniği Laboaratuarı 12 Strüktür Laboratuarı 13 Jeodezi Laboratuarı 14 Yapı Malzemeleri Laboratuarı 15 Plaza 16 Alle hasan okan çetin 1980'de Ankara’da doğdu. 2003 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü lisans, 2006'da aynı bölümde yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2003 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’de başladığı yüksek lisans eğitimine halen devam etmekte. 2002 – 2004 yılları arasında Sait Kozacıoğlu ve Hüseyin Bütüner-Hilmi Güner’in mimarlık ofislerinde çeşitli yarışma ve uygulama projelerinde çalıştı. 2003 yılından beri kurucu ortağı olduğu Onbir41 Mimarlık çatısı altında çalışmalarını sürdürmekte.

yapı - laboratuar - güzelyurt

plan

ömer emre şavural 1980 yılında Karşıyaka’da doğdu. 2003 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldu. 2002-2004 yılları arasında sırasıyla Atabaş Mimarlık, Uygur Mimarlık ve Artı Tasarım’da çeşitli yarışma ve proje uygulamalarında görev aldı. 2003 yılından beri kurucu ortağı olduğu Onbir41 Mimarlık çatısı altında mimarlık çalışmalarını sürdürmekte.

KASIM 2010 - XXI 42

görünüşler

fatih yavuz 1981'de Foça’da doğdu. 2003 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü lisans, 2006'da aynı bölümde yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2002-2004 yılları arasında Semra Teber, Semra-Özcan Uygur ve Hüseyin Bütüner-Hilmi Güner’in mimarlık ofislerinde çeşitli yarışma ve uygulama projelerinde görev aldı. 2003 yılından beri kurucu ortağı olduğu Onbir41 Mimarlık çatısı altında mimarlık çalışmalarını sürdürmekte.

kesitler



yapı - okul - İstanbul KASIM 2010 - XXI 44

fotoğraflar: Bilent Aydoğdu

Çocuklarla oynayan okul Maltepe’deki Narcity’ye komşu olarak konumlanan ilköğretim yapısı, çocukların gözünden tasarlanan bir okulun nasıl olabileceğini araştırıyor. Mimarı MeMA’dan Mert Eyiler, kullanıcı odaklı mimari tasarımı bizimle paylaştı. Hülya Ertaş

Gökyüzü gİbİ Şu çocukluk hİçbİr yere gİtmİyor

mert eyiler / mema

he: Bu, yapının neredeyse kaba inşaatı tamamlandıktan sonra dahil olduğunuz bir proje. Bu noktada öncelikli müdahaleleri nasıl belirlediniz? Mert Eyiler: Birkaç projedir yoğun olarak dokunduğumuz noktaların, sirkülasyon alanları ve buluşma mekanları olduğunu fark ettim. Bu noktadan hareketle devam ettik. Sürekli olarak bu alanın kullanıcısının özellikleri üzerinde durduk. Bir kabuk, strüktür vardı ve biz inşa edilmiş bu kabuğu çocuklar için yeniden yorumlamaya çalıştık. Bu yorumlamayı yaparken standart bir iş yapmamaya çabaladık. Bizim proje için inşa edilen kabuğun içinin yapılması söz konusuydu. Biz bu noktada renkleri -projede yer alan karoların renkleri, sokaktaki renkler, zemin düzenlemelerindeki renkler- bu yapıya çocuklar için bir lolipop şekeri ifadesi kazandıracak şekilde yorumlamaya çalıştık. Bir çocuğun algıladığı alanın büyüklüğünü, çocuğun kişisel alanını anlamaya onlar için daha özel bir şey üretmeye

çabaladım. Çünkü onlar bizim referanslarımızla düşünmek zorunda değiller. Çocuklar büyüklerin değil, çocukların yaptığı okullarda eğitim görmeli. Biz de bunun bir yolunu bulmaya çabaladık, bir deneme yaptık. he: Renkler projede oldukça önemli bir yere sahip, özellikle de hem iç mekandaki hem de bahçedeki zeminlerde. me: Kullanıcılar-çocuklar için rengi başka türlü yorumlayabilir miyiz diye düşündük. Kentin dokunuşunu cephelerdeki renklerle temsil etmeye ve bu şekilde çoğaltmaya çabaladık. Oyun alanının zemininde birtakım hareketler üretmeye çabaladık ki çocuklar dış mekanda daha çok vakit geçirsinler. Beden eğitimi öğretmeni olan kız kardeşim yere bir çizgi çekersem çocukların hemen etrafında oyun oynamaya başlayacaklarını söyledi. Bahçenin zemininde çizdiğimiz renkli çizgilerle orayı onlar için bir oyun alanına dönüştürmeye çalıştık. İç mekandaki zeminlerde karolarla hem renkli bir mekan üretmek hem de bahçedeki gibi oyuna olanak tanıyan sirkülasyon alanları yaratmak istedik.


yapı - okul - İstanbul

arka sayfada üstte: Okulun giriş cephesi altta solda: Gelecekte yapılması planlanan kreş ile ilköğretim okulunun ilişkisi altta sağda: Okul cephesinde planlanan diğer cephe uygulamaları sonraki sayfada üstte: Merdiven kovasındaki korkuluklarda uygulanan rakamlar orta sırada: Renkli karolarıyla sınıf koridorları altta solda: Spor salonu altta sağda: Sınıf iç mekanı

45 XXI - KASIM 2010

bu sayfada solda: Okulun bir oyun alanına dönüştürülmeye çalışılan arka bahçesi altta: Kütüphane kütlesi üzerinde yer alan cephe uygulaması


Tuvaletlerde kırmızı-mavi renk meselesini ortadan kaldırmaya çabaladık ve her seferinde kadın ve erkek için öğretilmiş olanın tersini uygulamaya çalıştık. Diyelim mor kadına mı atfedilir, onu erkekler tuvaletinde kullandık ya da mavi erkeğe mi atfedilir, onu kızlar tuvaletinde kullandık. Bu anlamdaki gündelik anlayışı değiştirmeye çalıştık. he: Cephede harflerle yaptığınız bir uygulama var, kütüphane kütlesinin çevresinde. Onun çıkış öyküsünü paylaşır mısınız? me: Bu okulun ismi Tepe İnşaat İlköğretim Okulu değil, biz bu projeyi Tepe İnşaat'a yaptık ancak kullanıcısı çocuklar. Tesadüfen Edip Cansever'in “Gökyüzü gibi şu çocukluk hiçbir yere gitmiyor.” mısralarına rastladım ve projemizin adını bu şekilde koyduk. Bu mısralar projenin içine işledi. Bu ismi kullanmak için izin aldık. Varislerini bularak telif hakları hakkında konuştuk. İçinde çocuk kelimesi geçtiği ve herhangi bir kar amacı gütmediği için izin verdiler.

KASIM 2010 - XXI 46

yapı - okul - İstanbul

he: Bu mısraları proje içinde bir yere yazdınız mı? me: Zaten projemizin adı bu. Projemizde ilk önce salt ışıktan yola çıktık, önde olan şey kütüphaneydi. O kütlenin üzerine güneşlik takmak, renklendirmek ve yapıyı beyaza boyamak tam da modernizmin, 1950'lerdeki dilin bugüne uyarlaması olacaktı. Bense bunu standart bir dilden kurtarmak için içerideki işlevi dışarıda da temsil etmek istedik. Projemizin ismini

bulduktan sonra kütüphanenin, yani içeride oluşturduğumuz kurgunun, dışarıdan okunmasını nasıl sağlayabileceğimizi araştırdık. O noktada biz bu yapıyı bir okul gibi değil de aslında bir masal dünyası haline dönüştürmek istediğimize karar verdik. Buradan giren çocuklar, bir binanın içine değil, onlar için hazırlanmış başka bir bilgi alanına girdiklerini hissetsinler istedik. Kütüphane kütlesini saran harflerin öyküsü bu. Bunu örneğin müzik laboratuvarının önündeki dokuda notalar basarak, fen laboratuvarının önünde formüller kullanarak çoğaltmak istedik. he: Bu yapıyı bildik anlamda bir okul binasından ayrıştırmak için ne gibi araçlara başvurdunuz? me: Okuldan ziyade herkese olabildiğince açık, kentsel donatı alanı içerisinde kamusal mekan yaratmayı hedefledik. Amaçlanan burayı bir eğitim alanına değil oyun alanına çevirmekti. Bu esnada da büyük çocuklarla küçük çocuklar gerektiğinde karışabilsin ama oyun alanları da ayrı olsun istedik. Bahçedeki yeşil alan, bu ayrışmayı tanımlamak için başvurduğumuz bir yöntemdi ancak tören alanının büyük olmasını istemeleri gerekçesiyle tam anlamıyla bunu uygulayamadık. Bu yeşil aynı zamanda oyun alanı için güneşten korunaklı bir alan da yaratıyor. Özellikle doğal numaralara başvurduk. Gerçekten çocukların yakın çevreleriyle ilişki kurmalarını sağlayacak bir alan yaratmayı düşündük. Asıl hedefimiz bu alanı büyük anlamda bir parka dönüştürebilmekti.

Var olan kuralları bozmak, yeniden sorgulamak belki yeniden yazmak kısmı beni çok heyecanlandırıyor. Proje sürecinde sorunlara çocukça yaklaşmaya, çocukları kentin dayattığı kurallardan korumaya çalıştık. he: Projeye daha sonradan dahil olduğunuzu da göz önünde bulundurursak Tepe İnşaat ile işbirliğiniz nasıl yürüdü? me: Kendimizi yapımcı grupla gerçek anlamda masada doğru yerde bulduk. Bu çok önemli çünkü proje grubunun yapımcının olanaklarını doğru kullanması ve de yapımcının kendi olanaklarının farkında olarak bu gruptan doğru bilgi almaya çalışması her zaman rastlanan bir durum değil. Bu projede neredeyse bir danışman gibi davrandım; ağır uygulama çizimleri üretmeye girişmedik. Çizmek zorunda olmadığımız için soru sormaya yöneldik ve kalan zamanımızı işin bu yönüne aktardık. Bu da bizi özgür kıldı. Biz her seferinde masaya neşeli oturduk. Ürettiğimiz projeden hiçbir şeyi çıkarmadık ama eksilttik. Burada aslında bazı düşünceler ürettik ve bu düşüncelerin uygulama aşamasında tam olarak terk edildiği bir durum söz konusu olmadı. Biz masada ne düşündük, ne konuştuksa kağıda dökülüp sahaya gitti. Bu projede masaya her seferinde çözüm üretmek için değil, soru sormak ve o soruları çoğaltmak üzere oturduk.


yap覺 - okul - 襤stanbul

47 XXI - KASIM 2010


mert eyiler Lisans eğitimine 1991-1993 yılları arasında Anadolu Üniversitesi'nde başladı, 1995'te İstanbul Teknik Üniversitesi'nde tamamladı. Habitat toplantıları için, 1996 yılında Tarih Vakfı’nın Dünya Kenti İstanbul sergisinde araştırmacı olarak görev aldı. 1997'de Mimar Sinan Üniversitesi Yapı Bilgisi kürsüsünden yüksek lisans derecesini aldı. 2000'de Yıldız Teknik Üniversitesi, Bilgisayar Ortamında Mimarlık doktora programına başladı, ancak tamamlamadı. Nevzat Sayın ile çalıştı, NSMH için iş üretti. 2007’de X. İstanbul Bienali için, StüdyoKahem Masum bir Eylem projesi - ile Bugünün Ütopyası, Geçmişin Gerçeği çalışmasını yürüttü. 2009’da İstanbul Mimarlar Odası Kent Düşleri Atölyesi kapsamında Tepebaşı için LUSID* çalışmasına katıldı. 2010 yılında “Architectural Design” dergisinde “Transforming Turkey: Eight Emerging Practices” adlı makalede, öne çıkan ilk sekiz ekip arasında gösterildi. 2007’den bu yana MeMA / “merteyiler,mimar" atölyesi’nde mimarlık, kent ve tasarım pratiği çalışmalarını sürdürmekte.

KASIM 2010 - XXI 48

yapı - okul - İstanbul

bodrum kat planı

zemin kat planı vaziyet planı

arka görünüş

sol yan görünüş

sağ yan görünüş

mimari tasarım: Mert Eyiler, MeMA proje ekibi: Mert Eyiler, Selin Güngör, Aslı Güran uygulama projesi: Tepe İnşaat-Narcity konut şantiyesi proje ekibi (Aykut Menevşe); MeMA (Mert Eyiler, Selin Güngör) proje tarihi: 2009 Aralık yapım: 2009-2010 statik: Kınacı Mühendislik Mimarlık Müşavirlik mekanik: Tepe İnşaat-Narcity konut şantiyesi proje ekibi + Ekin Mühendislik elektrik: Tepe İnşaat-Narcity konut şantiyesi proje ekibi + Ekin Mühendislik işveren: Tepe İnşaat proje müdürü: Güngör Takaz ince yapı şefi: Suat Adalı teknik ofis: Aykut Menevşe (mimari), Deniz Eskiçırak (mimari), Hüseyin Türe (mekanik), Yusuf Yılmaz (elektrik)



Yarışma - anıt - sİvas

ANMAK İÇİN TOPLANMAK Murat Gündüz - 2 Temmuz Canlar Anıtpark Ulusal Proje Yarışması'nı kazanan Açıkofis tasarımı proje, topoğrafyada oluşturulan bir yara metaforundan hareket ediyor.

KASIM 2010 - XXI 50

Açıkofis Mimarlık

Murat Gündüz - 2 Temmuz Canlar Anıtparkı

açıkofis mimarlık

2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde 33 şair, yazar ve sanatçının hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olay, yakın tarihimizde açılmış bir yaradır. Önerilen proje, bu topraklarda açılmış bir yarayı temsil eder. Yara Projenin amacı yaşanan insanlık ayıbının unutulmaması ve hayatını kaybeden aydınların anılması. Proje kurgusunun temellendiği yara metaforu, yaşanan acı olayın toplumsal bellekte açtığı derin ize işaret ettiği kadar, anıtın simgelediği “barış, dostluk, hoşgörü ve kardeşlik” temalarının vurgulanmasını da amaçlıyor. Dolayısıyla topoğrafyanın adeta yarılıp yükselerek oluşturduğu anıt/yara, aynı zamanda toprağın bağrında, yörenin sert iklim koşullarına karşı korunaklı ve sakin bir buluşma ve -yitirilen canların temsil ettiği evrensel değerleri - kutlama mekanına dönüşüyor. Toprak, yırtılarak alt kotta yaratılan tefekkür mekanını örten üç parçalı bir kabuk oluşturuyor. Kabuğun altındaki yarı açık mekan, iki farklı kotta yaratılan

platformlarda oyun, gösteri, dinleti ve sergilere ev sahipliği yapacak çok amaçlı ve serbest bir biçimlenişe sahip. Son saatler Projenin, topoğrafyanın var olan eğimlerini de kullanarak farklı kotlara yayılan basamaklı bir kurgusu var. Bu kurgu, son saatlerini Madımak Oteli'nin merdiven boşluğunda bekleyerek geçiren 33 aydınla duygudaşlık kuran bir mekansal etki yaratıyor. Anıt parkın geneline yayılan merdivenli geçişler ve anıtın içinde kot farkıyla yaratılan “alt sahne”, merdivenlerdeki son bekleyişi temsil eder. Aks Anıtpark doğrusal bir biçimde kurgulandı: Anıta yaklaşım, anıt, anıttan çıkış. Yaklaşım - birliktelik Anıta yaklaşanları 33 “anıtsal taş” karşılıyor. Anıta doğru yürüyüşe eşlik eden, araları gittikçe sıklaşarak nihayetinde birleşen ve anıtın giriş duvarını oluşturan parçalar, 2 Temmuz 1993 tarihinde hayatını kaybedenlerin ruhani varlığını ve yaşayanlarla omuz omuza birlikteliğini temsil ediyor.


jüri raporu Yara metaforundan hareketle, gittikçe sıklaşan 33 taşın duvara dönüşerek oluşturulan doğrusal bir aksa tutunan basamaklardan inilerek ulaşılan ve yerden fırlayan üçgen formlu üç parçalı kabuk altındaki tefekkür alanı ve devamında kurtuluşa ulaşma teması olarak sunuşu mimari yorum olarak başarılı görüşmüştür. Tefekkür alanını örten üç parça kabuk aynı zamanda anıtsal bir özellik göstermektedir. Tefekkür alanı kabuklarla gölgeli ve uhrevi bir mekan özelliğiyle yapılacak etkinliklerin odak noktası olarak basamakların anfileşmesiyle gereksinime uygun düzenleme başarılı bulunmuştur. Yara metaforuna dair yorumunda ve kapana kısılmışlığın mimariye yansıtılmasında unutturmadan anımsatma, intikam duygularını körükleme tehlikesine düşmeden ölçülü çözümler önermesi yarışmanın amacına en uygun çalışmalar içinde öne çıkan bir öneri

Yarışma - anıt - sİvas

insani ölçülerde tutulmuş, kalabalıkların da izleyebilmesi için

olarak değerlendirilmiştir. Doğaya saygılı, abartılı düzenlemelerden uzak, işletme ve bakım yorum olma özelliğiyle bu proje oybirliği ile birinci ödüle değer bulunmuştur. Jüri üyeleri: Jale Erzen, Meriç Hızal, Oktan Nalbantoğlu, Bilal Yakut, Mükremin Barut, Sevilay Miser, Fikret Özkaplan

Anıt - kapana kısılmışlık Anıta, 1,5 metrelik bir kot farkına yayılan merdivenden inilerek giriliyor. Giriş merdivenine eklemlenen yumuşak zeminli teraslamalar, ziyaretçilerin anıt mekanını farklı kotlardan deneyimleyebilecekleri platformlar oluşturuyor. Anıtın iç duvarları hayatını kaybeden aydınların isimleri, (yakınları tarafından seçilmesi önerilen) sözleri, şiirleri, metinleri ile kaplı. Mekanda, yitirilen canlar anılıyor ve fikirlerinin, 2 Temmuz 1993 günü nasıl karanlık bir merdiven boşluğuna hapsedilmeye çalışıldığı vurgulanıyor. Çıkış - kurtuluş Anıttan çıkış, temsili bir “kurtuluş” yaşanmasını öngörüyor. Kuzeybatı merdivenlerinden tekrar açık alana çıkıldığında deneyimlenen, acılarla yüzleşme ve huzura erme anı. Çıkış aynı zamanda Murat Gündüz’ün doğduğu Ortaköy’e bir bakış açısı veriyor. Topografyanın bİçİmlendİrmesİ Ataşlı Tepesi’nin doğal olarak ortaya koyduğu dramatik ve plastik bir etkisi var. Projenin kurgusunda, tepenin bu etkisini güçlendiren biçimlenmeler amaçlandı. Anıt parkın tasarım yaklaşımı topoğrafyayı referans alan, arazinin doğal

eğiminden yararlanarak istinat duvarları ile oluşturulmuş korunaklı ve manzara sağlayan mekanlar yaratmak üzerine kurulu. Anıtın çevresinde kurgulanan teraslamalar, iç mekandaki etkinliklere dışarıdan bakış sağlıyor. Kısmen üzerine de çıkılabilen üç yamaç oluşturan üst kabuk, topoğrafyanın eğimini güçlendirerek güneybatı yönünde vadiye ve kuzeybatı yönünde Ortaköy’e bakış açısı veriyor. Aynı zamanda, parkın kuzeybatı ve güneydoğusunda yardımcı mekanlar önerildi. Park aksının kuzeybatı ucunda, bir su elemanı çevresinde köye doğru bakan huzurlu bir dinlenme terası öngörüldü. Parkın güneydoğusunda ise stabilize yolla ve anıt aksıyla bağlantılı, yeme içme, wc ve benzeri servis mekanlarını da bulunduran, daha hareketli etkinliklere uygun, vadiye bakan bir köşe öngörüldü. (Servis ve tesisat mekanları eğimden yararlanarak toprak altında kalacak şekilde önerildi.) Anıtın üst kabuğu, çevresi ve parkın uçlarına yerleştirilen yardımcı mekanlar, tüm alana yayılmak için odak noktaları oluşturuyor. Bİtkİlendİrme kararları Anıtın yükselen yamaçlarında az bakım gerektiren,

özellikle baharda çiçeklenip yaz aylarında “kırmızı” meyveler veren, anıtın köyden ve yoldan algılanan silüetini her mevsim farklı biçimlerde renklendiren endemik bitkiler önerildi. Anıtın içine doğru akan teraslarda ise, insanların üzerinde oturabileceği otsu bitki örtüleri ve gölge sağlayan meşe ve ardıç türlerinden endemik ağaçlar öngörüldü. Sİlüet Anıt Park, topoğrafyanın dramatik etkisini arttıracak şekilde biçimlendirildi. İstinat duvarları üzerinde yükselen yamaç / kabuklar, yaklaşım yolundan ve köyden algılanan heykelsi bir silüet oluşturuyor. Bu silüet, her mevsim farklı renkte (baharda çiçeklenen, yaza doğru kırmızı renkli meyveler veren, kışın kar beyazına bürünen...) bir görsellik sunan ve ekildikten sonra bakım / sulama gerektirmeksizin canlılığını koruyan endemik bitkilerle güçlendiriliyor. Toprağın yarılmasıyla yükselen kabukların yamaçlarında yeşeren bitkilerin oluşturduğu mimari kompozisyon, bozkırın kendine has dürüst, sade (unutmayan) ama aynı zamanda dayanıklı, sağaltıcı ve vefalı özelliklerini vurgulayan bir anıta dönüşüyor.

51 XXI - KASIM 2010

sorunlarını minimize eden bir çalışma olarak üst düzeyde mimari


açık ofis AçıkOfis, 2005 yılında Evren Aysev ve Fatmagül Aslaner tarafından kuruldu. Mimarlık ürününü, tanımladığı mekan ve yüzeylerle bir bütün olarak ele alan AçıkOfis, binanın “iç - dış; plan - cephe” gibi unsurlarını birbirinden bağımsız düşünmeyen, bütüncül bir tasarım anlayışını benimsiyor. Kent ölçeğinden mobilyaya kadar tüm ölçeklerde proje hizmeti veren AçıkOfis, kullanıcıyı da tasarım sürecinin aktif bir parçası kabul ederek kişiye, duruma ve ihtiyaca özel çözümler üretiyor. Mimari projelendirme ağırlıklı çalışan ofis, uygulama ve danışmanlık hizmeti de veriyor. Fatmagül Aslaner Gegeoğlu 1972’de Ankara’da doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden 1995 yılında lisans, 1997 yılında yüksek lisans derecelerini

aldı. 1998 yılında Georgia, Savannah College of Art and Design'da burslu olarak lisans üstü çalışmalara katıldı. 2001’e kadar New York’ta proje mimarı olarak çalıştı. Aslaner, 2005 yılından beri kurucu ortağı olduğu AçıkOfis Mimarlık bünyesinde çalışmakta. Evren Aysev Deneç 1974’te Ankara’da doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden 1996 yılında lisans derecesini aldıktan sonra bir yıl boyunca aynı üniversitenin yüksek lisans programına devam etti. New York’taki Columbia University Advanced Architectural Design (Columbia Universitesi İleri Mimari Tasarım) Yüksek Lisans Programı’nı 1998 yılında tamamladı. 2000 yılına kadar New York’ta proje mimarı olarak çalışan Aysev, 2005 yılından beri kurucu ortağı olduğu AçıkOfis Mimarlık bünyesinde çalışmakta.

proje yeri: proje adı: Murat Gündüz 2 Temmuz Canlar Anıtpark - Ulusal Proje Yarışması yarışma tarihi: Mayıs 2010 yarışmayı açanlar: ORVAK, Ankara Mimarlar Odası, Çankaya Belediyesi işveren: ORVAK (Ortaköylüler Sosyal Yardımlaşma, Kültür, Eğitim ve Sağlık Vakfı) projenin yeri: Ataşlı dağı, Ortaköy, Şarkışla İlçesi, Sivas. proje müellifleri: Fatmagül Aslaner Gegeoğlu ve Evren Aysev Deneç yardımcı ekip: Yasemin Şahiner anıt alanı: 1000 m2 açık alan: 5000 m2

KASIM 2010 - XXI 52

Yarışma - anıt - sİvas

plan

görünüş

görünüş

vaziyet planı

görünüş

kesit

kesit



proje - ürün tasarımı - aydınlatma KASIM 2010 - XXI 54

fotoğraflar: Zigelbaum + Coelho

PİKSELE DOKUN W Hotel’in düzenlediği Designer's of The Future yarışmasında dereceye giren tasarımlardan Six-Forty by Four-Eighty (640X480) modüler aydınlatma sistemini tasarımcıları Jamie Zigelbaum ve Marcelo Coelho anlattı. Elif Esmez

Six-Forty by Four-Eighty

zıgelbaum + coelho

Six-Forty by Four-Eighty’in hikayesi nasıl başladı? Bu yeni modüler aydınlatma sisteminin arkasındaki fikir neydi? Her ikimiz de Massachusetts Institute of Technology Media Lab Bölümü’nden mezun olduk ve yeni teknolojilerle ilgiliyiz. Designer’s of The Future yarışmasına hazırlık için tasarım ve üretim süreçleri boyunca toplam iki ayımız vardı. Öncelikle yapacağımız projenin, tasarımın geleceğine referans veren bir proje olmasını istiyorduk. Bizim aklımızda bilgisayar monitörlerini temsil eden bir tasarım yapma fikri vardı. Öte yandan da bu ekranları duvarlarımıza taşımak istiyorduk. İnteraktif aydınlatma sistemi Six-Forty by Four-Eighty, sıradan piksellerin önemini açığa çıkarmak için tasarlandı. Piksel ışığın bir noktası ve bilginin bir parçası aslında. Bilgisayar çağında pikseller gruplar halinde kullanılarak bize dinamik görsel bilgi

aktarımı yapmaya yarıyor. Yaşam alanlarımızda var olmaktan uzaktalar ve bizim fiziksel bedenlerimizle ulaşamayacağımız bir haldeler. Böylelikle yaptığımız bu yerleştirmeyle pikseli fiziksel olarak hayatımıza da sokmuş olduk. Piksel karolardan meydana gelen bu sistem nasıl çalışıyor? Six-Forty by Four-Eighty sistemi, 50 mıknatıslı piksel karosundan oluşuyor. Her bir piksel dokunulabilir, hareket edebiliyor ve kendi içinde modifike edilebiliyor. Merkezi bir sisteme bağlı olmadan her parça birbirinden bağımsız olarak çalışıyor. Dokunulduğunda bedeninizi algılıyor. Aynı anda iki parçaya dokunduğunuzda birbirleri arasında bir etkileşim oluyor; uzun süre birisine dokunduktan sonra elinizi başka bir tanesine dokundurduğunuz da ise bir önce dokunduğunuz karonun rengine dönüşüyor. Ayrıca bilgisayarla önceden programlandıktan sonra uzaktan kumandasıyla istenildiğinde soğuk ya da sıcak renk ayarları yapılabiliyor. Işığın şiddeti ve hareketi ayarlanabiliyor.


55 XXI - KASIM 2010

Peki her bir parçanın içerisinde ne bulunuyor? Her birinin içerisinde bir devre kartı ve bilgisayarla işlev gören bir de alıcı yer alıyor. Piksellerin üzerinde ise dokunulduğunda iletimi sağlayan özel bir cam tabaka bulunuyor. Her birinde şarj edilebilir batarya ve metal yüzeylerde durabilmesi için de mıknatıs yer alıyor. Bu metal yüzey çok önemli çünkü aslında kullanıcı, karo ve metal yüzey arasında bir bağ kuruluyor.

proje - ürün tasarımı - aydınlatma

Sistem kullanıcıyla nasıl bir etkileşime giriyor? Six-Forty by Four-Eighty sistemiyle yeniden yorumlanan pikseller yeni, modüler ve elle tutulur bir aydınlatma sistemi yaratmış oldu. Işık da bizim nadiren dokunabildiğimiz bir olgu. Piksel karoları kullanıcının bedeniyle bir etkileşime girerek istenildiğinde, onları birbirlerinden bağımsız olarak, renklerini ve durdukları yerleri dokunarak değiştirebiliyor. Mimari boyutta baktığımızda ise onları kendi mekanımıza uygun bir şekilde değiştirebiliyor, daha önceden tek bir nokta olarak düşündüğümüz pikseli dinamik bir aydınlatma sistemi olarak kullanabiliyoruz. Hepsini bir araya getirdiğimizde de sonsuz aydınlık bir ortam yaratmaktan duvarda arkadaşlarımız için mesaj yazmaya kadar sosyal bir ortam sunulmuş oluyor.


giriş sayfasında ve önceki sayfada Piksel karolar önceden ayarlandığında soğuk ya da sıcak renkler gibi istenilen renge bürünüyor.

KASIM 2010 - XXI 56

proje - ürün tasarımı - aydınlatma

bu sayfada sağda: Karolar dokunulduğunda bedeni algılıyor ve renk değişimi oluyor. altta, altta sağda: Piksel karoların içerisindeki devre kartı en altta solda ve sağda: Her bir karonun içerisinde devre kartı ve alıcı, üzerinde ise dokunulduğunda iletimi sağlayan özel bir cam tabaka yer alıyor.

zıgelbaum + coelho Jamie Zigelbaum ve Marcelo Coelho tarafından kurulan Zigelbaum + Coelho ofisinde, tasarımın; teknoloji, bilim ve sanat kesişiminde fiziksel, sayısal ve kültürel malzemelerle temelde insan deneyimlerine yönelik yeni çalışmalar gerçekleştiriliyor. Jamie ve Marcelo’nun işbirliği Massachusetts Institute of Technology (MIT) Media Lab’te öğrenciyken başlamış. Gelecek nesil arayüz tasarımı ve fabrikasyon teknikleri hakkında ders veren ikili, geçişli malzemelerin alanında gerçeklik temelli etkileşim ve dokunulabilir arayüzler hakkında uluslararası workshoplar ve konferanslar düzenliyorlar.



fotoğraflar: Herman Miller

KÖPRÜDEN SANDALYEYE Yves Béhar tarafından Herman Miller firması için tasarlanan SAYL, San Francisco Golden Gate Köprüsü'nden ilham alınarak, asma köprülerin arkasındaki süspansiyon prensibinin çalışma sandalyeleri gibi günlük yaşantımızda yer alan tasarımlara aktarılması fikrinden yola çıkmış.

KASIM 2010 - XXI 58

proje - ürün tasarımı - OFİS sandalyesİ

Süspansiyon ve sırt destek test aşaması

SAYL

yves béhar

Tamamı süspansiyonlu tam anlamıyla çerçevesiz ilk sandalye tasarımı olan SAYL, rijit dış çerçevesi olmaksızın sandalye kullanıcısına tam sırt desteği ve esnekliği sağlıyor. Köprülerde yer alan süspansiyon prensibinden ortaya çıkan ürün, sırt kısmı kalıplanmış üç boyutlu akıllı malzemeden oluşuyor. Y şeklindeki dikey parçaya gerilmiş bu malzeme tıpkı köprülerdeki süspansiyon prensibindeki gibi kablolara, dikey Y parçası ise onu tutan köprü ayaklarına benziyor. Sırt kısmı için enjekte edilen yumuşak malzemeler en yüksek seviyede konfor ve destek sunarken daha sert malzemelerin kullanımı ortadan kaldırılmasıyla da arka sırt kısmının kullanıcıyla birlikte kıvrılarak rahatça hareket etmesi sağlanıyor. Bugünkü şeklini alana kadar 70'den fazla prototipi yapılan tasarım için Herman Miller Araştırma Başkan Yardımcısı Don Goeman, tasarım ve geliştirme açısından tüm tasarım sürecinde yeniden bir sandalye inşa etmek yerine geliştirilme yoluna gidildiğini ifade ediyor. Süspansiyonu %93, sırt kısmı ise % 92 geri dönüştürülebilir şekilde tasarlanan ürün için firma, daha az malzeme kullanımını ulaşılabilir bir sandalye yapmaya giden en akıllı yollardan biri olarak görüyor.


proje - ürün tasarımı - OFİS sandalyesİ

Sırt kısmı deneme aşaması 59 XXI - KASIM 2010

Çerçevesiz sırt kısmı için doku denemesi

Üç boyutlu akıllı süspansiyon teknolojisi gerilim testi


YERel tasarım etkİnlİklerİ Tasarım kelimesi son yıllarda çok daha fazla telaffuz edilmeye başlandı. Bunun hem nedeni hem de sonucu olarak ortaya çıkan tasarım etkinliklerinin sayısı da gittikçe artıyor. Peki bu etkinlikler, tasarımcının, sanayicinin ve öğrencinin kısacası bu sektörün ihtiyaçlarını ne kadar karşılıyor? Daha nitelikli ve daha çok sayıda üretimin yapılmasına teşvik edebiliyor mu? Bu gibi sorular bir süredir tasarım ortamının gündemini meşgul etmekte. Biz de XXI olarak Adnan Serbest, Alpay Er, Arhan Kayar, Gökhan Karakuş ve Tanju Özelgin'i bir araya getirerek yerel tasarım etkinliklerinin Türk tasarımına etkisini masaya yatırdık. Hazırlayan: Elif Esmez ee: Öncelikle Türkiye'deki tasarım etkinliklerini tartışacağımız bu yuvarlak masa toplantısına katılımınız için teşekkür ederiz. Bu toplantıda, Türkiye'de ve özellikle İstanbul'da şimdiye kadar gerçekleştirilen tasarım etkinliklerinin muhasebesini yapmayı, bunları yurtdışındaki örneklerle karşılaştırmayı ve eksiklerimizi belirleyerek bundan sonrası için yapılabilecekleri tartışmayı hedefliyoruz. YURTDIŞINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN ETKİNLİKLERİN NİTELİĞİ adnan serbest: İstanbul'da yapılan tasarım etkinliklerini öncelikle yurtdışındaki örnekleriyle karşılaştırmak isterim. Firma olarak Köln'e 10, Milano'ya ise üç ya da dört kez katıldım. Oralarda gözlemlediğim Milano'nun gerçekten bu işin kabesi olduğu. O kadar profesyonel ve ilginç süreçlerden geçerek bu noktaya gelmişler ki bir tasarım haftası düzenledikleri zaman; devleti, tasarımcıları, firmaları, üniversiteleri ve konuyla ilgili sivil örgütlenmelerin hepsini orada bütünüyle hissediyorsunuz. Son üç yıldan beri etkinliklerini kente yaymaya başlayan Köln'ü de bu profesyonel tavır içine sokarsak bu anlamda Paris, Londra, New York, Stokholm ya da Seul'un daha ilk adımlarını attıklarını söyleyebiliriz. Milano'da tasarım haftası çerçevesinde 300 tane etkinlik

yapılırken, New York'ta sadece 20 tane etkinlik gerçekleşiyor. Burada ilginç olan Avrupa'da bir hafta süresince yapılan etkinliklerin yerelden çok, uluslararası bir etkinlik haline getirilmesi ve mutlaka bir mobilya fuarının paralelinde gerçekleştiriliyor olması. Ben etkinlik olarak genel anlamıyla bir tasarım haftasından bahsediyorum. Çünkü Türkiye'de irili ufaklı, etkisi ve ziyaretçinin katılımı iyi niyetle düşünülmüş ancak yeterli olamayan çok sayıda amatör etkinlik oluyor. Buradaki amaç çoklu kültürleri bir araya getirebildiğiniz bir hafta düzenleyebilmek, dünyanın her tarafından katılım sağlayabilmek, tasarımcıları, sanatçıları, firmaları ve öğrencileri dünyayla bir alışverişe sokabilmek. Bir Milano ya da Köln olabilmek tabi ki zor, ancak bir yerden de başlamak gerekir. Bugün, Milano Tasarım Haftası 10 yıldan beri düzenleniyor. Takvim olarak Nisan'da gerçekleşiyor ki ben burada takvimi de çok önemli buluyorum. Etkinlik, fuarcı bir kentte mobilya gibi yurtdışından birçok ziyaretçiyi çekebilen bir fuarın paralelinde yapıldığı zaman daha da güçlenerek ortaya bir kalite çıkıyor. Çünkü sponsorlar ya da firmalar da ses getirmeyen etkinliklere para yatırmak istemiyor. Etkinliklerin arka planında ise firmalar ve kurumlar birbirleriyle rekabet halindeler. Ama asıl mirengi noktası fuardaki firmaların kentin içindeki rekabetleri. arhan kayar: Tasarım etkinliği dediğimiz zaman tanımlı ya da tanımsız birçok etkinlik sayılıyor. Bunlar, bazıları kurumsal gibi gözüken, bazıları ise bireysel olan etkinlikler ya da firmaların iletişim için yaptığı bazı etkinlikler. Bunun içine endüstri ürünleri tasarımı da, konsept tasarımı da girebiliyor ve bu böyle farklı boyutlarda ilerliyor. Son zamanlarda bu durum git gide daha karışmaya başladı. Hatta mimari ve kentsel planlamaya kadar uzanan etkinlikler olmaya başladı. Hem Türkiye'de hem de dünyada tasarım haftaları ve fuarlarının bile kendi içlerinde konseptleri çok farklı olabiliyor. Sempozyumlar, gezici, yerel sergiler, yarışmalar, kongreler, networkler ile çok dinamik bir yaşama giriliyor. alpay er: Milano, mobilya fuarını da içine alan etkinliklerine 2000 yılından itibaren Design Week (Tasarım Haftası) adını verdi ve böyle bir etkinlik şablonu oluştu. Bizim de tasarım etkinlikliklerimizin en görünür olanı son on senedir oluşan bu şablonu

fotoğraflar: Yunus Argan

KASIM 2010 - XXI 60

YUVARLAK MASA - tasarım

ve Türk tasarımına etkİsİ

tanju özelgin

alpay er

gökhan karakuş

adnan serbest

arhan kayar


temel alıyor. Ancak durumu İstanbul açısından değerlendirirsek sorunlardan bir tanesinin elimizde kayda değer verilerin olmayışı olduğunu görürüz. İstanbul ya da Türkiye genelinde kaç tane tasarım etkinliği oluyor? Kaç tane tasarımcımız var? Bu sektörün büyüklüğü nedir, sektörün yıllık cirosu nedir? Bu gibi veriler olmadığı zaman büyüklükler de görülemiyor ve bazen yanlış hesaplar yapılıyor. Milano tasarım haftasının arkasında Adnan'ın da dediği gibi ciddi anlamda bir sermaye hareketliliği mevcut.

arhan kayar: Yurtdışında yapılan etkinliklerin arkasında da belli bir düşünce ve belli bir organizasyon yapısı yer alıyor. Bu açıdan Türkiye'de gerçekleştirilen etkinliklere baktığımızda da hepsinden bir miktar oluşabileceğini görüyoruz. Burada Türkiye'nin hem genç potansiyeli hem de endüstri potansiyeli bundan daha fazlasını gerektiriyor. Çünkü ciddi bir endüstrimiz var. Ama bu işin sadece yerel ve dünyadan bağımsız kurgulanmaması gerek. Burada uluslararası bir sergi varsa bunun daha sonra dünyayı dolaşması gerektiğini, dünyadaki sergilerin de buraya gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu etkinliklerin de bir tartışma platformlarına alan sağlaması ve kendi fikirlerini ortaya çıkarması önemli. Bir etkinlik varsa arkasında mutlaka bir düşüncenin olması gerekiyor. Birden fazla etkinlik olduğunda çeşitliliğin içerisinde farklılaşmak çok önemli. alpay er: İstanbul'un 2014’de Dünya Tasarım Başkenti adayı olmasıyla ilgili geçenlerde gazetede bir yazı okudum. Tasarım Başkenti adaylık kampanyasını bazı kentler bir sene

önce başlattı. Adaylardan Dublin, belediyenin öncülüğünde tasarım okulları, tasarımcılar, dernekler ve meslek kuruluşlarının da içinde bulunduğu paydaşlarıyla birçok atölye çalışması gerçekleştirdi. Tasarımı gerçekten dert edinen kentler önce "Dünya tasarım başkenti için aday olalım mı, olmayalım mı? Ne kazanırız, ne kaybederiz? Hazır mıyız? Eğer kaybedersek imaj kaybımız ne olur?" gibi konuları oturup tartışıyorlar. 2014 için Dublin dışında, Cape Town ve Sao Paolo gibi güçlü adaylar da var. Bizde ise belediyenin tasarıma bir ilgisi var gibi görünüyor ama belediyenin tasarıma dair yeterli bilgisi, vizyonu ve planlaması olduğunu doğrusu düşünmüyorum. 2005’te İstanbul Tasarım Haftası'nın açılışında İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın “Beş sene içerisinde tasarım konusunda Milano'yu geçeceğiz.” dediğini hatırlıyorum. Bu, İstanbul’un tasarım potansiyeli konusunda belediyenin ciddi bir yanılsama içinde olduğunu gösteriyor. Sanırım belediyenin elinde tasarıma dair yeterli ya da doğru bilgi yok. Sonuçta kaynaklarımızın ne olduğunu bilmiyor ve doğru şekilde kullanmıyoruz. Bunu hakkıyla yaptığımız zaman hak ettiğimiz yere de gelebiliriz. tanju özelgin: Kendimizi Milano örneğiyle kıyaslamadan önce oradaki durumun ve ellerinde var olan imkanların farkına varmak gerekir. Yönettikleri sanayide dönen ekonominin kütlesi düşünüldüğünde yapılan tüm bu etkinliklerin amacı da kavranabilir. Temel amaç esas olarak medyası, okulu, sanayisi ve tasarımcısıyla bu sektörde dünya üzerindeki ekonomiye hakim olmak ve onu yönetebilmek. Bu sebeple “Beş yıl içerisinde Milano'yu geçeceğiz.” cümlesi samimiyetten uzak ve çocukça geliyor. Yapılamaz bir şey olmadığından değil ancak öncelikle kendimizin ve şimdiye kadar yaptıklarımızın farkında olmamız gerektiğinden böyle bir sonuç ortaya çıkıyor. Milano'da yapılan etkiliklerde milyarlarca dolar yönetilmeye çalışılırken diğer bir taraftan da tüm dünyadaki tasarım sektörünün alışkanlıkları da ellerinde tutuluyor. Öte yandan, kuşaklardır gelen sanayici ve tasarımcı görgüleriyle devletin de buna proje olarak ciddi anlamda eğildiğini ve destek verdiğini görüyoruz. O yüzden Milano ile aynı şeyi yapma çabası bir anda komikleşebiliyor. adnan serbest: Öte yandan Milano'daki etkinliklerin insanlar üzerinde o tarihlerde orada olmaya itecek bir motivasyonu da bulunuyor. tanju özelgin: Neden? Çünkü gittiğin zaman en az 100 tane yeni ürün görebiliyorsun. Buna karşılık bizde böyle bir durum yok, beş yıldır aynı ürünü aynı fuarda görüyorsun. alpay er: Her sene yeni bir ürün, yeni bir fikir ya da düşünsel meydan okuma ortaya koyman gerekli. Yeni bir şey söyleyebiliyor musun? Eğer bunu yapabiliyorsan bir anlamda tasarım hakimiyeti kuruyorsun demektir. tanju özelgin: Etkinliklerimizde genel olarak yaşanan durum, birilerinin fuar standında metrekareleri satmaya çalıştığı, ötekinin ütopik tasarımlarını sergilediği ve

61 XXI - KASIM 2010

alpay er: İstanbul'da bir enerji olduğu konusunda hemfikirim ancak bu enerjiyi uygun şekilde kullanamıyoruz. İstanbul'a nereden geldiğinize bağlı olarak edindiğiniz izlenim farklılaşıyor. Batıdan geldiğiniz zaman çok dinamik bir kent, Doğu'dan geldiğiniz zaman ise dinamik ama kaynakları kısıtlı bir kent. Örneğin hem uluslararasılaşma hem de ölçek anlamında kendimizi Uzakdoğu ile kıyaslayacaksak Türkiye'de olup biten mütevazı sayılır ve bunu da açıkça kabul etmemiz gerekiyor. Kendimizi dev aynasında görmeyelim. Avrupa'nın en büyük kenti olarak baktığınızda ise başka bir perspektif ortaya çıkıyor. Ama bizim sorunumuz şu sıralarda ciddi bir enerji kaybımızın ve genel olarak koordinasyonla ilgili problemlerimizin olması. Son on yılda İstanbul'da yapılan tasarım etkinliklerini bir önceki on yıllık dönemle kıyasladığımızda müthiş bir hareketlilik görüyoruz. 2007 yılı, o yıl gerçekleştirilen tasarım haftası ve “İlk in Milan” sergisiyle Türk tasarım etkinliklerinin zirve noktası olarak kabul edilebilir. 2007 yılından bu yana üç sene geçti ve bu üç senedir korkarım sürekli patinaj yapıyoruz. Tasarım etkinliklerimizdeki problem insan kaynağımıza ulaşmadaki yetersizlik ve Türkiye sanayisinin yeterince yaygınlıkta ve süreklilikle yenilik/inovasyon üretmiyor oluşu. Öte yandan, bir tasarım etkinliğine neden gelinir diye de sormak gerek. Katılımcı konuşmacıların ya da tasarımcıların uçağını, otelini öderseniz, cebine para koyarsanız elbette gelirler. Ancak bunun dışında mesela yetenek avcısı dediğimiz, genç yetenekleri arayan ve uluslararası tasarım piyasalarına sokan kişileri düzenli olarak bu etkinliklere getirebiliyor musunuz acaba? Bu tarz kişi ve kurumların yıllık programlarında İstanbul olarak bir yerimiz var mı? Bence bu anlamda yeterince farklı ve yeni ürünü yeterli yaygınlık ve süreklilikte üretmeyi ve sergilemeyi henüz beceremiyor İstanbul. Tasarım haftası ve i-deco gibi etkinliklerde hatta öğrenci projelerinde bile her zaman yeni ve farklı bir şeyler söyleyebilmemiz gerekiyor. Eğer bunu yapamazsak bir kez gelirler. Camileri gezer, Boğaz'da turlar ve giderler. Uluslararası tasarım piyasasında inanılmaz bir yarış var. Herkes farklılık ve yenilik yaratmaya çalışıyor, bununla ilgili önemli kaynaklar ortaya koyuyor.

“2007 yılı Türk tasarım etkinliklerinin zirve noktasıydı. Son üç senedir sürekli patinaj yapıyoruz.” alpay er

YUVARLAK MASA - tasarım

İSTANBUL'DA YAPILAN ETKİNLİKLERDEKİ DURUM adnan serbest: Biz iki kentimiz dışında öteki kentlerde belki de bu işe yeni başladık. O yüzden bu doğal bir süreç. İstanbul'un kent olarak diğer kentlerden bu konuda bir avantajı olsa bile kentin bütününde bu konuda bir örgütlenememe ve organizasyon eksikliği olduğunu görüyoruz. Tabi ki yerel olarak iyi, kaliteli işler yapılıyor, potansiyelimiz de var. Ancak bunu uluslararası hale getirmek, çoklu kültürleri bir arada harmanlayarak herkesin katılımını sağlayabilmek, durumla ilişkilendirebilmek önemli. Bence bu işin çıtası uluslararası olmakta. İstanbul bugün 15 milyona dayanan aktif bir kent. New York, Londra, Paris ve Milano gibi şehirlerle karşılaştırıldığında İstanbul'un enerjisi çok yüksek. Bu durum sadece benim düşüncem değil aynı zamanda yurtdışındaki tasarımcı ve işadamlarının da İstanbul'a hayran olduklarını görüyoruz. Ama burada yaşayan bizler gibi sanayici, tasarımcı ve yaratıcı tavrın bu kente layık olamadığını düşünüyorum.


KASIM 2010 - XXI 62

YUVARLAK MASA - tasarım

sanayicilerin tüm bunlardan uzak durmaya çalıştığı bir yer haline dönüşüyor. Bu etkinliklerde Türkiye'nin en önemli firmaları kendi kurumsal yapılarını ve nasıl göründüklerini sorgulamadan ürününü standa bırakıp gidebiliyor. Bu durum esasen, görgüsüzlük, bilgisizlik ve yönetim eksikliğinden kaynaklanıyor. Açıkçası bizim örnek alarak konuştuğumuz hiçbir ülkede bu çaptaki bir firma ürününü ya da markasını bu şekilde sergilemiyor. Öte yandan sanayimiz, sanayicimiz ve hatta tasarımcılarımız yurtdışındaki örneklerle karşılaştırıldıklarında gerçekten çok fakir durumda gözüküyorlar. Bahsedilen örneklerin endüstriyle tanışmasının üzerinden kuşaklar geçti ve bu geçen kuşaklar boyunca kendileri son derece ilginç tecrübeler edindiler. Oradaki sanayici en az üç kuşaktır tasarım satın alıyor ya da üretiyorken, bugün bizim sanayimizdeki en bilindik ve köklü firma bile üçüncü kuşağın ilk yıllarını yaşıyor. Bu kuşaklardan ilk kuşak, bir işi yapabilmeyi, ikinci kuşak satabilmeyi ve sonrasında da para kazanabilmeyi öğrenirken, ancak üçüncü kuşak katma değerli bir ürün üretme yolunda ilk adımlarını atabiliyor. Burada da rekabet başlıyor. Biz de aslında bunun tam olarak başlangıç noktasındayız. Bu durum sanayi tarafından bakıldığında görgü anlamında kültürel bir devamlılığı da getirmiyor. Tasarım açısından değerlendirdiğimizde ise kuşaklar arası bir bağlantı olmadığını görüyoruz. Ülkemizdeki tasarımcıların yaş ortalaması otuz civarındayken, ikinci kuşak tasarımcılardan henüz bahsedemiyoruz. Bu sebeple de kültürel birikimlerin ve tecrübelerin kuşaklara aktarımı konusunda son derece eksiğimiz var. Diğer bir eksiğimiz de bu devri sağlayacak yazılı ya da çizili malzemelerin oluşturulamayışı. Yaratıcı ve işlevsel zihin olmak üzere iki tip zihinden bahsedebiliriz. Türkiye’de ise daha önce gördüğü üç örnekten devşirerek dördüncüsünü yapan işlevsel zihin çok yaygın. Yaratıcı zihnin işlevsel zihne göre çok daha az olduğu ülkemizde, yaratıcı zihinlerin iş yapabilmesi için etrafında her alanda onu destekleyebilecek diğer yaratıcı alanlara ihtiyaç duyuluyor. Tasarım alanını kısıtlamaya kalkışsak bile, organizasyon alanında da yine bu yaratıcılara ihtiyaç duyulacak. Çünkü ancak bu şekilde fuar alanının sahibi de, sanayici de kendi alanlarında ihtiyaç duydukları yaratıcılığa sahip olabilirler. Bu nedenle en büyük eksikliğimiz belki de her şeyi tek başımıza yapabileceğimiz yanılgısına düşmemiz. EKSİK olunan noktalar alpay er: Milano’nun tasarım ekonomisini çeviren tasarım pratiği kadar, yurtdışından önemli sayıda öğrenci çeken tasarım okulları aslında. Milano’daki tasarım okulları bir araya gelerek bir kooperatif kurdular ve yurtdışından gelen öğrencilerin sayısı, ülkelere ve yıllara göre değişimi konusunda düzenli veri toplayıp analiz ediyorlar. Türkiye'de tasarım eğitimi dediğimizde ise elimizde veri yok. Türkiye’de endüstri ürünleri tasarımı konusunda dönen paranın tahminen % 20-25’i bu alandaki eğitim için harcanan paraya karşılık geliyor. Bu şekilde düşündüğümüz zaman aslında tasarım eğitiminin de başlı başına ciddi bir sektör olduğunu görüyoruz. Öte yandan tasarım, kendisini yerel düzeyde ve küresel düzeyde görünür kılmaya çalışan başlı başına bir sektör. Öncelikle kendi kamuoyumuza, potansiyel tasarım kullanıcılarına “Biz kimiz?” ve “Ne işe yararız?” gibi soruların yanıtlarını aktarmaya çalışıyoruz. Tek başına tasarım, yaratıcı bir insani faaliyettir ama bunun endüstriyel bir nitelik kazanması için başka bir unsurla da birleşmesi gerekir ki onun adına da sermaye diyoruz. Burada aslında sermaye ile yaratıcılığın bir flörtünden bahsediyoruz. Tasarım etkinlikleri dediğimiz aktiviteler ise, akademik hayatı da içine alarak, bu flörtün gerçekleşme alanı. Buna genel anlamda tasarım söylemi de (design discourse) diyebiliriz. Bu bizim kim olduğumuzu ve ne yaptığımızı bizim dışımızdakilere anlatma biçimimiz; bunun içerisine tasarıma ilgili her şey giriyor. Geleceğin, hatta şimdiden bugünün ekonomisi yaratıcılık üzerinde yükseliyor. Ben kendimi sadece bir tasarım eğitimcisi olarak değil, aynı zamanda tasarım sektörünün insan kaynakları arzı kısmındaki bir yönetici, uzman olarak da konumlandırıyorum. Tasarımın insan kaynakları kısmında bulunan birisi olarak nasıl bir öğrenci yetiştirmeliyim ki hem işsiz kalmasın hem de uzun vadede ekonomiye, topluma katkısı bulunsun. Benim için tasarım etkinlikleri, piyasaya arz ettiğim insan kaynağının doğru bir şekilde kullanılabilmesini sağlayabilecek tüm yayın, fuar, sergi, kongre anlamına geliyor. Bunlar olmaz ise bu sektör zaten kendini yürütemez. Bunu kabul etmemiz gerekiyor, zaten bu yüzden de aslında tasarım etkinliklerinin kapsamı ve kalitesini bu kadar dert ediyoruz. gökhan karakuş: Tasarım bakıldığında bu topraklarda çok uzun yıllardan beri yapılıyor. O kadar ki tarih öncesine kadar gidebiliriz. Önemli işler yapılarak bu döneme kadar gelindi. Tasarım tarihi olarak iyiyiz ama o tarihe ne yazık ki hakim değiliz. Öğrencilere ya da tasarımcılara sorduğunuzda hiçbir şeyin farkında olmadıkları gibi

sanki tasarım ilk defa bu topraklarda onlar tarafından yapılıyormuş gibi bir hal içerisindeler. Yapılan tasarım etkinliklerinin de bir söylem üzerinde ilerlemesi, bu söylemin içerisinde de bir tarihin olması gerekiyor. Bence bugün Türkiye’de ve İstanbul’da söylemin olmayışı en büyük sorunlarımızdan biri. Çoğu tasarımcı yaptığı tasarım hakkında onu neden yaptığına dair size bir şey söyleyemiyor. Çünkü tasarım söylemi; “İçimden geldi”, “İlham aldım” ya da “Böyle bir şey düşündüm, onu aktardım” demek değildir. Bu etkinliklerde tasarımını görmeye gelen kişi senin ne yapmak istediğini ya da neyi temsil ettiğini anlayamadığı sürece bir yere gidemezsin. Bizim bunların ötesine geçen yolları aramamız gerek. Etkinliklerde tasarım söylemimizde bazı şeylerin derinlerine inmemiz gerekli. Bunun yanı sıra bu söylemi oluşturabilmek için ekonomik anlamda söylem tasarıma dönüştürebilecek ilgililerin eksikliğini görüyoruz. Farklı söylemler yaratmak için de tasarım müzesi gibi söylem yaratan ve bir araya getiren yerler ve çeşitli organizasyon tiplerinin oluşması gerekli. Önceliği bu olmadığı için okullar, bir haftada gerçekleştiremeyeceği için de etkinlik yapan organizasyon firmaları bu söylemi yaratamazlar. Öte yandan iyi bir arşivinizin ve tasarım eleştirisinin olmayışı da bu söylemi yaratmanızı engelliyor. arhan kayar: Tasarımcılar arasında da ekolleşmenin olmayışının başka bir eksik olduğunu düşünüyorum. Bakıldığında belli bir alanda çalışan tasarımcıların bir araya gelmesi şart. Bu alanda kişisel tartışmaların ötesinde mesleki tartışmalar gerçekleştirilmesi ve karşıt fikirlerin ortaya çıkması gerekli. tanju özelgin: Okullar, sektör ve meslektaşlar arasında ciddi bir ırkçılığın var olduğunu görüyoruz. Yeterince kaynağın olmayışı ve bu kaynağın paylaşımı konusu ise ayrı bir problem. Böyle bir eksiğimiz olmasına rağmen her seferinde elimizdeki kaynaktan daha büyük işlere kalkışıyoruz. Bu sebeple yapmamız gerekenlerin ancak yarısı yapılabiliyoruz ve bu şekilde iş bitmediği için bir sonuca da varamıyoruz. Milano örneğinde hem fuar katılımında hem de sektörde böylesi bir ırkçı yaklaşım görülmüyor. Etkinlik açısından da son derece çeşitli ve demokratik bir yayılım söz konusu. Bu çeşitlilik ve büyüklük beraberinde ekonomik büyüklüğü de getiriyor. Sonucunda yaratılan etki daha küçük ve dar sektörlerin de bir araya gelip kar topu gibi büyümesini sağlıyor. Milano'da ziyaretçiyi her açıdan tatmin eden ve birbirine değmeden dönen bir yapı varken, bizde ise birbirine değen yapımızın küçük olması ve bu yapının içini doldurmaya çalışmamızdan kaynaklanan problemler baş gösteriyor. Bunun bir örneğini I-deco fuarı örneğinde görebiliriz. I-deco fuarında ideas salonu ile diğer firmaların yer aldığı ana salon birbirinden tamamen farklı bir duruş sergilerken firmaların birbirlerine saygı duymadıklarını görüyoruz. Daha iç içe geçmiş, her iki tarafında kendi değerlerini büyüttüğü ve ayrıştırdığı, konsantrasyonlarını kendi alanlarına yoğunlaştırdığı bir durum haline neden gelemedikleri asıl sorulması gereken soru. Oysaki bunun tam tersi bir durumda böylesi bir etkinliğe ben de tasarımcı olarak katılmayı arzu ederdim. Sonucunda ölçülebilir bir başarı elde edebileceğimi düşünmediğim için bir süredir böyle etkinliklerde yer almıyorum. Mutlaka her açıdan başarıyı ölçülebilir kılmak gerekli. Katılımcının, izleyicinin ve yerel yönetimlerin bir sonraki sene hevesle katılımını sağlayacak bir duruma gelmek önemli. Bu inancı sağlayarak mevcut durumu bu hale devşirebilmeyi amaç edinmeliyiz. Eğer ben neyi ölçü aldığımı, karşımdakinin ya da benim ne ürettiğimi, ülke olarak kaç tane uluslararası markam olduğunu ya da kaç ülkede üretim yaptığımı bilmez ve elimde bunlara ait hiçbir veri olmazsa böyle etkinlikler yapmaya çalışmak açıkçası komik oluyor.


gökhan karakuş: Tasarım etkinlikleri adına ileriye dönük söylemin oluşturulabilmesi farklı aktörlerin işin içinde olmasını gerektiriyor. Türkiye’de tasarım adına içerisinde uluslararası anlamda dikkate alınacak etkinlikler oluyor. Belki hala tasarım bir lüks olarak algılandığı için ekonomik olarak çok büyük imkanlara sahip değiliz. Ancak ne yapmak istediğimizi net olarak ifade etmediğimiz sürece yapılacak hiçbir etkinlik istediğimiz gibi olamayacak.

Arhan Kayar: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, herhangi bir etkinlik yapılacağı zaman sektörün yanında destek olmaya çalışarak kent olanaklarını sunuyor. Ama bakıldığında tasarımcılar ve tasarım endüstrisi kendisini bir sektör olarak konumlandıramıyor ve gerektiği kadar aktif rol alamıyor. Dünyadaki tasarım haftalarına baktığınızda takvim olarak bütün bir yılı doldurduğunu görüyoruz. Milano'ya takılıp kalmamamız lazım. Son yıllarda Milano dışında özellikle Kuzey ve Orta Avrupa'nın yaptıkları net bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. Asya'da da son derece yenilikçi ve öncü oluşumlar ortaya çıkıyor. Bence buradaki organizasyonlar kendi başlarına net bir şekilde ilerleyerek o sorumluluğu üstlenmeli. Onun dışında da iletişim içerisinde olmalı; bir fuar, tasarım haftası ya da onun gibi etkinliklere ihtiyaç var. Ama hepsinin içeriği de aynı şeyi söylememeli. Bu tip etkiniklerin geçmişine bakması ve gelecek sene nereye doğru gittiğini çok daha iyi bir şekilde planlaması gerekiyor. Eğitim kurumları çok önemli. Daha fazla tartışmak ve bununla beraber daha fazla çelişkinin ortaya çıkmasını sağlamak gerekiyor. Yaratıcı üretim ve endüstriyel üretim arasında ciddi farklar var tabi ki. Bakıldığında konteynerlerce üretim var hatta ihracat yapıyoruz ama bunun içerisinde önemli olan marka değeri taşıyan ürünler. Çünkü bugün Türk tasarımcısının yanında burayı önemli bir üretim yeri olarak gören ülkeler ve tasarımcılar oluştu. Burada iş

adnan serbest: Yapılan bu etkinliklerin tarihsel sürecine baktığınız zaman ben bugüne kadar iyi ya da kötü şekilde yapılanlar konusunda yorum yapmaktansa yapamadıklarımız hakkında konuşmak isterim. Bizim yapamadıklarımız aslında çok fazla. Peki burada AD Tasarım Fuarı'nı ve bugün İstanbul Tasarım Haftası'nı yapanlar neden gelip etkinlik alanında bu işin öncesinden başlayarak bu işi yapmadılar. Bugüne kadar biriktirilen bütün bilgi birikimi, oluşan söylem, kuruş kuruş biriktirilen kültürümüz bambaşka bir şeye dönüştürüldü. Öyle bir toplum düşünün ki her şeyi siliyor ve yeniden bir temel atmaya çalışıyor. Herhalde dünya üzerinde bu kadar süreci koparan bir toplum daha yoktur. alpay er: Bizim tasarım geleneğimizde süreklilik, tarih ve hafıza yok ki tasarım alanında yaptıklarımızın doğru düzgün bir değerlendirmesi ve analizi olsun. Bu görev hepimize düşüyor. Türkiye'de bir an önce “yaptım oldu” anlayışından, Tanju'nun da söylediği gibi tasarımı “önceden planlayarak yapma” anlayışına geçmemiz gerekiyor. Bu işin hem önceden planlaması hem de yaptıktan sonra hakkıyla değerlendirilmesi şart.

“Etkinliklere gelene kadar öncelikle bir işi taammüden yapmayı öğrenmemiz lazım.” tanju özelgin adnan serbest: Peki toplumun tasarımın kriterlerini kim koymalı? gökhan karakuş: Bu kriterleri hep beraber koymamız gerekiyor. Ölçülebilir olmasının yanı sıra bunu değerlendirebileceğiniz bir sistemin de olması lazım. Birilerinin yapılan işler hakkında çıkıp bu iyi ya da kötü demesi şart. Bunların da bir mekanizma içerisinde yürütülmesi, yapan kişilerin konuya hakim olması ve hatta belgelemesi gerekiyor. Eskiden New York'ta çok büyük bir tasarım dünyası yoktu. Ama oradaki tasarım müzeleri oradaki üst gelir grubundaki kişiler, devlet desteğinin yanı sıra bu tip oluşumlara destek oldu.

63 XXI - KASIM 2010

NİTELİĞİ ARTIRMAK ADINA YAPILMASI GEREKENLER adnan serbest: Eldeki malzemeyi değerlendirecek olursak verilerini toplayamayan bir ülke gerçeğiyle karşı karşıyayız. Mesela insan kaynağını yetiştirebilme ve yönlendirebilme. AB ülkeleri sıralamasında neredeyse sonuncu sıradayız. Dünyada ilk 500'de ne bir üniversitemiz ne de bir markamız var. Verimlilik açısından da AB ülkeleri arasında sanayi ve patent sıralamasında sonuncu ülkeyiz. Patentle ilgili başvurular son beş yılda küçük bir ivme kazanmış, ancak bu halde bile Kore'nin 200'de biri konumundayız. Ne kadar markalaşabiliyor, kurumsallaşabiliyor, inovasyon yapabiliyor ve teknolojiyi kullanabiliyoruz? Verisel anlamda teknolojik ürünler ve tasarımlar konusunda ne kadar katma değer yaratabiliyoruz? Her ne kadar üretim anlamında bir şekilde mücadele etsek de her anlamda karnemiz kırık. Bugün, Sanayi Bakanlığı 2023 yılı için 500 milyar liralık hedef koydu ve bu bağlamda tasarımla ilgili bir konsey oluşturuldu. Biz özellikle mobilya sektörü olarak ayda üç kere bakanlık seviyesinde toplanıp tartışmalar gerçekleştiriyoruz. Tasarım ve inovasyonla ilgili konular daha yeni tartışılır oldu. Bunun yanı sıra belki de belediye başkanının söylediği o söz iyi bir şekilde kullanılabilirdi. Ancak organize değiliz özellikle de 15 milyonluk bir kentte elinde diploması olan 5.000 tane tasarımcının bir derneği, müzesi, akademisi, eleştirel anlamda tasarım içerikli bir yayını yok. Daha iyi işler yapmak için henüz hazır değiliz ve bu malzemeden helva da bu kadar oluyor. Üniversiteler, yerel yönetimler, organizatörler, sanayi, tasarımcılar ve devletin yani hepimizin kucağındaki taşları önüne döküp yeniden düşünmemiz gerekiyor. Firmalar, bir etkinliğe sponsor olarak toplum içerisinde bağırmadan kendini ifade edebilme düzeyine geldi. Ama ortak bir aklı kullanmak, teknoloji ve inovasyon konusunda kendimizi geliştirmek, yapılan diğer işlere de yansıyacaktır. Bireysel çabalarla buraya kadar geldik ama bundan sonra artık tasarımcılar dahil hepimizin örgütlenerek hareket etmesi gerekiyor. Zanaat kültürü üzerine kurulu bir tasarım anlayışı oluşturamayan bir toplumuz. En azından bugün bunun fark edilmesi gerekli. Her anlamda elimizdeki malzemenin iyileştirilmesi gerekiyor.

tanju özelgin: Etkinlik yönetiminin de mutlaka bir tasarım sürecinden geçmesi gerekmekte. Aslında etkinlik kısmına gelene kadar öncelikle bir işi taammüden yapmayı öğrenmemiz lazım. Daha sonrasında etkinlikleri gerçekleştirdiğimizde ancak sonuçlarını sağlıklı bir şekilde ölçebilir ve çıkan verilerle eksiklerimizi görüp değerlendirebiliriz. Hem medya, hem sanayi hem de toplum tarafından tasarımın süslü bir şey olduğu algısını değiştirmek ve tasarımı tanıtmak için, bu süreci doğru yönetmek gerekir. Bu noktada yapacağımız etkinliklerin bize özgü olması önem kazanıyor. Ardından bu durumu ekonomik hale getirmek gerekir. Çünkü ekonominin olmadığı yerde, bu sürecin işlemesine imkan yok. Burada ekonomiden kastedilen, etkinliklerde kaç metrekare stand satıldığı değil, bu etkinliklere kaç kişinin geldiği olmalı. Sonuçta ölçülebilir bir başarı almamız gerekli.

YUVARLAK MASA - tasarım

alpay er: Bu söylem sadece ileriye dönük olmamalı aynı zamanda öz eleştiriyi de içerebilmeli. Tasarım adına medyaya yansıyanın olup biten gerçeklikle hiçbir ilgisinin olmadığı görüyoruz. Tasarım medyasının tam olarak oluşamamış olması ve dilinin rafine olmaması başlı başına bir problem. Haberle reklam birbirine girmiş durumda. Bu bizim acilen ulaşmamız gereken “Biz bunu daha iyi nasıl yaparız?” noktasına ulaşmamızı geciktiriyor. Hepimizin istediğimiz şekilde yapamadıklarımızı iyi analiz edip buna yönelik bir çaba göstermemiz gerekli. On yılın sonunda artık bireysel ya da kurumsal sınırlarımıza ulaştığımızı düşünüyorum. Yani artık hepimizin bir araya gelip bir sonraki aşamayı planlayıp, geçmemiz gerekiyor.

kurmaya çalışıyorlar. İstanbul'u merkez olarak seçtiler. Bu da burada dinamik ve gelişmekte olan büyük bir potansiyel olduğunun kanıtı.


alpay er: Türkiye'de de aslında bu anlamda çeşitlenmeye başlayan bazı örnekler de var. Örneğin İstanbul Modern ve orada gerçekleştirilen tasarım sergileri ya da İKSV'nin yapacağını açıkladığı Tasarım Bienali gibi. Buradaki belli bir grup sermaye ya da kültürlü sermaye diyelim, tasarıma başka bir açıdan bakarak tasarım haftasının açtığı kanala alternatif, yeni bir kanal açma yolunda ilerliyor. Bu farklılaşmayı, içerisinde bulunduğumuz dönemde ileriye dönük olarak son derece olumlu buluyorum. Son üç seneye baktığımızda ise oldukça karamsarım. 2000’ler öncesinde İstanbul’daki tasarım etkinliklerine dair ilk hatırladıklarım 1996 yılında İTÜ'de gerçekleştirilen Ulusal Tasarım Kongresi ve ilişkili bir mobilya tasarım yarışmasından ibaret. Aslında çok da geriye gidemiyoruz. Sadece 14 yıl. Öncesinde ise 1994 yılında Ankara'da ETMK'nın gerçekleştirdiği Designers' Odyssey etkinliği. İstanbul Tasarım Haftası'nın öncüsü olan AD Tasarım Fuarı ETMK'nın mesleki anlamda kurguladığı bir etkinliğin medya tarafından bozulmuş bir versiyonuna dönüştü. Ardından İstanbul Tasarım Haftası, Marketingist ve i-deco gibi türlü etkinlikler ortaya çıktı. Bugün ise aktörlerin çoğaldığı ve farklılaştığı bir noktaya geldik. Keşke dDF'in ticari bir organizasyonu olan İstanbul Tasarım Haftası'nın alternatifi başka etkinlikler de yapılabilse ve sağlıklı bir rekabet ortamı oluşabilse.

“Bu sene yapılan İstanbul Tasarım Haftası Türkiye'den söylenebilecek hiçbir söz yok mu dedirtti?” alpay er

KASIM 2010 - XXI 64

YUVARLAK MASA - tasarım

arhan kayar: İstanbul Tasarım Haftası'nı bir tasarım fuarı yerine Eski Galata Köprüsü üzerinde yapılan bir “Kent Etkinliği” olarak değerlendirmek daha doğru olur. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ortaklığıyla sponsor ve katılımcı desteğiyle organize ediliyor. Bakıldığında tabi ki bu işin ticari boyutu var gibi görünüyor ama gerçekte öyle değil. Bu organizasyonların arkasında format gereği bir profesyonel sorumlu olmak zorunda. DDF olarak İstanbul Tasarım Haftası organizasyonunu 2005 yılında başlattık, bir sahibi yoktu ve maddi sorumluluğunu üstlendik. alpay er: Belki böyle bir etkinliğin sahibi kentteki tüm tasarım paydaşları olmalı. arhan kayar: O yüzden daha fazla katılım istiyor ve direniyoruz. Bu işin devamında orada ne kadar direneceğiz bilmiyoruz. Bu işin devamında finansal açıdan pek çok zorluklar var ve bunlara karşı sürekli direniyoruz. İstanbul Tasarım Haftası ile ilgili her türlü katılıma açığız.

senelerde İstanbul Tasarım Haftası'na düzenli olarak katıldık. Hatta 2007’de üç ayrı proje bile sergiledik. İTÜ olarak bizim isteğimiz bu tür etkinliklerin daha iyi planlanması, organizasyonun okulları bir dolgu malzemesi olarak değil, asli bir paydaş olarak görmesi. adnan serbest: Gökhan'ın dediğine katılıyorum. Burada STK diye bir aktör de yok. Devletin ya da belediyelerin istenildiğinde istenilen desteği vereceğini biliyorum. Ama faaliyete geçmek için de tasarımcıların kendi arasında bir örgütlenmeye gitmesi gerekiyor. İstanbul'un en azından ETMK'ya yardımcı olacak bir sivil örgütlenmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. alpay er: Adnan'a katılıyorum. Şu an ortamda tasarımcıların profesyonel örgütlenmesiyle ilgili ciddi bir sıkıntı var. Tasarımcılarının beklentilerinin ve çıkarlarının farklılaştığını düşünüyorum. Ama asıl problem durup değerlendirip, kendi içimizde nasıl daha iyisini yapabiliriz diyebilmek. Sayısal olarak elimizdeki malzemeye baktığımız zaman aslında durum sanıldığından daha iyi. gökhan karakuş: Malzeme ya da yurtdışından bilgi gibi her şeyimiz var. Sorun bizim iç organizasyon eksikliğimizden kaynaklanıyor. arhan kayar: Ben de yaptığımız işi biraz daha açmak, katılımcı sağlamak istiyorum. Bu konuda yalnız kaldığımızı düşünüyorum. Örneğin sadece İstanbul Tasarım Haftası'na yönelik eleştirel bir yaklaşımla yola çıkılacak, geniş katılımlı ve tartışmalı bir toplantı düzenleyebilir, böylelikle 2011'de yapılacak organizasyonu farklı planlayabiliriz. alpay er: Hepimizin ortak amacı; uluslararası tasarım piyasasında ülkemizle, kurumumuzla, kendi özgün kimliğimizle var olduğumuzu göstermek. Elimizde belli bir platform var ve bulunduğumuz, yaşadığımız kent, bizim için çok büyük bir şans. adnan serbest: Peki, bir araya gelip nasıl çalışabiliriz? alpay er: Öncelikle herkes kendi işini en iyi şekilde yapmak için çaba göstermeli. Bu arada diğer paydaşları da kendi kaynak ve projeleri konusunda haberdar etmeli. Bunu yapabilirsek zamanla işlerin yoluna gireceğini düşünüyorum. Öncelikle biraz mütevazı olalım ve şunu anlayalım hepimiz aynı gemideyiz. Kaldırabileceğimiz taşların altına ellerimizi beraberce koyalım. Adnan Serbest 1986 yılında Adnan Serbest Mobilya Tasarım Şirketi'ni kurdu. 1996-1998 yılları arasında ETMK yönetiminde görev yaparken Designers' Odyssey'98 ETMK sergisinde sergi düzenleme komitesinde yer aldı. 2002 yılında Birleşmiş Milletler Endüstriyi Geliştirme Organizasyonu da dahil olmak üzere birçok

tanju özelgin: Direnebilmeniz için büyümeniz gerekiyor.

organizasyonda dünya çapındaki KOBİ'ler için iş ve firma kültürünü geliştirme çalışmalarını yürüten The Global Compact'ın üyesi olarak görev almaya başladı ve halen bu görevi sürdürmekte.

gökhan karakuş: Fakir bir ülkeyiz ama belli açılardan da zenginiz. Evet sorunlarımız var ama burada kültürün sırf okullar ya da firmalar tarafından değil sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelip, akışı ve ara görevi üstlenebileceği bir yapı oluşturması lazım. Örneğin kuzey ülkelerinde devletin de bu anlamda desteği oluyor.

Alpay Er 1988 yılında ODTÜ Endüstriyel Tasarım Bölümü'nden mezun oldu. Doktorasını 1994 yılında Manchester Metropolitian Üniversitesi'nde tamamladı. 1997 yılında İTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü'nde öğretim üyesi olarak çalışmalarına başlayan Er, 2006 yılından bu yana bölüm başkanlığı görevini sürdürüyor. Er, aynı zamanda tasarım yönetimi, stratejileri ve endüstriyel tasarım konularında danışmanlık yapıyor.

arhan kayar: Buna karşın Milano'da yapılan tasarım etkinliğinde devlet desteği yok. Arhan Kayar 1988 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. 1992 yılına kadar

alpay er: İtalya ile devletin organizasyon yapısı açısından çok benziyoruz. Her şeyden önce onlardan öğreneceğimiz bir şey varsa o da devletin etkin olarak olmadığı bir ortamda tasarım kültürünün orta ve küçük ölçekli sanayiye dayanarak nasıl büyüdüğüdür. Şanghay'da ya da Milano'da görülenler yan yana getirerek burada uygulanmaya çalışılıyor. Ama aslında yerellik hepsinden önemli. Bu sene yapılan İstanbul Tasarım Haftası, "Türkiye'den söylenebilecek hiçbir söz yok mu?" dedirtti. Şu an var olan şekliyle değil, ama ben doğrusu İstanbul Tasarım Haftası'nı önemsiyorum. Çünkü okulumun ve öğrencilerimin bu tür bir etkinliğe ihtiyacı var. İstanbul Tasarım Haftası denildiği zaman tümüyle kente yayılmış bir etkinlik anlamak istiyorum. Örneğin bu sene IDA 2013 World Design Congress adaylığının iş yoğunluğundan dolayı IDW ile ilgilenemedik ve açıkçası mevcut haliyle önceliklerimiz içerisinde yer almadığı için de tasarım haftasına katılmadık. Bu, öğrenciler arasında önce bir hoşnutsuzluk yarattı, hatta bölüm olarak prostesto etttiğimiz şeklinde spekülasyonlara bile yol açmış -ki böyle bir şey yoktu- ama daha sonra öğrenciler bana gelip hocam iyi ki bu yıl katılmamışız dediler. Çünkü ortada okullar adına sadece bir proje karmaşası vardı. Biz önceki

serbest tasarımcı, sanat yönetmeni, sergi ve proje prodüktörü olarak çalıştı. dDf (Dream Design Factory) şirketinin kurucu ortağı olan Kayar şu an şirketin proje geliştirme ve tasarım bölüm başkanlığı görevini sürdürüyor. 2005 yılından beri ise İstanbul Tasarım Haftası'nın koordinatörlüğünü üstleniyor. Gökhan Karakuş Mimari eleştirmen, kuramcı ve tasarımcı Karakuş, Turkish Touch in Design, Contemporary Product Design by Turkish Designers Worldwide, ve Turkish Architecture Now adlı kitaplarının yazarı, tasarım ve mimarlık alanlarında İTÜ, Bilgi Üniversitesi ve Politecnico di Milano'da dersler verdi. Wallpaper, ID, Artunlimited ve Icon Türkiye gibi dergilerde katkıcı editör olarak yazılar yazdı. Natura Dergisi'nin yayın direktörlüğünü üstlenen Karakuş, kurucusu olduğu internet tasarım ve strateji ajansı Emedya'nın da yürütücülüğünü üstleniyor. Tanju Özelgin 1984 yılında Marmara Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nden mezun oldu. Kurucu ve kurucu ortağı olduğu Scala Design ve Parlak Kırmızı’dan sonra To Design Studio’yu kurdu, 2005 yılından itibaren de bünyesinde endüstri ürünleri tasarımı ve iç mimarlık çalışmalarına devam ediyor. Birçok yarışmaya jüri üyesi, sergi katılımcısı, atölye yöneticisi olarak katılan Özelgin aynı zamanda da öğretim üyesi ve proje danışmanı olarak eğitim süreçlerine de katkıda bulunuyor.



OTTO Tuna firmasının İsviçre kökenli Girsberger ile kurduğu Tuna Girsberger, iş dünyasına yenilikçi ürünler sunmaya devam ediyor. Sempatik görünümü ve sınırsız seçeneğe olanak veren akılcı çözümleriyle ofislerde yerini alan, İspanyol tasarımcı Carlos Tiscar tarafından tasarlanan Otto oturma/ bekleme üniteleri, ofis girişleri ve

Mooia Acoustic

www.diyalogofis.com

KASIM 2010 - XXI 66

YENİ - ÜRÜN

Diyalog Ofis'in temsilciliğini üstlendiği ofis mobilyası firması Sedus, Mooia Acoustic serisini kullanıcılara sunuyor. Mooia Acoustic Wall, Regular Wall, Acoustic Base, Regular Base, Acoustic Air ürünlerinin yanı sıra Mooia Acoustic, Organic, Cubes, Paravent, Transparent serisiyle de dikkat çekiyor. Mooia

Acoustic serisi, yüzey kaplamalarındaki fotoğraf baskı, kumaş gibi bitiş çeşitliliği, zengin tasarım seçenekleri ve yüksek standartları ile, mekanlarda en uygun ve estetik çözümü sunuyor. Mooia Acoustic ofislerde, her türlü genel ortamlarda, sesi en yüksek kalitede en aza indiriyor.

ELEGANCE İntema Mutfak'ın yeni serisi, sade hatları ve pastel tonlarıyla mutfaklarda yerini alıyor. Seri, cam dolap kapaklarıyla mutfaklarda ışık oyunları yaratırken inci tanesi, siyah, altın tozu, bej, rosso vino, toz pembe ve kristal olmak üzere toplam yedi renk seçeneği sunuyor. İntema Mutfak, Türkiye genelinde 40 satış noktasında bulunan uzman kadrolarıyla, satış öncesi yönlendirme, danışmanlık, projelendirme ve mimari hizmetin yanı sıra, satış sonrası montaj ve servis hizmetleri de sunuyor. www.intemamutfak.com.tr

ALTROVE EA Tasarım'ın temsilciliğini üstlendiği Artemide'nin Carlotta de Bevilaqua tasarımı Altrove, tek başına ya da modüllerin bir araya gelmesiyle çoklu olarak duvara ve tavana uygulanabiliyorken sarkıt olarak da kullanılabiliyor. Üründe, isteğe bağlı olarak renk değişimi sağlanabiliyor. Bu

karşılama alanları gibi, çok sayıda kişinin oturarak beklemesinin gerekebileceği yerler için ideal. Krom ayak ve sırt üzerine farklı döşeme ve renk alternatifleri sunan ürün, modüler yapısı, birbirine bağlanmaya olanak veren açılı köşeleri ve ayrıca istenildiğinde masif ahşap malzemeden oluşan üçgen ya da dikdörtgen masa seçeneklerini de barındırıyor. www.tunaofis.com

özelliğiyle Artemide'nin Mywhitelight serisinde yer alıyor. Özel uzaktan kumandası, RGB renk geçişlerini kontrol etmeyi sağlarken Mywhitelight’a adını veren özelliği olan; beyaz rengin, soğuktan sıcağa geçerken elde edilebilecek tüm tonlarını da mümkün kılıyor. www.ea.com.tr



INTERAX

LED Mum Ampuller

Çuhadaroğlu’nun yarattığı markalardan biri olan Interax'ın, herhangi bir yerde başlayan yangının diğer bölümlere sıçramamasında büyük rol oynayan alüminyum yangın kapıları, özellikle AVM, hastane ve okul gibi toplu kullanımın bulunduğu büyük projelerde tercih ediliyor. Üzerinde kullanılan, yüksek dayanıklılık gücüne sahip cam formları, kullanılan kapı aksesuarları, kapı ve kasa arası derz dolgu malzemelerine kadar seçilen ürünlerin özellikleri sayesinde, yangın anında bütünlük sağlıyor.

Akkor mum ampullerin yerini almak üzere tasarlanmış olan Megaman LED Mum ampulleri noktasal bir ışık kaynağı üretebiliyor ve bu kaynaktan ışık yayma prensibi, akkor bir mumun filamanına benziyor. Özellikle kristal avizeler, şamdanlar ve dekoratif duvar apliklerinde ışıltılı bir aydınlatma etkisi yaratırken, ortamın ışıl ışıl parlamasını sağlıyor. Akkor ampullere oranla %80 enerji tasarrufu sağlayan bu yeni nesil ampuller, standart bir akkor ampulden 30 kat daha uzun olan ömrüyle 30.000 saatlik kullanım ömrü sunarken neredeyse hiç ısınmıyor ya da ısı yaymıyor.

www.cuhadaroglu.com.tr

www.megaman.com.tr

Veranda Deck İç mekanlar için sunmuş olduğu zengin ürün alternatiflerini dış mekan için de oluşturmayı başaran Dendro'nun ham maddesi iroko ağacından oluşan Veranda Deck koleksiyonu, sert hava şartlarında bile estetik yapısını koruyor.

KASIM 2010 - XXI 68

YENİ - ÜRÜN

Kaymayan yüzeyi sayesinde ıslak zeminlerde bile rahat hareket etme olanağı sağlayan ürün, sauna, banyo,

Suntech Sistemlerini yurtiçi ve yurtdışına, Vera markasıyla satışa sunan Albayrak Tente'nin dış yaşam alanlarını yılın tüm aylarında kullanılabilir hale getiren Suntech raylı sisteminin strüktürünü alüminyum, ahşap ya da paslanmaz çelik malzeme oluşturuyor. Sistemde, ışık geçirmeye ve yanmaya karşı Blackout kumaşı kullanılıyor. Uzaktan kumanda ve motor sistemlerinde

duş ve havuz kenarlarında tercih ediliyor. Serideki ürünlerin doğal esnekliği ve tasarımsal uygulamalara imkan tanıyan yuvarlak kenarları sayesinde; aileler çocukları için güvenli alan bölmeleri oluşturabildiği gibi, özgün ve özgür tasarım uygulamalarında, bahçe ve peyzaj alanlarında, otel, restoran, kafe, teras ve balkonlarda, kuru ve ıslak zeminlerde tercih ediliyor. www.dendro.com.tr

Fransız Somfy markasının kullanıldığı sistemin, kumandaya tek dokunuşla hareketi sağlanıyor. Albayrak AR-GE ekibi tarafından geliştirilen, dünyada ilk ve tek olan patentli sekiz tekerlekli taşıyıcı arabayla sistemin hareketi sağlanırken kendinden yağmur oluklu ön kiriş sistemiyle de suyun, ön dikmelerden sorunsuz şekilde tahliyesi sağlanıyor. www.albayraktente.com

Ankastre SerİSİ Vestel Mirror, Black, Inox ve White adlı dört yeni ankastre serisini tüketicilerin beğenisine sunuyor. Kullanıcılara on üç farklı alternatifiyle sunulan seriler, kullanıcı dostu bulaşık makineleri, çok fonksiyonlu fırın, ocak ve davlumbaz modelleriyle dikkat çekiyor. A enerji performansıyla ankastre fırınlar iç sıcaklıklarını 500 dereceye kadar çıkarabiliyor. Ankastre

ocaklarda ise alev istenmeden kapandığında gaz emniyeti devreye giriyor. Ankastre mikro dalga fırınlar ise ekspres pişirme fonksiyonu ile acil durumlarda yemeğin hazırlanma süresini kısaltırken ankastre bulaşık makinesi ise Hızlı 30´ Programı ile normal kirli bardak ve tabakların 40 derecede, 30 dakika gibi kısa bir zamanda yıkanmasını sağlıyor. www.vestel.com



SLV 901 Silverline SLV 901 model ankastre fırın, dijital olarak programlanabilme özelliğinin yanı sıra, dilediğiniz dokuz fonksiyondan en uygun olanı seçerek yemeklerin arzu edilen lezzette pişmesini sağlıyor. SLV 901 model fırının dokunmatik kontrol özelliğiyle en uygun ateşleme seviyesinden biri seçilebiliyor. Fırının zaman ayarlayıcıları sayesinde mutfakta geçirilen zamanın daha verimli olması sağlanıyor. 75 litrelik geniş iç hacme sahip SLV 901 fırının program sonu devre kesicili alarm özelliği mutfaklarda güvenliği artırıyor. www.silverline.com.tr

Soho

KASIM 2010 - XXI 70

YENİ - ÜRÜN

Kalebodur'un yeni ürünü Soho serisinin dokusundaki minimal kareler sayesinde yüzeyinde ışıltılı bir yapı oluşuyor. Soho, farklı açılardan bakıldığında geometrik çizgilerin yarattığı ışık oyunlarıyla hem iç hem de dış mekanları sürekli bir devinimin içine çekiyor. Farklı tasarımının yanı sıra

kolay temizlenebilme özelliğiyle de ön plana çıkan Soho, porselenin sağlamlığı ile estetiği harmanlıyor. Beyaz, fildişi, kahve ve siyah renk alternatifleriyle sunulan seri, 60x60 cm’lik karolardan oluşuyor. Soho, ev, otel, kafe, konut, alışveriş merkezi, restoran gibi mekanlarda kullanılabiliyor. www.kale.com.tr

ALFIERE Ideal Standard, dinamik ve geometrik çizgileriyle dikkat çeken Alfiere serisi armatürleri sunuyor. Ideal Standard için Studio Baroni & Valeriani tarafından satranç taşlarından ilham alınarak tasarlanan Alfiere serisinde kullanılan krom üst başlık banyolara minimalist bir dokunuş sağlıyor.

Tasarımının yanı sıra işlevselliğiyle de dikkat çeken Alfiere serisinin lavabo bataryası, hem lavabolara hem de bidelere monte edilebiliyor. Lavabo, bide ve banyo bataryasından ve duş setlerinden oluşan Alfiere serisi, belirgin ve minimalist tasarımıyla her banyoya uyum sağlıyor. www.idealstandardturkey.com



KarIm RashId artstone ekibiyle buluştu

İstanbul Tasarım Haftası dünyaca ünlü tasarımcı Karim Rashid'i ağırladı. Aralarında, Umbra, Issey Miyake, Prada, Mikasa, Edra, Frighetto, Herman Miller, Giorgio Armani, Yahoo gibi markalarla

çalışan ve 2000’den fazla ürün tasarımına sahip tasarımcı, doğaltaş görünümlü dekoratif duvar kaplama markası artstone ekibiyle buluşarak, ürünleriyle ilgili bilgiler alıp, karşılıklı sohbet etti. 2011 yılı için tasarım fikirlerini paylaşan ünlü tasarımcı, “artstone” ekibiyle görüşmelerinin ilerleyen dönemlerde de devam edeceğini bildirdi. www.artstone.com.tr

İtalya Cersaie Fuarı’nda büyük ilgi

Çanakkale Seramik, Kalebodur ile Kalekim, 28 Eylül - 2 Ekim tarihleri arasında İtalya’nın Bologna şehrinde düzenlenen dünyanın en büyük uluslararası seramik, inşaat ve banyo aksesuarları fuarı Cersaie’de en yeni ürünlerini sergiledi. Dünya seramik sektörü profesyonellerinin katıldığı önemli fuarlardan biri olan

Cersaie’de yeni tasarımlarını 320 metrekarelik standında sergileyen Çanakkale Seramik ve Kalebodur, seramik sektörüne farklı yön veren tasarımlara sahip yeni koleksiyonları ile ileri teknoloji ürünlerini tanıttı. Türk yapı sektöründen tek katılımcı olan Kalekim ise fuarda teknik ve dekoratif ürünlerinin yanı sıra izolasyon çözümlerini profesyonellerle buluşturdu. www.kale.com.tr

KASIM 2010 - XXI 72

FİRMA HABERLERİ

Corıan® Dış Cephe Kaplamasında Kullanıldı

Yeni kurumsal kimlik ve imaj geliştirmeyi amaçlayan Brørup Sparekasse Bankası'nın, Danimarka Frederica’daki yeni şubesinin dış cephe kaplamasında DuPont™ Corian® kullanıldı. Bu proje, İskandinav ülkelerinde DuPont™ Corian®’ın dış cephe kaplaması olarak kullanıldığı ilk proje. Yeni şube için değerler ve hizmeti birleştiren, estetik ve işlevsellik açısından yüksek

seviyede yenileşimi sunan bir yapı tasarlamayı amaçlayan Schmidt Hammer Lassen Mimarlık'tan Klaus Petersen yapı hakkında şunları söyledi: “Cephe değişik boyutlarda ve şekillerde DuPont™ Corian® panelleriyle bir çeşit bulmacayı andıran bir görünüm oluşturularak yapıldı. Her ne kadar panellerin arasında belirli boşluklar olsa da uzaktan bakıldığında, bina adeta homojen ve ek yerleri belli olmayan bir deriyle kaplanmış gibi görünüyor.” www2.dupont.com

Alu, yeni sistemi Slıder ile Perakende Günleri’ndeydi

Perakende dünyasının en yeni boyutlarını geniş bir yelpazede gündeme getirdiği Perakende Günleri’nde, tasarım ve mekan çözüm merkezi Terminal’in mağazacılık anlayışına farklı bir yaklaşım sunan Alu sistemleri sergilendi. Perakende sektöründe, birçok farklı alanın mekân tasarımları için ürün desteği veren ve çözümler sunan Terminal, aynı dili

konuşan geniş bir ürün ailesinin bir araya gelmesi ile oluşan bir tasarım ve mekan çözüm merkezi. Terminal, mağazacılık anlayışına farklı bir yaklaşım katan Alu markası ile birçok sektör için farklı ve fonksiyonel mağaza çözümleri sunmaya devam ediyor. Marka, özellikle iletişim ve hazır giyim sektörünün dünya çapında markaları için yaptığı uygulamalarla başarısı kanıtlanmış mağaza çözümleri sunuyor. www.terminaldesign.com.tr

EL-Bİ ELEKTRİK UKRAYNA'DA OFİS AÇTI

Dünyanın pek çok ülkesine ihracat gerçekleştiren EL-Bİ Elektrik, büyüyen pazar payı ve satış hedefleri doğrultusunda Ukrayna’da açtığı ofisinin lansman toplantısını gerçekleştirdi. Lvov Hotel Opera’da

gerçekleşen lansmana mimarlar, mühendisler ve yapı sektörünün önemli isimleri katıldı. Ofisin lansmanına firmanın Satış ve Pazarlama Direktörü Alp Alptugay ile Ukrayna Ülke Müdürü Olga Eyigyun katıldı. Alptugay ve Eyigyun, lansmanda hem çalışma planlarından hem de 2011 yılına ait hedeflerinden bahsetti. www.el-bi.com

BetofIber Ankara Yapı Fuarı’nda iki yeni ürün tanıttı

GRC (Elyaf Katkılı Beton) sektörüne yeni ürünler sunan Betofiber, son olarak katıldığı Ankara Yapı Fuarı’nda iki yeni ürününü sergiledi. Türkiye’de ilk kez kullanılan GRC Ses Bariyerleri ile sektörde giderek önem kazanan

dekoratif kullanım alanı olan GRC peyzaj elemanlarını tanıttı. Betofiber Yönetim Kurulu Başkanı Umut Durbakayım dayanıklılık, estetik ve fiyat avantajına sahip GRC Ses Bariyerleri’nin özellikle kamu sektöründe hızla yaygınlaşacağını, reflektif bariyerler, ses dağıtıcı bariyerler ve ses emici bariyerler adı altında üç önemli kullanım alanı olduğunu söyledi. www.betofiber.com

YENİ TİCARİ TİP SICAK SU ÜRETİCİSİNİ TANITTI

Mitsubishi Electric Klima Sistemleri’nin tek yetkili temsilcisi olarak gelişen KlimaPlus, hem ısıtma hem de sıcak kullanma suyu elde etmede yeni ticari tip sıcak su üreticileri ile ideal çözümler

sunuyor. Düzenlenen lansmanda yeni ürünlerin, 70°C akış sıcaklığı sağlayabildiğini ve ticari binalara enerji verimli sıcak su sağlamada ideal bir çözüm sunduklarını bildiren KlimaPlus Enerji ve Klima Teknolojileri Paz. San. ve Tic. A.Ş. Genel Müdürü Yenal Altaç, bu yolla ısı geri kazanımlı sistemin, tüm yıl boyunca maksimum verimli olmasını sağladığını ve enerji tasarrufunu arttırarak çalışma maliyetlerini azalttıklarını vurguladı. www.klimaplus.com.tr

Ytong’dan Ulusal Mimari Tasarım Yarışması

Dünya Mimarlar Birliği’nin (UIA), 2010 yılı Dünya Mimarlık Günü dolayısıyla belirlediği “Daha İyi Kent, Daha İyi Yaşam - Tasarım Yoluyla Sürdürülebilir” temasına Ytong, Ulusal bir Mimari Tasarım Yarışması ile destek veriyor. “Çatılar ve Sürdürülebilirlik” konulu yarışma ile, mimarları, yeni fikirlerle

katkıda bulunmaya davet ediyor. Sürdürülebilir kentsel çevre için, mevcut yapı stoğunun iyileştirilmesi gerekliliğine dikkat çeken Ytong, yarışmayla var olan mekanları yeniden değerlendirerek barınma sorununa da yenilikçi çözüm önerileri getirmeyi hedefliyor. 14 Şubat 2011 tarihinde son bulacak yarışmayla ilgili açıklayıcı bilgi ve yarışma şartnamesine internet sitesinden ulaşılabilir. www.ytong.com.tr



uygulama merkezİ - aydınlatma - lyon KASIM 2010 - XXI 74

DIŞ MEKANLARDA KALİTELİ AYDINLATMA Philips’in Lyon’daki dış mekan aydınlatma uygulama merkezi OLAC, yol, sokak ve mimari aydınlatma için geliştirilebilecek farklı senaryoları sunuyor. Hülya Ertaş

Philips’in Lyon’daki OLAC (Outdoor Lighting Application Center) adlı simülasyon merkezinde, dış mekan aydınlatma uygulamalarının o yerleri nasıl farklılaştırdığı gözlemlenebiliyor. Birer seminer odası olarak düzenlenen ve camlı yüzeyiyle dış mekanlara bakan üç farklı odada üç farklı dış mekan aydınlatma senaryosu izlenebiliyor: yol, konut bölgesi ve kent merkezi aydınlatmaları. Aydınlatmanın hem güvenlik açısından önemini hem de kentsel kaliteyi artırmadaki rolünü gözler önüne sermeyi hedefleyen OLAC, mimarlar, aydınlatma tasarımcıları, elektrik mühendisleri ve yerel yöneticiler için birer meslek içi eğitim alanı olarak düşünülebilir.

Yol aydınlatması simülasyonunda öncelikle hiç aydınlatma yapılmayan bir karayolunu deneyimleniyor. Bu karanlık ortamda yalnızca aracın farları ve birkaç belirgin nesne gözlenebilirken en düşük kalitede yol aydınlatması yapılarak önceden fark edilmemiş olan nesneler -insan mankenleri, hayvan modelleri- görünür kılındı. Ardından konvansiyonel ve yenilikçi aydınlatma şemalarıyla yolun çok daha belirgin bir şekilde algılanması sağlandı, sürücünün gözünün yorulmamasının da hesaba katıldığı bu şemaların yol güvenliğine yaklaşımları tanıtıldı. Konut bölgesi için yapılan aydınlatma simülasyonunda ise farklı yüksekliklerde sokak aydınlatmalarıyla farklı düzeylerde ışık kalitelerinin nasıl elde edilebileceği gösterildi. Sokak mobilyalarında aydınlatma kullanımı

ve özellikle çocukların güvenli bir oyun alanına sahip olması için çocuk parkındaki aydınlatmanın önemi üzerinde duruldu. Gelişen LED teknolojisiyle daha tasarruflu ve kaliteli gündelik mekanların nasıl oluşturulabileceği anlatıldı. OLAC’ın en etkileyici bölümü şüphesiz ki kent meydanı aydınlatması senaryolarının sunulduğu mimari aydınlatma kısmıydı. Bir kafe, önünde heykel olan anıtsal bir yapı ile modern bir binanın yer aldığı kent meydanı modelinde dramatik aydınlatma senaryolarıyla nasıl farklı kentsel mekanlar yaratılabileceği sunuldu. LED’ler, cepheleri yıkayan ya da noktasal olarak yapısal elemanlara odaklanan çözümlerle Philips’in sunduğu ürün çeşitliliği de gözler önüne serildi.


uygulama merkezi - aydınlatma - lyon 75 XXI - KASIM 2010

karşı sayfada ve bu sayfada en üst sırada OLAC kent meydanı aydınlatması bu sayfada üstte: Sokak aydınlatması solda: Yol aydınlatması


KASIM 2010 - XXI 76

REFERANS PROJE - OTOMASYON SİSTEMLERİ VE MEKANİK

AKUSTA Akusta, konut, işyeri, yat, otel ve üniversite gibi Türkiye’nin akıllı mekanlarını tasarlayan grupların başında geliyor. Kontrol ve otomasyon teknoloji firması AMX’in Türkiye temsilciliğini üstlenen Akusta, özel elektronik sistem tasarımı ve gelişkin kontrol sistemleri uygulamalarında eksiksiz bir hizmet sunuyor. Türkiye’yi high-end ses sistemlerle tanıştıran firma, 20 yılı aşkın bir süredir başta Harman Kardon ve B&W grup şirketleri gibi dünyanın önde giden firmalarının Türkiye temsilciliğini üstleniyor. Genel kontrol sistemleri üzerine ses ve görüntü uygulamalarını entegre eden firmanın ekibi, mimari proje aşamasından başlayarak binanın kullanıcıya teslim edildiği ana kadar hizmet sunuyor. Teslim sonrası kullanıcının ihtiyaçlarına yönelik gerekli ayarlamaları yaparak, yaşam kalitesinin sürekliliğini sağlıyor. www.sfrkd.com • Alsit Villa Projeleri, İstanbul, 2000-2010 (en altta)

• Koç Üniversitesi, İstanbul, 2005 • Les Ottoman Otel, İstanbul, 2005 (en üstte)

• Channel Kanyon, İstanbul, 2006 • Harvey Nichols Kanyon, İstanbul, 2006 • Intel Türkiye Ofisi, İstanbul, 2006 • Borusan - Perili Köşk, İstanbul, 2007 (ortada solda)

• Ilıca Otel, İzmir, 2007 • Peri Yachts, Antalya, 2007 - ... (ortada sağda)

• Nourah Of Riyad - 65m M/Y, Gölcük, 2008 • Shaya Grup Toplantı Odası, İstanbul, 2008 • Cumhurbaşkanlığı Çankaya Köşkü, Ankara, 2009 • Cumhurbaşkanlığı Huber Köşkü, İstanbul, 2009 • RMK Marine - Nazenin 5, İstanbul, 2009 • Selenium Twins Penthouse, İstanbul, 2010



KASIM 2010 - XXI 78

REFERANS PROJE - OTOMASYON SİSTEMLERİ VE MEKANİK

KONE 50 ülkede 35 binden fazla çalışanıyla 100 yıldır faaliyet gösteren Kone, Türkiye pazarında da büyük projelere imza atıyor. Sertifikalı ürünleriyle en güvenilir markalar arasında yer alıyor. Dünyada yılda 35 bin adedin üzerinde asansör ve yürüyen merdiven üreten, 600 bin civarında üniteye bakım hizmeti veren firma, asansör ve yürüyen merdivenler için eko-etkin çözümler sunuyor. Tasarımdan başlayarak, imalat ve montaj aşamasına, montajdan bakım ve modernizasyona kadar her adımda müşterilerine destek veriyor. Yılda yaklaşık 1200 ünite asansör tesis eden ve 8500 üniteye bakım hizmeti veren Kone Türkiye, yeni asansör tesisi ve bakım hizmetlerinin yanı sıra, Türkiye için ürettiği deprem sertifikalı asansörü, sektöre elaman yetiştiren okulu, Green Building organizasyonları ve Yapı Erişim Sertifikasyonu gibi sosyal sorumluluk projelerini de yürütüyor. Sektöre getirdiği yenilikler ve çıkardığı ürünlerle standartları oluşturan firma, asansör ve yürüyen merdiven konusunda 3000 patentli ürünü elinde bulundururken her yıl yaklaşık 300 adet yeni patent alıyor. www.kone.com.tr • Bursa Kent Meydanı, Bursa • Concorde Otel, Antalya • Cratos Premium, KKTC • Egepark AVM, İzmir (en altta solda) • Gordion AVM, Ankara • Grand Rixos Otel, Ankara (ortada sağda) • Gürel Tower, İzmir • Halkbank, Ankara • Malatya AVM, Malatya (en üstte solda) • Nidakule, İstanbul • Pamukkale Üniversitesi Hastaneleri, Denizli • Portakal Çiçeği Konutları, Ankara • Ritz Carlton Otel, İstanbul • Sky Towers, İstanbul (ortada solda) • Uphill, İstanbul



KASIM 2010 - XXI 80

REFERANS PROJE - OTOMASYON SİSTEMLERİ VE MEKANİK

LEGRAND Konut, ticari ve endüstriyel yapılar için elektrik tesisatı ve yapısal kablolama sistemlerinde komple çözüm sunan firma, Türkiye’de bilişim teknolojileri, 19” rack kabin ve kabinet markası Estap ve kesintisiz güç kaynağında hizmet veren Inform gibi kendi alanında uzman markaları bünyesine kattı. Legrand’ın konutlara yönelik çözümleri arasında; anahtar priz ve ev otomasyonu, ticari ve endüstriyel yapılara yönelik çözümleri arasında ise şalt ürünleri, trafo, dağıtım panoları, kablo taşıma sistemleri, acil durum aydınlatma ürünleri, yapısal kablolama, hemşire çağrı sistemleri ve aydınlatma kontrol sistemleri yer alıyor. 1990 yılından beri Türkiye’de elektrik sektöründe faaliyet gösteren Legrand, yapısal kablolama sistemleri, anahtar serileri, otomatik sigortaları ve şalterleri, modüler kumanda cihazları, kablo dağıtım sistemleri, endüstriyel ürünleri, emniyet aydınlatma sistemleri ve sarf malzemesi içeren geniş ürün yelpazesiyle Türkiye pazarında her tür bina için aynı marka ile A’dan Z’ye komple çözümler sunuyor. www.legrand.com.tr • Eldem Residence, Eskişehir, 2009 • Titanik Otel Taksim, İstanbul, 2009 • Vaillant İzmir Bölge Müdürlüğü, İzmir, 2009 • Ankara Sapphire Park, Ankara, 2010 • Billur Yalı Evleri, Adana, 2010 • Fulya Teras Evleri, İstanbul, 2010 • Greenpark Otel Pendik, İstanbul, 2010 • İstinye Hillpark Suites, İstanbul, 2010 • Paragon Bostancı, İstanbul, 2010 • Rixos Bomonti, İstanbul, 2010-2011 • Sapphire, İstanbul, 2010 (sağda) • Tavukçuoğlu Suadiye Konakları, İstanbul, 2010 • Topoğlu Residence, İstanbul, 2010



KASIM 2010 - XXI 82

REFERANS PROJE - OTOMASYON SİSTEMLERİ VE MEKANİK

MODERN ELEKTRONİK 25 yıldır Türk tüketicisine seçkin elektronik markalarıyla hizmet veren Modern Elektronik, kapı görüntüleme ve güvenlik sistemlerinin markası Siedle'ın 2005 yılından bu yana temsilciliğini üstleniyor. IF, red dot ve Good Design gibi dünya çapında sayısız tasarım ödülü kazanmış Siedle sistemleri, teknoloji, güvenlik ve kullanım kolaylığını estetik tasarımlarında buluşturuyor. Seçkin konut ve ofis projelerinde Siedle’ın site güvenliği, parmak izi kullanarak üst yönetim ofis erişimi, bina içi ve dışı iletişim, video ve görüntü kaydıyla giriş kontrolü ve yönlendirme için ürünleri tercih ediliyor. Firmanın modüler ve kişiselleştirilebilen tasarım anlayışı sayesinde, ürünler projelerin ihtiyaçlarına göre şekillendirilerek yapılara entegre ediliyor. Ayrıca kullanılan malzemelerin kalitesi ve zamana meydan okuyan tasarımları sayesinde, Siedle mimari projelerin yıllarca yeni kalmasına yardımcı oluyor. www.modern.com.tr • Bosch Ofis, Bursa • Güvercinlik Hava Üssü, Ankara • İngiltere Konsolosluğu, Ankara • İsviçre Konsolosuğu, Ankara • Kayseri Hava Üssü, Kayseri • Maya Residence, İstanbul • Media Markt Ofis, Eskişehir • Medina Turgul DDB, İstanbul • midek / mingü, İstanbul • Mustafa Öney Ofisi, İstanbul • Niveco Armona Denizcilik, İstanbul • Orva İlaç Ofis, İzmir • Pelican Hill Evleri, İstanbul (en üstte solda)



KASIM ajandasI 2 Kasım

2. Uluslararası İnşaatta Kalite Zirvesi'10

İstanbul Teknik Üniversitesi, Süleyman Demirel Kültür Merkezi, Maslak, İstanbul

www.imsad.org

Dedeman Otel, Konya

www.gyoder.org.tr

İstanbul Teknik Üniversitesi, Taşkışla, İstanbul

www.mimarist.org

Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca, İzmir

www.deu.edu.tr

İstanbul Modern, Tophane, İstanbul

www.amberconference.org

alıyor. Konusu “Planlamanın Dili” olarak belirlenen kolokyumda,

Erciyes Üniversitesi, Kayseri

www.spo.org.tr

Yıldız Teknik Üniversitesi, Beşiktaş, İstanbul

www.yses.yildiz.edu.tr

İstanbul Teknik Üniversitesi, Taşkışla, İstanbul

www.psm.itü.edu.tr

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı, İstanbul

amasymposium.wordpress.com

Antalya

www.antmimod.org.tr

İMSAD tarafından bu yıl ikincisi düzenlenecek olan zirve, sektörün tüm taraflarına kalite anlayışını değerlendirmek ve geleceğin heyecan verici yaklaşımlarını birlikte oluşturmak için imkan verecek bir platform sunmayı amaçlıyor.

2 - 3 Kasım

Konya Gelişen Kentler Zirvesi

Zirvede, stratejik, coğrafi, sosyal ve kültürel anlamda önemli roller üstlenen ve barındırdığı medeniyetlerin gelişimine büyük katkılar sağlayan Konya'nın sunduğu yatırım fırsatları ele alınıyor.

3 - 5 Kasım

4 Kasım

5. Ulusal Yapı Malzemesi Kongresi ve Sergisi

Kongre bu yıl, yeni bir geleceğin yapılanmasında Türkiye'nin

New Faces of Harbour Cities

Liman kentleri ve kıyıların, örnekler üzerinden irdelendiği

katkısını çok yönlü sorgulamayı hedefliyor.

etkinlik 09.30'da başlıyor.

6 - 7 Kasım

8 - 10 Kasım

AmberKonferans: “Verikent”

8 Kasım Dünya Şehircilik Günü: "Planlamanın Dili" Başlıklı 34. Kolokyum

Amber'10 bu yılki konferans temasında kent ve veri ilişkisini ele

planlama sürecinin bileşenleri, aktörleri, etkileri, etkilediklerinin mekansal, sosyal, ekonomik boyutları, doğal, kültürel miras ve korunması gerekli tüm değerlerimize özgün planlama/ tasarlama/koruma öneri ve yaklaşımlarının tartışılması hedefleniyor.

11 - 12 Kasım

21. Yüzyılda Yaratıcı Şehirler ve Endüstriler Sempozyumu

Sempozyumda, son yıllarda dünyada öne çıkan şehirlerin kültür endüstrisi temelinde uyguladıkları özgün kültür politikaları ve buna bağlı geliştirmekte oldukları yeni kültür endüstrilerini ne şekilde kullandıkları tartışılıyor.

24 - 26 Kasım

Planlamada Sayısal Modeller Sempozyumu

Sempozyum, doğal-yapılaşmış-beşeri çevreler arasındaki ilişkileri değerlendiren, bu çevrelerin planlanmasında,

ajanda

tasarımında ve gelişim stratejilerinin belirlenmesinde sayısal yöntemler kullanan ve geliştiren ve bu konu ile ilgilenen herkesi, planlama ve tasarım olgusuna yeni soluk ve açılımlar getirmek üzere buluşturmayı amaçlıyor.

24 - 26 Kasım

Mimarlık_Sanat Sempozyumu

Buluşmada, mimarlık ile sanata ilişkin güncel dönüşümlerin,

KASIM 2010 - XXI 84

medya bağlamında tartışılması, bu tartışmaların politik, estetik ve tarihsel kapsamlarda gündeme getirilmesi ve güncel üretim dinamiklerine ilişkin disiplinlerarası bir iletişim olasılığının ortaya çıkarılmasını hedefliyor.

25 - 27 Kasım

25 - 27 Kasım

Turizm ve Mimarlık Sempozyumu - 3: “Kent Kültüründe Turizm ve Mimarlık”

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen sempozyumda, “Kent, Yerel

“Mimarlık Eğitiminin Dünü, Bugünü, Yarını” Sempozyumu

Sempozyum'da, ülkemizdeki mimarlık okullarında, tasarım,

Kültür-Yerel Ekonomi ve Turizm”, “Turizm Mimarisi, Kültürel Miras ve Mimarlık İlişkisi”, “Turizm ve Sürdürülebilirlik” tema başlıkları tartışılıyor.

sanat, mimari stüdyo, restorasyon ve teknik içerikli derslerde

Selçuk Üniversitesi, Süleyman www.mmf.selcuk.edu.tr Demirel Kültür Merkezi, Konya

uygulanan yöntemsel yaklaşımların, elde edilen deneyim ve birikimlerin paylaşılması ve tartışılması hedefleniyor.

25 - 28 Kasım

6. Çatı, Cephe ve Yalıtım Sistemleri ve Teknolojileri Fuarı

Çatı, cephe kaplama ve uygun yalıtım sistemlerini, sektördeki yenilikleri ve çözüm önerilerini ziyaretçiler ile buluşturmayı amaçlıyor.

CNR Expo Fuar Merkezi, İstanbul

www.caticephe.com




Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Issuu converts static files into: digital portfolios, online yearbooks, online catalogs, digital photo albums and more. Sign up and create your flipbook.